Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



69.  HÂKKA SÛRESİ     الحاقة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الْحَاقَّةُ
1-) ElHakkatu;
El-Hakka (gerçekleşmesi muhakkak olan, reddi mümkün olmayan, ancak yaşanıldığında anlaşılacak olan, gerçeği tanıtan hakikat; kıyamet, vefat).

مَا الْحَاقَّةُ
2-) MelHakkatu;
Nedir elHaakka (O Haakka) ?.

وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحَاقَّةُ
3-) Ve ma edrake melHakkatu;
elHaakka’yı sana bildiren nedir (bilirmisin elHaakka’yı) ?.

كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
4-) Kezzebet Semudu ve 'Adun Bilkari'ati;
Semud (Salih’in kavmi) ve Ad (Hud’un kavmi) o (Bi-) Karia’yı (şiddetli ses çıkararak çarpan, şiddetle başlarına inen; Sistem’in cezası, musibet, helak; kıyamet, ölüm) yalanladılar.

فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ
5-) Feemma Semudu feühlikü Bittağıyeti;
Semud’a gelince, (Bi-) tuğyan eden (Salih’in devesini boğazlayıp öldüren?) ile helak edildiler.

وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
6-) Ve emma 'Adun feühlikû Biriyhın sarsarin 'atiyetin;
Ad’a gelince, sarsar (uğultulu-kavurucu soğuk, semumu şiddetli rüzgar) ve atiye (azgın, şiddetli) bir (Bi-) rüzgar ile helak edildiler.

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُوماً فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَى كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
7-) Sahhareha 'aleyhim seb'a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen feteralkavme fiyha sar'a keennehüm a'cazu nahlin haviyeh;
Onu (o rüzgarı Allah) onlara, yedi gece ve peşpeşe sekiz gün (düz) teshir etti (onlara güç yetirtti, musallat kıldı, hükmettirdi)... O kavmi (Hud kavmini) orada içi boş hurma kütükleri gibi yere yıkılmışlar olarak görürsün.

فَهَلْ تَرَى لَهُم مِّن بَاقِيَةٍ
8-) Fehel tera lehüm min bakıyeh;
Onlara ait (onlardan geriye kalan) bir bakıye görüyormusun?.

وَجَاء فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ
9-) Ve cae fir'avnu ve men kablehu velmü'tefikatu Bilhatıeti;
Fravun, ondan öncekiler ve mü’tefikat (altı üstüne gelmiş, helak olmuş şehirler; Lut kavmi?) o (Bi-) hatayı yapanlar (bedene, dışa tabi olanlar; Sistem’i ihmal-red edenler) olarak geldiler.

فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً
10-) Fe'asav Rasûle Rabbihim feehazehüm ahzeten rabiyeten;
Böylelikle Rablerinin Rasûlü’ne asi oldular da (Rableri,) onları gittikçe artan bir şekilde yakalayıverdi.

إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاء حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ
11-) İnna lemma tağal mau hamelnaküm fiylcariyeti;
Muhakkak ki o su tuğyan ettiğinde (haddi aştığında, kontrol edilemez hale geldiğinde), sizi akıp gidenin (Nuh’un gemisi’nin, şeriat’ın?) içinde biz taşıdık.

لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا أُذُنٌ وَاعِيَةٌ
12-) Linec'aleha leküm tezkireten ve te'ıyeha üzünün va'ıyeh;
Onu sizin için bir hatırlatma-öğüt kılalım ve iyi ezberleyen/iyi belleyen bir kulak da onu belleyip kavrasın (unutmasın) diye.

فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ
13-) Feiza nufiha fiysSuri nefhatun vahıdetun;
Sur’a (sûretlere) nefha-i vahide (tek bir üfürüş) nefholunduğunda.

وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً
14-) Ve humiletil'Ardu velcibalu fedükketa dekketen vahıdeten;
Arz ve dağlar hamlolunup (yüklenilip, kaldırılıp) da bir vuruşla/çarpılışla darmadağın/toz edildiklerinde.

فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ
15-) Feyevmeizin veka'atilvakı'ah;
İşte o gün o vakıa (vuku bulacak gerçek; ölüm) vuku bulmuştur.

وَانشَقَّتِ السَّمَاء فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
16-) Venşakkatis Sema'u fehiye yevmeizin vahiyeh;
Ve o Sema yarılmıştır... O gün o, vahiye (çökmüş, delik deşik olmuş, kuvvetsiz) dir.

وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ
17-) VelMelekü 'alâ ercaiha* ve yahmilu 'Arşe Rabbike fevkahüm yevmeizin semaniyeh;
Melek (ler) de onun (o sema’nın) etrafındadır... Rabbinin Arşı’nı (kalbi) ise o gün onların fevkınde bulunan sekiz (melek) taşır.

يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَى مِنكُمْ خَافِيَةٌ
18-) Yevmeizin tu'radune la tahfa minküm hafiyeh;
O gün, sizden (size ait) hiçbir gizlenen (amel) gizli kalmaksızın arzolunursunuz.

فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَؤُوا كِتَابِيهْ

19-) Feemma men utiye Kitabehu Bi yemiynihi feyekulu haumukreu Kitabiyeh;

Kitabı (Bi-) sağdan verilmiş olana gelince; o şöyle der: “İşte alın, okuyun kitabımı!”.

إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيهْ
20-) İnniy zanentu enniy mülakın hısabiyeh;
“Doğrusu ben, hesabıma kavuşacağımı zannetmiştim (ona göre yaşadım)”.

فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
21-) Fehuve fiy 'ıyşetin radıyeh;
Artık o, hoşnudluk veren bir yaşayış içindedir.

فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
21-) Fiy cennetin 'aliyetin;
Ali (yüksek) bir cennette.

قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
23-) Kutufuha daniyeh;
Onun devşirilenleri (meyvaları) yakındır.

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئاً بِمَا أَسْلَفْتُمْ فِي الْأَيَّامِ الْخَالِيَةِ
24-) Külu veşrebu heniyen Bima esleftum fiyl'eyyamilhaliyeh;
Geçmiş günler içinde (dünya günlerinde) amelden takdim ettiklerinize (geçmişte yaptıklarınıza) mukabil (B sırrınca) afiyetle yeyin, için.

وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُوتَ كِتَابِيهْ
20-) Ve emma men utiye Kitabehu Bişimalihi feyekulu ya leyteniy lem ute Kitabiyeh;
Kitabı (Bi-) soldan verilmiş olana gelince; o da şöyle der: “Keşke bana kitabım verilmeseydi!”.

وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيهْ
26-) Ve lem edri ma hısabiyeh;
“Hesabımı hiç bilmeseydim”.

يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ
27-) Yaleyteha kânetilkadıyete;
“Keşke (ölümle) iş bitmiş olsaydı”.

مَا أَغْنَى عَنِّي مَالِيهْ
28-) Ma ağna 'anniy maliyeh;
“Malım bana hiçbir fayda sağlamadı”.

هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيهْ
29-) Heleke 'anniy sultaniyeh;
“Saltanatım da benden helak/yok olup gitti (hiçbir tutanağım ve delilim de yoktur arık)”.

خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
30-) Huzuhu feğulluhu;
(Şöyle denilir): “Onu tutun da bağlayın onu”.

ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ
31-) Summel cahıyme salluhu;
“Sonra Cahıym’e (cehennem’e) maruz bırakın/atın onu”.

ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعاً فَاسْلُكُوهُ
32-) Sümme fiy silsiletin zer'uha seb'une zira'an feslukûh;
“Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan bir silsile (zincir?) içine sokun onu”.

إِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ
33-) İnnehu kâne la yu'minu Billahil'Azıym;
“Çünkü o, Aziym olan Allah’a (B sırrıyla) iman etmiyordu”.

وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ
34-) Ve la yehuddu 'alâ ta'amil miskiyn;
“Miskinleri (yoksulları) doyurmaya teşvik etmiyordu (cimriydi)”.

فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ
35-) Feleyse lehulyevme hahuna hamiym;
“Artık bugün burada onun hiçbir candan/sıcak dostu yoktur”.

وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
36-) Ve la ta'amun illâ min ğısliyn;
“Ğısliyn’den (cehennem ehlinin akıntıları, kirleri ve artıklarından) başka yemek de yoktur”.

لَا يَأْكُلُهُ إِلَّا الْخَاطِؤُونَ
37-) La ye'küluhu illelhatıun;
“Onu da ancak o hata yapanlar (kasden günah işleyenler; bedene, dışa tabi olup hakikatlerinden perdelenenler; şirk ehli) yer”.

فَلَا أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
38-) Fela uksimu Bima tubsırun;
Kasem ederim gördüğünüz (Bi-) şeylere,

وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
39-) Ve ma la tubsırun;
Ve görmediklerinize (ki);

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
40-) İnnehu lekavlu Rasûlin keriym;
Muhakkak ki O (Kur’an), Keriym bir Rasûl’ün kavlidir (sözüdür).

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلاً مَا تُؤْمِنُون
41-) Ve ma huve Bikavli şa'ır* kaliylen ma tu'minun;
O bir şairin (Bi-) kavli (sözü) değildir... Ne kadar da az iman ediyorsunuz!.

وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُون
42-) Ve la Bilkavli kâhin* kaliylen ma tezekkerun;
Bir kahinin (Bi-) kavli (sözü) de değildir... Ne kadar da az tezekkür ediyorsunuz!.

تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ
43-) Tenziylun min Rabbil'alemiyn;
Rabb’ül Alemiyn’den bir tenziyl (tafsile indirme)’dir (O).

وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْأَقَاوِيلِ
44-) Velev tekavvele 'aleyna ba'dal'ekaviyl;
Eğer bazı uydurma (beşeri) sözleri (bunlar bana vahyolunuyor diye) bizim üzerimize iftira etseydi,

لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ
45-) Leehazna minhu Bilyemiyn;
Elbette Ondan (O’nun) sağ elini (B sırrınca) alırdık.

ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ
46-) Sümme lekata'na minhulvetiyn;
Sonra, elbette Onun vetiyn’ini (aort veya omurilik) keserdik.

فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ
47-) Fema minküm min ehadin 'anhu haciziyn;
Sizden hiçbir kimse buna engel de olamazdınız.

وَإِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
48-) Ve innehu letezkiretun lilmüttekıyn;
Muhakkak ki O (Kur’an), muttekıyler için bir hatıtlatma-öğüttür.

وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
49-) Ve inna lena'lemu enne minküm mükezzibiyn;
Ve muhakkak ki biz sizden yalanlayanları elbette biliyoruz.

وَإِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِرِينَ
50-) Ve innehu lehasretun 'alelkafiriyn;
Ve muhakkak ki O, kafirler için elbette bir hasrettir (büyük pişmanlık, sonsuz özlem).

وَإِنَّهُ لَحَقُّ الْيَقِينِ
51-) Ve innehu leHakkulyakıyn;
Ve muhakkak ki O (Kur’an), elbette Hakkel Yakıyn’dir.

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
52-) Fesebbih Bismi Rabbikel'Azıym;
Öyleyse Rabbinin İsm-i A’zamı ile (B sırrıyla) tesbih et!.

70. MEÂRİC SÛRESİ     المعارج

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

سَأَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ
1-) Seele sailun Bi'azâbin vakı';
Bir soran/isteyen, vaki olacak azabı (B gerçeği ile) sordu/istedi.

لِّلْكَافِرينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ
2-) Lilkafiriyne leyse lehu dafi';
Kafirler (gerçeği reddedenler, kendini tanımayanlar) içindir (o azab?)... Onu savacak yoktur.

مِّنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ
3-) MinAllahi Ziylme'aric;
Zül-Mearic olan Allah’dandır (o azab?).

تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
4-) Ta'rucülMelaiketu verRuhu ileyHİ fiy yevmin kâne mikdaruhu hamsiyne elfe senetin;
Melekler ve ruh, (sizin saymanıza göre) miktarı elli bin sene olan bir gün içinde uruc ederler O’na.

 فَاصْبِرْ صَبْراً جَمِيلا      
5-) Fasbir sabren cemiyla;
O halde (o gün için) güzel bir sabır ile sabret.

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيداً
6-) İnnehüm yeravnehu be'ıyda;
Muhakkak ki onlar onu (o azab gününü?) uzak görüyorlar.

وَنَرَاهُ قَرِيباً
7-) Ve nerahu kariyba;
Biz ise onu yakın görüyoruz.

يَوْمَ تَكُونُ السَّمَاء كَالْمُهْلِ
8-) Yevme tekûnüsSema'u kelmühl;
O gün Sema, erimiş maden gibi olur.

وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ
9-) Ve tekûnulcibalu kel'ıhn;
Dağlar renkli (boyanmış) yün gibi olur.

وَلَا يَسْأَلُ حَمِيمٌ حَمِيماً

10-) Ve la y e s'elu hamiymun hamiyma;

Bir dost, bir dostu sormaz (Abese: 37?).

يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ
11-) Yubassarunehüm* yeveddülmücrimu lev yeftediy min 'azâbi yevmeizin Bibeniyh;
Bunlar onlara/birbirlerine (kısa bir süre) gösterilirler... Mücrim (tabiyatından arınmamış, müşrik), o günün azabından (kurtulmak için) (Bi-) oğullarını fidye vermeyi şiddetle arzu eder.

وَصَاحِبَتِهِ وَأَخِيهِ
12-) Ve sahıbetihi ve ahıyh;
Eşini, kardeşini,

وَفَصِيلَتِهِ الَّتِي تُؤْويهِ
13-) Ve fasıyletihilletiy tü'viyh;
Kendisini barındıran yakın akrabasını/ailesini,

وَمَن فِي الْأَرْضِ جَمِيعاً ثُمَّ يُنجِيهِ
14-) Ve men fiyl'Ardı cemiy'an sümme yünciyh;
Ve Arz’da olanların hepsini (fidye versin) de kendini kurtarsın (arzu eder).

كَلَّا إِنَّهَا لَظَى
15-) Kella* inneha Leza;
Hayır, asla!... Muhakkak ki o Leza (dumansız alev, şiddetle alevlenen ateş?)’dır.

نَزَّاعَةً لِّلشَّوَى
16-) Nezza'aten lişşeva;
 (Kafa) derilerini kavurup soyan olarak.

تَدْعُو مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّى
17-) Ted'u men edbere ve tevella;
 (O Leza) çağırır (hakikatına, melekiyetine) arkasını dönüp (isyan edip) yüz çevirip gideni,

وَجَمَعَ فَأَوْعَى
18-) Ve ceme'a feev'a;
Toplayıp da yığanı.

إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعاً
19-) İnnel'İnsane hulika helu'a;
Muhakkak ki insan helu’ (çok hırslı, cimri, tahammulsuz, aceleci, korkak) olarak yaratılmıştır.

إِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعاً
20-) İza messehuşşerru cezu'a;
Ona şerr dokunduğunda feryad edip bağırandır (tahammulsuz, aceleci, korkak).

وَإِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعاً
21-) Ve iza messehulhayru menu'a;
Ona hayır dokunduğunda ise ziyadesiyle mani olan (infak etmeyen, pinti, hırslı) dır.

إِلَّا الْمُصَلِّينَ
22-) İllelmusalliyn;
Ancak musalliyn (bilfiil namaz müşahadesinde olanlar) müstesna.

الَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ
23-) Elleziyne hüm 'alâ Salatihim daimun;
Onlar ki namazlarında daimlerdir.

وَالَّذِينَ فِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ
24-) Velleziyne fiy emvalihim hakkun ma'lum;
Ve onlar ki, onların mallarında ma’lum bir hak vardır;

لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
25-) Lissaili velmahrum;
Sail (talep eden) ve mahrum için.

وَالَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ
26-) Velleziyne yusaddikune Biyevmiddiyn;
Ve onlar ki, diyn (ceza) günü’nü (Sistem’i, B sırrınca) tasdik ederler.

وَالَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
27-) Velleziyne hüm min 'azâbi Rabbihim müşfikun;
Ve onlar ki, Rablerinin azabından ürperenlerdir.

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ
28-) İnne 'azâbe Rabbihim ğayru me'mun;
Muhakkak ki Rablerinin azabı, emin olunmayandır.

وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
29-) Velleziyne hüm lifurucihim hafizun;
Ve onlar ki, ferclerini (cinsiyet organlarını) mühafaza edicidirler (şehvetlerden korunurlar).

إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
30-) İlla 'alâ ezvacihim ev ma meleket eymanuhüm feinnehüm ğayru melumiyn;
Eşleri ve yahut sağ ellerinin malik oldukları müstesna... Çünkü onlar (bundan dolayı) levmedilmiş değillerdir (kınanamazlar).

فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
31-) Femenibteğa verae zâlike feülaike hümül'adun;
Artık kim bundan ötesini isterse, işte onlar sınırı aşanların ta kendileridirler.

وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
32-) Velleziyne hüm liemanatihim ve 'ahdihim ra'un;
Ve onlar (o mü’minler) ki emanetlerine ve ahdlerine riayet edicilerdir (bir hadis-işerif: Dikkat edin!... Emaneti olmayanın imanı, ahdi olmayanın diyni yoktur).

وَالَّذِينَ هُم بِشَهَادَاتِهِمْ قَائِمُونَ
33-) Vellezine hüm Bişehadatihim kaimun;
Ve onlar ki, (Bi-) şehadetlerini kaimlerdir (şahid olduklarına muhalefet etmezler).

وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
34-) Velleziyne hüm 'alâ Salatihim yuhafizun;
Ve yine onlar ki salat (namaz) larını bilfiil muhafaza ederler (müşahadeleri zaman üstüdür; gerçekten diri-yaşayanlardır).

أُوْلَئِكَ فِي جَنَّاتٍ مُّكْرَمُونَ
35-) Ülaike fiy cennatin mükremun;
İşte bunlar cennetlerde ikram olunanlardır.

فَمَالِ الَّذِينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
36-) Femalilleziyne keferu kıbeleke muhtı'ıyn;
O kafir olanlara ne oluyor ki (madem ki iman edip söylediğini uygulamıyorlar, sana itaat etmiyorlar, arınmayı ve yakınlığı reddediyorlar ise) sana doğru muhtıiyn olarak (zillet içinde boyunlarını uzatıp, koşuşarak) geliyorlar?.

عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ عِزِينَ
37-) Anilyemiyni ve 'anişşimali 'ıziyn;
Sağdan ve soldan ıziyn’ler (bölük bölük) olarak.

أَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ
38-) Eyatme'u küllümriin minhüm en yüdhale cennete na'ıym;
Onlardan herbir kişi, ni’met cennetine dahil olunacağını mu umuyor?.

كَلَّا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
39-) Kella* inna halaknahüm mimma ya'lemun;
Hayır, asla!... Muhakkak ki biz onları bildikleri şeyden (meniden) yarattık.

فَلَا أُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ إِنَّا لَقَادِرُونَ
40-) Fela uksimu BiRabbilmeşarikı velmeğaribi inna liKadirun;
Doğuların/doğma yerlerinin ve batıların/batma yerlerinin (doğduğu yerde batar, battığı yerde doğar?) Rabbine (B sırrınca) kasem ederim ki, doğrusu biz kadirleriz.

عَلَى أَن نُّبَدِّلَ خَيْراً مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
41-) Alâ en nübeddile hayren minhüm ve ma nahnu Bimesbukıyn;
Onların yerine onlardan daha hayırlısını getirmeye... Ve biz (Bi-) önüne geçilenler değiliz.

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتَّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
42-) Fezerhüm yehudu ve yel'abu hatta yülaku yevmehümülleziy yuadun;
Bırak onları, va’dolundukları günlerine kavuşuncaya kadar (dünyalarına, rüyalarına) dalsınlar ve oynasınlar.

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ سِرَاعاً كَأَنَّهُمْ إِلَى نُصُبٍ يُوفِضُونَ
43-) Yevme yahrucune minel'ecdasi sira'an keennehüm ila nusubin yufidun;
O gün cedes (kabir, beden)’lerden süra’tlice çıkarlar... Sanki onlar dikilmiş putlara (doğru) hızlıca koşuyorlar.

خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذَلِكَ الْيَوْمُ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ
44-) Haşi'aten ebsaruhüm terhekuhüm zilletun, zâlikelyevmülleziy kânu yu'adun;
Gözleri huşu’da (dehşetten önlerine eğik), kendilerini de bir zillet kaplamış oldukları halde... İşte bu, va’dolundukları o gündür.

 71. NÛH SÛRESİ         نوح

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

إِنَّا أَرْسَلْنَا نُوحاً إِلَى قَوْمِهِ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
1-) İnna erselna Nuhan ila kavmihi en enzir kavmeke min kabli en ye'tiyehüm 'azâbun eliym;
Muhakkak ki biz Nuh’u: “Kendilerine elim bir azab gelmeden önce kavmini uyar” diye, kavmine irsal ettik.

قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
2-) Kale ya kavmi inniy leküm neziyrun mübiyn;
(Nuh) dedi ki: “Ey kavmim!... Muhakkak ki ben, sizin için apaçık bir neziyr’im (uyarıcıyım)”.

أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ
3-) Enı'budullahe vettekuhu ve etiy'un;
“Allah’a ibadet edin, O’ndan ittika edin ve bana itaat edin (ilahi hükümlere uyun)”.

يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ أَجَلَ اللَّهِ إِذَا جَاء لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
4-) Yağfir leküm min zünubiküm ve yuahhırküm ila ecelin musemma* inne ecelellahi iza cae la yuahhar* lev küntüm ta'lemun;
“Ki, (Allah) günahlarınızdan ba’zını (nefsani iş ve beşeri sıfatlarınızı) mağfiret etsin ve sizi bir ecel-i müsemma’ya (tayin edilmiş noktaya?) te’hir etsin... Muhakkak ki Allah’ın eceli (ölüm?), geldiğinde tehir olunmaz... Eğer bilseydiniz”.

قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلاً وَنَهَارا
5-) Kale Rabbi inniy de'avtu kavmiy leylen ve nehara;
(Nuh) dedi ki: “Rabbim!... Muhakkak ki ben kavmimi gece ve gündüz (vahdete) da’vet ettim”.

فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَائِي إِلَّا فِرَاراً
6-) Felem yezidhüm du'aiy illâ firara;
“Benim da’vetim onlara fırardan (hakikatlarından uzaklaşmaktan) başka bir şey artırmadı (misali-sözü gerçeğin kendisi kabul ettiler)”.

وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَاراً
7-) Ve inniy küllema de'avtühüm litağfire lehüm ce'alu esabi'ahüm fiy azânihim vestağşev siyabehüm ve esarru vestekberustikbara;
“Muhakkak ki ben onları, sen onları mağfiret edesin diye davet ettikçe, parmaklarını kulaklarının içine tıkadılar (anlayıp idrak etmediler), elbiselerine (bedenlerine) büründüler, (mevcud itikatlarında) ısrar ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler”.

ثُمَّ إِنِّي دَعَوْتُهُمْ جِهَاراً
8-) Sümme inniy de'avtühüm cihara;
“Sonra, muhakkak ki ben onları cehren (açıkça, işitilip anlaşılır dille) de da’vet ettim”.

ثُمَّ إِنِّي أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَاراً
9-) Sümme inniy a'lentu lehüm ve esrertu lehüm israra;
“Sonra, muhakkak ki ben onlar için hem i’lan ettim (aleni da’vette bulundum) ve hem de kendilerine sırren/gizli gizli (işaret yollu sözlerle) söyledim”.

فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ إِنَّهُ كَانَ غَفَّاراً
10-) Fekultüstağfiru Rabbeküm inneHU kâne Ğaffara;
Ve dedim ki: “Rabbinizden mağfiret dileyin... Muhakkak ki O, Ğaffar’dır”.

يُرْسِلِ السَّمَاء عَلَيْكُم مِّدْرَاراً
11-) YursilisSemae 'aleyküm midrara;
“Üzerinize Sema’yı (Esma mertebesini; ruhani yağmurları) yoğun olarak irsal eder (salıverir)”.

وَيُمْدِدْكُمْ بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَاراً
12-) Ve yümdidküm Biemvalin ve beniyne ve yec'al leküm cennatin ve yec'al leküm enhara;
“Mallar ve oğullar ile (B sırrınca) size imdad eder, sizin için cennetler (Hakkani vasıflarla yaşam) oluşturur ve sizin için nehirler (Rabbani ilimler) meydana getirir”.

مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَاراً
13-) Maleküm la tercune Lillahi vekara;
“Size ne oluyor ki Allah için bir vakar (varlığınızda Allah’ın açığa çıkışını yaşamayı) ummuyorsunuz?”.

وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَاراً
14-) Ve kad halekaküm atvara;
“Halbuki (Allah) sizi atvar’en (tavır’dan tavıra, halden hale, nev’iden nev’iye geçirerek?) yarattı (AdemOğlu mükerrem değil mi?)”.

أَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللَّهُ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقاً
15-) Elem terav keyfe halekAllahu seb'a Semavatin tıbaka;
“Görmediniz mi, Allah Semavat’ı yedi tabaka (halinde) nasıl yarattı?”.

وَجَعَلَ الْقَمَرَ فِيهِنَّ نُوراً وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجاً
16-) Ve ce'alelKamere fiyhinne nuren ve ce'aleşŞemse siraca;
“Onların içinde Ay’ı bir nur kıldı ve Güneş’i de bir sırac (kandil, ışık kaynağı) kıldı”.

وَاللَّهُ أَنبَتَكُم مِّنَ الْأَرْضِ نَبَاتاً
17-) VAllahu enbeteküm minel'Ardı nebata;
“Ve Allah sizi bir nebat bitirir gibi Arz’dan bitirdi”.

ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجاً
18-) Sümme yu'ıydüküm fiyha ve yuhricuküm ihraca;
“Sonra sizi oraya iade edecek ve sizi (ölümle?) bir çıkarışla çıkaracak”.

وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ بِسَاطاً
19-) VAllahu ce'ale lekümül’Arda bisata;
“Ve Allah, Arz’ı sizin için bir sergi kıldı”,

لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلاً فِجَاجا
20-) Liteslukû minha sübülen ficaca;
“Ondan geniş yollar edinip süluk edesiniz (yollanasınız; uruc edesiniz) diye”.

قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِي وَاتَّبَعُوا مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُ إِلَّا خَسَاراً
21-) Kale Nuhun Rabbi innehüm 'asavniy vettebe'u men lem yezidhu maluhu ve veleduhu illâ hasara;
Nuh dedi ki: “Rabbim!... Muhakkak ki onlar bana asi oldular ve (mekr yollu olduğu için) malı ve çocuğu kendisine hüsrandan başka bir şey artırmayan kimseye tabi oldular”.

وَمَكَرُوا مَكْراً كُبَّاراً
22-) Ve mekeru mekren kübbara;
“Ve çok büyük bir mekr ile mekr ettiler (Hz.Nuh ile ulaşan risaleti, ilim ni’metini nankörlükle karşıladılar; arınmak için olan ilmi, nefsaniliklerini daha da kuvvetlendirmek için kullandılar)”.

وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدّاً وَلَا سُوَاعاً وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْراً
23-) Ve kalu la tezerunne alihetekum ve la tezerunne vedden ve la suva'an ve la yeğuse ve ye'uka ve nesra;
Ve dediler ki: “İlahlarınızı sakın bırakmayın!... Vedd’i, Süva’i sakın bırakmayın... Yağüs’u, Yauk’u ve Nesr’i de (bırakmayın)”.

Not: Bazı rivayetlerde bu beş ilah/put isminin “Adem”’in beş oğlunun isimleri olduğu ve insanların bunlara tapınarak “Allah”’dan perdelendikleri şeklinde bahsedilmektedir ki herbir insan için geçerli mecazlarının anlamı olmalıdır?...

وَقَدْ أَضَلُّوا كَثِيراً وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ إِلَّا ضَلَالا
24-) Ve kad edallu kesiyra* ve la tezidizzalimiyne illâ dalala;
“Halbuki (bunlar) pek çok kimseyi saptırdılar... O halde (ey Rabbim) sen de o zalimleri sapkınlıktan başka artırma”.

مِمَّا خَطِيئَاتِهِمْ أُغْرِقُوا فَأُدْخِلُوا نَاراً فَلَمْ يَجِدُوا لَهُم مِّن دُونِ اللَّهِ أَنصَاراً
25-) Mimma hatiyatihim uğriku feudhılu naren felem yecidu lehüm min dunillahi ensara;
(Nihayet) onlar hataları (günahları) ndan dolayı su’da boğuldular da (hemen akabinden) ateşe dahil edildiler ve kendileri için Allah’dan (kurtaracak) ensar (yardımcılar) bulamadılar.

وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّاراً
26-) Ve kale Nuhun Rabbi la tezer 'alel'Ardı minelkafiriyne deyyara;
Nuh dedi ki: “Rabbim!.. Kafirlerden Arz üzerinde bir deyyar (bir tek kimse) bırakma!”.

إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوا إِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً
27-) İnneKE in tezerhüm yudıllu 'ıbadeKE ve la yelidu illâ faciren keffara;
“Muhakkak ki sen, eğer onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve çok kafir (gerçeği reddeden, Rasûl’e itaat etmeyen, perdeli, kozalı) facirden (Hak’dan sapan, ilahi emirlerden çıkandan) başka doğurmazlar”.


28-) Rabbiğfirliy ve livalideyye ve limen dehale beytiye mu’minen ve lilmu’miniyne velmu’minat* ve la tezidizzalimiyne illâ tebara;
“Rabbim!... Beni, ana-babamı, mü’min olarak evime gireni, mü’min erkekleri ve mü’min kadınları mağfiret et!... Ve o zalimleri helaktan başka (bir şeylerini) artırma”.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal