Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



72.  CİNN SÛRESİ   الجن

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآناً عَجَباً
1-) Kul uhıye ileyye ennehüsteme'a neferun minelcinni fekalu inna semı'na Kur’ânen 'aceba;
De ki: “Cinn’den bir taifenin (Kur’an) dinleyip de: <Muhakkak ki biz hayrete düşüren (idrakımızın fevkınde) bir Kur’an işittik>, dedikleri bana vahyolunuyor (kati olarak biliyorum?)”.

يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَداً
2-) Yehdiy ilerrüşdi feamenna Bih* ve len nüşrike Birabbina ehada;
< (O dinlediğimiz) rüşde (doğruya, hakka) hidayet ediyor... Bu sebeple iman ettik (B sırrıyla) O’na... (Bi-) Rabbimize hiçbir kimseyi asla ortak tutmayacağız>.

وَأَنَّهُ تَعَالَى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَداً
3-) Ve ennehu te'alâ ceddu Rabbina mettehaze sahıbeten ve la veleda;
<Muhakkak ki Rabbimizin ceddi (azamet ve sultanlığı) çok yücedir... Ne bir sahibe (dişi eş) edinmiştir ve ne de bir çocuk>.

وَأَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللَّهِ شَطَطاً
4-) Ve ennehu kâne yekulu sefiyhuna 'alellahi şatata;
<Doğrusu bizim sefiyhimiz (akılsızımız, kıt anlayışlımız; şeytan, vehim), Allah üzerine şatat (haddi aşan düşünce, saçma lakırdı, yalan) söylüyormuş>.

وَأَنَّا ظَنَنَّا أَن لَّن تَقُولَ الْإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللَّهِ كَذِباً
5-) Ve enna zanenna en len tekulen'insu velcinnu 'alellahi keziba;
<Doğrusu biz: İns ve cinn, Allah üzerine asla yalan söylemez, diye zannetmiş (inanmış) tık>.

وَأَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِّنَ الْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِّنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقاً
6-) Ve ennehu kâne ricalun minel'insi ye'uzune Biricalin minelcinni fezaduhüm raheka;
<Doğrusu, ins’den bazı rical, cinn’den bazı (Bi-) ricala sığınırlardı... Bu yüzden onların azgınlıklarını/büyüklüklerini/fitnelerini artırırlardı>.

وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ اللَّهُ أَحَداً
7-) Ve ennehüm zannu kema zanentum en len yeb'asâllahu ehada;
<Ve muhakkak ki onlar, sizin zannettiğiniz gibi, Allah’ın hiçbir kimseyi asla ba’setmeyeceğini, zannetmişler>.

وَأَنَّا لَمَسْنَا السَّمَاء فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَساً شَدِيداً وَشُهُباً
8-) Ve enna lemesnes Semae fevecednaha muliet haresen şediyden ve şühüba;
<Ve doğrusu biz (iman etmeden önce) Sema’ya dokunduk da onu, güçlü bekçilerle (meleklerle, mana kuvveleri ile) ve şihablarla (ilahi kelamı işitip bize göre anlamamızı önleyen ışınlarla) doldurulmuş bulduk>.

وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَن يَسْتَمِعِ الْآنَ يَجِدْ لَهُ شِهَاباً رَّصَداً
9-) Ve enna künna nak'udu minha meka'ıde lissem'ı, femen yestemi'ıl'Ane yecid lehu şihaben rasada;
<Doğrusu biz (daha önce) sem’ (işitme, anlama, idrak) için ondan (O Sema’dan; üst bilinç boyutundan) oturma yerleri edinip oturuyor idik... El-An (şimdi; vahiy geldikten sonra) ise kim dinlese, kendisi için rasad (gözetleyen) bir şihab (tahrib edici ışın) bulur!?>.

وَأَنَّا لَا نَدْرِي أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي الْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَداً
10-) Ve enna la nedriy eşerrun üriyde Bimen fiyl'Ardı em erade Bihim Rabbuhüm raşeda;
<Doğrusu biz, Arz’da (beden’de) olan (bilinçliler) için (B sırrınca) bir şer mi irade edildi, yoksa Rableri kendilerine (B sırrınca) bir reşad (doğruluk, hidayet, olgunlaşma) mı irade etti, bilmiyoruz>.

وَأَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَلِكَ كُنَّا طَرَائِقَ قِدَداً
11-) Ve enna minnessalihune ve minna dune zâlik* künna taraika kıdeda;
<Ve muhakkak ki bizden salihler vardır ve yine bizden ondan (salihlik mertebesinden) aşağı olanlar da vardır... Biz çeşit çeşit tarıklar (meşrebleri farklı, kozmopolit halk) olduk>.

وَأَنَّا ظَنَنَّا أَن لَّن نُّعجِزَ اللَّهَ فِي الْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُ هَرَباً
12-) Ve enna zanenna en len nu'cizAllahe fiyl'Ardı ve len nu'cizehu hereba;
<Ve doğrusu biz: Arz’da Allah’ı asla aciz bırakamayız ve (beden’den) kaçarak da O’nu asla aciz bırakamayız, diye zannettik (yakinen sezdik) >.

وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدَى آمَنَّا بِهِ فَمَن يُؤْمِن بِرَبِّهِ فَلَا يَخَافُ بَخْساً وَلَا رَهَقاً

13-) Ve enna lema semi'nelhüda amenna Bih* femen yu'min Birabbihi fela yehafu bahsen ve la raheka;
<Ve doğrusu biz huda’yı (hidayeti, rehberi; Kur’an’ı) işittiğimizde, O’na (B sırrıyla) iman ettik... Kim (Bi-) Rabbine iman ederse, (artık o) ne hakkının eksik verilmesinden korkar ve ne de zillete düşürülmekten>.

وَأَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُوْلَئِكَ تَحَرَّوْا رَشَداً
14-) Ve enna minnelmüslimune ve minnelkasitun* femen esleme feülaike teharrev raşeda;
<Ve muhakkak ki bizden müslimler de vardır, kasitler (ilahi hükümlere asi zalimler) de vardır... Kim İslam/teslim oldu ise, işte onlar rüşdü (doğru yolu) aramış olanlardır>.

وَأَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَباً
15-) Ve emmelkasitune fekânu licehenneme hataba;
<Kasitler (zalimler, sünnetullah’tan gafiller) ise cehennem için odun oldular>.

وَأَلَّوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَاهُم مَّاء غَدَقاً

16-) Ve en levistekamu 'alettariykati leeskaynahüm maen ğadeka;

Ve muhakkak ki eğer onlar tarikat (hakikatına giden yol) üzere istikamet etseydiler (dosdoğru-şaşmadan yürüseydiler), elbette onlara bol-geniş bir su suvarırdık/içirirdik.

لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَمَن يُعْرِضْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِ يَسْلُكْهُ عَذَاباً صَعَداً
17-) Lineftinehüm fiyh* ve men yu'rıd 'an zikri Rabbihi yeslükhu 'azâben sa'ada;
Onları, onun (o bol su’yun) içinde deneyelim diye... Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbi) onu gittikçe yükselen/meşakkatli/onu alt eden bir azaba sokar.

وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَداً
18-) Ve ennelmesacide Lillahi fela ted'u ma'allahi ehada;
Muhakkak ki mescidler Allah’a mahsustur/Allah’ındır (Allah Esmasının açığa çıkma yeridir)... O halde (mescidlerde?) Allah yanısıra birini çağırmayın (O’ndan gayrını zikretmeyin; isimlendirmeyin, ortak yaratmayın; halis kulluk yapın) !.

وَأَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللَّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَداً
19-) Ve ennehu lemma kame 'Abdullahi yed'uhu kâdu yekûnune 'aleyhi libeda;
Ve muhakkak ki Abdullah (Nebî), (yalnızca) O’nu çağırarak (sırf O’na yönelerek) kıyam edip kalkdığında, neredeyse O’nun üzerine (çullanan) keçe (birbirine girmiş kalabalık cemaat) oluyorlar.

قُلْ إِنَّمَا أَدْعُو رَبِّي وَلَا أُشْرِكُ بِهِ أَحَداً
20-) Kul innema ed'u Rabbiy ve la üşrikû BiHİ ehada;
De ki: “Ben yalnızca Rabbimi çağırırım (O’na yönelirim)... O’na (B gerçeği ile) bir kimseyi ortak etmem”.

قُلْ إِنِّي لَا أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرّاً وَلَا رَشَداً
21-) Kul inniy la emlikü leküm darran ve la raşeda;
De ki: “Doğrusu ben sizin için ne bir zarara ve ne de bir reşeda (hayra, hidayete) malik değilim”.

قُلْ إِنِّي لَن يُجِيرَنِي مِنَ اللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِن دُونِهِ مُلْتَحَداً
22-) Kul inniy len yuciyreniy minAllahi ahadun ve len ecide min duniHİ mültehada;
De ki: “Doğrusu, (eğer benim için bunları dilemişse) Allah’dan beni bir kimse kurtaramaz ve O’ndan başka bir sığınak (vücud) da asla bulamam”.

إِلَّا بَلَاغاً مِّنَ اللَّهِ وَرِسَالَاتِهِ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً
23-) İlla belağan minAllahi ve risalatiHİ, ve men ya'sıllahe ve RasûleHU feinne lehu nare cehenneme halidiyne fiyha ebeda;
Ancak Allah’dan bir belağ (ulaştırılacak bir tebliğ) ve O’nun risaletleri müstesna (bunlara malikim)... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne asi olursa, muhakkak ki onun için, içinde ebedi kalıcılar olarak Nar-ı Cehennem vardır.

حَتَّى إِذَا رَأَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ أَضْعَفُ نَاصِراً وَأَقَلُّ عَدَداً
24-) Hatta iza raev ma yu'adune feseya'lemune men ad'afu nasıren ve ekallu 'adeda;
Nihayet va’dolundukları (tehdid edilegeldikleri) şeyi (ölüm, kıyamet) gördüklerinde, yardımcı itibarıyla kim daha zayıf ve adetçe daha az bileceklerdir.

قُلْ إِنْ أَدْرِي أَقَرِيبٌ مَّا تُوعَدُونَ أَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبِّي أَمَداً
25-) Kul in edriy ekariybun ma tu'adune em yec'alu lehu Rabbiy emeda;
De ki: “Va’dolunduğunuz yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir müddet mi kılar, bilmiyorum”.

عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَداً
26-) 'Alimülğaybi fela yuzhiru 'alâ ğaybihi ehada;
(O,) gayb’ın bilenidir (ilim sıfatı O’nundur)... Kendi gayb’ı üzere bir kimseyi izhar etmez/muttali kılmaz.

إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَداً
27-) İlla menirteda min Rasûlin feinnehu yeslükü min beyni yedeyhi ve min halfihi rasada;
İrtiza ettiği (seçtiği; arındırdığı) bir Rasûl müstesna... Muhakkak ki O (Allah), Onun (O Rasûl’ün) önünden ve arkasından rasad (gözeten, koruyan) koyar.

لِيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَى كُلَّ شَيْءٍ عَدَداً
28-) Liya'leme en kad ebleğu risalati Rabbihim ve ehata Bima ledeyhim ve ahsa külle şey'in 'adeda;
Ta ki Rablerinin risaletlerini gerçekten tebliğ ettiklerini (Allah) bilsin (amel mertebesinde izhar etsin)... (Allah) onların katında olanları (B sırrınca) ihata etmiş ve herşeyi aded olarak ihsa (tesbit, zabt) etmiştir.

73. MÜZZEMMİL SÛRESİ   المزمل

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ
1-) Ya eyyühel müzzemmil;
Ey O Müzemmil (örtüsüne sarınıp bürünen?) !.

قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلا
2-) Kumilleyle illâ kaliyla;
Birazı müstesna geceleyin kalk/kıyam dur (yatıp uyuma);

نِصْفَهُ أَوِ انقُصْ مِنْهُ قَلِيلا
3-) Nısfehu evinkus minhu kaliyla;
(Gecenin) yarısı kadar (kıyam et) yahut ondan biraz noksanlaştır,

أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلا
4-) Ev zid 'aleyhi ve rettililKur'âne tertiyla;
Yahut ona ziyade et!.. Ve Kur’an’ı (hakikatını, hazineni) tertil üzre (tane tane, tefekkür ederek; tafsile çıkararak) oku!.

إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَقِيل
5-) İnna senulkıy 'aleyke kavlen sekıyla;
Muhakkak ki biz (Rahmaniyyetin açığa çıkardığı özellikler, Rabbani kuvveler) sana ağır (ağırlığı olan, değerli, kudsi) bir söz ilka edeceğiz (bilincine varacaksın).

إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْءاً وَأَقْوَمُ قِيلا
6-) İnne naşietel leyli hiye eşeddü vat'en ve akvemu kıyla;
Muhakkak ki naşiet’el leyl (gece kalkışı-kıyamı, oluşu-yetişmesi) mutabakat-uygunluk-yerine oturma bakımından daha güçlü ve söylenilen (okunulan) itibarıyla daha doğrudur.

إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحاً طَوِيلا
7-) İnne leke fiynnehari sebhan taviyla;
Muhakkak ki gündüzün senin için uzun bir yüzme/seyretme/meşguliyet vardır.

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلا
8-) Vezkür isme Rabbike ve tebettel ileyHİ tebtiyl;
Rabbinin ismini zikret ve O’na tebettül et (yöneldikçe yönel; herşeyden kesilip sırf O’na yönel; tam yönel) !.

رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلا
9-) Rabbulmeşrikı velmağribi la ilahe illâ HUve fettehızHU Vekiyla;
(O, senin Rabbin) maşrık’ın ve mağrib’in Rabbidir... O’ndan başka ilah (vücud) yoktur; o halde O’nu vekil edin!.

وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَمِيلا
10-) Vasbir 'alâ ma yekulune vehcurhüm hecren cemiyla;
Onların dediklerine sabret ve onlardan güzel bir ayrılış ile (nefsani değil) ayrıl!.

وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلا
11-) Ve zerniy velmükezzibiyne üliynna'meti ve mehhilhüm kaliyla;
Beni ve o ni’met sahibi yalanlayıcıları (başbaşa) bırak... Ve onlara mühlet ver.

إِنَّ لَدَيْنَا أَنكَالاً وَجَحِيما
12-) İnne ledeyNA enkalen ve cahıyma;
Muhakkak ki bizim yanımızda enkal (güçlü bağlar, zinzirler) ve cahıym (cehennem, yakıcı ateş) vardır.

وَطَعَاماً ذَا غُصَّةٍ وَعَذَاباً أَلِيماً
13-) Ve ta'amen za ğussatin ve 'azâben eliyma;
Boğaza tıkanan bir yemek ve elim bir azab (vardır).

يَوْمَ تَرْجُفُ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَثِيباً مَّهِيلا
14-) Yevme tercuful'Ardu velcibalu ve kânetilcibalu kesiyben mehiyla;
O gün Arz ve dağlar sarsılır... Dağlar heyelana uğramış bir kum yığını olur (akıp gider).

إِنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِداً عَلَيْكُمْ كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولا
15-) İnna erselna ileyküm Rasûlen şahiyden 'aleyküm kema erselna ila fir'avne Rasûla;
Muhakkak ki biz, fravun’a bir Rasûl (hakikatına hidayet edici, arındırıcı) irsal ettiğimiz gibi size de, sizin üzerinize şahid bir Rasûl irsal ettik.

فَعَصَى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَأَخَذْنَاهُ أَخْذاً وَبِيلا
16-) Fe'asa fir'avnurRasûle feehaznahu ahzen vebiyla;
Fravun o Rasûl’e asi oldu da onu çok sert/ağır bir yakalayışla yakalayıverdik.

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْماً يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيباً

17-) Fekeyfe tettekune in kefertum yevmen yec'alulvildane şiyba;

Eğer küfr (nankörlük) ederseniz, vildan’ı (çocukları, gençleri) saçı ağarmış ihtiyar kılan o günden/o günde nasıl korunursunuz?.

السَّمَاء مُنفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولا
18-) EsSemau münfetırun Bihi, kâne va'duHU mef'ula;
Sema onunla (o günle, o gün sebebi ile B gerçeğince) yarılır (ayrılır)... O’nun va’di (hükmü) mef’uldur (fiile çıkmıştır, olmuştur).

إِنَّ هَذِهِ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَاء اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ سَبِيلا
19-) İnne hazihi tezkiretün, femen şaettehaze ila Rabbihi sebiyla;
Muhakkak ki bu bir tezkire’dir (öğüt, hatırlatmadır)... Dileyen Rabbine (erdiren) bir yol edinir!.

إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِن ثُلُثَيِ اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِّنَ الَّذِينَ مَعَكَ وَاللَّهُ يُقَدِّرُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَى وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ اللَّهِ وَآخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللَّهِ هُوَ خَيْراً وَأَعْظَمَ أَجْراً وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
20-) İnne Rabbeke ya'lemu enneke tekumu edna min sülüseyilleyli ve nısfehu ve sülüsehu ve taifetun minelleziyne me'ake, vAllahu yukaddirulleyle vennehar* 'alime en len tuhsuhu fetabe 'aleyküm fakreu ma teyessere minelKur'ân* 'alime en seyekûnu minküm merda ve aharune yadribune fiyl'Ardı yebteğune min fadlillahi ve aharune yukatilune fiy sebiylillâhi, fakreu ma teyessere minhu, ve ekımusSalate ve atuzZekâte ve akridullahe kardan hasena* ve ma tukaddimu lienfüsiküm min hayrin teciduhu 'ındAllahi huve hayren ve a'zame ecra* vestağfirullah* innAllahe Ğafurun Rahıym;
Muhakkak ki Rabbin senin gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını ve üçte biri kadarını kalktığını/kıyam ettiğini biliyor... Seninle beraber olanlardan bir taife’nin de (kalkıp kıyam ettiğini biliyor)... Gecey’i ve gündüz’ü (o tecellileri) Allah takdir (izhar) ediyor... (Allah) onu asla ihsa (zabt, muhafaza) edemeyeceğinizi bildi de tevbenizi kabul etti... Kur’an’dan (insan’ın ikizinden size) kolaylaşanı okuyun (izhar ve idrak edin) !... (Allah) sizden hastalar (itikatları doğru ve net olmayanlar, sülük’e yeterli olmayanlar), Arz’da gezip-dolaşıp Allah’ın fazlından talep eden (amel-ibadet eden) başka kimseler ve Allah yolunda savaşan (mücahade eden) diğer kimseler olacağını da bilmiştir... Artık O’ndan (size) kolaylaşanı okuyun, salat’ı (farz olan namaz’ı?) ikame (müşahade) edin, zekat’ı verin ve Allah’a karz-ı hasen yapın (güzel bir ödünç verin; infak edin?)... Nefsleriniz/kendiniz için (önceden) hayırdan ne takdim ederseniz, indAllah’da onu daha hayırlı ve ecir bakımından daha büyük bulursunuz... Allah’dan mağfiret dileyin... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

74. MÜDDESSİR SÛRESİ   المدثر

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM    

يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ
1-) Ya eyyühel müddessir;
Ey O Müddessir (elbisesine bürünen, kendisini örten?) !.

قُمْ فَأَنذِرْ
2-) Kum feenzir;
Kalk (kıyam dur) da uyar!.

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
3-) Ve Rabbeke fekebbir;
Rabbini tekbir et (büyükle, kibriyası ile bil; herbir birimde kemalatını açığa çıkartmakta olan O’dur) !.

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ
4-) Ve siyabeke fetahhir;
Elbiselerini (kirlerden şuurunu) tahir kıl!.

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ
5-) Verrucze fehcur;
Rücz (put, maddi yaşantı, günah, azab, pislik)’den kaçın/uzak dur!.

وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ
6-) Ve la temnün testeksir;
Çoğu isteyerek (karşılığında çok sevab var düşünerek) iyilik-ihsan yapma!.

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ
7-) Ve liRabbike fasbir;
Ve Rabbin için sabret!.

فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ
8-) Feiza nukıre fiynnakur;
O Nakur (boru, borazan, sur)’a üfürüldüğünde (ölüm, ba’s),

فَذَلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ
9-) Fezâlike yevmeizin yevmun 'asiyr;
İşte o gün, çok zor bir gündür,

عَلَى الْكَافِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ
10-) 'Alelkafiriyne ğayru yesiyr;
Kafirler (gerçeği reddedenler) üzerine, hiç kolay değildir.

ذَرْنِي وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيداً
11-) Zerniy ve men halaktu vehıyda;
Beni ve vahıyd (yalnız, tek, ferd) olarak yarattığımı (başbaşa) bırak;

وَجَعَلْتُ لَهُ مَالاً مَّمْدُودا
12-) Ve ce'altu lehu malen memduda;
Kendisine uzatılmış (uzun boylu, bol) bir mal oluşturduğumu,

وَبَنِينَ شُهُوداً
13-) Ve beniyne şuhuda;
Ve (huzurunda hazır) şahid oğullar (verdiğimi),

وَمَهَّدتُّ لَهُ تَمْهِيداً
14-) Ve mehhedtu lehu temhiyda;
Ve kendisine alabildiğine genişlik ve bolluk verdiğimi.

ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ
15-) Sümme yatme'u en eziyde;
Sonra (o nimetleri daha da) artırmamı umar (hırs ile ister).

كَلَّا إِنَّهُ كَانَ لِآيَاتِنَا عَنِيداً
16-) Kella* innehu kâne liayatiNA 'aniyda;
Hayır (asla) !... Muhakkak ki o ayetlerimize çok inatçıdır.

سَأُرْهِقُهُ صَعُوداً
17-) Seurhikuhu sa'uda;
Onu saud’a (sarp bir yokuş... Hadis-i Şerif: Saud, ateşten bir dağdır... (Kafir) ona yetmiş yılda tırmanır ve (aynı şekilde) iner/yuvarlanır... Ebediyyen onun içinde işte böylecedir.) mecbur edeceğim.

إِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ
18-) İnnehu fekkere vekaddere;
Muhakkak ki o düşündü (fikretti) ve takdir etti (ölçtü-biçti).

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
19-) Fekutile keyfe kaddere;
Ölesi/kahrolası nasıl takdir etti!.

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ
20-) Sümme kutile keyfe kaddere;
Sonra yine ölesi/kahrolası nasıl takdir etti!.

ثُمَّ نَظَرَ
21-) Sümme nezare;
Sonra baktı,

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
22-) Sümme 'abese ve besere;
Sonra kaşlarını çattı ve yüzünü ekşitti.

ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ
23-) Sümme edbere vestekbere;
Sonra arkasını döndü ve kibre saptı.

فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ
24-) Fekale in hazâ illâ sıhrun yu'ser;
Ve şöyle dedi: “Bu rivayet (nakl) edilegelen bir sihir (büyüleyici bir söz) den başka bir şey değil”.

إِنْ هَذَا إِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ
25-) İn hazâ illâ kavlulbeşer;
“Beşer sözünden başka değil bu”.

سَأُصْلِيهِ سَقَرَ
26-) Seusliyhi Sekara;
Onu Sakar’a (elem ve eziyet veren ateşe) maruz bırakacağım.

وَمَا أَدْرَاكَ مَا سَقَرُ
27-) Ve ma edrake ma Sekar;
Sakar’ı sana bildiren nedir (bilirmisin Sakar’ı) ?.

لَا تُبْقِي وَلَا تَذَرُ

28-) La tubkıy ve la tezer;

(Sakar) hem baki kılmaz (aynı halde bırakmaz), hem de (seni, işlevini) terketmez.

لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ
29-) Levvahatun lilbeşer;
 (O) beşeri (derileri) yakıp karartandır.

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
30-) 'Aleyha tis'ate 'aşer;
Onun üzerinde ondokuz (melek?) vardır.

وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَاناً وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلاً كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي مَن يَشَاءُ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْبَشَرِ
31-) Ve ma ce'alna ashabennari illâ Melaiketen, ve ma ce'alna 'ıddetehüm illâ fitneten lilleziyne keferu liyestekınelleziyne utülKitabe ve yezdadelleziyne amenu iymanen ve la yertabelleziyne utülKitabe velmu’minune ve liyekulelleziyne fiy kulubihim meredun velkafirune mazâ eradAllahu Bihazâ mesela* kezâlike yudillullahu men yeşa'u ve yehdiy men yeşa’* ve ma ya'lemu cunude Rabbike illâ HU* ve ma hiye illâ zikra lilbeşer;
Nar Ashabı’nı ancak melaike kıldık... Onların sayısını da kafir olanlar için ancak bir fitne (bela, imtihan) kıldık... Kendilerine kitab verilenler yakinen bilsin ve iman edenler de iman bakımından (imanları) artsın; kendilerine kitab verilmiş olanlar ve mü’minler de kuşkuya düşmesinler diye... Kalblerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: “Mesel (ibretlik misal) itibarıyla Allah (B sırrınca) bununla neyi murad etti (ne demek istedi) ?” desinler diye... İşte böylece Allah, dilediğini saptırır ve dilediğini hidayet eder... Rabbinin ordularını ancak O bilir... Bu (Sakar ve bu işaretler), beşer için ancak bir zikra (öğüt, uyarı, hatırlatma) dır.

كَلَّا وَالْقَمَرِ
32-) Kella velKameri;
Hayır (iş sandıkları gibi değil; uyanmıyorlar?) !... Kasem ederim Ay’a,

وَاللَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ
33-) Velleyli iz edbere;
Geri döndüğünde (gittiğinde) gece’ye,

وَالصُّبْحِ إِذَا أَسْفَرَ
34-) Vessubhı iza esfere;
Aydınlandığında sabah’a,

إِنَّهَا لَإِحْدَى الْكُبَرِ
35-) İnneha leıhdelkuber;
Muhakkak ki o, elbette en büyük (bela, musibet) lerden biridir.

نَذِيراً لِّلْبَشَرِ
36-) Neziyren lilbeşer;
Beşer için bir uyarcıdır.

لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ
37-) Limen şae minküm en yetekaddeme ev yeteahhar;
Sizden ileri/öne geçmek yahut geri kalmak dileyen için.

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
38-) Küllü nefsin Bima kesebet rehiynetun;
Her nefs kazandığı/yaptığı ile (B gerçeğince) bir rehiyndir.

إِلَّا أَصْحَابَ الْيَمِينِ
39-) İlla ashabelyemiyn;
Ashab-ul Yemiyn (sağ taraf’ın ashabı; saidler) müstesna.

فِي جَنَّاتٍ يَتَسَاءلُونَ
40-) Fiy cennatin, yetesaelun;
(Onlar) cennetlerdedirler... (Saidler) sorarlar.

عَنِ الْمُجْرِمِينَ
41-) 'Anilmücrimiyne;
Mücrimlerden:

مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ
42-) Ma selekeküm fiy Sekar;
“Sizi Sakar’a sokan nedir?”.

قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ
43-) Kalu lem nekü minelmusalliyn;
Dediler ki: “Musalliyn’den (bilfiil namaz kılanlardan) değildik”.

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ
44-) Ve lem nekü nut'ımulmiskiyn;
“Miskiyn’i (yoksulu) doyurmazdık”.

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ
45-) Ve künna nehudu me'alhaidıyn;
“(Fani-batıl şeylere) dalanlarla beraber dalar idik”.

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ
46-) Ve künna nukezzibu Biyevmiddiyn;
“Diyn Günü’nü (Sistem realitesini) de (B sırrınca) yalanlardık”.

حَتَّى أَتَانَا الْيَقِينُ
47-) Hatta etanelyakıyn;
“Nihayet yakiyn (ölüm) bize geldi”.

فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ

48-) Fema tenfe'uhüm şefa'atüşşafi'ıyn;
Artık onlara şefaat edicilerin şefaatı fayda vermez.

فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ
49-) Fema lehüm 'anittezkireti mu'ridıyn;
Onlara ne oluyor ki, öğütten yüz çeviricidirler?.

كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ
50-) Keennehüm hümurun müstenfiretun;
Sanki onlar ürküp kaçan (vahşi, akılsız) yaban eşekleri gibidirler.

فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍ
51-) Ferret min kasveretin;
Arslandan ürküp kaçmış (halde).

بَلْ يُرِيدُ كُلُّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَى صُحُفاً مُّنَشَّرَةً
52-) Bel yüriydü küllümriin minhüm en yu'ta suhufen muneşşereten;
Bilakis onlardan herbiri, kendisine iyice açılmış sahifeler verilmesini diler (iman etmek için kendisine vahiy gelmesini ister/ (ya da) Sistem’i, bu yaşamın işlevini reddederler; hiçbir çalışma yapmadan kendilerine verilsin-açılsın diye umarlar).

كَلَّا بَل لَا يَخَافُونَ الْآخِرَةَ
53-) Kella* bella yehafunel'ahırete;
Hayır (asla) !... Bilakis (onlar) ahiret’ten korkmuyorlar (ruh bedenin nasıl oluştuğuna ve bunun önemine iman etmiyorlar).

كَلَّا إِنَّهُ تَذْكِرَةٌ
54-) Kella innehu tezkiretun;
Hayır (iş sandıkları gibi değil), muhakkak ki o bir tezkiredir (öğüt, hatırlatmadır; ki gerçeği farkedip şu ömür süreçlerini doğru değerlendirsinler).

فَمَن شَاء ذَكَرَهُ
55-) Femen şae zekerehu;
Dileyen onu zikreder (düşünür, öğüt alır; Allah’ın öğüt almasını dilediği, Kur’an’ı düşünür öğüt alır).

وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّا أَن يَشَاءَ اللَّهُ هُوَ أَهْلُ التَّقْوَى وَأَهْلُ الْمَغْفِرَةِ
56-) Ve ma yezkûrune illâ en yeşaAllah* HUve ehlüttakva ve ehlülmağfireh;
Ve fakat Allah dilemedikçe onlar zikredemezler (düşünüp öğüt alamazlar)... O, takva’nın ehlidir (dilediğinde muttekıyliği izhar eder) ve mağfiret’in ehlidir (dilediğinde yakiyn halini oluşturur).

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal