Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



75. KIYÂMET SÛRESİ   القيامة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ
1-) La uksimu Biyevmilkıyameti;
Kıyamet (ölüm) Günü’ne (B sırrınca) kasem ederim,

وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ
2-) Ve la uksimu BinNefsilLevvameh;
Ve (Bi-) Nefs-i Levvame’ye (sonsuz-sınırsızlığa, evrenselliğe, hakikata yönelmek ve kendini tanımak için ilk başlangıç bilinç hali; kendini levmeden-sorgulayan nefs’e) kasem ederim!.

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَلَّن نَجْمَعَ عِظَامَهُ
3-) Eyahsebul'İnsanu ellen necme'a 'ızameh;
İnsan, onun kemiklerini asla cem’ etmeyeceğimizi (ölümün akabinden ba’setmeyeceğimizi) mi sanıyor?.

بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُ
4-) Bela Kadiriyne 'alâ en nusevviye benaneh;
Evet (cem’ edeceğiz) !.. Onun parmak uçlarını bile tesviye etmeye (cem’edip düzenlemeye, onu tam hale getirmeye; terkibiyetini dengelemeye, eşitlemeye) kadirleriz.

بَلْ يُرِيدُ الْإِنسَانُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُ
5-) Bel yüriydul'İnsanu liyefcure emameh;
Hayır!.. İnsan, önündekini yalanlarcasına (kıyamet yokmuş gibi) fücur (azgınlık, günah) işlemek için diliyor (kıyameti-ölümü ciddiye alan bir yaşam üzere değil).

يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ
6-) Yes'elu eyyane yevmulkıyameti;
 “Kıyamet Günü ne zamanmış?” diye sorar.

فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ
7-) Feiza berikalbesar;
Basar (görme azası, basiret) şimşek çaktığında (hayretten kamaştığında),

وَخَسَفَ الْقَمَرُ
8-) Ve hasefelKamer;
Ay (ın nuru) tutulduğunda,

وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ
9-) Ve cumi'aşŞemsu velKamer;
Güneş ve Ay cem’ (bir) olunduğunda!.

يَقُولُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ
25-) Yekulul'İnsanu yevmeizin eynelmeferr;
O gün insan: “Kaçılacak yer nerede?” der.

كَلَّا لَا وَزَرَ
11-) Kella la vezere;
Hayır, (dışarda, ötede) bir sığınak yoktur!.

إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ
12-) İla Rabbike yevmeizinil müstekarr;
O gün (her birimin kendi) istikrar yeri (varıp kalacağı yeri, sığınağı, mercii) Rabinedir!.

يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
13-) Yunebbeul'İnsanu yevmeizin Bima kaddeme ve ahhar;
O gün insan’a, takdim ettiği (önceden gönderdiği, yaptığı) ve te’hir ettiği (sonraya bıraktığı, yapmadığı) şeyler (B sırrınca) haber verilir.

بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ
14-) belil'İnsanu 'alâ nefsihi basıyretun;
Bilakis (gerçek şu) insan, kendi nefsi üzerine bir basiyret (tam delil, şahit)’tir!.

وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ
15-) Ve lev elka me'aziyreh;
Mazeretlerini ilka etse (ortaya koysa) bile.

لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ
16-) La tuharrik Bihi lisaneke lita'cele Bih;
Onu (vahyi, OKUnanı) acele (elde etmek, çabuklaştırmak) için Onunla (B sırrınca) dilini (bilincini, nefsini yoğunlaştırıp) hareket ettirme (vahyi kapatırsın).

إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ
17-) İnne'aleyna cem'ahu ve Kur'âneh;
Muhakkak ki Onu cem’etmek ve Onun Kur’anı (OKUması) bizim üzerimizedir.

فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ
18-) Feiza kare'nahu fettebı’ Kur'âneh;
O’nu OKUduğumuzda, Onun Kur’anı’na (OKUmasına) tabi ol!.

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ
19-) Sümme inne 'aleyna beyaneh;
Sonra, muhakkak ki O’nun beyanı (mananın kelimeler ile açığa çıkarılması) da bizim üzerimizedir.

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ
20-) Kella bel tuhıbbunel'acilete;
Hayır!... Bilakis siz acile’yi (acele-hemen-peşin olanı, dünyayı) seversiniz;

وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ
21-) Ve tezerunel'ahırete;
Ahiret’i bırakırsınız!.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
22-) Vucuhun yevmeizin nadıretun;
O gün (bazı) yüzler (vardır ki) ışıl ışıl parlar.

إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
23-) İla Rabbiha nazıreh;
Rablerine nazır (bakıcı) dırlar.

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ
24-) Ve vucuhun yevmeizin basiretun;
 Ve o gün nice yüzler de (vardır ki) asıktır.

تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
25-) Tezunnu en yuf'ale Biha fakıreh;
 (O asık yüzlüler) kendilerine (B gerçeğince) fakıra (bel-omurga kemiklerini ayıran büyük musibet, bela; burunlarından yakalanmış tutsaklık vebali) yapılacağını zanneder (yakinen bilir, hisseder).

كَلَّا إِذَا بَلَغَتْ التَّرَاقِيَ
26-) Kella iza beleğatitterakıye;
Hayır (iş sandıkları gibi değil) !... (Can) köprücük kemiklerine ulaştığında;

وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ
27-) Ve kıyle men rakın;
“Kimdir rükye yapacak (şifa için okuyup-üfleyecek/tedavi edecek var mı) ?/ (veya) ruhunu alıp Sema’ya yükselecek kimdir (Rahmet melekleri mi, azab melekleri mi) ?” denilir.

وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ
28-) Ve zanne ennehulfirak;
Ve (artık) zannetmiştir (iyiden iyiye bilmiştir) ki o fırak (o ma’lum ayrılık?)’tır.

وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ
29-) Velteffetissaku Bissak;
Ve bacak (Bi-) bacağa dolaşmıştır.

إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ
30-) İla Rabbike yevmeizinilmesak;
O gün mesak (sevk, sevk yeri) Rabbine’dir.

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى
31-) Fela saddeka ve la salla;
(O; ebu cehl) ne (Hakk’ı, Rasûlullah’ı) tasdik etti ne salat kıldı (Rabbine teveccüh etti, müslim oldu).

وَلَكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى
32-) Ve lâkin kezzebe ve tevella;
Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَى أَهْلِهِ يَتَمَطَّى
33-) Sümme zehebe ila ehlihi yetemetta;
Sonra da (aldırış etmemekten, kibirden) gerine gerine ehline gitti.

أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى
34-) Evla leke feevla;
 (Bu tehdid, azab) evladır sana (ey ebu cehl), evladır sana!.

ثُمَّ أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى
35-) Sümme evla leke feevla;
Sonra evladır sana, evladır sana (ey ebu cehl; Rasûlullah’a düşman olan) !.

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
36-) Eyahsebul'İnsanu en yutreke süda;
İnsan, (çobansız develer gibi) başıboş olarak (salınıp) bırakılacağını mı sanır?.

أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِيٍّ يُمْنَى
37-) Elem yekü nutfeten min meniyyin yümna;
 (O), dökülen meniden bir nutfe (sperm) değilmiydi?.

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى
38-) Sümme kâne 'alekaten fehaleka fesevva;
Sonra bir alaka (donmuş kan, genetik yapı, embriyo) oldu da (Allah onu insan sûretinde) yarattı (izhar ve inşa etti), tesviye etti (düzenledi, eşitledi; nefh-i ruha hazırlayıp nail etti).

فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى
39-) Fece'ale minhüzzevceynizzekere vel'ünsa;
Ondan iki eşi/sınıfı, (yani) erkek ve dişiyi oluşturdu.

أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَن يُحْيِيَ الْمَوْتَى
40-) Eleyse zâlike BiKadirin 'alâ en yuhyiyel mevta;
İşte o (bunları yapan Allah sistemi ve düzeni), ölüleri diriltmeye (B sırrınca) Kaadir değil midir (niye kıyamet gününden, ba’s’dan; manevi-hakiki dirilişten gafilsiniz?... Sûrenin başındaki ayetler ve devamı?) ?.

76.  İNSÂN SÛRESİ- dehri   الانسا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئاً مَّذْكُوراً
1-) Hel eta alel'İnsani hıynün mined Dehri lem yekün şey'en mezkûra;
İnsan üzerinden, (kendisinin onda) anılır bir şey olmadığı halde, Dehr’den bir hıyn (belli olmayan bir zaman, süreç) geçmedi mi?.

إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعاً بَصِيراً
2-) İnna halaknel'İnsane min nutfetin emşac* nebteliyhi fece'alnahu Semiy'an Basıyra;
Muhakkak ki biz insanı, onu ibtila ederek (herbir boyutta belalarla deneyerek; terbiye ile gayeye yönlendirerek) karışık bir nutfe’den (insan sûretinde ruh sahibi bir varlık) yarattık da onu Semi’, Basıyr kıldık.

إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِراً وَإِمَّا كَفُوراً
3-) İnna hedeynahussebiyle imma şakiren ve imma kefura;
Muhakkak ki biz ona o yolu (nefsinden zatına giden yolu) hidayet ettik (küfür ile iman’ı, Hak ile batılı beyan ettik; nitekim işitir, görür, akleder kıldık; hatta yol kendisidir?)... Ya şükredici olur (Rabbini değerlendirir) ya küfr (gerçeği red) edici (nankör, perdeli olur).

إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلَاسِلَا وَأَغْلَالاً وَسَعِيرا
4-) İnna a'tedna lilkafiriyne selasile ve ağlalen ve se'ıyra;
Muhakkak ki biz kafirler için silsileler (zincirler), ağlal (halkalar, bağlar, kayıtlar) ve Saiyr (alevli ateş) hazırladık.

إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُوراً
5-) İnnel'Ebrare yeşrebune min ke'sin kâne mizacuha kâfura;
Muhakkak ki Ebrar (iyiler, yakınlık istidadı-fiili sahipleri), mizacı (karışımı, özelliği) kafur olan bir kase’den içerler.

عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيراً
6-) Aynen yeşrebu Biha 'ıbadullahi yufecciruneha tefciyra;
 (O kafur), Allah kulları’nın (kendi özlerinden dranaj edip) fışkırtıp akıttıkları halde onu (B sırrınca) içtiği bir kaynaktır.

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْماً كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيراً
7-) Yufune Binnezri ve yehafune yevmen kâne şerruhu müstetıyra;
 (O Ebrar) nezri (B sırrınca) ifa ederler (adaklarını-ahdlerini tam yerine getirirler) ve şerri yaygın (yayılıp giden) bir günden korkarlar.

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِيناً وَيَتِيماً وَأَسِيراً
8-) Ve yut'ımunetta'ame 'alâ hubbiHİ miskiynen ve yetiymen ve esiyra;
Onun sevgisi üzere iken yemeği miskin’e (yoksula), yetim’e ve esir’e yedirirler.

إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَاء وَلَا شُكُوراً
9-) İnnema nut'ımuküm livechillahi la nuriydu minküm cezaen ve la şükûra;
 “Yalnızca Vechullah için sizi yediriyoruz... Sizden ne bir ceza (karşılık) ve ne de bir şükür (teşekkür, övgü) dilemiyoruz”.

إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَرِيراً
25-) İnna nehafu min Rabbina yevmen 'abusen kamtariyra;
 “Muhakkak ki biz Rabbimizden, çok çatık kaşlı (gadaplı) ve çok çetin/sert/uzun bir günden (dolayı) korkarız” (derler, düşünürler).

فَوَقَاهُمُ اللَّهُ شَرَّ ذَلِكَ الْيَوْمِ وَلَقَّاهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراً
11-) Fevekahumullahu şerre zâlikelyevmi ve lakkahüm nadreten ve sürura;
Bundan dolayı Allah, işte o günün şerrinden onları korudu ve onlara bir parlaklık (nur, ni’met) ve sürur verdi.

وَجَزَاهُم بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَرِيراً
12-) Ve cezahüm Bima saberu cenneten ve hariyra;
Sabretmelerine mukabil (B sırrınca, sabırları ile) onları cennet ve harir (ipek) ile cezalandırdı.

مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْساً وَلَا زَمْهَرِيراً
13-) Müttekiiyne fiyha 'alel'eraiki, la yeravne fiyha Şemsen ve la zemheriyra;
Orada koltuklar üzerine yaslananlar olarak... Orada ne güneş (sıcağı) görürler ve ne de zemherir (uzay soğuğu).

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلا
14-) Ve daniyeten 'aleyhim zılaluha ve züllilet kutufuha tezliyla;
Onun gölgeleri (rahmeti) üzerlerine yakın, onun devşirilenleri (meyvaları, ma’rifetleri) ise boyun eğdirilmiş haldedir.

وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِآنِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا
15-) Ve yutafu 'aleyhim Bianiyetin min fıddatin ve ekvabin kânet kavariyra;
Gümüşten kablar ve billur (şeffaf) testiler (B gerçeğince) tavaf ettirilir (dolaştırılır) üstlerinde.

قَوَارِيرَ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيراً
16-) Kavariyre min fıddatin kadderuha takdiyra;
Miktarlarını kendilerinin takdir ettiği (?) gümüş’ten billur kadehlerdir (o şeffaf testiler).

وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْساً كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلا
17-) Ve yuskavne fiyha ke'sen kâne mizacuha zencebiyla;
Orada (onlar) mizacı (karışımı, özelliği) Zencebiyl (zencefil; cennet pınarlarından biri; Öz arzusu) olan bir kase (den) içirilirler (suvarılırlar).

عَيْناً فِيهَا تُسَمَّى سَلْسَبِيلا
18-) 'Aynen fiyha tüsemma selsebiyla;
(Zencebiyl), orada “Selsebiyl” (tatlı ve içimi kolay-zevkli şarab) diye isimlendirilen bir kaynaktır (cennet pınarlarından biri; vahdet sarhoşluğu veren şarab?).

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤاً مَّنثُوراً
19-) Ve yetufu 'aleyhim vildanun muhalledun* iza raeytehüm hasibtehüm lü'lüen mensura;
Üstlerinde (çevrelerinde) ebedi kılınmış (ölümsüz) vildan (veliyd’ler, genç-zinde hizmetçiler; kuvveler) tavaf eder/dolaşır... Onları gördüğünde, kendilerini saçılmış inci sanırsın.

وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيماً وَمُلْكاً كَبِيراً
20-) Ve iza raeyte semme raeyte ne'ıymen ve mülken kebiyra;
Oraya (cennet’e) baktığında (her nereye baksan), (salt) ni’met ve büyük bir mülk görürsün.

عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوا أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَاهُمْ رَبُّهُمْ شَرَاباً طَهُوراً
21-) 'Aliyehüm siyabu sündüsin hudrun ve istebrakun, ve hullu esavire min fiddatin, ve sekahüm Rabbuhüm şeraben tahura;
Üzerlerinde yeşil sündüs (ince-latif ipek)’ten ve atlas-kalın ipek’ten elbiseler vardır... Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir... Rableri onlara şarab’en tahura (gayrı-varlık kirinden arı, temiz şarab) içirmiştir.

إِنَّ هَذَا كَانَ لَكُمْ جَزَاء وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُوراً

22-) İnne hazâ kâne leküm cezaen ve kâne sa'yuküm meşkûra;

Muhakkak ki bu sizin için bir ceza (karşılık, ödül) dır... Sa’yiniz (amaçlı gayretiniz, imanlı çalışmalarınız) meşkur oldu (hiç zayi olmadı, tam değerlendi, kabul oldu).

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ تَنزِيلا
23-) İnna nahnu nezzelna 'aleykel Kur'âne tenziyla;
Muhakkak ki biz, evet biz Kur’anı (Zati ilmi), senin üzerine tenziyl ettik (tafsile indirdik) !.

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ آثِماً أَوْ كَفُوراً
24-) Fasbir lihükmi Rabbike ve la tutı' minhüm asimen ev kefura;
O halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günahkara yahut ziyadesiyle gerçeği örten-çok nanköre itaat etme!.

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلا
25-) Vezkurisme Rabbike bükreten ve asıyla;
Sabah-akşam Rabbinin ismini zikret!.

وَمِنَ اللَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَوِيل
26-) Ve minelleyli fescud leHU ve sebbıhHU leylen taviyla;
Gecenin ba’zında (gece’den bir kısmında) da O’nun için secde et ve O’nu geceleyin uzun bir tesbih ile tesbih (tenzih) et.

إِنَّ هَؤُلَاء يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَاءهُمْ يَوْماً ثَقِيلا
27-) İnne haülai yuhıbbunel'acilete ve yezerune veraehüm yevmen sekıyla;
Muhakkak ki bunlar, acile’yi (acele-hemen-peşin-göz önünde olanı, dünyayı) seviyorlar ve arkalarında olan (göremedikleri) ağır (lığı olan) bir günü bırakıyorlar.

نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَا أَسْرَهُمْ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَا أَمْثَالَهُمْ تَبْدِيلا
28-) Nahnu halaknahüm ve şededna esrehüm ve iza şi'na beddelna emsalehüm tebdiyla;
Onları biz yarattık ve onların esr’lerini (yaratılışlarını, bağlarını) güçlü kıldık... Dilediğimiz vakit te onların benzerleri ile tebdil ederiz (değiştiririz).

إِنَّ هَذِهِ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَاء اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ سَبِيلا
29-) İnne hazihi tezkiretun, femen şaettehaze ila Rabbihi sebiyla;
Muhakkak ki bu bir tezkire’dir (öğüt, hatırlatmadır)... Dileyen Rabbine (erdiren) bir yol edinir!.

وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاءَ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيماً حَكِيماً
30-) Ve ma teşaune illâ en yeşaAllah* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
Allah dilemedikçe siz (O’nu) dileyemezsiniz... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

يُدْخِلُ مَن يَشَاءُ فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً
31-) Yudhılu men yeşau fiy rahmetiHİ, vezzalimiyne e'adde lehüm 'azâben eliyma;
(Allah) dilediğini Rahmetine (İslam’a, tasavvufa) sokar... Zalimlere gelince, (Allah) onlar için elim bir azab hazırlamıştır.

77.  MÜRSELÂT SÛRESİ    المرسلا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِِ وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفاً
1-) Velmurselati 'urfa;
Andolsun o ard arda irsal olunan (ilahi rüzgar) lara.

فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفاً

2-) Fel'asıfati 'asfa;
Şiddetle esip de savuranlara/mahvedenlere.

وَالنَّاشِرَاتِ نَشْراً
3-) Vennaşirati neşra;
İyice neşredenlere (diriltip ayağa kaldıranlara).

فَالْفَارِقَاتِ فَرْقاً
4-) Felfarikati ferka;
iyice farkedenlere (hakiki ile sahteyi birbirinden ayıranlara).

فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْراً
5-) Felmülkıyati zikra;
Zikri (ilahi ilmi, vahyi) ilka edenlere (bırakanlara).

عُذْراً أَوْ نُذْراً
6-) 'Uzren ev nüzra;
Özr (mazeret) yahut nüzr (uyarı) olmak üzere.

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
7-) İnnema tu'adune levakı';
(Evet, işte bunlara andolsun ki) vad’olunduğunuz (ba’s?) mutlaka vaki (olan bir realite)’dir (yemin edilen nesnelere, olgulara bir bakın?).

فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ
8-) Feizennücumu tumiset;
Yıldızlar silindiğinde (ışıkları söndüğünde),

وَإِذَا السَّمَاء فُرِجَتْ
9-) Ve izesSemau furicet;
Sema yarıldığında,

وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
25-) Ve izelcibalu nusifet;
Dağlar kökünden sökülüp atıldığında/savrulup dağıtıldığında,

وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ
11-) Ve izerRusulu ukkıtet;
Rasûller vakitlendirildiklerinde.

لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
12-) Lieyyi yevmin üccilet;
Hangi gün için te’cil (te’hir) edil (miş) diler?.

لِيَوْمِ الْفَصْلِ
13-) Liyevmilfasl;
Fasl (ayırdetme, tafsil) Günü için.

وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ

14-) Ve ma edrake ma yevmulfasl;
Fasl Günü’nü sana bildiren nedir (bilirmisin Fasl Günü’nü) ?.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
15-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (ba’s’i, neşri) yalanlayanların vay haline (uyanmadan ölenlerin vay haline) !.

أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ
16-) Elem nühlikil'evveliyn;
Evvelkileri helak etmedik mi?.

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ
17-) Sümme nutbi'uhümül'ahıriyn;
Sonra ahirini (sonra gelenleri) de onlara (evvelkilere) tabi ederiz (onlar da helak olurlar).

كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
18-) Kezâlike nef'alu Bilmücrimiyn;
İşte (Bi-) mücrimleri (suçluları; müşrikleri) böylece yaparız.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

19-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (ba’si, rücu’yu) yalanlayanların vay haline (uyanmadan ölenlerin vay haline) !.

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ
20-) Elem nahlukküm min main mehiyn;
Sizi mehiyn (basıt) bir su’dan yaratmadık mı?.

فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ
21-) Fece'alnahu fiy kararin mekiyn;
 (Nitekim) onu sağlam bir karargahta kıldık (oluşturduk, tuttuk).

إِلَى قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
22-) İla kaderin ma'lum;
Ma’lum bir kadere kadar.

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
23-) Fekaderna* feni'melKadirun;
Biz ölçüleyip takdir ettik... Ne güzel ölçüleyip takdir edenleriz!.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
24-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (kıyam’ı, rücu’yu) yalanlayanların vay haline (uyanmadan ölenlerin vay haline) !.

أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتاً
25-) Elem nec'alil'Arda kifata;
Arz’ı bir toplanma yeri kılmadık mı?.

أَحْيَاء وَأَمْوَاتاً
26-) Ahyaen ve emvata;
Diriler ve ölüler için (dirileri evlerinde, ölüleri kabirlerinde?).

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُم مَّاء فُرَاتاً

27-) Ve ce'alna fiyha revasiye şamihatin ve eskaynaküm maen furata;

Orada yüksek (haşmetli, azametli) sabit dağlar oluşturduk ve size tatlı bir su içirdik/suvardık.

وَيْلٌ يوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
28-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (ba’s’i, neşri, rücu’yu) yalanlayanların vay haline (uyanmadan ölenlerin vay haline) !.

انطَلِقُوا إِلَى مَا كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ
29-) İntaliku ila ma küntüm Bihi tükezzibun;
Haydi, (B gerçeğince) kendisini yalanlamakta olduğunuz şeye (ölüm ötesi gerçeğinize) gidin.

انطَلِقُوا إِلَى ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ
30-) İntaliku ila zıllin ziy selasi şu'ab;
Haydi üç çatallı gölgeye gidin (şimdi),

لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ
31-) La zaliylin ve la yuğniy minelleheb;
Ne gölgelendirir ve ne de (renk renk) alev’den kurtarır (gölgeye).

إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ
32-) İnneha termiy Bişererin kelkasr;
Muhakkak ki o (üç çatallı gölge, B sırrınca) kasr (saray, dağ) gibi kıvılcımlar atar.

كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ
33-) Keennehu cimaletun sufr;
Sanki o (kıvılcımlar) sarı halatlar/çift hörgüçlü iri develer gibidir.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
34-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (ba’s’i, neşri) yalanlayanların vay haline (arınmadan ölenlerin vay haline) !.

هَذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
35-) Hazâ yevmu la yentıkun;
Bu nutkedemeyecekleri (konuşamayacakları) gündür.

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
36-) Ve la yü'zenü lehüm feya'tezirun;
Onlara izin de verilmez ki mazeret beyan etsinler.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
37-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (Ahiret’i) yalanlayanların vay haline (uyanmadan ölenlerin vay haline) !.

هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ
38-) Hazâ yevmulfasl* cema'naküm vel'evveliyn;
Bu Fasl (hüküm, ayırdetme, tafsil) Günü’dür... Sizi ve evvelkileri cem’ettik (imiz gün).

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
39-) Fein kâne leküm keydün fekiydun;
Eğer bir hileniz/tuzağınız (marifetiniz) var ise, hadi bana bir hile yapın (atlatın beni; bu şartlardan sıyrılın?).

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
40-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (ba’si, yaşam gerçeklerini) yalanlayanların vay haline (takvaya ulaşmadan ölenlerin vay haline) !.

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ
41-) İnnelmüttekıyne fiy zılalin ve 'uyun;
Muhakkak ki muttekıyler (korunanlar), gölgelerin ve kaynakların içindedirler.

وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
42-) Ve fevakihe mimma yeştehun;
Ve iştiha ettiklerinden (canlarının çektiklerinden) meyvaların (içindedirler).

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئاً بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
43-) Külu veşrebu heniy'en Bima küntüm ta'melun;
“Yaptığınız çalışmalardan dolayı (B sırrınca) afiyetle yeyin ve için!”.

إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنينَ

44-) İnna kezâlike neczilmuhsiniyn;
Doğrusu biz muhsiynleri (müşahadelerinde Hak’dan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
45-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (ba’s’i, neşri, haşrı) yalanlayanların vay haline (uyanmadan ölenlerin vay haline) !.

كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلاً إِنَّكُم مُّجْرِمُون
46-) Külu ve temette'u kaliylen inneküm mücrimun;
 (Ey arınma-korunma çalışması yapmayanlar; yaşam gerçeklerini-kendilerini yalanlayan perdeliler!) “Yeyin ve azcık faydalanın... Muhakkak ki siz mücrimlersiniz”.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
47-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (sistem’i) yalanlayanların vay haline (uyanmadan ölenlerin vay haline) !.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
48-) Ve iza kıyle lehümurke'u la yerke'un;
Onlara (müşriklere): “Rüku’ edin (eğilin, eriyin?)!” denildiğinde, rüku’ etmezler.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
49-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (hakikatını) yalanlayanların vay haline (uyanmadan ölenlerin vay haline) !.

فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
50-) Febieyyi hadiysin ba'dehu yu'minun;
Artık Ondan (Kur’an’dan; Kur’an’ın verdiği bu büyük haberden) sonra (gerçeği telakki etmek ve uyarı için) hangi söze iman ederler?.

Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal