Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



22.  HAC SÛRESİ     الحج

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ

1-) Ya eyyühen Nasütteku Rabbeküm* inne zeletessaati şey'ün azîym;

Ey insanlar!.. Rabbinizden ittika edin!.. Muhakkak ki o saat’ın (ölüm) zelzele’si aziym bir şey’dir.

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُم بِسُكَارَى وَلَكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ
2-) Yevme teravneha tezhelü küllü murdıatin amma erdaat ve tedau küllü zati hamlin hamleha ve teranNase sükâra ve ma hüm Bi sükâra ve lâkinne azâbellahi şediyd;
Onu göreceğiniz gün, her emziren (besleyici) emzirdiklerini unutur, her haml sahibi (yüklü, hamile) yükünü (taşıdığını) bırakır... İnsanları sarhoşlar olarak görürsün... (Oysa) onlar (B manasınca) (aşk) sarhoşlar (ı) değildirler... Fakat Allah azabı şediyd’dir.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَّرِيدٍ
3-) Ve minenNasi men yücadilü fiyllahi Bi ğayri ilmin ve yettebiu külle şeytanin meriyd;
İnsanlardan kimi de Allah hakkında Bi-gayri ilim (ilimsizce/bilmeden) mücadele eder ve her azgın-inatçı şeytana tabi olur.

كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُ مَن تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ
4-) Kütibe aleyhi ennehu men tevellahu feennehu yudılluhu ve yehdiyhi ila azâbis seıyr;
Onun (şeytan, vehim) hakkında: “Kim onu veli edinir ise, muhakkak ki o onu saptırır ve onu sair (alevli ateş)’in azabına hidayet eder” diye yazılmıştır.


يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِن مُّضْغَةٍ مُّخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِّنُبَيِّنَ لَكُمْ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاء إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّى وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِن بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئاً وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاء اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنبَتَتْ مِن كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ

5-) Ya eyyühenNasu in küntüm fiy raybin minel ba'si feinna haleknaküm min turabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme min mudğatin muhallekatin ve ğayri muhallekatin linübeyyine leküm* ve nukirru fiyl’erhami ma neşau ila ecelin müsemmen sümme nuhricüküm tıflen sümme liteblüğu eşüddeküm* ve minküm men yeteveffa ve minküm men yüreddü ila erzelil umüri likeyla ya'leme min ba'di ılmin şey'a* ve teral’Arda hamideten feiza enzelna aleyhel maehtezzet ve rabet ve enbetet min külli zevcin behiyc;
Ey insanlar!.. Eğer ba’s’dan (ruhani dirilişten) şüphe içinde iseniz, (bilin ki) doğrusu biz sizi bir topraktan, sonra bir nutfe (su, sperm)’den, sonra bir alaka (donmuş kan, genetik yapı, embriyo)’dan, sonra muhalleka (şekli-yapısı-azaları belli, fiziksel hılkatı tam) ve gayrı muhalleka (belirsiz) bir mudğa’dan (bir çiğnem et’ten) yarattık, ki (nefh-i ruh ile) size açık seçik beyan edelim... Dilediğimizi muayyen bir ecel’e kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi bir tıfl (çocuk; seyr-i süluk geçirmemiş) olarak çıkarırız, sonra kemale erme çağınıza (bulüğ çağı ve sonrasına?) ulaşmanız için (gerekeni sağlarız)... Sizden kiminiz vefat ettirilir ve sizden bazınız da ilimden (bilmekten) sonra bir şey bilmesin (akletmesin) diye erzel-i ömür’e (ömrün en rezil, en aşağı, en aciz çağına) reddolunur... Arz’ı, hamide (hayat olmayan, hiç bir şey bitmeyen, ölü olarak) görürsün... Fakat biz onun üzerine o suyu (ilmi) inzal ettiğimizde, titrer/harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten nebat bitirir.

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَى وَأَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
6-) Zâlike Bi ennAllahe HUvelHakku ve enneHU yuhyil mevta ve enneHU alâ külli şey'in Kadiyr;
Bu böyledir, çünkü Allah, O Hakk’dır (daim-ebedi gerçektir)... Muhakkak ki O, ölüleri (hakikat ilmi ile) diriltir... Çünkü O, herşey’e Kadiyr’dir.

وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَّا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَن فِي الْقُبُورِ
7-) Ve ennessaate atiyetün la raybe fiyha ve ennAllahe yeb'asü men fiyl kubur;
Ve o saat (ölüm, vefat) muhakkak gelecektir, onda hiç şüphe yoktur... Ve muhakkak ki Allah, kabirlerde olan bilinçlileri ba’sedecektir.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُّنِيرٍ
8-) Ve minenNasi men yücadilü fiyllahi Bi ğayri ilmin ve la hüden ve la Kitabin müniyr;
İnsanlardan kimi de Allah hakkında Bi-gayri ilim (ilimsiz, mesnedsiz), huda’sız (rehbersiz) ve aydınlatıcı bir kitab’ı (vahyi bilgi) olmaksızın mücadele eder.

ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ
9-) Saniye ıtfihı liyudılle an sebiylillâhi* lehu fiyd dünya hızyün ve nüzikuhu yevmel kıyameti azâbel hariyk;
Allah yolundan saptırmak için yanını çevirerek (kibirlenerek, söylenen hak söz üzerinde düşünmeyi kabul etmeyerek tartışır)...Dünyada onun için rezillik vardır... Kiyamet günü de ona harıyk (ateş, yangın) ın azabını tattırırız.

ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ

10-) Zâlike Bima kaddemet yedake ve ennAllahe leyse Bi zallamin lil abiyd;

 “Bu, senin iki elinin takdim ettiği (önceden hazırladığı) sebebiyledir... Muhakkak ki Allah kullara (Bi-) zulmedici değildir”.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انقَلَبَ عَلَى وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ
11-) Ve minenNasi men ya'budullahe alâ harf* fein esabehu hayrunıtmeene Bih* ve in esabethü fitnetüninkalebe alâ vechih* hasireddünya vel’ahirete, zâlike hüvel husranul mübiyn;
İnsanlardan kimi de vardır ki, Allah’a bir harf (taraf) üzere (terkibine hoş gelen şeyler yönünden) kulluk eder... Eğer ona bir hayır isabet eder ise, (B sırrınca) onunla mutmain olur (sükun bulur, rahatlar)... Şayet ona bir fitne (bela, imtihan) isabet eder ise, vechi üzere inkılab eder (yüzüstü döner; Allah’dan perdelenir)... (Böylesi) dünyasını da ahiretini de hüsrana uğratmıştır... İşte bu apaçık hüsranın ta kendisidir.

يَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنفَعُهُ ذَلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ

12-) Yed'u min dunillahi ma la yedurruhu ve ma la yenfeuhu, zâlike hüveddalalül baıyd;

 (O) Allah’ı bırakıp kendisine zarar veremeyen ve fayda da veremeyen (hiçbir varlıkları ve kuvveleri olmayan) şeyleri çağırır/dua eder/yönelir... İşte bu uzak dalalet (sapkınlık) tir.

يَدْعُو لَمَن ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِن نَّفْعِهِ لَبِئْسَ الْمَوْلَى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ
13-) Yed'u lemen darruhu akrebü min nef'ıh* lebi'selmevla ve lebi'sel aşiyr;
 (O), zarar vermesi (perdelemesi) fayda vermesinden daha yakın olana dua eder/yönelir... O (çağırdığı, taptığı) ne kötü bir mevla ve ne kötü bir aşiyr (arkadaş, eş) dir.

إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
14-) İnnAllahe yudhılülleziyne amenu ve amilus salihati cennatin tecriy min tahtihel enhar* innAllahe yef'alu ma yüriyd;
Muhakkak ki Allah iman edip salihattan amel edenleri, altlarından nehirler akan cennetlere dahil eder... Kesinlikle Allah irade ettiğini yapar (hükmettiğini kuvveden fiile çıkarır; şüpheniz olmasın).

مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاء ثُمَّ لِيَقْطَعْ فَلْيَنظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ
15-) Men kâne yezunnü en len yensûrehullahu fiyd dünya vel ahireti felyemdüd Bi sebebin iles Semai sümmelyakta' felyenzur hel yüzhibenne keydühu ma yağıyz;
Kim Allah’ın kendisine dünyada ve ahirette yardımcı olmayacağını zannediyor ise, bir (Bi-) sebep ile (ilmini elde edip) Sema’ya (derununa) yönelsin, sonra (derunundaki hakikat indinde benliğini) kessin (birimsel “yok”luğunu fark ve idrak etsin) de (şimdi) bir baksın (düşünsün, basiretiyle görsün), (benlik) tuzağı, öfkelendiği şeyi giderebiliyor mu (benlik çözüm değil, azap kaynağıdır; çözüm ismi Allah olan’ı tanımaktadır, herşeyi halleden tüm sıfatlar O’nundur; benlik hali zillettir, izzet tümden Allah’ındır) ?.

وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يُرِيدُ
16-) Ve kezâlike enzelnahu ayatin beyyinatin ve ennAllahe yehdiy men yüriyd;
İşte böylece O’nu ayat-u beyyinat (apaçık sıfatlar) olarak inzal ettik... Ve muhakkak ki Allah dilediğine hidayet eder.

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَى وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
17-) İnnelleziyne amenu velleziyne Hadu vesSabiiyne venNesara vel Mecuse velleziyne eşrekû* innAllahe yefsılu beynehüm yevmel kıyameti, innAllahe alâ külli şey'in Şehiyd;
Muhakkak ki (İslam’a; tevhide, vahdete, sünnetullah’a) iman edenler (müslümanlar), Yahudiler, Sabiiler (Ruhlara-yıldızlara yönelen; Kitab Ehli olmayan; Nübüvvet-Din kabul etmeyen muvahhidler), Nasara (Hristiyanlar), Mecusiler (Hakkın Ahadiyyet sıfatını ateşe nisbet edip ateşe tapanlar) ve şirk koşanlara gelince, muhakkak ki Allah, kıyamet günü onlar arasında fasl (ayrım) yapacaktır (hükmedecektir)... Muhakkak ki Allah herşeye şehiyd (şahid)’dir.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ
18-) Elem tera ennAllahe yescüdü leHU men fiys Semavati ve men fiyl Ardı veşŞemsü vel Kameru venNücumü velCibalü veşŞeceru vedDevabbü ve kesiyrun minenNas* ve kesiyrun hakka aleyhil azâb* ve men yühinillahu fema lehu min mükrim* innAllahe yef'alu ma yeşa';
(18. Ayet secde ayetidir.) Görmedin mi ki Allah (O dur ki), Semavat’ta kim var ve Arz’da kim var (ise hepsi; tüm melekut), Güneş, Ay, Yıldızlar, Dağlar, Ağaç (cinsi), yürür canlılar ve insanlardan birçoğu O’na secde ediyor... (İnsanlardan) bir çoğunun üzerine de azab (şakavet, gadap) hakk olmuştur... Allah kimi hor-hakır kılarsa, artık ona ikram edici yoktur... Muhakkak ki Allah (m’eşiyyeti, kudretiyle) dilediğini yapar.

س{ هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ} فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِّن نَّارٍ يُصَبُّ مِن فَوْقِ رُؤُوسِهِمُ الْحَمِيمُ
19-) Hazâni hasmanihtesamü fiy Rabbihim* felleziyne keferu kuttıat lehüm siyabün min nar* yusabbü min fevkı ruusihimülhamiym;
Şu iki hasım Rableri hakkında davalaştılar... Kafir olanlara gelince, onlar için ateşten elbiseler kesilip biçilmiştir... Kafalarının üzerinden de kaynar su dökülür.

يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ
20-) Yusheru Bihi ma fiy bütunihim vel cülud;
Onunla (“B”-o kaynar su ile) batn (karın) larında olanlar ve cildleri eritilir.

وَلَهُم مَّقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ
21-) Ve lehüm mekamiu min hadiyd;
Ve onlar için demir’den kamçılar (astrolojik faktörler) vardır.

كُلَّمَا أَرَادُوا أَن يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ
22-) Küllema eradu en yahrucu minha min ğammin uıydu fiyha ve zûku azâbel hariyk;
Oradan gam’dan her çıkmak dilediklerinde, (demir kamçılar ile) oraya iade olunurlar... ve: “Yangının azabını tadın” (denilir).

إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤاً وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ
23-) İnnAllahe yudhılülleziyne amenu ve amilussalihati cennatin tecriy min tahtihel’enharu yuhallevne fiyha min esavire min zehebin ve lü'lüa* ve libasühüm fiyha hariyr;
Muhakkak ki Allah iman edip salih amel yapanları, altlarından nehirler akan cennetlere dahil eder... Orada altından bilezikler ve inci ile süslenirler... Orada onların elbiseleri ipek’tir.

وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَى صِرَاطِ الْحَمِيدِ
24-) Ve hüdu ilet tayyibi minel kavl* ve hüdu ila sıratıl hamiyd;
Ve onlar hem kavl (söz)’den tayyib olana (Hakkani manalara) hidayet olunmuşlardır ve hem de Hamiyd’in sıratına (fena’ya) hidayet olunmuşlardır.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاء الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ وَمَن يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
25-) İnnelleziyne keferu ve yesuddune an sebiylillâhi vel Mescidil Haramilleziy cealnahu linNasi sevaenil akifü fiyhi vel bad* ve men yürid fiyhi Bi ilhadin Bi zulmin nüzıkhu min azâbin eliym;
Muhakkak ki kafir olanlar, Allah yolundan ve hem akif (içinden ayrılmayan, mukim) hem de badi (dışarıdan gelen, yolcu) insanlar için müsavi kıldığımız Mescid-i Haram’dan alakoyanlar... Kim Onun içinde “B”-ilhad olarak (Hak’dan, Hakikatının gereğinden düşerek) ve “B”-zulm olarak (birimsel-nefsani-bedensel bir murad) dilerse, ona elim azabtan tattırırız.

وَإِذْ بَوَّأْنَا لِإِبْرَاهِيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ أَن لَّا تُشْرِكْ بِي شَيْئاً وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْقَائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
26-) Ve iz bevve'na li İbrahiyme mekanel Beyti en la tüşrik Biy şey’en ve tahhir BeytiYE littaifiyne vel kaimiyne verrukkeıs sücud;
Hani biz İbrahim’e Beyt’in mekanı’nı hazırlamış (ve Ona şöyle demiştik): “Bana (B gerçeğince) bir şeyi ortak koşma (tam fani ol) !... Beytimi (kalbi), tavaf edenler, kaim olanlar ve secde eden rüku’ edenler için tahir kıl/temizle!”.

وَأَذِّن فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالاً وَعَلَى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ
27-) Ve ezzin fiyn Nasi Bil Hacci ye'tuke Ricalen ve alâ külli damirin ye'tiyne min külli feccin amiyk;
“İnsanlar içinde hacc’ı (B sırrınca) ilan et (Beytullah’a da’vet et) ki rical olarak ve derin-uzak yollardan gelen her yorgun-zayıf deve (nefs) üzerinde sana gelsinler”.

لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ عَلَى مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ
28-) Liyeşhedu menafia lehüm ve yezkürusmellahi fiy eyyamin ma'lumatin alâ ma razekahüm min behiymetil en'am* fekülu minha ve et'ımül baisel fekıyr;
 “Ta ki kendileri için menfaatlara şahid olsunlar... Kendilerini rızıklandırdığımız behime-i en’am (kurbanlık, mismil hayvanlar) üzerine (onları kurban ederek), ma’lum günlerde (Hac bayramı’nda) Allah’ın ismini zikretsinler... Artık onlardan yeyin ve fakir muhtaç olanlara da yedirin (doyurun)”.

ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ
29-) Sümmelyakdu tefesehüm velyufu nüzurehüm velyettavvefu Bil Beytil Atiyk;
 “Sonra (nefslerinin) kirlerine son versinler, nezrlerini (adaklarını; misaklarını) yerine getirsiniler ve Beyt-i Atıyk’ı (kadiym-şerefli-özgür ev’i, B sırrınca) çok tavaf etsinler”.

ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ عِندَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ
30-) Zâlike, ve men yuazzım hurumatillahi fe huve hayrun lehu ınde Rabbih* ve uhıllet lekümül en'amu illâ ma yütla aleyküm fectenibürricse minel’ evsani vectenibu kavlez zur;
İşte böyle... Kim Allah’ın hürmetlerine (saygı gösterilmesi gerekenlere) ta’zim ederse, o, onun için Rabbinin indinde daha hayırlıdır... Size tilavet edilenler (Maide: 3) müstesna, sizin için en’am (deve, sığır, koyun cinsi) helal kılındı... O halde putların pisliğinden kaçının ve yalan-uydurma sözden kaçının.

حُنَفَاء لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَن يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاء فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ
31-) Hunefae Lillahi ğayre müşrikiyne Bih* ve men yüşrik Billahi fekeennema harre mines Semai fetahtafühüttayru ev tehviy Bihir riyhu fiy mekanin sehıyk;
Allah’a hanifler olarak (O’nun gayrı vücud isbat etmeksizin, tanrı kabulsüz), O’na (B gerçeği ile) şirk koşanlar olmaksızın!... Kim (B gerçeği ile) Allah’a ortak koşarsa, o sanki Sema’dan düşmüş de kendisini kuş kapıyor yahut onu (B gerçeğince) rüzgar uzak bir mekanda atıp sürüklüyor gibidir.

ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقْوَى الْقُلُوبِ
32-) Zâlike, ve men yuazzım şeairAllahi feinneha min takvel kulub;
İşte böyle... Kim Allah’ın Şeair’ine (Allah alametlerine; Hac menasiki, kurban gibi O’nun/tevhid’in gereği işlere) ta’zim ederse, muhakkak ki o kalblerin takvasındandır.

لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِيقِ
33-) Leküm fiyha menafiu ila ecelin müsemmen sümme mahıllüha ilel Beytil Atiyk;
Onlarda sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır... Sonra onların mahalli (varacakları yer) Beyt- Atıyk’dır.

وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكاً لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ
34-) Ve likülli ümmetin cealna menseken liyezkürusmAllahi alâ ma razekahüm min behiymetil en'am* feilahuküm ilahun vahıdün feleHU eslimu* ve beşşiril muhbitiyn;
Behime-i En’am’dan (kurbanlık, mismil hayvanlar’dan), kendilerini rızıklandırdıklarımız üzerine Allah’ın ismini zikretsinler diye her ümmet için bir mensek (kurban kesme, saflaşma, yakına erme, ibadet etme yöntemi) kıldık... Sizin ilahınız (yaratanınız, ma’budunuz) İlah-un Vahid’dir (bir tek vücud’dur), o halde O’na teslim olun... Muhbitleri (alçak gönüllü, huşu’ sahiplerini; yani istidatları teslimiyet ve itaata müsayit olanları) müjdele.

الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
35-) Elleziyne iza zükirAllahu vecilet kulubühüm ves sabiriyne alâ ma esabehüm vel mukıymis Salati ve mimma razaknahüm yünfikun;
Onlar ki, “Allah” zikredildiğinde onların kalbleri korkar (tanır)... Kendilerine isabet eden üzerine sabredenler ve namaz’ı ikame eden (mukıym) lerdir... Ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden de infak ederler.

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُم مِّن شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذَلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
36-) Velbüdne cealnaha leküm min şeairillahi leküm fiyha hayr* fezkürusmAllahi aleyha savaff* feiza vecebet cünubüha fekülu minha ve et'ımül kania vel mu'terr* kezâlike sahharnaha leküm lealleküm teşkürun;
Bedene (deve) leri de sizin için Allah’ın Şeair’inden (Allah alametleri; Allah’ı hissettirici vasıtalar) kıldık... Sizin için onlarda hayır vardır... Ön ayaklarından biri ile bağlı, ayakları üzere hareketsiz durur iken onların üzerine Allah’ın ismini zikredin... Yanları yere düştüğünde, onlardan yeyin ve kani’ (verilenle yetinen, hazır kimse) ve mu’terr’i (isteyen, peşine düşen kimse’yi) de yedirin (doyurun)... İşte böylece onları size boyun eğdirdik ki şükredesiniz.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal