Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



HAC SÛRESİ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ

37-) Len yenalellahe lühumüha ve la dimauha ve lâkin yenalühüt takva minküm* kezâlike sahhareha leküm litükebbirullahe alâ ma hedaküm* ve beşşiril muhsiniyn;
 (Onlar öyle kurbanlıklardır ki) onların etleri de onların kanları da Allah’a asla nail olmaz/erişmez, fakat sizden O’na takva nail olur (Gerçek kurban eti-kanı olan nesne değil, takva gerekli olan nefslerinizdir)... İşte böylece (Allah), onları size (riyazat, mücahade ile) boyun eğdirdi ki, size hidayet ettiği üzere Allah’ı tekbir edesiniz... Muhsinleri müjdele!.

إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ

38-) İnnAllahe yudafiu anilleziyne amenu* innAllahe la yuhıbbü külle havvanin kefur;

Muhakkak ki Allah iman edenleri mudafa’ eder... Muhakkak ki Allah her hain (emaneti ödemeyen, ahdine vefasız) ve nankörü (ni’meti yerli yerinde değerlendirmeyeni) sevmez.

أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا وَإِنَّ اللَّهَ عَلَى نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ
39-) Üzine lilleziyne yükatelune Bi ennehüm zulimu* ve innAllahe alâ nasrihim le Kadiyr;
Mukatele edilen (kendileri ile savaşılan) kimselere (savaşmak için) izin verilmiştir... Şundan dolayı ki onlar zulme uğradılar... Ve muhakkak ki Allah onların nusretine (kendilerini zafere ulaştırmaya) elbette Kadiyr’dir.

الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّا أَن يَقُولُوا رَبُّنَا اللَّهُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا اسْمُ اللَّهِ كَثِيراً وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
40-) Elleziyne uhricu min diyarihim Bi ğayri Hakkın illâ en yekulu RabbunAllah* ve levla def'ullahinNase ba'dahüm Bi ba'dın lehüddimet savamiu ve biyeun ve salevatün ve mesacidü yüzkeru fiyhesmullahi kesiyra* ve leyensûrennAllahu men yensuruh* innAllahe le Kaviyyün Azîyz;
Onlar ki yurdlarından Bi-gayri hak (haksız yere; cismani ve nefsani sebepler ile), sırf: “Rabbimiz Allah’dır” dedikleri için çıkarıldılar... Eğer Allah insanları bir kısmı ile (B sırrınca) bir kısmını def’etmeseydi manastırlar (ruhban ma’bedi), kiliseler (hristiyan ma’bedi), havralar (yahudi ma’bedi) ve içlerinde Allah isminin çokça zikredildiği mescidler (mü’min gönüller) elbette yıkılırdı... Allah kendisine (tefekkür, teveccüh, rıyazat ve mücahade ile) yardım edene elbette yardım eder (ruhani kuvvelerini galib getirir)... Muhakkak ki Allah Kaviyy’dir, Aziyz’dir.

الَّذِينَ إِن مَّكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنكَرِ وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ

41-) Elleziyne in mekkennahüm fiyl Ardı ekamus Salate ve atevüz Zekate ve emeru Bil ma'rufi ve nehev anil münker* ve Lillahi akıbetül ümur;

Onlar (kendileri ile savaşılan, yurdlarından çıkarılan, Allah’a yardım edenler) ki, eğer kendilerini Arz’da temkiyn etsek (imkan versek, muktedir kılsak), (onlar) namaz’ı ikame ederler, zekat’ı verirler, ma’ruf’u (B sırrınca) emrederler ve münker’den nehyederler... İşlerin akıbeti (ibtidası da kendi dilemesi olan) Allah’a aittir.

وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ
42-) Ve in yükezzibuke fekad kezzebet kablehüm kavmü Nuhın ve Adün ve Semud;
Eğer seni yalanlıyorlar ise, (bil ki) onlardan önce Nuh’un kavmi, Ad (Hud’un kavmi) ve Semud (Salih’in kavmi) da yalanlamıştı.

وَقَوْمُ إِبْرَاهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ
43-) Ve kavmü İbrahiyme ve kavmü Lut;
İbrahim’in kavmi ve Lut’un kavmi de (yalanlamıştı).

وَأَصْحَابُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسَى فَأَمْلَيْتُ لِلْكَافِرِينَ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
44-) Ve ashabü medyen* ve küzzibe Musa feemleytü lil kafiriyne sümme ehaztühüm* fekeyfe kâne nekiyr;
Ve Ashab-ı Medyen (Şuayıb’ın kavmi) de (yalanlamıştı)... Musa da yalanlandı... Ben de o kafirlere mühlet verdim, sonra onları yakaldım... Benim Nekiyr’im (beni inkar, redd, tanımama; ve onun sonucu cezam) nasıl oldu?.

فَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُّعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَّشِيدٍ
45-) Fekeeyyin min karyetin ehleknaha ve hiye zalimetün fehiye haviyetün alâ uruşiha ve bi'rin muattaletin ve kasrin meşiyd;
Karye (şehir, ülke)’den nicesi vardır ki o zalim iken biz onları helak ettik... Artık çatıları, damları/duvarları üstüne çökmüş/alt üst olmuş (ahalisi helak olmuş)... (Nice) muattala (terkedilmiş, kullanılmaz) kuyu ve sağlam/yüksek kasır (geri kalmış).

أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِن تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ
46-) Efelem yesiyru fiyl Ardı fetekûne lehüm kulubün ya'kılune Biha ev azânün yesmeune Biha* feinneha la ta'mel ebsaru ve lâkin ta'mel kulubülletiy fiyssudur;
Arz’da hiç gezip seyretmediler (ibret almadılar; seyr-i sülük yapmadılar) mi ki, onlarla (B sırrınca) akledecekleri kalbleri yahut kendileri ile (B sırrınca) işitecekleri kulakları olsun... Çünkü basarlar a’ma olmaz, sadrların içindeki kalbler a’ma olur.

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ وَإِنَّ يَوْماً عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
47-) Ve yesta'ciluneke Bil azâbi ve len yuhlifAllahu va'deh* ve inne yevmen ınde Rabbike keelfi senetin mimma teuddun;
Senden (Bi-) azabı acele istiyorlar (Allah’ı, sistem’i bilmiyorlar)... (Oysa) Allah va’dine asla hulf etmez (tayin edilen sistem dahilinde gerçekleşir)... Muhakkak ki Rabbinin indinde bir gün, saymakta olduğunuzdan bin yıl gibidir (tecelli ve süreç gerçektir, zaman izafidir).

وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَيَّ الْمَصِيرُ
48-) Ve keeyyin min karyetin emleytü leha ve hiye zalimetün sümme ehaztüha* ve ileyYEl masıyr;
Zalim oldukları halde kendilerine mühlet verdiğim nize karye (şehir) vardır... Sonra onları (azab, ölüm ile) yakaladım... Dönüş ancak banadır.

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا أَنَا لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
49-) Kul ya eyyühenNasu innema ene leküm neziyrun mübiyn;
De ki: “Ey insanlar!... Be sizin için ancak apaçık bir neziyr’im (uyarıcıyım)”.

فَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
50-) Felleziyne amenu ve amilussalihati lehüm mağfiretün ve rizkun keriym;
İman edip salih ameller yapmış kimseler için mağfiret (ilahi özelliklerin tahakkuku) ve keriym bir rızk (bitmez-tükenmez enerji) vardır.

وَالَّذِينَ سَعَوْا فِي آيَاتِنَا مُعَاجِزِينَ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
51-) Velleziyne seav fiy ayatina muaciziyne ülaike ashabül cahıym;
Aciz-etkisiz bırakırcasına ayetlerimiz hakkında koşuşturanlara (Hakikatlerini, sistemi iptal etmeye çalışanlara) gelince, işte onlar ashab-ı cahıym’dir (cehennem halkıdır).

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّا إِذَا تَمَنَّى أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ فَيَنسَخُ اللَّهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللَّهُ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
52-) Ve ma erselna min kablike min Rasûlin ve la Nebîyyin illâ iza temenna elkaşşeytanu fiy ümniyyetih* feyensehullahu ma yulkış şeytanu sümme yuhkimullahu ayatiHİ, vAllahu Aliymun Hakiym;
Senden önce hiç bir Rasûl (ilahi hükümleri ulaştıran) ve hiçbir Nebî (hakikat ve ma’rifetlerden haberdar eden) irsal etmedik ki, o (bir şey) temenni ettiğinde (nefsani çıkışta) onun ümniyyesinde (düşüncesinde, idealinde) şeytan ılka etmiş (atmış, katmış) olmasın (zira şeytanın farz olan nasibi, Nisa:118)... Allah, şeytanın ılka ettiğini nesh eder (iptal eder, hükmünü giderir), sonra Allah kendi ayetlerini tahkim eder (sağlamca yerleştirir)... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِّلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
53-) Li yec'ale ma yulkış şeytanu fitneten lilleziyne fiy kulubihim meradun vel kasiyeti kulubühüm* ve innez zalimiyne lefiy şikakın baıyd;
 (Allah böyle yapar ki,) kalblerinde hastalık (şirk, nifak) bulunan ve kalbleri kasvetli (melekiyyeti-kudsi hassasiyeti örtülmüş; cismani lezzetlere, nefsani şehvetlere düşkün) olan kimseler için şeytanın ılka ettiği şeyi bir fitne kılsın diye... Muhakkak ki zalimler uzak (geri dönülmesi zor) bir şıkak (ayrılık, kopukluk) içindedirler.

وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِهِ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ اللَّهَ لَهَادِ الَّذِينَ آمَنُوا إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
54-) Ve liya'lemelleziyne utül ılme ennehül hakku min Rabbike feyu'minu Bihi fetuhbite lehu kulubühüm* ve innAllahe lehadilleziyne amenu ila sıratın müstekım;
Ve bir de kendilerine ilim verilenler, onun Rabbinden (hikmet gereği olan) hakk olduğunu bilsinler de Ona (B sırrıyla) iman etsinler ve Ona kalbleri ıhbat etsin (huşu’ duysun, mutmain olsun)... Muhakkak ki Allah iman etmiş (ikan sahibi) kimseleri sırat-ı müstekıym’e (vahdete, Zatına) hidayet edendir.

وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي مِرْيَةٍ مِّنْهُ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ
55-) Ve la yezalülleziyne keferu fiy miryetin minhu hatta te'tiyehümüs saatü bağteten ev ye'tiyehüm azâbü yevmin akıym;
Kafir olanlar (gerçeği reddedenler) ise, kendilerine ansızın/birden o saat (ölüm) gelinceye kadar yahut akıym (kısır) bir günün azabı kendilerine gelinceye kadar, O’ndan (Teklik’ten) şüphe içinde kalmaya devam edecek.

الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
56-) Elmülkü yevmeizinLillah* yahkümü beynehüm* felleziyne amenu ve amilus salihati fiy cennatin naıym;
O gün (Hakkani zuhurda) Mülk Allah’ındır... Aralarında (Allah) hüküm verir... İman edip salihattan amel yapanlar, Naıym (ni’met) cennetlerindedirler.

وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
57-) Velleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatiNA feülaike lehüm azâbün mühiyn;
Kafir olanlara ve ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayanlara (Allah’dan perdelilere) gelince, işte onlar için zebun eden/hakir düşüren bir azab vardır.

وَالَّذِينَ هَاجَرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوا أَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّهُمُ اللَّهُ رِزْقاً حَسَناً وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
58-) Velleziyne haceru fiy sebiylillâhi sümme kutilu ev matu leyerzükanne hümullahu rizkan hasena* ve innAllahe leHUve hayrur razikıyn;
Allah yolunda (nefsani aleminden) hicret edip sonra da öldürülmüş yahut ölmüş olanlara gelince, elbette Allah onları güzel bir rızk ile rızıklandırır... Muhakkak ki Allah, elbette O’dur rızıklandıranların en hayırlısı.

لَيُدْخِلَنَّهُم مُّدْخَلاً يَرْضَوْنَهُ وَإِنَّ اللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمٌ
59-) Leyüdhılennehüm müdhalen yerdavneh* ve innAllahe leAliymun Haliym;
Onları elbette razı olacakları yere (radiyye, Hakkani vücud) dahil eder... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Haliym’dir.

ذَلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ
60-) Zâlike, ve men akabe Bi misli ma ukıbe Bihi sümme büğıye aleyhi leyensûrennehullah* innAllahe leAfüvvün Ğafur;
Bu böyledir... Kim kendisiyle (B sırrınca) cezalandırıldığı (maruz kaldığı) şeyin (Bi-) misli ile cezalandırır (karşılık verir) da, sonra kendisine (yeniden) zulmedilir ise, Allah ona mutlaka nusret (yardım) eder (adalet yadsınamayan bir gerçektir)... Muhakkak ki Allah Afüvv’dür, Ğafur’dur.

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَأَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
61-) Zâlike Bi ennAllahe yulicülleyle fiynnehari ve yulicünnehare fiylleyli ve ennAllahe Semiy’un Basıyr;
İşte böyle (dir B gerçeğince)... Çünkü Allah gece’yi gündüz’ün içine sokar, gündüz’ü de gece’nin içine sokar... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Basıyr’dir.

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
62-) Zâlike Bi ennAllahe HUvel Hakku ve enne ma yed'une min duniHİ hüvel batılu ve ennAllahe HUvel Aliyyül Kebiyr;
İşte böyle (dir B gerçeğince)... Çünkü Allah, O Hakk’dır (hakiki var, ebedi gerçek, daimi mevcud)... O’ndan başka çağırdıkları (isimlendirdikleri) ise (işte) o batıldır (o çağırdıklarının varlıkları asla sözkonusu değil)... Muhakkak ki Allah, Aliyy’dir, Kabiyr’dir.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَتُصْبِحُ الْأَرْضُ مُخْضَرَّةً إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
63-) Elem tera ennAllahe enzele mines Semai maen, fetusbihul Ardu muhdarreten, innAllahe Latıyfün Habiyr;
Görmedin mi ki Allah Sema’dan bir su inzal etti de Arz yemyeşil oluyor (Nur’un zuhuru)... Muhakkak ki Allah Latıyf’dir, Habiyr’dir.

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
64-) LeHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve innAllahe leHUvel Ğaniyyül Hamiyd;
Semalar’da olan ve Arz’da olan ne var ise (hepsi) O’nundur... Muhakkak ki Allah, elbette O, Ğaniy’dir, Hamiyd’dir.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي الْأَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَيُمْسِكُ السَّمَاء أَن تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
65-) Elem tera ennAllahe sahhare leküm ma fiyl Ardı vel fülke tecriy fiylbahri Bi emriHİ, ve yümsiküsSemae en tekaa alel’ Ardı illâ Bi izniHİ, innAllahe Bin Nasi le Raufun Rahıym;
Görmedin mi Allah Arz’dakileri de, deniz’de Bi-emriHİ (O’nun emriyle) akıp giden gemileri de size musahhar kılmıştır (boyun eğdirmiştir)... Sema’yı, Arz’a vaki olmaktan (üzerine düşmekten) O tutuyor... Bi-izniHİ (O’nun izniyle vuku’u) müstesna... Muhakkak ki Allah insanlara (B sırrınca; insanların hakikatı-vücudu olarak) Rauf’dur, Rahıymdir.

وَهُوَ الَّذِي أَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ إِنَّ الْإِنسَانَ لَكَفُورٌ
66-) Ve HUvelleziy ahyaküm sümme yümiytüküm sümme yuhyiyküm* innel İnsane lekefur;
O, odur ki sizi diriltti... Sonra sizi (kişiliğinizden) öldürür, sonra sizi (hakiki hayat ile) diriltir... Muhakkak ki insan çok nankördür.

لِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكاً هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْأَمْرِ وَادْعُ إِلَى رَبِّكَ إِنَّكَ لَعَلَى هُدًى مُّسْتَقِيمٍ
67-) Likülli ümmetin cealna menseken hüm nasikuhü fela yünaziunneke fiyl emri ved'u ila Rabbik* inneke leala hüden müstekıym;
Her ümmet için kendisiyle ibadette bulundukları bir mensek (ibadet etme yöntemi; saflaşma, arınma, yakıyne erme usülü) kıldık... O halde bu işte seninle niza etmesinler ve sen Rabbine da’vet et... Muhakkak ki sen müstekıym bir huda (dosdoğru bir rehber; en kısa yoldan erdiren yol; nefyi vücud-teslimiyet?) üzeresin.

وَإِن جَادَلُوكَ فَقُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
68-) Ve in cadeluke fekulillahu a'lemu Bima ta'melun;
Şayet seninle mücadele ederler ise de ki: “Allah, yapmakta olduğnuzu (B sırrınca) daha iyi bilir”.

اللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
69-) Allahu yahkümü beyneküm yevmelkıyameti fiyma küntüm fiyhi tahtelifun;
Allah, hakkında ihtilaf ediyor olduğunuz hususta, kıyamet günü aranızda hükmeder.


أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاء وَالْأَرْضِ إِنَّ ذَلِكَ فِي كِتَابٍ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
70-) Elem ta'lem ennAllahe ya'lemu ma fiys Semai vel’ Ard* inne zâlike fiy Kitab* inne zâlike alellahi yesiyr;

Bimdin mi ki Allah, Sema’da ve Arz’da ne varsa (hepsini) bilir... Muhakkak ki o bir kitab’tadır... Muhakkak ki o, Allah’a çok kolaydır.

وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَاناً وَمَا لَيْسَ لَهُم بِهِ عِلْمٌ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِن نَّصِيرٍ
71-) Ve ya'budune min dunillahi ma lem yünezzil Bihi sultanen ve ma leyse lehüm Bihi ‘ılm* ve ma lizzalimiyne min nasıyr;
Allah’ı bırakıp/Allah’ın gayrından, hakkında (Allah’ın, B gerçeğince) hiç bir sultan (güç sahibi, hüccet, delil) indirmediği ve (dolayısıyla da) kendilerinin de onunla ilgili (B sırrınca) bir ilimlerinin sözkonusu olmadığı şeylere kulluk yapıyorlar... Zalimler için Nasıyr (nusret veren, yardımcı) yoktur.

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
72-) Ve iza tütla aleyhim ayatüNA beyyinatin ta'rifü fiy vucuhilleziyne keferul münker* yekâdune yestune Billeziyne yetlune aleyhim ayatiNA* kul efeünebbiüküm Bişerrin min zâliküm* enNar* veadehAllahulleziyne keferu* ve bi'sel masıyr;
Onlara ayetlerimiz apaçık kanıtlar halinde tilavet edildiğinde, kafir olanların (gerçeği reddedenlerin) vechlerinde MÜNKER’i (anlayışsızlıktan-nursuzluktan kaynaklanan inkarı, reddi; tanımayışı görüp) tanırsın... Neredeyse kendilerine ayetlerimizi tilavet edenlere (B sırrınca) saldırıp çullanacaklar... De ki: “Size ondan daha şerri (B sırrınca) haber vereyim mi?... Nar (dır o) !... Allah, onu kafir olanlara va’detmiştir... O ne kötü dönüş yeridir!”.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ لَن يَخْلُقُوا ذُبَاباً وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ وَإِن يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئاً لَّا يَسْتَنقِذُوهُ مِنْهُ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ
73-) Ya eyyühen Nasu duribe meselün festemiu leh* innelleziyne ted'une min dunillahi len yahluku zübâben ve levictemu leh* ve in yeslübhümüzzübâbü şey'en la yestenkızuhu minh* daufet talibu velmatlub;
Ey insanlar!... Bir mesel (ibretlik örnek, misal, temsil) verildi; onu dinleyin... Allah’dan başka çağırdıklarınız, onun için ictima’ etseler (bir araya toplansalar) bile, bir sinek dahi yaratamazlar (çünkü kendilerine ait bir varlıkları ve kudretleri yoktur)... Sinek onlardan bir şey kapsa, onu ondan kurtaramazlar... Talib (talep eden) de matlub (talep edilen) da zaif (aciz) dir.

مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
74-) Ma kaderullahe hakka kadriHİ, innAllahe leKaviyyün Aziyz;
O’nun kadrinin hakkınca Allah’ın hakkını vermediler (Allah’ı hakkıyla tanımadılar)... Muhakkak ki Allah Kaviyy’dir, Aziyz’dir.

اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلاً وَمِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
75-) Allahu yestafiy minel Melaiketi Rusulen ve minen Nas* innAllahe Semiy’un Basıyr;
Allah, melaike’den ve insanlardan Rasûller seçer... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Basıyr’dir.

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الأمُور
76-) Ya'lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm* ve ilellahi turceul’ ümur;
Bilir onların önlerindekini de, arkalarındakini de... İşler Allah’a rücu’ ettirilir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
77-) Ya eyyühelleziyne amenurkeu vescüdu va'budu Rabbeküm vef'alül hayre lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!... Rüku’ edin, secde edin (fena), Rabbinize kulluk (kemalatını ızhar) edin ve hayır (Hakkani fiil) işleyin ki iflah edesiniz (varlık bağından kurtulasınız).

وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيداً عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
78-) Ve cahidu fillahi hakka cihadiHİ, HUvectebaküm ve ma ceale aleyküm fiyd diyni min harec* millete ebiyküm İbrahiym* HUve semmakümül müslimiyne min kablü ve fiy hazâ liyekûner Rasûlü şehiyden aleyküm ve tekûnu şühedae alenNas* feekıymusSalate ve atüz Zekate va'tesımu Billah* HUve Mevlaküm* fenı'mel Mevla ve nı'men Nesıyr;
Allah’da, O’nun cihadının (Zatının) hakkıyla mücahade edin... O, sizi seçti ve Diyn’de size bir zorluk/meşakkat kılmadı (arınma çalışmaları ve disiplinleri amaç değil, geçicidir)... Babanız İbrahim’in milleti (diynidir bu)... Daha önce de bunda da (önce de şimdi de) O (Allah, İbrahim), sizi “müslimler= teslim olmuşlar” diye isimlendirdi ki, O (Sistem’i OKUyan, vahdeti açıklayan) Rasûl (Hz.Muhammed s.a.v.) sizin üzerinize bir şahid olsun, siz (vahdet ehli müslimler) de insanlar üzerine şahidler olasınız... İmdi namazı ikame edin, zekatı verin ve (B sırrıyla) Allah’a ı’tisam edin (tam sarılın, artanınız olmasın)... O, Mevla’nızdır (sahibiniz, her işinizi göreniniz)... Ne güzel Mevla’dır ve ne güzel Nasıyr’dir
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal