Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



MU'MİNÛN SÛRESİ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَإِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ
74-) Ve innelleziyne la yu'minune Bil ahireti anissıratı lenakibun;
Fakat Ahiret’e (kudret-bilinç boyutuna) iman etmeyenler, o sırat’tan (fıtratlarına-hakikatlerine rücu’yu, ilahi özelliklerle yaşamayı sağlayan seyr-i sülük-tevhid yolundan) sapıyorlar.
وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
75-) Velev rahımnahüm ve keşefna ma Bihim min durrin leleccu fiy tuğyanihim ya'mehun;
Eğer onlara merhamet edip de kendilerinden durr’u (zayıflık ve acziyeti; sıkıntılı hallerini B sırrınca) keşfetsek (açsak, kaldırsak), mutlaka kör ve şaşkın halde tuğyanları (hakikatlerine başkaldırı) içinde kalmaya devam ederler.
وَلَقَدْ أَخَذْنَاهُم بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ
76-) Ve lekad ehaznahüm Bil azâbi femestekânu liRabbihim ve ma yetedarreun;
Andolsun ki onları (Bi-) azab ile yakaladık... (Onlar) Rablerine boyun eğmediler ve tadarru etmediler (yakarmadılar; içlerinde yoğunlaşmadılar).
حَتَّى إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَاباً ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
77-) Hatta iza fetahna aleyhim baben zâ azâbin şediydin iza hüm fiyhi müblisun;
Nihayet üzerlerine şiddetli bir azab sahibi bir kapı fethettiğimizde (açtığımızda) birdenbire onun (o azabın) içinde ümitsiz kalıverirler.
وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلاً مَّا تَشْكُرُون
78-) Ve HUvelleziy enşee lekümüs sem'a vel ebsare vel ef'idete, kaliylen ma teşkürun;
O odur ki, sizin için sem’ (işitme melekesi), basarlar (gözler) ve fuadlar (gönüller, anlama-hissetme) inşa etti... Ne az şükrediyorsunuz!.
وَهُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
79-) Ve HUvelleziy zeraeküm fiyl Ardı ve ileyHİ tuhşerun;
Ve O’dur ki, sizi Arz’da yaratıp çoğalttı... O’na haşrolunacaksınız.
وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
80-) Ve HUvelleziy yuhyiy ve yümiytü ve leHUhtilafülleyli vennehar* efela ta'kılun;
Ve O’dur dirilten ve öldüren... Gece ve gündüzün ihtilafı (değişmesi, bir araya gelemeyişi, biribiri ardınca gelişi) O’nundur... Hala akletmiyor musunuz?.
بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْأَوَّلُونَ
81-) Bel kalu misle ma kalel evvelun;
Bilakis onlar da evvelkilerin söylediğinin misli dediler.
قَالُوا أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
82-) Kalu eiza mitna ve künna türaben ve ızamen einna lemeb'usun;
Dediler ki: “Öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi, gerçekten biz ba’solunacak mıyız?”.
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَآبَاؤُنَا هَذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
83-) Lekad vuıdna nahnu ve abauna hazâ min kablü in hazâ illâ esatıyrul evveliyn;
 “Andolsun ki biz de bizden önceki babalarımız da bununla va’dolunduk (tehdit edildik)... Bu evvelkilerin masallarından başka değil”.
قُل لِّمَنِ الْأَرْضُ وَمَن فِيهَا إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
84-) Kul limenil Ardu ve men fiyha in küntüm ta'lemun;
De ki: “Kimindir Arz ve onun içinde olan kimse?... Eğer biliyorsanız (söyleyin)”.
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
85-) Seyekulune Lillah* kul efela tezekkerun;
“(onları kendine ait bir mana için belli bir işlevle yaratan; böylece sünnetullah üzre açığa çıkan hüküm ve tasarrufuna mahal eden yegane kuvve) Allah’ındır” diyecekler!... De ki: “Hala tezekkür etmiyor musunuz?”.
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
86-) Kul men Rabbüs Semavatis Seb'ı ve Rabbul Arşil Azıym;
De ki: “Yedi Sema’nın Rabbi ve Azıym Arş’ın Rabbi kimdir?”.
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
87-) Seyekulune Lillah* kul efela tettekun;
 “(Onlardan dilediği manaları, hüküm ve emirlerini tafsile getiren) Allah’ındır (rububiyyet)” diyecekler!... De ki: “O halde korkup (nefsinizden) korunmaz mısınız?”.
قُلْ مَن بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
88-) Kul men Bi yediHİ melekûtü külli şey’in ve HUve yuciyru ve la yücaru aleyHİ in küntüm ta'lemun;
De ki: “Herşeyin melekutu (mülk ve idaresi) <B>i-elinde olan, (varlığıyla bizatihi herşeyi) himaye edip koruyan, fakat kendisi korunup kullanılmayan (gayrı vücud-kuvve olmayan, mutlak olan) kim dir?... Eğer biliyorsanız (söyleyin!)”.
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ
89-) Seyekulune Lillah* kul feenna tüsharun;
 “(Kendinden gayrı vücud olmayan) Allah’a aittir (bu)” diyecekler!... De ki: “Nasıl oluyor da (hayal-rüya-dünya ile) büyüleniyorsunuz?”.
بَلْ أَتَيْنَاهُم بِالْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
90-) Bel eteynahüm Bil Hakkı ve innehüm le kâzibun;
Hayır, biz onlara hakk’ı getirdik (B sırrıyla Hakk olarak geldik)... Onlar ise kesinlikle yalancılardır.
مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ إِلَهٍ إِذاً لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
91-) Mettehazâllahu min veledin ve ma kâne meahu min ilahin izen lezehebe küllü ilahin Bima haleka ve leala ba'duhüm alâ ba'd* subhanAllahi amma ye sıfun;
Allah hiçbir çocuk edinmemiştir... O’nunla beraber bir ilah da yoktur... O takdirde (yani eğer ilahlar olsaydı), herbir ilah (B sırrınca) yarattığı ile mutlaka giderdi (onunla olurdu; yaratan yaratılandan ayrı-öte değil) ve elbette bazısı bazısına üstün gelirdi (ilahlık çöker?)... Allah onların niteleyegeldiklerinden Subhan’dır (münezzehtir) !.
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
92-) Alimil ğaybi veşşehadeti feteala amma yüşrikûn;
 (O Allah) ğayb’ı da şahadet’i de Aalim’dir... Onların ortak koşmalarından yücedir!.
قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّي مَا يُوعَدُونَ
93-) Kul Rabbi imma türiyenniy ma yuadun;
De ki: “Rabbim, eğer onlara va’dolunanı (tehdit olundukları şeyi) bana göstereceksen”,
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِي فِي الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
94-) Rabbi fela tec'alniy fiyl kavmiz zalimiyn;
 “O zaman beni zalimler kavmi içinde kılma/tutma Rabbim!”.
وَإِنَّا عَلَى أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ
95-) Ve inna alâ en nüriyeke ma neıdühüm lekadirun;
Doğrusu biz, onları tehdit ediyor olduğumuz şeyi sana göstermeye elbette Kaadir’leriz (kudretimiz mümkünat ile kayıtlı değildir).
ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
96-) İdfa' Billetiy hiye ahsenüs seyyiete, nahnu a'lemu Bi ma ye sıfun;
Kötülüğü (batılı, göreselliği) en güzel olan (Hak, sistem bilinci) ile (B sırrınca) def’et... Biz onların (seni nasıl) nitlemekte olduklarını (B sırrınca) daha iyi biliriz.
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
97-) Ve kul Rabbi euzü BiKE min hemezatiş şeyatıyn;
Ve de ki: “Rabbim!.. Şeytanların dürtmelerinden/impalslarından (B manasınca) sana sığınırım”.
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ
98-) Ve euzü BiKE Rabbi en yahdurun;
 “Ve (B manasınca) sana sığınırım Rabbim, yanımda hazır bulunmalarından”.
حَتَّى إِذَا جَاء أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ
99-) Hatta iza cae ehadehümül mevtü kale Rabbirciun;
Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde dedi ki: “Rabbim beni geri döndürün”.
لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحاً فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
100-) Lealliy a'melü salihan fiyma terektü kella* inneha kelimetün huve kailuha* ve min veraihim berzehun ila yevmi yüb'asun;
“Ta ki terketmiş bulunduğum şeylerde (ihmal ettiğim vahdet’e-sistem’e uygun amellerde, iman üzere yaşamda, kuvveden fiile çıkarmadıklarımda, onların yerine; geride bıraktığım dünyada, bedende) salih (sünnetullah’a uygun) amel yapayım”... Hayır (asla mümkün değil), bir kelime ki onu kendisi söyler (sistem’de yeri ve geçerliliği yoktur)... Arkalarında (eğer geri dönüş mümkün olsaydı ‘önlerinde’) ba’solunacakları güne kadar bir berzah (engel, perde, aralık, boyutsal başkalık) vardır (geri dönemezler?; reenkarnasyon da mümkün değildir).
فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَا أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءلُونَ
101-) Feiza nüfiha fiys Suri fela ensabe beynehüm yevmeizin ve la yetesaelun;
Sur’da nefholunduğunda (ikincisinde?), o gün aralarında nisbetler (beşeri mensubiyetler, akrabalıklar, etiketler; dünyada birbirlerini tanımalarını sağlayan görünümleri) olmayacak... Sualleşmezler de (dünyadaki nisbetlere/iletişime göre birbirlerini sormazlar da).
فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
102-) Femen sekulet mevaziynuhu feülaike hümül müflihun;
Kimin mizanları ağır gelirse, işte onlar felah bulanların ta kendileridir.
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنفُسَهُمْ فِي جَهَنَّمَ خَالِدُونَ
103-) Ve men haffet mevaziynuhu feülaikelleziyne hasiru enfüsehüm fiy cehenneme halidun;
Kimin mizanları hafif gelirse, işte onlar da nefslerini (kendilerini) hüsrana uğratanların ta kendileridir... Cehennem içinde ebedi kalıcılardır!.
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ
104-) Telfehu vucuhehümünnaru ve hüm fiyha kâlihun;
Onların vechlerini O Nar yalar... Onlar orada kalih’dirler (çehrelerini ekşitip dururlar; dudakları gerilip dişleri sırıtıp kalırlar).
أَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
105-) Elem tekün ayatiy tütla aleyküm feküntüm Biha tükezzibun;
 “Ayetlerim sizin üzerinize tilavet edilmedi mi?... Ve siz onları (B gerçeğince) yalanlamıyor muydunuz?”.
قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَالِّينَ
106-) Kalu Rabbena ğalebet aleyna şıkvetüna ve künna kavmen dalliyn;
Dediler ki: “Rabbimiz!.. Şakavetimiz bize galip geldi; sapıp kaybolmuş bir kavim olduk”.
رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ
107-) Rabbena ahricna minha fein udna feinna zalimun;
 “Rabbimiz!... Çıkar bizi oradan... Eğer (yeniden bir daha) döner (aynısını yapar) isek, muhakkak biz zalimleriz”.
قَالَ اخْسَؤُوا فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
108-) Kalahseu fiyha ve la tükellimun;
Dedi ki: “Sinin/alçalın/zelil olun orada... Bana da konuşmayın”.
إِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
109-) İnnehu kâne feriykun min ıbadiy yekulune Rabbena amenna fağfir lena verhamna ve ENTE hayrur Rahımiyn;
“Gerçek şu ki kullarımdan bir fırka: <Rabbimiz, iman ettik... Bizi mağfiret et ve bize rahmet/merhamet et... Sen Raahım olanların en hayırlısısın>, derlerdi (de,)”.
فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيّاً حَتَّى أَنسَوْكُمْ ذِكْرِي وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ
110-) Fettehaz tümuhüm sıhriyyen hatta ensevküm zikriy ve küntüm minhüm tadhakun;
 “Siz onları alaya aldınız... Hatta (onlarla perdelenmeniz, bu haliniz) Zikrimi size unutturdu... Ve siz onlara gülüyordunuz”.
إِنِّي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوا أَنَّهُمْ هُمُ الْفَائِزُونَ
111-) İnniy cezeytühümül yevme Bima saberu, ennehüm hümül faizun;
 “Muhakkak ki sabretmelerinin karşılığını (B sırrınca) onlara bugün Ben verdim... Ki onlar kurtuluşa/zafere erenlerin ta kendileridir”.
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ
112-) Kale kem lebistüm fiyl Ardı adede siniyn;
Dedi ki: “Arz içinde sene sayısı itibarıyla kaç (sene) kaldınız?”.
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَاسْأَلْ الْعَادِّينَ
113-) Kalu lebisna yevmen ev ba'da yevmin fes'elil addiyn;
Dediler ki: “Bir gün yahut bir gün’ün bir kısmı kaldık... Sayanlara sor!”.
قَالَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلاً لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُون
114-) Kale in lebistüm illâ kaliylen lev enneküm küntüm ta'lemun;
Dedi ki: “Ancak az (bir süre) kaldınız, eğer gerçekten biliyor olsaydınız (kendinizi kaptırmaz, gerekli çalışma ile özünüze dönerdiniz)!”.
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
11 5-) Efe hasibtüm ennema haleknaküm abesen ve enneküm ileyNA la turceun;
 “Sizi abes olarak (boş yere) yarattığımızı ve sizin gerçekten bize rücu’ ettirilmeyeceğinizi mi sandınız?”.
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ
11 6-) Feteallellahul MelikülHakk* la ilahe illâ HU* Rabbül Arşil Keriym;
Melik ve Hakk olan Allah pek yücedir!... O’ndan başka ilah (vücud, yaratan, müessir) yoktur... (O), Keriym Arş’ın Rabbi’dir.
وَمَن يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِندَ رَبِّهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ
117-) Ve men yed'u meAllahi ilahen ahare la burhane lehu Bihi, feinnema hısabuhu ınde Rabbih* innehu la yüflihul kafirun;
Kim Allah ile beraber başka bir ilah (vücud) çağırırsa (isimlendirirse) -ki ona dair (B gerçeğince) onun hiçbir burhanı (kanıtı) yoktur-, onun hesabı ancak Rabbinin indindedir... Muhakkak ki kafirler iflah etmezler.
وَقُل رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
118-) Ve kul Rabbiğfir verham ve ENTE hayrur rahımiyn;
Ve de ki: “Rabbim, mağfiret et ve rahmet/merhamet et!... Sen Raahım olanların en hayırlısısın!”.



24.   NÛR SÛRESİ      النور
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
سُورَةٌ أَنزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا وَأَنزَلْنَا فِيهَا آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لَّعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
1-) Sûretün enzelnaha ve feradnaha ve enzelna fiyha ayatin beyyinatin lealleküm tezekkerun;
 (Bu) inzal ettiğimiz ve (hükmünü, zuhurunu) farz kıldığımız bir sûredir... Tezekkür etmeniz (ibret alıp idrak etmeniz) için onda apaçık ayetler inzal ettik.
الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ
2-) Ezzaniyetü vezzaniy feclidu külle vahıdin minhüma miete celdetin, ve la te'huzküm Bi hima ra'fetün fiy diynillahi in küntüm tu'minune Billahi vel yevmil ahır* velyeşhed azâbehüma taifetün minel mu’miniyn;
Zina eden dişi ile zina eden erkek (e gelince)... Her birinin CİLDine yüz celde (aleni olarak/teşhir edilerek bir sopa ile CİLDE vurmak) vurun... Eğer (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman etmiş iseniz, Allah’ın Diyni’nde (Allah hükümlerinde; Sistem’de, Sistem’e uyumlulukta) o ikisi ile ilgili re’fet (acıma, merhamet, şefkat) sizi yakalamasın (bilakis bu had rahmet ve sevginin sonucudur)... Mü’minlerden bir taife de o ikisinin azabına şahid olsun.
الزَّانِي لَا يَنكِحُ إلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَا إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذَلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ
3-) Ezzaniy la yenkihu illâ zaniyeten ev müşriketen, vezzaniyetü la yenkihuha illâ zanin ev müşrik* ve hurrime zâlike alel mu’miniyn;
Zina eden erkek (tabiatı gereği) ancak zina eden yahut müşrik bir dişiyi nikah eder (beraber olur; zira ancak onunla ünsiyet eder)... Zina eden dişi de ancak zina eden veya müşrik bir erkekle nikah eder (demek ki, zina bir şirk’tir)... Bu, mü’minlere haram edilmiştir.
وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً أَبَداً وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
4-) Velleziyne yermunel muhsanati sümme lem ye'tu Bi erbeati şühedae fecliduhüm semaniyne celdeten ve la takbelu lehüm şehadeten ebeda* ve ülaike hümül fasikun;
Muhsanat (evli/iffetli kadınlar)’a iftira atıp (zina iddiasında bulunup) sonra (B gerçeğince) dört şahid getirmeyenlere gelince, onlara (herbirine) seksen celde (cildlerine sopa) vurun ve onların şahidliklerini ebediyyen kabul etmeyin... Onlar fasıkların (Diyn’den çıkanların, bilinci bozulanların) ta kendileridir.
إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
5-) İllelleziyne tabu min ba'di zâlike ve aslehu* feinnAllahe Ğafurun Rahıym;
Ancak ondan sonra tevbe edenler ve (hallerini, arızalarını) ıslah edenler müstesna... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَاء إِلَّا أَنفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ
6-) Velleziyne yermune ezvacehüm ve lem yekün lehüm şühedaü illâ enfüsühüm feşehadetü ehadihim erbeu şehadatin Billahi innehu lemines sadikıyn;
Kendi eşlerine iftira atıp (zina isnad edip) de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince: Onların herbirinin şahitliği, kendisinin kesinlikle doğru söyleyenlerden olduğuna dair (Billahi diye) ‘Allah’ ile (?) dört (kez yemin ederek kendi sözünün doğruluğuna) şahitliktir.
وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَيَدْرَأُ
7-) Vel hamisetü enne la'netAllahi aleyhi in kâne minel kazibiyn;
Ve beşincisinde: Eğer yalancılardan ise, Allah’ın la’neti kendi üzerine olsun, demesidir.
عَنْهَا الْعَذَابَ أَنْ تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ
8-) Ve yedreü anhel azâbe en teşhede erbea şehadatin Billahi innehu le minel kazibiyn;
 (Kadına gelince): O (eş’i, kocası) kesinlikle yalancılardandır, diye (Billahi diye) ‘Allah’ ile (?) dört (kez kendi sözünün doğruluğuna yeminle) şahitliği, kendisinden azabı (ilgili cezayı) savar.
وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِن كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ
9-) Vel hamisete enne ğadabAllahi aleyha in kâne mines sadikıyn;
Ve beşincisinde: Eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gadabı kendi (kadının) üzerine olsun, demesidir.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ
10-) Ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU ve ennAllahe Tevvabun Hakiym;
Ya üzerinizde Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti olmasaydı ve Allah muhakkak Tevvab’dır, Hakıym’dir olmasaydı?!.
إِنَّ الَّذِينَ جَاؤُوا بِالْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِّنكُمْ لَا تَحْسَبُوهُ شَرّاً لَّكُم بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُم مَّا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ
11-) İnnelleziyne cau Bil ifki usbetün minküm* la tahsebuhü şerren leküm* bel huve hayrun leküm* li küllimriin minhüm mektesebe minel ism* velleziy tevella kibrehu minhüm lehu azâbün azıym;
Muhakkak ki (Bi-) ifk (yalan, yalan söz) ile gelenler (mü’minlerin annesi Hz.Aişe r.a.a validemize iftira eden munafıklar) sizden bir usbe’dir (sırf o ifk için bir araya gelen bir grup)... Onu (iftira’yı) sizin için bir şer sanmayın!... Bilakis o sizin için bir hayırdır... Onlardan herbir kişinin o günahdan kazandığı kendisinidir... Onlardan onun (günahın) büyüğünü (kebair) mütevelliye (üstlenen elebaşına) gelince, onun için azıym azab vardır.
لَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِأَنفُسِهِمْ خَيْراً وَقَالُوا هَذَا إِفْكٌ مُّبِينٌ
12-) Levla iz semı'tümuhü zannel mu’minune vel mu'minatu Bi enfüsihim hayren, ve kalu hazâ ifkün mübiyn;
Onu (iftirayı) işittiğinizde mü’min erkekler ve mü’min kadınlar kendi enfüsleri ile (B sırrınca) bir hayır zannında bulunup ve: “Bu apaçık bir ifk’tir” demeleri gerekmez miydi?.
لَوْلَا جَاؤُوا عَلَيْهِ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَإِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَاء فَأُوْلَئِكَ عِندَ اللَّهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ
13-) Levla cau aleyhi Bi erbeati şühedae, feiz lem ye'tu Biş şühedai feülaike ındAllahi hümül kazibun;
 (O yalanı yayanlar) buna dair (B gerçeğince) dört şahit getirmeli değil miydiler?.. Madem ki (B gerçeğince) şahitleri getirmediler, işte onlar Allah indinde yalancıların ta kendileridirler.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ لَمَسَّكُمْ فِي مَا أَفَضْتُمْ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
14-) Ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU fiyd dünya vel ahireti lemesseküm fiy ma efadtüm fiyhi azâbün azıym;
Eğer dünyada ve ahirette Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti üzerinizde olmasaydı, lafa daldığınız o şeyde size kesinlikle aziym bir azab dokunurdu.
إِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِأَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُم مَّا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناً وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ
15-) İz telakkavnehu Bi elsinetiküm ve tekulune Bi efvahiküm ma leyse leküm Bihi ilmun ve tahsebunehu heyyina* ve huve ındAllahi azîym;
Çünkü onu (o yalan sözü, B gerçeğince) dilleriniz ile telakkı edip (dilleriniz ile öğrenip; birbirinizin dilinden alıp, dillerinize dolayıp), hakkında (B sırrınca) bir bilginiz olmayan şeyi (B gerçeğince) ağızlarınız ile konuşup duruyor ve bunu önemsiz/basit sanıyorsunuz... (Oysa) o, Allah indinde aziym (büyük bir şey) dir.
وَلَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُم مَّا يَكُونُ لَنَا أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَذَا سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ
16-) Ve levla iz semı'tümuhü kultüm ma yekûnü leNA en netekelleme Bi hazâ* subhaneKE hazâ bühtanun azıym;
Onu (o yalanı) işittiğinizde: “Bunu konuşmamız bizim için olacak şey değildir... Subhaneke (Haşa, Seni tenzih ederiz!) bu, aziym bir buhtandır” demeniz gerekmez miydi?.
يَعِظُكُمُ اللَّهُ أَن تَعُودُوا لِمِثْلِهِ أَبَداً إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
17-) Yeızukümullahu en teudu limislihı ebeden in küntüm mu’miniyn;
Eğer mü’minler iseniz, bunun misline ebediyyen bir daha dönmemeniz (tekrarlamamanız) için Allah sizi öğütlüyor.
وَيُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
18-) Ve yübeyyinullahu lekümül’ ayat* vAllahu Aliymun Hakiym;
Allah size ayetleri (ni) beyan edip açıklıyor... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
19-) İnnelleziyne yuhıbbune en teşial fahışetü fiylleziyne amenu lehüm azâbün eliymün fiyd dünya vel ahireti, vAllahu ya'lemu ve entüm la ta'lemun;
Mü’minler içinde fahişe’nin (şirk, zina gibi kebair günah olan ifk’in= yalan’ın-iffetli bir kadına iftira etmenin; kebair’in) şayasını (yayılmasını) sevenler var ya, onlar için dünyada da ahirette de elim bir azab vardır... Allah bilir, siz bilmezsiniz.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّه رَؤُوفٌ رَحِيمٌ
20-) Ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU ve ennAllahe Raufun Rahıym;
Ya üzerinizde Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti olmasaydı ve Allah muhakkak Rauf’dur, Rahıym’dir olmasaydı?!.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal