Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



NÛR SÛRESİ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَداً وَلَكِنَّ اللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
21-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettebiu hutuvatiş şeytan* ve men yettebı' hutuvatiş şeytani feinnehu ye'müru Bil fahşai vel münker* ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU ma zekâ minküm min ehadin ebeden, ve lakinnAllahe yüzekki men yeşa'* vAllahu Semiy’un Aliym;
Ey iman edenler!... Şeytanın adımlarına tabi olmayın!... Kim şeytanın adımlarına tabi olur ise (bilsin ki) kesinlikle o, fahşa’ (bedensel yaşantıyı) ve münker’i (sistem dışılığı, şirki) (B sırrınca) emreder... Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti olmasaydı sizden hiçbir kimse ebediyyen arınıp terakki edemezdi... Fakat Allah dilediğini tezkiye eder... Allah Semi’dir, Aliym’dir.
وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
22-) Ve la ye'teli ulül fadli minküm vesseati en yu'tu ulil kurba vel mesakiyne vel mühaciriyne fiy sebiylillâhi vel ya'fu velyasfahu* ela tuhıbbune en yağfirAllahu leküm* vAllahu Ğafurun Rahıym;
Sizden fazl (fazilet, üstünlük) ve seat (genişlik, güç) sahipleri; yakınlık sahiplerine, miskinlere ve Allah yolunda muhacirlere vermemeye yemin etmesinler... Affetsinler ve vazgeçsinler (görmezlikten gelsinler, hoş görülü olsunlar)... Allah’ın sizi mağfiret etmesini sevmez misiniz?... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
إِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
23-) İnnelleziyne yermunelmuhsanatil ğafilatil mu'minati luınu fiyd dünya vel ahireti, ve lehüm azâbün azıym;
Gafil (söylentilerden ve iddia edilenlerden habersiz), mü’min muhsanat’a (iffetli kadınlara) iftira atanlar muhakkak dünya’da da ahiret’te de la’netlenmişlerdir... Onlar için aziym bir azab vardır.
يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
24-) Yevme teşhedü aleyhim elsinetühüm ve eydiyhim ve erculühüm Bima kânu ya'melun;
 (O) gün ki, onların dilleri, elleri ve ayakları yapıyor oldukları şeyler dolayısıyla aleyhlerine (B sırrınca) şahidlik eder.
يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ اللَّهُ دِينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُبِينُ
25-) Yevmeizin yüveffiyhimullahu dinehümül Hakka ve ya'lemune ennAllahe HUvel Hakkul mübiyn;
O gün Allah kendilerine hakk diyn’lerini (yaşamlarının tam cezasını, müstahaklarını) tam verecek ve (onlar) bilecekler ki Allah, apaçık Hakk’ın ta kendisidir (ötede hayal etme; olandan gafil olma; olanı ciddiye al).
الْخَبِيثَاتُ لِلْخَبِيثِينَ وَالْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَاتِ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبِينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ أُوْلَئِكَ مُبَرَّؤُونَ مِمَّا يَقُولُونَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
26-) Elhabisatü lilhabisiyne velhabisune lilhabisat* vettayyibatü littayyibiyne vettayyibune littayyibat* ülaike müberreune mimma yekulun* lehüm mağfiretün ve rizkun keriym;
Habis’e (pis, murdar) dişiler/kadınlar habis erkekler içindir, habis erkekler de habis’e dişiler/kadınlar içindir... Tayyib’e (pak, temiz) kadınlar tayyib erkekler içindir, tayyib erkekler tayyib’e kadınlar içindir... (Ki) işte bunlar (o iftiracıların) dedikleri şeylerden uzak/temiz olanlardır... Onlar için bir mağfiret ve keriym bir rızk vardır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
27-) Ya eyyühelleziyne amenu la tedhulu buyuten ğayre buyutiküm hatta teste'nisu ve tüsellimu alâ ehliha* zâliküm hayrun leküm lealleküm tezekkerun;
Ey iman edenler!... Kendi evlerinizin gayrı evlere (o evin sahibi ile) isti’nas etmeden (ünsiyet kurup, ısınıp izinlerini almadan) ve o evin ehline selam vermeden girmeyin!.. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki (bunu) tezekkür edersiniz.
فَإِن لَّمْ تَجِدُوا فِيهَا أَحَداً فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّى يُؤْذَنَ لَكُمْ وَإِن قِيلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ أَزْكَى لَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
28-) Fein lem tecidu fiyha ehaden fela tedhuluha hatta yü'zene leküm* ve in kıyle lekümurciu ferciu huve ezkâ leküm* vAllahu Bima ta'melune Aliym;
Eğer orada birini bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyiniz... Eğer size “Geri dönün” denilirse, geri dönün... Bu sizin için daha temizdir... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Aliym’dir.
لَّيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فِيهَا مَتَاعٌ لَّكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
29-) Leyse aleyküm cünahun en tedhulu buyuten ğayre meskunetin fiyha metaun leküm* vAllahu ya'lemu ma tübdune ve ma tektümun;
Meskun olmayan ve içlerinde size ait bir meta’ (eşya, fayda) bulunan evlere girmenizde sizin üzerinize bir cünah (günah, zorluk) yoktur... Allah açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
30-) Kul lil mu’miniyne yeğuddu min ebsarihim ve yahfezu fürucehüm* zâlike ezkâ lehüm* innâllahe Habiyrun Bima yasneun;
Mü’min (erkek) ler’e de ki: Gözlerini sıksınlar/sakınsınlar ve ferclerini (cinsiyet organlarını) muhafaza etsinler... Bu onlar için daha temizdir... Muhakkak ki Allah (onların) yapıp işlediklerini (B sırrınca) Habiyr’dir.
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعاً أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
31-) Ve kul lil mu'minati yağdudne min ebsarihinne ve yahfazne fürucehünne ve la yübdiyne ziynetehünne illâ ma zahere minha vel yadribne Bi hümurihinne alâ cüyubihinn* ve la yübdiyne zinetehünne illâ libüuletihinne ev abaihinne ev abai büuletihinne ev ebnaihinne ev ebnai büuletihinne ev ıhvanihinne ev beniy ıhvanihinne ev beniy ehavatihinne ev nisaihinne ev ma meleket eymanühünne evittabiıyne ğayri ülil irbeti minerricali evittıflilleziyne lem yazheru alâ avratin nisa’* ve la yadribne Bi ercülihinne liyu'leme ma yuhfiyne min ziynetihinn* ve tubu ilellahi cemiy’an eyyühel mu'minune lealleküm tüflihun;
Mü’min kadınlara da de ki: Gözlerini yumup sıksınlar/sakınsınlar (veya bakışlarından ba’zısını aşağı indirsinler), ferclerini (cinsiyet organlarını) muhafaza etsinler ve zinetlerini, ondan (zinetlerinden) zahir olan (yüz ve el içleri; kendiliğinden görünen; günün İslam örfüne göre açık olmasında mahzur olmayan kısımlar) müstesna açığa vurmasınlar... Hımarlarını (başörtülerini B sırrınca) yakalarının üzerine darbetsinler... Ziynetlerini izhar etmesinler... Ancak (şu kimseler hariç): Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut erkek kardeşleri, yahut erkek kardeşlerinin oğulları, yahut kız kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları (lezbiyen olmayan/imandaş-ahbap hemcinsleri), yahut sağ ellerinin malik oldukları (köleleri), yahut rical’den irbet (ihtiyaç, meyil) sahibinden başka tabileri (hizmetçileri), yahut kadınların avreti üzere zahir olmamış erkek çocuklar... Ve (o mü’min kadınlar) ziynetlerinden gizledikleri şey bilinsin diye ayaklarını (B sırrınca) vurmasınlar... Ey o mü’minler (erkek-kadın ayrımı sözkonusu olmaksızın iman bilinçli insanlar), hepiniz (insani ruh sahibleri olarak) cemi’an Allah’a tevbe (rücu’) edin (göresellikte kalmayın) ki iflah edesiniz.
وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
32-) Ve enkihul eyama minküm ves salihıyne min ıbadiküm ve imaiküm* in yekûnu fükarae yuğnihimullahu min fadliHİ, vAllahu Vasiun Aliym;
Sizden eyyem’leri (bekarları-dulları; evli bulunmayanları), kölelerinizden ve cariyelerinizden salihleri nikahlayın (evlendirin)... Eğer onlar fukara iseler, Allah kendi fazlından onları zengin eder... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.
وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحاً حَتَّى يُغْنِيَهُمْ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَالَّذِينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ إِنْ عَلِمْتُمْ فِيهِمْ خَيْراً وَآتُوهُم مِّن مَّالِ اللَّهِ الَّذِي آتَاكُمْ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاء إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّناً لِّتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَن يُكْرِههُّنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مِن بَعْدِ إِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
33-) Vel yesta'fifilleziyne la yecidune nikahan hatta yuğniyehümullahu min fadliHİ, velleziyne yebteğunel Kitabe mimma meleket eymanüküm fekatibuhüm in alimtüm fiyhim hayra* ve atuhüm min malillahilleziy ataküm* ve la tükrihu feteyatiküm alelbiğai in eradne tehassunen litebteğu aredal hayatid dünya* ve men yükrihhünne feinnAllahe min ba'di ikrahihinne Ğafurun Rahıym;
Bir nikah (evlenme) bulamayanlar da Allah, kendi fazlından onları zengin edinceye kadar iffetli olsunlar... Ellerinizin malik olduklarından kitab (yazı, yazışma; azadlık belgesi) taleb edenlere –eğer onlarda bir hayır bilmiş iseniz- onlarla mükatebe yapınız ve onlara Allah’ın size verdiği maldan veriniz... Genç kızlarınız iffetli-namuslu kalmak dilerler ise, dünya hayatının arazını (fani menfaatını) isteyerek fuhşa zorlamayın... Kim onları zorlar ise, muhakkak ki Allah onların ikrahından (genç kızların zorlanmasından) sonra Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَمَثَلاً مِّنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
34-) Ve lekad enzelna ileyküm ayatin mübeyyinatin ve meselen minelleziyne halev min kabliküm ve mev'ızaten lil müttekıyn;
Andolsun ki size mübeyyin (açıklayıcı, gerçeği açıkça gösteren) ayetler, sizden önce gelip geçmişlerden (onların ders dolu misallerinden) bir mesel ve müttekıler için bir mev’ıza (ibret alınacak öğüt) inzal ettik.
اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاءُ وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
35-) Allahu Nurus Semavati vel Ard* meselü NuriHİ kemişkâtin fiyha mısbah* elmısbahu fiy zücacetin, ezzücacetü keenneha kevkebün dürriyyün yukadü min şeceretin mübareketin zeytunetin la şarkıyyetin ve la ğarbiyyetin yekâdü zeytüha yudıy'u ve lev lem temseshü nar* Nurun alâ Nur* yehdillahu linuriHİ men yeşa'* ve yadribullahul emsale linNas* vAllahu Bi külli şey'in Aliym;
Allah, Semaların ve Arz’ın nurudur (herşey O’nunla zahirdir)... O’nun Nuru’nun meseli içinde lamba-çırağ (bilinç enerji; nefs-i natıka; ruh-u nurani) bulunan bir kandil/kandil yuvası (beyin) gibidir... O lamba-çırağ da bir cam-sırça (kalb) içindedir... O sırça-cam sanki inciden bir kevkeb (gezegen, yıldız) gibidir ki, şarkıy (zahire dönük, tenzihi, musevi) ve ğarbiy (batına dönük, teşbihi, iseviy) olmayan mübarek bir ağaçtan, yani zeytin (ağacın) den (Küll’ün aynası olan zerre’den) yakılır-tutuşturulur... Onun (o ağacın) yağı neredeyse kendisine bir nar (diyn, arınma çalışmaları) dokunmasa da zıya verir/ışık saçar... Nur’un ala nur’dur (nur üstüne nur’dur)... (Böylece) Allah dilediği kimseyi kendi nuru’na hidayet eder... Allah insanlar için misaller veriyor... Allah herşeyi (B sırrınca) Aliym’dir.
فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ
36-) fiy buyutin ezinAllahu en türfea ve yüzkere fiyhesmuHU yüsebbihu leHU fiyha Bil ğudüvvi vel asal;
 (O Nur; o bilinç enerji) Allah’ın ref’olunmasına (bilinç düzeyinin yükseltilmesine) ve içlerinde kendi isminin zikredilmesine izin verdiği (iman-hidayet geninin aktive olduğu; o isti’datla varettiği) evlerdedir!.. Sabah-akşam (Nur’un doğma-batma vakitlerinde) oralarda (o evlerde) O’nu (B sırrınca) tesbih eder (ler).
رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
37-) Ricalun la tülhiyhim ticaretün ve la bey'un an zikrillahi ve ikamis Salati ve iytaizZekati, yehafune yevmen tetekallebu fiyhilkulubu vel ebsar;
 (Onlar o) Ricaldir ki, kendilerini ne ticaret ne de veriş-alış Allah’ın Zikri’nden, namaz’ın ikamesinden ve zekat’ı vermekten meşgul etmez/alakoymaz... Onlar, kendisinde kalblerin ve gözlerin takallub edeceği (döneceği; dönüşeceği; yer değiştireceği) günden korkarlar.
لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
38-) Liyecziyehümullahu ahsene ma amilu ve yeziydehüm min fadliHİ, vAllahu yerzüku men yeşau Bi ğayri hısab;
Ki Allah onlara, yaptıkları amellerinin en güzel karşılığını versin ve kendi fazlından onlara ziyade etsin... Allah dilediğini (B sırrınca) hesabsız rızıklandırır.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئاً وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
39-) Velleziyne keferu a'malühüm keserabin Bi kıy'atin yahsebuhüzzam'anu maen, hatta iza caehu lem yecidhü şey’en ve vecedAllahe ındehu feveffahu hısabeh* vAllahu seriy’ul hısab;
Kafir olanlara (gerçeği reddedenlere; şakıylere) gelince, onların amelleri, susayanın onu bir su sandığı (Bi-) düz arazi/çöllerdeki bir serab gibidir... Nihayet ona (serabâ; amellerine) geldiğinde (vefatlarında), onu bir şey bulmaz (dünyadaki amellerinin mevcudiyeti söz konusu değil)... Allah’ı (?) kendi indinde bulmuştur... (Allah da) ona hesabını tam verir... Allah Seri’ül Hisab’dır.
أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُّجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُوراً فَمَا لَهُ مِن نُّورٍ
40-) Ev kezulümatin fiy bahrin lücciyyin yağşahü mevcün min fevkıhi mevcün min fevkıhi sehab* zulümatün ba'duha fevka ba'd* iza ahrece yedehu lem yeked yeraha* ve men lem yec'alillahu lehu nuren fema lehu min nur;
Yahut, derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga kaplar/bürür, onun fevkınden de bir dalga (onu bürür), onun (bu ikinci dalganın) fevkınden de bulutlar (kaplar, örter) !... Birbirinin fevkınde (üst üste) karanlıklar... (İçinde bulunan) elini çıkarsa neredeyse onu (kendi elini) göremez... Allah kime nur oluşturmamış ise (artık) onun nuru olmaz.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
41-) Elem tera ennAllahe yüsebbihu leHU men fiysSemavati vel Ardı vet tayru saffat* küllün kad alime salatehu ve tesbiyhah* vAllahu Aliymun Bima yef'alun;
Görmedin mi ki, Semalar’da ve Arz’da kim varsa ve saf saf kuşlar, Allah’ı tesbih eder... Her biri kendi salatını (dua ve taatını) ve kendi tesbihini gerçekten bilmiştir... Allah (da onların ne) fiil yaptıklarını (B sırrınca) Aliym’dir.
وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
42-) Ve Lillahi Mülküs Semavati vel Ard* ve ilellahil masıyr;
Semalar’ın ve Arz’ın mülkü (dilediği manaları açığa çıkarmak için onları belli bir işlevle yoktan vareden) Allah’ındır ve dönüş Allah’adır (siz ölüsünüz?) !.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُزْجِي سَحَاباً ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَاماً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مِن جِبَالٍ فِيهَا مِن بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِ مَن يَشَاءُ وَيَصْرِفُهُ عَن مَّن يَشَاءُ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِالْأَبْصَارِ
43-) Elem tera ennAllahe yüzciy sehaben sümme yüellifü beynehu sümme yec'aluhu rukâmen feteral vedka yahrucü min hılalih* ve yünezzilu mines Semai min cibalin fiyha min beradin feyusıybü Bihi men yeşau ve yasrifuhu an men yeşa'* yekâdü sena berkıhi yezhebü Bil ebsar;
Görmedin mi ki Allah bulutları sürüyor, sonra onun arasını te’lif ediyor (onları hikmetli şekilde bir araya getirip birleştiriyor), sonra onu üst üste yığıyor... Böylece vedk’ın (yağmur’un/damla damla yağmur yağışı’nın) onun aralarından çıktığını görürsün... Sema’dan, içinde berad (dolu) bulunan dağlardan indirir... Onu dilediği kimseye (B sırrınca) isabet ettirir, dilediği kimseden de onu sarf eder (çevirir)... Onun (o dolu dağları’nın) şimşeğinin ışığı/şiddetli parıltısı neredeyse (B sırrınca) gözleri götürür (kamaştırır).
يُقَلِّبُ اللَّهُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُوْلِي الْأَبْصَارِ
44-) Yukallibullahul leyle vennehar* inne fiy zâlike le ıbreten liülil ebsar;
Allah gece’yi ve gündüz’ü kalbediyor (çevirip devrettiriyor)... Muhakkak ki bunda Ul’ül Ebsar (basiret sahipleri) için elbette bir ibret vardır.
وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
45-) VAllahu haleka külle dabbetin min ma’* feminhüm men yemşiy alâ batnih* ve minhüm men yemşiy alâ ricleyn* ve minhüm men yemşiy alâ erba'* yahlükullahu ma yeşa'* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Allah her dabbe (hayvansal canlı; hareketli)’yi su’dan yarattı... Onlardan kimi karnı üzerinde yürür, onlardan kimi iki ayak üstünde yürür ve onlardan kimi de dört ayak üstünde yürür... Allah (bunlarda) dilediğini halkeder... Muhakkak ki Allah herşey üzerine Kadiyr’dir.
لَقَدْ أَنزَلْنَا آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَاللَّهُ يَهْدِي مَن يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
46-) Lekad enzelna ayatin mübeyyinat* vAllahu yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym;
Andolsun ki mübeyyin (açıklayıcı) ayetler inzal ettik... Allah dilediğini sırat-ı müstakıym’e hidayet eder.
وَيَقُولُونَ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالرَّسُولِ وَأَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِّنْهُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُوْلَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
47-) Ve yekulune amenna Billahi ve Bir Rasûli ve eta'na sümme yetevella feriykun minhüm min ba'di zâlik* ve ma ülaike Bil mu’miniyn;
“(B sırrıyla) Allah’a ve (B sırrıyla) er-Rasûl’e (Allah Rasûlü’ne) iman ettik, itaat ettik” derler, sonra onlardan bir zümre bunun ardından geri dönüyor... Onlar (Bi-) mü’min değillerdir.
وَإِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم مُّعْرِضُونَ
48-) Ve iza düu ilellahi ve RasûliHİ liyahküme beynehüm iza feriykün minhüm mu'ridun;
Aralarında hükmetsin diye Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne çağırıldıklarında, birde bakarsın ki onlardan bir fırka yüz çeviriyor.
وَإِن يَكُن لَّهُمُ الْحَقُّ يَأْتُوا إِلَيْهِ مُذْعِنِينَ
49-) Ve in yekün lehümül Hakku ye'tu ileyhi müz'ıniyn;
Eğer hak kendilerinin olursa/ (gerçek kendi lehlerine ise), sürat ve itaat ile ona gelirler (demek ki, Hz.Rasûlullah’ın ve Kur’an’ın hak ile hükmedeceğini biliyorlar).
أَفِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ارْتَابُوا أَمْ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ أُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
50-) Efiy kulubihim meradun emirtabu em yehafune en yehıyfAllahu aleyhim ve RasûluHU, bel ülaike hümüz zalimun;
Onların kalblerinde bir maraz mı var, yoksa şüpheye mi düştüler, yoksa Allah’ın ve O’nun Rasûlü’nün kendilerine hayf edeceğinden (taraf tutacağından, haksızlık edeceğinden) mi korkarlar?... Hayır, onlar zalimlerin ta kendileridir.
إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
51-) İnnema kâne kavlel mu’miniyne iza düu ilellahi ve RasûliHİ li yahküme beynehüm en yekulu semı'na ve eta'na* ve ülaike hümül müflihun;
Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne da’vet edildiklerinde, mü’minlerin sözü ancak: “İşittik ve itaat ettik” demeleridir... İşte onlar felaha/kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal