Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



78. NEBE SÛRESİ      النبا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

عَمَّ يَتَسَاءلُونَ
1-) Amme yetesaelun;
Hangi şeyden sorup duruyorlar (farkındamılar) ?.

عَنِ النَّبَإِ الْعَظِيمِ
2-) AninNebeil'Azıym;
O Azıym (Büyük, Azametli) Haber’den mi?.

الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
3-) Elleziy hüm fiyhi muhtelifun;
Ki onda (bu gerçek hakkında) muhteliftirler (anlaşmazlık içindedirler).

كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
4-) Kella seya'lemun;
Hayır (zannettikleri gibi değil), yakında (vefatla) bilecekler.

ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
5-) Sümme kella seya'lemun;
Yine hayır (düşündükleri gibi değil), yakında bilecekler.

أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَاداً
6-) Elem nec'alil'Arda mihada;
Biz Arz’ı bir beşik yapmadık mı?.

وَالْجِبَالَ أَوْتَاداً
7-) Velcibale evtada;
Ve dağları da birer kazık (=Evtad, ki dörtler’e denir?) (yapmadık mı?).

وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجاً
8-) Ve haleknaküm ezvaca;
Sizleri de EŞ’ler/çift’ler olarak yarattık (ki vahdeti deneyimleyesiniz).

وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتاً
9-) Ve ce'alna nevmeküm sübata;
Uykunuzu bir dinlenme (bir ölüm?; dünyadan bir tatil) kıldık.

وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاساً
10-) Ve ce'alnelleyle libasa;
Gece’yi bir elbise (örtü) kıldık.

وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشاً
11-) Ve ce'alnennehare me'aşa;
Gündüz’ü de maişet (vakti) kıldık.

وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعاً شِدَاداً
12-) Ve beneyna fevkaküm seb'an şidada;
Fevkinizde sağlam yedi’yi (?) bina ettik.

وَجَعَلْنَا سِرَاجاً وَهَّاجاً
13-) Ve ce'alna siracen vehhaca;
Bir de parıldayan (ışık saçan) bir kandil (Güneş, Akl-ı Küll, Ğavs?) koyduk.

وَأَنزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاء ثَجَّاجاً
14-) Ve enzelna minelmu'sırati maen seccaca;
Mu’sırat’tan (yoğunlaşmış bulutlardan, yağmur bulutlarından, sıkıştırılanlardan, sıkarak su çıkaranlardan) şarıl şarıl bir su inzal ettik.

لِنُخْرِجَ بِهِ حَبّاً وَنَبَاتاً
15-) Linuhrice Bihi habben ve nebata;
Onunla (B sırrınca) taneler ve nebat çıkaralım diye.

وَجَنَّاتٍ أَلْفَافاً
16-) Ve cennatin elfafa;
Ve iç içe girmiş cennetler/paralel Hak bahçeleri (çıkaralım diye).

إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتاً
17-) İnne yevmelfasli kâne miykata;
Muhakkak ki o Fasl (hüküm, ayırdetme, tafsil) Günü vakit olarak belirlenmiştir.

يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجاً
18-) Yevme yunfehu fiysSuri fete'tune efvaca;
(Ki) o gün (Fasl Günü) Sur’a üfürülür (Berzahın nihayetinde, haşr günü, 2.surla o aşama için yeni bir beden yapısıyla) de fevc fevc (bölük bölük, fırka fırka) gelirsiniz.

وَفُتِحَتِ السَّمَاء فَكَانَتْ أَبْوَاباً
19-) Ve futihatisSemau fekânet ebvaba;
(O gün) Sema (bilinç) da fetholunmuş (açılmış), kapı kapı (kapılar) olmuştur (duyu organları ile kayıtlı değil).

وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَاباً
20-) Ve suyyiretilcibalu fekânet seraba;
Ve (o gün) dağlar yürütülmüş, serap olmuştur (beden arz’ına ait sabit dağlar olan azaların o boyutta kalmamıştır).

إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَاداً
21-) İnne cehenneme kânet mirsada;
Kesinlikle Cehennem bir mirsad (rasat mevzii, gözetleme yeri, pusu, güzergah) olmuştur (herkes oradan geçer, çünkü dünyaya gelmiştir?).

لِلْطَّاغِينَ مَآباًلَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَاباً
22-) Littağıyne meaba;
Tuğyan edenler (azgınlar; zalimler, sünnetullah’a göre korunma çalışmaları yapmayanlar) için bir barınma yeri (dir o cehennem).

لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَاباً
23-) Labisiyne fiyha ahkaba;
(Kendini tanımamaktan veya sistem’e uymamaktan ötürü) devirlerce (onlara göre) içinde kalıcılar olarak.

لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْداً وَلَا شَرَاباً
24-) La yezûkune fiyha berden ve la şeraba;
Orada ne bir serinlik (rahatlık, ferahlık) tadarlar ne de bir şarab (zevkle içilen şey).

إِلَّا حَمِيماً وَغَسَّاقاً
25-) İlla hamiymen ve ğassaka;
Ancak Hamiym (kaynar su; taassub, safsata) ve Ğassak (irin, kokar atık su) müstesna (Hamiym ve Ğassak içerler; melek gibi doğrudan yaşayamazlar).

جَزَاء وِفَاقاً
26-) Cezaen vifaka;
Tam muvafık (uygun) bir ceza olmak üzere.

إِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَاباً
27-) İnnehüm kânu la yercune hısaba;
Muhakkak ki onlar bir hesab (yaşamlarının tam karşılığı var) ummuyorlardı.

وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّاباً
28-) Ve kezzebu BiayatiNA kizzaba;
Ve ayetlerimizi (B gerçeği ile) yalanladıkça yalanlamışlardı (Sistem’i, hesab’ı yoksaymak, bunları var kılan ilahi sıfatları ve Allah hükümlerini pervasızca yalanlamaktır... Hele ki insan bu işlev için izhar olmuş ise?).

وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَاباً
29-) Ve külle şey'in ahsaynahu Kitaba;
(Oysa biz) her şeyi bir kitab olarak ihsa (zabt) etmiştik/tek tek sayıp kitaplaştırmıştık (her beyin kendi frekansından amel ve düşüncelerini sûretleri ile birlikte yazmıştır?).

فَذُوقُوا فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَاباً
30-) Fezûku felen neziydeküm illâ 'azâba;
O halde tadın; size azabtan başka bir şeyi asla artırmayacağız (ki arınasınız).

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازاً
31-) İnne lilmüttekıyne mefaza;
Muhakkak ki muttekıler (gayblarına iman edip arınma-korunma çalışmaları yapanlar) için bir kurtuluş (kurtuluşa erme) vardır.

حَدَائِقَ وَأَعْنَاباً
32-) Hadaika ve a'naba;
Sulak bahçeler (ilahi özellikleri yaşamaları), üzüm bağları (amellerinin meyvesi),

وَكَوَاعِبَ أَتْرَاباً
33-) Ve keva'ıbe etraba;
Yaşıt tomurcuk memeliler (rütbe farkı logosu olmayan nurdan cennet gözdeleri),

وَكَأْساً دِهَاقاً
34-) Ve ke'sen dihaka;
Ve (daima) dopdolu bir kase (mutluluk ve ilahi zevkleri daimidir).

لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْواً وَلَا كِذَّاباً
35-) La yesme'une fiyha lağven ve la kizzaba;
Orada ne bir boş (batıl) söz duyarlar ne de bir yalan (onun için cennet?).

جَزَاء مِّن رَّبِّكَ عَطَاء حِسَاباً
36-) Cezaen min Rabbike 'ataen hısaba;
Rabbinden bir ceza (karşılık), (yani) hisab (tam yeterli, hiç şikayet olunmayan, dahası denilemeyecek) bir a’ta (bağış) olmak üzere.

رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرحْمَنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَاباً
37-) RabbisSemavati vel'Ardı ve ma beynehümerRahmani la yemlikûne minhu hıtaba;
(İşte O a’ta/bağışta bulunan senin Rabbin) Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların Rabbidir, (ki, işte O) Rahman’dır (bu bağışa Rahman ismi yönünden nail olunulur?) !... Hiç kimse Ondan bir hitaba (kelama, konuşmaya) malik değildir (sıfatlarında ortağı, varlığında gayrının iştirakı yoktur; ancak sifatiyyun?).

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفّاً لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرحْمَنُ وَقَالَ صَوَاباً
38-) Yevme yekumur Ruhu velMelaiketu saffa; la yetekellemune illâ men ezine lehurRahmanu ve kale savaba;
O Gün, RUH ve melaike (melekeleri) saf saf kıyamdadır (tam zuhur; tek ferd)... (Fıtratından) Rahman’ın izin verdiği hariç kimse konuşamaz halde... O (izin verilen) da ancak doğruyu/Hakkı söyler.

ذَلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَن شَاء اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ مَآباً
39-) Zâlikel yevmülHakk* femen şaettehaze ila Rabbihi meaba;
İşte budur Yevm’ül Hakk (Hakk Gün) !... Artık dileyen Rabbine (doğru) bir meab (rücu’, merci’) edinir (de korunanlardan olur).

إِنَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَاباً قَرِيباً يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَاباً
40-) İnna enzernaküm 'azâben kariyba* yevme yenzurulmer'u ma kaddemet yedahu ve yekulülkafiru ya leyteniy küntü turaba;
Doğrusu biz sizi yakın bir azab ile (bu gerçekten perdeli yaşamanız dolayısıyla şu an içinde bulunduğunuz azab hali için) uyardık (her an ölüm size yakın; arınma ve takva çalışmaları yapmadan ölürseniz ya?) !... O gün kişi ellerinin (kendine) ne takdim ettiğine (ne hazırladığına) bakar ve kafir olan (gerçeği reddeden mahrum) şöyle der “keşke toprak olsaydım”!.

79. NÂZİÂT SÛRESİ    النازعات

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَالنَّازِعَاتِ غَرْقاً
1-) Vennazi'ati ğarka;
Andolsun şiddetli bir çekiş (cazibe, himmet) ile (yünden dikeni, betondan demiri çekercesine) çekip koparanlara/söküp çıkaranlara,

وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطاً
2-) Vennaşitati neşta;
(Bir düğümü çözercesine; yağdan kıl çeker gibi) kolay ve yumuşakça çekip çıkaranlara,

وَالسَّابِحَاتِ سَبْحاً
3-) Vessabihati sebha;
Yüzüp yüzüp gidenlere (Selam ismi?),

فَالسَّابِقَاتِ سَبْقاً
4-) Fessabikati sebka;
Yarışıp öne geçenlere,

فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْراً
5-) Felmüdebbirati emra;
Emri tedbir edenlere,

يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ
6-) Yevme tercüfurRacifetü;
Ki, o gün Racife (şiddetle sarsan, zelzele; ölüm, 1. sur) sarsar.

تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ
7-) Tetbe'uherRadifeh;
Onu Radife (ardından gelen; 2. sur, ba’s) izler.

قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
8-) Kulubün yevmeizin vacifetun;
O gün (bazı) kalbler atar/çarpar.

أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ
9-) Ebsaruha haşi'ah;
Onların basarları (gözleri) huşu’ eder (zilletten alçalır).

يَقُولُونَ أَئِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ
10-) Yekulune einna lemerdudune fiylhafireti;
“Gerçekten biz (öldükten sonra) ilk halimize (hayata) merdudlar mıyız (geri döndürülür müyüz; ba’s var mı?)”.

أَئِذَا كُنَّا عِظَاماً نَّخِرَةً
11-) Eiza künna 'ızamen nehıreh;
“Çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuzda mı?”.

قَالُوا تِلْكَ إِذاً كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
12-) Kalu tilke izen kerretun hasiretun;
“İşte bu, o takdirde (bizim için) hüsranlı bir geri dönüş (yeniden oluş) tür” dediler.

فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ
13-) Feinnema hiye zecretun vahıdetun;
Halbuki o tek bir zecre (dirilten sesleniş) dir (ölümlerini görüyorlar da niye ba’slarına inanmıyorlar?).

فَإِذَا هُم بِالسَّاهِرَةِ
14-) Feiza hüm Bissahireh;
Birde bakarsın ki onlar (Bi-) Sahire’de (düz geniş arazide; mahşer yerinde) dir.

هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى
15-) Hel etake hadiysu Musa;
Musa’nın hadisi (haberi) sana geldi mi?.

إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
16-) İz nadahu Rabbuhu BilVadilMukaddesi Tûva;
Hani O’nun (Musa’nın) Rabbi O’na, (Nebîlerinin üzerinde yürüdüğü) (Bi-) mukaddes vadide, (yani) Tuva’da nida etti (duyurdu):

اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
17-) İzheb ila fir'avne innehu tağa;
“Git Fravun’a!.. Muhakkak ki o tuğyan etti”.

فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَى أَن تَزَكَّى
18-) Fekul hel leke ila en tezekkâ;
“De ki: Arınıp tezkiye olmaya ne dersin?”.

وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى
19-) Ve ehdiyeke ila Rabbike fetahşa;
“Ve seni Rabbine hidayet etmeme (tanıtmama) ?.. (Ki böylece) haşyet duyarsın”.

فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَى
20-) Feerahul'ayetelkübra;
Derken (Musa) ona, el-Ayet’ül Kubra’yı (en büyük ayet’i?) rü’yet ettirdi (ilmen gösterdi).

فَكَذَّبَ وَعَصَى
21-) Fekezzebe ve 'asa;
(Fakat fravun) yalanladı ve isyan etti.

ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى
22-) Sümme edbere yes'a;
Sonra sa’yederek (koşarak, bi gayretle) ardına döndü.

فَحَشَرَ فَنَادَى
23-) Fehaşere fenada;
Akabinden haşretti (alu ehlini, mele’sini, kavmini topladı) de nida etti.

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
24-) Fekale ene Rabbukümül'a'la;
“Ben, sizin en a’la Rabbinizim!” dedi.

فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَى
25-) Feehazehullahu nekâlel'ahıreti vel'ula;
Bunun üzerine Allah, onu Ahiret’in (ruh-bilinç boyutunun, batıni) ve Ula’nın (ilk’in, dünya’nın, zahiri) ibret verici azabı (bağ ve zincirleri) ile yakaladı.

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَى

26-) İnne fiy zâlike le'ıbreten limen yahşa;

Muhakkak ki bunda haşyet duyan kimseler için elbette bir ibret vardır.

أَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقاً أَمِ السَّمَاء بَنَاهَا
27-) Eentüm eşeddü halkan emisSema'* benaha;
Halk (yaratılış) bakımından siz mi daha şiddetli (daha güçlü, çetin) yoksa Sema mı?... (Ki Allah) onu bina etti!.

رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا
28-) Rafe'a semkeha fesevvaha;
Onun semkini (tavanını) ref’etti de onu tesviye etti (düzenledi, eşitledi, dengeledi; nefh-i ruh?).

وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا
29-) Ve ağtaşe leyleha ve ahrece duhaha;
Ve (Alla) onun gecesini kararttı, onun duha’sını (kuşluk vaktini, nuru’nu) çıkarttı.

وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا
30-) Vel'Arda ba'de zâlike dehaha;
İşte bundan sonra Arz’ı yayıp döşedi.

أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءهَا وَمَرْعَاهَا
31-) Ahrece minha maeha ve mer'aha;
Ondan onun suyunu ve mer’asını çıkardı (ğı halde).

وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا
32-) Velcibale ersaha;
Dağlara gelince, onları demir atmış gibi dikip sabitledi.

مَتَاعاً لَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ
33-) Meta'an leküm ve lien'amiküm;
Sizin ve en’am (hayvanlar) ınız için bir meta’ (faydalanma, nasib alma) olsun diye.

فَإِذَا جَاءتِ الطَّامَّةُ الْكُبْرَى
34-) Feiza caetittammetülkübra;
Et-Tammet’ül Kubra (o güç yetirelemeyn en büyük musibet, yayılıp herşeyi doldurup kablayan tecelli; kıyamet?) geldiğinde,

يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ مَا سَعَى

35-) Yevme yetezekkerul'İnsanu ma se'a;

O gün insan sa’yettiği şeyi (neye sa’yettiğini) tezekkür eder.

وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَن يَرَى
36-) Ve burrizetilcahıymu limen yera;
Rü’yet eden (gören) kimse için cahıym (cehennem) tebriz edilmiştir (barizdir?).

فَأَمَّا مَن طَغَى
37-) Feemma men tağa;
Tuğyan eden (azıp haddi aşan) kimseye,

وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
38-) Ve aserelhayateddünya;
Ve dünya (en aşağı) hayatı’nı seçene gelince;

فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى
39-) Feinnelcahıyme hiyel me'va;
Muhakkak ki cahıym, barınağın ta kendisidir.

وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى
40-) Ve emma men hafe mekame Rabbihi ve nehennefse 'anilheva;
Rabbinin makamından korkan (Rabbini tanıyan) ve nefsini hevadan nehyedene (gündelik-beşeri kişilik, tabiat ve benlikle zahir olmayan) gelince;

فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى
41-) Feinnelcennete hiyel me'va;
Muhakkak ki cennet, barınağın ta kendisidir.

يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا
42-) Yes'eluneke 'anissa'ati eyyane mursaha;
Sana O Saaat’tan (et-Tammet’ül Kubra’dan; kıyamet’ten?) soruyorlar: Onun demir atması/gelip çatması ne zaman (?), diye.

فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَاهَا
43-) Fiyme ente min zikraha;
(Oysa) onun zikra’sından (onu hatırlatacak, vaktini bildirecek ilimden) sende ne arar!.

إِلَى رَبِّكَ مُنتَهَاهَا
44-) İla Rabbike müntehaha;
Onun (ilmi’nin) müntehası (nihayet ulaşacağı yeri) Rabbine’dir (Rabbinden önde nasıl olursun ki?).

إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَاهَا

45-) İnnema ente munziru men yahşaha;

Sen ancak ondan haşyet duyan kimsenin uyarıcısısın.

كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا
46-) Keennehüm yevme yeravneha lem yelbesu illâ 'aşiyyeten ev duhaha;
Onu gördükleri gün, sanki onlar (dünyada, fiziksel bedenlerinde) hiç kalmamışlardır... Ancak bir Aşiyye (Akşam; Güneş’in batma vakti) yahut onun (aşiyye’nin?) Duha’sı (o aşiyye’den sonraki kuşluk/Güneş’in doğması vakti kadar kalmaları) müstesna (o kadar bir süre kaldıklarını sanırlar).

80. ABESE SÛRESİ     عبس

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

عَبَسَ وَتَوَلَّى
1-) Abese ve tevella;
Kaşlarını çattı (surat astı) ve yüzünü çevirdi.

أَن جَاءهُ الْأَعْمَى
2-) En caehül'a'ma;
Kendisine o A’ma (İbni Ümmü Mektum) geldi diye.

وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى
3-) Ve ma yüdriyke le'allehu yezzekkâ;
Sana bildiren nedir (ne bilirsin), belki o tezkiye olacak (Hak ilim ile, kendisine perde olan yanlış kabullerinden, şartlanmalarından arınacak).

أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ الذِّكْرَى
4-) Ev yezzekkeru fetenfe'ahüzzikra;
Yahut tezekkür edecek de o zikra (hatırlatma, öğüt) kendisine fayda verecek (Demek ki et gözü a’ma olan o zat’ın basiret gözü/iman nuru var... Zariyat: 55?).

أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَى
5-) Emma menistağna;
Kendini mustağni görene (öğüte, ibrete, arınmaya ihtiyaç duymayan kimseye; şakıy’e) gelince;

فَأَنتَ لَهُ تَصَدَّى
6-) Feente lehu tesadda;
Sen karşısına çıkıp ona yöneliyorsun.

وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى
7-) Ve ma 'aleyke ella yezzekkâ;
Onun tezkiye olmamasından sana ne (sana vebal yoktur).

وَأَمَّا مَن جَاءكَ يَسْعَى
8-) Ve emma men caeke yes'a;
Amma sa’yederek (ilim öğrenmek için bi gayretle) sana gelen kimseye (o a’maya) gelince;

وَهُوَ يَخْشَى
9-) Ve huve yahşa;
O (a’ma) haşyet duyuyor (imanlı) olduğu halde,

فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّى
10-) Feente 'anhu telehha;
Sen (başkasıyla uğraşarak) ondan vazgeçiyor (oyalanıyor) ilgilenmiyorsun.

كَلَّا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ
11-) Kella inneha tezkiretun;
Hayır (asla) !.. Muhakkak ki o (bu ayetler) bir tezkire (hatırlatma, öğüt)’dir.

فَمَن شَاء ذَكَرَهُ
12-) Femen şae zekereh;
Dileyen Onu (Kur’an’ı) zikreder (düşünür, öğüt alır; Allah’ın öğüt almasını dilediği, Kur’an’ı düşünür öğüt alır).

فِي صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ
13-) Fiy suhufin mükerremetin;
Mükerrem (çok şerefli) sayfalardadır (O),
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍ
14-) Merfu'atin mutahheretin;
Merfu’ (ulviyete yükseltilmiş, kadri yüce) ve mutahhar (arınmayanların dokunamayacağı, kirlerden arı sayfalarda) dır.
بِأَيْدِي سَفَرَةٍ
15-) Bieydiy seferetin;
Sefere’nin (sefirler’in: sifirleri-kitabları okuyanların; yazıcı melekler’in) elleri (kuvveleri) ile (B sırrınca hıfzedilen).
كِرَامٍ بَرَرَةٍ
16-) Kiramin berereh;
Kerim (şerefli, üstün) ve Barr (daima iyilik ve taat sadır olan, Hakk’a ve Sistem’e asi olmayan sefere).
قُتِلَ الْإِنسَانُ مَا أَكْفَرَهُ
17-) Kutilel'İnsanu ma ekfereh;
Ölesi (kahrolası) insan, ne kadar da kafir (gerçeği reddedici, nankör) dir!.
مِنْ أَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ
18-) Min eyyi şey'in halekah;
Hangi şeyden yarattı onu?.
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ
19-) Min nutfetin, halekahu fekadderehu;
Bir nutfeden... (Allah) yarattı onu, onu takdir etti (bir ölçü, bir kapasite ile ve bir işlev, bir alem için varetti).
ثُمَّ السَّبِيلَ يَسَّرَهُ

20-) Sümmessebiyle yesserah;

Sonra yolu (nu) müyesser etti (kolaylaştırdı) ona.
ثُمَّ أَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ
21-) Sümme ematehu feakbereh;
Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu onu.
ثُمَّ إِذَا شَاء أَنشَرَهُ
22-) Sümme iza şae enşerah;
Sonra dilediğinde inşar etti (kabrinden ba’setti, diriltti, uyandırdı) onu.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا أَمَرَهُ
23-) Kella lemma yakdı ma emerah;
Hayır!.. Ona emrettiği şeyi henüz yerine getirmedi.
فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ
24-) Felyenzuril'İnsanu ila ta'amih;
İnsan (faydalandığı, nasiplendiği) taamına (yemeğine, yediğine) bir baksın!.
أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاء صَبّاً
25-) Enna sabebnelmae sabba;
Doğrusu biz o su’yu bolca akıtıp döktük.
ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقّاً
26-) Sümme şakaknel'Arda şakka;
Sonra Arz’ı bir şakk (muhteşem bir yarış) ile yardık da (böylece),
فَأَنبَتْنَا فِيهَا حَبّاً
27-) Feenbetna fiyha habba;
Orada habb (dane cinsi; ekinler) inbat ettik (bitirdik),
وَعِنَباً وَقَضْباً
28-) Ve 'ineben ve kadba;
Üzüm, taze yonca/sebze (kesildikçe kökünden biten nebat),
وَزَيْتُوناً وَنَخْلا
29-) Ve zeytunen ve nahla;
Zeytin, hurma (ağaçları),
وَحَدَائِقَ غُلْباً
30-) Ve hadaika ğulba;
Sık ve iri ağaçlı/ağaçları sarmaş dolaş (etrafı çevrili) bahçeler,
وَفَاكِهَةً وَأَبّاً
31-) Ve fakiheten ve ebba;
Meyva (insan yer) ve çayır (yaş ve kuru yeşil ot; hayvan yer),
مَّتَاعاً لَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ
32-) Meta'an leküm ve lien'amiküm;
Sizin ve en’am (hayvanlar) ınız için bir meta’ (faydalanma, nasib alma) olsun diye.
فَإِذَا جَاءتِ الصَّاخَّةُ
33-) Feiza caetissahhatu;
O Sahha (kulakları sağır eden sayha, ölüm) geldiğinde,
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
34-) Yevme yefirrulmer'u min ahıyh;
O gün kişi kardeşinden firar eder (kaçar),
وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ
35-) Ve ümmihi ve ebiyh;
Anasından, babasından,
وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ
36-) Ve sahıbetihi ve beniyh;
Eşinden ve oğullarından (kaçar).
لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
37-) Liküllimriin minhüm yevmeizin şe'nün yuğniyh;
O gün onlardan herbir kişinin, kendisine yeter bir şe’ni (işi, oluşu, meşguliyeti) vardır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ
38-) Vucuhun yevmeizin müsfiretün;
O gün yüzler (vardır ki) müsfire (nurlu, parlak)’dir,
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ
39-) Dahıketün müstebşiretün;
Gülen, müjde edilen şeyi bulup sevinen (yüzler).
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
40-) Ve vucuhun yevmeizin 'aleyha ğaberetün;
Ve o gün nice yüzler de (vardır ki), üzerlerini toz kaplamış,
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
41-) Terhekuha kateretün;
Onu (o tozu) da karalık-siyahlık bürür.
أُوْلَئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ
42-) Ülaike hümülkeferetulfecerah;
İşte bunlar facir (batıla meyleden, sünnetullah’dan sapan) kafirlerin (gerçeği reddedenlerin) ta kendileridirler.

81. TEKVÎR SÛRESİ      التكوير
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
1-) İzeşŞemsü küvviret;
Güneş dürüldüğünde,
وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ
2-) Ve izennücumünkederet;
Yıldızlar karardığında (ışıkları söndüğünde),
وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ
3-) Ve izelcibalu süyyiret;
Dağlar yürütüldüğünde,
وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ
4-) Ve izel'ışaru 'uttılet;
Işar (en gözde develer; zenginlik ve statü nesneleri) başıboş bırakılıp terk edildiğinde,
وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ
5-) Ve izelvuhuşu huşiret;
Vahşi (hayvan) ler haşrolunduğunda,
وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ
6-) Ve izelbiharu sücciret;
Denizler doldurulduğunda,
وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ
7-) Ve izennüfusu züvvicet;
Nefisler tezvic edildiğinde (eşleştirildiğinde, çiftleştirildiğinde),
وَإِذَا الْمَوْؤُودَةُ سُئِلَتْ
8-) Ve izelmev'udetu süilet;
Mev’ude (diri diri toprağa gömülen bakire?)’ye sorulduğunda,
بِأَيِّ ذَنبٍ قُتِلَتْ
9-) Bieyyi zenbin kutilet;
“(Bi-) hangi günahı ile öldürüldü?”, diye.
وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ
10-) Ve izessuhufu nuşiret;
(Dürülen) sayfalar neşrolduğunda (açıldığında),
وَإِذَا السَّمَاء كُشِطَتْ
11-) Ve izesSema'u küşitat;
Sema sökülüp/koparılıp giderildiğinde,
وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
12-) Ve izelcahıymu su' (ğğ) 'ıret;
Cahıym (cehennem) tutuşturulup alevlendirildiğinde,
وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ
13-) Ve izelcennetü üzlifet;
Ve cennet yaklaştırıldığında,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا أَحْضَرَتْ
14-) 'Alimet nefsün ma ahdaret;
Her nefs hazırladığı şeyi bilmiştir (tüm amelleri kendilerine zahir olur).
فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ
15-) Fela uksimu Bilhunnesi;
(İse) kasem ederim (B sırrınca) el-Hünnes’e (geri kalıp (dönüp) pusup kaybolanlara; gezegenlere?),

Not: Hz.Ali r.a. “el-Hünnes”i şöyle tefsir eder: “Bunlar gündüzün sinen-görünmeyen, geceleyin zahir olan-çıkan yıldızlardır (gezegenlerdir)... Battıkları vakit ise gizlendiği için görünmeyen yıldızlardır (gezegenlerdir)”...
الْجَوَارِ الْكُنَّسِ
16-) Elcevarilkünnesi;
El-Cevar’e (yörüngelerinde akıp gidenlere, peryodlarını devredenlere), el-Künnes’e (yuvalarına (burçlarına) girenlere; gezegenlere?),
وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ
17-) Velleyli iza 'as'ase;
Ve geri döndüğünde (gittiğinde) gece’ye,
وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
18-) Vessubhı iza teneffes;
Teneffüs ettiğinde sabah’a,
إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
19-) İnnehu lekavlu Rasûlin keriym;
Ki, muhakkak O, kerim (şerefli, yakın) bir Rasûl’ün kavli (sözü)’dir.
ذِي قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ
20-) Ziy kuvvetin 'ınde ziyl'arşi mekiyn;
Kuvvet sahibi (bir Rasûl’ün), Arş sahibi’nin indinde mekiyn (sarsılmaz-sağlam, kadri-menzilesi yüce bir Rasûl’ün; Ruh’ül Kuds’ün).
مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
21-) Muta'ın semme emiyn;
İtaat edilendir orada (Sema’da), Emiyn’dir (O Rasûl).
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ
22-) Ve ma sahıbuküm Bimecnun;
Sahibiniz (arkadaşınız HatemünNebî) bir (Bi-) mecnun (aklı örtülmüş) değildir!.
وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ
23-) Ve lekad reahu Bil'ufukılmübiyn;
Andolsun ki (HatemünNebî), Onu (Ruh’ül Kuds’ü), o apaçık ufuk’ta (Güneş’in doğduğu en yüksek yerde B sırrınca) rü’yet etti (gördü).
وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ
24-) Ve ma huve 'alelğaybi Bidaniyn;
O, gayb üzerine (Bi-) cimri değildir!.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ
25-) Ve ma huve Bikavli şeytanin raciym;
Ve O (Kur’an), recmolunmuş (hakikat’tan tardedilmiş) şeytan’ın (Bi-) sözü de değildir!.
فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ
26-) Feeyne tezhebun;
O halde (Kur’an’ı bırakıp) nereye gidiyorsunuz?.
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ
27-) İn huve illâ zikrun lil'alemiyn;
O alemler için bir Zikir (hatırlatma, öğüt, ilim) den başka değildir.
لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ
28-) Limen şae minküm en yestekıym;
Sizden bilfiil müstakıym (dosdoğru, sapmasız, adalet-denge noktasına ulaşmış) olmayı dileyenler için.
وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
29-) Ve ma teşaune illâ en yeşaAllahu Rabbül'alemiyn;
(Fakat) Rabb’ül Alemiyn olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz!.

  82. İNFİTÂR SÛRESİ       الانفطا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
إِذَا السَّمَاء انفَطَرَتْ
1-) İzesSemaunfetaret;
Semâ yarıldığında,
Sema yarıldığında,
وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انتَثَرَتْ
2-) Ve izelkevakibünteseret;
Gezegenler saçılıp dağıldığında,

Kevkebler (yıldızlar, gezegenler) saçılıp dağıldığında,
وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ
3-) Ve izelbiharu fucciret;
Denizler kaynayıp fışkırtıldığında,
Denizler fışkırtıldığında,
وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ
4-) Ve izelkuburu bu'siret;
Ruhlar dünyalarından çıkartıldıklarında (evrensel gerçekliği fark ettiklerinde);
Kabirler deşilip içindekiler dışarı çıkarıldığında,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ
5-) 'Alimet nefsün ma kaddemet ve ahharet;
Her nefs takdim ettiği (yapıp önceden gönderdiği) ve tehir ettiği (yapmadığı, sonraya bıraktığı) şeyi bilmiştir.
Her nefs takdim ettiği (yapıp önceden gönderdiği) ve te’hir ettiği (yapmadığı, sonraya bıraktığı) şeyi bilmiştir (her halleri kendilerine zahir olur).
يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ
6-) Ya eyyühel'İnsanu ma ğarreke BiRabbikelkeriym;
Ey insan! Keriym olan Rabbine (Hakikatine, hakikatini bildiren bilgiye nankör olmaya) nasıl cüret ettin?
Ey insan!... Keriym olan (Bi-) Rabbine (ortak, rakip, nankör olmaya) nasıl cür’et ettin/seni Rabbine karşı cüretlendirip aldatan nedir (ki O’na kafir oldun) ?.
الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ
7-) Elleziy halekake fesevvake fe'adelek;
O ki seni yarattı (izhar etti), seni tesviye etti (beynini, bilincini ve ruhunu oluşturacak şekilde meydana getirdi), seni tam dengeli yaptı!
O (ismi Allah olan) ki seni (insan sûretinde) yarattı (izhar etti), seni tesviye etti (nefh-i ruh için düzenledi, kemalatını kabul edecek hale getirdi), seni mu’tedil kıldı (tam dengeli yaptı; özel mükemmelsin).
فِي أَيِّ صُورَةٍ مَّا شَاء رَكَّبَكَ
8-) Fiy eyyi sûretin ma şae rekkebek;
Hangi sûrette olmanı diledi ise öylece terkibini - bileşimini oluşturdu!
Dilediği herhangi bir sûrette (hangi sûrette diledi ise) seni terkib etti.
كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ
9-) Kellâ bel tükezzibune Biddiyn;
Hayır, (iş sandığınız gibi değil)! Bilakis dininizi (tâbi olduğunuz Sistem`i) yalanlıyorsunuz!
وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ
10-) Ve inne `aleyküm lehafizıyn
Muhakkak ki (her düşüncenizi beyninizden ruhunuza) kaydediciler olduğu hâlde.
كِرَامًا كَاتِبِينَ
11-) Kiramen katibiyn
Kiramen Kâtibîn (muhteşem yazıcı kuvveler)!
يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ
12-) Ya`lemune ma tef`alun
Ne yaparsanız bilirler
إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
13-) İnnel `ebrare lefiy na`ıym
Muhakkak ki Ebrâr (iyiler), elbette Nimet cenneti içindedir.
وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ
14-) Ve innel fuccare lefiy cahıym
Muhakkak ki füccar (kötüler, Hak'tan sapanlar), elbette Cahîm (ateş) içindedirler.
يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ
15-) Yaslevneha yevmeddiyn;
Din hükümlerinin yaşandığı süreçte yaslanırlar ona!
وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ
16-) Ve ma hüm `anha Biğâibiyn
Onlar her an cehennemi müşahede eder hâldedirler!
وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ
17-) Ve ma edrake ma yevmüddiyn
Bilir misin Din Günü'nü?
ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ
18-) Sümme ma edrake ma yevmüddiyn
Sonra, bilir misin Din Günü'nü?

يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا ۖ وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ
19-) Yevme lâ temlikü nefsün linefsin şey`a* vel`emru yevmeizin Lillâh;
O süreçte kimse, kimse için hiçbir şey yapamaz! O süreçte hüküm Allâh'a aittir (birimin yapacak hiçbir şeyi yoktur, yalnızca yapılmışların sonuçları yaşanır)!



Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal