Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



26.  ŞUARÂ SÛRESİ      الشعراء
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
طسم
1-) Taa, Siiiiyn, Miiiiym;
Ta, Siyn, Miym.
تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ
2-) Tilke ayatül Kitabil mübiyn;
Bunlar Kitab-ı Mubiyn’in ayetleridir.
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
3-) Lealleke bahıun nefseke ella yekûnu mu’miniyn;
İman etmiyorlar diye belki de sen kendini helak edeceksin (neredeyse) ?.
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّن السَّمَاء آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ
4-) İn neşe' nünezzil aleyhim mines Semai ayeten fezallet a'nakuhüm leha hadııyn;
Eğer dilesek Sema’dan üzerlerine bir ayet (kudret eseri bir mucize, reddedilemez bir ilim) indiririz de onların boyunları (mecburen) ona boyun eğer.
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ
5-) Ve ma ye'tiyhim min zikrin miner Rahmani muhdesin illâ kânu anhu mu'ridıyn;
Rahman’dan kendilerine (tefekkür ve akletmeyi, kendilerinin çaba ve değişimini gerektiren) muhdes (yeni) bir zikir (hatırlatma, öğüt; Rasûl) gelmez ki, (her seferinde) illa Ondan yüz çevirirler.
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون
6-) Fekad kezzebu feseye'tiyhim enbau ma kânu Bihi yestehziun;
Gerçekten yalanladılar... (B gerçeğince) alay ediyor oldukları şeyin (birimsellikleri ile örtüp gafil oldukları hakikatlerinin) haberleri kendilerine yakında gelecektir.
أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
7-) Evelem yerav ilel Ardı kem enbetna fiyha min külli zevcin keriym;
Görmediler mi Arz’a ki, orada her keriym (şerefli, cömert, üretken) eş’den nice (şeyler) inbat ettik (yetiştirip büyüttük) ?.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
8-) İnne fiy zâlike leayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;
Muhakkak ki bunda bir ayet (mucize, sıfat, işaret) elbette vardır... Onların ekseriyeti (Hakk’a, hakikatlerine) mü’min değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
9-) Ve inne Rabbeke leHUvel Aziyzur Rahıym;
Muhakkak ki senin Rabbin; elbette O, Aziyz’dir (mutlak galib, emri gerçekleşir), Rahıym (kemalatını izharda tüm manileri bertaraf eder)’dir.
وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
10-) Veiz nada Rabbüke Musa eni'til kavmez zalimiyn;
Hani Rabbin Musaya: “Zalimler kavmine git!” diye nida etmişti.
قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ
11-) Kavme fir'avn* ela yettekun;
 “Fravun’un kavmine... Korkup korunmayacaklar mı?”.
قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
12-) Kale Rabbi inniy ehafü en yükezzibun;
 (Musa) dedi ki: “Rabbim, muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum!”.
وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ
13-) Ve yedıyku sadriy ve la yentaliku lisaniy feersil ila Harun;
 “Sadrım daralıyor, dilim çözülmüyor, bunun için Harun’a (vazifesini) irsal et!”.
وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
14-) Ve lehüm aleyye zenbün feehafü en yaktülun;
 “Benim üzerimde onların (hakları olarak) sahip oldukları bir günah var... Beni öldürmelerinden bu yüzden korkuyorum”.
قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ
15-) Kale kella* fezheba Bi ayatiNA inna meaküm müstemiun;
Buyurdu ki: “Hayır, asla!”... “İkiniz (B sırrınca) ayetlerimiz olarak gidiniz... Doğrusu biz sizinle BİRlikteyiz, (sizi) işiticileriz”.
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
16-) Fe'tiya fir'avne fekula inna Rasûlü Rabbil alemiyn;
 “İkiniz Fravun’a gelin ve deyin ki: Muhakkak ki biz Rabb’ül Alemiyn’in Rasûlü’yüz”.
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ
17-) En ersil meana beniy israiyl;
 “İsrailOğullarını bizimle BİRlikte irsal et (sal, bırak)”.
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيداً وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ
18-) Kale elem nürabbike fiyna veliyden ve lebiste fiyna min umürike siniyn;
 (Fravun) dedi ki: “İçimizde bir çocuk olduğun halde seni terbiye etmedik mi (besleyip büyütmedik mi) ?... Ömründen nice seneler bizde kalmadın mı?”.
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ الْكَافِرِينَ
19-) Ve fealte fa'letekelletiy fealte ve ente minel kafiriyn;
 “Ve (nihayet) o yaptığını yaptın (fravun’un kavminden birini öldürmek)... Sen kafir (örten, nankör) lerdensin!”.
قَالَ فَعَلْتُهَا إِذاً وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ
20-) Kale fealtüha izen ve ene minad dalliyn;
 (Musa) dedi ki: “Ben sapkınlardan olduğum halde iken onu işledim”.
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْماً وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ
21-) Feferartü minküm lemma hıftüküm fevehebe liy Rabbiy hükmen ve cealeniy minel murseliyn;
“Bu yüzden de sizden korktuğumda (farkettiğimde, tanıdığımda) sizden firar ettim... Rabbim de bana bir hükm (hükmetme gücü; hikmet) hibe etti ve beni mürseliynden kıldı”.
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ
22-) Ve tilke nı'metün temünnüha aleyye en abbedte beniy israiyl;
 “O İsrailOğullarını köleleştirmen başıma kalktığın ni’mettir!”.
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ
23-) Kale fir'avnü ve ma Rabbül alemiyn;
Fravun dedi ki: “Peki, Rabbül Alemiyn nedir?”.
قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إن كُنتُم مُّوقِنِينَ
24-) Kale Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* in küntüm mukıniyn;
 (Musa) dedi ki: “Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olan şeylerin Rabbi... Eğer mukıniyn (ikan sahibleri) iseniz (bilmiş olursunuz; beşeri akıl-fikir-bilgi yolu ile O’nun künhüne vakıf olunamaz; arınmak-fena tek yol!)”.
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ
25-) Kale limen havlehu ela testemiun;
 (Fravun) etrafında olanlara: “İşitiyor musunuz?” dedi.
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
26-) Kale Rabbüküm ve Rabbü abaikümül evveliyn;
 (Musa) dedi ki: “Sizin de Rabbiniz, evvelki babalarınızın da Rabbi”.
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ
27-) Kale inne Rasûlekümülleziy ursile ileyküm le mecnun;
 (Fravun) dedi ki: “Muhakkak ki size irsal olunan Rasûlü’nüz kesinlikle mecnundur (aklı örtülü, deli)”.
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ
28-) Kale Rabbül meşrikı velmağribi ve ma beynehüma* in küntüm ta'kılun;
 (Musa) dedi ki: “Maşrık’ın, Mağrib’in ve ikisi arasında olan şeylerin Rabbi... Eğer Aklederseniz...?”.
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهاً غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ
29-) Kale leinittehazte ilahen ğayriy le ec'alenneke minel mescuniyn;
 (Fravun) dedi ki: “Andolsun ki eğer benim gayrım bir ilah edinirsen, elbette seni mescuniyn’den (zindana tıkılmışlardan) kılarım”.
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُّبِينٍ
30-) Kale evelev ci'tüke Bi şey’in mübiyn;
 (Musa) dedi ki: “Mubiyn (apaçık/açıklayan; karşı konulamaz) bir şey ile (B sırrınca; apaçık bir gerçek olarak) sana gelmişsem de mi?”.
قَالَ فَأْتِ بِهِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
31-) Kale fe'ti Bihi in künte mines sadikıyn;
 (Fravun) dedi ki: “Hadi (B sırrınca) getir onu, eğer doğru söyleyenlerden isen?”.
فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ
32-) Feelka asahü feiza hiye sü'banun mübiyn;
 (Musa da) asasını ilka etti (attı, bıraktı; asası ile ortaya çıkıp onlara karşılık verdi);birden o mubiyn bir sü’ban (apaçık bir ejderha) oluverdi.
وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاء لِلنَّاظِرِينَ
33-) Ve nezea yedehu feiza hiye beydau linnazıriyn;
 (Musa) elini nez’etti (çekip çıkardı), hemen o bakanlar için bembeyaz (nur) oluverdi.
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ
34-) Kale lilmelei havlehu inne hazâ lesahırun aliym;
 (Fravun) çevresindeki mele’sine (ileri gelenlerine) dedi ki: “Muhakkak ki bu alim bir sihirbaz”.
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
35-) Yüriydü en yuhriceküm min ardıküm Bi sihrih* femazâ te'mürun;
 “Sihri ile (B gerçeğince) sizi Arz’ınızdan çıkarmak diliyor”... (Bunun üzerine Fravun sordu): “(O halde siz) ne buyurursunuz?”.
قَالُوا أَرْجِهِ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
36-) Kalu ercih ve ehahü veb'as fiyl medaini haşiriyn;
Dediler ki: “O’nu ve kardeşini geri bırak/alakoy... Medineler’e (şehirlere) de haşrediciler ba’set (toplayıcılar gönder)”.
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ
37-) Ye'tuke Bi külli sahharin aliym;
 “Bütün aliym sihirbazları/büyücüleri sana getirsinler”.
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
38-) Fecümias seharetü li miykati yevmin ma'lum;
Nihayet sihirbazlar ma’lum bir gün mi’katı için (tayin edilen vakitte, yerde) bir araya getirildiler.
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ
39-) Ve kıyle linNasi hel entüm müctemiun;
İnsanlara: “Siz de ictima’ olur musunuz?” denildi.
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِن كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ
40-) Leallena nettebius seharete in kânu hümül ğalibiyn;
 “Eğer onlar galip olurlar ise, umulur ki biz sihirbazlara tabi oluruz” (dediler).
فَلَمَّا جَاء السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْراً إِن كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ
41-) Felemma caesseharetü kalu li fir'avne einne lena leecren in künna nahnül ğalibiyn;
Sihirbazlar geldiklerinde, Fravun’a dediler ki: “Eğer biz galipler olur isek, muhakkak ki bize bir ecir (mükafat) var, değil mi?”.
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذاً لَّمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
42-) Kale neam ve inneküm izen leminel mükarrebiyn;
 (Fravun): “Evet” dedi... “Muhakkak ki siz o takdirde benim mukarreblerim den olacaksınız”.
قَالَ لَهُم مُّوسَى أَلْقُوا مَا أَنتُم مُّلْقُونَ
43-) Kale lehüm Musa elku ma entüm mülkun;
Musa onlara dedi ki: “Atacağınız şeyi atın!”.
فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ
44-) Feelkav hıbalehüm ve ısıyyehüm ve kalu Bi ızzeti fir'avne inna le nahnül ğalibun;
Onlar da iplerini ve asalarını attılar ve: “Fravun’un (Bi-) izzetine yemin ederiz ki muhakkak biz galipleriz” dediler.
فَأَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ
45-) Feelka Musa asahü feiza hiye telkafü ma ye'fikûn;
Musa asasını ilka etti (attı);bir de ne görsünler, o (asa), onların uydurdukları (hayal, vehim ürünü) şeyleri kapıp yutuyor!.
فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ
46-) Feulkıyes seharetü sacidiyn;
Bundan ötürü sihirbazlar, sacidiyn (secde edenler) olarak atıldılar (secdeye kapandılar; yakiyn hasıl oldu).
قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
47-) Kalu amenna Bi Rabbil alemiyn;
Dediler ki: “(B sırrıyla) iman ettik Rabbul’Alemiyn’e,”.
رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ
48-) Rabbi Musa ve Harun;
 “Musa’nın ve Harun’un Rabbi’ne”.
قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ
49-) Kale amentüm lehu kable en azene leküm* innehu le kebiyrukümülleziy allemekümüs sihr* felesevfe ta'lemun* le ukattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin ve leusallibenneküm ecmeıyn;
 (Fravun) dedi ki: “Ben size izin vermeden önce mi O’na iman ettiniz?.. Muhakkak ki o size sihri öğreten büyüğünüzdür... (Size ne yapacağımı) elbette yakında bileceksiniz... Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve kesinlikle sizin hepinizi toptan asacağım”.
قَالُوا لَا ضَيْرَ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ
50-) Kalu la dayr* inna ila Rabbina münkalibun;
 (İman eden sihirbazlar da) dediler ki: “Zararı yok!... Doğrusu biz (zaten) Rabbimize munkalibleriz (dönücüleriz)”.
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَن كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ
51-) İnna natmeu en yağfire lena Rabbüna hatayana en künna evvelel mu’miniyn;
 “Doğrusu biz mü’minlerin evveli olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim için hatalarımızı mağfiret edeceğini umuyoruz”.
وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
52-) Ve evhayna ila Musa en esri Bi ıbadiy inneküm müttebeun;
Musa’ya: “(Bi-) kullarımı (fravunun memleketinden çıkarıp, fravunun boğulduğu denizinden geçinceye kadar) geceleyin yürüt... Muhakkak ki siz tabi (takip) olunacaklarsınız” diye vahyettik.
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ
53-) Feersele fir'avnü fiyl medaini haşiriyn;
Fravun, şehirlere haşrediciler irsal etti (toplayıcılar saldı).
إِنَّ هَؤُلَاء لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ
54-) İnne haülai le şirzimetün kaliylun;
 “Muhakkak ki bunlar (İsrailOğulları) az bir küçük toplulukdur,”.
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ
55-) Ve innehüm leNA leğaizun;
 “Muhakkak ki onlar bizi öfkelendiriyorlar (da,)”.
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ
56-) Ve inna lecemiy’un hazirun;
 “Ve doğrusu biz hazır (hazırlıklı, müteyakkız, tedbirli) bir topluluğuz” (dedi fravun).
فَأَخْرَجْنَاهُم مِّن جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
57-) Feahrecnahüm min cennatin ve uyun;
Bu sebeple onları cennetlerden ve gözelerden (pınarlardan) çıkardık.
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
58-) Ve künuzin ve mekamin keriym;
Hazinelerden, keriym makamdan.
كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ
59-) Kezâlik* ve evresnaha beniy israiyl;
İşte böyle... Onlara İsrailOğullarını varis kıldık.
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ
60-) Feetbeuhüm müşrikıyn;
 (Fravun ve ordusu) muşrikıyn olarak (sabah olurken, güneş doğarken) onları (İsrailOğullarını) izlediler.
فَلَمَّا تَرَاءى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا لَمُدْرَكُونَ
61-) Felemma terael cem'ani kale ashabu Musa inna lemüdrekûn;
İki topluluk birbirini görünce, Musa’nın ashabı: “Doğrusu biz yetişildik (yakalandık)” dedi.
قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ
62-) Kale kella* inne meıye Rabbiy seyehdiyn;
 (Musa) dedi ki: “Hayır (asla) !... Muhakkak ki Rabbim benimledir; bana doğru yolu hidayet edecektir”.
فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ
63-) Feevhayna ila Musa enıdrib Bi asakel bahr* fenfeleka fekâne küllü firkın ket tavdil azıym;
Musa’ya: “(Bi-) asan ile deniz’e darbet (vur)” diye vahyettik... (Asa ile denize vurunca, deniz) infilak etti (patladı, yarıldı, meydana çıktı)... Sonra herbir dalga azim bir dağ gibi oldu.
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ
64-) Ve ezlefna semmel ahariyn;
Diğerlerini de oraya yaklaştırdık.
وَأَنجَيْنَا مُوسَى وَمَن مَّعَهُ أَجْمَعِينَ
65-) Ve enceyna Musa ve men meahu ecmeıyn;
Musa’yı ve Onunla beraber olanların hepsini kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
66-) Sümme ağraknel ahariyn;
Sonra, ötekilerini ğark ettik (su’da boğduk).
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
67-) İnne fiy zâlike leayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;
Muhakkak ki bunda bir ayet (mucize, sıfat, işaret) elbette vardır... Onların ekseriyeti (Hakk’a, hakikatlerine) mü’min değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
68-) Ve inne Rabbeke le HUvel Aziyzur Rahıym;
Muhakkak ki senin Rabbin Aziyz’dir, Rahıym’dir.
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ
69-) Vetlü aleyhim nebee İbrahiym;
İbrahim’in haberini de tilavet et onlara.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ
70-) İz kale liebiyhi ve kavmihi ma ta'budun;
Hani (İbrahim), babasına ve kavmine: “Neye ibadet/kulluk ediyor sunuz?” dedi.
قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَاماً فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ
71-) Kalu na'budu asnamen fenezallü leha akifiyn;
Dediler ki: “Esnam’a (putlara; alışkanlıklarımıza, var kabul ettiğimiz isimlere...?) kulluk/ibadet yaparız, hep onlara akifiyniz (onlara kapanmışız, sırf onlarla meşguluz).
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
72-) Kale hel yesmeuneküm iz ted'un;
 (İbrahim) dedi ki: “Dua ettiğinizde/çağıdığınızda sizi işitiyorlar mı (varlıkları söz konusu mu) ?”.
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
73-) Ev yenfeuneküm ev yedurrun;
 “Yahut size fayda sağlıyor ya da zarar veriyorlar mı?”.
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءنَا كَذَلِكَ يَفْعَلُونَ
74-) Kalu bel vecedna abaena kezâlike yef'alun;
Dediler ki: “Hayır!... Fakat babalarımızı böyle yapar bulduk”.
قَالَ أَفَرَأَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
75-) Kale eferaeytüm ma küntüm ta'budun;
 (İbrahim) dedi ki: “Gördünüz mü (bir düşünün?) neye (kime değil?) kulluk ediyorsunuz?”.
أَنتُمْ وَآبَاؤُكُمُ الْأَقْدَمُونَ
76-) Entüm ve abaükümül akdemun;
 “Siz ve akdem (daha önceki, eski) babalarınız (genetik?... Hakikat tarihsel değil, derinseldir?)!”.
فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ
77-) Feinnehüm adüvvün liy illâ Rabbel alemiyn;
 “Muhakkak ki onlar benim düşmanımdır... Ancak Rabb’ül Alemiyn (benim Veliym’dir; ben yalnız O’nun kulluğunu yaparım; çünkü:)!”.
الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ
78-) Elleziy halekaniy feHUve yehdiyn;
“O ki beni yarattı... (O halde) O bana hidayet eder (doğru yolu gösterir)”.
وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ
79-) Velleziy HUve yut'ımüniy ve yeskıyn;
“Ve ki, O’dur beni yedirip doyuran ve sulayan”.
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
80-) Ve iza merıdtu feHUve yeşfiyn;
“Hastalandığımda, O’dur bana şifa veren”.
وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ
81-) Velleziy yümiytüniy sümme yuhyiyn;
“Ve O’dur beni öldüren, sonra (hakiki hayat ile) dirilten”.
وَالَّذِي أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ
82-) Velleziy at'meu en yağfire liy hatıy'etiy yevmeddiyn;
“Ve O’dur, Diyn Günü’nde hıt’larımı (hatalarımı, günahlarımı) benim için mağfiret edeceğini umduğum”.
رَبِّ هَبْ لِي حُكْماً وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
83-) Rabbi heb liy hükmen ve elhıkniy Bis salihıyn;
 “Rabbim, bana bir hükm (hikmet aklı) hibe et ve beni salihlere ilhak et!”.
وَاجْعَل لِّي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ
84-) Vec'al liy lisane sıdkın fiyl ahıriyn;
“Ve Ahiriyn (sonrakiler, gelecek olanlar; vahdet ehli?) içinde benim için bir lisan-ı sıdk (sıdk’ın dili; hayırla anılış, vahdet lisanı) oluştur!”.
وَاجْعَلْنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ
85-) Vec'alniy min veraseti cennetin naıym;
 “Ve beni Naim Ceneti’nin varislerinden kıl!”.
وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ
86-) Vağfir liebiy innehu kâne mineddalliyn;
 “Ve babamı mağfiret et!.. Muhakkak ki o sapanlardandır”.
وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ
87-) Ve la tuhziniy yevme yüb'asun;
 “Ve (insanların) ba’solunacakları gün beni rezil-rüsvay etme (hakikatından perdeli/mahrum aciz biri kılma)”.
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
88-) Yevme la yenfeu malun ve la benun;
 “O Gün mal da fayda vermez, oğullar da (fayda vermez)”.
إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
89-) İlla men etAllahe Bi kalbin seliym;
 “Ancak, Allah’a kalb-i selim ile gelmiş kimse müstesna!”.
وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
90-) Ve üzlifetil cennetü lil müttekıyn;
Müttekıylere cennet yaklaştırılmıştır.
وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
91-) Ve bürrizetil cahıymü li ğaviyn;
Ğaviyn (hakikattan sapan-şaşanlar) için ise Cahıym (cehennem) tebriz edilmiştir (ortaya çıkarılmış, izhar edilmiş, bariz kılınmışdır).
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
92-) Ve kıyle lehüm eyne ma küntüm ta'budun;
Onlara: “Nerede kulluk ettiğiniz şeyler?” denildi.
مِن دُونِ اللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
93-) Min dunillah* hel yensuruneküm ev yentasırun;
 “Allah’ın gayrından (kulluk yaptıklarınız?) !... Size yardım ediyorlar mı?... Yahut kendilerine yardımları dokunur mu?”.
فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ
94-) Fekübkibu fiyha hüm vel ğavun;
Onlar (taptıklarınız) ve ğaviyn (hakikatından sapıp putlara tapanlar, benliği ile yaşayan azgınlar) onun içinde (cehennemde) tepetaklak yüzüstü yere çarpılmıştır (gadab-ı ilahi’nin şiddeti?).
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
95-) Ve cünudü ibliyse ecmeun;
Ve iblis’in orduları da toptan (hepsi birden oraya atılmıştır).
قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
96-) Kalu ve hüm fiyha yahtesımun;
Onlar orada tartışıyor oldukları halde (cehennem elemanları, ya da hasımlaşan kuvveler olarak) dediler ki:
تَاللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
97-) TAllahi in künna lefiy dalalin mübiy;
“Tallahi, kesinlikle biz apaçık bir sapkınlık içinde imişiz!”.
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
98-) İz nüsevviyküm Bi Rabbil alemiyn;
“Hani (o vakit) sizi (Bi-) Rabb’ül Alemiyn ile eşit kılmıştık”.
وَمَا أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ
99-) Ve ma edallena illel mücrimun;
“Bizi ancak o (gayriyete saplanmış) mücrimler (suçlular, perdeliler; vehim-hayal kuvveleri) saptırdı”.
فَمَا لَنَا مِن شَافِعِينَ
100-) Femalena min şafiıyn;
“Artık şefaat edicilerimiz (?) de yok”.
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ
101-) Ve la sadiykın hamiym;
 “Sıcak bir dostumuz da yok”.
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
102-) Felev enne lena kerreten fenekûne minel mu’miniyn;
 “Keşke bir kere daha sahip olsak (gerçekleştirme boyutuna dönebilsek) de mü’minlerden olsak”.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
103-) İnne fiy zâlike leayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;
Muhakkak ki bunda bir ayet elbette vardır... Onların ekseriyeti (Hakk’a, hakikatlerine) mü’min değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
104-) Ve inne Rabbeke leHUvel Aziyzur Rahıym;
Muhakkak ki senin Rabbin Aziyz’dir, Rahıym’dir.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ
105-) Kezzebet kavmü Nuhınil murseliyn;
Nuh kavmi de murseliyn’i (irsal olunanları, Rasûlleri) yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
106-) İz kale lehüm ehuhüm Nuhun ela tettekun;
Hani kardeşleri Nuh onlara dedi ki: “Korkup sakınmaz mısınız (korunun; arınıp takvayı elde edin!) ?”.
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
107-) İnniy leküm Rasûlün emiyn;
 “Muhakkak ki ben sizin için (irsal olunmuş) emiyn bir Rasûl’üm”.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
108-) Fettekullahe ve etıy'un;
 “O halde Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
109-) Ve ma es'elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn;
 “Bunun üzerine sizden bir ecir istemiyorum... Benim ecrim ancak Rabb’ül Alemiyn’e aittir”.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
110-) Fettekullahe ve etıy'un;
“O halde Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ
111-) Kalu enu'minu leke vettebeakel erzelun;
Dediler ki: “En reziller (en aşağı kimseler) sana tabi oluyor iken sana iman ederiz mi hiç?”.
قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
112-) Kale ve ma ılmiy Bima kânu ya'melun;
 (Nuh) dedi ki: “Onların yaptıkları ile alakalı bir ilmim yok”.
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ
113-) İn hısabühüm illâ alâ Rabbiy lev teş'urun;
 “Onların hesabı ancak Rabbimin üzerinedir... Keşke şuuruna varsaydınız?”.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal