Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



ŞUARÂ SÛRESİ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ
114-) Ve ma ene Bi taridil mu’miniyn;
 “Ben mü’minleri (Bi-) tard edici (uzaklaştırıcı) değilim!”.
إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
11 5-) İn ene illâ neziyrun mübiyn;
“Ben ancak mubiyn bir neziyr’im (apaçık bir uyarıcıyım)”.
قَالُوا لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ
11 6-) Kalu lein lem tentehi ya Nuhu le tekûnenne minel mercumiyn;
Dediler ki: “Andolsun ki ya Nuh, eğer vazgeçmezsen kesinlikle recmolunanlardan (taşlananlardan) olacaksın”.
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ
117-) Kale Rabbi inne kavmiy kezzebun;
 (Nuh) dedi ki: “Rabbim!... Muhakkak ki kavmim beni yalanladılar”.
فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحاً وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِي مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
118-) Feftah beyniy ve beynehüm fethan ve necciniy ve men meıye minel mu’miniyn;
 “Benimle onların arasını öyle bir feth et (hükmet, aç) ki (layıklarını bulsunlar; Rasûl ve mü’minler içlerinde iken gadabı ilahinin gereği olan azab inmez);beni ve mü’minlerden benimle beraber olanları kurtar”.
فَأَنجَيْنَاهُ وَمَن مَّعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
119-) Feenceynahu ve men meahu fiyl fülkil meşhun;
Biz de Onu ve Onunla beraber olan kimseleri o dolu gemi’de kurtardık.
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ
120-) Sümme ağrakna ba'dül bakıyn;
Sonra, onların ardından (geride arda) kalanları ğark ettik (su’da boğduk).
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
121-) İnne fiy zâlike le ayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’minin;
Muhakkak ki bunda bir ayet (mucize, sıfat, işaret) elbette vardır... Onların ekseriyeti (Hakk’a, hakikatlerine) mü’min değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
122-) Ve inne Rabbeke le HUvel Aziyzur Rahıym;
Muhakkak ki senin Rabbin Aziyz’dir, Rahıym’dir.
كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ
123-) Kezzebet Adünil murseliyn;
Ad (Hud a.s.ın kavmi) da mürseliyn (irsal olunanlar, Rasûller)’i yalanladı.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
124-) İz kale lehüm ehuhüm Hudün ela tettekun;
Hani kardeşleri Hud onlara dedi ki: “Korkup sakınmaz mısınız (korunun; takva elde edin!) ?”.
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
125-) İnniy leküm Rasûlün emiyn;
 “Muhakkak ki ben sizin için (irsal olunmuş) emiyn bir Rasûl’üm”.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
126-) Fettekullahe ve etıy'un;
“O halde Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
127-) Ve ma es'elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn;
 “Bunun üzerine sizden bir ecir istemiyorum... Benim ecrim ancak Rabb’ül Alemiyn’e aittir”.
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ
128-) Etebnune Bi külli riy'ın ayeten ta'besun;
“Siz her tepeye bir ayet (alamet) bina edip, oyalanıyor musunuz?”.
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
129-) Ve tettehızune mesania lealleküm tahlüdun;
 “Ebedi kalırsınız ümidi ile mesani’ (kale gibi evler) mi ediniyorsunuz?”.
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
130-) Ve iza betaştüm betaştüm cebbariyn;
“Yakaladığınız/tutuğunuz vakit cebbarin olarak (zorbaca; geçip gitmesine müsade etmeyecek şekilde) alabildiğine sımsıkı tutuyorsunuz?”.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
131-) Fettekullahe ve etıy'un;
“Artık Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
132-) Vettekulleziy emeddeküm Bima ta'lemun;
 “Bildiğiniz şeyler (ni’metler) ile size imdad edenden ittika edin”.
أَمَدَّكُم بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ
133-) Emeddeküm Bi en'amin ve beniyn;
 “En’am (kurban edilebilir hayvanlar) ve oğullar ile (B sırrınca) size imdad etti”.
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
134-) Ve cennatin ve uyun;
 “Cennetler (bahçeler), pınarlar (la da imdad etti)”.
إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
135-) İnniy ehafü aleyküm azâbe yevmin azıym;
 “Doğrusu, aziym bir günün azabı üzerinizdedir (diye) korkuyorum”.
قَالُوا سَوَاء عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ الْوَاعِظِينَ
136-) Kalu sevaün aleyna eveazte em lem tekün minel vaızıyn;
Dediler ki: “Ha vaaz etmişsin ha vaaz eden (öğüt veren) lerden olmamışsın; bize birdir (öğüt almayız)”.
إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ
137-) İn hazâ illâ hulükul evveliyn;
 “Bu öncekilerin huluk’undan (tabiatından, karakterinden, geleneğinden, ahlakından, diyninden) başka bir şey değildir”.
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
138-) Ve ma nahnu Bi muazzebiyn;
 “Biz (Bi-) muazzebiyn (azab olunacaklar) de değiliz”.
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
139-) Fekezzebuhu feehleknahüm* inne fiy zâlike le ayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;
Böylece Onu tekzib ettiler, biz de onları helak ettik... Muhakkak ki bunda bir ayet (alamet, sıfat) elbette vardır... Ve onların ekseriyeti (Hakk’a, hakikatlerine) de mü’min değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
140-) Ve inne Rabbeke leHUvel Aziyzur Rahıym;
Muhakkak ki senin Rabbin Aziyz’dir, Rahıym’dir.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ
141-) Kezzebet Semudül murseliyn;
Semud (Salih a.s.ın kavmi) da murseliyn (irsal olunanlar, Rasûller) i tekzib etti.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَالِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ
142-) İz kale lehüm ehuhüm Salihun ela tettekun;
Hani kardeşleri Salih onlara dedi ki: “Korkup sakınmaz mısınız (korunun; arınıp takvayı elde edin!) ?”.
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
143-) İnniy leküm Rasûlün emiyn;
 “Muhakkak ki ben sizin için (irsal olunmuş) emiyn bir Rasûl’üm”.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
144-) Fettekullahe ve etıy'un;
 “O halde Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
145-) Ve ma es'elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn;
 “Bunun üzerine sizden bir ecir istemiyorum... Benim ecrim ancak Rabb’ül Alemiyn’e aittir”.
أَتُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا آمِنِينَ
146-) Etütrekûne fiyma hahüna aminiyn;
 “Siz burada aminler olarak (emniyet içinde) bırakılacak mısınız?”.
فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
147-) fiy cennatin ve uyun;
“Cennetler (bahçeler) ve pınarlar içinde”.
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ
148-) Ve züruın ve nahlin tal'uha hedıym;
 “Ekinler ve tomurcukları/meyvesi hazıym (latif-yumuşak, olgunlaşmış, iç içe girmiş) hurma ağaçları”.
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً فَارِهِينَ
149-) Ve tenhıtune minel cibali buyuten farihiyn;
 “Farihiyn olarak (gayretlice/maharetli/keyifle şımararak) dağlardan evler yontuyorsunuz?”.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
150-) Fettekullahe ve etıy'un;
 “O halde Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ
151-) Ve la tutıy'u emrel müsrifiyn;
 “Müsrifiyn’in (israf edenlerin, aşırı gidip haddi aşanların; bedensel-nefsani kuvvelerin) emrine itaat etmeyin!”.
الَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
152-) Elleziyne yüfsidune fiyl Ardı ve la yuslihun;
 “Ki onlar Arz’da ifsad ederler, ıslah etmezler”.
قَالُوا إِنَّمَا أَنتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ
153-) Kalu innema ente minel müsahhariyn;
Dediler ki: “Sen ancak musahhariyn (büyülenmişler) densin”.
مَا أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِآيَةٍ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
154-) Ma ente illâ beşerun mislüna* fe'ti Bi ayetin in künte mines sadikıyn;
 “Sen bizim gibi bir beşerden başka değilsin... Eğer doğru söyleyenlerden isen hadi (B sırrınca) bir ayet (mucize, kanıtlayan alamet) getir!”.
قَالَ هَذِهِ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
155-) Kale hazihi nakatün leha şirbün ve leküm şirbü yevmin ma'lum;
 (Salih) dedi ki: “Şu bir dişi devedir (işte Allah’ın ayeti, mucize?)... Onun bir şirb’i (su içme nöbeti, su’dan hakkına düşen nasibi) var, size de ma’lum bir günün şirb’i var”.
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ
156-) Ve la temessuha Bi suin feye'huzeküm azâbü yevmin azıym;
 “(Sakın) ona (Bi-) kötülük (nefsinizle) ile dokunmayın... (Yoksa) sizi aziym bir günün azabı yakalar”.
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ
157-) Feakaruha feasbahu nadimiyn;
 (Onlar ise) onu (dişi deveyi) vahşice boğazladılar; fakat nadim (pişman) oldular.
فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
158-) Feehazehümül azâb* inne fiy zâlike le ayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;
Nihayet o azab onları yakaladı... Muhakkak ki bunda bir ayet (mucize, sıfat, işaret) elbette vardır... Onların ekseriyeti (Hakk’a, hakikatlerine) mü’min değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
159-) Ve inne Rabbeke leHUvel Aziyzur Rahıym;
Muhakkak ki senin Rabbin Aziyz’dir, Rahıym’dir.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ
160-) Kezzebet kavmü Lutınil murseliyn;
Lut kavmi de murseliyn’i (irsal olunanları, Rasûlleri) tekzib etti.
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ
161-) İz kale lehüm ehuhüm Lutun ela tettekun;
Hani kardeşleri Lut onlara dedi ki: “Korkup sakınmaz mısınız (korunun; arınıp takvayı elde edin!) ?”.
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
162-) İnniy leküm Rasûlün emiyn;
“Muhakkak ki ben sizin için (irsal olunmuş) emiyn bir Rasûl’üm”.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
163-) Fettekullahe ve etıy'un;
“O halde Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
164-) Ve ma es'elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn;
 “Bunun üzerine sizden bir ecir istemiyorum... Benim ecrim ancak Rabb’ül Alemiyn’e aittir”.
أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ
165-) Ete'tunez zükrane minel alemiyn;
“Alemler’den (insanlar’dan) zükran’a (erkeklere) mi geliyor sunuz?”.
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
166-) Ve tezerune ma haleka leküm Rabbüküm min ezvaciküm* bel entüm kavmün adun;
“Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz (ha!) ?... Hayır, siz haddi aşan bir kavimsiniz!”.
قَالُوا لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ
167-) Kalu lein lem tentehi ya Lutu letekûnenne minel muhreciyn;
Dediler ki: “Andolsun ki ey Lut, eğer vazgeçmez isen, kesinlikle (buradan) çıkarılanlardan olacaksın”.
قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ الْقَالِينَ
168-) Kale inniy liameliküm minel kaliyn;
 (Lut) dedi ki: “Doğrusu ben sizin ameliniz için kaaliyn (şiddetli buğz edenler)’denim (faile değil, fiile buğz?)”.
رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ
169-) Rabbi necciniy ve ehliy mimma ya'melun;
 “Rabbim, beni ve ehlimi (bunların) yaptıklarından kurtar”.
فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
170-) Fenecceynahu ve ehlehu ecmeıyn;
Bunun üzerine Onu ve ehlini toptan kurtardık.
إِلَّا عَجُوزاً فِي الْغَابِرِينَ
171-) İlla acuzen fiyl ğabiriyn;
Ancak ğabiriyn (geride kalanlar, helak olanlar) içinde olan bir kocakarı (Lut a.s.ın iman etmeyen karısı) müstesna.
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
172-) Sümme demmernel ahariyn;
Sonra diğerlerini dumura uğrattık.
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَراً فَسَاء مَطَرُ الْمُنذَرِينَ
173-) Ve emtarna aleyhim metaren, fesae metarul münzeriyn;
Ve onların üzerine bir yağmur da yağdırdık ki?... Uyarılanların yağmuru ne kötüdür!.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
174-) İnne fiy zâlike le ayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;
Muhakkak ki bunda bir ayet (mucize, sıfat, işaret) elbette vardır... Onların ekseriyeti (Hakk’a, hakikatlerine) mü’min değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
175-) Ve inne Rabbeke leHUvel Aziyzur Rahıym;
Muhakkak ki senin Rabbin Aziyz’dir, Rahıym’dir.
كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ
176-) Kezzebe Ashabül Eyketil murseliyn;
Ashab-ı Eyke (orman halkı, Şuayıb a.s.ın kavmi) de murseliyn (irsal olunanlar, Rasûller) i tekzib etti.
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ
177-) İz kale lehüm Şuaybün ela tettekun;
Hani Şuayıb onlara dedi ki: “Korkup sakınmaz mısınız (korunun; arınıp takvayı elde edin!) ?”.
إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
178-) İnniy leküm Rasûlün emiyn;
 “Muhakkak ki ben sizin için (irsal olunmuş) emiyn bir Rasûl’üm”.
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
179-) Fettekullahe ve etıy'un;
“O halde Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.
وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ
180-) Ve ma es'elüküm aleyhi min ecr* in ecriye illâ alâ Rabbil alemiyn;
 “Bunun üzerine sizden bir ecir istemiyorum... Benim ecrim ancak Rabb’ül Alemiyn’e aittir”.
أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ
181-) Evfül keyle ve la tekûnu minel muhsiriyn;
 “Ölçmeyi tam yapın... Muhsiriyn (eksiltenler)’den olmayın”.
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ
182-) Vezinu Bil kıstasil müstekıym;
“Müstakıym (Bi-) kıstas (dosdoğru terazi; sistem aklı) ile tartın”.
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
183-) Ve la tebhasünnase eşyaehüm ve la ta'sev fiyl Ardı müfsidiyn;
 “İnsanların eşyalarını eksiltmeyin/hakkını vermezlik etmeyin (düşük fiat vermeyin, değerini düşürmeyin) ve ifsad ediciler olarak Arz’da taşkınlık yapmayın”.
وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ
184-) Vettekulleziy halakaküm vel cibilletel evveliyn;
 “Sizi ve önceki cibiliyyetleri (nesilleri) yaratandan ittika edin (sizi boşuna yaratmadı, Yaratanınızı dikkate alın, kendinizi tanıyın?)!”.
قَالُوا إِنَّمَا أَنتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ
185-) Kalu innema ente minel müsahhariyn;
Dediler ki: “Sen ancak musahhariyn (büyülenmişler) densin”.
وَمَا أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ
186-) Ve ma ente illâ beşerun mislüna ve in nazunnüke leminel kazibiyn;
 “Sen bizim gibi bir beşerden başka değilsin... Muhakkak ki seni yalancılardan zannediyoruz”.
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفاً مِّنَ السَّمَاءِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
187-) Feeskıt aleyna kisefen mines Semai in künte mines sadikıyn;
 “Eğer doğru söyleyenlerden isen, hadi üzerimize Sema’dan parçalar düşürt”.
قَالَ رَبِّي أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
188-) Kale Rabbiy a'lemu Bi ma ta'melun;
 (Şuayıb) dedi ki: “Rabbim, yaptıklarınızı (B sırrınca) daha iyi bilir”.
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
189-) Fekezzebuhu feehazehüm azâbü yevmiz zulleti, innehu kâne azâbe yevmin azıym;
Böylece Onu tekzib ettiler de bu yüzden o gölgelik gününün azabı onları yakaladı... Muhakkak ki o aziym bir günün azabı idi.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
190-) İnne fiy zâlike le ayeten, ve ma kâne ekseruhüm mu’miniyn;
Muhakkak ki bunda bir ayet (mucize, sıfat, işaret) elbette vardır... Onların ekseriyeti (Hakk’a, hakikatlerine) mü’min değillerdir.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
191-) Ve inne Rabbeke leHUvel Aziyzur Rahıym;
Muhakkak ki senin Rabbin Aziyz’dir, Rahıym’dir.
وَإِنَّهُ لَتَنزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
192-) Ve innehu letenziylü Rabbil alemiyn;
Muhakkak ki O (?, Kur’an) Rabb’ül Alemiyn’in tenziylidir (indirmesidir).
نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ
193-) Nezele BihirRuhul emiyn;
Er-Ruh’ul Emiyn (Cibril) O’nunla (B sırrınca, O olarak) indi (uyarıcı olma aklın artık O) !.
عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنذِرِينَ
194-) Alâ kalbike li tekûne minel münziriyn;
Senin kalbinin üzerine (indi) ki münziriyn’den (uyarıcılardan) olasın.
بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُّبِينٍ
195-) Bi lisanin Arabiyyin mübiyn;
Mubiyn (apaçık/konuyu açıklayan) bir Arabiy lisan ile (B sırrınca, apaçık bir arabiy lisan olarak).
وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ
196-) Ve innehu lefiy zübüril evveliyn;
Muhakkak ki O, evvelkilerin zeburlarında (yazılı sayfalarında, kitablarında) da vardır.
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ آيَةً أَن يَعْلَمَهُ عُلَمَاء بَنِي إِسْرَائِيلَ
197-) Evelem yekün lehüm ayeten en ya'lemehu ulemaü beniy israiyl;
İsrailOğulları’nın alimlerinin Onu bilmesi, onlar için bir ayet (alamet, delil) olmadı mı?.
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ
198-) Velev nezzelnahu alâ ba'dıl a'cemiyn;
Eğer Onu Arapça bilmeyen/konuşmayan (yabancı) ların biri üzerine tenzil etseydik de;
فَقَرَأَهُ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ
199-) Fekareehu aleyhim ma kânu Bihi mu’miniyn;
Onu onlara kıraat etseydi, gene Ona (B sırrınca) mü’min olmazlardı.
كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ
200-) Kezâlike seleknahü fiy kulubil mücrimiyn;
Böylece onu mücrimlerin kalbine soktuk.
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
201-) La yu'minune Bihi hatta yeravül azâbel eliym;
Elim azabı görünceye kadar Ona (hakikatlerine, Kur’an’ın haber verdiği realiteye B sırrınca) iman etmezler.
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
202-) Feye'tiyehüm bağteten ve hüm la yeş'urun;
 (O azab, ölüm) onlara, kendileri farkında olmadıkları halde ansızın gelir.
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ
203-) Feyekulu hel nahnu münzarun;
 (O vakit) derler ki: “Bize mühlet verilir mi (aceba) ?”.
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
20 4-) Efe Bi azâbina yesta'cilun;
Azabımızı (B sırrınca) acele mi istiyorlar?.
أَفَرَأَيْتَ إِن مَّتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ
205-) Eferaeyte in metta'nahüm siniyn;
Gördün mü (bir düşün?): Eğer onları senelerce faydalandırsak (çeşitli ni’metlerle zevklendirsek),
ثُمَّ جَاءهُم مَّا كَانُوا يُوعَدُونَ
206-) Sümme caehüm ma kânu yuadun;
Sonra va’dulunuyor oldukları şey kendilerine gelse,
مَا أَغْنَى عَنْهُم مَّا كَانُوا يُمَتَّعُونَ
207-) Ma ağna anhüm ma kânu yümetteun;
Meta’landırılıyor oldukları şey onlara bir yarar sağlamaz (gene de).
وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ
208-) Ve ma ehlekna min karyetin illâ leha münzirun;
Biz uyarıcıları olmayan hiçbir karye’yi (şehri, memleketi) helak etmedik.
ذِكْرَى وَمَا كُنَّا ظَالِمِينَ
209-) Zikra* ve ma künna zalimiyn;
Zikra (hatırlatma, uyarı illa) olur... Biz zalimler değiliz.
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ
210-) Ve ma tenezzelet Bihişşeyatıyn;
O’nu (Kur’an’ı B sırrınca) şeytanlar indirmedi (telakki etmedi, kuvveden fiile çıkarmadı) !.
وَمَا يَنبَغِي لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
211-) Ve ma yenbeğıy lehüm ve ma yestetıy'un;
 (Bu iş,) onlara yaraşmaz (onlara yakışmaz)... (Zaten) muktedir olamazlar!.
إِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
212-) İnnehüm anis sem'ı le ma'zulun;
Muhakkak ki onlar (şeytanlar) Sem’ (işitmek?) den kesinlikle uzaklaştırılmışlardır.
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبِينَ
213-) Fela ted'u meAllahi ilahen ahare fetekûne minel muazzebiyn;
O halde Allah ile birlikte başka bir ilah çağırma (başka isimlere varlık verme) !... Yoksa azab olunanlardan olursun.
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ
214-) Ve enzir aşiyretekel akrebiyn;
En yakın aşiretini (yakınlarını) uyar!.
وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
215-) Vahfıd cenahake limenit tebeake minel mu’miniyn;
Mü’minlerden sana tabi olanlara da kanadını indir (kanadın altına al) !.
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ
216-) Fein asavke fekul inniy beriyün mimma ta'melun;
Eğer sana asi olurlar ise de ki: “Doğrusu ben yaptıklarınızdan beriyim”.
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ
217-) Ve tevekkel alel Aziyzir Rahıym;
O Aziyz, Rahıym olana tevekkül et!.
الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ
218-) Elleziy yerake hıyne tekum;
Ki O, kıyam ettiğinde (kıyam vaktinde) seni görür.
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ
219-) Ve tekallübeke fiys sacidiyn;
Secde edenler (fena’ya erenler) içinde takallubünü (dönüp dolaştığını) de (görür).
إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
220-) İnneHU HUves Semiy’ul Aliym;
Muhakkak ki O, Semi’dir, Aliym’dir.
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَى مَن تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ
221-) Hel ünebbiüküm alâ men tenezzelüş şeyatıyn;
Şeytanların kimin üzerine tenezzül ettiğini (iner olduğunu), size haber vereyim mi?.
تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
222-) Tenezzelü alâ külli effakin esiym;
Her günahkar effak (kezzab, yalancı iftiracı) ın üzerine tenezzül eder.
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ
223-) Yülkunes sem'a ve ekseruhüm kazibun;
Onlar, (şeytanlara) Sem’ ilka ederler (kulak verirler) ve onların ekseriyeti yalancıdırlar.
وَالشُّعَرَاء يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ
224-) Veş şuaraü yettebiuhümül ğavun;
Ve şairler (e gelince), onlara ğaviyn (hakikattan sapan-şaşanlar) tabi olur.
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ
225-) Elem tera ennehüm fiy külli vadin yehiymun;
Görmedin mi ki onlar (şeytan ilkası, hayal-evham ürünü) her vadide alık alık dolaşırlar.
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
226-) Ve ennehüm yekulune ma la yef'alun;
Ve muhakkak ki onlar yapmayacakları şeyleri söylerler.
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيراً وَانتَصَرُوا مِن بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ
227-) İllelleziyne amenu ve amilus salihati ve zekerullahe kesiyren ventesaru min ba'di ma zulimu* ve seya'lemülleziyne zalemu eyye münkalebin yenkalibun;
Ancak (hakikatlarına) iman edenler, salihattan (hakikatlarına ve sünnetullah’a uygun) amel yapanlar, Allah’ı çok zikredenler ve zulme uğradıktan sonra (düşmanlarına) galip gelenler (zafere ulaşanlar) müstesna... Zulmedenler yakında hangi dönüş yerine/akibete/dönüşüme inkılab edeceklerini bilecek.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal