Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



BAKARA SÛRESİالبقرة


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
2-) Zalikel Kitab’u lâ raybe fiyh, hüden lil müttekıyn;
işte O (yani, Hakkani Vücud) KİTAB (ı; OKUnması gereken), kendisinde şüphe-kuşku olmayan (Hakk olduğu şüphe götürmeyen) dır... HÜDA (hidayet kaynağı, gerçeği gösterici, rehber) dır O, muttakıyler (korunmak isteyenler, korunanlar) için.

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا
رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

3-) Elleziyne yu'minune Bil ğaybi ve yukıymunas salate ve mimma rezaknahüm yünfikun;
Ki onlar “B”il-Gayb’a (B sırrınca ğayblarına) iman edenler (arınanlar) ve salat’ı/namaz’ı ikame edenlerdir... Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler (Allah yolunda, Allah adına sarfederler).

وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ
مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

4-) Velleziyne yu'minune Bi ma ünzile ileyKE ve ma ünzile min kabliK (E) * ve Bil ahıreti hüm yukınun;
Ve dahi onlar sana inzal olunana da senden önce inzal olunana da (B sırrıyla) iman edenlerdir... Ve onlar ahiret boyutuna da (B sırrınca) ikan halindedirler.

أُوْلَـئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ
الْمُفْلِحُونَ

5-) Ülaike alâ hüden min Rabbihim ve ülaike hümül muflihun;
İşte onlar rabblerinden olan bir HUDA (hidayet) üzerindedirler ve işte onlar muflihun’dur (hakiki kurtuluşa erenlerdir).

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ
لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

6-) İnnelleziyne keferu sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm la yu'minun;
Kesinlikle o kafirleri (gerçeği reddeden kilitlenmişleri; küfrü-perdeliliği ortaya koyanları) inzar etmiş olsan da olmasan da onlara müsavidir; iman etmezler.


خَتَمَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى
أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

7-) HatemAllahu alâ kulubihim ve alâ sem'ihim ve alâ ebsarihim ğışaveh* ve lehüm azabün azîym;
Allah, kalblerini, kulaklarını/işitmelerini mühürlemiş ve gözlerinin üzerinde de bir perde vardır... Ve onların müstahakkı’dır azıym azab.

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ
الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ

8-) Ve minenNasi men yekulü amenna Billahî ve Bil yevmil âhıri ve ma hum Bimu’miniyn;
İnsanlar’dan bir kısmı “(B sırrınca) Allah’a ve ahir gün’e (sonsuzluğa) iman ettik” derler, (Bi-) mü’min olmadıkları halde.

يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ
إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ


9-) Yuhadi’unAllahe velleziyne amenu ve ma yahdeune illâ enfüsehüm ve ma yeş'urun;

Allah’a ve iman etmiş olanlara hile yarışına kalkışırlar/ (kendi zanlarınca) aldatmağa çalışırlar... Halbuki (gerçekte) hileyi ancak kendilerine (nefslerine) yapıyorlar da bunun şuurunda değiller (farkında olamıyorlar).

فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ
عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

10-) Fiy kulubihim meradun fezadehümüllahü merada* ve lehüm azabün elimün Bima kanu yekzibun;
Onların (münafıkların) kalblerinde maraz (hastalık) vardır... Allah da onların hastalığını artırmıştır... Yalancılık etmeleri dolayısıyla (B sırrınca) onlar için eliym azab vardır.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا
نَحْنُ مُصْلِحُونَ

11-) Ve iza kıyle lehüm lâ tüfsidu fiyl Ardı, kalu innema nahnü muslihun;
Onlara “Yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkarmayın” denildiğinde, “biz ancak islahcılarız” dediler.

أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لَا يَشْعُرُونَ
12-) Elâ innehüm hümülmüfsidune ve lâkin lâ yeş'urun;
Bu böyle biline ki, gerçekte onlar fesadçı/bozguncuların ta kendileridir... Lakin bunun şuurunda/farkında değillerdir.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا كَمَا ءَامَنَ النَّاسُ قَالُوا
أَنُؤْمِنُ كَمَا ءَامَنَ السُّفَهَاءُ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ
السُّفَهَاءُ وَلَكِنْ لَا يَعْلَمُونَ

13-) Ve iza kıyle lehüm aminu kema amenenNasü, kalu enu'minu kema amenessüfehaü* elâ innehüm hümüssüfehaü ve lâkin lâ ya'lemun;
Onlara “insanların iman ettiği gibi iman edin”denildiğinde, “süfeha’nın (akılsız, beyinsiz, kafası çalışmayan zavallı, anlayışı kıt, gerçeği bilmeyen cahiller’in) iman ettiği gibi mi iman edelim, yani” derler... Haberiniz olsun ki asıl süfeha onların ta kendileridir; lakin bilmiyorlar.

وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ ءَامَنُوا قَالُوا ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا
إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ
مُسْتَهْزِئُونَ

14-) Ve iza lekulleziyne amenu kalu amenna* ve iza halev ilâ şeyatıynihim, kalu inna meaküm innema nahnü müstehziun;
İman edenlerle karşılaştıklarında “amenna = iman ettik” derler... Fakat (iman edenlerden ayrılıp) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında “muhakkak biz sizinle beraberiz, yalnızca biz (iman edenlerle) alay edicileriz” derler.

اللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ
يَعْمَهُونَ


15-) Allahu yestehziu Bihim ve yemüddühüm fiy tuğyanihim ya'mehun;
(Amellerinin cezası; intikam sistemi gereği) Allah onlarla (B sırrınca) alay ediyor da tuğyan (azgınlık) ları içinde basiretsizce kendilerini sürüklüyor.

أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى فَمَا
رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ

16-) Ülaikelleziyneşterevüd dalâlete Bilhüda* fema rabihat ticaretühüm ve ma kânu mühtediyn;
İşte bunlar HUDA’ya/hidayet’e mukabil dalaleti (B gerçeğince) satın almışlardır... Onların ticareti (bu alışverişleri) hiçbir kazanç sağlamadı ve doğru yolu, gerçeği de bulanlar olmadılar.

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ
مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي
ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ

17-) Meselühüm kemeselillezistevkade naren, felemma edaet ma havlehu zehebAllahu Binurihim ve terakehüm fiy zulümatin la yübsırun;
Onların meseli (ibretlik örneği) şu kimsenin durumu gibidir: bir ateş tutuşturmak istedi, ateş çevresindekileri aydınlattığında, Allah onların nurunu (B sırrınca) giderip, onları karanlıklak içine terketti; (artık) görmezler.

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
18-) Summün bükmün umyün fehüm la yerciun;
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; onlar artık rücu etmezler.

أَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ
وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي ءَاذَانِهِمْ مِنَ
الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللَّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ

19-) Ev kesayyibin minesSemai fiyhi zulümatun ve ra'dün ve berkun* yec'alune esabiahüm fiy âzânihim minessava’ıkı hazeral mevt* vAllahu muhıytun Bilkafiriyn;
Yahut (malum) sema’dan boşanan yağmur gibidir (onların meseli) ki onda karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek vardır... Yıldırımlardan, ölüm korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkarlar... Allah kafirleri (B-sırrınca; onların hakikatı olarak) Muhıyt’tir.

يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ
مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَاءَ
اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى
كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

20-) Yekâdül berku yahtafu ebsarehüm küllema edae lehüm meşev fiyhi ve izâ azleme aleyhim kamu* ve lev şaAllahu lezehebe bisem'ıhim ve ebsarihim innAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
O şimşek neredeyse basarlarını (gözlerini, idraklarını) kapıverecek... Onlara her aydınlık verdiğinde, ışığında yürürler... Üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar... Eğer Allah dileseydi (B gerçeğince) sem’lerini (işitme melekelerini), basarlarını (gözlerini, görmelerini, idraklarını) elbette alıp götürüverirdi... Muhakkak ki Allah herşey’e daima Kadiyr’dir.

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ
وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

21-) Ya eyyühenNasu'budu Rabbekümülleziy halekaküm velleziyne min kabliküm lealleküm tettekun;
Ya NAS (ey insanlar), siz ve sizden öncekileri halketmiş olan Rabbinize kulluk/ibadet edin (hayalinizde yarattığınıza değil) ki, belki takva sahibi olur, korunursunuz.

الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً
وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ
الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا
وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

22-) Elleziy ce’ale lekümül’Arda firaşen vesSemae binaen* ve enzele mines Semai maen feahrace Bihi minessemerati rızkan leküm* fela tec'alu Lillahi endaden ve entüm ta'lemun;
O ki (Rabbiniz), sizin için Arz’ı bir döşek, Sema’yı bina olarak oluşturdu ve sizin için Sema’dan bir su inzal etti de (B sırrınca) onunla türlü meyvelerden/mahsullerden size bir rızık çıkardı... Siz de artık bile bile Allah’a eşler oluşturmayın (enfüs ve afakınızda tüm algıladıklarınız, muhatab olduğunuz varlık ve kuvveler ismi Allah olan yegane var’a aittir; O’nun Esmasının zahir olmasıdır).

وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا
فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ
دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

23-) Ve in küntüm fiy raybin mimma nezzelna alâ abdina fe'tu Bisûretin min mislihi* ved'u şühedaeküm min dunillahi in küntüm sadikıyn;
Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphede iseniz, haydi onun mislinden bir (Bi-) sûre (meydana) getirin... Eğer sadıksanız Allah’dan ğayrı şahitlerinizi çağırın (da yapın, bakalım mümkün mü?).

فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي
وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ


24-) Fein lem tef'alu ve len tef'alu fettekunnaralletiy ve kudühenNasu velhıcareh* u’ıddet lil kafiriyn;
Eğer yapamazsanız- ki hiç bir zaman yapamayacaksınız- o halde ittika edin/korunun yakıtı NAS ve taşlar olan o malum NARdan; ki o, kafirler için hazırlanmıştır.

وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ
لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَ
رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَـذَا الَّذِي
رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاً وَلَهُمْ فِيهَا
أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ


25-) Ve beşşirilleziyne amenu ve amilussalihati enne lehüm cennatin terciy min tahtihel enhar* küllema ruziku minha min semeratin rızkan, kalu hazelleziy ruzıkna min kablu ve utu Bihi müteşabihen, ve lehüm fiyha ezvacün mutahheratun ve hüm fiyha halidun;
İman edip salih amel işleyenleri ise çokça müjdele, ki onlar için altlarından nehirler akan Cennetler vardır... Onlardaki herhangi bir semere’den bir rızk ile her rızıklandıkça onlar derler ki “işte bu daha önce de rızıklandırıldığımız şey-misali-idi”... Ve o (rızık) onlara/ya da onlar o rızka, (B sırrınca) müteşabih olarak sunulmuştur... Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedi kalıcılardır.

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مّ
بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَيَعْلَمُونَ
أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُواْ
فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَـذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِه
كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاّ
الْفَاسِقِينَ

26-) İnnAllahe la yestahyıy en yadrıbe meselen ma beudaten fema fevkaha, feemmelleziyne amenu feya'lemune ennehülHakku min Rabbihim, ve emmelleziyne keferu feyekulune maza eradAllahu Bihaza meselen, yudıllu Bihi kesiyran ve yehdiy Bihi kesiyra* ve ma yudıllu Bihi illel fasikıyn;
Muhakkak ki Allah bir sivrisineği ve (hatta) onun da fevkındeki bir şeyi misal vermekten haya etmez... Bilfiil iman edenler bunun Rabblerinden (kendi bünyelerinde müteşabihi olan) bir Hak/gerçek olduğunu bilirler... Kendi hakıkatlerini örtücü olanlara/kafirlere gelince, onlar da (temsil ve teşbih yollu anlatımda) derler ki <Allah (Bi-) bunu misal vermekle aceba ne murad etti?>... (İşte Allah) bu misal yollu anlatımla (B gerçeğince) bir çoklarını saptırır, bir çoğunu ise (B sırrınca) gerçeğe hidayet eder... (Allah) bu misal yollu anlatımla (B sırrınca) fasıklardan (bilinci gerçeği algılama yeteneği körelmişlerden) başkasını saptırmaz.

الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ
وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ
وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ


27-) Elleziyne yenkudune ahdAllahi min ba'di miysakıhi ve yaktaune ma emerAllahu Bihi en yusale ve yüfsidune fiyl’ Ardı, ülaike hümülhasirun;
O fasıklar ki Allah Ahdi’ni Miysak’ından sonra bozarlar, Allah’ın BİRleştirilmesini/vusulunu (B sırrınca) emrettiği şeyi keserler ve Arz’da ifsad/bozgunculuk ederler... İşte bunlardır husrana uğrayanların ta kendileri.

كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ
ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ



28-) Keyfe tekfurune Billahi ve küntüm emvaten feahyaküm, sümme yümiytüküm sümme yuhyiyküm sümme ileyhi türceun;
Nasıl da (B sırrınca) Allah’ı inkar ediyorsunuz?.. Halbu ki siz ölülerdiniz de O sizi diriltti... Sizi yine öldürecek ve sonra sizi diriltecek; nihayet Ona döndürüleceksiniz.

هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ
اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ
وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ


29-) HUvelleziy halaka leküm ma fiyl’Ardı cemiy’an sümmesteva ilesSemai fesevvahünne seb'a Semavatin, ve HUve Bikülli şey'in Aliym;

O (Allah) ki, Arz’da olanların tümünü sizin için halketti... Sonra o ma’lum/tek Sema’ya yöneldi/istiva etti de onları yedi semavat olarak tesviye etti... O (Allah) Bi-külli şey’in (herşey’in kendisinde olarak) Aliym’dir.

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي
الْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا
وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ
لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ


30-) Ve iz kale Rabbüke lilMelaiketi inniy ca’ılün fiyl’ Ardı halifeten, kalu etec'alü fiyha men yüfsidü fiyha ve yesfiküddima’e, ve nahnü nüsebbihu BihamdiKE ve nükaddisü leKE, kale inniy a'lemü ma la ta'lemun;

Hatırla ki Rabbin melaike’ye: “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİYFE meydana getireceğim”, dediği vakit, onlar da “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B sırrıyla, senin Hamdin olarak) tesbih ve seni takdis edip dururken”, dediler... (Allah da buyurdu): “BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim”.

وَعَلَّمَ ءَادَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى
الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنْبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاءِ إِنْ
كُنْتُمْ صَادِقِينَ

31-) Ve alleme AdemelEsmae külleha sümme aradahüm alelMelaiketi fekale enbiuniy BiEsmai haülai in küntüm sadikıyn;
Ve Adem’e bütün Esma’yı ta’lim etti... Sonra onları (o Esma’dan meydana gelen alemini) melaikeye arz edip “Hadi dediğinizde sadıksanız bana şunları (Bi-) isimleri ile haber verin”, buyurdu.

قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ
أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ


32-) Kalu sübhaneKE la ılme lena illâ ma ‘allemtena, inneKE ENTElAliymülHakiym;
(Melaike de): “Subhansın (ya Rab), bizim için senin bildirdiğinden başka ilim ne mümkün?; muhakkak ki sensin Aliym ve Hakiym” dediler.

قَالَ يَاآدَمُ أَنْبِئْهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ فَلَمَّا أَنْبَأَهُمْ
بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ
السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ
تَكْتُمُونَ


33-) Kale ya Ademü enbi'hüm BiEsmaihim, felemma enbeehüm BiEsmaihim, kale elem ekul leküm inniy a'lemu ğaybesSemavati vel’Ardı ve a'lemu ma tübdüne ve ma küntüm tektümun;
(Allah): “Ya Adem, onlara isimleri ile (B sırrınca, isimleri olarak) haber ver”, buyurdu... Vaktaki (Adem bu emr üzerine) onlara (Bi-) isimleri ile onları haber verince, (Allah) buyurdu ki: “Demedim mi size Ben!.. Muhakkak ki Ben bilirim Semavat ve Arz’ın gaybını, ve bilirim ne açığa çıkarıyorsanız ne gizliyor olmaktasınız”.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا
إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ


34-) Ve iz kulna lilMelaiketiscudu liAdeme fesecedu illâ iblis* eba vestekbera ve kane minelkafiriyn;
Hani (o vakit) Melaike’ye “secde edin Adem’e”, dedik... Behemehal secde ettiler... Ancak İblis dayattı, kibrine yediremedi (Hakkın ğayrına yerleşti); zaten gerçeği örten (kafir) lerdendi.

وَقُلْنَا يَاآدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا
مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ
الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ


35-) Ve kulna ya Ademüskün ente ve zevcükelcennete ve küla minha rağaden haysü şi'tüma, ve la takreba hazihişşecerate feteküna minezzalimiyn;

Ve dedik ki “Ya Adem, sen ve eş’in cenneti mesken edinin... İkinizde oradan, dilediğiniz kadar bol bol yiyin... Fakat şu şecere’ye yaklaşmayın, (yaklaşırsanız, o zaman) zalimlerden olursunuz”.

فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا
فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ
فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

36-) Feezellehümeşşeytanu anha feahracehüma mimma kâna fiyhi, ve kulnehbitu ba'duküm liba'din adüvvün, ve leküm fiyl’Ardı müstekarrun ve meta’un ila hıyn;
Bunun üzerine Şeytan onları (Adem ve Eşi’ni) oradan (cennet yaşantısından) kaydırdı da onları içinde bulunduklarından çıkardı... Biz de dedik ki: “Bazınız bazınızın düşmanı olarak inin; sizin için Arz’da müstakarr (istikrar bulma, durma yeri; karargah) ve belli bir zamana kadar faydalanma, nasip almak vardır”.

فَتَلَقَّى ءَادَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ
هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ


37-) Fetelakka Ademü min Rabbihı kelimatin fetabe aleyhi, inneHU HUvetTevvaburRahîym;
Derken Adem Rabbinden bir takım kelimeler telakkı etti de bunun üzerine O da tevbesini kabul etti... Gerçek ki O Tevvab, Rahıym’dir.

قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي
هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ
يَحْزَنُونَ


38-) Kulnehbitu minha cemi’an, feimma ye'tiyenneküm minniy hüden femen tebi’a hüdaye fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Dedik: “İnin oradan topluca/hepiniz”... Artık Ben’den size bir HUDA (hidayet edici, rehber; Kitab) gelir de kim HUDA’ma tabi olursa, onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.

وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ
النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ


39-) Velleziyne keferu ve kezzebu Biayatina, ülaike ashabünnari hüm fiyha halidun;
Onlar ki (HUDA’mı; KİTABI; SİSTEM’i; gerçeği) küfr (red) edip, (Bi-) ayetlerimizi (sıfatlarımızı) yalanladılar; işte onlar NAR ashabı’dır; onlar onun içinde ebedi kalıcılardır.

يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ
عَلَيْكُمْ وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ
فَارْهَبُونِ


40-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve evfu Biahdiy ufi Biahdiküm ve iyyaye ferhebun;
Ya Ben-i İsrail (İsrailoğulları)... Size in’amda bulunduğum nimetiMİ hatırlayın; (Bi-) ahdimi tam yerine getirin/vefa gösterin ki, ben de (size olan) ahdimi (B sırrınca) tam yerine getireyim... Ve yalnız Ben’den korkun.

وَءَامِنُوا بِمَا أَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا
تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا
قَلِيلًا وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ


41-) Ve aminu Bima enzeltü müsaddikan lima me’aküm ve la tekünu evvele kâfirin Bihi ve la teşteru Biayatiy semenen kaliylen, ve iyyaye fettekun;
Ve (Ya Ben-i İsrail, B sırrıyla) İman edin, beraberinizdekini (Tevrat’ı) tasdik edici olarak inzal ettiğimize (Kurân’a)... Ve (Bi-) O’nu (Kurân’ı, Hz.Muhammed’in açıkladığı realiteyi) ilk inkar eden/inkar edenlerin ilki siz olmayın... Benim ayetlerimi (B gerçeğince) az bir paha ile değişmeyin... Ve yalnız Ben’den ittika edin.

وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ
وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ


42-) Ve la telbisülHakka Bilbatıli ve tektümülHakka ve entüm ta'lemun;
Ve Hakkı batılla (Bil-batıl, batıl olarak) karıştırmayın; bilip dururken Hakkı gizliyorsunuz. [/center]


وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَءَاتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ
43-) Ve ekıymusSalate ve atuzZekate verke’u ma’arraki’ıyn;
Ve salat’ı İKAME edin, zekat’ı verin; rüku’ edenlerle beraber rüku’ edin.

تَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ أَنْفُسَكُمْ وَأَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
44-) Ete'murunen Nase Bilbirri ve tensevne enfüseküm ve entüm tetlunelkitabe, efela ta'kılun;
İnsanlara (Bi-) BİRR’i (hakiki iyiliği) emredip, kendi nefslerinizi unutuyormusunuz?.. Halbuki Kitab’ı tilavet ediyorsunuz (Sistem’i nasıl ihmal ediyorsunuz)!... Şimdi akletmiyormusunuz?.

وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ
45-) Veste’ıynu BisSabri vesSalati, ve inneha lekebiyratün illâ alelhaşi’ıyn;
(B sırrınca) Sabr ve Salat ile yardım isteyin; muhakkak ki bu huşu’ edenlerden başkasına büyük/ağır gelir.

الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
46-) Elleziyne yezunnune ennehüm mülaku Rabbihim ve ennehüm ileyhi raciun;
O huşu’ edenler, Rabblerine mulakı olacaklarını zannederler (içten gelen bir hissedişle muhakkak bilirler); ve (bilirler ki) kesinlikle onlar, O’na rücu edeceklerdir.

يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
47-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve enni faddaltüküm alel alemiyn;
Ya İsrailOğulları, size in’am’da bulunduğum nimetiMİ ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın (demek ki, geçmişte idi?).

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
48-) Vetteku yevmen la tecziy nefsün an nefsin şey'en ve la yukbelu minha şefaatün ve la yü'hazü minha adlün ve la hum yunsarun;
Ve ittika edin/sakının/korunun o GÜNden ki, hiç bir nefs başka bir nefs için bir şey ödemez/kimsenin kimseye faydası olmaz; ondan (herhangi bir kimseden) bir şefaat kabul edilmez; ondan adl (fidye) alınmaz ve onlara yardım da edilmez.

وَإِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفِي ذَلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ
49-) Ve iz necceynaküm min ali fir'avne yesumuneküm suel’azabi yüzebbihune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm, ve fiy zâliküm belaun min Rabbiküm azîym;
Ve hani (şunu da hatırlayın) sizi Al-u Fravun’dan kurtarmıştık... Hani onlar azabın en kötüsünü size (devamlı) tattırıyorlardı; erkek çocuklarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı... İşte bunda (kurtulmanızda) sizin için, Rabbiniz tarafından aziym bir bela (büyük imtihan) vardı.

وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا ءَالَ فِرْعَوْنَ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
50-) Ve iz ferakna Bikümül bahre feenceynaküm ve ağrakna ale fir'avne ve entüm tenzurun;
Ve hani sizinle (B sırrı) denizi yarmıştık ta sizi kurtarmış, al-u fravun’u ise siz bakıp dururken boğmuştuk.

وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ
51-) Ve iz va’adna Musa erbe’ıyne leyleten sümmettehâztümül’ıcle min ba'dihi ve entüm zalimun;
Ve hani (bundan sonra) Musa’ya kırk gece va’detmiştik de ondan sonra siz, zalimler olarak, buzağıyı edinmiştiniz.

ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
52-) Sümme afevna anküm min ba'di zâlike le’alleküm teşkürun;
Sonra, bunun ardından (Musa’nın dönüşü ile) sizi affetmiştik, umulur ki şükredersiniz diye.

وَإِذْ ءَاتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

53-) Ve iz ateyna MuselKitabe velFurkane le’alleküm tehtedun;

Ve hani Musa’ya Kitab’ı ve Furkan’ı vermiştik, belki doğru yolu bulursunuz diye.

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا إِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

54-) Ve iz kale Musa likavmihî ya kavmi inneküm zalemtüm enfüseküm Bittihazikümül’ıcle fetubu ila Bariiküm faktulu enfüseküm, zâliküm hayrun leküm ınde Bariiküm, fetabe aleyküm* inneHU HUvetTevvaburRahîym;

Ve hani Musa kavmine demişti ki “Ey kavmim, muhakkak ki siz buzağıyı edinmenizle (B?) nefslerinize/kendinize zulmettiniz... Bu sebeple Bari’nize tevbe edin ve hemen nefslerinizi öldürün... Böyle yapmanız Bari’niz indinde sizin için daha hayırlıdır... (Eğer bunları yaparsanız, Bari’niz) tevbenizi kabul eder... Muhakkak ki O, evet O, Tevvab’dır, Rahiym’dir”.

وَإِذْ قُلْتُمْ يَامُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

55-) Ve iz kultüm ya Musa len nu'mine leke hatta nerAllahe cehreten feehazetkümüssa’ıkatü ve entüm tenzurun;

Ve hani “Ya Musa, biz Allah’ı cehreten görmedikçe sana asla iman etmeyeceğiz” demiştiniz de bu sebeple sizi yıldırım yakalamıştı, siz bakıp dururken.

ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ مِنْ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

56-) Sümme be’asnaküm min ba'di mevtiküm le’alleküm teşkürun;

Sonra, mevtinizin akabinden sizi ba’setmiştik, belki şükredersiniz diye.

وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَأَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
57-) Ve zallelna aleykümülğamame ve enzelna aleykümülmenne vesselva* külu min tayyibati ma rezaknaküm* ve ma zalemuna ve lâkin kanu enfüsehüm yazlimun;
Ve sizi bulutla gölgeledik/bulutu üstünüze gölge yaptık ve üzerinize Menn (kudret helvası) ve Selva (bıldırcın kuşu) inzal ettik... (Dedik) sizi rızıklandırdığımız tayyibattan yiyin... Onlar bize zulmetmediler, lakin nefslerine/kendilerine zulmetmekteydiler.

وَإِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هَذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ
58-) Ve iz kulnedhulu hazihilkaryete fekülu minha haysü şi'tüm rağaden vedhulülbabe sücceden ve kulu hıttatün nağfir leküm hatayaküm* ve senezidülmuhsiniyn;
Ve hani (şöyle) demiştik “Girin şu karye’ye/şehr’e; oradan dilediğiniz şekilde bol bol yiyin... (o şehrin) kapısından secde ederek girin ve <hıtta (mağfiret et bizi) > diyin ki sizin için hatalarınızı mağfiret edelim... Ve muhsinlere daha da artıracağız”.

فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنْزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
59-) Febeddelelleziyne zalemu kavlen ğayrelleziy kıyle lehüm feenzelna alelleziyne zalemu riczen minesSemai Bima kânu yefsukun;
Ne var ki bilfiil zulmedenler Kavl’i/söz’ü, kendilerine söylenenden başka (söz) ile değiştirdiler... Bunun üzerine bu zalimler üzerine yapmakta oldukları fasıklıkları ile (B gerçeğince) Sema’dan ricz (pislik, vehim, azap) inzal ettik.

وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

60-) Ve izisteska Musa likavmihî fekulnadrib Bi’asakelhacer* fenfecerat minhüsneta aşrete aynen, kad alime küllü ünasin meşrabehüm* külu veşrabu min rizkıllahi ve la ta'sev fiyl’ Ardı müfsidiyn;

Ve hani Musa kavmi için su istemişti de biz “(Bi-) asan ile taşa vur” demiştik... Bunun üzerine taştan hemen oniki ayn/pınar/göze fışkırmıştı... Her gurup insan kendi meşrebini (su’dan içecekleri yeri) hakıkaten bildi... “Allah rızkından yiyin, için; ifsad ediciler olarak Arz’da taşkınlık yapmayın” (dedik).

وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَن نَّصْبِرَ عَلَىَ طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنبِتُ الأَرْضُ مِن بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اهْبِطُواْ مِصْراً فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَآؤُوْاْ بِغَضَبٍ مِّنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذَلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ
61-) Ve iz kultüm ya Musa len nasbire alâ ta’amin vahıdin fed'u lena Rabbeke yuhric lena mimma tünbitül’Ardu min bakliha ve kıssâiha ve fumiha ve adesiha ve besaliha* kale etestebdilunelleziy huve edna Billeziy huve hayrün, ihbitu mısran feinne leküm ma seeltüm* ve duribet aleyhimüzzilletü velmeskenetü ve bau Biğadabin minAllah* zalike Biennehüm kanu yekfürune Biayatillahi ve yaktülunenNebîyyiyne BiğayrilHakkı, zalike Bima asav ve kanu ya'tedun;
Ve hani (Ey İsrailOğulları) demiştiniz ki “Ya Musa, (sırf Sema’dan inzal olunan) taam-ı vahid’e/bir tek cins yemeğe asla sabretmeyeceğiz; bizim için rabbine dua et te bize Arz’ın bitirdiklerinden, baklasından/sebzesinden, acurundan/kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın”... (Musa da) şöyle dedi: Siz daha hayırlı/daha üstün olanı (B gerçeğince) daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz?... İnin Mısr’a/kasaba’ya; (o zaman) istediğiniz muhakkak sizin olacaktır... Üzerlerine zillet ve meskenet vuruldu, Allah’dan (B gerçeğince) bir gadaba uğradılar... Böyle oldu, çünkü onlar Allah Âyetlerini (B sırrınca) inkar ediyorlardı ve Bi-ğayri Hakk nebîleri öldürüyorlardı... İsyan ettikleri için (B gerçeğince) böyle oldu... Ve sınır tanımıyorlardı/aşırı gidiyorlardı.

إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
62-) İnnelleziyne amenu velleziyne Hadu venNesara vesSabiiyne men amene Billahi velyevmil’ahıri ve amile salihan felehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Muhakkak ki (İslam’a takliden) iman edenler, Yahudiler, Nasara ve Sabiiler’den Allah’a ve ahir güne kim (B-sırrıyla) iman eder ve bunun gereği salih amel işlerse, onların ecirleri rableri indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا ءَاتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
63-) Ve iz ehazna miysakaküm ve refa'na fevkakümütture, huzü ma ateynaküm Bikuvvetin vezküru ma fiyhi le’alleküm tettekun;
Hani (ya İsrailOğulları) sizden Miysak almış ve Tur’u da fevkinize ref’etmiştik... Size verdiğimizi (B sırrınca) kuvvetle tutun ve onun içinde olanı zikredin/hatırlayın ki korunabilesiniz.

ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ
64-) Sümme tevelleytüm min ba'di zalike, felevla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU leküntüm minel hasiriyn;
Bunun ardından yüz çevirip döndünüz... Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı muhakkak hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ
65-) Ve lekad alimtümülleziyna'tedev minküm fiysSebti fekulna lehüm kûnu kıradeten hasiiyn;
Andolsun ki sizden Sebt’te (Cumartesi gününde) haddi aşanları siz bilirsiniz... Onlara şöyle dediydik: “Aşağılık maymunlar olun”.

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
66-) Fece’alnaha nekalen lima beyne yedeyha ve ma halfeha ve mev'ızaten lil müttekıyn;
Bunu (maymunlaşma olgusunu) olayı bilfiil görenlere ve sonradan onların halefi olarak gelenlere şayani ibret bir ceza, muttekiler için ise bir öğüt kıldık.

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ
67-) Ve iz kale musa likavmihi innAllahe ye'muruküm en tezbehu bekareten, kalu etettehızüna huzuva* kale e’uzü Billahi en eküne minelcahiliyn;
Ve hani Musa kavmine dedi ki: “Allah size bir bakara/sığır boğazlamanızı emrediyor”... Dediler ki: “sen, bizi alaya mı alıyorsun?”... (Musa) dedi: “Cahillerden olmaktan (B sırrıyla) Allah’a sığınırım”.

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ
68-) Kalüd'u lena Rabbeke yübeyyin lena ma hiye, kale inneHU yekulü inneha bekaretün la faridun ve la bikrün, avanün beyne zalike, fef'alu ma tü'merun;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et/çağır, açıklasın bize nedir o”... (Musa cevaben dedi ki:) “(Allah) diyor ki, o ne yaşlı/kocamış ne de körpe, ikisi arası bir bakara’dır”... Hadi size emredileni hemen yapın.

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ
69-) Kalüd’u lena Rabbeke yübeyyin lena ma levnüha* kale inneHU yekulü inneha bekaretün safrau, fakı’un levnüha tesürrünnazıriyn;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et, açıklasın bize nedir onun rengi?”... (Musa cevap verdi:) “(Allah) diyor ki, o sapsarı, parlak renkli bir bakara’dır; bakanlara sürur verir”.

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ إِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ لَمُهْتَدُونَ
70-) Kalüd'u lena Rabbeke yübeyyin lena ma hiye, innelbekara teşabehe aleyna ve inna inşaAllahu lemühtedun;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et/çağır, açıklasın bize nedir o”... Muhakkak ki bu bakara bize müteşabih geldi... Ve biz inşAllah/Allah dilerse elbette doğruya/bunun gerçeğine hidayet ediliriz.

قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُثِيرُ الْأَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا الْآنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ
71-) Kale inneHU yekulü inneha bekaretün la zelulün tüsiyrul’Arda ve la teskıylharse, müsellemetün laşiyete fiyha* kalül’ ANe ci'te BilHakkı, fezebehuha ve ma kâdu yef'alun;
(Musa cevaben dedi ki:) “(Allah) diyor ki, muhakkak ki o bakara zelül değil/boyunduruk altına girmemiş/amel ile boyun eğdirilmemiştir; Arz’ı/araziyi sürmemiş, ekini sulamamış; müselleme/serbest dolaşan/hiç çalıştırılmamış/salim’dir, alaca (ikinci bir renk) yoktur onda (sırf sarı)”... Dediler ki: “İşte şimdi (B sırrınca) Hakkı getirdin/tam anlattın”... Ve akabinden o (bakara’yı) boğazladılar; nerdeyse/az kalsın yapmayacaklardı.

وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادَّارَأْتُمْ فِيهَا وَاللَّهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
72-) Ve iz kateltüm nefsen feddare'tüm fiyha* vAllahu muhricün ma küntüm tektümun;
Hani siz bir nefs/kişi öldürmüştünüz de, onun hakkında atışıp duruyordunuz... Oysa Allah sizin saklamakta olduğunuzu meydana çıkarıcıdır.

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ يُحْيِي اللَّهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ ءَايَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

73-) Fekulnadribuhü Biba'dıha* kezâlike yuhyillahulmevta ve yuriyküm ayatihi le’alleküm ta'kılun;

“Onun (boğazlanan bakara’nın) bir kısmı ile (B sırrınca) ona (öldürülen nefs’e) darbedin” dedik... İşte böyle diriltir Allah mevtaları... Ve size ayetlerini gösteriyor ki, belki akledersiniz.

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاء وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
74-) Sümme kaset kulubüküm min ba'di zâlike fehiye kelhıcareti ev eşeddü kasveten, ve inne minel hıcareti lema yetefecceru minhül’ enhar* ve inne minha lema yeşşakkaku feyahrucü minhülma'* ve inne minha lema yehbitu min haşyetillah* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Sonra, bunun ardından (bir müddet geçince) kalbleriniz yine katılaştı; taş gibidir o (kalbler), belki daha da katı... Muhakkak ki taşlardan bazıları var ki, ondan nehirler kaynar/fışkırır... Ve (o taşlardan) bazıları var ki, şakk diye yarılır da ondan su çıkar... Ve öylesi de vardır ki, haşyetullah dolayısıyla aşağılara düşer... Allah amellerinizden (Bi-) gafil değildir.[/center]





أَفَتَطْمَعُونَ أَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
75-) Efetatme’une en yu'minu leküm ve kad kâne feriykun minhüm yesme’une kelamAllahi sümme yüharrifunehu min ba'di ma’ akaluhu ve hüm ya'lemun;
Şimdi (ey İslam’ın mü’minleri) siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz?... Halbuki onlardan bir fırka vardı ki, kelamullah’ı (Musa’yı) dinlerlerdi de, onu aklettikten sonra bile bile tahrif ederlerdi.

وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ ءَامَنُوا قَالُوا ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ قَالُوا أَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
76-) Ve iza lekulleziyne amenu kalu amenna* ve iza hâla ba'duhüm ila ba'din kalu etuhaddisünehüm Bima fetehAllahu aleyküm liyühaccuküm Bihi ‘ınde Rabbiküm* efela ta'kılun;
(İslam’a) İman edenlerle karşılaştıklarında “iman ettik” derler... Biribirleriyle karşılaştıklarında ise: “Allah’ın size (B sırrınca ve beş duyu verilerine göre) fethettiğini/açtığını, rabbinizin indinde (Bi-) onu sizinle tartışmada delil yapsınlar diye onlara mı söylüyorsunuz?... Akıl etmiyormusunuz?”, derler.

أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
77-) Evela ya'lemune ennAllahe ya'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun;
Bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir.

وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ إِلَّا أَمَانِيَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
78-) Ve minhüm ümmiyyune la ya'lemunelKitabe illâ emaniyye ve in hüm illâ yezunnun;
Onlardan (idrak-akıl gücü olmayan) ümmiy olanlar da vardır ki, kuruntu dışında Kitab’ı bilmezler (ancak kuruntu ve hayaldir bildikleri)... Ve onlar ancak zannediyorlar.

فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ
79-) Feveylün lilleziyne yektubunelKitabe Bieydiyhim sümme yekulune haza min ’ındillahi liyeşteru Bihi semenen kaliylen, feveylün lehüm mimma ketebet eydiyhim ve veylün lehüm mimma yeksibun;
Veyl olsun kendi elleriyle (B gerçeğince) Kitab’ı yazıp sonra (Bi-) onu az bir paha ile satabilmek için “Bu Allah indindendir”, diyenlere (külli manaları, cüzi manalar olarak tahrif edip satanlara)... Veyl olsun elleriyle yazdıklarından dolayı onlara... Veyl olsun kesbettikleri yüzünden onlara.

وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ عَهْدَهُ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
80-) Ve kalu len temessenennaru illâ eyyamen ma'dudeten, kul ettehaztüm ‘ındAllahi ahden felen yuhlifAllahu ahdeHU em tekulune alAllahi ma lâ ta'lemun;
Ve dahi onlar dediler ki: “sayılı günler haricinde asla bize o Nar dokunmayacaktır” (dünyadaki günah zamanı kadar)... De ki: “İndAllah’dan bir ahd mı edindiniz... Allah ahdine asla muhalefet etmez... Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”.

بَلَى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
81-) Bela men kesebe seyyieten ve ehatat Bihi hatıyetuhu feülaike ashabünnar* hüm fiyha halidun;
Hayır gerçek onların sandığı gibi değil; kim bir bir kötülük kesbeder ve o kasdi günahı (B gerçeğince) onu ihata ederse (o günahın sûreti kişiliğe dönüşürse), işte onlar Nar ashabıdır... Onlar orada ebedi kalıcılardır.

وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
82-) Velleziyne amenu ve amilussalihati ülaike ashabülcenneti hüm fiyha halidun;
Hakikatlerine iman edip, bu iman bilinci ile salih amel işleyenler ise Cennet ashabıdırlar... Onlar da orada ebedi kalıcıdırlar.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ
83-) Ve iz ehazna miysaka beniy israiyle la ta'büdune illAllahe ve Bilvalideyni ıhsanen ve ziylkurba velyetama velmesakiyni ve kulu linnasi hüsnen ve ekıymusSalate ve atuzZekate, sümme tevelleytüm illâ kaliylen minküm ve entüm mu'ridun;
Hani İsrailOğullarından şöyle bir miysak almıştık: “Allah’dan ğayrına ibadet/kulluk etmeyin; (Bi-) ana-babanıza, yakınlara, yetimlere, miskinlere ihsanda bulunun; İnsanlara güzelini söyleyin; namazı ikame edin ve zekatı verin”... Bütün bunlardan sonra, sizden azınız müstesna yüz çevirdiniz; hala da yüz çevirmektesiniz.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ أَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
84-) Ve iz ehazna miysakaküm la tesfikune dimaeküm ve la tuhricune enfüseküm min diyariküm sümme akrartüm ve entüm teşhedun;
(Ya İsrailOğulları) hani sizden “(biribirinizin) kanınızı dökmeyin ve (biribirinizi) yurtlarınızdan çıkarmayın” diye miysak almıştık... Sonra siz (buna) şahitlik eder halde (bunu) ikrar/kabul ettiniz.

ثُمَّ أَنتُمْ هَـؤُلاء تَقْتُلُونَ أَنفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقاً مِّنكُم مِّن دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِم بِالإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَإِن يَأتُوكُمْ أُسَارَى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ إِخْرَاجُهُمْ أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
85-) Sümme entüm haülai taktülune enfüseküm ve tuhricune feriykan minküm min diyarihim* tezaherune aleyhim Bil’ismi vel ‘udvani, ve in ye'tuküm üsara tüfaduhüm ve huve muharremün aleyküm ıhracühüm* efetu'minune Biba’dılKitabi ve tekfurune Biba'din, fema cezaü men yef'alü zâlike minküm illâ hızyün fiylhayatiddünya* ve yevmelkıyameti yuraddune ila eşeddil’azab* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Sonra siz şunlarsınız ki: (biribirinizin) nefslerinizi öldürüyorsunuz ve içinizden bir fırkayı yurtlarından çıkarıyorsunuz... Onların aleyhlerine (Bi-) günah ve düşmanlıkda yardımlaşıyorsunuz... Eğer size esirler olarak gelirlerse, onları çıkarmanız size haram edildiği halde, onlar için fidyeleşirsiniz/fidyelerini verirsiniz... Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına (B sırrınca) iman edip bir kısmını (B gerçeğince) inkar mı ediyorsunuz (sistem bir bütündür)?... Sizden bunu yapanın cezası ancak dünya hayatında rezillik/rüsvaylıktır... Kıyamet gününde (fiziki ölümün akabinde) ise azabın en şiddetlisine redolunur... Allah amellerinizden (Bi-) ğafil değildir.

أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
86-) Ülaikelleziyneşteravül hayateddünya Bil’ahıreti, fela yuhaffefü anhümül’ azabü ve la hüm yünsarun;
İşte bunlar ki ahiret mukabilinde dünya hayatını (B gerçeğince) satın almışlardır... Onlardan azab hafifletilmez (dünya cehennemdir?)... Yardım da edilmez onlara.

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ
87-) Ve lekad ateyna MuselKitabe ve kaffeyna min ba'dihı BirRusuli ve ateyna Iysebne Meryemelbeyyinati ve eyyednahu Biruhılkudüs* efeküllema caeküm Rasûlün Bima la tehva enfüsükümüstekbertüm* feferıykan kezzebtüm ve ferıykan taktülun;
Andolsun ki Musa’ya Kitab’ı verdik... Ve ondan sonra da birbiri ardınca (Bi-) Rasûller gönderdik (takviye ettik)... MeryemOğlu İsa’ya da beyyineler (apaçık açık mucizeler) verdik... Onu (Bi-) Ruh-ül’Kudüs ile teyid ettik... Nefislerinizin hevasına uymayan (şey) ile (B sırrınca) size bir Rasûl geldiği her seferinde büyüklük taslamadınız mı?... Bir fırkasını yalanladınız, bir fırkasını da katlettiniz.

وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ لَعَنَهُمُ اللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلًا مَا يُؤْمِنُونَ
88-) Ve kalu kulubüna ğulf* bel le’anehümüllahu Biküfrihim fekalıylen ma yu'minun;
Ve dediler ki “kalblerimiz kılıflıdır”... Bilakis küfürleri yüzünden (B gerçeğince) Allah onları la’netlemiştir... Dolayısıyla çok az iman ederler.

وَلَمَّا جَاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جَاءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ فَلَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الْكَافِرِينَ
89-) Ve lemma caehüm Kitabün min ‘ındillahi musaddikun lima me’ahüm ve kânu min kablü yesteftihune alelleziyne keferu* felemma caehüm ma ‘arefu keferu Bihi, fela'netullahi alelkâfiriyn;
Daha önce (Hz.Rasûlullah’dan önce, böyle bir Zatın geleceğini bilerek) kafirlerin (dini reddeden müşriklerin) aleyhine fetih istiyor oldukları halde, onlara indAllah’dan beraberlerinde olanı tasdik edici bir Kitab gelince; (yani) o tanıdıkları (Hz.Muhammed s.a.v.) kendilerine geldiğinde, O’nu (B sırrınca) inkar ettiler... Artık Allah la’neti o kafirlerin üzerinedir (Hz.Muhammed’siz Allah’a yakınlık ne mümkün?).

بِئْسَمَا اشْتَرَوْا بِهِ أَنْفُسَهُمْ أَنْ يَكْفُرُوا بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ بَغْيًا أَنْ يُنَزِّلَ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ فَبَاءُوا بِغَضَبٍ عَلَى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُهِينٌ
90-) Bi'semeşterav Bihi enfüsehüm en yekfüru Bima enzelAllahu bağyen en yünezzilAllahu min fadlihi alâ men yeşaü min ıbadihi, febau Biğadabin alâ ğadab* ve lilkâfiriyne azabün muhiyn;
Allah’ın, kullarından dilediği kimseye fazlından indirmesini, kıskanarak Allah’ın (B sırrınca) inzal ettiğini küfr (örtme, red) etme mukabilinde (B gerçeğince) nefslerini satmaları/ya da satın almaları (yani değiştirmeleri; halifeliğe bedel perdeli-kayıtlı kişiliği tercih etmeleri?) ne kötüdür!... Bu yüzdendir ki (B gerçeğince) gadap üstüne gadaba uğradılar... Kafirler için küçültücü bir azab vardır.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا نُؤْمِنُ بِمَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَاءَهُ وَهُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنْبِيَاءَ اللَّهِ مِنْ قَبْلُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
91-) Ve iza kıyle lehüm aminu Bima enzelAllahu kalu nu'minu Bima ünzile aleyna ve yekfürune Bima veraehu ve huvelHakku musaddikan lima me’ahüm* kul felime taktülune enbiyaAllahi min kablü in küntüm mu’miniyn;
Onlara (yahudilere) “Allah’ın inzal ettiğine (B sırrıyla) iman edin” denildiğinde: ”Biz, bize inzal edilene (B sırrınca) iman ederiz” derler ve ondan gerisini (ilahi sıfat ve zat’ta fenayı, tam tevhid’i) de (B gerçeğince) inkar ederler... Oysa O beraberlerindekini tasdik edici bir hak/gerçektir... De ki: ”madem ki mü’minlerdiniz, öyleyse daha önce niçin Allah Nebîlerini katlediyordunuz?”.

وَلَقَدْ جَاءَكُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ
92-) Ve lekad caeküm Musa Bilbeyyinati sümmettehaztümül’ıcle min ba'dihı ve entüm zalimun;
Andolsun ki Musa size (B sırrınca) beyyineler (apaçık ayetler, mucizeler) ile gelmişti... Sonra siz, zalimler olarak, ondan sonra buzağı (yı ilah) edindiniz.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ
93-) Ve iz ehazna miysakaküm ve refa'na fevkakümütTur* huzû ma ateynaküm Bikuvvetin vesme’u* kalu semı'na ve asayna ve üşribu fiy kulubihimul’ıcle Biküfrihim* kul bi'se ma ye'muruküm Bihi iymanuküm in küntüm mu’miniyn;
Hani biz miysak almıştık sizden ve Tur’u da fevkınızde ref’etmiştik... “Size verdiğimizi (Bi-) kuvvetle tutun ve işitin-dinleyin” (demiştik)... Onlar ise: ”İşittik ve isyan ettik” dediler... (Bi-) küfürleri yüzünden kalblerine buzağı içirildi (onunla sarhoş oldular)... De ki: “eğer mü’minlerseniz, imanınızın (B sırrınca) size emrettiği şey ne kötüdür!”.

قُلْ إِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْآخِرَةُ عِنْدَ اللَّهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
94-) Kul in kânet lekümüddarul’ahıretü indAllahi halisaten min duninNasi fetemennevülmevte in küntüm sadikıyn;
De ki: ”İndAllah’da Ahiret yurdu (diğer) insanlara değil halis olarak sizin/size mahsus ise, eğer sözünüzde sadıksanız, o halde ölümü temenni etsenize!”.

وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
95-) Ve len yetemennevhu ebeden Bima kaddemet eydiyhim* vAllahu Aliymun Bizzalimiyn;
Ellerinin önceden takdim ettikleri sebebiyle (B sırrınca) onu (ölümü) asla temenni etmeyeceklerdir (negativ yük üretenler, o parazitli ortamlarını fıtri olarak hoşlanmazlar)... Allah, zalimleri (B sırrınca; onların vücudu ve hakikatı olarak) Alimdir.

وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيَاةٍ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ أَنْ يُعَمَّرَ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
96-) Ve letecidennehüm ahrasanNasi alâ hayatin, ve minelleziyne eşrekü yeveddü ehadühüm lev yu’ammeru elfe senetin, ve ma huve Bimuzahzihıhi minel’azabi en yu’ammer* vAllahu Basıyrun Bima ya'melun;
(Rasûlüm) Sen onları (yahudileri) elbette, hayat üzerine insanların en harisi bulursun... Bilfiil şirke batanlardan bile... Onlardan her biri bin yıl ömür sürmek ister... Halbuki onun uzun ömür sürmesi (B gerçeğince) kendisini azabtan uzaklaştıracak değildir (zira azab kendinden kaynaklanıyor)... Allah onların amellerini (B sırrınca) Basıyr’dir.

قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
97-) Kul men kâne adüvven liCibriyle feinnehu nezzelehu alâ kalbike Biiznillahi musaddikan lima beyne yedeyhi ve hüden ve büşra lilmu'miniyn;
De ki: Kim Cibriyl’e düşman oldu ise (bilsin ki) muhakkak ki O, Biiznillah senin kalbin üzere Onu (Kurân’ı), kendinden öncekini tasdik edici, mü’minlere rehber ve müjde olarak indirmiştir.

مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللَّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ
98-) Men kâne adüvven Lillahi ve Melaiketihi ve Rusulihi ve Cibriyle ve Miykâle feinnAllahe adüvvün lilkâfiriyn;
Kim Allah’a (vahdete, varlığındaki uluhiyyet hakikatına ve bu mekanizmaya), O’nun meleklerine (kuvvelerine), O’nun Rasûllerine, Cibriyl’e (sisteme dönük akla) ve Miykal’e (himmet, rızık işlevine) düşman olursa, muhakkak ki Allah kafirlerin (bu gerçeği reddedenlerin, bundan perdelilerin doğal olarak) düşmanıdır (artık ne yakiyn mümkündür ne de şah damarından yakiyn olanın seni bırakması?).

وَلَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ ءَايَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا إِلَّا الْفَاسِقُونَ
99-) Ve lekad enzelna ileyke ayatin beyyinatin, ve ma yekfuru Biha illelfasikun;
Andolsun ki biz sana apaçık ayetler inzal ettik... Onları (B gerçeğince) fasıklardan başkası inkar etmez.

أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
100-) Eveküllema ahedu ahden nebezehu feriykun minhüm* bel ekseruhüm la yu'minun;
Bir ahidle muahede ettikleri her seferinde, onlardan bir fırka onu bozup atmadı mı?... Hayır, onların ekseriyeti iman etmezler.

وَلَمَّا جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ كِتَابَ اللَّهِ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
101-) Ve lemma caehüm Rasûlün min ’ındillahi musaddikun lima meahüm nebeze feriykun minelleziyne utülKitab* KitabAllahi verae zuhurihim keennehüm la ya'lemun;
Onlara indAllah’dan beraberlerinde olanı tasdik edici bir Rasûl gelince, kendilerine Kitab verilenlerden bir fırka, sanki hiç bilmiyorlarmış gibi Kitabullahı arkalarına attılar (oysa ehl-i kitab demek, diynli demektir; nasıl Allah Sistemini ihmal ederler?).

وَاتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَـكِنَّ الشَّيْاطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
102-) Vettebe’u ma tetluşşeyatıynu alâ mülki Süleymane, ve ma kefere Süleymanu ve lakinneşşeyatıyne keferu yü’allimunenNasessıhr* ve ma ünzile alel melekeyni Bibabile harute ve marut* ve ma yü’allimani min ehadin hatta yekula innema nahnü fitnetün fela tekfür* feyete’allemune minhüma ma yuferrikune Bihi beynelmer'i ve zevcihi, ve mahüm Bidarrıyne Bihi min ehadin illâ Biiznillah* ve yete’allemune ma yedurruhüm ve la yenfeuhüm* ve lekad alimu lemenişterahü ma lehu fiyl’ ahıreti min halak* ve le bi'se ma şerav Bihi enfüsehüm* lev kânu ya'lemun;
Süleyman’ın (Bismillah üzere zahir olan akıl)’ın mülkü (Rahmaniyetten kaynaklanan gücü; kuş dili’ni bilmesi, cinnler üzerinde tasarrufu, rüzgara hükmetmesi) hakkında onlar (yahudiler), o (ins ve cinn) Şeytanların okuduklarına (tılsımlara; evham, hayal ürünlerine) tabi oldular… (Halbuki) Süleyman küfretmemiş/kafir olmamıştır (mülküyle gafil değil; kudret ve kuvvetin, her türlü te’sir ve tasarrufun yalnız Allah’a ait olduğundan emin, mutmain)… Lakin o Şeytanlar kafir olmuşlardır; insanlara sihr’i (nesnelere güç isnad etmek) ve (Bi-) Babil’de Harut ve Marut adlı iki melek (meleke) üzerine inzal olunanı öğretiyorlardı… Oysa (o iki melek): Biz yalnızca bir fitneyiz/imtihan vesilesiyiz, sakın (sihir yaparak) küfretmeyin/kafir olmayın, demedikçe hiçbir kimseye öğretmezlerdi… (İnsanlar da) onlardan (Harut ve Marut’tan) (Bi-) kendisi ile erkek kişi ile eşinin arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı… Oysa onlar (sihir öğrenmiş kişiler) onunla Allah’ın izni (Bi-iznillah) olmadıkça hiçbir kimseye zarar veremezler… Onlar kendilerine zarar vereni ve fayda vermeyeni öğreniyorlardı… Andolsun ki onu (sihri) satın alanların Ahirette (kudret-bilinç boyutunda müsbet) hiçbir nasibi olmayacağını kati olarak bilmişlerdir… (Karşılığında B sırrınca) nefslerini/benliklerini sattıkları (özdeşleştikleri) şey ne kötüdür… Keşke bilselerdi.

وَلَوْ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ خَيْرٌ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
103-) Ve lev ennehüm amenu vettekav lemesübetün min ‘ındillahi hayrün, lev kânu ya'lemun;
Eğer onlar iman etmiş ve (şirkten) korunmuş olsalardı, indAllah’dan olan bir sevab elbette daha hayırlı olurdu... Keşke bilselerdi.[/center]



يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
104-) Ya eyyühelleziyne amenu la tekulu ra’ına ve kulunzurna vesme’u ve lilkâfiriyne azabün eliym;
Ya iman edenler, (Hz.Rasûlullah’a) “raina” (bizi gözet, bizi bekle, bizi dinle; biz de seni?) demeyin; “unzurna” (bize nazar et-bak) deyin ve dinleyin... Kafirler için elim azab vardır.

مَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلَا الْمُشْرِكِينَ أَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
105-) Ma yeveddülleziyne keferu min ehlilKitabi ve lelmüşrikiyne en yünezzele aleyküm min hayrin min Rabbiküm* vAllahu yahtassu BirahmetiHİ men yeşa'u, vAllahu zülfadlil azîym;
Ehl-i Kitab’tan kafir olanlar ile müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler... (Ancak) Allah rahmetini (B sırrınca) dilediğine has kılar (özel rahmeti vardır)... Allah, Zül’Fadlil’Azıym’dir.

مَا نَنْسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
106-) Ma nensah min ayetin ev nünsiha ne'ti Bi hayrin minha ev misliha* elem ta'lem ennAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
Biz bir ayeti nesh eder (hükmünü iptal eder) yahud unutturursak, ondan daha hayırlısını veya mislini (B sırrınca) getiririz (biz, ondan daha hayırlısını veya mislini getirmedikçe, bir ayeti nesh etmeyiz veya unutturmayız)... Bilmedin mi ki Allah her şeye kadirdir?.

أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
107-) Elem ta'lem ennAllahe leHU mülküsSemavati vel Ard* ve ma leküm min dunillahi min veliyyin ve la nasıyr;
Bilmedin mi ki Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ındır (tüm varlığınızda tasarruf eden Allah’dır; sizde ortağı yoktur; siz ölüsünüz)... Ve (ey mü’minler) sizin için Allah’dan ğayrı ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr vardır.

أَمْ تُرِيدُونَ أَنْ تَسْأَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
108-) Em türiydune en tes'elu Rasûleküm kema süile Musa min kablu, ve men yetebeddelil küfre Bil’ imani fekad dalle sevaessebiyl;
Yoksa siz de Rasûlünüz’den daha önce Musa’dan sual edildiği/istendiği (BAKARA: 55-61) gibi sual etmeyi mi diliyorsunuz?... Kim imanla küfrü (B gerçeğince) tebdil ederse yolun denge noktasını saptırmış olur.

وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُواْ وَاصْفَحُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
109-) Vedde kesiyrün min ehlil Kitabi lev yerudduneküm min ba'di imaniküm küffara* haseden min ındi enfüsihim min ba'di ma tebeyyene lehümülHakk* fa'fu vasfehu hatta ye'tiyAllahu BiemriHİ, innAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
Ehl-i Kitab’tan bir çoğu, Hak kendilerine tebeyyün ettikten sonra, nefsleri indinden olan bir hased yüzünden, sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek ister... (Ey mü’minler) Allah, Emri’ni getirinceye değin/ya da (B sırrınca) Allah Emri (olarak) gelinceye kadar affedin ve musamaha gösterin... Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir.

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَءَاتُوا الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
110-) Ve ekıymus Salate ve atuzZekate, ve ma tukaddimu lienfüsiküm min hayrin teciduhu indallah* innAllahe Bi ma ta'melune Basıyr;
Ve namazı ikame edin, zekatı verin... Nefsleriniz/kendiniz için (önceden) hayırdan ne takdim ederseniz indAllah’da onu bulursunuz... Muhakkak ki Allah amellerinizi (B sırrınca) Basıyr’dir.

وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

111-) Ve kalu len yedhulel cennete illâ men kâne huden ev nesara* tilke emaniyyühüm* kul hatu bürhaneküm in küntüm sadikıyn;

Dediler ki: “Yahudi veya Nasara olandan başkası asla cennete giremeyecek”... Bu onların kuruntularıdır (zira hem onların adetleşmiş-örfi dinleri ile cennet’in bir bağlantısı yoktur; hem de Allah, onlara olan zuhuru ve onlara olan va’di ile kayıtlanamaz)... De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, hadi getirin burhanınızı (itiraz edilemez kanıtınızı)”.

بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

112-) Bela men esleme vechehu Lillahi ve huve muhsinun felehu ecruhu ‘ınde Rabbihi, ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;

Hayır (iş onların sandığı gibi değil), Kim muhsin olarak (varlığının Hakka ait olduğu müşahadesiyle) vechini (aşikar olan varlığını) Allah’a teslim ederse (fena-i tam olursa; Zaten “vechin” O’nun Esmasının belli bir zuhurundan başka bir şey değildir), işte onun ecri Rabbi indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارَى عَلَىَ شَيْءٍ وَقَالَتِ النَّصَارَى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلَى شَيْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَاللّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
113-) Ve kaletil yehudü leysetinnesara alâ şey’in, ve kaletinnesara leysetilyehudü alâ şey’in ve hüm yetlunel Kitab* kezâlike kalelleziyne la ya'lemune misle kavlihim* fAllahu yahkümü beynehüm yevmel kıyameti fiyma kânu fiyhi yahtelifun;
Yahudiler: “Nasara, (sayılacak) bir şey üzere değildir” dediler... Nasara da:”Yahudiler, (sayılacak) bir şey üzere değildir” dediler... Ve bunlar Kitabı da tilavet edip dururlar?... Bilmeyenler (ehl-i kitab olmayan müşrikler) de tıpkı onların dediği gibi söylediler... İhtilaf ettikleri hususta, Allah hükmeder aralarında, kiyamet günü.

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا أُولَئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَنْ يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
114-) Ve men azlemü mimmen menea mesacidAllahi en yüzkera fiyhesmuHU ve se’a fiy harabiha* ülaike ma kâne lehüm en yedhuluha illâ haifiyn* lehüm fiyddünya hızyün ve lehüm fiyl ahıreti azabün azîym;
Allah mescidlerinde, O’nun isminin (özel ismi ALLAH; ki, kalbler Allah zikri ile tatmin olur, RA’D: 28) zikredilmesine mani olandan ve onların harab olmasına çalışandan (nefsani yaşayandan) daha zalim kim olabilir?... Böyleleri oralara ancak (namaz-secde için) korka korka girebilmelidir... Onlar için dünyada rüsvaylık vardır... Ahiret’te ise aziym azab yine onlarındır.

وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
11 5-) Ve Lillahil meşriku vel mağribü feeynema tüvellu fesemme VECHULLAH * innAllahe Vasi’un ‘Aliym;
Maşrik (doğu, doğma yeri) de mağrib (batı, batma yeri) de Allah’ındır (O’nun Esması’nın açığa çıkışıdır, 2: 107)... O halde nereye dönerseniz Allah’ın vechi oradadır... Muhakkak ki Allah Vasi’dir, Aliym’dir.

وَقَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ
11 6-) Ve kalüttehazAllahu veleden sübhaneHU, bel leHU ma fiysSemavati vel Ard* küllün leHU kanitun;
Ve dediler ki: ”Allah çocuk edindi”... Subhan’dır O... Bilakis Semavat ve Arz’da ne varsa O’nundur... Hepsi O’na kanittir/boyun eğicilerdir.

بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
117-) Bedi’üs Semavati vel Ard* ve iza kada emran feinnema yekulü lehu kün feyekün;
Semavat ve Arz’ın Bedi’i’dir (örneksiz icad edenidir)... Bir işin olmasını hükmederse onun için yalnızca “ol” der; o da oluverir.

وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللَّهُ أَوْ تَأْتِينَا ءَايَةٌ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
118-) Ve kalelleziyne la ya'lemune lev la yükellimunAllahu ev te'tiyna ayetün, kezâlike kalelleziyne min kablihim misle kavlihim* teşabehet kulubühüm* kad beyyennel ‘Ayati likavmin yukınun;
Bilmeyenler: ”Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir ayet/mucize gelseydi ya!”, dediler... Onlardan öncekiler de tıpkı onlar gibi böyle demişlerdi... (Demek ki) kalbleri müteşabihleşmiş/birbirine benzemiş... Biz ayetleri, ikan sahibi olan kavme hakikaten beyan etmişizdir.

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَا تُسْأَلُ عَنْ أَصْحَابِ الْجَحِيمِ
119-) İnna erselnake BilHakkı beşiyran ve neziyran, ve la tüs'elü an ashabilcehıym;
Doğrusu biz seni beşiyr (müjdeci) ve neziyr (uyarıcı) olarak Bil-Hakk (Hakk ile) irsal ettik... Ashab-ı Cahıym’den sual edilmezsin (sorumlu tutulmazsın; demek ki salih amellerimiz, imanlı yaşantımız O’nu da ilgilendirir).

وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ الَّذِي جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
120-) Ve len terda ankelyehudü ve lennesara hatta tettebia milletehüm* kul inne hüdAllahi hüvel hüda* ve leinitteba'te ehvaehüm ba'delleziy caeke minel ılmi, ma leke minAllahi min veliyyin ve la nasıyr;
Onların milletine/dinlerine tabi olmadıkça ne yahudiler ne de nasara, senden asla razı olmazlar... De ki: ”Muhakkak ki Allah’ın hidayeti/rehberliği, hidayetin/rehberliğin ta kendisidir”... Andolsun ki (mutlak) ilimden sana gelenden sonra onların hevasına tabi olursan, Allah’dan sana ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr vardır/ ya da Allah’dan seni koruyacak hiçbir Veliy ve hiçbir Nasıyr yoktur.

الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهِ أُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُون
121-) Elleziyne ateynahümül Kitabe yetlunehu Hakka tilavetih* ülaike yu'minune Bihi, ve men yekfür Bihi feülaike hümül hasirun;
Kendilerine Kitab verdiklerimiz, onu hakkıyla tilavet ederler... İşte bunlar ona (B sırrıyla) iman ederler... Ve her kim onu (B sırrınca) inkar ederse (örterse), onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
122-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve enniy faddaltüküm alel alemiyn;
Ya İsrailOğulları, size in’am’da bulunduğum nimetiMİ ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
123-) Vetteku yevmen la tecziy nefsün an nefsin şey’en ve la yukbelu minha adlün ve la tenfe’uha şefaatün ve la hüm yünsarun;
Ve ittika edin/sakının/korunun o GÜNden ki, (o gün) hiç bir nefs başka bir nefs için bir şey ödemez/kimsenin kimseye faydası olmaz; ondan (herhangi bir kimseden) bir ADL (fidye) kabul edilmez; ona (bir kimseye) şefaat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez.

وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ
124-) Ve izibtela İbrahîyme Rabbühu Bikelimatin feetemmehünne* kale inniy caılüke linNasi imama* kale ve min zürriyyetiy* kale la yenalu ahdiyzzalimiyn;
(Rasûlüm) hani Rabbi İbrahim’i (Bi-) Kelimeler ile İBTİLA/imtihan etmiş; O da onları itmam etmişti (hakkıyla tamamlamıştı)... (Rabbi): “Ben, seni insanlara İMAM kılacağım” demişti... (İbrahim): “zürriyyetimden de”, demişti... (Rabbi de): “ahdim erişmez zalimlere” buyurdu.

وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَأَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
125-) Ve iz cealnel’ Beyte mesâbeten linNasi ve emna* vettehızu min makami İbrahîyme müsalla* ve ahidna ila İbrahîyme ve İsmaıyle en tahhira Beytiye litTaifiyne velAkifiyne verRükke’ıs Sücud;
Hani, Biz el-BEYTi (Beytullah’ı, Kalb’i), insanlar için MESABE (rücu’ yeri, sevap kazanma yeri, sığınak) ve emin (yer) kıldık... Makam-ı İbrahim’den (hüllet makamı; kendi hüviyetinde, kendi vasıfları ile, kendine ait manaları seyreden makamdan) bir musalla/namazgah edinin... İbrahim’e ve İsmail’e “Beytimi, tavaf edenler, i’tikaf ile ibadete kapananlar ve secde eden rüku’ edenler için tahir kılın/temizleyin” diye bilgilendirdik (emir verdik).

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا بَلَدًا ءَامِنًا وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُمْ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصِير

126-) Ve iz kale İbrahîymü Rabbic'al haza beleden aminen varzuk ehlehu mines semerati men amene minhüm Billahi vel yevmil ahır* kale ve men kefera feümetti’uhu kaliylen sümme adtarruhu ila azabinnar* ve bi'selmesıyr
;
Ve hani İbrahim şöyle demişti: ”Rabbim şunu emin bir belde kıl ve onun ehlinin, <B> sırrıyla Allah’a ve Ahir Gün’e iman edenlerini semarattan (meyvalardan, ma’rifetlerden) rızıklandır”... (Rabbi) buyurdu: “Kim kafir (gerçeği reddeden, nankör, kilitli) olursa, onu bile az bir şekilde rızıklandırır, sonra Nar’ın azabına muzdar ederim... Ne kötü bir dönüş/varış yeridir”.

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
127-) Ve iz yarfeu İbrahîymül kavaıde minel Beyti ve İsmaıyl* Rabbena tekabbel minna* inneKE ENTEsSemi’ul ‘Aliym;
Ve hani İbrahim, İsmail ile el-Beyt’ten (Beytullah’ın) kaidelerini (temellerini, ana duvarlarını) ref’ederek (onun için Hz.İbrahim 7.Sema’da arkasını Beyt-i Ma’mura dayamıştı?) (şöyle dua ettiler): “Rabbimiz, bizden kabul buyur; muhakkak ki sen Semi’ ve Aliym’sin”.

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
128-) Rabbena vec'alna müslimeyni leKE ve min zürriyyetina ümmeten müslimeten leKE, ve erina menasikena ve tüb aleyna* inneKE ENTEtTevvaburRahîym;
“Rabbimiz, bizi sana teslim olmuş iki müslim kıl; ve zürriyyetimizden de sana teslim olmuş müslim bir ümmet (oluştur)... Bize MENASİKİMİZİ (Hac-ibadet yerlerimizi ve yöntemini) göster ve tevbemizi kabul buyur... Kesinlikle sen, evet sensin Tewwab, Rahıym”.

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ ءَايَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
129-) Rabbena veb'as fiyhim Rasûlen minhüm yetlu aleyhim ayatike ve yüallimuhümül Kitabe velHikmete ve yüzekkiyhim* inneKE ENTEl Aziyz’ül Hakiym;
“Rabbimiz, onların içinde, senin ayetlerini onlara tilavet eden, onlara Kitab’ı ve Hikmet’i (doğru-sistemli-akıllı tefekkürü, din ilmini) öğreten, onları tezkiye eden, onlardan bir Rasûl ba’set... Muhakkak ki sen, evet sensin Aziyz, Hakiym”.

وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
130-) Ve men yarğabu an milleti İbrahîyme illâ men sefihe nefseh* ve lekadıstafeynahu fiyd dünya* ve innehu fiyl ahıreti le mines salihıyn;
İbrahim’in milletinden/tevhid dininden, kendini tahkir eden/kendini bilmez/ akılsızlardan başka kim yüz çevirir?... Andolsun ki biz Onu dünyada ıstıfa ettik/seçtik; ve o kesinlikle ahirette de salihlerdendir.

إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
131-) İz kale lehu Rabbuhu eslim, kale eslemtü liRabbil Alemiyn;
Hani Rabbi O’na (İbrahim’e): “eslim = teslim ol = müslim ol” demiş, O da: “Alemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.

وَوَصَّى بِهَا إِبْرَاهِيمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَابَنِيَّ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى لَكُمُ الدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
132-) Ve vassa Biha İbrahîymu benihi ve Ya'kub* ya beniyye innAllahestafa lekümüdDiyne fela temutünne illâ ve entüm müslimun;
İbrahim bununla oğullarına (B sırrınca) vasiyette bulundu, Ya’kub da (vasiyette bulundu): Oğullarım, Allah sizin için bu Diyn’i (Allah’a teslim olma sistemi’ni) seçti; o halde müslim olmadan ölmeyin/ancak müslimler olarak ölün, dedi.

أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِي قَالُوا نَعْبُدُ إِلَهَكَ وَإِلَهَ ءَابَائِكَ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ إِلَهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
133-) Em küntüm şühedae iz hadara Ya'kubel mevtü, iz kale libenihi ma ta'büdune min ba'diy* kalu na'büdü ilaheke ve ilahe abaike İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ilâhen vahıden* ve nahnü leHU müslimun;
(Ey İbrahim ve evladlarının yahudi ve nasara olduğunu ileri sürenler) yoksa siz “mevt”in Ya’kub’a gelmesine şahidlermiydiniz?... Hani o, oğullarına “Benden sonra neye ibadet/kulluk edeceksiniz?” demişti... Onlar da: “Senin ilahına (meydana getiricine) ve senin babaların İbrahim, İsmail ve İshak’ın, ilah’un vahid olan ilahına kulluk edeceğiz... Biz O’na müslimleriz”, dediler.

تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
134-) Tilke ümmetün kad halet* leha ma kesebet ve leküm ma kesebtüm* ve la tüs'elune amma kânu ya'melun;
İşte onlar bir ümmetti, (gelip) geçtiler... Onların kazandıkları kendilerinindir ve sizin kazandıklarınız da sizindir... Ve siz onların amellerinden sorulmayacaksınız.

وَقَالُوا كُونُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
135-) Ve kalu kunu huden ev nesara tehtedu* kul bel millete İbrahîyme Haniyfen, ve ma kâne minel müşrikiyn;
(Yahudi ve Nasara) dediler ki: “Yahudi olun veya Nasara olun ki doğru yolu bulasınız”... De ki: “Hayır, haniyf olarak İbrahim’in milletinden (dininden olalım); O, müşriklerden değildi”.

قُولُواْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالأسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَمَا أُوتِيَ النَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
136-) Kulu amenna Billahi ve ma ünzile ileyna ve ma ünzile ila İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube velEsbatı ve ma utiye Musa ve Iysa ve ma utiyen Nebîyyune min Rabbihim* la nüferriku beyne ehadin minhüm* ve nahnü leHU müslimun;
Deyin ki: “Biz, <B> sırryla Allah’a; bize inzal olunana; İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve esbat’a (torunlara) inzal olunana; Musa ve İsa’ya verilenlere; Rablerinden Nebîlere verilenlere iman ettik... Onlardan hiçbirini tefrik etmeyiz... Biz, O’na teslim olmuşlarız”.

فَإِنْ ءَامَنُوا بِمِثْلِ مَا ءَامَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَوْا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
137-) Fein amenu Bi misli ma amentüm BiHİ fekadihtedev* ve in tevellev feinnema hüm fiy şıkak* feseyekfiykehümüllahu ve HUves Semi’ul ‘Aliym;
(Ey mü’minler) eğer onlar (yahudi ve nasara; haniflik’ten bile mahrum olanlar) da sizin O’na (Allah’a, B sırrıyla) iman ettiğinizin (Bi-) misli iman ederlerse/sizin O’na (Allah’a, B sırrıyla) iman ettiğiniz gibi (B sırrıyla) iman ederlerse doğru yola hidayet bulurlar... Eğer yüz çevirirlerse (o takdirde) onlar yalnızca şıkak (ayrılık, muhalefet, parçalanmışlık, taassub) içindedirler... Onlara karşı Allah sana kafiydir... O’dur Semi’, Aliym.

صِبْغَةَ اللَّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ
138-) SıbğatAllah* ve men ahsenü minAllahi sıbğaten, ve nahnü leHU abidun;
(Şıkak-taassub ile boyananlar) Allah boyası (?)!... Boyaca Allah’dan daha güzel kim olabilir?.. Ve biz O’na abidleriz.

قُلْ أَتُحَاجُّونَنَا فِي اللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَ
139-) Kul etühaccunena fiyllahi ve HUve Rabbuna ve Rabbüküm* ve lena a’maluna ve leküm a'malüküm* ve nahnü leHU muhlisun;
De ki: “Allah hakkında bizimle tartışıyormusunuz?... O, bizim de Rabbimiz, sizin de rabbinizdir... Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir... Biz, O’na muhlisleriz”.

أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالأسْبَاطَ كَانُواْ هُودًا أَوْ نَصَارَى قُلْ أَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَادَةً عِندَهُ مِنَ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
140-) Em tekulune inne İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube velEsbata kânu huden ev nesara* kul eentüm a'lemü emillahu, ve men azlemü mimmen keteme şehadeten ındehu minAllah* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Yoksa siz: “Şüphesiz ki İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub ve Esbat (torunlar), Yahudi yahut Nasara idi” mi diyorsunuz?... De ki: “Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı?”... İndinde, Allah’dan olan bir şahitliği saklayandan daha zalim kim olabilir?... Allah amellerinizden (Bi-) ğafil değildir.

تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
141-) Tilke ümmetün kad halet* leha ma kesebet ve leküm ma kesebtüm* ve la tüs'elune amma kânu ya'melun;
Onlar bir ümmetti, (gelip) geçtiler... Onların kazandıkları kendilerinindir ve sizin kazandıklarınız da sizindir... Ve siz onların amellerinden sorulmayacaksınız.[/center]


سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلَّاهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كَانُوا عَلَيْهَا قُلْ لِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
142-) Seyekulüssüfehaü minenNasi ma vellahüm an kıbletihimülletiy kânu aleyha* kul Lillahil meşriku velmağrib* yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym;
İnsanlar’dan SEFİH (kendini tanımayan, diyn’in aslını, sistemi anlamayan anlayışı kıt) olanlar: “Onları (mü’minleri) yönelmekte oldukları kıble’den çeviren nedir?”, diyecekler... De ki: ”maşrik (doğu, doğma yeri) de, mağrib (batı, batma yeri) de Allah’ındır (Allah’a ait özelliklerin bir açığa çıkışıdır; gerçekte ise vech, Hak tektir)... Kimi dilerse, onu sırat-ı müstakıme hidayet eder”.

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
143-) Ve kezâlike cealnaküm ümmeten vesetan litekunu şühedae alenNasi ve yekunerRasûlü aleyküm şehiyda* ve ma cealnel kıbletelletiy künte aleyha illâ lina'leme men yettebi’urRasûle mimmen yenkalibü alâ akıbeyh* ve in kânet lekebiyraten illâ alelleziyne hedAllah* ve ma kânAllahu liyudıy'a iymaneküm* innAllahe BinNasi leRauf’un Rahîym;
Böylece (Ey Ümmet-i Muhammed) sizi, insanlar üzerine şahidler olasınız ve Rasûlullah da sizin üzerinize bir Şehiyd olsun için, Ümmet-i Vasat (doğu ile batıyı BİRleştiren, orta/denge ümmet) kıldık... (Rasûlüm) Senin üzerinde olduğun/yöneldiğin (O asıl kıble, mutlak tek enerji; Ka’be)’i, ancak Rasûlullah’a tabi olan bilinçleri, ökçeleri üzerinde gerisin geri dönenlerden (irtidat edenlerden) ayırt edip bilelim diye KIBLE yaptık... Gerçi Allah’ın hidayet ettiklerinin dışındakilere bu elbette büyük gelecektir... Allah imanınızı zayi edecek değildir... Muhakkak ki Allah (B sırrınca) insanlara (insanların vücudu ve hakikatı olarak; insanlardan) Rauf’dur, Rahıym’dir.

قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاء فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوِهَكُمْ شَطْرَهُ وَإِنَّ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

144-) Kad nera tekallübe vechike fiys Semai, felenüvelliyenneke kıbleten terdaha* fevelli vecheke şatralMescidil Haram* ve haysü ma küntüm fevellu vucuheküm şatrehu, ve innelleziyne utülKitabe leya'lemune ennehülHakku min Rabbihim* ve mAllahu Biğafilin amma ya'melun;
[/color]
Biz, vechinin Sema’da takallub ettiğini (habire dönüp durduğunu, halden hale dönüştüğünü) görmekteyiz... Artık seni, razı olacağın bir Kıble’ye elbette döndüreceğiz... O halde vechini hemen Mescid-i Haram tarafına döndür... Ve (siz ey tevhid ümmeti) nerede olsanız vechlerinizi O’nun tarafına çeviriniz... Muhakkak ki kendilerine Kitab verilenler elbette bilirler ki o (tahvil-i kıble), Rabblerinden bir Hak’dır... Allah onların amellerinden (Bi-) gafil değildir.

وَلَئِنْ أَتَيْتَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ ءَايَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا أَنتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُم بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم مِّن بَعْدِ مَا جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ إِنَّكَ إِذَاً لَّمِنَ الظَّالِمِينَ
145-) Ve lein eteytelleziyne utülKitabe Bikülli ayetin ma tebiu kıbletek* ve ma ente Bitabi’ın kıbletehüm* ve ma ba'duhüm Bitabi’ın kıblete ba'din, ve leinitteba'te ehvaehüm min ba'di ma caeke minel ılmi, inneke izen le minezzalimiyn;
Andolsun ki kendilerine Kitab verilenlere her ayeti (mucizeyi-sıfatı, B sırrınca) getirsen, (onlar gene de) senin kıblene tabi olmazlar... Sen de onların kıblesine (Bi-) tabi olucu değilsin... (Hatta) Onlar da birbirlerinin kıblesine (Bi-) tabi olucu değillerdir... Yemin olsun ki İLİM’den sana gelenden sonra onların hevalarına tabi olursan, o zaman sen kesinlikle o zalimlerden olursun.

الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
146-) Elleziyne ateynahümül Kitabe ya'rifunehu kema ya'rifune ebnaehüm* ve inne feriykan minhüm leyektümunelHakka ve hüm ya'lemun;
O kendilerine Kitab verdiklerimiz, O’nu (Hz.Rasûlullah’ı) oğullarını tanır gibi tanırlar... (Hal böyle iken) onlardan bir fırka bilerek Hakkı gizlerler.

الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
147-) ElHakku min Rabbike fela tekûnenne minel mümteriyn;
Hakk, Rabbindendir... O halde sakın şüphe edenlerden olma.

وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ أَيْنَ مَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ اللَّهُ جَمِيعًا إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
148-) Ve liküllin vichetün huve müvelliyha festebikul hayrat* eyne ma tekûnu ye'ti Bikümullahu cemiy’a* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Herkesin bir VİCHE’si (yönü, tarafı, vechi) vardır, (ki o) ona döner... O halde hayratta yarışın (Rabbinizi tanıyın)... Nerede olursanız olun, Allah sizi (B sırrınca siz olarak) cem’ eder... Şüphesiz ki Allah herşeye Kadiyr’dir.

وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِنَّهُ لَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
149-) Ve min haysü haracte fevelli vecheke şatralMescidil Haram* ve innehu lelHakku min Rabbike, ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Nereden çıkarsan çık, vechini Mescid-i Haram tarafına çevir... Bu elbette Rabbinden (olan) bir Hak’dir... Allah amellerinizden (Bi-) gafil değildir.

وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلاَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنْهُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِي وَلأُتِمَّ نِعْمَتِي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
150-) Ve min haysü haracte fevelli vecheke şatralMescidil Haram* ve haysü ma küntüm fevellu vücuheküm şatrehu, li ella yeküne linNasi aleyküm huccetün, illelleziyne zalemu minhüm fela tahşevhüm vahşevniy ve liütimme nı'metiy aleyküm ve lealleküm tehtedun;
Her nereden çıkarsan çık, vechini Mescid-i Haram tarafına döndür... Nerede olursanız olun, vechlerinizi O’nun (Mescid-i Haram’ın) tarafına çevirin ki, insanların sizin aleyhinize bir hücceti olmasın... Ancak onlardan bilfiil zulm işleyenler başka... O halde onlardan korkup çekinmeyin, benden korkup çekinin; ki sizin üzerinize/üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım ve umulur ki (bu sayede) ideal olana hidayet olunursunuz.

كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ ءَايَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ
151-) Kema erselna fiyküm Rasûlen minküm yetlu aleyküm ayatina ve yüzekkiyküm ve yüallimükümül Kitabe vel Hikmete ve yüallimüküm ma lem tekünu ta'lemun;
Nitekim içinizde, sizden bir Rasûl irsal ettik; ki, ayetlerimizi size tilavet ediyor, sizi tezkiye ediyor, Kitab’ı ve Hikmet’i size ta’lim ediyor ve sizin daha önce bilmediğiniz/ (O olmasa idi) bilmeniz mümkün olmayan şeyleri ta’lim ediyor (kalıcı öğretiyor; aklettiriyor).

فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ
152-) Fezküruniy ezkûrküm veşküruliy ve la tekfurun;
O halde zikredin BENi (ki), zikredeyim (BEN) sizi... Şükredin bana... Ve (sakın) küfr (nankörlük) etmeyin (gerçeği reddetmeyin, hakikatınızdan perdelenmeyin).

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
153-) Ya eyyühelleziyne amenüste’ıynu BisSabri vesSalati, innAllahe ma’asSabiriyn;
Ya iman edenler, sabır ve salat (namaz) ile (B sırrınca) yardım dileyin (BAKARA: 155?)... Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.

وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٌ وَلَكِنْ لَا تَشْعُرُونَ
154-) Ve la tekulu limen yuktelu fiy sebiylillahi emvat* bel ahyaün ve lâkin la teş'urun;
Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin... Bilakis (onlar) dirilerdir (yaşıyorlar), lakin siz şuur edemiyorsunuz/algılayıp idrak edemiyorsunuz.

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
155-) Ve leneblüvenneküm Bişey’in minelhavfi velcuı ve naksın minel emvali vel enfüsi vessemerat* ve beşşirisSabiriyn;
Ve elbette (Hz.Rasûlullah’a gerçekten tabi olanı, olmayandan ayırmak için?) sizi korku ve açlıktan; mallardan, canlardan, semarattan (meyvalar, emek mahsulü ürünler) noksanlaştırma şeklinde bir şeyler ile (B sırrınca) muhakkak deneyeceğiz... Müjdele o sabredenleri.

الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
156-) Elleziyne iza esabethüm müsıybetün kalu inna Lillahi ve inna ileyhi raciun;
Onlar ki kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman “inna lillahi ve inna ileyhi raciun = doğrusu biz Allah’ınız/Allah’a aidiz/Allah içiniz ve O’na dönücüleriz (yani: Allah’a ait özelliklerin açığa çıkması için varız ve sonuçta bunun böyle olduğunu farkedip yaşayacağız)”, derler.

أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ
157-) Ülaike aleyhim salevatun min Rabbihim ve rahmetün ve ülaike hümül mühtedun;
İşte bunlar üzerine Rablerinden SALEVAT (salatlar, ilahi özellikler) ve (özel) bir RAHMET vardır... Ve işte bunlardır hidayet bulanların ta kendileri.

إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
158-) İnnesSafa velMervete min şeairillah* femen haccel Beyte evı'temera fela cünaha aleyhi en yettavvefe Bihima* ve men tetavve’a hayren feinnAllahe Şakirün Aliym;
(Mescid-i Haram’ın önemi sadece kıble ile sınırlı değil.) Muhakkak ki Safa ve Merve Allah Şeair (alametler, işaretler)’indendir (o halde buralarda yalnız Allah hissedilmelidir; ibadet yerleri olarak yalnızca Allah’a tahsis edilmeli?)... Kim el-BEYT’İ (o tek ev’i) Hacceder (kasdeder) veya Umre (ziyaret) yaparsa onları/ (B sırrınca) onlar (Safa, Merve) olarak tavaf etmesinde kendisi üzerine bir günah/sakınca yoktur... Kim hayır olarak TATAVVU’ ederse (gönüllü olarak, nafile, fazla fazla yaparsa), şüphesiz ki Allah Şakir (daim şükreden; şükürleri daim değerlendiren)’dir, Aliym’dir.

إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ
159-) İnnelleziyne yektümune ma enzelna minel beyyinati velhüda min ba'di ma beyyennahü linNasi fiyl Kitabi ülaike yel'anühümullahu ve yel'anühümülla’ınun;
Şüphesiz ki, inzal ettiğimiz BEYYİNAT (apaçık, inkar edilemez ayet ve kanıtlar)’tan ve HUDA (rehber, hidayet kaynağı ilim) yı, insanlar için O’nu Kitab’ta beyan ettikten (kendileri için anlaşılır hale getirdikten) sonra, gizleyenlere; işte onlara Allah la’net eder ve la’net ediciler de la’net eder.

إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَأَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَأُولَئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَأَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
160-) İllelleziyne tabu ve aslehu ve beyyenu feülaike etubü aleyhim* ve enetTevvabür Rahîym;
Ancak tevbe edenler, islah edenler ve açıklayanlar müstesna... İşte bunların tevbelerini kabul ederim... Ben, Tevvab’ım, Rahıym’im.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
161-) İnnelleziyne keferu ve matu ve hüm küffarun ülaike aleyhim la'netüllahi vel Melaiketi venNasi ecmeıyn;
Muhakkak ki kafir olanlar (gerçeği reddedenler) ve küffar olarak ölenlere (perdelilikte geri dönülmez, çare bulunmaz hale gelenlere) gelince; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti (bunlardan tard edilme, uzaklık) işte onlar üzerinedir.

خَالِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
162-) Halidiyne fiyha* la yuhaffefü anhümül azabu ve la hüm yünzarun;
Onun (o la’netin) içinde ebedidirler... Onlardan azab hafifletilmez ve onlara bakılmaz (mühlet verilmez) de.

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
163-) Ve ilahüküm İlah’ün Vahıd* la ilahe illâ HUverRahmanurRahîym;
(Ey insanlar) sizin ilahınız, İlah’un Vahid’dir (mutlak tek’tir)... (O halde) ilah (gayrı vücud) yoktur; ancak HU (ki O) Rahman’dır, Rahim’dir.

إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنزَلَ اللّهُ مِنَ السَّمَاء مِن مَّاء فَأَحْيَا بِهِ الأرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخِّرِ بَيْنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
164-) İnne fiy halkıs Semavati vel Ardı vahtilafilleyli vennehari vel fülkilletiy tecriy fiylbahri Bima yenfe’unNase ve ma enzelAllahu mines Semai min main feahya Bihil’Arda ba'de mevtiha ve besse fiyha min külli dabbetin, ve tasrıyfir riyahı vessehabil müsahhari beynesSemai vel Ardı le âyâtin li kavmin ya'kılun;
Şüphesiz ki Semavat ve Arz’ın halkedilişinde, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, (Bi-) insanların faydası için deniz’de akıp giden gemide/gemilerde, Allah’ın Sema’dan su inzal edip de onunla (B sırrınca) Arz’ı ölümünden sonra diriltmesinde ve (böylece) onda tüm hareket eden canlıları yaymasında, rüzgarları yönlendirmesinde, Sema ile Arz arasında emre amade bulutlarda, akleden bir kavim için elbette ayetler vardır.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ
165-) Ve minen Nasi men yettehızü min dunillahi endaden yuhıbbunehüm kehubbillah* velleziyne amenu eşeddü hubben Lillah* velev yerelleziyne zalemu iz yeravnel azabe ennel kuvvete Lillahi cemiy’an, ve ennAllahe şediydül azab;
İnsanlardan kimi de Allah’dan başkayı endad (eş, denk) edinip (bizzat ve hakikaten var sanıp) de onları Allah’ı sever gibi (algıladıklarında açığa çıkan kuvveler onlara aitmiş gibi) severler... (Tekliğe, sistem’e) iman etmiş olanlar ise Allah’a muhabbette daha şiddetlidirler (muhatap oldukları varlığı tanıyarak severler)... O zulmedenler, azabı gördükleri zaman (görecekleri gibi; mesela ölüm kıyamette) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın Şediyd’ül Azab olduğunu göreceklerini keşke (daha önceden, şimdi) görselerdi.

إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا وَرَأَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْأَسْبَابُ
166-) İz teberraelleziynet tübiu minelleziynettebeu ve raevül azabe ve tekattaat Bihimül esbab;
O zaman kendilerine tabi olunanlar, azabı görerek kendilerine tabi olanlardan uzaklaşıp gitmişlerdir... Ve aralarındaki esbab (sebepler, bağlar, B gerçeğince) parçalanıp kopmuştur.

وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا مِنَّا كَذَلِكَ يُرِيهِمُ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ
167-) Ve kalelleziynet tebeu lev enne lena kerraten feneteberrae minhüm kema teberrau minna* kezâlike yüriyhimullahu a'malehüm haseratin aleyhim* ve ma hüm Bi hariciyne minennar;
Tabi olanlar: “Keşke bize bir kere daha fırsat verilseydi (dünyada bir daha yaşama imkanı bulsaydık) de (şu tabi olduklarımızın) bizden uzaklaştıkları gibi bizde onlardan uzaklaşsak”, dediler... Böylece Allah onlara amellerini, kendilerine hasretlikler/acı pişmanlıklar olarak gösterir... Ve onlar (B gerçeğince) Nar’dan çıkıcılar değillerdir.

يَاأَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
168-) Ya eyyühenNasu külu mimma fiyl Ardı halalen tayyiben, ve la tettebiu hutuvatişşeytan* innehu leküm adüvvün mübiyn;
Ey insanlar, Arz’da olanlardan helal ve tayyib olmak üzere yeyiniz... Şeytanın adımlarına tabi olmayın... Muhakkak ki o sizin için açık bir düşmandır.

إِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَاءِ وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
169-) İnnema ye'muruküm Bissui vel fahşai ve en tekulu alAllahi ma la ta'lemun;
O (şeytan) size ancak (Bi-) kötülüğü (nefsani iş), fahşayı (fuhuş gibi bedensel şeyleri) ve Allah hakkında ilimlenmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ ءَابَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ ءَابَاؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلَا يَهْتَدُونَ
170-) Ve iza kıyle lehümüttebiu ma enzellAllahu kalu bel nettebiu ma elfeyna aleyhi abaena* evelev kâne abaühüm la ya'kılune şey’en ve la yehtedun;
Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine tabi olun” denildiği zaman onlar: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuza/gördüğümüze tabi oluruz”, derler... Ya ataları bir şeye akıl erdirememiş ve doğruyu bulamamış/seçememiş idiyseler?.

وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَاءً وَنِدَاءً صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
171-) Ve meselülleziyne keferu kemeselilleziy yen'ıku Bi ma la yesmeu illâ duaen ve nidaen, summün bükmün umyün fehüm la ya'kılun;
O kafirlerin misali (yani o kafirleri Hakka, İslam’a da’vet edenin misali), sadece dua/çağırma ve nida/bağırmadan başka bir şey işitmeyene (hayvanlara, koyunlara) (Bi-) bağıranın (çobanın) misali gibidir... Onlar sağırlar, dilsizler, körlerdir; (çünkü) onlar akletmezler.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِنْ كُنْتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
172-) Ya eyyühelleziyne amenu külu min tayyibati ma razaknaküm veşküru Lillahi in küntüm iyyahü ta'büdun;
Ey iman edenler, sizi rızıklandırdığımız şeylerin tayyib (temiz, hoş) olanlarından yeyiniz... Ve Allah’a şükrediniz, eğer yalnızca O’na kulluk ediyorsanız (zira tayyib rızık O’nun Esmasının ilminden size açık ettiği, kudretiyle sizi beslediği şeydir... Yaratandan gafil ve nankör olmayın).

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللَّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
173-) İnnema harreme aleykümül meytete veddeme ve lahmel hınziyri ve ma ühille Bihi li ğayrillah* femenidturre ğayre bağın ve la adin fela isme aleyhi, innAllahe Ğafur’ün Rahîym;
(Allah) size yalnızca meyte’yi (İslami esasla zebh edilMEyerek kendi kendine ölmüş, kanı içinde kalmış tezkiyesiz hayvan; leş), kan’ı, domuz eti’ni ve Allah’dan başkası adına (B gerçeğince) boğazlananı haram etmiştir... Ama muzdar olanın (zarurette kalanın) zulmetmeden (arzulamayarak, helal saymayarak) ve haddi aşmadan (bunlardan yemesinde) kendisi üzerine bir günah yoktur... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ إِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
174-) İnnelleziyne yektümune ma enzelAllahu minel Kitabi ve yeşterune Bihi semenen kalıylen, ülaike ma ye'külune fiy butunihim illen nara ve la yükellimühümüllahu yevmelkıyameti ve la yüzekkiyhim* ve lehüm azabün elim;
Şüphesiz ki, Allah’ın KİTAB’tan inzal ettiğini gizleyip, onu (B gerçeğince) az bir fiyat mukabilinde satanlar; işte onlar batınlarında (karınlarında) Nar’dan başka bir şey yemiş olmazlar... Kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz ve onları tezkiye etmez... Onlar için eliym azab vardır.


أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِ فَمَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ

175-) Ülaikelleziyneşteravüd dalalete Bil hüda vel azabe Bil mağfirati, fema asberahüm alennar;

İşte bunlar var ya (Bi-) HUDA/hidayet mukabilinde dalaleti, (B sırrınca) mağfiret mukabilinde azabı satın almışlardır... Onlar Nar’a karşı ne kadar da sabırlıdırlar!.

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِي الْكِتَابِ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
176-) Zâlike Bi ennAllahe nezzelel Kitabe Bil Hakk* ve innelleziynahtelefu fiyl Kitabi lefiy şikakın beıyd;
Şundan ki, kesinlikle Allah Kitab’ı Bil-Hakk (Hak olarak) indirmiştir... Muhakkak ki KİTAB’ta (Vahdet’te, Sistem’de) ihtilaf edenler, kesinlikle Şıkak-ı Baiyd (uzak bir ayrılık) içindedirler.

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَـكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَـئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
177-) Leysel birra en tüvellu vücuheküm kıbelel meşrikı vel mağribi ve lakinnel birra men amene Billahi vel yevmil ahıri vel Melaiketi vel Kitabi ven Nebîyyiyn* ve atelmale alâ hubbihı zevil kurba vel yetama vel mesakiyne vebnes sebiyli ves sailiyne ve fiyrrikab* ve ekamesSalate ve atezZekate vel mufune Bi ahdihim iza ahedu* vas Sabiriyne fiyl be'sai ved darrai ve hıynel be's* ülaikelleziyne sadeku* ve ülaike hümül müttekun;
Vechlerinizi maşrik ve mağrib yönüne döndürmeniz BİRR (hakiki iyilik, gerçek tevhid) değildir... Fakat (asıl) BİRR (e eren), <B> sırrıyla Allah’a, ahir gün’e, melaike’ye, Kitab’a ve Nebîler’e iman eden; onun muhabbeti üzere malı akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolun oğluna, isteyenlere ve kölelere veren; salatı ikame eden ve zekatı veren; ahidleştiğinde (B gerçeğince) ahdini tam yerine getirenler, sıkıntı/fakirlik, hastalık durumlarında, savaşta/öfkenin şiddetlendiği anda sabredenlerdir... İşte bilfiil sadık olanlar bunlardır... Ve işte korunanlar da bunlardır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالأُنثَى بِالأُنثَى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاء إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
178-) Ya eyyühelleziyne amenu kütibe aleykümül kısasu fiyl katla* el hurru Bil hurri vel abdu Bil abdi vel ünsa Bil ünsa* femen ufiye lehu min ahıyhi şey'ün fettiba’un Bil ma'rufi ve edaün ileyhi Bi ıhsan* zâlike tahfiyfün min Rabbiküm ve rahmetün, femenı'teda ba'de zâlike felehu azabun eliym;
Ey iman edenler, öldürülenler hakkında sizin üzerinize kısas yazıldı/farz kılındı... (B gerçeğince?) hür karşılığında hür, köle karşılığında köle, dişi karşılığında dişi... Her kim (ölenin) kardeşi tarafından bir şey ile affa uğrarsa, o zaman (Bi-) ma’rufa ittiba’ etmek (sisteme uygun olanı, marifeti izlemek) ve ona (Bi-) ihsan ile (diyeti) ödemek gerekir... Bu Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir... Kim bundan sonra haddi aşarsa, artık onun için eliym bir azab vardır.

وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
179-) Ve leküm fiylkısası hayatün ya ulil’elbabi lealleküm tettekun;
Ey öz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır... Umulur ki siz (bu sayede) korunursunuz.

كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِنْ تَرَكَ خَيْرًا الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
180-) Kütibe aleyküm iza hadara ehadekümül mevtü in terake hayra* elvasıyyetü lilvalideyni vel akrabiyne Bil ma'ruf* hakkan alel müttekıyn;
Üzerinize yazıldı/farz kılındı ki: Sizden birine ölüm gelip çattığında, eğer bir hayır terkedecekse (geriye mal bırakacaksa), ana-babası ve akrabaları için (Bi-) ma’ruf ile bir vasiyyet etsin... (Bu) muttekiler üzerine bir haktır.

فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَمَا سَمِعَهُ فَإِنَّمَا إِثْمُهُ عَلَى الَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
181-) Femen beddelehu ba'de ma semiahu feinnema ismühu alelleziyne yübeddilunehu, innAllahe Semiun Aliym;
Artık kim bunu işittikten sonra onu (vasiyyeti) tebdil ederse/değiştirirse, onun günahı yalnızca onu değiştirenlerin üzerinedir... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.

فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفًا أَوْ إِثْمًا فَأَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
182-) Femen hafe min musın cenefen ev ismen feasleha beynehüm fela isme aleyh* innAllahe Ğafurun Rahîym;
Artık kim vasiyyet edicinin zulmetmesinden yahut günah işlemesinden korkar da onların (vasiyetle ilgili kimselerin) arasını islah ederse, onun üzerine bir günah yoktur... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
183-) Ya eyyühelleziyne amenu kütibe aleykümusSıyamu kema kütibe alelleziyne min kabliküm lealleküm tettekun;
Ey iman edenler, sıyam (oruç, imsak, susmak) sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazıldı/farz kılındı... Umulur ki (bu sayede) korunursunuz.

أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ وَأَن تَصُومُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
184-) Eyyamen ma'dudat* femen kâne minküm merıydan ev alâ seferin feıddetün min eyyamin ühar* ve alelleziyne yutıykunehu fidyetün taamu miskiyn* femen tetavvaa hayran fehuve hayrun lehu, ve en tesumu hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
(Oruç) sayılı günlerde/günlerdir... Sizden kim hasta veya bir sefer üzere olursa, (kendisine) diğer/başka günlerden bir iddet lazımdır (onlar sayısınca başka günlerde oruç tutmalıdır)... Oruç tutmaya takatı sınırda olanların üzerine/ona gücü yetenlere miskin’in yemeği bir fidye düşer... Kim hayır olarak TATAVVU’ ederse (fazla fazla verirse), işte bu onun için daha hayırlıdır... Ve oruç tutmanız, sizin için (fidye vermekten) daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
185-) Şehru Ramadanelleziy ünzile fiyhil Kur’ânu hüden linNasi ve beyyinatin minel hüda velFurkan* femen şehide minkümüş şehre felyesumhu, ve men kâne merıydan ev alâ seferin feıddetün min eyyamin uhar* yuriydullahu Bikümül yüsra ve la yuriydu Bi kümül usr* ve li tükmilül ıddete ve li tükebbirullahe alâ ma hedaküm ve lealleküm teşkürun;
Ramazan ayı ki, insanlar için bir hidayet rehberi, HUDA (hakikata, tekliğe ait ilim) ve FURKAN (fark’a, tafsile ait ilim)’dan da beyyineler (apaçık ayetler, deliller) olarak şu Kurân, o vakt içinde inzal edildi... Sizden her kim bu ay’a şahid olursa, orucunu tutsun... Kim de hasta veya bir sefer üzere olursa, o günler sayısınca başka/diğer günlerde (orucunu tutsun)... Allah size/ (B sırrınca siz olarak) kolaylık diler, (Bi-) size zorluk dilemez... İddeti ikmal etmenizi (o sayılı günleri tamamlamanızı), size olan hidayeti üzerine Allah’ı tekbir etmenizi (diler)... Umulur ki şükredersiniz.

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
186-) Ve iza seeleke ıbadiy anniy feinniy kariyb* uciybu da'vetedda’ı iza deani, felyesteciybu liy vel yu'minu Biy leallehüm yerşudun;
(Rasûlüm) kullarım sana, Ben’den sorarlarsa, şüphesiz ki Ben Kariyb’im/yakınımdır... Dua ettiğinde dua edenin duasına (duası anında) icabet ederim... O halde onlar da Bana isticabet (icabet) ve (B sırrıyla) Bana iman etsinler, ki doğru yolu bulup olgunlaşabilsinler (rüşdlerine nail olabilsinler).

أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ اللّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَالآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُواْ مَا كَتَبَ اللّهُ لَكُمْ وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّواْ الصِّيَامَ إِلَى الَّليْلِ وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
187-) Ühılle leküm leyletesSıyamirrefesü ila nisaiküm* hünne libasun leküm ve entüm libasun lehünne, alimAllahu enneküm küntüm tahtanune enfüseküm fetabe aleyküm ve afa anküm* fel’ ANe başiruhünne vebteğu ma ketebAllahu leküm* ve külu veşrebu hatta yetebeyyene lekümül haytul’ ebyedu minel haytıl’esvedi minel fecr* sümme etimmusSıyame ilelleyl* ve la tübaşiruhünne ve entüm akifune fiyl mesacid* tilke hududullahi fela takrebuha* kezâlike yübeyyinullahu ayatihi linNasi leallehüm yettekun;
Oruç gecesi kadınlarınıza (cinsel olarak) yaklaşmak size helal kılındı... Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz... Allah sizin nefslerinize hainlik etmekte olduğunuzu bilmiş, tevbelerinizi kabul etmiş ve sizi affetmiştir... Artık onlara mubaşarette bulunun (cinsel olarak yaklaşın) ve Allah’ın size yazdığını isteyin... Fecr’den (olan) beyaz iplik siyah iplikten sizin için tebeyyün edinceye (seçilip belli oluncaya) kadar yeyin, için... Sonra orucu geceye kadar tamamlayın... Mescidlerde i’tikafda bulunduğunuz halde onlara (kadınlara) mubaşerette bulunmayın... Bunlar hududullahdır (Allah’ın sınırlarıdır), sakın onlara yaklaşmayın... İşte Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar ki bilfiil korunabilsinler.

وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالْإِثْمِ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
188-) Ve la te'külu emvaleküm beyneküm Bil batıli ve tüdlu Biha ilelhukkami lite'külu ferıykan min emvalinNasi Bil ismi ve entüm ta'lemun;
Mallarınızı aranızda batıl olarak (Bil-batıl) yemeyin... Ve bilip durduğunuz halde, insanların mallarından bir kısmını (Bi-) günah sûrette/zalimane yemeniz için, (Bi-) onları hükkam’a (hükmedenlere) aktarmayın/elçi yapmayın/peşkeş çekmeyin.

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
189-) Yes'eluneke anil ehilleti, kul hiye mevakıytu linNasi velHacc* ve leysel birru Bi en te'tül buyute min zuhuriha ve lakinnel birra menitteka* ve'tül buyute min ebvabiha* vettekullahe lealleküm tüflihun;
(Rasûlüm) sana hilaller’den (doğan aylar’dan) soruyorlar... De ki: ”onlar insanlar için ve bir de Hac için miykatlar/vakit ölçüleridir”... BİRR, evlere arkalarından (B sırrınca) girmeniz/gelmeniz değildir; fakat BİRR, kişinin ittika etmesidir... Evlere kapılarından girin... Allah’dan ittika edin ki felaha erebilesiniz.

وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
190-) Ve katilu fiy sebiylillahilleziyne yukatiluneküm ve la ta'tedu* innAllahe la yuhıbbul mu’tediyn;
Sizinle mukatele edenlerle (öldürmek kasdı ile sizinle savaşanlarla) siz de fiysebilillah/Allah yolunda savaşın... Ve haddi aşmayın... Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ تُقَاتِلُوهُمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِن قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَاء الْكَافِرِينَ
191-) Vaktüluhüm haysü sekıftümuhüm ve ahricuhüm min haysü ahrecuküm vel fitnetü eşeddü minel katl* ve la tükatiluhüm ındelMescidil Harami hatta yükatiluküm fiyh* fein kateluküm faktüluhüm* kezâlike cezaül kafiriyn;
Onları nerede yakalarsanız öldürün ve çıkarın onları sizi çıkardıkları yerden... Fitne, öldürmekten daha şiddetlidir... Mescid-i Haram’ın yanında onlarla savaşmayın, onlar orada sizinle savaşıncaya kadar... Eğer onlar sizinle mukateleye/savaşmaya kalkışırlarsa, siz de onları öldürün... İşte böyledir kafirlerin cezası.

فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
192-) Feinintehev feinnAllahe Ğafurun Rahîym;
Eğer (şirk’ten, savaş’tan) vazgeçerlerse, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ

193-) Ve katiluhüm hatta la tekûne fitnetün ve yekûned diynu Lillah* feinintehev fela udvane illâ alezzalimiyn;

Bir fitne olmayıncaya ve diyn yalnız Allah’ın oluncaya (vehminiz, beşeri tabiat ve duygularınız karışmaksızın, sırf Allah Esmasının açığa çıkışı olan bir yaşam haline) kadar onlarla savaşın... Eğer vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

الشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌ فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَى عَلَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
194-) Eşşehrülharamu Bişşehrilharami vel hurumatu kısas* femenı'teda aleyküm fa'tedu aleyhi Bi misli ma'teda aleyküm* vettekullahe va'lemu ennAllahe maalmüttekıyn;
Haram ay (B gerçeğince) haram aya karşılıktır/bedeldir... Hürmetler kısastır/karşılıklıdır... O halde haddi aşıp size saldırana, size saldırdığının (Bi-) misli ile (siz de) saldırın... Allah’dan ittika edin ve bilin ki Allah muttakiylerle beraberdir.

وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

195-) Ve enfiku fiy sebiylillahi ve la tülku Bi eydiyküm ilet tehlüketi ve ahsinu* innAllahe yuhıbbul muhsiniyn;

Allah yolunda infak edin... Kendi ellerinizi/kendi elleriniz ile kendinizi (B sırrınca), tehlikeye atmayın... Muhakkak ki Allah muhsinleri sever.

وَأَتِمُّواْ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّهِ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ وَلاَ تَحْلِقُواْ رُؤُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضاً أَوْ بِهِ أَذًى مِّن رَّأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ فَإِذَا أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاثَةِ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
196-) Ve etimmül Hacce vel Umrete Lillah* fein uhsırtüm femesteysera minel hedy* ve la tahliku rüuseküm hatta yeblüğal hedyü mahılleh* femen kane minküm merıydan ev Bihi ezen min re'sihi fefidyetün min Sıyamin ev Sadakatin ev Nüsükin, feiza emintüm* femen temettea Bil Umreti ilel Hacci femesteysera minel hedy* femen lem yecid feSıyamü selaseti eyyamin fiyl Hacci ve seb'atin iza raca'tüm* tilke aşeratün kamiletün, zâlike li men lem yekün ehlühu hadıril Mescidil Haram* vettekullahe va'lemu ennAllahe şediydül ıkab;
Haccı da Umreyi de Allah için (yani hakikatınız olan Allah’a ait özelliklerin, ilahi ilim ve ma’rifetlerin açığa çıkması, yaşanır olması için) tamamlayın... Eğer hasr’a maruz kalırsanız (engellenirseniz), o zaman HEDY’den (Ka’be’ye hediye olan kurban) kolayınıza gelen (kafidir)... Hedy, mahalline ulaşıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin... İçinizden kim hasta olur veya (B gerçeğince) başından bir eziyyeti bulunursa, (traş için) oruç yahut bir sadaka veya nüsük (kurban)’dan bir fidye (gerekir)... (Engellenmeden) emin olduğunuzda, kim Hacc’a kadar (B sırrınca) Umreden yararlanmak isterse, kolayına gelen bir hedy kurbanı (kessin)... Fakat kim bulamazsa, üç gün Hac’da, yedi de döndüğünüz zaman (olmak üzere kendisine) oruç gerekir; ki kamil on (gündür) bu (kurban yerine geçecek oruç)... Bu, ehli (ailesi) Mescid-i Haram’ın hazırı olmayan (aile ikametgahı Mescid-i Haram’da olmayan) içindir... Allah’dan ittika edin ve iyi bilin ki Allah şediyd’ül ıkab’dır (azabı çok şiddetlidir).

الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ
197-) ElHaccü eşhürun ma'lumat* femen ferada fiyhinnel Hacce fela rafese ve la füsuka ve la cidale fiyl Hacc* ve ma tef'alu min hayrin ya'lemhüllah* ve tezevvedu feinne hayrez zadit takva* vettekuni ya ulil elbab;
Hac, ma’lum aylardır/aylardadır... Kim o aylar içinde Hacc’ı kendine farz ederse, artık Hacc’da refes (kadına cinsel olarak yaklaşmak, şehvet), fusuk (Hacc’ın amacından çıkarıcı fiiller, fasık işler) ve cidal (sataşma, çekişme, tartışma) yoktur... Hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir... (Hacc için) azık ederin... Muhakkak ki azığın en hayırlısı TAKVA’dır... Ey öz akıl sahipleri BEN’den ittika edinin (nefsinizle yapmayın).

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ فَإِذَا أَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدَاكُمْ وَإِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الضَّالِّينَ
198-) Leyse aleyküm cünahun en tebteğu fadlen min Rabbiküm* feiza efadtüm min Arafatin fezkürullahe ındel Meş'aril Haram* vezküruHU kema hedaküm* ve in küntüm min kablihı le minaddalliyn;
Rabbinizden bir FAZL (lutuf, nimet) istemenizde sizin üzerinize bir günah yoktur... Arafat’tan (kab’dan suyun dolup da etrafına taşıp akması gibi) akıp gittiğinizde/vakfeden boşanıp aktığınızda, Meş’ari Haram’da (saygı değer şuur yerinde) Allah’ı zikredin... O’nu, size hidayet ettiği gibi zikredin... Doğrusu bundan önce siz gerçekten sapmışlardan idiniz.

ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
199-) Sümme efıydu min haysü efadanNasu vestağfirullah* innAllahe Ğafurun Rahîym;
Sonra insanların akıp döndüğü yerden siz de akıp gelin ve Allah’dan mağfiret dileyin... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

فَإِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَذِكْرِكُمْ ءَابَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا ءَاتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
200-) Feiza kadaytüm menasikeküm fezkürullahe kezikriküm abaeküm ev eşedde zikra* feminenNasi men yekulü Rabbena atina fiyddünya ve ma lehu fiyl ahırati min halak;
Menasikinizi (Hac ibadetlerinizi) bitirince, babalarınızı zikrettiğiniz gibi hatta daha şiddetli bir zikredişle Allah’ı zikredin... İnsanlardan kimisi: “Rabbimiz, bize dünyada ver”, der... Ahirette, onun bir nasibi yoktur.


وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا ءَاتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
201-) Ve minhüm men yekulü Rabbena atine fiyddünya haseneten ve fiyl ahırati haseneten vekına azaben nar;
Onlardan kimi de: “Rabbimiz, bize dünyada bir hasene (iyilik, güzellik) ver, ahirette de bir hasene ver; ve bizi Narın azabından (Hak’dan perdelenmekten) koru”, der.

أُولَئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِمَّا كَسَبُوا وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
202-) Ülaike lehüm nasıybün mimma kesebu* vAllahu Seriy’ul hısab;
İşte bunlara kesbettiklerinden bir nasib vardır... Allah Seri’ül Hisab’dır.

وَاذْكُرُوا اللَّهَ فِي أَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ تَعَجَّلَ فِي يَوْمَيْنِ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَنْ تَأَخَّرَ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ لِمَنِ اتَّقَى وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
203-) Vezkürullahe fiy eyyamin ma'dudat* femen teaccele fiy yevmeyni fela isme aleyhi ve men teahhara fela isme aleyhi limenitteka* vettekullahe va'lemu enneküm ileyhi tuhşerun;
Sayılı günlerde (Hac bayramında) Allah’ı zikredin... Kim iki gün içinde acele ederse (işini bitirirse) ona günah yoktur... Kim tehir ederse ona da günah yoktur; (bu) ittika eden (korunabilen) kimse içindir... Allah’dan ittika edin ve iyi bilin ki muhakkak O’na haşrolunacaksınız.

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ
20 4-) Ve minenNasi men yu'cibüke kavlühu fiyl hayatid dünya ve yüşhidüllahe alâ ma fiy kalbihi ve huve eleddül hısam;
İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı hakkında onun sözü, senin hoşuna gider ve (o kimse) kalbindekine (samimiyet iddasına) Allah’ı şahid yapar... Halbuki o, husumeti en yaman olandır.

وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
205-) Ve iza tevella sea fiyl Ardı li yüfside fiyha ve yühlikel harse vennesl* vAllahu la yuhıbbül fesad;
O dönüp gittiği zaman/iş başına geçtiği zaman Arz’da fesad çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye koşar... Allah fesadı sevmez.

وَإِذَا قِيلَ لَهُ اتَّقِ اللَّهَ أَخَذَتْهُ الْعِزَّةُ بِالْإِثْمِ فَحَسْبُهُ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ الْمِهَادُ
206-) Ve iza kıyle lehüttekıllahe ehazethül ızzetü Bil ismi fehasbühu cehennem* ve le bi'sel mihad;
Ona: “Allah’dan ittika edin” denildiği zaman, izzet (gurur) kendisini Bil-ism (günah olarak) yakalar/günah işlemeye sürükler... İşte ona cehennem yeter... Hakikaten ne kötü yataktır o.

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ
207-) Ve minenNasi men yeşriy nefsehübtiğae merdatillah* vAllahu Raufün Bil ıbad;
İnsanlardan öyle kimse de vardır ki Allah rızasını talep ederek nefsini satar/feda eder... Allah kullarına/ (B sırryla kulları olarak; kullarından) Rauf’dur.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَافَّةً وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
208-) Ya eyyühelleziyne amenüdhulu fiys silmi kâffeten, ve la tettebiu hutuvatiş şeytan* innehu leküm adüvvün mübiyn;
Ey iman edenler, hepiniz toptan SİLM’e/barışa/selamete/teslimiyete girin... Şeytanın adımlarına tabi olmayın... Muhakkak ki o sizin için açık bir düşmandır.

فَإِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
209-) Fein zeleltüm min ba'di ma caetkümül beyyinatu fa'lemu ennAllahe Aziyzün Hakiym;
Size beyyineler (apaçık deliller) geldikten sonra yine kayarsanız, iyi bilin ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا أَنْ يَأْتِيَهُمُ اللَّهُ فِي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلَائِكَةُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
210-) Hel yenzurune illâ en ye'tiyehümüllahu fiy zulelin minel ğamami vel Melaiketü ve kudıyel emr* ve ilAllahi turceul umur;
Onlar bulutlardan gölgelikler içinde Allah’ın ve melaikenin gelmesinden ve işin bitirilmesinden başka neyi bekliyorlar ki?.. İşler Allah’a döndürülür.

سَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَمْ ءَاتَيْنَاهُمْ مِنْ ءَايَةٍ بَيِّنَةٍ وَمَنْ يُبَدِّلْ نِعْمَةَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
211-) Sel beniy israiyle kem ateynahüm min ayetin beyyinetin, ve men yübeddil nı'metAllahi min ba'di ma caethü feinnAllahe şediydül ıkab;
Sor İsrailOğullarına: Onlara nice/kaç apaçık ayet’ten verdik... Kim kendisine geldikten sonra Allah ni’meti’ni tebdil ederse şüphesiz ki Allah şediyd’ül ıkab’dır (azabı şiddetlidir).

زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَالَّذِينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
212-) Züyyine lilleziyne keferul hayatüd dünya ve yesharune minelleziyne amenu* velleziynettekav fevkahüm yevmel kıyameti, vAllahu yerzuku men yeşau Bi ğayri hısab;
Dünya hayatı (en aşağı hayat) kafirler için süslenmiştir... (O kafirler) iman edenlerle alay ederler... Halbuki (hakikatlerine iman ederek korunan) takva sahipleri kıyamet günü onların fevkındedir... Allah dilediğine (B sırrınca) hesabsız rızık verir.

كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلاَّ الَّذِينَ أُوتُوهُ مِن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ لِمَا اخْتَلَفُواْ فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ وَاللّهُ يَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
213-) KânenNasu ümmeten vahıdeten febe’asellahün Nebîyyiyne mübeşşiriyne ve münziriyn* ve enzele mealhümül Kitabe Bil Hakkı liyahküme beynenNasi fiymahtelefu fiyh* ve mahtelefe fiyhi illelleziyne utuhu min ba'di ma caethümül beyyinatü bağyen beynehüm* fehedAllahulleziyne amenu limahtelefu fiyhi minel Kakkı Bi izniHİ, vAllahu yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym;
İnsanlar tek bir ümmet idi... (Sonra) Allah, müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak Nebîleri ba’setti... Onlarla (Nebîlerle) beraber, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetsinler diye, Bil-Hakk (Hakk olarak) Kitab’ı inzal etti... Kendilerine Kitab verilmiş (Kitab’ın muhatabı) olanlar, kendilerine beyyineler geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden onda (o Kitab’ta) ihtilafa düştüler... Nihayet Allah, Bi-iznihi (izniyle), iman edenleri, onların hakkında ihtilafa düştükleri Hakk’a hidayet etti... Allah dilediğini sırat-ı mustakıym’e hidayet eder.

أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ
214-) Em hasibtüm en tedhulül cennete ve lemma ye'tiküm meselülleziyne halev min kabliküm* messethümül be'sau veddarrau ve zülzilu hatta yekulerRasûlü velleziyne amenu meahu meta nasrullah* ela inne nasrAllahi kariyb;
Yoksa siz, sizden önce gelip geçmişlerin karşılaştıkları başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?... Onlara be’sa (yoksulluk, bela), darra (hastalık, sıkıntı) gelip çattı da sarsıldılar... Hatta Rasûlullah ve onunla beraber iman edeneler “Allah’ın nusreti ne zaman” derlerdi... Haberiniz olsun ki Allah’ın nusreti Kariyb’dir/yakındır.

يَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلْ مَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ
215-) Yes'eluneke mazâ yunfikun* kul ma enfaktüm min hayrin felil valideyni vel akrabiyne vel yetama vel mesakiyni vebnissebiyl* ve ma tef'alu min hayrin feinnAllahe Bihi ‘Aliym;
(Rasûlüm) sana neyi/nasıl infak edeceklerini soruyorlar... De ki: Hayırdan (maldan) infak edip verdiğiniz, ana-baba, akrabalar, yetimler, miskinler ve yolun oğlu içindir... Hayırdan ne işlerseniz, muhakkak onu (B sırrınca) Allah bilir (karşılığı vardır).

كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ وَعَسَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسَى أَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
216-) Kütibe aleykümül kıtalu ve huve kürhün leküm*,ve asa en tekrahu şey’en ve huve hayrun leküm,ve asa en tuhıbbu şey’en ve huve şerrun leküm* vAllahu ya'lemü ve entüm la ta'lemun;
Hoşunuza gitmediği halde, savaş üzerinize yazıldı/farz oldu... Bir şey sizin için bir hayır iken siz ondan hoşlanmayabilirsiniz... Yine bir şey sizin için bir şerr iken siz onu sevebilirsiniz... Allah bilir, siz bilmezsiniz.

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ ۖ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ ۖ وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَكْبَرُ عِنْدَ اللَّهِ ۚ وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ ۗ وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُوا ۚ وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُولَٰئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ ۖ وَأُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
217-) Yes'eluneke aniş şehril harami kıtalin fiyh* kul kıtalun fiyhi kebiyr* ve saddün an sebiylillâhi ve küfrün Bihi velMescidil Harami ve ıhracü ehlihi minhu ekberu indAllah* velfitnetü ekberu minel katl* ve la yezalune yukatiluneküm hatta yerudduküm an diyniküm inistetau* ve men yertedid minküm an diynihi feyemut ve huve kafirun fe ülaike habitat a'malühüm fiyddünya vel ahireti, ve ülaike ashabünnari, hüm fiyha halidun;
(Rasûlüm) sana haram ay’dan ve o ay içinde savaşmaktan soruyorlar... De ki: “onda (o ay içinde) savaş kebiyr (büyük bir iş) dir... Ve Allah yolundan alakoymak, (B gerçeğince) O’na (Allah’a) ve Mescid-i Haram’a küfr (kafir olma, perdeli olma, nankörlük) ve O’nun (Mescid-i Haram’ın) ehlini O’ndan çıkarmak Allah indinde EKBERdir (daha büyük bir iştir)... Fitne, öldürmekten daha büyük (bir iştir)... Eğer güç yetirebilseler sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler...Sizden her kim dininden irtidat eder ve kafir olarak ölürse, işte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir... Ve işte onlar Nar ashabıdır... Onlar, orada ebedi kalıcılardır.

إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُولَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَةَ اللَّهِ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ

218-) İnnelleziyne amenu velleziyne haceru ve cahedu fiy sebiylillâhi ülaike yercune rahmetAllah* vAllahu Ğafur’un Rahîym;

Şüphesiz ki iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mücahade edenler (e gelince); işte onlar Allah Rahmeti’ni umarlar... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
219-) Yes'eluneke anil hamri vel meysir* kul fiyhima ismün kebiyrun ve menafiu linNas* ve ismühüma ekberu min nef'ıhima* ve yes'eluneke ma zâ yunfikun* kulil afv* kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayati lealleküm tetefekkerun;
(Rasûlüm) sana şarap ve kumar’dan sorarlar... De Ki: “O ikisinde büyük bir günah ve insanlar için de menfaatler vardır... Fakat onların günahları menfaatlerinden daha büyüktür”... Ve (Rasûlüm) sana neyi infak edeceklerini sorarlar... De ki: “el-AFV = (zaruri ihtiyaçlarınızdan) arta kalanı”... İşte böylece Allah, sizin için ayetlerini açıklıyor... Tefekkür edebilesiniz diye.

فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
220-) Fiyddünya vel ahireti, ve y es'eluneke anil yetama* kul ıslahun lehüm hayrün ve in tühalituhüm feıhvanüküm* vAllahu ya'lemül müfside minel muslıh* ve lev şaAllahu lea'neteküm* innAllahe Aziyz’ün Hakiym;
(Tefekkürünüz) Dünya ve Ahiret/ (mülk ve melekut) hakkında (içinde)... (Rasûlüm) sana yetimler’den sorarlar... De ki: “Onların lehine bir ıslah hayırlıdır... Eğer onlarla bir arada olursanız, onlar sizin kardeşlerinizdir”... Allah ifsad edeni de bilir ıslah edeni de... Eğer Allah dileseydi, elbette sizi zora sokardı... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

وَلاَ تَنكِحُواْ الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ وَلأَمَةٌ مُّؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ وَلاَ تُنكِحُواْ الْمُشِرِكِينَ حَتَّى يُؤْمِنُواْ وَلَعَبْدٌ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌ مِّن مُّشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ أُوْلَـئِكَ يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَاللّهُ يَدْعُوَ إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
221-) Ve la tenkihul müşrikati hatta yü'minn* ve le emetün mü'minetün hayrun min müşriketin velev a'cebetküm* ve la tünkihul müşrikiyne hatta yu'minu* ve le abdün mü'minün hayrun min müşrikin velev a'cebeküm* ülaike yed'une ilennari, vAllahu yed'u ilel cenneti vel mağfirati Bi izniHİ, ve yübeyyinü ayatihi linNasi leallehüm yetezekkerun;
Müşrik kadınları, onlar iman edinceye kadar nikahlamayın (onlarla evlenmeyin)... Mü’min bir cariye (köle kadın), müşrik bir kadından - (o müşrik kadın) hoşunuza gitse bile - elbette daha hayırlıdır... Müşrik erkeklere de onlar iman edinceye kadar nikahlamayın (kadınlarınızı onlarla evlendirmeyin)... Mü’min bir köle, müşrik bir erkekten - (o müşrik erkek) hoşunuza gitse bile - elbette daha hayırlıdır... Onlar (müşrikler) Nar’a davet eder... Allah ise Bi-izniHi (kendi izni olarak) cennet (in) e ve mağfiret (in) e davet eder... Ve (Allah) ayetlerini insanlar için açık açık beyan eder ki, belki onlar tezekkür ederler.

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّى يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
222-) Ve y es'eluneke anilmehıyd* kul huve ezen fa'tezilün nisae fiylmehıydı ve la takrabuhünne hatta yathürne, feizâ tetahherne fe'tuhünne min haysü emerakümullah* innAllahe yuhıbbut Tevvabiyne ve yuhıbbul mütetahhiriyn;
(Rasûlüm) sana (kadınların) ay başı/adet halinden sorarlar... De ki: “O bir eza’dır... Hayızlı iken kadınlardan uzlet edin/uzaklaşın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın... İyice temizlendiklerinde, Allah’ın emrettiği yerden onlara varın”... Muhakkak ki Allah çokça tevbe edenleri sever, çokça temizlenenleri sever.

نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ مُلَاقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
223-) Nisaüküm harsün leküm* fe'tu harseküm enna şi'tüm* ve kaddimu lienfusiküm* vettekullahe va'lemu enneküm mulakuh* ve beşşiril mu’miniyn;
Kadınlarınız sizin tarlanızdır... O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın... Nefsleriniz için takdimde bulunun/önceden gönderin... Ve Allah’dan ittika edin... İyi bilin ki siz O’na mulakı olacaksınız/kavuşacaksınız... Müjdele mü’minleri.

وَلَا تَجْعَلُوا اللَّهَ عُرْضَةً لِأَيْمَانِكُمْ أَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
224-) Ve la tec'alullahe urdaten lieymaniküm en teberru ve tetteku ve tuslihu beynen Nas* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
Birr/iyilik yapmanız, takvaya ermeniz ve insanlar arasını ıslah etmeniz hakkında, Allah’ı yeminleriniz için (O’nun adı ile yapmış bulunduğunuz yeminleriniz dolayısıyla) engel/siper yapmayın (yeminleriniz bu hayırlı işlere engel olmasın)... Allah Semi’dir, Aliym’dir.

لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
225-) La yuahızükümüllahu Bil lağvi fiy eymaniküm ve lâkin yuahızüküm Bi ma kesebet kulubüküm* vAllahu Ğafur’un Haliym;
Allah sizi yeminlerinizdeki LAĞV (kasıtsız yeminler)’den dolayı (B gerçeğince) muaheze etmez/sorumlu tutmaz... Fakat kalblerinizin kazandıkları ile (B sırrınca) sizi muaheze eder... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

لِلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍ فَإِنْ فَاءُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
226-) Lilleziyne yu'lune min nisaihim terabbusu erbeati eşhur* fein fau feinnAllahe Ğafur’un Rahîym;
Kadınları hakkında İ’LA (karısına yaklaşmamaya kocanın yemin etmesi) yapanlar için dört ay bekleme vardır... Eğer (o süre içinde) fey’ ederlerse/ dönerlerse, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

وَإِنْ عَزَمُوا الطَّلَاقَ فَإِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
227-) Ve in azemüttalaka feinnAllahe Semi’un ‘Aliym;
Eğer Talak’a (boşamaya) azmederlerse, şüphesiz ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.

وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ وَلاَ يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُواْ إِصْلاَحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكُيمٌ
228-) Vel mütallekatu yeterabbasne Bi enfüsihinne selasete kuru'* ve la yehıllu lehünne en yektümne ma halekAllahu fiy erhamihinne in künne yu'minne Billahi vel yevmil ahır* ve büuletühünne ehakku Bi raddihinne fiy zalike in eradu ıslaha* ve lehünne mislülleziy aleyhinne Bil ma’ruf* ve lirRicali aleyhinne deracetün, vAllahu Aziyz’ün Hakiym;
Boşanmış kadınlar üç kur’ müddeti (üç adet veya üç temizlik müddeti) kendilerini (B sırrınca) gözetlerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar)... Eğer Allah’a ve ahir güne (B sırrınca) iman ediyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde halkettiğini gizlemeleri kendilerine helal olmaz... Kocaları da bu süre içinde ıslah/barışmak isterlerse, (B sırrınca) onları geri almaya (herkesden) daha çok hak sahibidirler... Erkeklerin onlar üzerinde olan haklarının misli, kadınların da (erkekler üzerinde) (Bi-) ma’ruf şekilde hakları vardır... Rical (erkekler) kadınlar üzerinde bir dereceye sahiptirler (erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları bir derece fazladır)... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

الطَّلاَقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ وَلاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُواْ مِمَّا آتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا إِلاَّ أَن يَخَافَا أَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ يُقِيمَا حُدُودَ اللّهِ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا افْتَدَتْ بِهِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَعْتَدُوهَا وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّهِ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
229-) EtTalaku merretan* fe imsakün Bi ma'rufin ev tesriyhun Bi ıhsan* ve la yahıllu leküm en te'huzu mimma ateytümuhünne şey'en illâ en yehafa ella yukıyma hududAllah* fein hıftüm ella yukıyma hududAllahi fela cünaha aleyhima fiymeftedet Bihi, tilke hududullahi fela ta’teduha* ve men yeteadde hududAllahi feülaike hümüz zalimun;
Talak (boşama) iki defadır... Ya (Bi-) ma’ruf ile imsak (meşru olarak tutmak) veya (Bi-) ihsan ile tasrih (güzellikle salmak, boşamak) dır... Onlara verdiklerinizden bir şey almanız, size helal değildir... Ancak ikisinin (erkek ve kadının) hududullahı ikame edememekten korkmaları (evliliği yürütememeleri, kadının ayrılma talebi) müstesna... Eğer korkarsanız ki, o ikisi hududullahı ikame edemezler, o zaman kadının (B sırrınca) fidye vermesinde (hul’de) o ikisi üzerine bir günah yoktur (boşanabilirler)... İşte bunlar hududullah’dır, sakın bunları tecavüz etmeyin... Kim hududullahı aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

فَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ فَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَنْ يَتَرَاجَعَا إِنْ ظَنَّا أَنْ يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

230-) Fein tallekaha fela tehıllü lehu min ba'dü hatta tenkıha zevcen ğayrehu, fein tallekaha fela cünaha aleyhima en yeteracea in zanna en yukıyma hududAllah* ve tilke hududullahi yubeyyinuha li kavmin ya'lemun;

(Bütün bunların ardından) eğer onu (erkek) yine boşarsa, artık o (kadın) eşinin dışında başka biri ile nikahlanmadıkça (evlenmedikçe), kendisine (boşayan kocasına) helal olmaz... Şayet o (yeni koca) da onu (o kadını) boşarsa, (ilk eş ile kadın) hududullahı ikame edeceklerini zannederlerse, (birbirlerine) dönmelerinde kendileri üzerine bir günah yoktur... İşte bunlar hududullahdır, ki (Allah) bilen bir kavim için onları açıklıyor.

وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النَّسَاء فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَلاَ تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لَّتَعْتَدُواْ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ وَلاَ تَتَّخِذُوَاْ آيَاتِ اللّهِ هُزُوًا وَاذْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَمَا أَنزَلَ عَلَيْكُمْ مِّنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
231-) Ve iza tallaktümün nisae febelağne ecelehünne feemsikühünne Bi ma'rufin ev serrihuhünne Bi ma'ruf* ve la tümsikühünne dıraren lita'tedu* ve men yef'al zâlike fekad zaleme nefsehu, ve la tettehızu ayatillahi hüzüva* vezküru nı'metAllahi aleyküm ve ma enzele aleyküm minel Kitabi vel Hikmeti yeızuküm Bih* vettekullahe va'lemu ennAllahe Bi külli şey'in ‘Aliym;
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerinin nihayetine ulaştıklarında, ya onları (Bi-) ma’ruf ile tutun ya da onları (Bi-) ma’ruf ile salın... Ancak (haklarına) tecavüz etmek/zulmetmeniz için zararlarına olacak şekilde onları tutmayın... Kim bunu yaparsa muhakkak kendi nefsine zulmetmiş olur... Allah ayetlerini (geçerli hükümlerini) oyuncak edinmeyin... Üzerinizdeki Allah ni’metini, size (B sırrınca) öğüt/ibret vermek için Kitab’tan ve Hikmet’ten üzerinize inzal ettiğini zikredin/anın... Allah’dan ittika edin ve iyi bilin ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.


وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاء فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحْنَ أَزْوَاجَهُنَّ إِذَا تَرَاضَوْاْ بَيْنَهُم بِالْمَعْرُوفِ ذَلِكَ يُوعَظُ بِهِ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكُمْ أَزْكَى لَكُمْ وَأَطْهَرُ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُون
232-) Ve iza tallaktümünnisae febelağne ecelehünne fela ta'duluhünne en yenkıhne ezvacehünne iza teradav beynehüm Bil ma'ruf* zâlike yuazu Bihi men kane minküm yu'minü Billahi vel yevmil ahıri, zâliküm ezka leküm ve ather* vAllahu ya'lemu ve entüm la ta'lemun;
Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerinin nihayetine ulaştıklarında, Aralarında (Bi-) ma’ruf ile karşılıklı rızalaştıkları takdirde, artık (eski) kocalarına nikahlanmalarına mani olmayın... Bu, sizden kim (B sırrınca) Allah’a ve ahir güne iman ediyorsa, ona (B sırrınca) verilen bir öğüttür... İşte bu sizin için daha iyi/fazla ve daha temizdir... Allah bilir, siz bilmezsiniz.

وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لاَ تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلاَّ وُسْعَهَا لاَ تُضَآرَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلاَ مَوْلُودٌ لَّهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالاً عَن تَرَاضٍ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُواْ أَوْلاَدَكُمْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّا آتَيْتُم بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
233-) Vel validatu yurdı'ne evladehünne havleyni kâmileyni limen erade en yütimmerredaate ve alel mevludi lehu rizkuhünne ve kisvetühünne Bil ma'ruf* la tükellefü nefsün illâ vüs'aha* la tudarre validetün Bi velediha ve la mevludün lehu Bi veledihi ve alel varisi mislü zâlik* fein erada fisalen an teradın minhüma ve teşavürin fela cünaha aleyhima* ve in eradtüm en testerdıu evladeküm fela cünaha aleyküm iza sellemtüm ma ateytüm Bil ma'ruf* vettekullahe va'lemu ennAllahe Bi ma ta'melune Basıyr;
Süt emzirmeyi tamamlamak isteyenler (babalar) için, anneler çocuklarını tam/kamil iki (hicri) yıl emzirirler... Onların (annelerin) rızkı (yeme-içmeleri) ve kisveleri (giyecekleri) (Bi-) ma’ruf (örf) üzere çocuğun babasının üzerinedir... Hiç bir nefse vüs’atinden başkası teklif edilmez... Ne bir ana (B gerçeğince) çocuğu sebebiyle zarar görsün, ne de bir baba (B gerçeğince) çocuğu yüzünden zarara sokulsun... Varis’e düşen de bunun gibidir (bu kurala uymaktır)... Eğer (ana-baba) kendi rızaları ile ve meşvere ederek (çocuğu) sütten kesmek isterlerse kendilerine bir günah yoktur... Ve eğer çocuklarınızı (süt annesi tutup) emzirtmek dilerseniz, (Bi-) ma’ruf ile verdiğinizi (ücreti) teslim etmeniz şartıyla, yine üzerinize bir günah yoktur... Allah’dan ittika edin ve iyi bilin ki Allah tüm yaptıklarınızı (B sırrınca; onların meydana getiricisi olarak) Basıyr’dir.

وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِير
234-) Velleziyne yüteveffevne minküm ve yezerune ezvacen yeterebbasne Bi enfüsihinne erbeate eşhürin ve aşra* feiza belağne ecelehünne fela cünaha aleyküm fiyma fealne fiy enfüsihınne Bil ma'ruf* vAllahu Bi ma ta'melune Habiyr;
Sizden vefat edip te geriye eşler bırakanların bu eşleri dört ay on gün kendilerini (B sırrınca) gözetlerler (beklerler)... Sürelerinin nihayetine ulaştıklarında, artık onların kendileri hakkında (Bi-) ma’ruf ile yaptıklarından dolayı size bir günah yoktur... Allah tüm amellerinizi (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Habiyr’dir.

وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُم بِهِ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَاء أَوْ أَكْنَنتُمْ فِي أَنفُسِكُمْ عَلِمَ اللّهُ أَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلَـكِن لاَّ تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلاَّ أَن تَقُولُواْ قَوْلاً مَّعْرُوفًا وَلاَ تَعْزِمُواْ عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتَّىَ يَبْلُغَ الْكِتَابُ أَجَلَهُ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا فِي أَنفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ
235-) Ve la cünaha aleyküm fiyma arradtüm Bihi min hıtbetin nisai ev eknentüm fiy enfüsiküm* alimAllahu enneküm setezkürunehünne ve lâkin la tüvaıduhünne sirran illâ en tekulu kavlen ma'rufa* ve la ta'zimu ukdeten nikahı hatta yeblüğal Kitabu eceleh* va'lemu ennAllahe ya'lemu ma fiy enfüsiküm fahzeruh* va'lemu ennAllahe Ğafur’un Haliym;
Böyle (iddet bekleyen) kadınlara evlenme isteğinizi (B sırrınca) üstü kapalı iletmenizde veya içinizde tutmanızda size bir günah yoktur... Allah onları hatırlayacağınızı bilmiştir... Fakat ma’ruf bir söz söylemeniz dışında sakın gizli bir şeye (gizli bir buluşmaya) sözleşmeyin... Farz olan iddet süresi doluncaya kadar nikah akdini bağlamaya azmetmeyin... Ve bilin ki Allah içinizde olani bilir, artık O’ndan hazer edin (sakının)... Ve iyi bilin ki Allah Ğafur’dur, Haliym’dir.

لَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ أَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَرِيضَةً وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُ مَتَاعًا بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُحْسِنِينَ
236-) La cünaha aleyküm in tallaktümün nisae ma lem temessuhünne ev tefridu lehünne feriydaten, ve mettiu’hünn* alel musiı kaderuhu ve alel muktiri kaderuh* metaan Bil ma'ruf* Hakkan alel muhsiniyn;
Kendilerine dokunmadan veya onlar için herhangi bir mehr kesmeden kadınları boşarsanız, size bir günah yoktur... Onları faydalandırın... Eli geniş olan da kendi gücünce, eli dar olan da kendi kaderince (Bi-) ma’ruf üzere faydalandırmalı... (Bu) muhsinler üzerine bir haktır.

وَإِن طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إَلاَّ أَن يَعْفُونَ أَوْ يَعْفُوَ الَّذِي بِيَدِهِ عُقْدَةُ النِّكَاحِ وَأَن تَعْفُواْ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَلاَ تَنسَوُاْ الْفَضْلَ بَيْنَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
237-) Ve in tallaktümuhünne min kabli en temessuhünne ve kad feradtüm lehünne feriydaten fenısfü ma feradtüm illâ en ya'fune ev ya 'fuvelleziy Bi yedihi ukdetün nikah* ve en ta'fu akrabu littakva* ve la tensevül fadle beyneküm* innAllahe Bi ma ta'melune Basıyr;
Kendilerine bir mehr tayin etmiş iken ve onlara dokunmadan önce kadınları boşamışsanız, tayin ettiğinizin yarısını verin... Ancak kendileri (kadınlar) veya nikah akdi (Bi-) elinde olan (erkekler) bağışlarsa/vazgeçerse o başka... (Erkekler) sizin bağışlamanız/ (mehr’in tümünü vermeniz) takva’ya daha yakındır... Aranızda fazileti unutmayın... Muhakkak ki Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir.

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلَاةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ
238-) Hafizu ales Salevati ves Salatil Vüsta ve kumu Lillahi kanitiyn;
Salatları (namazları) ve salat-ı vusta’yı (orta namazı) muhafaza edin... Kanitiyn (tam teslim olmuşlar) olarak Allah (baka) için kıyam edin.

فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا فَإِذَا أَمِنْتُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ
239-) Fein hıftüm fericalen ev rükbana* feiza emintüm fezkürullahe kema allemeküm ma lem tekünu ta'lemun;
Eğer (herhangi bir tehlikeden) korkarsanız, RİCALEN (yaya, yürüyerek) veya RÜKBANEN/binit üzerinde(namazınızı kılın)...Emin olduğunuzda (güvene kavuştuğunuzda), bilmiyor olduklarınızı size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin.

وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لِأَزْوَاجِهِمْ مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِي مَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ مِنْ مَعْرُوفٍ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
240-) Velleziyne yüteveffevne minküm ve yezerune ezvacen, vasıyyeten liezvacihim metaan ilel havli ğayra ıhrac* fein haracne fela cünaha aleyküm fiy ma fealne fiy enfüsihinne min ma'ruf* vAllahu Aziyz’ün Hakiym;
İçinizden vefat edip de geriye eşler bırakan (erkekler), eşlerinin (evden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyyet etsinler... Eğer kendileri çıkarlarsa, onların kendi haklarında ma’ruf üzere yaptıklarından dolayı size bir günah yoktur... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
241-) Ve lil mütallekati metaun Bil ma'ruf* Hakkan alel müttekıyn;
Boşanmış kadınların lehine (Bi-) ma’ruf üzere (örfen normal geçim şartlarına göre, sünnetullah gereği) faydalandırma (hakları) vardır; ki (bu) muttekiler üzerine bir haktır/vazifedir.

كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ ءَايَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
242-) Kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatihi lealleküm ta'kılun;
İşte Allah sizin için ayetlerini böyle açıkça beyan ediyor ki belki akledersiniz.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللَّهُ مُوتُوا ثُمَّ أَحْيَاهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
243-) Elem tera ilelleziyne harecu min diyarihim ve hüm ülufün hazerel mevt* fekale lehümüllahu mutu sümme ahyahüm* innAllahe lezufadlin alenNasi ve lâkinne ekseranNasi la yeşkürun;
Ölüm korkusuyla, binlerce (kişi) oldukları halde yurtlarından çıkanları görmedin mi?.. Allah onlara: “ölün” dedi; sonra da onları diriltti... Şüphesiz ki Allah insanlara gerçekten FAZL (lutuf) sahibidir... Ama insanların ekseriyeti şükretmezler.

وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
244-) Ve katilu fiy sebiylillâhi va'lemu ennAllahe Semi’un ‘Aliym;
Allah yolunda savaşın ve iyi bilin ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.

مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَاللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
245-) Menzelleziy yukridullahe kardan hasenen feyudaıfehu lehu ad'afen kesiyreten, vAllahu yakbidu ve yebsut* ve ileyhi türceun;
Kimdir o (adam) ki Allah’a karz-ı hasen (güzel bir ödünç) versin de Allah da onu (verdiğini) ona (veren ele) bir çok kez katlayarak artırsın... Allah kabz eder (daraltır, kısar) ve bast eder (yayar, açar)... O’na döndürülmektesiniz.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الْمَلإِ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ مِن بَعْدِ مُوسَى إِذْ قَالُواْ لِنَبِيٍّ لَّهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُّقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللّهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِن كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ أَلاَّ تُقَاتِلُواْ قَالُواْ وَمَا لَنَا أَلاَّ نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِن دِيَارِنَا وَأَبْنَآئِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْاْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِين
246-) Elem tera ilel melei min beniy israiyle min ba'di Musa* iz kalu li Nebîyyin lehümüb'as lena meliken nükatil fiy sebiylillâh* kale hel aseytüm in kütibe aleykümül kıtalu ella tukatilu* kalu ve ma lena ella nukatile fiy sebiylillâhi ve kad uhricna min diyarina ve ebnaina* felemma kütibe aleyhimül kıtalu tevellev illâ kaliylen minhüm* vAllahu Aliym’ün Biz zalimiyn;
Musa’dan sonra İsrailOğullarından MELE’-i (bir görüşü paylaşan ileri gelenler grubu) görmedin mi?... Hani onlar, Nebîlerine: “Bizim için bir Melik ba’set, Allah yolunda savaşalım”, demişlerdi... (O Nebî) dedi ki: “Ya size savaş yazılır/farz kılınır da savaşmazsanız?”... Dediler ki: ”Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım?... Hem yurtlarımızdan ve oğullarımızdan çıkarılıp uzaklaştırıldık”... Vaktaki üzerlerine savaş yazılınca/farz olunca, onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler... Allah zalimleri (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Aliym’dir.

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوَاْ أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ الْمَالِ قَالَ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
247-) Ve kale lehüm Nebîyyühüm innAllahe kad bease leküm talute meliken, kalu enna yekünu lehül mülkü aleyna ve nahnu ehakku Bil mülki minhu ve lem yü'te seaten minel mal* kale innAllahastefahu aleyküm ve zadehu bestaten fiyl ılmi vel cism* vAllahu yü'tiy mülkeHU men yeşa'* vAllahu Vasi’un Aliym;
Nebîleri onlara dedi ki: “Muhakkak ki Allah, Talut’u sizin için Melik olarak ba’setti”... Dediler ki: “Nasıl olur da o bizim üzerimize mülk sahibi olur?... Biz (Bi-) mülke ondan daha ehakkız... (Ona) maldan bir genişlik de verilmemiştir (hem)”... (Nebîleri) dedi ki: “Muhakkak ki Allah O’nu sizin üzerinize ıstıfa etti/seçti, ilim’de ve cisim’de beste (derinlilik, güçlülük) olarak onu ziyade etti”... Allah mülkünü dilediğine verir... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ءَايَةَ مُلْكِهِ أَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَى وَءَالُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلَائِكَةُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
248-) Ve kale lehüm Nebîyyühüm inne ayete mülkiHİ en ye'tiyekümüt tabutu fiyhi sekiynetüm min Rabbiküm ve bekıyyetün mimma terake alu Musa ve alu Harune tahmilühül Melaiketü, inne fiy zâlike leayeten leküm in küntüm mu’miniyn;
Nebîleri onlara dedi ki: “Muhakkak ki O’nun mülkü’nün ayeti (alameti), o tabut’un size gelmesidir... Ki onun içinde Rabbinizden bir sekine, Al-u Musa ve Al-u Harun’un bıraktığından bir bakıyye vardır... Onu melaike taşır... Muhakkak ki bunda sizin için kesin bir ayet (alamet) vardır, eğer mü’minler iseniz”.

فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ إِنَّ اللّهَ مُبْتَلِيكُم بِنَهَرٍ فَمَن شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَن لَّمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُ مِنِّي إِلاَّ مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ فَشَرِبُواْ مِنْهُ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ قَالُواْ لاَ طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنودِهِ قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو اللّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
249-) Fe lemma fesale talutu Bil cunudi, kale innAllahe mübteliyküm Bi neher* femen şeribe minhu feleyse minniy* vemen lem yat'amhü feinnehu minniy illâ menığterafe gurfeten Bi yedih* feşeribu minhu illâ kaliylen minhüm* felemma cavezehu huve velleziyne amenu meahu, kalu la takate lenel yevme Bi calute ve cunudih* kalelleziyne yezunnune ennehüm mulakullahi kem min fietin kaliyletin ğalebet fieten kesiyraten Bi iznillah* vAllahu meas Sabiriyn;
Talut, (Bi-) ordusuyla ayrıldığında (askerlerine) dedi ki: “Muhakkak ki Allah sizi (Bi-) nehir ile deneyecektir... Kim ondan içerse benden değildir... Kim onu tatmayansa işte o bendendir... (Bi-) eli ile bir avuç alan müstesna”... Fakat içlerinden pek azı hariç ondan içtiler... Vakta ki O ve Onun beraberindeki mü’minler nehri geçince: “Bugün, (Bi-) Calut ve ordusuna karşı bizim bir takatımız yoktur” dediler... Allah’a mulakı olacaklarını/kavuşacaklarını içlerinden gelen bir şekilde bilenler ise: “(Sayıca) nice az bir topluluk, Biiznillah (Allahın izniyle) (sayıca) çok bir topluluğa galip gelmiştir... Allah sabredenlerle beraberdir”, dediler.

وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُوا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

250-) Ve lemma berezu licalute ve cunudihi kalu Rabbena efrığ aleyna sabren ve sebbit akdamena vansurna alel kavmil kâfiriyn;

(Talut’un askerleri) Calut ve onun ordusunun karşısına çıktıklarında: “Rabbimiz, üzerimize sabır dök/yerleştir, ayaklarımızı sabit kıl/kaydırma ve kafirler topluluğuna karşı bize nusret ver”.

فَهَزَمُوهُمْ بِإِذْنِ اللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُدُ جَالُوتَ وَءَاتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَاءُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْأَرْضُ وَلَكِنَّ اللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ
251-) Fehezemuhüm Bi iznillahi ve katele Davudu calute ve atahullahul Mülke vel Hikmete ve allemehu mimma yeşa'* ve levla def'ullahin Nase ba'dahüm Bi ba'din le fesedetil Ardu ve lakinnAllahe zu fadlin alel alemiyn;
Nihayet Bi-iznillah (Allah’ın izniyle) onları hezimete uğrattılar... Davud, Calut’u öldürdü... Ve Allah Ona (Davud’a) Mülk’ü ve Hikmet’i verdi ve Ona dilediğinden ta’lim etti... Eğer Allah (B sırrınca) insanların bazısı ile, onların bazılarını defetmeseydi, elbette Arz fesada uğrar/bozulurdu... Fakat Allah alemler üzerine gerçekten lutuf sahibidir.

تِلْكَ ءَايَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
252-) Tilke ayatullahi netluha aleyke Bil Hakk* ve inneke le minel mürseliyn;
Bunlar Allah ayetleridir... Onları sana Bil-Hakk (Hak olarak) tilavet ediyoruz... Ve sen kesinlikle mürseliyndensin (irsal olunanlardansın).

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَـكِنِ اخْتَلَفُواْ فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلُواْ وَلَـكِنَّ اللّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
253-) Tilker Rusülü faddelna ba'dahüm alâ ba'd* minhüm men kellemAllahu ve refea ba'dahüm derecat* ve ateyna Iysebne Meryemel beyyinati ve eyyednahü Bi Ruh-ıl Kudüs* ve lev şaAllahu maktetelelleziyne min ba'dihim min ba'di ma caethümül beyyinatu ve lakinıhtelefu feminhüm men amene ve minhüm men kefer* ve lev şaAllahu maktetelu ve lakinnAllahe yef'alu ma yüriyd;
İşte Rasûller (ki) onların bazısını bazısı üzerine üstün kıldık... Onlardan kimi ile Allah konuşmuş, kimini de dereceler olarak ref’etmiş/yükseltmiştir... Meryem Oğlu İsa’ya beyyineler verdik ve O’nu (B sırrınca) Ruh’ül Kudüs ile teyid ettik... Eğer Allah dileseydi onlardan sonra gelenlerden, kendilerine beyyineler geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi... Fakat ihtilafa düştüler de onlardan kimi iman etti kimi de inkar etti... Eğer Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi... Lakin Allah dilediğini yapar.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ
254-) Ya eyyühelleziyne amenu enfiku mimma razaknaküm min kabli en ye'tiye yevmün la bey'un fiyhi ve la hulletün ve la şefaatün, vel kâfirune hümüz zalimun;
Ey iman edenler, ne alış-verişin, ne dostluğun ve ne de şefaatın olmadığı gün gelmeden önce sizi rızıklandırdığımızdan infak edin... Kafirler, zalimlerin ta kendileridir.

اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
255-) Allahu la ilahe illâ HUvel Hayy’ül Kayyum* la te'huzuHU sinetün vela nevm* leHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* men zelleziy yeşfeu ındeHU illâ Bi iznih* ya'lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm* ve la yuhıytune Bi şey’in min ılmiHİ illâ Bi ma şa'* vesia Kürsiyyühüs Semavati vel Ard* ve la yeuduhu hıfzuhüma* ve HUvel Alıyy’ül Azıym;
ALLAH ki, tanrı yoktur ancak O vardır (O’ndan gayrı vücud yoktur); Hayy (gerçek diri) ve Kayyum’dur (kendi kendine kaim; zira kıyambinefsihi)... Ne uyuklama (gaflet) ne de uyku Onu yakalayabilir (kayyumiyet sıfatı?)... Semalar’da ve Arz’da ne varsa Onundur... Onun katında kim şefaat edebilir ki Bi-izniHİ (O’nun izni olarak) olmaksızın?... Bilir önlerinde ve arkalarında olanların hepsini... (B sırrıyla) dilemesi (izni) olmadan Onun ilminden bir (Bi-) şeyi kapsamak mümkün değildir... Kürsüsü (bilinç), Semalar’ı ve Arz’ı içine almıştır... Onların muhafazası O’na ağır/zor gelmez... O, Aliy (sınırsız yüce)’dir, Azıym’dir (azameti sonsuz).

لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
256-) La ikrahe fid Diyni kad tebeyyenerrüşdü minel ğayy* femen yekfür Bittağuti ve yu'min Billahi fekadistemseke Bil urvetil vüska, lenfisame leha* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
Diyn’de zorlama yoktur (İslam’da?)... Gerçekten rüşd (hidayet, hak, doğruluk) ğayy’dan (azgınlık, dalalet) apaçık ayrılmıştır (deliller ortadadır)... Artık her kim (Bi-) Tağut’u (tapılacak nesne, Allah dışında vücud, ilah kabul etmeyi) inkar edip Allah’a (B sırrıyla) iman ederse muhakkak o kopması/ayrılması olmayan sapasağlam bir kulpa (B sırrınca) yapışmış olur... Allah Semi’dir, Aliym’dir.

اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ ءَامَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
257-) Allahu Veliyyülleziyne amenu yuhricühüm minez zulümati ilenNur* velleziyne keferu evliyaühümüt tağutu yuhricunehüm minen Nuri ilez zulümat* ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;
Allah iman edenlerin Veliy’sidir... Onları karanlıkLARdan Nur’a çıkarır... Fiilen küfür (hakikatlerini örtme) halinde olanlara gelince, onların evliyası Tağut’tur (Allah dışındaki ilahları)... (O taptıkları ilahlar) onları Nur’dan karanlıkLARa çıkarırlar... İşte onlar Nar ashabıdır... Onlar onda (Nar’da) ebedi kalıcılardır.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَآجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رِبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللّهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِـي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِـي وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِين
258-) Elem tera ilelleziy hacce İbrahîyme fiy Rabbihi en atahullahul mülk* iz kale İbrahîymu Rabbiyelleziy yuhyiy ve yumiytu, kale ene uhyiy ve umiyt* kale İbrahîymu feinnAllahe ye'tiy BişŞemsi minel meşrikı fe'ti Bi ha minel mağribi febühitelleziy kefer* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
Allah kendisine mülk (hükümdarlık, saltanat, hükmetme gücü) verdi diye Rabbi hakkında İbrahim ile niza edeni/tartışanı görmedin mi?... İbrahim: “Benim Rabbim O’dur ki diriltir ve öldürür”, dediğinde o da: “ben de diriltir ve öldürürüm” dedi... İbrahim: “Muhakkak ki Allah Güneş’i (B sırrınca) maşrik’ten getiriyor, hadi sen (Bi-) onu mağrib’ten getir” deyince; o kafir (hakikatından perdeli) kimse apışıp kaldı... Allah zalimler toplululuğuna hidayet etmez.

أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىَ يُحْيِـي هَـَذِهِ اللّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللّهُ مِئَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِئَةَ عَامٍ فَانظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِّلنَّاسِ وَانظُرْ إِلَى العِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
259-) Ev kelleziy merra alâ karyetin ve hiye haviyetün alâ uruşiha* kale enna yuhyiy hazihillahu ba'de mevtiha* feematehullahu miete amin sümme beaseh* kale kem lebist* kale lebistü yevmen ev ba’da yevm* kale bel lebiste miete amin fenzur ila taamike ve şerabike lem yetesenneh* venzur ila hımarike ve li nec'aleke ayeten lin Nasi venzur ilel ızami keyfe nünşizüha sümme neksuha lahmen, felemma tebeyyene lehu kale a'lemü ennAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Yahut şu kimse (Üzeyir) gibisini (görmedin mi) ki çatıları, damları/duvarları üstüne çökmüş/alt üst olmuş (ahalisi helak olmuş) bir karye’ye (kasaba’ya, kente) uğramıştı da: ”Allah şurayı ölümünden sonra nasıl diriltir?”, demişti... (Bunun üzerine) Allah onu yüz sene (lik bir süre için) öldürmüş, sonra ba’setmişti... “Ne kadar kaldın?” dedi (Allah)... O da: “Bir gün veya bir günün ba’zı/birazı” dedi... (Allah) buyurdu: “Hayır, yüz sene kaldın... İşte yiyeceğine ve içeceğine bir bak; hiç bozulmamış... Eşeğine bak... Seni insanlar için bir ayet (ibret) kılalım diye (bunu yaptık)... Kemiklere bak, nasıl onları çatıyor/iskeletini kuruyor sonra et giydiriyoruz onlara”... Kendisine iş açıkça belli olunca/durum netleşince şöyle dedi: “(Şimdi) biliyorum, ki Allah herşeye Kadiyr’dir”.

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَـكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
260-) Ve iz kale İbrahîymu Rabbi eriniy keyfe tuhyil mevta* kale evelem tu'min* kale belâ ve lâkin liyatmeinne kalbiy* kale fe huz erbeaten minet tayri fesurhünne ileyke sümmec'al alâ külli cebelin minhünne cüz'en sümmed'uhünne ye'tiyneke sa'ya* va'lem ennAllahe Aziyz’un Hakiym;
Hani İbrahim (de bir zaman): “Rabbim göster bana, ölüleri nasıl diriltirsin?”, demişti... (Rabbi) dedi: “İman etmedin mi ki?”... (İbrahim) dedi: “Elbette (iman ettim; ilmel yakin olarak bildim); ama kalbimin mutmain olması için”... (Allah) buyurdu: “O halde KUŞ’tan (kuş cinsinden) dört (çeşit) al/tut... Onları kendine çek/alıştır/zabdet, sonra onlardan birer cüz olarak her bir dağın üzerine koy... Sonra onları çağır, sa’yederek/koşarak sana gelirler (zira boğazlanmalarından sonra artık onları sen dirilttin)... Bil ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir”.

مَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
261-) Meselülleziyne yunfikune emvalehüm fiy sebiylillâhi kemeseli habbetin enbetet seb'a senabile fiy külli sünbületin mietü habbetin, vAllahu yudaıfu limen yeşa'* vAllahu Vasi’un ‘Aliym;
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misali, yedi başak bitiren ve her başağında yüz habbe/dane bulunan tek bir habbe/dane gibidir... Allah dilediği kimse için kat kat artırır... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.

الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا أَذًى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
262-) Elleziyne yunfikune emvalehum fiy sebiylillâhi sümme la yutbiune ma enfeku mennen ve la ezen lehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Mallarını Allah yolunda infak edip sonra bu infaklarına minnet etme/başa kalkma ve eziyet katmayanların, Rableri indinde kendilerine özel ecirleri vardır... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ
263-) Kavlün ma'rufun ve mağfiratün hayrun min sadekatin yetbeuha eza* vAllahu Ğaniyy’un Haliym;
(Kalbine ferahlık olan) Ma’ruf bir söz ve mağfiret, arkasından bir eziyyet gelen sadakadan daha hayırlıdır... Allah Ğaniy’dir, Haliym’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِين

264-) Ya eyyühelleziyne amenu la tubtılu sadekatiküm Bil menni vel eza, kelleziy yunfiku malehu riaenNasi ve la yu'minu Billahi vel yevmil ahır* femeselühu kemeseli safvanin aleyhi türabün fe esabehu vabilün feterakehu salda* la yakdirune alâ şey’in mimma kesebu* vAllahu la yehdil kavmel kafiriyn;

Ey iman edenler, malını insanlara riya olarak harcayan ve (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman etmeyen bir kimse gibi sadakalarınızı (Bi-) menn (başa kalkma) ve eza (eziyyet etme) ile iptal etmeyin... Onun misali üzerinde bir miktar toprak bulunan (şu) kaya’ya/kayalara benzer ki; şiddetli/sağanak bir yağmur ona isabet etti ve onu sald’a/ (topraksız) dümdüz sert bir kaya halinde bıraktı... Onlar kazandıklarından hiç bir şey elde edemezler... Allah kafirler topluluğuna hidayet etmez.

وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
265-) Ve meselülleziyne yunfikune emvalehümüb tiğae merdatillahi ve tesbiyten min enfüsihim kemeseli cennetin Bi rabvetin esabeha vabilün fe atet üküleha dı'feyn* fe in lem yusıbha vabilün fe tall* vAllahu Bi ma ta'melune Basıyr;
Allah rızasını isteyerek/arayarak ve kendi enfüslerinden bir tesbit (rablerine ait bir özellik) ile mallarını infak edenlerin misaline gelince; kendisine kuvvetli bir sağanak yağmur isabet edip de yemişlerini iki kat vermiş (Bi-) tepedeki cennet’e/bahçeye benzer... O’na (böyle bir tepedeki bahçeye) bol yağmur isabet etme se bile, (onun yemiş vermesi için) bir çise/nem olur/yeter... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Basıyr’dir.

أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاء فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُون
266-) Eyeveddü ehadüküm en tekûne lehu cennetün min nehıylin ve a'nabin tecriy min tahtihel enharu, lehu fiyha min küllis semerati, ve esabehül kiberu ve lehu zürriyyetün duafa’*, feesabeha ı'sarun fiyhi narun fahterakat* kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayati lealleküm tetefekkerun;
Sizin biriniz ister mi ki hurmalardan ve üzümlerden bir cennet’i/bahçesi olsun, altından nehirler aksın, içinde her meyvadan olsun da kendisine ihtiyarlık isabet etsin ve zayıf zürriyyeti olsun... (Derken) ona (o bahçeye) içinde nar/ateş olan bir bora isabet etsin ve (o bahçe baştan başa) yanıversin... İşte Allah, tefekkür edesiniz diye, ayetlerini sizin için açıklıyor.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَلاَ تَيَمَّمُواْ الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِآخِذِيهِ إِلاَّ أَن تُغْمِضُواْ فِيهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
267-) Ya eyyühelleziyne amenu enfiku min tayyibati ma kesebtüm ve mimma ahrecna leküm minel Ard* ve la teyemmemül habiyse minhu tunfikune ve lestüm Bi ahıziyhi illâ en tüğmidu fiyh* va'lemu ennAllahe Ğaniyy’ün Hamiyd;
Ey iman edenler, kazandıklarınızın ve Arz’dan sizin için çıkardıklarımızın tayyib (temiz-helal-pozitiv) olanlarından infak edin... Göz yummaksızın (B sırrınca) alıcısı olmayacağınız habis (pis/negativ) i infak etmeye yeltenmeyin... İyi bilin ki Allah Ğaniy’dir, Hamiyd’dir.

الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللَّهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
268-) Eşşeytanü yeıdükümül fakre ve ye'muruküm Bil fahşa'* vAllahu yeıduküm mağfiraten minhu ve fadlen, vAllahu Vasi’un ‘Aliym;
Şeytan size fakirlik/yoksulluk va’deder ve size fahşa (çirkinlik, cimrilik) ile (B sırrınca) emreder... Allah ise kendinden bir mağfiret (kendi nuru ile örtme, yakin) ve fazl (üstünlük, fazlalık) va’deder... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.

يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ
269-) Yü'til Hıkmete men yeşau'* ve men yü'tel Hıkmete fekad utiye hayren kesiyra* ve ma yezzekkeru illâ ülül elbab;
(O) Hikmet’i dilediğine verir... Kime Hikmet verilirse, gerçekten (ona) pek çok hayır verilmiştir... (Bunu) öz (vehimden arı) akıl sahiplerinden başkası anlayamaz.


وَمَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ

270-) Ve ma enfaktüm min nefekatin ev nezertüm min nezrin fe innAllahe ya'lemuh* ve ma lizzalimiyne min ensar;

Nafakadan neyi infak ettiniz ve adaktan neyi nezrettiniz/adadınız ise, muhakkak Allah onu bilir (karşılığı kesindir)... Zalimler için ensar/yardımcılar yoktur.

إِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ وَإِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّئَاتِكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

271-) İn tübdüs sadekati feniımma hiye, ve in tuhfuha ve tü'tuhel fukarae fe huve hayrun leküm* ve yükeffiru anküm min seyyiatiküm* vAllahu Bi ma ta'melune Habiyr;

Sadakalarınızı açıkça verirseniz, o ne güzeldir!... Eğer onları gizler ve onları fakirlere verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır, ve kötülüklerinizden bir ksımını örter/keffaret olur... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Habiyr’dir.

لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
272-) Leyse aleyke hüdahüm ve lakinnAllahe yehdiy men yeşa'* ve ma tünfiku min hayrin felienfüsiküm* ve ma tünfikune illebtiğae vechillah* ve ma tünfiku min hayrin yüveffe ileyküm ve entüm la tuzlemun;
(Rasûlüm) onların hidayeti senin üzerine (bir borç) değildir... Fakat Allah dilediğine hidayet eder... Hayırdan ne infak ederseniz, ancak kendi nefsiniz içindir/kendi lehinizedir... (Nitekim) ancak vechullah’ı arzulayarak/vechullah için infak edersiniz... Hayırdan ne infak ederseniz, tamı tamına size ödenir; ve siz zulme uğratılmazsınız.

لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ
27 3-) Lil fukarailleziyne uhsıru fiy sebiylillâhi la y estetıy'une darben fiyl Ardı, yahsebühümül cahilü ağniyae minet teaffüf* ta'rifühüm Bi siymahüm* la y es'elunen Nase ilhafa* ve ma tünfiku min hayrin fe innAllahe Bihi ‘Aliym;
(İnfaklarınız-sadakalarınız) şu Fukara içindir ki Allah yolunda (mücahade için) hasredilmişler (kapanıp kalmışlar); Arz’da gezip dolaşmağa güç yetiremezler (ticaret ve dünyalık kazanç için vakitleri yok)... İffetlerinden ötürü, cahil kişiler (onları tanımayanlar) onları zengin kimseler sanır... (Rasûlüm) Sen onları (B sırrınca) simalarından tanırsın... (Onlar) yüzsüzlük edip insanlardan istemezler... (Artık) hayırdan ne infak ederseniz, muhakkak Allah onu (B sırrınca; onun hakikatı olarak) Aliym’dir.

الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
274-) Elleziyne yünfikune emvalehüm Bil leyli vennehari sirran ve alaniyeten felehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Mallarını, (B sırrınca) gece ve gündüz, gizli ve aleni infak edenler var ya, işte onların ecirleri Rableri indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِ فَانتَهَىَ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
275-) Elleziyne ye'külunerRiba la yekumune illâ kema yekumülleziy yetehabbetuhüşşeytanu minel mess* zâlike Bi ennehüm kalu innemel bey'u mislürRiba* ve ehalellahul bey'a ve harremerRiba* fe men caehu mevızatün min Rabbihi fenteha felehu ma selef* ve emruhu ilellah* ve men ade feülaike ashabünnar* hüm fiyha halidun;
Riba/faiz yiyenler (?), (kıyamet günü) ancak şeytanın mess için (cinlendirme, delirtme için) çarptığı kimsenin kıyam ettiğinden başka türlü kalkıp doğrulamazlar... Bu onların: “Bey’ (alış-veriş) de ancak riba (faiz) misli (gibi) dir”, demelerinden dolayıdır... Halbuki Allah bey’i helal ve riba’yı haram kılmıştır... Artık kime Rabbinden bir mev’ıze (öğüt) gelir de (bu nedenle faizden) vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir... Ve onun emri/işi de Allah’a kalmıştır... Kim (tekrar faize) dönerse, işte onlar Nar ashabıdırlar... Onlar orada ebedi kalıcılardır (çünkü faiz, şirk?).

يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
276-) YemhakullahurRiba ve yurbis Sadekat* vAllahu la yuhıbbu külle keffarin esiym;
Allah riba’yı/faizi mahveder ve sadakaları ise artırır... Allah günahta israr eden, ziyadesiyle nankörlerin (faiz yiyenlerin) hiçbirini sevmez.

إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَءَاتَوُا الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
277-) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati ve ekamus Salate ve atevüz Zekate lehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
İman edip salih amel işleyen, namazı ikame eden ve zekatı verenlerin Rableri indinde kendilerine has ecirleri vardır... Korku yoktur onlara ve onlar mahzun da olmazlar.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
278-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe vezeru ma bekıye miner Riba in küntüm mu’miniyn;
Ey iman edenler Allah’dan ittika edin ve riba’dan kalanı (bakiyesini) de bırakın, eğer mü’minler iseniz.

فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
279-) Fein lem tef'alu fe'zenu Bi harbin minAllahi ve RasûliHİ, ve in tübtüm feleküm ruusü emvaliküm* la tazlimune ve la tuzlemun;
Eğer (bunu) yapmazsanız Allah ve Rasûlü tarafından (B sırrınca) harb ilan edildiğini duyun/bilin... Eğer tevbe ederseniz, o zaman mallarınızın başları (sermayeleriniz) sizindir... (Ki böylece) ne zulmedersiniz, ne de zulme uğrarsınız.

وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
280-) Ve in kâne zu usretin fe nezıratün ila meyseretin, ve en tesaddeku hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
Eğer o (borçlu) zorluk sahibi/darlık içinde ise kolaylıkla ödeyebilecekleri duruma kadar mühlet (tanıyın)... Ve (bu gibi borçlulara alacağınızı) tasaddukta bulunmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
281-) Vetteku yevmen turceune fiyhi ilellahi sümme tüveffa küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
Kendisinde Allah’a döndürüleceğiniz GÜN’den ittika edin... Sonra her nefse (kendi) kazandığı tamı tamına verilecek ve onlar zulme uğratılmayacaklar.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلاَ يَأْبَ كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْئًا فَإن كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لاَ يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُواْ شَهِيدَيْنِ من رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاء أَن تَضِلَّ إْحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى وَلاَ يَأْبَ الشُّهَدَاء إِذَا مَا دُعُواْ وَلاَ تَسْأَمُوْاْ أَن تَكْتُبُوْهُ صَغِيرًا أَو كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ اللّهِ وَأَقْومُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلاَّ تَرْتَابُواْ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلاَّ تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوْاْ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلاَ شَهِيدٌ وَإِن تَفْعَلُواْ فَإِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
282-) Ya eyyühelleziyne amenu iza tedayentüm Bi deynin ila ecelin müsemmen fektübuh* vel yektüb beyneküm kâtibun Bil adl* ve la ye'be kâtibun en yektübe kema allemehullahu fel yektüb* velyümlililleziy aleyhil hakku vel yettekıllahe Rabbehu ve la yebhas minhu şey'a*, fein kânelleziy aleyhil hakku sefiyhen ev daıyfen ev la yestetıy'u en yümille huve felyümlil veliyyuhu Bil adl* vesteşhidu şehiydeyni min Ricaliküm* fe in lem yekûna Racüleyni feRacülün vemreetani mimmen terdavne mineş şühedai en tedılle ıhdahüma fe tüzekkira ıhdahümel uhra* ve la ye'beş şühedau iza ma düu* ve la tes'emu en tektübuhu sağıyran ev kebiyran ila ecelih* zâliküm aksetu ındAllahi ve akvemu liş şehadeti ve edna ella tertabu illâ en tekûne ticareten hadıreten tüdiyruneha beyneküm feleyse aleyküm cünahun ella tektübuha* ve eşhidu iza tebaya'tüm* ve la yudarre katibün ve la şehiyd* ve in tef'alu fe innehu füsukun Biküm* vettekullah* ve yuallimukümüllah* vAllahu Bi külli şey'in ‘Aliym;
Ey iman edenler... Belirli bir vadeye kadar birbirinize (Bi-) borç verdiğinizde, onu yazın... Aranızda (Bi-) adaletli bir katip (yazmayı bilen adil biri) yazsın (noter?)... Katip/yazıcı, Allah’ın kendisine ta’lim ettiği/öğrettiği gibi yazmaktan imtina etmesin; yazsın... Hak kendi üzerinde olan (borçlu) da yazdırsın, Rabbi olan Allah’dan ittika etsin, ondan (borcundan) hiçbir şeyi eksiltmesin... Eğer hak üzerinde olan (borçlu) sefih (anlayışı kıt) veya zayıf (küçük çocuk, çaresiz) ya da kendisi bizzat yazdırmağa gücü yetmezse, onun velisi (Bi-) adaletle yazdırsın... Ricalinizden (erkeklerinizden) iki (kişiyi) de şahid tutun... Eğer iki (tane) erkek yoksa, o zaman razı olacağınız şahidlerden bir erkek iki kadın (olsun)... Onlardan (kadınlardan) biri şaşırırsa/unutursa, öteki biri diğerine hatırlatır (diye)... Da’vet edildiklerinde şahidler de imtina etmesinler (şahidlik yapsınlar)... (Sizler, katipler de) küçük veya büyük onu (borcu) eceline (vadesine) kadar yazmaktan usanmayın... Bu Allah indinde uluhiyyet hükümlerince en uygun/en adaletli, şahadet/şahitlik için en sağlam ve şekke düşmemeniz için en yakın/elverişlidir... Ancak aranızda döndürüp/devredip durduğunuz (tamamen) peşin bir ticaret olursa onu yazmamanızda üzerinize bir günah yoktur... Karşılıklı alışveriş yaptığınızda da şahid tutun... Katib’e de, şahid’e de bir zarar olmasın/verilmesin... Eğer (bir zarar) yaparsanız, muhakkak ki bu (B gerçeğince) sizin fusukunuz (sistem’den çıkmanız) dır... Allah’dan ittika edin... Allah size öğretiyor... Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.

وَإِن كُنتُمْ عَلَى سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُواْ كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَّقْبُوضَةٌ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ تَكْتُمُواْ الشَّهَادَةَ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
283-) Ve in küntüm alâ seferin ve lem tecidu katiben ferihanun makbudatün, fein emine ba'duküm ba'dan felyüeddillezi'tümine emanetehu velyettekıllahe Rabbehu, ve la tektümüş şehadete, ve men yektümha fe innehu asimün kalbüh* vAllahu Bi ma ta'melune ‘Aliym;
Ve eğer bir sefer üzere olursanız da bir katip bulamazsanız, o zaman kabzedilmiş rehinler (değerli nesneler/belgeler de yeter)... Eğer biriniz diğerine güvenirse/birbirinize güvenmiş (emin olmuş) iseniz, kendisine güvenilen emanetini ödesin; ve Rabbi olan Allah’dan ittika etsin... Şahadeti/şahitliği de gizlemeyin... Kim onu (şahadeti) gizlerse, muhakkak onun kalbi günahkardır... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Aliym’dir.

لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
284-) Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve in tübdu ma fiy enfüsiküm ev tuhfuhu yuhasibküm BiHİllah* feyağfiru limen yeşau ve yuazzibu men yeşa'* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne var ise Allah’ındır (O’nun Esmasının zuhurudur; Hakdır)... Nefislerinizde (enfüsünüzde) olanı açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla (B sırrınca) hesaba çeker/çekiyor... Dilediğini mağfiret eder (yakiyn nasip eder) ve dilediğine de azab eder... Allah her şeye Kadiyr’dir.

ءَامَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
285-) Amener Rasûlü Bi ma ünzile ileyhi min Rabbihi vel mu'minun* küllün amene Billahi ve MelaiketiHİ ve KütübiHİ ve RusuliHİ, la nuferriku beyne ehadin min RusuliHİ, ve kalu semi'na ve eta'na ğufraneke Rabbena ve ileykel masıyr;
Er-Rasûl (Rasûlullah), Rabbinden kendisine İNZAL olana (B sırrıyla) iman etti, mü’minler de (iman ettiler)... Hepsi, (B sırrıyla) Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve Rasûllerine iman etmiştir... O’nun Rasûllerinden hiçbirini ayırt etmeyiz... “işittik ve itaat ettik, Ğufran’sın (mağfiretini isteriz) Rabbimiz, dönüşümüz sanadır”, dediler.

لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْساً إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
286-) La yükellifullahu nefsen illâ vüs'aha* leha ma kesebet ve aleyha mektesebet* Rabbena la tüahızna in nesiyna ev ahta'na* Rabbena ve la tahmil aleyna ısran kema hameltehu alelleziyne min kablina* Rabbena ve la tühammilna ma la takate lena Bih* va'fü anna, vağfir lena, verhamna, ente mevlana fensurna alel kavmil kafiriyn;
Allah, hiçbir nefse/kimseye teklif etmez (mükellef tutmaz), kapasitesi dışındakini... Kişinin kulluk vazifesi olarak (Allah için) yaptığının kazancı lehine, nefsi için çabalayıp kazandığı aleyhinedir...Rabbimiz, eğer unutursak veya (kasdi olmaksızın) hataya düşersek, bununla bizi mes’ul tutma (affet?)... Rabbimiz, bizden evvelkilere yüklemiş olduğun ağır yükleri bize yükleme (mağfiret et?)... Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyleri (B sırrınca) bize yükleme (rahmet/merhamet et?)... Affeyle bizleri (sil günahlarımızı)... Mağfiret et bizleri (varlık günahımızı ört)... (Özel rahmetinle) rahmet buyur bizlere... SEN MEVLAmızsın; o halde kafirlere (hakikatı reddedenlere, gerçeği örtenlere) karşı bize zafer ihsan et...

Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal