Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



ÂL-U İMRÂN SÛRESİ     ال عمران

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
2-) Allahu la ilahe illâ HUvel Hayy’ul Kayyum;
Kendinden ğayrı vücud olmayan Allah, Hayy’dır, Kayyum’dur.

نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنْزَلَ التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ
3-) Nezzele aleykel Kitabe Bil Hakkı musaddikan lima beyne yedeyhi ve enzelet Tevrate vel İnciyl;
(O) sana, önündekileri (kendinden önceki Kitabları) tasdikleyen (şu) Kitab’ı, Bil-Hakk (Hak olarak) indirdi... Tevrat’ı ve İncil'i de (O), inzal etti/etmişti.

مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَأَنْزَلَ الْفُرْقَانَ إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللَّهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
4-) Min kablü hüden lin Nasi ve enzelel Furkan* innelleziyne keferu Bi ayatillahi lehüm azabün şediyd* vAllahu Aziyz’un Züntikam;
Daha önce (şu Kitab’ın/Kur’ani Aklın sana nazil olmasından önce) insanlara bir huda (rehber, hidayet kaynağı) olarak (Tevrat’ı ve İncil’i inzal etmişti)... Ve FURKAN’ı da (O) inzal etti... Muhakkak ki Allah ayetlerini (sıfatları, B sırrınca) örtüp/inkar edenler var ya işte onlar için şiddetli bir azab vardır... Allah Aziyz’dir, Züntıkam (intikam sahibi) dir.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَخْفَى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ
5-) İnnAllahe la yahfa aleyHİ şey'ün fiyl Ardı ve la fiys Sema';
Allah... Şu muhakkak ki Arz’da ve Sema’da hiç bir şey O’na gizli (hafiy) kalmaz.

هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
6-) HUvelleziy yüsavviruküm fiyl erhami keyfe yeşa'* la ilahe illâ HUvel Aziyz’ul Hakiym;
Sizi rahimlerde, nasıl dilerse (öylece) tasvir eden (sûretlendiren, şekillendiren, tüm teferruatıyla ortaya çıkaran) O’dur... İlah (başka vücud) yoktur, ancak HÛ (; ki O) Aziyz’dir, Hakiym’dir.

هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَا
7-) HUvelleziy enzele aleykel Kitabe minhu ayatun muhkematun hünne Ümmül Kitabi ve uharu müteşabihat* fe emmelleziyne fi kulubihim zeyğun feyettebiune ma teşabehe minhübtiğael fitneti vebtiğae te'viylih* ve ma ya'lemu te'viylehu illAllahu, ver Rasihune fiyl ılmi yekulune amenna Bihi küllün min ındi Rabbina* ve ma yezzekkeru illâ ulul elbab;
O (HÛ, tek hüviyet ki), Kitab’ı (Zati ilmi, cem’i vahdaniyeti) sana inzal etti... Ondan (O Kitab’tan olan) ayetler muhkemdirler; ki onlar Ümmül’Kitab (Kitab anası/Kitab’ın aslı) dır... Ve diğerleri (ilk-ana-kök olmayanlar) ise müteşabihdirler... Amma kalplerinde zey’ (maksattan dönmüşlük, Hakk’dan inhiraf etme, seçememezlik; perde) olanlar, fitne isteyerek ve onun (kendilerine göre) te’vilini arzu ederek ondan (sadece) müteşabih olanına tabi olurlar (çoklukla perdelenirler)... O’nun te’vilini ancak Allah ve ilim’de rasih (derinleşmiş, tahkik ehli) olanlar bilir... (Bu alimler) şöyle derler: “O’na (B sırrıyla) iman ettik; hepsi Rabbimizin indindendir”... (Bunu) öz (vehimden arı) akıl sahiplerinden başkası tezekkür edemez.

رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ
8-) Rabbena la tuzığ kulubena ba'de iz hedeytena ve heb lena min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhab;
“Rabbimiz, bize hidayet ettikten (gerçeği bize gösterdikten) sonra kalplerimizi (nefs yönüne) döndürme ve bize ledünnünden (sana ait olandan) bir rahmet (tecelli, nur) ver... Muhakkak ki sen, evet sen Vahhab’sın”.

رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
9-) Rabbena inneKE camiun Nasi liyevmin la raybe fiyh* innAllahe la yuhliful mıy’ad;
“Rabbimiz, muhakkak ki sen, kendisinde şek-şüphe olmayan GÜN’de insanları Cami’sin... Şüphesiz ki Allah va’dinden dönmez”.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَأُولَئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِ
10-) İnnelleziyne keferu len tuğniye anhüm emvalühüm ve la evladühüm minAllahi şey'a* ve ülaike hüm ve kudünnar;
Muhakkak ki kafir olanlara, onların ne malları ne de evladları onlara Allah’dan olacak bir şeye karşı herhangi bir fayda sağlamayacaktır... İşte onlar Nar’ın yakıtıdırlar.

كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَاللَّهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
11-) Kede'bi ali fir'avne velleziyne min kablihim* kezzebu Bi ayatina* feehazehümullahu Bi zünubihim* vAllahü şediydül ıkab;
Tıpkı Al-i Fravun ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi... (Onlar) ayetlerimizi (B gerçeğince) tekzib etmişlerdi... (Bunun üzerine) Allah da onları günahları ile (B sırrınca) yakalayıverdi... Allah Şediyd’ül Ikab’dır.

قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَى جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
12-) Kul lilleziyne keferu setuğlebune ve tuhşerune ila cehennem* ve bi'sel mihad;
Kafirlere de ki: “Mağlub olacaksınız ve Cehennem’e haşredileceksiniz... Ne fena döşektir o!”.

قَدْ كَانَ لَكُمْ ءَايَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأُخْرَى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ وَاللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِأُولِي الْأَبْصَارِ
13-) Kad kâne leküm ayetün fiy fieteynil tekata* fietün tükatilü fiy sebiylillâhi ve uhra kâfiretün yeravnehüm misleyhim ra'yel ayn* vAllahu yüeyyidü Bi nasrihi men yeşa'* inne fiy zâlike le ıbreten liülil ebsar;
Hakikat ki karşı karşıya gelen (üst bilinç ve alt bilinç ehli) iki toplulukta sizin için bir ayet vardır... (Biri) Allah yolunda savaşıyordu ve diğeri kafirdi... (Ki kafir topluluk) onları (Allah yolunda savaşanları), göz görmesi/kafa gözleri ile kendilerinin iki misli görüyorlardı... Allah dilediğini nusreti ile (B sırrınca) teyid eder... Muhakkak ki bunda basiret sahipleri için gerçek bir ibret vardır.

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ

14-) Züyyine linNasi hubbüş şehevati minen Nisai vel beniyne vel kanatıyril mükantareti minezzehebi vel fiddati vel haylil müsevvemeti vel en'ami vel hars* zâlike metaul hayatid dünya* vAllahü ındehu husnül meab;

Kadınlardan, oğullardan, kanrat kantar altın ve gümüşten, salma atlardan, davarlardan ve ekinden (kaynaklanan zevklere) şehvetli bir düşkünlük insanlara süslenmiştir... (Oysa) bunlar en aşağı hayatın meta’ıdır (materyelidir)... Ve Allah (a gelince); varılacak yerin en güzeli O’nun indindedir.

قُلْ أَؤُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذَلِكُمْ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

15-) Kul eünebbiüküm Bi hayrin min zâliküm* lilleziynettekav ınde Rabbihim cennatun tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ve ezvacün mütahharetün ve rıdvanun minellah* vAllahu Besıyr’un Bil ıbad;
De ki: “Size bunlardan daha (Bi-) hayırlısını haber vereyim mi?... Bilfiil korunanlar için Rableri indinde altlarından nehirler akan cennetler vardır; ki orada ebedi kalıcılardır... Hem tertemiz eşler ve Allah’dan Rıdvan (ebedi razı olma da vardır)... Allah kullarını (B sırrınca) Basiyr’dir”.

الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِنَّنَا ءَامَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
16-) Elleziyne yekulune Rabbena innena amenna fağfir lena zünubena ve kına azaben nar;
Onlar (o kullar) ki şöyle derler: “Rabbimiz biz muhakkak iman ettik... Artık bizim için günahlarımızı mağfiret et ve bizi Nar’ın azabından koru”.

الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ
17-) EsSabiriyne ves Sadikıyne vel Kanitiyne vel münfikıyne vel müstağfiriyne Bil eshar;
(O kullar) sabredenlerdir, sadıklardır, kanitlerdir/ (Allah huzurunda) elpençe boyun eğenlerdir, infak edenlerdir ve (B sırrınca) seherlerde istiğfar edenlerdir.

شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
18-) ŞehidAllahu enneHU la ilahe illâ HUve, vel Melaiketü ve ülül ılmi kaimen Bil kıst* la ilahe illâ HUvel Aziyz’ül Hakiym;
Allah “La ilahe illa HU”ya, yani “O’ndan başka vücud yok”a şahid olmuştur... (Dolayısıyla çeşitli birim isimleri adı altında gene kendisi) Melaike ve kaimen Bil-Kıst (uluhiyyet hükümlerini kaim kılan, adil) olarak İLİM sahipleri de (bu şahadeti izhar etmiştir)... (Demek ki) Aziyz, Hakiym olan O’ndan başka ilah (vücud) yoktur.

إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
19-) İnned Diyne ındAllahil İslam* ve mahtelefelleziyne utülKitabe illâ min ba'di ma caehümül ılmü bağyen beynehüm* ve men yekfur Bi ayatillahi fe innAllahe seriy’ul hısab;
Muhakkak ki Allah indinde ed-Diyn (geçerli tek diyn), İSLAM (teslim olma)’dır... Kendilerine Kitab verilenler (ehl-i kitab), onlara ilim geldikten sonra, aralarındaki hased/zulüm yüzünden ancak ihtilafa düştüler... Kim Allah ayetlerini (B gerçeğince) örterse, muhakkak ki Allah Seri’ül Hisab’dır.

فَإِنْ حَاجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلَّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِ وَقُلْ لِلَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْأُمِّيِّينَ ءَأَسْلَمْتُمْ فَإِنْ أَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ

20-) Fein haccuke fe kul eslemtü vechiye Lillahi ve menittebean* ve kul lilleziyne utül Kitabe vel ümmiyyiyne eeslemtüm* fein eslemu fekadihtedev* ve in tevellev fe innema aleykel belağ* vAllahu Basıyr’un Bil ıbad;

(Rasûlüm) seninle munazaraya girerlerse de ki: “(Ben) vechimi Allah’a teslim ettim (zaten vechim O’nun Esmasının bir açığa çıkışıdır; 18. ayette bahsedilen büyük şahadeti yapıp İslam oldum); ve bana tabi olanlar da”... Kendilerine Kitab verilenlere ve ümmilere: “Siz de teslim oldunuz mu/İslam oldunuz mu?” de... Eğer İslam olurlar ise hidayete ermiş olurlar... Şayet yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca tebliğdir... Allah kullarını (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Basıyr’dir.

إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
21-) İnnelleziyne yekfurune Bi ayatillahi ve yaktulunen Nebîyyiyne Bi ğayri Hakkın ve yaktulunelleziyne ye'murune Bil kıstı minen Nasi febeşşirhüm Bi azabin eliym;
Allah ayetlerini (B gerçeğince) inkar edenlere (sistem realitesinden gafil olanlara), Bi-ğayri Hak (haksız yere) Nebîleri öldürenlere ve insanlardan Bil-kıst (uluhiyyet hükümlerine göre, adaletle) hükmetmeyi emredenleri öldürenlere gelince, onları elim (Bi-) azab ile müjdele.

أُولَئِكَ الَّذِينَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
22-) Ülaikelleziyne habitat a'malühüm fid dünya vel ahireti, ve ma lehüm min nasıriyn;
İşte onlar, amelleri dünya ve ahirette boşa gitmiştir... Ve onların hiç bir yardımcıları da yoktur.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ إِلَى كِتَابِ اللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ
23-) Elem tera ilelleziyne utu nasıyben minel Kitabi yüd'avne ila Kitabillahi li yahküme beynehüm sümme yetevella feriykun minhüm ve hüm mu'ridun;
(Kendilerine) Kitab’tan bir nasip verilmiş olanları görmedin mi, (ki) aralarında hüküm vermesi için Allah Kitabı’na da’vet olunuyorlar, sonra onlardan bir zümre yüz çevirerek dönüp gidiyor.

ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ وَغَرَّهُمْ فِي دِينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
24-) Zâlike Bi ennehüm kalu len temessenen naru illâ eyyamen ma'dudat* ve ğarrehüm fiy diynihim ma kânu yefterun;
Bu onların: “Sayılı günlerden başka bize Nar asla dokunmayacak” demelerinden ötürüdür... Uydura geldikleri gerçek dışı kabulleri, dinleri hakkında kendilerini aldatmıştır.

فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
25-) Fekeyfe iza cema'nahüm li yevmin la raybe fiyhi ve vuffiyet küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
Ya kendisinde şek-şüphe olmayan GÜN’de onları cem’ettiğimiz vakit ve kendilerine zulmedilmeksizin her nefse kazandığı tas tamam verildiğinde nasıl olacak (halleri)?.

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
26-) Kulillahumme malikel mülki tü'til mülke men teşau ve tenziul mülke mimmen teşa'* ve tuızzü men teşau ve tüzillü men teşa'* Bi yediKEl hayr* inneKE alâ külli şey'in Kadiyr;
De ki: “Mülk’ün Maliki olan Allahım... (Sen) Mülk’ü dilediğine verirsin ve dilediğinden de Mülk’ü çekip alırsın... (Sen) dilediğini aziz eder ve dilediğini de zelil edersin... Hayır (külliyyen) Senin (Bi-) ELİNdedir... Muhakkak Sen her şeye Kadiyr’sin”.

تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
27-) Tulicül leyle fiynnehari ve tulicün nehara fiyl leyl* ve tuhricül hayye minel meyyiti ve tuhricül meyyite minel hayy* ve terzüku men teşau Bi ğayri hısab;
“Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenizin içine sokarsın... Diri’yi ölüden çıkarırsın, ölü’yü Diri’den çıkarırsın... Dilediğine (B sırrınca) hesabsız rızık verirsin”.

لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
28-) La yettehızil mu'minunel kafiriyne evliyae min dunil mu’miniyn* ve men yef'al zâlike feleyse minAllahi fiy şey'in illâ en tetteku minhüm tükaten, ve yuhazzirukümullahu nefsehu, ve ilAllahil masıyr;
Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri evliya/dost edinmesin... Kim böyle yaparsa Allah ile dostluğu kalmaz/ilişkisi kopar... Ancak onlardan korunmanız (onların hakikatlerinden perdelenmemeniz için olan ilginiz) müstesna... Allah sizi (başkasından değil) kendisinden tahzir eder (hazer ettirir, korkutur) /Hakk varlığından sakındırır... Dönüş Allah’adır.

قُلْ إِنْ تُخْفُوا مَا فِي صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
29-) Kul in tuhfu ma fiy suduriküm ev tübduhu ya'lemhullah* ve ya'lemu ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
De ki: “Sadrlerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah O’nu bilir... Hem Semavattakileri ve Arz’dakileri de bilir... Allah herşeye Kadiyr’dir”.

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوءٍ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ أَمَدًا بَعِيدًا وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ
30-) Yevme tecidü küllü nefsin ma amilet min hayrin muhdara* ve ma amilet min su'* teveddü lev enne beyneha ve beynehu emeden beıyda* ve yühazzirukümüllahu nefseHU vAllahu Rauf’un Bil ıbad;
Gün (gelir; fiziki ölümden sonra) her nefs hayırdan ne amel yaptıysa (önünde onu) hazır bulacak... Kötülükten ne amel yaptıysa da (aynı)... Arzu edecektir ki onunla (yaptığı kötülüklerle; amellerinin sûretleri ile) kendi arasında uzun bir mesafe olsun... (Oysa) Allah sizi (başka şeyden değil, yalnızca) kendisinden tahzir eder (hazer ettirir, korkutur) /Hakk varlığından sakındırır... Allah kullarına (B sırrınca kulları olarak; kullarından) Rauf’dur.

قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
31-) Kul in küntüm tuhıbbunAllahe fettebiuniy yuhbibkümullahu ve yağfir leküm zünubeküm* vAllahu Ğafur’un Rahîym;
(Rasûlüm) de ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız (o zaman) bana tabi olun; ki Allah da sizi sevsin ve zenblerinizi mağfiret etsin... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir”.

قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

32-) Kul etıy'ullahe verRasûle, fein tevellev feinnAllahe la yuhıbbul Kafiriyn;

De ki: “Allah’a ve Rasûlullah’a itaat edin”... Eğer yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah kafirleri sevmez.

إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى ءَادَمَ وَنُوحًا وَءَالَ إِبْرَاهِيمَ وَءَالَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ
33-) İnnAllahestafa Ademe ve Nuhan ve ale İbrahîyme ve ale ımrane alel alemiyn;
Muhakkak ki Allah Adem’i, Nuh’u, Al-i İbrahim’i ve Al-i İmran’ı alemler (insanlar) üzerine ıstıfa etmiş/seçmiştir.

ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
34-) Zürriyyeten ba'duha min ba'd* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
(Bunlar) zürriyyet olarak birbirinden gelmedir... Allah Semi’dir, Aliym’dir.

إِذْ قَالَتِ امْرَأَةُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
35-) İz kaletimraetü ımrane Rabbi inniy nezertü leKE ma fiy batniy muharreren fetekabbel minniy* inneKE entes Semiy’ul ‘Aliym;
Hani İmran’ın karısı: “Rabbim batnımda/karnımda olanı hür olarak sana nezrettim; benden kabul buyur (kemalatını izhar eyle), muhakkak ki sen, yalnız sen Semi’sin, Aliym’sin”, demişti.

فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّي وَضَعْتُهَا أُنْثَى وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْأُنْثَى وَإِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

36-) Felemma vedaatha kalet Rabbi inniy veda'tüha ünsa* vAllahu a'lemu Bi ma vedaat* ve leysez zekeru kel ünsa* ve inniy semmeytüha Meryeme ve inniy üıyzüha BiKE ve zürriyyeteha mineş şeytanirraciym;

Vaktaki onu doğurunca (Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bildiği halde): “Rabbim ben onu dişi olarak doğurdum... Erkek dişi gibi değildir... Onu Meryem diye isimlendirdim... Muhakkak ki ben, O’nu da O’nun zürriyyetini de recmolunmuş şeytandan (B sırrıyla) sana sığındırırım” dedi.

فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقاً قَالَ يَا مَرْيَمُ أَنَّى لَكِ هَـذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِندِ اللّهِ إنَّ اللّهَ يَرْزُقُ مَن يَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ
37-) Fetekabbeleha Rabbuha Bi kabulin hasenin ve enbeteha nebaten hasenen ve keffeleha Zekeriyya* küllema dehale aleyha Zekeriyyel mıhrabe, vecede ındeha rizka* kale ya Meryemu enna leki haza* kalet huve min ındillah* innAllahe yerzuku men yeşau Bi ğayri hısab;
Rabbi onu güzel bir kabul ile kabul etti... Onu güzel bir nebat gibi yetiştirdi... Onu Zekeriyya’ya tekfil etti (Zekeriyya’nın sorumluluğuna verdi)... Zekeriyya, O’nun yanına, mihrab’a (İmam’ın cemaatına namaz kıldırdığı yer?) her girişinde O’nun yanında bir rızık bulurdu... (Zekeriyya) derdi: “Ya Meryem bu sana nasıl/nerden?”... (Meryem) derdi: “O, Allah indindendir... Muhakkak ki Allah dilediğine (B sırrınca) hesabsız rızık verir”.

هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاءِ
38-) Hünalike dea Zekeriyya Rabbehu, kale Rabbi heb liy min ledünKE zürriyyeten tayyibeten, inneKE Semi’ud dua';
İşte orada Zekeriyya Rabbine dua etti... “Rabbim, bana ledünnünden tertemiz bir zürriyyet hibe et; muhakkak ki sen duayı çok iyi işitensin”.

فَنَادَتْهُ الْمَلَائِكَةُ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي فِي الْمِحْرَابِ أَنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ
39-) FenadethülMelaiketü ve huve kaimun yusalliy fiyl mıhrabi, ennAllahe yübeşşiruke Bi Yahya musaddikan Bi Kelimetin minAllahi ve seyyiden ve hasuran ve Nebîyyen minas salihıyn;
O (Zekeriyya) mihrab’da kaim olarak (kıyamda) bilfiil namaz kılarken melaike O’na nida etti: “Allah seni, Allah’dan bir Kelimeyi (İsa’yı, B sırrınca) tasdik edici, Seyyid (kuvvelerinin efendisi), Hasur (nefsine hakim) ve salihlerden bir Nebî olarak Yahya’yı (B sırrınca) müjdeler”.

قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ قَالَ كَذَلِكَ اللَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ
40-) Kale Rabbi enna yekûnu liy ğulamun ve kad beleğaniyel kiberu vemraetiy akır* kale kezâlikÂllahu yef'alu ma yeşa';
(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim benim nasıl bir oğlum olur?... İhtiyarlık tam olarak bana ulaşmış ve (üstelik) karım da kısır (iken)”... (Allah) buyurdu: “İşte böyle Allah dilediğini yapar”.

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي ءَايَةً قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزًا وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْإِبْكَارِ
41-) Kale Rabbic'al liy ayeten, kale ayetüke ella tükellimen Nase selasete eyyamin illâ ramzen, vezkür Rabbeke kesiyran ve sebbıh Bil aşiyyi vel ibkar;
(Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim benim için bir ayet/alamet oluştur”... (Allah) buyurdu: “Senin ayetin/alametin işaret müstesna üç gün (üç oluş aşaması) insanlara kelam etmemendir/insanlara konuşamamandır... (Bu üç gün içinde) Rabbini çok zikret ve akşam sabah (B sırrıyla) tesbih et”.

وَإِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَامَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاءِ الْعَالَمِينَ
42-) Ve iz kaletil Melaiketu ya Meryemu innAllahestafaki ve tahhereki vastafaki alâ nisail alemiyn;
Hani melaike dedi ki: “Ya Meryem (Aliye; Âli kadın)!... Muhakkak ki Allah, seni ıstıfa etti/seçti, seni tertemiz kıldı ve alemlerin kadınlarına (ıstıfa yollu; çalışma gerekmeden) üstün kıldı”.

يَامَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ
43-) Ya Meryemuknütiy li Rabbiki vescüdiy verkeıy maar rakiıyn;
“Ya Meryem, Rabbına kanit ol (Rabbine, onun ibadetleri ile itaat et), secde et ve rüku edenlerle beraber rüku et”.

ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلَامَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
44-) Zâlike min enbail ğaybi nuhıyhi ileyk* ve ma künte ledeyhim iz yülkune aklamehüm eyyühüm yekfülü Meryem* ve ma künte ledeyhim iz yahtesımun;
İşte bu (nlar) sana vahyetmekte olduğumuz ğayb haberlerindendir... (Yoksa ki) “Meryem’i, onların hangisi kefil olup himayesini üstlenecek” diye kalemlerini attıklarında, sen onların yanında değildin... (Bu konuda) tartışıp yarışırlarken de sen onların yanında değildin.

إِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَامَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
45-) İz kaletil Melaiketu ya Meryemu innAllahe yübeşşiruki Bi Kelimetin minHU, ismühül Mesiyhu Iysebnü Meryeme veciyhen fid dünya vel ahıreti ve minel mükarrebiyn;
Hani melaike şöyle dedi: “Ya Meryem, Allah kendisinden bir Kelime’yi (B sırrınca) sana müjdeliyor... O’nun ismi, el-Mesih (ki ondan maksad) MeryemOğlu İsa’dır... (O Mesih) dünyada’da ahirette de Veciyh (şan ve şerefi ziyadesiyle yüce; her iki boyutta O’nu üstte-yüzde tutan kuvvelere-ruha sahip) ve mukarrebun (yaklaştırılmışlardan)’dandır”.

وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِحِينَ
46-) Ve yükellimün Nase fiyl mehdi ve kehlen ve mines salihiyn;
“Beşikte ve kehl’de (30-50 arası yaşta) insanlara konuşacaktır... Ve (O) salihlerdendir”.

قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكِ اللَّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
47-) Kalet Rabbi enna yekûnu liy veledün ve lem yemsesniy beşer* kale kezalikillahu yahlüku ma yeşa'* iza kada emren feinnema yekulü lehu kün feyekûn;
(Meryem) dedi ki: “Rabbim nasıl benim bir çocuğum olur, bana bir beşer dokunmamış olduğu halde?”... (Allah) buyurdu: “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır... (O) bir işin olmasını hükmederse ona yalnızca <Ol!> der; o da olur”.

وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ
48-) Ve yuallimuhül Kitabe vel Hikmete vet Tevrate vel İnciyl;
O’na Kitab’ı, Hikmet’i, Tevrat’ı ve İncil’i ta’lim edecek.

وَرَسُولًا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللَّهِ وَأُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذ
49-) Ve Rasûlen ilâ beni israiyle enniy kad ci'tüküm Bi ayetin min Rabbiküm, enniy ahlüku leküm minet tıyni kehey'etit tayri feenfühu fiyhi feyekûnu tayran Bi iznillah* ve übriül ekmehe vel ebrasa ve uhyil mevta Bi iznillah* ve ünebbiüküm Bi ma te'külune ve ma teddehırune fiy buyutikum* inne fıy zâlike le ayeten leküm in küntüm mu’miniyn;
(Onu) İsrailOğullarına (şöyle diyecek olan) Rasûl yapacak: “Hakikaten ben size Rabbinizden (B sırrınca) bir ayet/mucize olarak geldim/getirdim... Ben size çamurdan kuş şeklinde (bir şey) yaratırım; onda nefhederim (Can üflerim) de Bi-iznillah (Allah’ın izniyle o gerçek) bir kuş olur... (Anadan doğma) körü ve alacalıyı iyileştiririm... Bi-iznillah ölüleri diriltirim... Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi de (B sırrınca) size haber veririm... Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için gerçekten bir ayet/ibret vardır”.

وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَلِأُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
50-) Ve musaddikan lima beyne yedeyye minet Tevrati ve li uhılle leküm ba'dalleziy hurrime aleyküm ve ci'tüküm Bi ayetin min Rabbiküm fettekullahe ve etıy'un;
“Tevrat’tan önümde (ellerimin arasında) bulunanı tasdik ediciyim... Size haram kılınanların bazısını sizin için helal edeyim diye (irsal olundum)... Rabbinizden (B sırrınca) bir ayet/mucize olarak size geldim... (O halde) Allah’dan ittika edin ve bana itaat edin”.

إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
51-) İnnAllahe Rabbiy ve Rabbuküm fa'büduh* hazâ sıratun müstekıym;
“Muhakkak ki Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir... O halde O’na (Rabbiniz olan Allah’a) kulluk edin... İşte bu sırat-ı mustakıym’dir”.

فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ أَنْصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنْصَارُ اللَّهِ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَاشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ
52-) Felemma ehasse Iysa minhümül küfre kale men ensarıiy ilAllah* kalel Havariyyune nahnu ensarullah* amenna Billah* veşhed Bi enna müslimun;
Vaktaki İsa onlardan küfrü hissedince şöyle dedi: “Kimdir ensar’ım (yardım edicilerim) Allah’a (giden yolda)?”... Havariler dedi ki: “Biz’iz ensarullah/Allah yardımcıları... İman ettik (B sırrıyla) Allah’a... (B sırrınca) Şahid ol, doğrusu biz müslimleriz”.

رَبَّنَا ءَامَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
53-) Rabbena amenna Bi ma enzelte vetteba'ner Rasûle fektübna maaş şahidiyn;
“Rabbimiz (B sırrıyla) iman ettik inzal ettiğine ve Rasûlüne de tabi olduk; bizi şahidlerle beraber yaz”.

وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
54-) Ve mekeru ve mekerAllah* vAllahu hayrul makiriyn;
Bilfiil mekr işlediler (helak etmek için tuzak kurdular)... Allah da mekr yaptı (tuzaklarını iptal edecek kuvveleri galip getirdi)... Allah mekr yapanların en hayırlısıdır.

إِذْ قَالَ اللَّهُ يَاعِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنْتُمْ
55-) İz kalAllahu ya Iysa inniy müteveffiyke ve rafiuke ileyYE ve mutahhiruke minelleziyne keferu ve caılülleziynettebeuke fevkalleziyne keferu ila yevmil kıyameti, sümme ileyYE merciuküm feahkümü beyneküm fiyma küntüm fiyhi tahtelifun;
Hani Allah şöyle buyurmuştu: “Ya İsa seni, BEN vefat ettireceğim (fiziki ölümünü gerçekleştireceğim), seni kendime ref’edeceğim (yükselteceğim), seni bilfiil kafir olanlardan (gerçeği reddeden perdelilerden) tertemiz edeceğim ve sana tabi olanları kıyamete kadar kafir olanların fevkınde kılacağım... Sonra merci’niz/dönüşünüz banadır; ihtilafa düştüğünüz hususlarda, aranızda Ben hüküm vereceğim”.

فَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَأُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
56-) Feemmelleziyne keferu feüazzibühüm azaben şediyden fid dünya vel ahireti, ve ma lehüm min nasıriyn;
“Amma bilfiil kafir olanlara gelince, onlara hem dünyada hem de ahirette şiddetle azab edeceğim... Onların hiç bir yardımcıları da yoktur”.

وَأَمَّا الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
57-) Ve emmelleziyne amenu ve amilus salihati feyüveffiyhim ucurehüm* vAllahu la yuhıbbuz zalimiyn;
“(Hakikatına) iman edip salih amel ileyenlere gelince, (Allah) onların ecirlerini tamı tamına verecektir... Allah zalimleri sevmez”.

ذَلِكَ نَتْلُوهُ عَليْكَ مِنَ الْآيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكِيمِ
58-) Zâlike netluhu aleyke minel ayati vez zikril hakiym;
İşte bu sana tilavet ettiğimiz, ayetlerden ve hikmetli zikir’dendir.

إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِنْدَ اللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
59-) İnne mesele Iysa ındallahi kemeseli Adem* halekahu min turabin sümme kale lehu kün feyekûn;
Muhakkak ki Allah indinde İsa’nın (oluş) meseli Adem’in (oluş) meseli gibidir... (Allah) onu topraktan (Mülk’ün ahirinde) halketti, sonra ona: “Ol”, dedi (Ruh nefhetti); artık o, olur.

الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
60-) ElHakku min Rabbike fela tekün minel mümteriyn;
Hakk, Rabbindendir... O halde sakın şüphe edenlerden olma.

فَمَنْ حَاجَّكَ فِيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ أَبْنَاءَنَا وَأَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَأَنْفُسَنَا وَأَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَةَ اللَّهِ عَلَى الْكَاذِبِينَ
61-) Femen hacceke fiyhi min ba'di ma caeke minel ılmi fekul tealev ned'u ebnaena ve ebnaeküm ve nisaena ve nisaeküm ve enfüsena ve enfüseküm sümme nebtehil fenec'al la'netallahi alel kazibiyn;
Sana İLİM’den geldikten sonra, onun (İsa) hakkında seninle kim tartışırsa de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefslerimizi (kendimizi) ve nefslerinizi çağıralım... Sonra la’netleşelim; Allah la’netini yalancılar üzerine kılalım”.

إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا اللَّهُ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
62-) İnne hazâ lehüvel kasasul hakk* ve ma min ilahin illAllahu* ve innAllahe leHUvel Azîyz’ul Hakiym;
Muhakkak ki işte (İsa hakkındaki) o hak kıssalar... İlah (tanrı)’dan (bir şey) yoktur; yalnız (tek bir vücud) Allah (vardır)... Ve muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِالْمُفْسِدِينَ
63-) Fein tevellev fe innAllahe Aliym’un Bil müfsidiyn;
Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah ifsad edicileri (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Aliym’dir.

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا اللَّهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُ
64-) Kul ya ehlel Kitabi tealev ila kelimetin sevain beynena ve beyneküm ella na'büde illAllahe ve la nüşrike Bihi şey’en ve la yettehıze ba'duna ba'dan erbaben min dunillahi, fein tevellev fekulüşhedu Bi enna müslimun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!... (Hepiniz) bizimle sizin aramızda seva’ (adil) olan şu kelimeye gelin: Allah’dan başkasına ibadet/kulluk etmeyelim, O’na (B gerçeğince) hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allahı bırakıp da/Allahın gayrından bazımız bazımızı rabler edinmesin”... Eğer yüz çevirirlerse o vakit deyin ki: “(B gerçeğince) Şahid olun biz müslimleriz”.

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَاجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَا أُنْزِلَتِ التَّوْرَاةُ وَالْإِنْجِيلُ إِلَّا مِنْ بَعْدِهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
65-) Ya ehlel Kitabi lime tühaccune fiy İbrahîyme ve ma ünziletit Tevratu vel İnciylu illâ min ba'dihi, efela ta'kılun;
Ey Ehl-i Kitab!... İbrahim hakkında niçin munazara ediyorsunuz (tartışıp duruyorsunuz)?... (Halbuki) Tevrat ve İncil Ondan sonra inzal edilmiştir (Tevrat ve İncil Hz.İbrahim’den bahsetmiştir... Fakat?)... Akletmiyormusunuz?.

هَا أَنْتُمْ هَؤُلَاءِ حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَاجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
66-) Ha entüm haülai hacectüm fiyma leküm Bihi ılmün felime tühaccune fiyma leyse leküm Bihi ‘ılm* vAllahu ya'lemu ve entüm la ta'lemun;
İşte siz şunlarsınız!... Hadi hakkında (B sırrınca) bir ilminiz olan şey hakkında tartıştınız; ya (B sırrınca) hiç ilminiz olmayan şey hakkında niçin münakaşa ediyorsunuz?... (Oysa) Allah bilir, siz bilmezsiniz.

مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
67-) Ma kâne İbrahîymu yahudiyyen ve la nasraniyyen ve lâkin kâne haniyfen müslima* ve ma kâne minel müşrikiyn;
İbrahim ne Yahudi idi ne de nasraniy (hristiyan) idi... Fakat o haniyf bir müslim idi... O, müşriklerden değildi.

إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِإِبْرَاهِيمَ لَلَّذِينَ اتَّبَعُوهُ وَهَذَا النَّبِيُّ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ
68-) İnne evlenNasi Bi İbrahîyme lelleziynettebeuhu ve hazen Nebîyyu velleziyne amenu* vAllahu Veliyyül mu’miniyn;
Muhakkak ki (Bi-) İbrahim’e insanların evlası (en yakını, en layıkı), elbette O’na tabi olanlar, şu en-Nebî (Hz.Muhammed s.a.v.) ve iman edenlerdir... Allah mü’minlerin Veliy’sidir.

وَدَّتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
69-) Veddet taifetün min ehlil Kitabi lev yudılluneküm* ve ma yudıllune illâ enfüsehüm ve ma yeş'urun;
Ehl-i Kitab’tan bir taife arzu etti ki sizi saptırsınlar... (Oysa onlar) nefslerinden/kendilerinden başkasını saptırmazlar... (Ama bunu) algılamıyorlar/şuur edemiyorlar.

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
70-) Ya ehlel Kitabi lime tekfürune Bi ayatillahi ve entüm teşhedun;
Ey Ehl-i Kitab!.. Siz (gerçeğe) şahid olduğunuz halde niçin Allah ayetlerini (B sırrınca) inkar ediyorsunuz?.

يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
71-) Ya ehlel Kitabi lime telbisunel Hakka Bil batıli ve tektümunel Hakka ve entüm ta'lemun;
Ey Ehl-i Kitab!... Niçin Hakk’ı (Bi-) batıla karıştırıyor ve bilip dururken Hakkı gizliyorsunuz?.

وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ ءَامِنُوا بِالَّذِي أُنْزِلَ عَلَى الَّذِينَ ءَامَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُوا ءَاخِرَهُ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
72-) Ve kalet taifetün min ehlil Kitabi aminu Billeziy ünzile alelleziyne amenu vechen nehari vekfuru ahırehu leallehüm yerciun;
Ehl-i Kitab’tan bir taife şöyle dedi: “Şu iman edenlere inzal olunana gündüzün vechinde (yüzünde, başlangıcında) (B sırrınca) iman edin, sonunda inkar edin... Belki onlar (da) dönerler”.

وَلَا تُؤْمِنُوا إِلَّا لِمَنْ تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ الْهُدَى هُدَى اللَّهِ أَنْ يُؤْتَى أَحَدٌ مِثْلَ مَا أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَاجُّوكُمْ عِنْدَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
73-) Vela tu'minu illâ limen tebia diyneküm* kul innel hüda hüdAllahi, en yü'ta ehadün misle ma utiytüm ev yühaccuküm ınde Rabbiküm* kul innel fadle Bi yedillahi, yü'tıhi men yeşa'* vAllahu Vasi’un ‘Aliym;
“Dininize tabi olandan başkasına iman etmeyin”... (Rasûlüm) de ki: “Hidayet, Allah hidayetidir... Size verilenin mislinin birine verilmesi yahut Rabbinizin indinde sizinle tartışırlar (onu size karşı delil getirirler) diye mi (bütün bunlar?)”... (Rasûlüm) de ki: “Muhakak ki FAZL (lutuf, hibe) (B sırrınca) Allah’ın YEDİnde (elinde) dir, onu dilediğine verir... Allah Vasi’dir, Aliym’dir”.

يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
74-) Yahtassu Bi rahmetiHİ men yeşa'* vAllahü zül fadlil azîym;
(Allah) (Bi-) rahmetini dilediğine has kılar... Allah Zül’Fadlil’Azıym’dir (büyük lutuf sahibidir).

وَمِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لَا يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ إِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْأُمِّيِّينَ سَبِيلٌ وَيَق
75-) Ve min ehlil kitabi men inte'menhü Bi kıntarin yüeddihı ileyke, ve minhüm men in te'menhü Bi diynarin la yüeddihı ileyke illâ ma dümte aleyhi kaima* zâlike Bi ennehüm kalu leyse aleyna fiyl ümmiyyiyne sebiyl* ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya'lemun;
Ehl-i Kitab’tan öylesi vardır ki, ona (Bi-) kantarla (değerli nesne) emanet bıraksan, onu sana (aynen) öder... Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir tek (Bi-) dinar (altın para) emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez... Bu onların: “Ümmiler hakkında bizim aleyhimize bir yol yoktur” demeleri (kabulleri) dolayısıyladır... Onlar bile bile Allah üzerine yalan söylüyorlar.

بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
76-) Bela men evfa Bi ahdihi vetteka feinnAllahe yuhıbbul müttekıyn;
Hayır!... Kim ahdini (B sırrınca) tam yerine getirir ve bilfiil korunursa, şüphe yok ki Allah muttekileri sever.

إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
77-) İnnelleziyne yeşterune Bi ahdillahi ve eymanihim semenen kaliylen ülaike la halaka lehüm fiyl ahireti vela yükellimühümullahu vela yenzuru ileyhim yevmel kıyameti ve la yüzekkiyhim* ve lehüm azabun eliym;
(Bi-) Allah ahdini ve yeminlerini az bir pahaya satanlara gelince, onların ahirette hiç bir nasibi yoktur... Allah kiyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları tezkiye etmez... Onlar için elim azab vardır.

وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
78-) Ve inne minhüm le feriykan yelvune elsinetehüm Bil Kitabi li tahsebuhu minel Kitabi ve ma huve minel Kitab* ve yekulune huve min ındillahi ve ma huve min ındillah* ve yekulune alAllahil kezibe ve hüm ya'lemun;
Onlardan (Ehl-i Kitab’tan) bir zümre vardır ki Kitab’tan sanasınız diye (Bi-) Kitabla dillerini eğip bükerler... (Oysa) o Kitab’tan değildir... “O, Allah indindendir” derler; (halbuki) o Allah indinden değildir... Bile bile Allah üzerine yalan söylerler.

مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُؤْتِيَهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ
79-) Ma kâne li beşerin en yü'tiyehüllahul Kitabe vel Hükme ven Nübüvvete sümme yekule lin Nasi kûnu ıbaden liy min dunillahi, ve lâkin kûnu Rabbaniyyine Bima küntüm tüallimunel Kitabe ve Bima küntüm tedrusun;
Bir beşer için olacak şey değildir (yakışmaz); Allah kendisine Kitab, Hüküm ve Nübüvvet versin de sonra o (kalkıp) insanlara: “Allahı bırakıp bana kullar olun” desin (nefsine çağırsın)... Fakat: “Öğrettiğiniz (şu) Kitab’a ve okuyup ders yaptığınız çalışmalara göre (B sırrınca) RABBANİLER olun (beşeriyyetinizden kurtulun)” (der).

وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلَائِكَةَ وَالنَّبِيِّينَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
80-) Ve la ye'mureküm en tettehızül Melaikete ve Nebîyyiyne erbaba* eye'muruküm Bil küfri ba'de iz entüm müslimun;
Size melaike’yi ve Nebîleri rabler edinmenizi de emretmez (o beşer)... Siz müslimler olduktan sonra, sizi (hiç) küfür ile (B sırrıyla, küfür olarak) emreder mi?.

وَإِذْ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّيْنَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالُواْ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُواْ وَأَنَاْ مَعَكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ
81-) Ve iz ahazAllahu miysakan Nebîyyiyne lema ateytüküm min Kitabin ve Hikmetin sümme caeküm Rasûlün musaddikun lima maaküm letü'minünne Bihi ve letensurunnehu, kale eakrertüm ve ehaztüm alâ zâliküm ısriy* kalu akrerna* kale feşhedu ve ene maaküm mineş şahidiyn;
Hani Allah Nebîler’den MİYSAK (sağlam söz) alıp şöyle dedi: “Size Kitab’tan ve Hikmet verdim; sonra size, beraberinizde olanı tasdik eden bir Rasûl geldiğinde, ona (B sırrınca) mutlaka iman edecek ve ona yardım edeceksiniz (demek ki: tüm Nebîler ve Arif-i Billah olanlar birbirlerini tanır ve bilirler?)... İkrar ettiniz ve ağır yükümü üzerinize aldınız mı?”... <ikrar ettik> dediler... “Şahid olun; sizinle maiyyeten Ben şahidlerdenim”, dedi.

فَمَنْ تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
82-) Femen tevella ba'de zâlike feülaike hümül fasikun;
Artık bundan (bu miysak ve tebliğden) sonra kim yüz çevirirse, işte onlar fasıklardır (Diyn’den çıkmışlardır).

أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
83-) Efeğayre diynillahi yebğune ve lehu esleme men fiys Semavati vel Ardı tav'an ve kerhen ve ileyhi yurceun;
Semavat ve Arz’da kim varsa, ister istemez O’na teslim olmuş olduğu halde onlar, Allah Dini’nden (İSLAM’dan) ğayrısını mı arıyorlar?... Ve O’na döndürüleceklerdir.

قُلْ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْل
84-) Kul amenna Billahi ve ma ünzile aleyna ve ma ünzile alâ İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube vel Esbatı ve ma utiy Musa ve Iysa ven Nebîyyune min Rabbihim* la nüferriku beyne ehadin minhüm* ve nahnü leHU müslimun;
De ki: “Biz, <B> sırryla Allah’a; bizim üzerimize inzal olunana; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve esbat (torunlar) üzerine inzal olunana; Musa ve İsa’ya ve Nebîlere Rablerinden verilenlere iman ettik... Onlardan hiçbirini tefrik etmeyiz... Biz, O’na teslim olmuşlarız”.

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
85-) Ve men yebteğı ğayrel İslami diynen felen yukbele minhu, ve huve fiyl ahireti minel hasiriyn;
Kim İslam’dan ğayrı bir diyn (teslim olmaktan gayrı bir yol) isterse, (bilsin ki o) kendisinden ebediyyen kabul olunmaz (asla vuslata eremez)... Ve ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.

كَيْفَ يَهْدِي اللَّهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُوا أَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
86-) Keyfe yehdillahu kavmen keferu ba'de iymanihim ve şehidu ennerRasûle Hakkun ve caehümül beyyinat* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
İmanlarından, Rasûlullah’ın Hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine beyyineler geldikten sonra kafir olan (gerçeği reddeden) bir kavme Allah nasıl hidayet eder?... Allah zalimler topluluğuna hidayet etmez.

أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
87-) Ülaike cezauhum enne aleyhim la'netAllahi vel Melaiketi ven Nasi ecmeıyn;
İşte onların cezası: Allah’ın, melaikenin ve tüm insanların la’neti onların üzerinedir (bunlardan tard edilirler).

خَالِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
88-) Halidiyne fiyha* la yuhaffefu anhümül azabu ve la hüm yünzarun;
Onun (o la’netin) içinde ebedidirler... Onlardan azab hafifletilmez ve onlara bakılmaz.

إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
89-) İllelleziyne tabu min ba'di zâlike ve aslahu feinnAllahe Ğafur’un Rahîym;
Ancak bundan sonra tevbe edip ve (hallerini) ıslah edenler müstesna... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur (sıfatlarının tecellisi ile sizi örtüp mağfiret eder), Rahıym’dir (Zatına hidayet ederek kemalini izhar eder).

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الضَّالُّونَ
90-) İnnelleziyne keferu ba'de iymanihim sümmezdadu küfren len tukbele tevbetühüm* ve ülaike hümüd dallun;
İmanlarından sonra kafir olup, sonra küfürlerinde daha da ileri gidenlerin (küfürleri artanların ise) asla tevbeleri kabul edilmez... İşte onlar sapanların ta kendileridir.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ أَحَدِهِمْ مِلْءُ الْأَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ افْتَدَى بِهِ أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
91-) İnnelleziyne keferu ve matu ve hüm küffarun felen yukbele min ehadihim mil'ül Ardı zeheben ve levifteda Bihi, ülaike lehüm azabun eliymun ve ma lehüm min nasıriyn;
Muhakkak ki kafir olup ve kafir oldukları halde ölenlere gelince, (onların her biri), Arz dolusu altını (olup da kurtulmak için) onu (B sırrınca) fidye verecek olsa (bu) onların hiç birinden kabul edilmez... Onlar için eliym azab vardır ve onların hiç yardımcıları yoktur.

نْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ
92-) Len tenalül birra hatta tünfiku mimma tuhıbbun* ve ma tünfiku min şey'in fe innAllahe Bihi ‘Aliym;
Sevdiğinizden infak etmedikçe asla BİRRe nail olamazsınız... Şey’den ne infak ederseniz, muhakkak ki Allah onu (B sırrınca; onun hakikatı olarak) Aliym’dir.

كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنِي إِسْرَائِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسْرَائِيلُ عَلَى نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرَاةُ قُلْ فَأْتُوا بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
93-) Küllüt taami kâne hıllen li beni israiyle illâ ma harreme israiylü alâ nefsihi min kabli en tünezzelet Tevratü, kul fe'tu Bit Tevrati fetluha in küntüm sadikıyn;
Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Ya’kub’un) kendi nefsine haram kıldığı müstesna, tüm yiyecekler İsrailOğullarına helal idi... De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, hadi (B sırrınca) Tevrat’ı getirin; onu tilavet edin”.

فَمَنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
94-) Fe meniftera alAllahilkezibe min ba'di zâlike feülaike hümüz zalimun;
Artık kim bundan sonra Allah üzerine yalan iftira ederse, işte onlar zalimlerdir.

قُلْ صَدَقَ اللَّهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
95-) Kul sadakAllahu, fettebiu millete İbrahîyme haniyfa* ve ma kâne minel müşrikiyn;
De ki: “Allah doğru söylemiştir... O halde haniyf olarak İbrahim’in milletine (diynine) tabi olun... (O), müşriklerden değildi”.

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ
96-) İnne evvele beytin vudıa linNasi lelleziy Bi bekkete mübareken ve hüden lil alemiyn;
Muhakkak ki insanlar için konulan ilk ev, alemler için mübarek ve bir hidayet (kaynağı) olarak (konulmuş) (Bi-) Bekke (Mekke’nin batını)’deki (ev) dir.

فِيهِ ءَايَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ ءَامِنًا وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
97-) fiyhi ayatun beyyinatun Makamu İbrahîym* ve men dehalehu kâne amina* ve Lillahi alenNasi hıccül beyti menistetaa ileyhi sebiyla* ve men kefere feinnAllahe Ğaniyyün anil alemiyn;
Onda apaçık ayetler ve Makam-ı İbrahim vardır... Kim O’na dahil olursa emin olan olur... O’na bir yol bulabilenin O EV’i Hac etmesi insanlar üzerinde (hakikatları olan) Allah’ın hakkıdır... Kim de küfreder (örter, nankörlük ederse), muhakkak ki Allah alemlerden Ğaniy’dir.

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا تَعْمَلُونَ
98-) Kul ya ehlel Kitabi lime tekfürune Bi ayatillahi, vAllahu Şehiydün alâ ma ta'melun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!... Allah tüm amellerinize şahid iken, niçin Allah ayetlerini (B gerçeğince) inkar ediyorsunuz (küfr hali ile örtüyorsunuz?)”.

قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ مَنْ ءَامَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَأَنْتُمْ شُهَدَاءُ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
99-) Kul ya ehlel Kitabi lime tasuddune an sebiylillâhi men amene tebğuneha ıvecen ve entüm şüheda'* ve mAllahu Bi ğafilin amma ta'melun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!... Sizler şahidler olduğunuz halde onu (Allah yolunu) eğri göstermeye yeltenerek, niçin iman edenleri Allah yolundan alıkoyuyorsunuz?... Allah amellerinizden (Bi-) gafil değildir”.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تُطِيعُوا فَرِيقًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ
100-) Ya eyyühelleziyne amenu in tutıy'u feriykan minelleziyne utül Kitabe yerudduküm ba'de iymaniküm kafiriyn;
Ey iman edenler, eğer kendilerine Kitab verilenlerden bir fırkaya itaat ederseniz, imanınızdan sonra sizi kafirler olarak geri çevirirler.

وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنْتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ ءَايَاتُ اللَّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللَّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
101-) Ve keyfe tekfürune ve entüm tütla aleyküm ayatullahi ve fiyküm RasûluHU, ve men ya'tesım Billahi fekad hüdiye ila sıratın müstekıym;
Allah ayetleri üzerinize/size tilavet olunurken ve içinizde de O’nun Rasûlü varken nasıl kafir olursunuz?... Kim “ALLAH”a ı’tısam ederse (ğayrından kesilip sımsıkı bağlanırsa) gerçekten sırat-ı müstakım’e hidayet olunmuştur o.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
102-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe hakka tükatiHİ ve la temutünne illâ ve entüm müslimun;
Ey iman edenler!... Allah’dan hakkıyla ittika edin (tam fani olun) ve ancak müslimler olarak ölün (müslim olmanın dışında bir hal üzere sakın ölmeyin).

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْ
103-) Va'tasımu Bihablillahi cemiy’an ve la teferreku* vezküru nı'metAllahi aleyküm iz küntüm a'daen feellefe beyne kulubiküm feasbahtüm Bi nı'metiHİ ıhvana* ve küntüm alâ şefahufratin minennari feenkazeküm minha* kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatiHİ lealleküm tehtedun;
Ve topluca Allah’ın ipi’ne (B sırrıyla) sımsıkı tutunun ve tefrikaya düşmeyin... Üzerinizdeki Allah ni’meti’ni zikredin... Hani sizler düşmanlar idiniz de (O), kalblerinizin arasını telif edip bir araya getirdi... (B sırrınca) O’nun ni’meti sayesinde kardeşler oldunuz... Siz Nar’dan bir çukurun tam kenarında idiniz; (O), sizi kurtardı ondan... İşte böylece Allah, ayetlerini size açıkça beyan ediyor; gerçeğe/asıl olana eresiniz diye.

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
104-) Veltekün minküm ümmetün yed'une ilel hayri ve ye'murune Bil ma'rufi ve yenhevne anil münker* ve ülaike hümül müflihun;
İçinizden hayr’a (Hakk’a) çağıran, (Bi-) ma’ruf’u emreden ve münker (Diyn’in ve imanlı aklın reddettiğin)’den nehyeden bir ümmet olsun!... İşte onlar felaha erenlerdir.

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
105-) Ve la tekûnu kelleziyne teferreku vahtelefu min ba'di ma caehümül beyyinat* ve ülaike lehüm azâbün azıym;
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ihtilafa düşenler gibi olmayın... İşte bunlar için azim bir azab vardır.

يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
106-) Yevme tebyaddu vucuhün ve tesveddü vucuh* feemmelleziynesveddet vucuhühüm* ekefertüm ba'de imaniküm fezukul azâbe Bima küntüm tekfürun;
O gün (bazı) vechler/yüzler (Hakkın nuru ile) ağarır, bazı vechler (benlik zulumatı ile) kararır... Vechleri kararanlara (şöyle denir): “(Gerçeğe) imanınızdan sonra küfrettiniz (reddettiniz) ha!... Kafirlik yapmanız yüzünden (hadi B sırrınca) tadın azabı”.

وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
107-) Ve emmelleziynebyaddat vucuhühüm fe fiy rahmetillah* hüm fiyha halidun;
Amma yüzleri ağaranlar ise, Allah rahmeti içindedirler... Onlar orada ebedi kalıcılardır.

تِلْكَ ءَايَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَمَا اللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِلْعَالَمِينَ
108-) Tilke ayatullahi netluha aleyke Bil Hakk* ve mAllahu yüriydu zulmen lil alemiyn;
Bunlar Allah ayetleridir, (ki) Bil-Hakk (Hakk olarak) sana tilavet ediyoruz. Allah alemlere zulüm dilemez.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
109-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve ilAllahi turceul umur;
Semavat ve Arz’da ne var ise hepsi Allah’ındır (O’nun Esmasının açığa çıkışı ile yaratılanlardır; onların zatları yoktur)... (Bütün) umur (işler) Allah’a döndürülür.

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ ءَامَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ

110-) Küntüm hayre ümmetin uhricet linNasi te'murune Bil ma'rufi ve tenhevne anil münkeri ve tu'minune Billah* ve lev amene ehlül Kitabi le kâne hayren lehüm* minhümül mu'minune ve ekseruhümül fasikun;

Siz insanlar için çıkarılmış ümmetin en hayırlısısınız/en hayırlı bir ümmetsiniz; (Bi-) ma’ruf’u (sünnetullah’a uygun amelleri) emreder, münker’den nehyeder ve Allah’a (B sırrıyla) iman edersiniz... Şayet Ehl-i Kitab da iman etseydi, elbette kendileri için daha hayılı olurdu... Onlardan mü’minler de vardır, (ama) onların ekseriyeti fasıklardır.

لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ
111-) Len yedurruküm illâ eza* ve in yukatiluküm yüvellukümül edbar* sümme la yünsarun;
Eza’dan (eziyyetten) başka size bir zarar veremezler... Eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönerler (kaçarlar)... Sonra (onlara) yardım da edilmez.

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللَّهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَاءُوا بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ الْأَنْبِيَاءَ
112-) Duribet aleyhimüz zilletü eyne ma sükıfu illâ Bi hablin minAllahi ve hablin minen Nasi ve bau Bi ğadabin minAllahi ve duribet aleyhimül meskenetü, zâlike Bi ennehüm kânu yekfürune Bi ayatillahi ve yaktulunel Enbiyae Bi ğayri hakkın, zâlike Bi ma asav ve kânu ya'tedun;
Allah’dan (B sırrınca) bir ip’e (ahd’e) ve insanlardan bir ip’e (ahd’e, himaye’ye tutunmaları) hariç, onlar (hakikatlarından perdeliler) nerede bulunsalar üzerlerine zillet darbedilmiştir... Allah’dan (B sırrınca) bir gadaba uğradılar ve üzerlerine meskenet vuruldu... Bunun sebebi, onların (B gerçeğince) Allah ayetlerini küfr/inkar etmeleri ve Bi gayri hakk (haksız yere, hakkın gayrı olarak) Nebîleri öldürmeleridir... Bu onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır.

لَيْسُوا سَوَاءً مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَائِمَةٌ يَتْلُونَ ءَايَاتِ اللَّهِ ءَانَاءَ اللَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ
113-) Leysu sevaen, min ehlil Kitabi ümmetün kaimetün yetlune ayatillahi anael leyli ve hüm yescüdun;
Hepsi bir değildir... Ehl-i Kitab’tan secdeye kapanmış olarak, gecenin vakitlerinde, Allah ayetlerini tilavet eden ümmet’ün kaimetun (kıyam eden bir topluluk) vardır.

يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَأُولَئِكَ مِنَ الصَّالِحِينَ
114-) Yu'minune Billahi vel yevmil ahıri ve ye'murune Bil ma'rufi ve yenhevne anil münkeri ve yüsariune fiyl hayrat* ve ülaike mines salihiyn;
(Onlar B-sırrıyla) Allah’a ve ahir gün realitesine iman ederler, (Bi-) ma’ruf’u emrederler, münkerden nehyederler ve hayratta (varoluş gayelerinin kemaline ulaştırıcı işlerde) koşuşurlar... İşte onlar salihlerdendir.

وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ
11 5-) Ve ma yef'alu min hayrin felen yükferuh* vAllahu Aliymün Bil müttekıyn;
Hayırdan yapmakta oldukları asla inkar olunmayacak/karşılıksız bırakılmayacaktır... Allah muttekileri (B sırrınca; Bi-Hakkın) Aliym’dir.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
1 16-) İnnelleziyne keferu len tuğniye anhüm emvalühüm ve la evladühüm minAllahi şey'en, ve ülaike ashabünnari, hüm fiyha halidun;
Kafir olanlara gelince, onların ne malları ne de evladları, onlara Allah’a karşı hiç bir yarar sağlamayacaktır... Onlar Nar ashabıdır... Onda ebedi kalıcılardır.

مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فِي هَذِهِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللَّهُ وَلَكِنْ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
117-) Meselü ma yünfikune fiy hazihil hayatid dünya kemeseli riyhın fiyha sırrun esabet harse kavmin zalemu enfüsehüm fe ehlekethu, ve ma zalemehümullahu ve lâkin enfüsehüm yazlimun;
Onların şu dünya hayatında infak ettiklerinin/harcadılaklarının misali, (şirk ile) kendi nefslerine zulmeden bir kavmin ekinlerine isabet edip de onu helak eden, içinde kavurucu bir soğuk (dünya, tard) bulunan rüzgarın (heva-i nefs, şirk’in) misali gibidir... Allah onlara zulmetmedi, fakat (onlar) kendilerine zulmediyorlar.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُ

118-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızu bitaneten min duniküm la ye'luneküm habalen, veddu ma anittüm* kad bedetil bağdaü min efvahihim* ve ma tuhfiy suduruhüm ekber* kad beyyenna lekümül ayati in küntüm ta'kılu;

Ey iman edenler!... Gayrınızdan (kendinize) sırdaş edinmeyin... (Onlar) size noksanlık/zarar vermekte gevşeklik göstermezler/geri kalmazlar... Size sıkıntı vereni (hoşlanarak) isterler... Buğzları ağızlarından taşmaktadır... Sadırlarının gizlediği ise daha büyüktür... Eğer aklederseniz, gerçekten biz sizin için ayetleri açıkladık.

هَا أَنْتُمْ أُولَاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُ

119-) Ha entüm ülai tühıbbunehüm ve la yühıbbuneküm ve tü'minune Bil Kitabi küllihi, ve iza lekuküm kalu amenna* ve iza halev addu aleykümül enamile minel ğayz* kul mutu Bi ğayzıküm* innAllahe Aliymün Bizatis sudur;

İşte siz öyle kimselersiniz ki (Hakk’dan dolayı) onları seversiniz... (Onlar ise) sizi sevmezler... Ve siz (B sırrıyla) Kitab’ın tümüne iman edersiniz... (Onlar ise) sizinle karşılaştıklarında “iman ettik” derler... Kendi başlarına kaldıklarında ise size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar... “(Bi-) öfkenizle ölün” de... Muhakkak ki Allah, Aliym’un Bİ- ZatisSudur’dur (sadrlerin zatı olarak bilir).

إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
120-) İn temsesküm hasenetün tesu'hüm* ve in tusıbküm seyyietün yefrehu Biha* ve in tasbiru ve tetteku la yedurruküm keydühüm şey'a* innAllahe Bima ya'melune mühıyt;
Size bir iyilik dokunsa (bu) onların fenasına gider... (Ama) size bir kötülük isabet etse, (Bi-) onunla ferahlanırlar... Eğer sabreder ve takva üzre olursanız, onların hilesi size hiç bir zarar veremez... Muhakkak ki Allah onların amellerini (B sırrınca) muhittir.

وَإِذْ غَدَوْتَ مِنْ أَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِنِينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
121-) Ve iz ğadevte min ehlike tübevviül mu’miniyne mekaıde lil kıtal* vAllahu Semi’un ‘Aliym;
(Rasûlüm) hani sen erkenden ehlinden (ailenden) ayrılmıştın (da) mü’minleri savaş mak’adlarına (savaş için oturacakları yerlere, mevzilerine) yerleştiriyordun... Allah Semi’dir, Aliym’dir.

إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلَا وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
122-) İz hemmet taifetani minküm en tefşela vAllahu Veliyyuhüma* ve alAllahi fel yetevekkelil mu'minun;
O zaman sizden iki taife korkup bozulmaya yüz tutmuştu... (Halbuki) Allah onların Veliysi idi... Mü’minler (yalnız) Allah’a tevekkül etsinler.

وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنْتُمْ أَذِلَّةٌ فَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
123-) Ve lekad nasarakümüllahu Bi bedrin ve entüm ezilletün, fettekullahe lealleküm teşkürun;
Andolsun ki siz zeliller olduğunuz halde, (B sırrınca) Bedir’de Allah size nusret/zafer verdi... (O halde) Allah’dan ittika edin ki şükredebilesiniz.

إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَنْ يَكْفِيَكُمْ أَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلَاثَةِ ءَالَافٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُنْزَلِينَ
124-) İz tekulu lil mu’miniyne elen yekfiyeküm en yümiddeküm Rabbuküm Bi selaseti alafin minel Melaiketi münzeliyn;
(Rasûlüm) hani mü’minlere: “İnzal olunmuş üç bin melaike ile (B sırrınca) Rabbinizin size imdad etmesi, size kafi gelmez mi?” diyordun.

بَلَى إِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هَذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ ءَالَافٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُسَوِّمِينَ
125-) Bela in tasbiru ve tetteku ve ye'tuküm min fevrihim hazâ yümdidküm Rabbuküm Bi hamseti alafin minel Melaiketi müsevvimiyn;
Evet... Eğer sabreder ve ittika ederseniz (korunursanız); ve (onlar da) şu fevrlerinden (hemen şu anlarında/ bu cihetlerinden) size gelseler (saldırsalar bile), Rabbiniz size nişanlı/damgalayıcı beş bin melekle (B sırrınca) imdad eder.

وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهِ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
126-) Ve ma caalehullahu illâ büşra leküm ve li tatmeinne kulubüküm Bihi, ve men nasru illâ min ındillahil Aziyzil Hakiym;
Allah bunu, size bir müjde olsun ve kalbleriniz (B sırrınca) onunla mutmain olsun diye yaptı... Yardım ancak ve yalnız, Aziyz ve Hakiym olan Allah indindendir (çoklukla perdelenmeyin).

لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَائِبِينَ
127-) Li yaktaa tarafen minelleziyne keferu ev yekbitehüm feyenkalibu haibiyn;
(Allah bunu yaptı ki) kafir olanlardan bir tarafı (kesimi) kessin, yahut rezil edip geriye atsın da yıkılmış/ümitsiz olarak dönsünler.

لَيْسَ لَكَ مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ
128-) Leyse leke minel emri şey'ün ev yetube aleyhim ev yüazzibehüm feinnehüm zalimun;
(Rasûlüm) EMR’den bir şey senin değil; (Allah) ya onların tevbesini kabul eder (İslam’a sokar), ya da zalimler oldukları için onlara azab eder.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
129-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* yağfiru limen yeşau ve yüazzibü men yeşa'* vAllahu Ğafur’un Rahîym;
Semavat ve Arz’da ne varsa (hepsi) Allah’ındır (Esmasıyla varettikleridir; mülkünde ve hükümranlığında ortağı yoktur)... Dilediğini mağfiret eder ve dilediğine azab eder... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَأْكُلُوا الرِّبَا أَضْعَافًا مُضَاعَفَةً وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
130-) Ya eyyühelleziyne amenu la te'külürRiba ad'afen mudaafeten, vettekullahe lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!... Kat kat artırılmış olarak Riba/faiz yemeyin... Allah’dan ittika edin ki felaha eresiniz.

وَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

131-) Vettekunnaralletiy uıddet lil kafiriyn;

Kafirler (gerçeği reddedenler) için hazırlanmış olan NAR’dan korunun.

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
132-) Ve etıy'ullahe ver Rasûle lealleküm türhamun;
Allah’a ve Rasûlullah’a itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.

وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
133-) Ve sariu ila mağfiretin min Rabbiküm ve cennetin arduhes Semavatu vel Ardu, uıddet lil müttekıyn;
Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği Semavat ve Arz kadar olan (kapsayan) cennet’e (mekansızlık boyutuna, Hakikat yaşamına) koşun... (Ki o) muttakiler için hazırlanmıştır.

الَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

134-) Elleziyne yünfikune fiys serrai ved darrai vel kazımiynel ğayza vel afiyne aninNas* vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;

Onlar (muttakiler) ki bollukta ve darlıkta infak ederler; öfkeyi yutanlar ve insanları af edenlerdir (onlar)... Allah muhsinleri sever.

وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
135-) Velleziyne iza faalu fahışeten ev zalemu enfüsehüm zekerullahe festağferu li zünubihim* ve men yağfiruz zünube illellah* ve lem yusırru alâ ma fealu ve hüm ya'lemun;
Onlar bir fahişa (utanılacak şey) işlediklerinde (oluşları kendilerinden gördüklerinde) yahut nefslerine zulmettiklerinde, hemen Allah’ı zikrederler/hatırlayıp düşünürler... Böylece günahları için mağfiret isterler... Kim mağfiret eder günahları; ancak Allah?... Ve (onlar) yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.

أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
136-) Ülaike cezauhüm mağfiretün min Rabbihim ve cennatün tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve nı'me ecrul amiliyn;
İşte onların cezası, Rablerinden bir mağfiret ve altlarından nehirler akan cennetlerdir... Onda ebedi kalıcılardır... Amel edenlerin ecri ne güzeldir!.

قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُروا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
137-) Kad halet min kabliküm sünenün fesiyru fiyl Ardı fenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn;
Sizden önce sünnetler (Allah Sünnetinden mucize örnekler; eyyamullah) gelip geçti... Arz’da seyredin/gezinin de yalanlayanların akibeti nasıl oldu görün.

هَذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ
138-) Hazâ beyanun linNasi ve hüden ve mev'ızatün lil müttekıyn;
Bu, insanlar için bir beyan, muttekiler için bir hidayet/hidayet rehberi ve mev’ıze (öğüt) dir.

وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

139-) Ve la tehinu ve la tahzenu ve entümül a'levne in küntüm mu’miniyn;
Gevşemeyin, mahzun olmayın; eğer mü’min iseniz siz en üstünlersiniz.


إِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
140-) İn yemsesküm karhun fekad messel kavme karhun mislüh* ve tilkel eyyamu nüdavilüha beynen Nas* ve liya'lemAllahulleziyne amenu ve yettehıze minküm şüheda'* vAllahu la yuhıbbuz zalimiyn;
Eğer size bir yara dokunuyorsa, o kavme de onun misli bir yara dokunmuştur... İşte el-Eyyam/o günler... Onları insanlar arasında dolandırır dururuz... (Bu) Allah’ın iman edenleri bilmesi ve sizden şahidler edinmesi içindir... Allah zalimleri (arınmadığı için kalıp - vehmi bir kişilikle kalanları) sevmez.

وَلِيُمَحِّصَ اللَّهُ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَ
141-) Ve li yümahhısAllahulleziyne amenu ve yemhakal kafiriyn;
Ve Allah’ın, iman edenleri (bu imtihanlarla) arındırması, kafirleri (gerçeği reddeden kilitlenmişleri) de mahvetmesi içindir (o günler).

أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرِينَ

142-) Em hasibtüm en tedhulül cennete ve lemma ya'lemillahulleziyne cahedu minküm ve ya'lemes sabiriyn;

Yoksa, Allah sizden mücahade edenleri bilmeden ve sabredenleri bilmeden cennete (Hakkani yaşama) dahil olacağınızı mı sandınız?.

وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَلْقَوْهُ فَقَدْ رَأَيْتُمُوهُ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
143-) Ve lekad küntüm temennevnel mevte min kabli en telkavhu, fekad raeytümuhu ve entüm tenzurun;
Andolsun siz, onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ediyordunuz (yakin halini, müşahadeyi arzuluyordunuz)... İşte onu gördünüz ve/ (ama) bakıp duruyorsunuz.

وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ
144-) Ve ma Muhammedün illâ Rasûl* kad halet min kablihirRusül* efein mate ev kutilenkalebtüm alâ a'kabiküm* ve men yenkalib alâ akıbeyhi felen yadurrAllahe şey'a* ve seyeczillahuş şakiriyn;
Muhammed ancak bir Rasûl’dür... Ondan önce de Rasûller gelip geçti... Şimdi O, ölse veya öldürülse, ökçeleriniz üzerine (eski halinize mi) döneceksiniz?... Kim iki ökçesi üzerine (geriye) dönerse, Allah’a hiç bir zarar veremez... Allah şükredenleri cezalandıracaktır (karşılığı oluşacaktır).

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِي الشَّاكِرِينَ
145-) Ve ma kâne li nefsin en temute illâ Bi iznillahi Kitaben müeccela* ve men yürid sevabed dünya nü'tihi minha* ve men yürid sevabel ahireti nü'tihi minha* ve senecziş şakiriyn;
Hiç bir nefs için ölmek yoktur; ancak Bi-iznillah (programlarındaki Allah izniyle olanlar) başka... Te’cil edilmiş (muayyen bir vakt tayin edilmiş) bir yazıdır (o da)... Kim dünya sevabı dilerse ona, ondan veririz... Kim de ahiret sevabını dilerse ona da ondan veririz... Biz şükredenleri cezalandıracağız.

وَكَأَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ
146-) Ve keeyyin min Nebîyyin katele meahu ribbiyyune kesiyr* fema vehenu lima esabehüm fiy sebiylillâhi ve ma daufu ve mestekânu* vAllahu yuhıbbus sabiriyn;
Nice Nebîler (vardı ki), kendileri ile beraber bir çok RİBBİYler (rabbiler, topluluk) savaştı... Allah yolunda kendilerine isabet edenlerden dolayı gevşemediler, zaaf göstermediler ve boyun eğmediler... Allah sabredenleri sever.

وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
147-) Ve ma kâne kavlehüm illâ en kalu Rabbenağfir lena zünubena ve israfena fiy emrina ve sebbit akdamena vensurna alel kavmil kafiriyn;
Onların sözleri ancak şu idi: “Rabbimiz zenblerimizi ve işimizdeki taşkınlığımızı bizim için mağfiret et... Ayaklarımızı sabit kıl/kaydırma... Kafirler toplumuna karşı bize nusret et”.

فَآتَاهُمُ اللَّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْآخِرَةِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
148-) Featahumullahu sevabeddünya ve husne sevabil ahireti, vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;
Allah da onlara hem dünya sevabını verdi hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi... Allah muhsinleri sever.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تُطِيعُوا الَّذِينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ
149-) Ya eyyühelleziyne amenu in tütıy'ulleziyne keferu yerudduküm alâ a'kabiküm fetenkalibu hasiriyn;
Ey iman edenler!... Eğer kafir olanlara (gerçeği reddeden, taassubla kilitlenmişlere) itaat ederseniz, sizi ökçeleriniz üzerine geri çevirirler (de) hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz.

بَلِ اللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ
150-) Belillahu mevlaküm* ve HUve hayrun nasıriyn;
Hayır!... Sizin mevlanız Allah’tır (O’na itaat edin)... O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.

سَنُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَا أَشْرَكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِمِينَ
151-) Senulkıy fiy kulubilleziyne keferürru'be Bima eşrekû Billahi ma lem yünezzil Bihi sultanen ve me'vahümün nar* ve bi'se mesvez zalimiyn;
Allah’ın (B gerçeğince) hakkında hiç bir sultan (kuvvet sahibi, delil, sıfat) indirmediği şeyleri Allah’a (B gerçeğince) ortak koşmaları (var sanmaları) dolayısıyla kafir olanların kalblerine korku ilka edeceğiz/bırakacağız... Onların barınakları Nar’dır... Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür.

وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللَّهُ وَعْدَهُ إِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِإِذْنِهِ حَتَّى إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا أَرَاكُمْ مَا تُحِبُّونَ مِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الْآخِرَةَ ثُمَّ صَرَف

152-) Ve lekad sadakakümullahu va'dehu iz tehussunehüm Bi iznihi, hatta iza feşiltüm ve tenaza'tüm fiyl emri ve asaytüm min ba'di ma eraküm ma tuhıbbun* minküm men yüriydüd dünya ve minküm men yüriydül ahirete, sümme sarafeküm anhüm liyebteliyeküm* ve lekad afa anküm* vAllahu zü fadlin alel mu’miniyn
;
Andolsun ki Bi-izniHİ (O’nun izni ile) onları (düşmanlarınızı) öldürmekte iken Allah size olan va’dini doğru çıkardı... Nihayet (Allah) sevdiğinizi (zafer, ganimet) size gösterdikten sonra zaaf gösterdiniz, o iş hakkında çekiştiniz ve isyan ettiniz... Sizden kimi dünyayı diliyordu kimi de ahireti... Sonra sizi denemek için (Allah) sizi onlardan uzaklaştırdı... Andolsun ki (Allah) sizi affetti... Allah mü’minlere fazl (fazlalık, lutuf) sahibidir.

إِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُونَ عَلَى أَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي أُخْرَاكُمْ فَأَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَا أَصَابَكُمْ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
153-) İz tus'ıdune ve la telvune alâ ehadin ver Rasûlü yed'uküm fiy uhraküm feesabeküm ğammen Bi ğammin likey la tahzenu alâ ma fateküm ve la ma esabeküm* vAllahu Habiyrun Bi ma ta'melun;
Hani Rasûlullah uhranızda (öteki tarafınızda, arkanızda) sizi çağırıyor iken (siz) yukarı doğru kaçıyor ve kimseye dönüp bakmıyordunuz... (Allah da) sizi (B sırrınca) gam üstüne gam ile cezalandırdı ki kaybettiğinize ve size isabet eden (musibet) e üzülmeyesiniz... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Habiyr’dir.

ثُمَّ أَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ أَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشَى طَائِفَةً مِنْكُمْ وَطَائِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْأَمْرِ مِنْ شَيْءٍ قُلْ إِنَّ
154-) Sümme enzele aleyküm min ba'dil ğammi emeneten nüasen yağşa taifeten minküm ve taifetün kad ehemmethüm enfüsühüm yezunnune Billahi ğayrel Hakkı zannel cahiliyyeti, yekulune hel lena minel emri min şey'* kul innel emre küllehu Lillahi, yuhfune fiy enfüsihim ma la yübdune leke, yekulune lev kâne lena minel emri şey'ün ma kutilna hahüna* kul lev küntüm fiy buyutiküm le berezelleziyne kütibe aleyhimül katlü ila medaciıhim* ve liyebteliyAllahu ma fiy suduriküm ve liyumahhısa ma fiy kulubiküm* vAllahu Aliymun Bi zatis sudur;
Sonra, o gamın ardından üzerinize bir emene (emniyet, güven, itmi’nan), sizden bir taifeyi bürüyen bir uyuklama inzal etti... Bir taife (münafıklar) de gerçekten onların kendi nefslerinin kaygısına düşmüştü (Allah Rasûlü umurlarında değildi)... Allah’a (B sırrınca), hak olmayan bir şekilde, cahiliyye zannı gibi zan ediyorlar: “Bu emr’den bize bir şey var mı (bize ne) ?”, diyorlardı... De ki: “EMR, bütünüyle Allahındır”... Onlar sana açmadıklarını kendi nefslerinde gizliyorlar... “Şu emr’den bize de bir şey olsaydı burada öldürülmezdik” derler... De ki: “Evlerinizde dahi kalsaydınız, üzerlerine öldürülme yazılmış/takdir edilmiş olanlar, elbette yine devrilip yatacakları yerlere çıkıp gideceklerdi”... Bu, Allah sadırlarınızdakini denesin ve kalblerinizin içinde olani arındırp temizlesin diyedir... Allah sadırlarınızın zatı olarak (B sırrınca) Aliym’dir.

إِنَّ الَّذِينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ إِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَفَا اللَّهُ عَنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ

155-) İnnelleziyne tevellev minküm yevmel tekal cem'ani innemestezellehümüş şeytanü Bi ba'dı ma kesebu* ve lekad afAllahu anhüm* innAllahe Ğafurun Haliym
;
İki topluluğun karşılaştığı gün sizden (geri) dönenlere gelince, onları ancak kazandıklarının (günahlarının) ba’zısı yüzünden (B gerçeğince) şeytan kaydırmak istemişti... Andolsun Allah onları affetti... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Haliym’dir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ أَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُوا لِيَجْعَلَ اللَّهُ ذَلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ وَاللَّهُ يُ
156-) Ya eyyühelleziyne amenu la tekûnu kelleziyne keferu ve kalu li ıhvanihim iza darebu fiyl Ardı ev kânu ğuzzen lev kânu ındena ma matu ve ma kutilu* li yec'alellahu zâlike hasreten fiy kulubihim* vAllahu yuhyiy ve yümıt* vAllahu Bi ma ta'melune Basıyr;
Ey iman edenler!... Siz, kafir olanlar ve Arz’da gezip dolaşan yahut gazaya çıkan kardeşlerine: “Eğer yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi” diyenler gibi olmayın... Allah bunu onların kalblerine bir hasret (boşu boşuna, imkansız özlem) yaptı... Allah diriltir (bu hayata getirir) ve öldürür... Allah yapmakta olduğunuz amellerinizi (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Basıyr’dir.

وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ
157-) Ve lein kutiltüm fiy sebiylillâhi ev müttüm le mağfiretün minAllahi ve rahmetün hayrun mimma yecmeun;
Andolsun ki Allah yolunda öldürülür yahut ölürseniz, elbette Allah’dan bir mağfiret ve rahmet onların cem’etmekte olduklarından daha hayırlıdır.

وَلَئِنْ مُتُّمْ أَوْ قُتِلْتُمْ لَإِلَى اللَّهِ تُحْشَرُونَ
158-) Ve lein müttüm ev kutiltüm le ilAllahi tuhşerun;
Andolsun ki ölseniz yahut öldürülseniz, kesinlikle Allah’a haşrolunursunuz (hangi durum daha iyi?).

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِ
159-) FeBima rahmetin minAllahi linte lehüm* ve lev künte fazzan ğaliyzal kalbi lenfaddu min havlike, fa'fü anhüm vestağfir lehüm ve şavirhüm fiyl emr* fe iza azemte fe tevekkel alAllah* innAllahe yuhıbbül mütevekkiliyn;
(Rasûlüm sen) Allah’dan (B sırrınca) bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın... Eğer kaba, sert kalpli olsaydın, elbette çevrenden dağılıp giderlerdi... (Artık) onları affet, onlar için mağfiret dile ve Emr/iş hususunda onlarla meşvere et... (Bir de) azmettin mi artık Allah’a tevekkül et... Muhakkak ki Allah tevekkül edenleri sever.

إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ وَإِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذِي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهِ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
160-) İn yensurkümullahu fela ğalibe leküm* ve in yahzülküm femen zelleziy yensuruküm min ba'dih* ve alAllahi felyetevekkelil mu'minun;
Eğer Allah size yardım eder ise size galip olacak yoktur... Şayet sizi yardımsız ortada bırakırsa O’ndan sonra size kim yardım eder?... Ve mü’minler (ancak) Allah’a tevekkül etsinler.

وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَغُلَّ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
161-) Ve ma kâne li Nebîyyin en yeğull* ve men yağlül ye'ti Bi ma ğalle yevmel kıyameti, sümme tüveffa küllü nefsin ma kesebet ve hüm la yuzlemun;
Bir Nebî için ganimete hiyanet etmesi olur şey değildir (Nebîler masumdurlar)... Kim böyle bir hıyanet ederse, kıyamet günü (B sırrınca) yaptığı bu hıyanet ile/aşırdığı ile gelir... Sonra her nefse kazandığı tam ödenir... Onlar zulme uğramazlar.

أَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللَّهِ كَمَنْ بَاءَ بِسَخَطٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
162-) Efemenittebea rıdvanAllahi kemen bae Bi sehatın minAllahi ve me'vahu cehennem* ve bi'sel masıyr;
Allah’ın rıdvanına tabi olan kimse, Allah’dan (B sırrınca) bir gadaba uğrayan ve barınağı cehennem olan kimse gibi midir?.. O ne kötü varış yeridir.

هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللَّهِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
163-) Hüm derecatün indAllah* vAllahu Basıyrun Bi ma ya'melun;
Onlar Allah indinde derecelerdir (insanlar derece derecedir)... Allah onların yapmakta olduklarını (B sırrınca) Basıyr’dir.

لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ ءَايَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
164-) Lekad mennAllahu alel mu’miniyne iz baase fiyhim Rasûlen min enfüsihim yetlu aleyhim ayatihi ve yüzekkiyhim ve yuallimuhümül Kitabe vel Hikmete ve in kânu min kablü lefiy dalalin mübiyn;
Andolsun ki Allah mü’minlere (onları minnettar bırakacak) büyük lutufta bulunmuştur... Zira onların içinde kendilerinden/enfüslerinden bir Rasûl ba’setti (de) onlara, O’nun ayetlerini tilavet ediyor, onları tezkiye ediyor, onlara Kitab’ı ve Hikmet’i ta’lim ediyor... (Halbu ki) onlar daha önce apaçık bir dalalet içinde idiler.

أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
165-) Evelemma esabetküm musıybetün kad esabtüm misleyha, kultüm enna hazâ* kul huve min ındi enfüsiküm* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
(Onları) onun iki misline uğrattığınız bir musibet size isabet edince mi: “Bu nasıl/nereden” dediniz?... De ki: “O, sizin nefslerinizdendir (nefslerinizin kabul etmesindendir)”... Muhakkak ki Allah herşeye Kadiyr’dir.

وَمَا أَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِنِينَ
166-) Ve ma esabeküm yevmeltekal cem'ani fe Bi iznillahi ve li ya'lemel mu’miniyn;
İki topluluğun karşılaştığı gün size isabet eden, Bi-iznillah (Allah’ın izniyle) ve (Allah) mü’minleri bilsin/temyiz etsin diyedir.

وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ نَافَقُوا وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوِ ادْفَعُوا قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَاتَّبَعْنَاكُمْ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَانِ يَقُولُونَ بِأَفْواهِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُل
167-) Ve li ya'lemelleziyne nafeku* ve kıyle lehüm tealev katilu fiy sebiylillâhi evidfeu* kalu lev na'lemu kıtalen letteba'naküm* hüm lilküfri yevmeizin akrebu minhüm lil iyman* yekulune Bi efvahihim ma leyse fiy kulubihim* vAllahu a'lemu Bi ma yektümun;
Ve (bir de) münafik olanları bilmesi için idi... Onlara: “Hadi Allah yolunda savaşın veya mudafa yapın” denildiğinde: “Eğer savaş (olacak diye) bilseydik elbette size tabi olurduk” dediler... O gün onlar imandan çok küfre yakın idiler... Kalblerinde olmayanı ağızlarıyla (B gerçeğince) söylüyorlar... Onların gizlemekte olduklarını Allah (B sırrınca) daha iyi bilir.

الَّذِينَ قَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا قُلْ فَادْرَءُوا عَنْ أَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

168-) Elleziyne kalu li ıhvanihim ve kaadu lev etauna ma kutilu* kul fedreu an enfüsikümül mevte in küntüm sadikıyn;

Onlar ki oturup kaldıkları halde kardeşleri için derler ki: “Eğer bize itaat etseydiler öldürülmezlerdi”... De ki: “Eğer sözünüzde sadıklarsanız hadi kendinizden ölümü defedin”.

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
169-) Ve la tahsebennelleziyne kutilu fiy sebiylillâhi emvata* bel ahyaun ınde Rabbihim yurzekun;
Allah yolunda öldürülenleri sakın “ölüler” sanmayın... Bilakis onlar dirilerdir; Rableri indinde rızıklanmaktadırlar.

فَرِحِينَ بِمَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
170-) Ferihıyne Bi ma atahumullahu min fadliHİ, ve yestebşirune Billeziyne lem yelhaku Bihim min halfihim ella havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Fazlından (B sırrınca) Allah’ın kendilerine verdikleri ile sevinçlidirler... Arkalarından kendilerine kavuşmamış/katılmamış olanlara “kendilerine bir korku yoktur ve onlar üzülmeyecektir” i (B gerçeğince) müjdelemek isterler (haliyle).

يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ
171-) Yestebşirune Bi nı'metin minAllahi ve fadlin, ve ennAllahe la yudıy'u ecrel mu’miniyn;
Allah’dan bir ni’met ve fazl/lutuf ile ve Allah’ın mü’minlerin ecrini zayi etmeyeceğini de (B gerçeğince) müjdelemek isterler.

الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلَّهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَا أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا أَجْرٌ عَظِيمٌ

172-) Elleziynestecabu Lillahi verRasûli min ba'di ma esabehümül karh* lilleziyne ahsenu minhüm vettekav ecrun azîym;

(Bu şehiydler) kendilerine yara isabet ettikten sonra (hakikatları olan) Allah ve Rasûlüne icabet ettiler (batıni ve zahiri çağrıya cevap verdiler?)... Onlardan ihsan sahibi olanlar ile takvaya erenler için aziym bir ecir vardır.

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
173-) Elleziyne kale lehümün Nasu innen Nase kad cemeu leküm fahşevhüm fezadehüm iymana* ve kalu hasbünAllahu ve nı'mel vekiyl;
Onlar ki insanlar kendilerine: “Muhakkak ki insanlar sizin için cem’oldular, onlardan haşyet duyun” dediklerinde bu onların imanını artırdı (da) şöyle dediler: “HasbunAllahu ve ni’melVekiyl = Allah bize yeter; (O), ne güzel Vekiyl’dir”.

فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللَّهِ وَاللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ
174-) Fenkalebu Bi nı'metin minAllahi ve fadlin lem yemseshüm suün vettebeu rıdvanAllah* vAllahu zu fadlin azîym;
Bundan dolayı kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan, (B sırrınca) Allah’dan bir ni’met ve fazl ile (hakikatlarına) geri döndüler... Allah rıdvanına tabi oldular... Allah aziym bir fazl sahibidir.

إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
175-) İnnema zâlikümüş şeytanu yuhavvifü evliyaehu, fela tehafuhüm ve hafuni in küntüm mu’miniyn;
İşte size şeytan; ancak kendi dostlarını (kendi gibilerini) korkutur... O halde onlardan (şeytanın dostlarından) korkmayın (hakikatınız olan) Ben’den korkun (da Rasûlullah’a tabi olun), eğer mü’minler iseniz!.

وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا يُرِيدُ اللَّهُ أَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِي الْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
176-) Ve la yahzünkelleziyne yüsariune fiyl küfr* innehüm len yedurullahe şey'a* yüriydullahu ella yec'ale lehüm hazzan fiyl ahireti, ve lehüm azabün azîym;
Küfürde koşuşanlar (Rasûlüm) seni mahzun etmesin... Muhakkak ki onlar Allah’a hiç bir şekilde zarar veremezler... Allah onlara ahirette bir haz/nasip oluşturmamayı diliyor... Onlar için aziym azab vardır.

إِنَّ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
177-) İnnelleziyneşterevül küfre Bil iymani len yedurullahe şey'a* ve lehüm azabün eliym;
İmana karşılık (B gerçeğince) küfrü satın alanlara gelince, Allah’a hiç bir zarar veremezler... Onlara eliym aza vardır.

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ خَيْرٌ لِأَنْفُسِهِمْ إِنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ لِيَزْدَادُوا إِثْمًا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ
178-) Ve la yahsebenneleziyne keferu ennema nümliy lehüm hayrun lienfüsihim* innema nümliy lehüm liyezdadu isma* ve lehüm azabün mühiyn;
Kafir olanlar kendilerine mühlet vermemizin, kendi nefsleri için hayırlı olduğunu sanmasınlar... Onlara ancak günahça artsınlar diye mühlet veriyoruz... Onlara alçaltıcı azab vardır.

مَا كَانَ اللَّهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتَّى يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَجْتَبِي مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاءُ فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَإِنْ
179-) Ma kânAllahu li yezeral mu’miniyne alâ ma entüm aleyhi hatta yemiyzel habiyse minettayyib* ve ma kânAllahu liyutliaküm alel ğaybi ve lakinnAllahe yectebiy min RusuliHİ men yeşau, feaminu Billahi ve rusuliHİ, ve in tu'minu ve tetteku feleküm ecrun azîym;
Allah mü’minleri, şu üzerinde bulunduğunuz (zahiri) hal üzere bırakacak değildir... Hatta habis’i (şakiyi) tayyib’ten (saidden) ayıracaktır... Allah sizi gayba muttali kılacak da değildir... Fakat Allah Rasûllerinden dilediğini ictiba eder (seçer de ğayb’dan nice sırlara muttali kılar)... (O halde B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûllerine iman edin... İman eder ve takva üzere korunursanız, size aziym ecir vardır.

وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
180-) Ve la yahsebennelleziyne yebhalune Bi ma atahumullahu min fadliHİ huve hayren lehüm* bel huve şerrun lehüm* seyütavvekune ma behılu Bihi yevmel kıyameti, ve Lillahi miyrasüs Semavati vel Ard* vAllahu Bi ma ta'melune Habiyr;
Fazlından (B sırrınca) Allah’ın kendilerine verdiği ile cimrilik edenler, onun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar... Bilakis bu onlar için bir şerdir... Cimrilik ettikleri şey (B sırrınca) kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır (onları kayıtlayacaktır)... Semavat ve Arz’ın mirası Allah’ındır (zira Semavat, Arz ve bunlardan açığa çıkan herşey O’nun Esmasının bir zuhuru olarak varettikleridir, vücud hepten O’nundur)... Allah yapmakta olduğunuz şeyleri (B sırrınca) Habiyr’dir.

لَقَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ فَقِيرٌ وَنَحْنُ أَغْنِيَاءُ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ
181-) Lekad semiAllahu kavlelleziyne kalu innAllahe fakiyrun ve nahnü ağniya'* senektübü ma kalu ve katlehümül Enbiyae Bi ğayri Hakkın ve nekulü zuku azâbel hariyk;
Andolsun ki Allah “Muhakkak ki Allah fakirdir, bizler zenginleriz” diyenlerin sözünü işitti... Dediklerini ve Bi-gayrı Hak (haksız olarak) Nebîleri öldürmelerini yazacağız... Ve şöyle deriz: “Tadın yakıcı azabı”.

ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ
182-) Zâlike Bima kaddemet eydıiyküm ve ennAllahe leyse Bi zallamin lil abiyd;
“Bu, (B gerçeğince) kendi ellerinizin önden gönderdiği dolayısıyladır”... Allah kullarına (Bi-) zulmedici değildir.

الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَا أَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
183-) Elleziyne kalu innAllahe ahide ileyna ella nu'mine liRasûlin hatta ye'tiyena Bi kurbanin te'külühün nar* kul kad caeküm Rusulün min kabliy Bil beyyinati ve Billeziy kultüm felime kateltümuhüm in küntüm sadikıyn;
Onlar ki şöyle demişlerdi: “Doğrusu Allah bize, Nar’ın (Aşk ateşinin) yiyeceği bir kurban (B sırrınca) getirinceye kadar bir Rasûl’e iman etmememizi, ahdetti”... (Onlara) de ki: “Benden önce apaçık deliller/mucizeler ve dediğiniz (şey) ile size (B sırrınca) Rasûller geldi... (İşi zahir yönü ile algılamanıza göre bile) eğer söylediğinizde sadıklar iseniz niçin onları öldürdünüz?”.

فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَاءُوا بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُنِيرِ
184-) Fein kezzebuke fekad küzzibe Rusulün min kablike cau Bil beyyinati vezZübüri vel Kitabil müniyr;
(Rasûlüm) seni yalanladılar ise, gerçekten senden önce (Bi-) beyyineler (apaçık deliller, ayetler, mucizeler), zübur (zeburLAR; kutsal sayfalar) ve Kitab-ı Muniyr (Nurlandırıcı Kitab) ile gelmiş Rasûller de yalanlandılar.

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
185-) Küllü nefsin zaikatül mevt* ve innema tüveffevne ücureküm yevmel kıyameti, femen zuhziha anin nari ve udhılel cennete fekad faz* ve mel hayatüd dünya illâ metaul ğurur;
Her nefs ölümün tadıcısıdır/ölümü tadacaktır... Kiyamet günü ecirleriniz (size) eksiksiz verilecektir... (O vakit) kim Nar’dan uzaklaştırılır da Cennet’e dahil edilirse, gerçekten o kurtulmuştur... Dünya hayatı aldatıcı bir meta (faydalanma) dan başka bir şey değildir.

لَتُبْلَوُنَّ فِي أَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا أَذًى كَثِيرًا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ
186-) Le tüblevünne fiy emvaliküm ve enfüsiküm ve letesmeunne minelleziyne utül Kitabe min kabliküm ve minelleziyne eşrekû ezen kesira* ve in tasbiru ve tetteku fe inne zâlike min azmil umur;
Andolsun ki mallarınızda ve nefslerinizde deneneceksiniz... Sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden ve şirk koşanlardan pek çok eziyyet verici (söz) işiteceksiniz... Eğer sabreder ve korunursanız (takva), muhakkak ki bu işlerin azmindendir (yüksek himmet gerektiren değerli işlerdendir).

وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ
187-) Ve iz ehazAllahu miysakalleziyne utül Kitabe letübeyyinünnehu lin Nasi ve la tektümunehu, fe nebezuhu verae zuhurihim veşterav Bihi semenen kaliyla* fe bi'se ma yeşterun;
Hani Allah, kendilerine Kitab verilenlerden, “O’nu kesinlikle insanlara açıklayacaksınız ve O’nu gizlemeyeceksiniz” diye miysak almıştı... Onlar ise bunu sırtlarının ardına attılar ve (Bi-) onu az bir bahaya değiştiler... Ne kötü şey satın alıyorlar!.

لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا فَلَا تَحْسَبَنَّهُمْ بِمَفَازَةٍ مِنَ الْعَذَابِ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
188-) La tahsebennelleziyne yefrehune Bi ma etev ve yuhıbbune en yuhmedu Bi ma lem yef'alu fela tahsebennehüm Bi mefazetin minel azabi, ve lehüm azabün eliym;
O (Bi-) ettikleri ile sevinip şımaranlar ve (hakikatte kendilerinin) (Bi-) yapmadıkları ile övülmeyi sevenleri (bir şey) sanma... Onların azabtan kurtulacaklarını da sanma... Onlara eliym azab vardır.

وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
189-) Ve Lillahi mülküs Semavati vel Ard* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ındır (zira kendi Esmasıyla yoktan yaratmıştır)... Allah herşeye Kadiyr’dir.

إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ
190-) İnne fiy halkıs Semavati vel Ardı vahtilafil leyli ven nehari leâyâtin li ülil elbab;
Muhakkak ki Semavat ve Arz’ın halkedilişinde, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde öz akıl sahipleri için elbette ayetler vardır.

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
191-) Elleziyne yezkürunAllahe kıyâmen ve kuuden ve alâ cünubihim ve yetefekkerune fiy halkıs Semavati vel Ard* Rabbena ma halakte haza batıla* sübhaneKE fekına azaben nar;
Onlar (o akıl sahipleri) ki kıyam’da (ayakta), kuud’da (otururken) ve yanları üzere oldukları halde Allahı zikrederler ve Semavat ve Arz’ın halkedilişi içinde/hakkında tefekkür ederler (de şöyle derler:) “Rabbimiz bunu batıl olarak yaratmadın... SUBHANsın sen... Nar’ın azabından bizi koru”.

رَبَّنَا إِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ
192-) Rabbena inneKE men tüdhılinnare fekad ahzeytehu, ve ma lizzalimiyne min ensar;
“Rabbimiz, muhakkak ki sen kimi Nar’a dahil etmişsen, gerçekten onu rezil etmişsindir... Zalimler için yardımcılar yoktur”.

رَبَّنَا إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلْإِيمَانِ أَنْ ءَامِنُوا بِرَبِّكُمْ فَآمَنَّا رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ
193-) Rabbena innena semi'na münadiyen yünadiy lil iymani en aminu Bi Rabbiküm fe amenna* Rabbena fağfir lena zünubena ve keffir anna seyyiatina ve teveffena maal’ ebrar;
“Rabbimiz, doğrusu biz, <Rabbinize (B sırrıyla) iman edin> diye imana çağıran münadiyi işittik ve hemen iman (tanıdık, tasdik ve şahadet) ettik... Rabbimiz mağfiret et günahlarımızı, kötülüklerimizi keffaretle/sil ve bizi EBRAR ile beraber vefat ettir”.

رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلَى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ
194-) Rabbena ve atina ma veadtena alâ RusuliKE ve la tuhzina yevmel kıyameti, inneKE la tuhlifül miy’ad;
“Rabbimiz bize Rasûllerine va’dettiğini ver ve bizi kıyamet günü rezil etme... Muhakkak ki Sen va’dine hulf etmezsin”.

فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَأُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَأُوذُوا فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِ
195-) Festecabe lehüm Rabbühüm enniy la udıy'u amele amilin minküm min zekerin ev ünsa* ba'duküm min ba'd* felleziyne haceru ve uhricu min diyarihim ve uzu fiy sebiyliy ve katelu ve kutilu leükeffirenne anhüm seyyiatihim ve leüdhılennehüm cennatin tecriy min tahtihel enhar* sevaben min ındillah* vAllahu ındeHU husnüs sevab;
Rableri onlara (şöyle) karşılık verdi: “Sizden erkek olsun dişi olsun amel edenin amelini zayi etmem... (Zira) hep birbirinizdensiniz (aynı ruh-beyin sistemi geçerli)... Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, Benim yolumda eziyete uğratılanlar, savaşanlar ve öldürülenlere gelince elbette onların kötülüklerini keffaretleyeceğim/sileceğim ve elbette onları altlarından nehirler akan cennetlere dahil edeceğim, Allah indinden bir sevab (karşılık) olarak”... Allah; sevab’ın güzeli O’nun indindedir.

لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِ
196-) La yeğurrenneke tekallübülleziyne keferu fiyl bilad;
Kafir olanların beldelerde tekallub etmesi (teklikten perdeli olarak gezip dolaşmaları; kişilikten kişiliğe girmeleri) seni aldatmasın.

مَتَاعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
197-) Metaun kaliylün sümme me'vahüm cehennem* ve bi'sel mihad;
Az bir meta’dır (faydalanmadır o)... Sonra onların varış yeri cehennemdir... O ne kötü yataktır o!.

لَكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ لِلْأَبْرَارِ
198-) Lakinilleziynettekav Rabbehüm lehüm cennatün tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha nüzülen min ındillah* ve ma ındAllahi hayrun lil ebrar;
Fakat Rablerinden ittika edenlere (Rablerinde fani olanlara) gelince, onlara altlarından nehirler akan cennetler vardır... Onda ebedi kalıcılardır... Allah indinden bir nüzül (iniş, ikram, ziyafet) olarak... Allah indinde olanlar ise Ebrar (Berr’ler, Hakka itaatkar saidler) için daha hayırlıdır.

وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِمْ خَاشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشْتَرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
199-) Ve inne min ehlil Kitabi lemen yu'minu Billahi ve ma ünzile ileyküm ve ma ünzile ileyhim haşiıyne Lillahi, la yeşterune Bi ayatillahi semenen kaliyla* ülaike lehüm ecruhüm ınde Rabbihim* innAllahe seriy’ul hısab;
Muhakkak ki Ehl-i Kitab’tan öyleleri var ki, (B sırrıyla) Allah’a, size inzal olunana ve kendilerine inzal olunana, (hakikatleri olan) Allah’a huşu’ duyucular olarak, iman ederler; Allah ayetlerini (B gerçeğince) az bir bahaya değişmezler... İşte onlar için Rabbleri indinde (kendilerine has) ecirleri vardır... Muhakkak ki Allah Seri’ül Hisab’tır (hesabı anında görür).

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
200-) Ya eyyühelleziyne amenusbiru ve sabiru ve rabitu vettekullahe lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!... Sabredin (Allah için nefsinizi alakoyun), musabere edin (O’nunla sabırlaşın), murabata yapın (sonsuz sınırsız ilahi kuvveler haline gelin); ve Allah’dan ittika edin (tam teslimiyet halinde olun) ki felaha eresiniz.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal