Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



NİSÂ SÛRESİ    النساء

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا
1-) Ya eyyühen Nasutteku Rabbekümülleziy halekaküm min nefsin vahıdetin ve haleka minha zevceha ve besse minhüma ricalen kesiyran ve nisaen, vettekullahelleziy tesaelune Bihi vel erham* innAllahe kâne aleyküm Rakıyba;
Ey insanlar!... Sizi nefs-i vahide’den (bir tek nefs’ten; tek bir öz’den; kozmik bilinçten) halkeden ve ondan da kendi eşini halkeden ve o ikisinden bir çok rical (erkekler) ve nisa (kadınlar) üretip (böylece) yayan Rabbinizden ittika edin... Ve (ancak) O’nunla (B sırrı?) birbirinizden istemekte olduğunuz Allah’dan ve RAHMler’den (yakınlardan) de ittika edin (haklarını dikkate alın; o tarafla alakanızı sıkı tutun)... Muhakkak ki Allah üzerinizde Rakıyb (kontrolünde tutan)’dir.

وَءَاتُوا الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ إِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا
2-) Ve atül yetama emvalehüm ve la tetebeddelül habiyse Bittayyibi ve la te'külu emvalehüm ila emvaliküm* innehu kâne huben kebiyra;
Yetimlere mallarını verin, temiz’i habis/pis ile (B gerçeğince) değiştirmeyin... Onların mallarını mallarınıza (karıştırarak) yemeyin... Muhakkak ki o büyük bir günahtır.

وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلَّا تَعُولُوا
3-) Ve in hıftüm ella tuksitu fiyl yetama fenkihu ma tabe leküm minen nisai mesna ve sülase ve ruba'a, fein hıftüm ella ta'dilu feVahıdeten ev ma meleket eymanüküm* zâlike edna ella teulu;
Eğer yetimler hakkında uluhiyyet hükümlerine göre davranamayacağınızdan/adaletli olamayacağınızdan korkarsanız, o zaman sizin için temiz/hoş olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olarak nikahlayın... Eğer (bu durumda) adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, (o vakit) bir tek (kadın) veya ellerinizin malik oldukları (ile yetinin)... Zulmetmemeniz için bu en aşağı/yakın olanıdır.

وَءَاتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً فَإِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيئًا مَرِيئًا
4-) Ve atün nisae sadukatihinne nıhleten, fein tıbne leküm an şey’in minhu nefsen feküluhu heniy’en meriy’a;
Kadınlara mehirlerini gönülden verin... Şayet içlerinden gelerek gönül rızası ile size (o mehirden) bir şey bağışlarlar ise, onu da afiyetle yeyin.

وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا
5-) Ve la tü'tüs süfehae emvalekümülletiy cealellahu leküm kıyâmen verzukuhüm fiyha veksuhüm ve kulu lehüm kavlen ma'rufa;
Allah’ın sizin için KIYAM (ayakta tutan nesne/yıkılıp düşmeme aracı) yaptığı mallarınızı (ilim ve marifetlerinizi) sefihlere (kendini bilmez anlayışı kıtlara) vermeyin... (Ancak) o mallarda onları rızıklandırın, onları giydirin; ve onlara ma’ruf (onların hayrına olan) bir söz söyleyin.

وَابْتَلُوا الْيَتَامَىٰ حَتَّىٰ إِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ ۖ وَلَا تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَنْ يَكْبَرُوا ۚ وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ ۚ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ حَسِيبًا
6-) Vebtelül yetama hatta iza beleğun nikah* fein anestüm minhüm rüşden fedfeu ileyhim emvalehüm* ve la te'küluha israfen ve bidaren en yekberu* ve men kâne ğaniyyen felyesta'fif* ve men kâne fakıyren felye'kül Bil ma'ruf* feiza defa'tüm ileyhim emvalehüm feeşhidu aleyhim* ve kefa Billahi Hasiyba;
Yetimleri nikah’a (bulüğ çağına) ulaşıncaya kadar deneyin... Şayet onlardan bir rüşd (reşidlik) farkederseniz, mallarını kendilerine def’edin... (Onlar) büyüyecekler diye onları (mallarını) israf ederek ve bidar (aceleyle) yemeyin... Kim ğani ise o iffetli davransın (yetim malı yemekten çekinsin)... Kim fakir ise o (Bi-) ma’ruf ile (sisteme uygun) yesin... Mallarını kendilerine def’ettiğiniz zaman da onlar üzerine şahid bulundurun... Hasiyb olarak (B sırrınca) Allah kafiydir.

لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ نَصِيبًا مَفْرُوضًا
7-) LirRicali nasıybün mimma terekel validani vel akrabune, ve linnisai nasıybün mimma terekel validani vel akrabune mimma kalle minhu ev kesür* nasıyben mefruda;
Ana-baba’nın ve akrabaların terkettiklerinden (miraslarından) rical (erkekler) için bir nasip/pay vardır... Ve kadınlar için de ana-baba’nın ve akrabaların terkettiklerinden bir pay vardır... Bu ondan (o miras malı) az olsun çok olsun farzlaşmış bir nasiptir.

وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا

8-) Ve iza hadarel kısmete ulülkurba vel yetama vel mesakiynu ferzukuhum minhu ve kulu lehüm kavlen ma'rufa;

Yakınlık sahipleri (miras düşmeyen akrabalar), yetimler ve miskinler de o kismet’te (paylaştırmada) hazır bulunurlarsa, onları da ondan rızıklandırın ve onlara ma’ruf bir söz söyleyin (hayırlarına olan bir mana ilka edin).

وَلْيَخْشَ الَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللَّهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا
9-) Velyahşelleziyne lev tereku min halfihim zürriyyeten dıafen hafu aleyhim* felyettekullahe velyekulu kavlen sediyda;
Haşyetle ürpersin şol kimseler ki, eğer arkalarında zayıf bir zürriyyet bıraksalardı onlar üzerine korkmuş olacaklardı... (O halde) Allah’dan ittika etsinler ve doğru söz söylesinler.

إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا

10-) İnnelleziyne ye'külune emvalel yetama zulmen innema ye'külune fiy butunihim nara* ve seyaslevne seıyra;
Muhakkak ki yetimlerin
mallarını zulmen yiyenler var ya, (onlar) ancak batınlarına/karınlarına bir ateş yemiş olurlar... Onlar sa’ir’a (alevlendirilen ateşe) yaslanacaklar.

Not: Takibeden miras ayetleri dolayısıyla bir açıklama:

Miras hukukuna ait farzlar (vahyin tayin ettiği hisseler), tüm Kur’an’da sadece Nisâ Sûresinde geçen şu üç ayette, Nisâ: 11, 12 ve 176. ayetlerde belirlenmiştir...

Bu konuda bazı hadis-i şerifler de şunlardır:

“Kur’an’ı öğreniniz ve O’nu insanlara öğretiniz... Feraiz’i (farz olan miras haklarını) öğreniniz ve onu insanlara öğretiniz... İlm’i öğreniniz ve O’nu insanlara öğretiniz... Çünkü ben kabzolunacak birisiyim... Muhakkak ki ilim de kabzolunacak ve (bu yüzden, cehaletten) fitneler zuhur edecek... Hatta iki kişi fariyza’da (miras haklarının taksiminde) ihtilafa düşecekler de aralarında hüküm verip ayıracak bir kimseyi bulamayacaklar”...

“İlim üçtür; bunun dışında kalan bir fazldır (fazlalıktır)... Ya muhkem (hükmü geçerli; neshedilmesi, te’vil ile hükmünün kalkması sözkonusu olmayan) bir ayettir yahut kaim (geçerli, sabit) bir sünnettir veyahut adil bir fariza’dır (miras taksimi ilmi)”...

“Ya Eba Hüreyre!... Feraiz’i (farz hisseler ilmini) öğrenin ve onu öğretin... Çünkü o ilmin yarısıdır... O unutulur (unutulan bir ilimdir)... Ve o ümmetimden çekilip alınacak ilk şeydir!!!?”...

“Biz (Nebîler dünya malı itibarıyla) varis olunmayız (bizim mirascımız olmaz)... Bizim terkettiğimiz (terikemiz) sadakadır”... (Buhari)

Nitekim Hz.Rasûlullah’ın vefatından sonra 1.halife Hz.Ebu Bekr es-Sıddık r.a., Hz.Fatıma ve Hz.Abbas’ın miras taleb etmelerine rağmen, fey malından Medine, Fedek ve Hayber’deki Hz.Rasûlullah’ın hissesine düşen (terike) den miras vermemiştir... Diğer reşiyd halifelerde bu uygulamayı sürdürmüştür... Muhtemeldir ki Hz.Ali’nin talebi de o arazilerin işletilmesi ile ilgili idi...

Burada önemli bir noktada şudur: Miras hakkı ayetle sabit bir farz olmasına rağmen, Ümmet-i Muhammed’in imanının abide ismi Hz.Ebu Bekir r.a. Hz.Rasûlullah’ın sözüne tabi olmuştur... Onu takiben Hz.Ömer, Hz.Osman ve Hz.Ali r.a.da bu uygulamaya devam etmişlerdir!...Ney

“Ey AdemOğlu!... İki şey var ki bunlardan hiçbiri senin olmadı (yani senin malın ve hakkın değildir; ben rahmetimle lutfettim)... Birincisi: (Vefat anında) gırtlağından tuttuğum vakit malından sana bir nasip kıldım (malının üçte birini tasadduk olarak vasiyyet etme hakkı verdim) ki, onunla seni tahir ve tezkiye edeyim (temizleyip arındırayım)... İkincisi: Ecelinin tamamlanmasından sonra kullarımın senin üzerine salatı (namazı)”... (Kudsi Hadis)

“Kim varisinin mirasçılığından kaçarsa, Allah kıyamet günü onun cennetten mirasçılığını keser”...

“Allah her hak sahibine hakkını vermiştir... Dikkat edin, varise (mirasçıya) vasiyyet yoktur (miras onun hakkıdır)”...

“Fazrları (miras hisselerini) ehillerine ilhak ediniz (sahiblerine veriniz)”...

“Müslüman, kafire varis olmaz... Kafir de müslümana varis olamaz”...

“İki milletin ehli (yani: iki farklı millete-dine mensub olanlar) birbirlerine varis olamazlar”...

Nihayet;

Miras olgusu bir gerçektir... Hangi isimle olursa olsun “Varis”e, hakkı verilir!... Ancak risalet kapsamındaki bir hüküm ile nübüvvet kapsamındaki bir hüküm arasında da fark vardır... Kur’anın ruhu itibarıyla ve Kur’an aklıyla daima her konuyu ele almalıyız... Kur’anın ruhu mushafla sınırlı değildir, Kur’an vahyine mazhar olan Hz.Rasûlullah’ın sünnetini, hadislerini de kapsar...

Böylece, mesela, miras hisselerinin taksiminde bir müşkül olarak gözüken “avliyye = hisselerin toplamının müşterek mahrecden (ortak paydadan) fazla gelmesi” meselesi de hikmetiyle anlaşılır...?

يُوصِيكُمُ اللّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ فَإِن كُنَّ نِسَاء فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَإِن كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ أَبَوَاهُ فَلأُمِّهِ الثُّلُثُ فَإِن كَانَ لَهُ إِخْوَةٌ فَلأُمِّهِ السُّدُسُ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا أَوْ دَيْنٍ آبَآؤُكُمْ وَأَبناؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاً فَرِيضَةً مِّنَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيما حَكِيمًا
11-) Yusıykümullahu fiy evladiküm lizzekeri mislü hazzıl ünseyeyn* fein künne nisaen fevkasneteyni felehünne sülüsa ma tereke, ve in kânet vahıdeten felehen nısf* ve liebeveyhi likülli vahıdin minhümessüdüsü mimma tereke in kâne lehu veled* fein lem yekün lehu veledün ve verisehu ebevahü feliümmihissülüs* fein kane lehu ıhvetün feli ümmihissüdüsü min ba'di vasıyyetin yusıy Biha ev deyn* abaüküm ve ebnaüküm* la tedrune eyyühüm akrabu leküm nef'a* feriydaten minellah* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
Allah, evladlarınız hakkında size (şöyle) vasiyyet ediyor: Erkek için iki dişinin payı’nın mislidir... Eğer (çocuklar) ikinin fevkinde kadınlar iseler, (o zaman) onlar için (miras bırakan) ne terk etti ise onun üçte ikisidir; eğer (çocuk) bir tek (kadın) ise, mirasın yarısı onundur... Eğer (ölüp) miras bırakanın (baba-ana’sı yanısıra bir de) çocuğu varsa, baba-ana’nın her birine mirasın altıda biridir; şayet hiç çocuğu (ve kardeşleri) yok ve baba-ana’sı kendisine varis olmuşsa, (bu takdirde) anasına mirasın üçte biridir (demek ki babasına da kalan üçte ikisi)... Eğer (miras bırakanın) kardeşleri varsa, anasının (miras payı), (B sırrınca) yaptığı vasiyyetten ve borcundan sonra (kalanın) altıda biridir... Babalarınız ve oğullarınız (var)... Bilemezsiniz, onların hangisi faydaca size daha yakındır... (Bunlar) Allah’dan bir fariza (tayin edilmiş, farz)’dır... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلاَلَةً أَو امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ فَإِن كَانُوَاْ أَكْثَرَ مِن ذَلِكَ فَهُمْ شُرَكَاء فِي الثُّلُثِ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ وَصِيَّةً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ
12-) Ve leküm nısfü ma tereke ezvacüküm in lem yekün lehünne veledün, fein kâne lehünne veledün felekümür rubüu mimma terekne min ba'di vasıyyetin yusıyne Biha ev deyn* ve lehünner rübüu mimma terektüm in lem yekün leküm veledün, fein kâne leküm veledün felehünnes sümünü mimma terektüm min ba’di vasıyyetin tusune Biha ev deyn* ve in kâne recülün yuresü kelaleten evimraetün ve lehu ehun ev uhtün feli külli vahıdin minhümes südüs* fein kânu eksere min zâlike fehüm şürekaü fiys sülüsi min ba'di vasıyyetin yusa Biha ev deynin ğayra mudarr* vasıyyeten minellah* vAllahu Aliymun Haliym;
(Erkekler!.) Eğer çocukları yoksa, eşlerinizin bıraktıklarının (miraslarının) yarısı sizindir; şayet çocukları varsa, (B sırrınca) yaptıkları vasiyyetten ve borçlarından sonra (kalanın) dörtte biri sizindir... (Erkekler!.) Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir; şayet çocuğunuz varsa, (B sırrınca) yapacağınız vasiyyetten ve borcunuzdan sonra (kalanın) sekizde biri onlarındır... Eğer (kendisine) varis olunulan erkek veya kadın KELALE (ana-baba ve evlad mirasçısı yok) ise ve onun bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, bu iki kardeşden her birine altıda birdir... (Kardeşler) bundan çok ise, (bu takdirde) onlar, (B sırrınca) yapılmış bulunan vasiyyetten ve borçtan sonra (kalanın) üçte birinde ortaktırlar... (Bu taksim) zarar verici olmamalıdır da... Allah’dan bir vasiyyettir (bu)... Allah Aliym’dir, Haliym’dir.

تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

13-) Tilke hududullah* ve men yutııllahe ve RasûleHU yudhılhu cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve zâlikel fevzül Azîym
;
İşte (bunlar) hududullah (Allah’ın sınırları) dır... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat ederse, onu, onda ebedi kalıcılar olarak altlarından nehirler akan cennetlere dahil eder... İşte budur aziym bir kurtuluş/başarı.

وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُهِينٌ

14-) Ve men ya'sıllahe ve RasûleHU ve yeteadde hududeHU yudhılhu naren haliden fiyha* ve lehu azabün mühiyn;

Kim de Allah ve O’nun Rasûlüne isyan eder ve haddi aşarsa, onu da onda ebedi kalmak üzere Nar’a dahil eder... Onun için alçaltıcı azab vardır.

وَاللَّاتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِنْكُمْ فَإِنْ شَهِدُوا فَأَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتَّى يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا
15-) Vellatiy ye'tiynel fahışete min nisaiküm festeşhidu aleyhinne erbeaten minküm* fein şehidu fe emsikûhünne fiyl büyuti hatta yeteveffa hünnel mevtü ev yec'alellahu lehünne sebiyla;
Kadınlarınızdan (eşcinsel) fuhuş yapanların aleyhlerine sizden dört şahid getirin... Şayet (o fuhşu yaptıklarına dair) şahidlik ederlerse, ölüm onları vefat ettirinceye kadar yahut Allah onlara (çıkar) bir yol oluşturuncaya kadar onları evlerde tutun.

وَاللَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَآذُوهُمَا فَإِنْ تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا
16-) Vellezani ye'tiyaniha minküm feazuhüma* fein taba ve asleha fea'ridu anhüma* innAllahe kâne Tevvaben Rahîyma;
Onu (eşcinselliği) sizden iki erkek işlerse, onlara eziyyet edin... Şayet tevbe edip (hallerini) ıslah ederlerse, artık onlardan vazgeçin... Muhakkak ki Allah Tevvab’dır, Rahıym’dir.

إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَرِيبٍ فَأُولَئِكَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمً
17-) İnnemettevbetü alAllahi lilleziyne ya'melunessue Bi cehaletin sümme yetubune min kariybin feülaike yetubullahu aleyhim* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
Allah’ın kabulünü üzerine aldığı tevbe, ancak (Bi-) cehalet ile kötülük yapıp, sonra da çok geçmeden/hemen yakından tevbe edenler içindir... İşte Allah bunların tevbesini kabul eder... Ve Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الْآنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
18-) Ve leysetittevbetü lilleziyne ya'melunes seyyiat* hatta iza hadara ehadehümül mevtü kale inniy tübtül ANe ve lelleziyne yemutune ve hüm küffar* ülaike a'tedna lehüm azaben eliyma;
Yoksa kötülükleri yapıp duran, nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında “İşte şimdi tevbe ettim” diyenlerinki değildir tevbe... Kafir olarak ölenlere de tevbe yoktur... İşte onlar için elim azab hazırladık.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُواْ النِّسَاء كَرْهًا وَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُواْ بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلاَّ أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيراً
19-) Ya eyyühelleziyne amenu la yahıllu leküm en terisün nisae kerhen, ve la ta'duluhünne litezhebu Bi ba'dı ma ateytümuhünne illâ en ye'tıne Bi fahışetin mübeyyinetin, ve aşiruhünne Bil ma'ruf* fein kerihtümuhünne feasa en tekrahu şey’en ve yec'alellahu fiyhi hayren kesiyra;
Ey iman edenler!... Kadınlara zorla mirasçı olmanız (miras yoluyla zorla almanız) size helal olmaz... Kendilerine vermiş olduklarınızın bir (Bi-) kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın... Açık (şahitlerle isbatlanmış) bir (Bi-) fuhuş yapmaları durumu müstesna... Onlarla (Bi-) ma’ruf ile muaşeret edin (sünnetullaha uygun beraber olun/iyi ve güzel geçinin)... Eğer kendilerinden hoşlanmadınız ise, olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda (o tiksindiğiniz şeyde) pek çok hayır kılmıştır/koymuştur.

وَإِنْ أَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍ وَءَاتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنْطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْئًا أَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا
20-) Ve in eredtümüstibdale zevcin mekâne zevcin ve ateytüm ıhdahünne kıntaren fela te'huzu minhu şey'a* ete'huzunehu bühtanen ve ismen mübiyna;
Eğer bir eşin yerine bir başka eş almak istemişseniz, onlardan birine (önceki eşinize) yüklerle (mehir) vermiş olsanız dahi ondan bir şey (geri) almayın... Onu bir buhtan ve açık bir günah yaparak geri alırsınız mı?.

وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ أَفْضَى بَعْضُكُمْ إِلَى بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنْكُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا
21-) Ve keyfe te'huzunehu ve kad efda baduküm ila ba’din ve ehazne minküm miysakan ğaliyza;
(Hem daha önce) birbirinize kaynaşıp-geçmiş/içli dışlı olmuş ve onlar sizden katı miysak (sağlam söz) almışlar iken onu nasıl alırsınız ki?.

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ ءَابَاؤُكُمْ مِنَ النِّسَاءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبِيلًا
22-) Ve la tenkihu ma nekeha abaüküm minen nisai illâ ma kad selef* innehu kâne fahışeten ve makta* ve sae sebiyla;
Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın (onlarla evlenmeyin)... Ancak geçmiş olan müstesna... Muhakkak ki o fahiş bir hayasızlık ve gazaba sebep bir kötülüktür... Ve ne kötü bir yol/adettir.

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاَتُكُمْ وَبَنَاتُ الأَخِ وَبَنَاتُ الأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللاَّتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُم مِّنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللاَّتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ اللاَّتِي دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُواْ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلاَئِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلاَبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُواْ بَيْنَ الأُخْتَيْنِ إَلاَّ مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
23-) Hurrimet aleyküm ümmehatüküm ve benatüküm ve ehavatüküm ve ammatüküm ve halatüküm ve benatül’ehı ve benatül’uhti ve ümmehatükümüllatiy erda'neküm ve ahavatüküm miner redaati ve ümmehatü nisaiküm ve rebaibükümüllatiy fiy hucuriküm min nisaikümüllatiy dehaltüm Bihinn* fe in lem tekunu dehaltüm Bihinne fela cünaha aleyküm* ve halailü ebnaikümül leziyne min aslabiküm, ve en tecmeu beynel uhteyni illâ ma kad selef* innAllahe kâne Ğafuren Rahiyma;
Size (şunlarla evlenmek) haram edildi: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileri ile (B sırrınca) gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızdan (doğmuş) odalarınızda (evlerinizde himayeniz altında) bulunan üvey kızlarınız... Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile (B sırrınca) birleşmemişseniz (onlarla evlenmenizde) sizin üzerinize bir günah yoktur... Ve sizin sülbünüzden gelen oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi birlikte almanız (da size haram edilmiştir)... Ancak geçmişte kalan müstesna... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاء إِلاَّ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَاء ذَلِكُمْ أَن تَبْتَغُواْ بِأَمْوَالِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُم بِهِ مِنْهُنَّ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَاضَيْتُم بِهِ مِن بَعْدِ الْفَرِيضَةِ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
24-) Vel muhsanatü minen nisai illâ ma meleket eymanüküm* kitabAllahi aleyküm* ve ühılle leküm ma verae zâliküm en tebteğu Bi emvaliküm muhsiniyne ğayre müsafihıyn* femestemta'tüm Bihi minhünne featuhünne ücurehünne feriydaten, ve la cünaha aleyküm fiy ma teradaytüm Bihi min ba'dil feriydah* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
(Harpte elinize geçmiş) malik olduğunuz (cariyeler) müstesna, kadınlardan muhsanat (evli kadınlar) da (size haram kılınmıştır)... (Bunlar) üzerinize Allah’ın yazısıdır (farzdır)... Bütün bunların dışında kalanlar, metres-dost tutmaksızın iffetli yaşamayı arayarak, (Bi-) mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı... Onlardan (B gerçeğince) ne mukabilinde faydalandınız ise, onlara ecirlerini/ücretlerini bir fariza olarak verin... Fariza’dan (takdir edilen mehrden) sonra karşılıklı rızalaştığınız şey hususunda size bir günah yoktur... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلاً أَن يَنكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِن مِّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُم مِّن فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِكُمْ بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ فَانكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلاَ مُتَّخِذَاتِ أَخْدَانٍ فَإِذَا أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْ وَأَن تَصْبِرُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
25-) Ve men lem yestetı' minküm tavlen en yenkihal muhsanatil mu'minati femin ma meleket eymanüküm min feteyatikümül mu'minat* vAllahu a'lemü Bi iymaniküm* ba'duküm min ba'd* fenkihuhünne Bi izni ehlihinne ve atuhünne ücurehünne Bil ma'rufi muhsanatin ğayre müsafihatin ve la müttehızati ahdan* feiza uhsınne fein eteyne Bi fahışetin fealeyhinne nısfu ma alel muhsanati minel azab* zâlike limen haşiyel anete minküm* ve en tasbiru hayrun leküm* vAllahu Ğafurun Rahîym;
Sizden, mü’mine hür kadınlarla evlenme genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin malik olduğu mü’mine genç kızlarınızdan (nikahlasın)... Allah sizin imanınızı (B sırrınca) daha iyi bilir... (Hep) birbirinizdensiniz... Onları, onların ehillerinin (ailelerinin, velilerinin) (Bi-) izniyle nikahlayın; ve gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak durarak, iffetli kadınlar olmaları halinde (Bi-) ma’ruf ile ecirlerini/ücretlerini (mehirlerini) de verin... Evliliğe geçtikten sonra eğer bir (Bi-) fuhuş yaparlar ise, (o vakit) hür kadınlara tatbik edilen azabın yarısı onlara verilir... Bu (cariyeler ile evlenme yolu), sizden günaha/sıkıntıya girmekten ürperen/korkan kimse içindir... Sabretmeniz, sizin için daha hayırlıdır... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
26-) Yüriydullahu liyübeyyine leküm ve yehdiyeküm sünenelleziyne min kabliküm ve yetube aleyküm* vAllahu Aliymn Hakiym;
Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak, sizi sizden öncekilerin sünnetlerine hidayet etmek ve tevbelerinizi (asıllarınıza rücunuzu) kabul etmek diler... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَاللَّهُ يُرِيدُ أَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ أَنْ تَمِيلُوا مَيْلًا عَظِيمًا
27-) VAllahu yuriydu en yetube aleyküm ve yuriydülleziyne yettebiuneş şehevati en temiylu meylen azîyma;
Allah, tevbelerinizi kabul etmek diler... Şehvetlerine (nefslerine) tabi olanlar ise sizin aziym bir meyl’le (şirk’e) meyletmenizi (vuslattan geri kalmanızı) dilerler.

يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ وَخُلِقَ الْإِنْسَانُ ضَعِيفًا
28-) Yuriydullahu en yuhaffife anküm* ve hulikal insanu daıyfa;
Allah (seyr-i süluk disiplinleri ile) sizden yükünüzü hafifletmek diler... İnsan zayıf olarak halkedilmiştir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا
29-) Ya eyyühelleziyne amenu la te'külu emvaleküm beyneküm Bilbatıli illâ en tekûne ticareten an teradın minküm ve la taktülu enfüseküm* innAllahe kâne Biküm Rahîyma;
Ey iman edenler!... Mallarınızı aranızda (Bi-) batıl olarak yemeyin... Kendi rızanızla bir ticaret olması hali müstesna... Nefslerinizi öldürmeyin... Muhakkak ki Allah size (B sırrınca, siz olarak) Rahıym’dir.

وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرًا
30-) Ve men yef'al zâlike udvanen ve zulmen fesevfe nusliyhi nara* ve kâne zâlike alAllahi yesiyra;
Kim düşmanlık/haddi aşma ve zulümle bunu (şirk, intihar) işlerse, onu Nar’a yaslıyacağız... Bu Allah’a çok kolayıdır.

إِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُمْ مُدْخَلًا كَرِيمًا
31-) İn tectenibu kebaira ma tünhevne anhü nükeffir anküm seyyiatiküm ve nüdhılküm müdhalen keriyma;
Şayet nehyedildiğiniz KEBAİR (büyük günahlar; şirk)’den kaçınırsanız, (nefsinizden kaynaklanan) kötülüklerinizi sizden keffaretleriz/sileriz ve sizi keriym/şerefli bir mekana dahil ederiz.

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللَّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
32-) Ve la tetemennev ma faddalAllahu Bihî ba'deküm alâ ba'd* lirRicali nasıybün mimmektesebu ve linnisai nasıybün mimmektesebne, ves'elullahe min fadliHİ, innAllahe kâne Bikülli şey'in Alîyma;
Allah’ın onunla (B sırrınca) bazınızı bazınıza üstün kıldığı şeyi temenni etmeyin... Rical (erkekler) için kazandıklarından bir nasip vardır; ve kadınlar için de kazandıklarından bir nasip vardır... Allah’dan, O’nun fazlından isteyin... Muhakkak ki Allah şeyin külliyyeni/komplesi olarak (her şeyi B sırrınca) Aliym’dir.

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا
33-) Ve liküllin caalna mevaliye mimma terekel validani vel akrebun* velleziyne akadet eymanüküm featuhüm nasıybehüm* innAllahe kâne alâ külli şey'in şehiyda;
Ana-baba ve akrabanın bıraktığından her biri için mevaliy (mirasçılar) kıldık... Yeminlerinizin bağladığı (yemin akdiyle mirasçı olan) kimselere de nasiplerini verin... Muhakkak ki Allah her şeye şahid’dir.

الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ ۚ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ ۚ وَاللَّاتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ ۖ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا
34-) ErRicalu kavvamune alen nisai Bi ma faddalAllahu ba'dahüm alâ ba’din ve Bi ma enfeku min emvalihim* fessalihatü kanitatün hafizatün lil ğaybi Bi ma hafızAllah* vellatiy tehafune nüşüzehünne feızuhünne vehcüruhünne filmedaciı vadribuhünne, fein eta'neküm fela tebğu aleyhinne sebiyla* innAllahe kâne Aliyyen Kebiyra;
Rical (erkekler), kadınlar üzerine kavvam’dırlar (hakim, yönetici)... Şundan ki Allah (B sırrınca) onların (insanların) bazısını bazısı üzerine üstün kılmıştır ve (erkekler B sırrınca) mallarından onlara infak etmişlerdir... Saliha kadınlar kanit’tirler (saygılı, itaatkar), Allah’ın (kendilerini B sırrınca) hıfzetmesi ile ğaybı hıfzedip koruyucudurlar... Huysuzluk etmelerinden endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin (idraklarına çalışın), (bu yeterli olmazsa) yataklarında yalnız bırakın (libidoları yükselsin) ve onlara darbedin (dokunun?)... Eğer size itaat ederlerse, artık aleyhlerine bir yol aramayın... Muhakkak ki Allah Aliy’dir, Kebiyr’dir.

وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَمًا مِنْ أَهْلِهِ وَحَكَمًا مِنْ أَهْلِهَا إِنْ يُرِيدَا إِصْلَاحًا يُوَفِّقِ اللَّهُ بَيْنَهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا
35-) Ve in hıftüm şıkaka beynihima feb'asu hakemen min ehlihı ve hakemen min ehliha* in yürıyda ıslahan yuveffikıllahu beynehüma* innAllahe kâne Aliymen Habîyra;
Eğer onların (karı-kocanın) aralarının açılmasından korkarsanız, bir hakem erkek ailesinden ve bir hakem de kadının ailesinden ba’sedin (gönderin)... Eğer (o hakemlerin her ikisi de) ıslah (ara bulma) dilerler ise, Allah onların arasını (ıslaha, düzeltmeye) muvaffak kılar... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Habiyr’dir.

وَاعْبُدُواْ اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُور
36-) Va'budullahe ve la tüşrikû BiHİ şey’en ve Bil valideyni ıhsanen ve Bi zil kurba vel yetama vel mesakiyni velcari zil kurba vel caril cünübi ves sahıbi Bil cenbi vebnis sebiyli ve ma meleket eymanüküm* innAllahe la yuhıbbu men kâne muhtalen fahura;
Allah’a kulluk yapın (arınıp fani olun)... O’na hiç bir şeyi (B gerçeğince) ortak etmeyin (hiç bir şeye; isim ve resimlere varlık vermeyin)... Ana-baba’ya, yakınlık sahiplerine (idrak yakınlarına), yetimlere, miskinlere, yakın komşuya (bilinç komşuna), uzak komşuya (bilinç yeri sana çok uzak olana), yanınızdaki (aynı mertebedeki) arkadaşa, yolun oğluna (Allah yolunda olana) ve ellerinizin malik olduklarına (B sırrınca) ihsanda bulunun... Muhakkak ki Allah kibirlenip övünenleri sevmez.

الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا
37-) Elleziyne yebhalune ve ye'murunen nase Bil buhli ve yektümune ma atahumullahu min fadliHİ, ve a'tedna lil kafiriyne azaben mühiyna;
Onlar (öyle kimselerdir) ki cimrilik ederler, insanlara (B sırrınca) cimriliği emrederler ve Allah’ın fazlından verdiğini gizlerler... Kafirler için alçaltıcı azab hazırladık.

وَالَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاءَ قَرِينًا
38-) Velleziyne yünfikune emvalehüm riaen nasi ve la yu'minune Billahi ve la Bil yevmil ahıri, ve men yeküniş şeytanü lehu kariynen fesae kariyna;
Ve onlar (B sırrıyla) Allah’a ve (B sırrıyla) ahir gün’e iman etmedikleri halde, mallarını insanların riyası için harcarlar... Şeytan kime arkadaş olursa, o ne kötü bir arkadaştır.

وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ ءَامَنُوا بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللَّهُ وَكَانَ اللَّهُ بِهِمْ عَلِيمًا

39-) Ve ma za aleyhim lev’amenu Billahi vel yevmil ahıri ve enfeku mimma rezekahümullahu, ve kânAllahu Bihim Alîyma;

(B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman etselerdi ve Allah’ın onları rızıklandırdığından infak etselerdi, onların aleyhine ne olurdu?... Allah onları/(B sırrınca onların hakikatı, kendisi olarak) Aliym’dir.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا
40-) İnnAllahe la yazlimü miskale zerretin, ve in tekü haseneten yudaıfha ve yü'ti min ledünHU ecran azîyma;
Muhakkak ki Allah zerre (düşünülebilen en küçük) ağırlığı (yükü) kadar bile zulmetmez... Eğer (o yapılan iyilik) bir hasene dahi olsa, onu kat kat artırır ve (üstelik) kendi ledünnünden de aziym bir ecir verir.

فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلَاءِ شَهِيدًا
41-) Fekeyfe iza ci'na min külli ümmetin Bi şehiydin ve ci'na Bike alâ haülai şehiyda;
Her ümmetten bir (Bi-) Şehiyd (şahid) getirip, (Rasûlüm) seni de (B sırrınca, işte) bunlara Şehiyd (şahid) getirdiğimiz vakit (iş) nasıl olur?.

يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّى بِهِمُ الْأَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ اللَّهَ حَدِيثًا

42-) Yevmeizin yeveddülleziyne keferu ve asavür Rasûle levtüsevva Bihimül Ard* ve la yektümunallahe hadiysa;

O gün kafir olanlar ve Rasûlullah’a asi olanlar, (B gerçeğince) Arz’a geçirilip yerle bir olmayı/Arz’ın onları silmesini temenni edip arzularlar... Allah’dan bir sözü de gizleyemezler.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَقْرَبُواْ الصَّلاَةَ وَأَنتُمْ سُكَارَى حَتَّىَ تَعْلَمُواْ مَا تَقُولُونَ وَلاَ جُنُبًا إِلاَّ عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّىَ تَغْتَسِلُواْ وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاء أَحَدٌ مِّنكُم مِّن الْغَآئِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ تَجِدُواْ مَاء فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا
43-) Ya eyyühelleziyne amenu la takrebusSalate ve entüm sükâra hatta ta'lemu ma tekulune ve la cünüben illâ abiriy sebiylin hatta tağtesilu* ve in küntüm merda ev alâ seferin ev cae ehadün minküm minel ğaitı ev lamestümün nisae felem tecidu maen feteyemmemu saıyden tayyiben femsehu Bi vücuhiküm ve eydiyküm* innAllahe kâne Afüvven Ğafura;
Ey iman edenler!... Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar ve bir de cünüb iken -yolcu olmanız müstesna- gusledinceye kadar salat’a/namaz’a yaklaşmayın... Eğer hasta olmuşsanız veya bir sefer üzere iseniz veya sizden biri def’i hacetten gelirse yahut kadınlara dokunmuşsanız, (bu durumlarda bir de) su bulamamışsanız, (o vakit) tayyib/temiz toprağa teyemmüm edin... (Şöyleki) vechlerinizi/yüzlerinizi ve ellerinizi (B sırrınca) mesh edin... Muhakkak ki Allah Afuvv’dur, Ğafur’dur.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُرِيدُونَ أَنْ تَضِلُّوا السَّبِيلَ
44-) Elem tera ilelleziyne utu nasıyben minel Kitabi yeşteruned dalalete ve yüriydune en tedıllüs sebiyl;
Kendilerine Kitab’tan bir nasip verilmiş olanları görmüyormusun; dalaleti satın alıyorlar ve (sizin de) yoldan sapmanızı diliyorlar?.

وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَى بِاللَّهِ وَلِيًّا وَكَفَى بِاللَّهِ نَصِيرًا
45-) VAllahu a’lemü Bi a'daiküm* ve kefa Billahi Veliyyen ve kefa Billahi nasıyra;
Allah sizin düşmanlarınızı (B sırrınca) daha iyi bilir... Veliy olarak Allah (B sırrınca) kafidir... Nasıyr olarak Allah (B sırrınca) kafidir.

مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَكِن لَّعَنَهُمُ اللّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلاَ يُؤْمِنُونَ إِلاَّ قَلِي
46-) Minelleziyne hadu yüharrifunel Kelime an mevadııhi ve yekulune semı'na ve asayna vesma' ğayre müsmeın ve raına leyyen Bi elsinetihim ve ta'nen fid diyn* velev ennehüm kalu semi'na ve ata'na vesma' venzurna lekâne hayren lehüm ve akveme, ve lâkin leanehümullahu Bi küfrihim fela yu'minune illâ kaliyla;
Yahudi olanlardan öyleleri vardır ki, KELİMELERİ mevzilerinden tahrif ederler (kaydırırlar; vahyin orijinalliğini muhafaza etmezler)... (Bi-) dillerini eğip bükerek ve Diyn’de yermeler üreterek: “İşittik ve isyan ettik”, “Dinle, dinlemez olası” ve “Raina; bizi gözet, bizi dinle” derler... Eğer onlar, “İşittik ve itaat ettik”, “Dinle” ve “Nazar et bize” deseler idi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu... Fakat Allah küfürleri ile (B gerçeğince) onları la’netlemiştir... Pek azı müstesna (artık onlar) iman etmezler.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ ءَامِنُوا بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلَى أَدْبَارِهَا أَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّا أَصْحَابَ السَّبْتِ وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولًا
47-) Ya eyyühelleziyne utül Kitabe aminu Bi ma nezzelna musaddikan lima maaküm min kabli en natmise vucuhen feneruddeha alâ edbariha ev nel'anehüm kema leanna ashabes sebt* ve kâne emrullahi mef'ula;
Ey (izhar edip okusunlar diye) kendilerine Kitab verilenler!... Vechleri/yüzleri silerek arkalarına döndürmeden yahut ashab-ı sebt’i (Cumartesi adamlarını) la’netlediğimiz gibi kendilerini la’netlemeden önce, sizin beraberinizde olanı (Tevrat’ı) tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur’an’a, B sırrınca) iman edin!. Emrullah, fiile dönüşmüştür.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا
48-) İnnAllahe la yağfiru en yüşreke BiHİ ve yağfiru ma dune zâlike limen yeşa'* ve men yüşrik Billahi fekadiftera ismen azîyma;
Muhakkak ki Allah (B gerçeğince) kendisine şirk koşulmasını (şakıliği) mağfiret etmez... Ondan başkasını dilediği kimseler için mağfiret eder... Kim Allah’a (B gerçeğince) şirk koşarsa (yanısıra bir varlık kabul ederse; ortak tutarsa), gerçekten aziym bir günah olarak uydurmuş/(Allah’a) iftira etmiş olur (çünkü la ilahe illAllah!?).

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنْفُسَهُمْ بَلِ اللَّهُ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا
49-) Elem tera ilelleziyne yüzekkûne enfüsehüm* belillahu yüzekkiy men yeşau ve la yüzlemune fetiyla;
Nefslerini (kendileri) tezkiye edenleri görmedin mi?... Hayır, Allah dilediğini tezkiye eder (arındırır)... Ve bir hurma lifi (kıl) kadar zulme uğratılmazlar.

انْظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَكَفَى بِهِ إِثْمًا مُبِينًا
50-) Ünzur keyfe yefterune alellahil kezib* ve kefa BiHİ ismen mübiyna;
Bak, nasıl Allah üzerine yalan iftira ediyorlar?... Apaçık bir günah olarak (B gerçeğince) o kafidir.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا هَؤُلَاءِ أَهْدَى مِنَ الَّذِينَ ءَامَنُوا سَبِيلًا
51-) Elem tera ilelleziyne utu nasıyben minel Kitabi yu'minune Bil cibti vettağuti ve yekulune lilleziyne keferu haülai ehda minelleziyne amenu sebiyla;
Kendilerine Kitab’tan bir nasip verilenleri görmüyormusun!... Cibt’e (tapınılan put) ve Tağut’a (batıl vücud) (B sırrınca) iman ediyorlar ve kafir olanlar için: “İşte bunlar iman eden (tevhid ehlin) den daha doğru yoldadırlar” diyorlar.

أُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ وَمَنْ يَلْعَنِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَصِيرًا
52-) Ülaikelleziyne leanehümullahu, ve men yel'anillahu felen tecide lehu nasıyra;
İşte onlar Allah’ın la’net ettiği kimselerdir... Allah kime la’net eder ise, artık (sen) ona asla bir yardımcı bulamazsın.

أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِنَ الْمُلْكِ فَإِذًا لَا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَقِيرًا
53-) Em lehüm nasıybün minel mülki feizen la yü'tunen nase nekıyren;
Yoksa onların Mülk’den bir nasibi mi var?.. Eğer öyle olsaydı, insanlara hurma çekirdeğinin çukurcuğu kadar dahi (bir şey) vermezlerdi.

أَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلَى مَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ فَقَدْ ءَاتَيْنَا ءَالَ إِبْرَاهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَءَاتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظِيمًا
54-) Em yahsüdunen Nase alâ ma atahumullahu min fadliHİ, fekad ateyna ale İbrahîymel Kitabe vel Hıkmete ve ateynahüm mülken aziyma;
Yoksa (onlar), insanları, Allahın fazlından kendilerine verdiği (nimet) üzerine kıskanıyorlar mı?... Gerçekten biz Al-i İbrahim’e de Kitab ve Hikmet verdik... Ve onlara aziym bir mülk verdik.

فَمِنْهُمْ مَنْ ءَامَنَ بِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ صَدَّ عَنْهُ وَكَفَى بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا
55-) Feminhüm men amene Bihî ve minhüm men sadde anhu ve kefa Bi cehenneme seıyren;
Onlardan bazısı O’na (İbrahim’e B sırrınca) iman etti ve onlardan bazısı da Ondan yüz çevirdi/ondan alakoydu... Sair (alevli ateş olarak; B sırrınca) cehennem kafidir (senden bağımsız, ötede bir cehennem düşleme).

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا
56-) İnnelleziyne keferu Bi ayatina sevfe nusliyhim nara* küllema nedıcet cüludühüm beddelnahüm cüluden ğayreha liyezukul azab* innAllahe kâne Aziyzen Hakiyma;
Muhakkak ki (B gerçeğince) ayetlerimizi küfredenleri (örtüp inkar edenleri) Nar’a yaslayacağız... Cildleri her piştikçe, azabı tatsınlar diye, (önceki) cildlerin başkası ile onları (cildlerini) değiştireceğiz... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا لَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا
57-) Velleziyne amenu ve amilus salihati senüdhılühüm cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ebeda* lehüm fiyha ezvacün mütahheretün, ve nüdhılühüm zıllen zaliyla;
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onları altlarından nehirler akan cennetlere dahil edeceğiz... Onda ebedi olarak kalıcılardır... Orada, onlar için tertemiz eşler vardır... Ve onları (Güneş sızmayan; yakin serinliği sağlayan) gölgenin gölgesine/eşsiz bir gölgeye sokacağız.

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
58-) İnnAllahe ye'müruküm en tüeddül emanati ila ehliha ve iza hakemtüm beynenNasi en tahkümü Bil adli, innAllahe niımma yeızuküm Bihi, innAllahe kâne Semi’an Basiyra;
Muhakkak ki Allah emanetleri, onların ehillerine te’diye (ödeme, teslim) etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde de Bil-ADL (adil olarak) hükmetmenizi emreder... Muhakkak ki Allah (B sırrınca) bununla size ne güzel va’z ediyor (ibretlik öğüt veriyor)... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Basıyr’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلا

59-) Ya eyyühelleziyne amenu etıy'ullahe ve etıy'urRasûle ve ülil emri minküm* fein tenaza'tüm fiy şey'in ferudduhu ilAllahi verRasûli in küntüm tu'minune Billahi vel yevmil ahır* zâlike hayrun ve ahsenü te'viyla;

Ey iman edenler!... Allah’a itaat edin, Rasûlullah’a itaat edin, ve sizden Ulul’Emr’e (Emr sahiplerine) de (itaat edin)... Bir şey hakkında tartışmaya/anlaşmazlığa düştünüz mü -şayet (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman ediyorsanız- onu Allah’a ve Rasûlü’ne döndürün... Bu hem daha hayırlı ve hem de te’vil olarak (işin aslına ulaşma bakımından) daha güzeldir.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا
60-) Elem tera ilelleziyne yez'umune ennehüm amenu Bi ma ünzile ileyke ve ma ünzile min kablike yüriydune en yetehakemu ilettağuti ve kad ümiru en yekfüru Bihi, ve yüriydüşşeytanü en yudıllehüm dalalen beiyda;
Sana inzal olunana ve senden önce inzal olunana (B sırrınca) iman ettiklerini sananları görmüyormusun; (ki, onu B sırrı gereği) inkar etmeleri emredildiği halde Tağut’u aralarına hakem yapmak/Tağut’a göre muhakemeleşmek dilerler... Şeytan (vehim) da onları uzak (bir daha dönmeleri mümkün olmayan) bir sapıklığa (şirk’e) ıdlal etmek (saptırmak) diliyor.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَى مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًا

61-) Ve iza kıyle lehüm tealev ila ma enzelAllahu ve ilerRasûli raeytel münafikıyne yesuddune anke sududa;

Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine VE O’nun Rasûlüne gelin” denildiğinde, münafıkların senden iyice yüz çevirip uzaklaştıklarını görürsün.

فَكَيْفَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَاءُوكَ يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا إِحْسَانًا وَتَوْفِيقًا

62-) Fekeyfe iza esabethüm musıybetün Bi ma kaddemet eydiyhim sümme cauke yahlifune Billahi in eredna illâ ıhsanen ve tevfiyka;

Ya nasıl, ellerinin takdim ettikleri sebebiyle (B gerçeğince) onlara bir musibet isabet ettiğinde hemen “Biz ihsan ve tevfik’den başka bir şey dilemedik” diye yemin ederek sana gelirler?.

أُولَئِكَ الَّذِينَ يَعْلَمُ اللَّهُ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُلْ لَهُمْ فِي أَنْفُسِهِمْ قَوْلًا بَلِيغًا

63-) Ülaikelleziyne ya'lemullahu ma fiy kulubihim fe a'rıd anhüm ve ızhüm ve kul lehüm fiy enfüsihim kavlen beliyğa;

İşte onlar ki, Allah onların kalblerinde olanı biliyor... O halde onlardan yüzçevir, onlara öğüt ver ve onlara kendi enfüsleri hakkında kavl-i beliyğ (içlerine işleyen, meramı tam anlatan, tesirli güzel söz) söyle.

وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا رَحِيمًا
64-) Ve ma erselna min Rasûlin illâ li yütaa Bi iznillah* ve lev ennehüm iz zalemu enfüsehüm cauke festağferullahe vestağfere lehümür Rasûlü levecedullahe Tevvaben Rahiyma;
Biz hiçbir Rasûlü, Bi-iznillah (Allah’ın izniyle kendisine) itaat edilmekten başka bir işlevle irsal etmedik... Şayet kendi nefslerine zulmettiklerinde sana gelselerdi de Allah’dan mağfiret dileselerdi ve Rasûlullah da onlar için mağfiret dileseydi, elbette Allah’ı Tevvab ve Rahıym bulurlardı.

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
65-) Fela ve Rabbike la yu'minune hatta yühakkimuke fiyma şecera beynehüm sümme la yecidu fiy enfüsihim haracen mimma kadayte ve yüsellimu tesliyma;
Hayır, Rabbine yemi olsun ki (iş bildikleri gibi değil), aralarında çıkan ihtilaflarda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden (zira, senin hükmün Allah’ın hükmüdür) içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ اقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ أَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِنْهُمْ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِهِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا
66-) Ve lev enna ketebna aleyhim enıktülu enfüseküm evıhrucu min diyariküm ma fealuhü illâ kaliylün minhüm* ve lev ennehüm fealu ma yuazune Bihi lekâne hayren lehüm ve eşedde tesbiyta;
Eğer onların üzerine “nesflerinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış (farz kılmış) olsaydık, onlardan pek azı müstesna (onlar) bunu yapmazlardı... Eğer onlar kendilerine (B sırrınca) öğütleneni yapsalardı, elbette onlar için daha hayırlı ve daha sağlam/değişkensiz/kararlı olurdu.

وَإِذًا لَآتَيْنَاهُمْ مِنْ لَدُنَّا أَجْرًا عَظِيمًا
67-) Ve izen le ateynahüm min ledünNA ecren azîyma;
Ve o takdirde onlara ledünnümüzden aziym bir ecir verirdik (ilahi özelliklerle tahakkuk).

وَلَهَدَيْنَاهُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
68-) Ve lehedeynahüm sıratan müstekıyma;
Ve onları elbette sırat-ı müstakim’e (Zat’a giden yola) hidayet ederdik.

وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَأُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا
69-) Ve men yutııllahe verRasûle feülaike maalleziyne en'amAllahu aleyhim minen Nebîyyiyne vasSıddıkıyne veşŞühedai vasSalihıyn* ve hasüne ülaike refiyka;
Kim Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat eder ise, işte onlar Allah’ın kendilerine in’amda bulunduğu Nebîler, sıddıklar, şehidler ve salihler ile beraberdirler... Ne güzel refik (arkadaş) tir onlar.

ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ عَلِيمًا
70-) Zâlikel fadlü minellahi, ve kefa Billahi Alîyma;
Bu Fazl (bu mertebelere muvaffak olma) Allah’dandır... Aliym olarak (B sırrınca) Allah kafidir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا خُذُوا حِذْرَكُمْ فَانْفِرُوا ثُبَاتٍ أَوِ انْفِرُوا جَمِيعًا
71-) Ya eyyühelleziyne amenu huzu hızreküm fenfiru sübatin evinfiru cemiy’a;
Ey iman edenler, korunmanızı alın (sağlayın); sübet’ler (seçilmiş cemaatlar) halinde veya top yekün (İslam Ümmeti) olarak savaşa geçin.

وَإِنَّ مِنْكُمْ لَمَنْ لَيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيَّ إِذْ لَمْ أَكُنْ مَعَهُمْ شَهِيدًا

72-) Ve inne minküm lemen leyübattıenn* fein esabetküm müsıybetün kale kad en'amAllahu aleyye iz lem ekün meahüm şehiyda;

Muhakkak ki sizden öylesi de var ki, (bu işe) ağır davranır... Eğer size (bu yolda) bir musibet isabet eder ise: “Allah gerçekten bana in’amda bulundu da onlarla beraber şehid olmadım/bulunmadım” der.

وَلَئِنْ أَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَالَيْتَنِي كُنْتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا

73-) Ve lein esabeküm fadlün minAllahi leyekulenne keen lem teküm beyneküm ve beynehu meveddetün ya leyteniy küntü meahüm feefuze fevzen azîyma;

Ve eğer size Allah’dan bir fazl erişir ise, sanki sizinle onun arasında bir mevedde (sevgi) hiç olmamış gibi, elbette şöyle der: “Ah keşke onlarla beraber olsaydım da aziym bir başarı kazansaydım/büyük murada erseydim”.

فَلْيُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يَشْرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ وَمَنْ يُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
74-) Fel yükatil fiy sebiylillahilleziyne yeşrunel hayated dünya Bil’ahıreti, ve men yükatil fiy sebilillâhi feyuktel ev yağlib fe sevfe nü'tiyhi ecren aziyma;
Ahiret mukabilinde (B gerçeğince) dünya hayatını satanlar, Allah yolunda savaşsınlar (artık)... Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelir ise, (her iki durumda da biz) kendisine (yakında, çok geçmeden) aziym bir ecir (büyük bir mükafat) vereceğiz.

وَمَا لَكُمْ لاَ تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاء وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَـذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَاجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا
75-) Ve ma leküm la tükatilune fiy sebiylillâhi vel müstad'afiyne minerRicali vennisai vel vildanilleziyne yekulune Rabbena ahricna min hazihil karyetiz zalimi ehlüha* vec'al lena min ledünKE Veliyyen vec'al lena min ledünKE Nasıyra;
Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Rabbimiz, ehli zalim olan şu karyeden (şehirden) bizi çıkar; ledünnünden bize bir Veliy (işimizi üzerine alan sahib) meydana getir; ledünnünden bize bir Nasıyr (yardımcı) kıl” diye (yakaran) mustaz’af (zayıf, mazlum) erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?.

الَّذِينَ ءَامَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا
76-) Elleziyne amenu yükatilune fiy sebiylillâhi, velleziyne keferu yükatilune fiy sebiylit tağuti fakatilu evliyaeşşeytan* inne keydeşşeytani kâne daıyfa;
İman edenler Allah yolunda savaşırlar... Kafir (gerçeği reddeden) lere gelince, (onlar da) Tağut (Hakkın ğayrını isbat) yolunda savaşırlar... O halde şeytanın velileri ile savaşın... Muhakkak ki şeytanın tuzağı çok zayıftır.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّواْ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلا أَخَّرْتَنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَاعُ الدَّنْيَا قَلِيلٌ وَالآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ اتَّقَى وَلاَ تُظْلَمُونَ فَتِيل
77-) Elem tera ilelleziyne kıyle lehüm küffu eydiyeküm ve ekıymusSalate ve atüzZekate, felemma kütibe aleyhimül kıtalü iza feriykun minhüm yahşevnenNase kehaşyetillahi ev eşedde haşyeten, ve kalu Rabbena lime ketebte aleynel kıtal* levla ahhartena ila ecelin kariyb* kul meta’uddünya kaliylün, vel ahıretü hayrun limenitteka ve la tuzlemune fetiyla;
Kendilerine: “Ellerinizi çekin; salat’ı/namazı ikame edin ve zekatı verin” denilenleri görmedin mi?... Vaktaki üzerlerine savaş yazıldı/farz oldu, bir de ne göresin, onlardan bir fırka insanlardan Allah’dan haşyet edip ürperdikleri gibi, hatta daha şiddetli bir haşyetle korkuyorlar... “Rabbimiz, niçin üzerimize savaşı yazdın; bizi yakın bir ecele kadar te’hir etseydin (de biraz daha nefsanilikten, dünyamızdan zevklenseydik) ya?”, dediler... De ki: “Dünya meta’ı (faydalanması, zevki, materyelleri) pek azdır... Ahiret ise ittika edenler (korunanlar) için daha hayırlıdır... Ve size kıl kadar zulmedilmez”.

أَيْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَـذِهِ مِنْ عِندِ اللّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَـذِهِ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلًّ مِّنْ عِندِ اللّهِ فَمَا لِهَـؤُلاء الْقَوْمِ لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيث
78-) Eyne ma tekûnu yüdrikkümül mevtü velev küntüm fiy burucin müşeyyedetin, ve in tusıbhüm hasenetün yekulu hazihi min ındillahi, ve in tusıbhüm seyyietün yekulu hazihi min ındike, kul küllün min ındillah* femali haülail kavmi la yekâdune yefkahune hadiysa;
Nerede olursanız (olun) ölüm size ulaşır... Buruc-i Müşşeyyede’de (sağlam/yüksek burçlarda) olsanız bile... Eğer onlara bir hasene isabet ederse: “Bu Allah indindendir” derler... Şayet onlara bir seyyie isabet ederse: “Bu senin indindendir” derler... De ki: “Küllün min indillah = hepsi Allah indindendir (zira ğayrı bir vücud ve müessir yoktur)”... Şu kavme ne oluyor ki, nerede ise bir söz (bile) anlamıyorlar (akılsızlar)?.

مَا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللَّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا
79-) Ma esabeke min hasenetin feminallahi, ve ma esabeke min seyyietin femin nefsike, ve erselnake lin Nasi Rasûla* ve kefa Billahi şehiyda;
Hasene’den (pozitiv, Hakka ait şey) sana ne isabet ederse, Allah’dandır... Seyyie’den (negativ, terkibi yük) sana ne isabet ederse, nefsin’dendir... Seni insanlara Rasûl olarak irsal ettik... Şahid olarak Allah (B sırrınca) kafidir.

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ وَمَنْ تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
80-) Men yutı’ırRasûle fekad etaAllah* ve men tevella fema erselnake aleyhim hafiyza;
Kim er-Rasûl’e (Allah Rasûlü’ne) itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiştir (çünkü Risalet Allah hükümlerini tebliğ işlevidir)... Kim de yüz çevirirse, zaten biz seni onlar üzerine hafiyz (koruyucu, bekçi) olarak irsal etmedik.

وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذِي تَقُولُ وَاللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
81-) Ve yekulune taatün, feiza berezu min ındike beyyete taifetün minhüm ğayrelleziy tekulü, vAllahu yektübü ma yübeyyitun* fea'rıd anhüm ve tevekkel alellahi, ve kefa Billahi vekiyla;
“Taat = başüstüne”, derler ama yanından çıkınca da onlardan bir taife (gündüz) senin söylemiş olduğunun ğayrını geceleyin/gizlice tedbir eder... Allah (onların) geceleyin/gizlice kurduklarını yazıyor... Artık yüz çevir onlardan ve Allah’a tevekkül et (hiç bir şey senden değil; işi Allah’a tevfiz et)... Vekiyl olarak Allah (B sırrınca) kafidir.

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْءَانَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا
82-) Efela yetedebberunel Kur'an ve lev kâne min ındi ğayrıllahi levecedu fiyhıhtilafen kesiyra;
Kur’an’ı tedebbür etmiyorlar (derinlemesine düşünmüyorlar) mı?... Eğer (O Kur’an) Allah indi’nin ğayrından olsaydı, elbette onun içinde bir çok ihtilaf/çelişki bulurlardı.

وَإِذَا جَاءهُمْ أَمْرٌ مِّنَ الأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُواْ بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُوْلِي الأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلاَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لاَتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ إِلاَّ قَلِيل
83-) Ve iza caehüm emrün minel emni evil havfi ezau Bihi, ve lev redduhu ilerRasûli ve ila ülil emri minhüm lealimehülleziyne yestenbitunehu minhüm* ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU letteba'tümüş şeytane illâ kaliyla;
Kendilerine emn (emniyet) veya korkudan bir iş geldiğinde, onu (B gerçeğince) ifşa ettiler... Halbuki onu Rasûlullah’a ve onlardan emr sahiplerine döndürselerdi, onlardan işin iç yüzünü araştırıp ortaya çıkarmak isteyen kimseler onu (o işin aslını) elbette bilirdi... Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı (olan AKIL) ve O’nun rahmeti (iman) olmasaydı, pek az hariç, elbette (hepiniz) şeytana (vehme) tabi olup gitmiştiniz.

فَقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ وَحَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَكُفَّ بَأْسَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَاللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنْكِيلًا

84-) Fekatil fiy sebiylillâhi, la tükellefü illâ nefseke ve harridıl mu’miniyn* asellahu en yeküffe be'selleziyne keferu* vAllahu eşeddü be'sen ve eşeddü tenkiyla;

(Rasûlüm) Allah yolunda savaş... Nefsinden başkasından mükellef değilsin... Mü’minleri de (Allah yolunda savaşmaya) teşvik et... Umulur ki Allah kafir olanların şiddetini/gücünü önler... Allah be’s (güç, şiddet) olarak da daha şiddetlidir, tenkiyl (ibret verici ceza) bakımından da daha şiddetlidir.

مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَصِيبٌ مِنْهَا وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَا وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُقِيتًا
85-) Men yeşfa' şefa’aten haseneten yekün lehu nasiybün minha* ve men yeşfa' şefa’aten seyyieten yekün lehu kiflün minha* ve kânAllahu alâ külli şey’in mukıyta;
Kim güzel bir şefaatte bulunursa, ondan kendisi için bir nasip olur... Kim de kötü bir şefaatte bulunursa, ondan da onun için bir nasip olur... Allah herşey üzerine Mukıyt’tir (her şeyin gıdasını vericidir).

وَإِذَا حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا
86-) Ve iza huyyiytüm Bi tehıyyetin fehayyu Bi ahsene minha ev rudduha* innAllahe kâne alâ külli şey'in Hasiyba;
(B sırrınca) bir selamlama ile selamlandığınızda, (B sırrınca) ondan daha güzeli ile selamlayın yahut onun aynısını döndürün (aynen iade edin)... Muhakkak ki Allah herşey’i Hasiyb’dir.

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ حَدِيثًا
87-) Allahu la ilahe illâ HU* leyecme’anneküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyh* ve men asdeku minAllahi hadiysa;
Allah, O’ndan başka vücud olmayandır... Kendisinde şek-şüphe olmayan kıyamet gününde sizi muhakkak cem’eder... Hadis/söz olarak Allah’dan daha doğru söyleyen kimdir?.

فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِقِينَ فِئَتَيْنِ وَاللَّهُ أَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُوا أَتُرِيدُونَ أَنْ تَهْدُوا مَنْ أَضَلَّ اللَّهُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبِيلًا
88-) Fema leküm fiyl münafikıyne fieteyni vAllahu erkesehüm Bi ma kesebu* etüriydune en tehdu men edallellah* ve men yudlilillahu felen tecide lehu sebiyla;
Allah onları kazandıkları ile (B sırrınca) baş aşağı etmişken, size ne oluyor da munafıklar hakkında iki grupa ayrıldınız?... Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmek mi diliyorsunuz?... Allah kimi saptırır ise, artık onun için bir yol asla bulamazsın.

وَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا فَتَكُونُونَ سَوَاءً فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ أَوْلِيَاءَ حَتَّى يُهَاجِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصِير
89-) Veddu lev tekfürune kema keferu fetekunune sevaen fela tettehızu minhüm evliyae hatta yühaciru fiy sebiylillâh* fein tevellev fehuzûhüm vaktüluhüm haysü vecedtümuhüm* ve la tettehızu minhüm veliyyen ve la nasıyra;
Onlar, (kendileri) kafir oldukları gibi sizin de kafir olmanızı ve (böylece onlarla) eşit olmanızı arzu ettiler... O halde (onlar) Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan kimseyi evliya/dostlar edinmeyin... Eğer yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve onları bulduğunuz yerde öldürün onları... Onlardan Veliy ve Nasıyr (yardımcı) edinmeyin.

إِلَّا الَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ أَوْ جَآؤُوكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ أَن يُقَاتِلُوكُمْ أَوْ يُقَاتِلُواْ قَوْمَهُمْ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْ فَإِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْاْ إِلَيْكُمُ السَّلَمَ فَمَا جَعَلَ اللّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلا
90-) İllelleziyne y esılune ila kavmin beyneküm ve beynehüm miysakun ev cauküm hasıret suduruhüm en yukatiluküm ev yukatilu kavmehüm* ve lev şaAllahu leselletahüm aleyküm felekateluküm* feinı'tezeluküm felem yukatiluküm ve elkav ileykümüs seleme, fema cealAllahu leküm aleyhim sebiyla;
Ancak sizinle onlar arasında miysak (anlaşma) olan bir kavme vasıl olanlar yahut ne sizinle ne de kendi kavimleri ile savaşmak’tan (savaşmak istemediklerinden) sadırları (göğüsleri) sıkılarak size gelenler müstesna... Eğer Allah dileseydi elbette onları size musallat ederdi de (onlar da) sizinle savaşırlardı... Eğer (onlar) sizden uzlet ederler (uzaklaşırlar), sizinle savaşmazlar ve size barış ilka ederlerse (beyan ederlerse), artık Allah onların aleyhine bir yol sizin için oluşturmaz.

سَتَجِدُونَ آخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُواْ قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوَاْ إِلَى الْفِتْنِةِ أُرْكِسُواْ فِيِهَا فَإِن لَّمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُواْ إِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّوَاْ أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثِقِفْتُمُوهُمْ وَأُوْلَـئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا مُّبِينًا
91-) Setecidune ahariyne yüriydune en ye'menuküm ve ye'menu kavmehüm* küllema rüddu ilel fitneti ürkisu fiyha* fein lem ya'teziluküm ve yulku ileykümüsseleme ve yeküffu eydiyehüm fehuzuhüm vaktüluhüm haysü sekıftümuhüm* ve ülaiküm cealna leküm aleyhim sultanen mübiyna;
Diğer bazılarını da bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kendi kavimlerinden emin olmak dilerler... Her fitneye döndürüldüklerinde, onda (o fitnede) baş aşağı olurlar... Şayet sizden uzak durmazlar, size barış ilka etmezler ve ellerini çekmezler ise onları yakalayın ve onları ele geçirdiğiniz yerde öldürün onları... İşte bunlar varya, onların aleyhine size apaçık bir sultan (ferman, yetki, hüccet, güç) oluşturduk (verdik).

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلاَّ خَطَئًا وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَئًا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَى أَهْلِهِ إِلاَّ أَن يَصَّدَّقُواْ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّ لَّكُمْ وَهُوَ مْؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِّيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَى أَهْلِهِ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةً فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِّنَ اللّهِ وَكَانَ اللّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
92-) Ve ma kâne li mu’minin en yaktule mu'minen illâ hataen, ve men katele mu'minen hataen fetahriyru rakabetin mu'minetin ve diyetün müsellemetün ila ehlihi illâ en yessaddeku* fein kâne min kavmin adüvvin leküm ve huve mu'minun fe tahriyru rekabetin mü'minetin, ve in kâne min kavmin beyneküm ve beynehüm miysakun fediyetün müsellemetün ila ehlihi ve tahriyru rekabetin mu'minetin, femen lem yecid fesıyamu şehreyni mütetabi’ayni, tevbeten minAllahi, ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
Hataen (kasdi olmaksızın, yanlışlıkla) olmak müstesna, bir mü’min için (başka) bir mü’mini öldürmesi olacak şey değildir... Hataen bir mü’mini öldürenin, mü’min bir köleyi hürriyyetine kavuşturması ve onun (öldürülenin) ehline (ailesine) teslim edilmiş bir diyet (vermesi) gerekir... (Varislerin diyeti katile) sadaka vermeleri (bağışlamaları) müstesna... Eğer (öldürülen) mü’min olmakla beraber size düşman olan bir kavimden ise, (o zaman katilin) mü’min bir köleyi hürriyyetine kavuşturması gerekir... Şayet (öldürülen) sizinle aralarında miysak bulunan bir kavimden ise, (o zaman katilin) onun (öldürülenin) ehline (ailesine) teslim edilmiş bir diyet (vermesi) ve mü’min bir köleyi hürriyyetine kavuşturması gerekir... Kim bulamazsa (imkanı olmazsa), Allah’dan bir tevbe olmak üzere, iki (kameri) ay kesiksiz oruç tutmalıdır... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا
93-) Ve men yaktül mu'minen müteammiden fecezauhu cehnnemü haliyden fiyha ve ğadıbAllahu aleyhi ve leanehu ve eadde lehu azaben aziyma;
Kim bir mü’mini taammüden öldürürse onun cezası, içinde ebedi kalmak üzere Cehennem’dir... Allah ona gadap etmiştir; la’netlemiştir onu, ve onun için aziym bir azab hazırlamıştır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِندَ اللّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذَلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
94-) Ya eyyühelleziyne amenu iza darabtüm fiy sebiylillâhi fetebeyyenu ve la tekulu limen elka ileykümüs Selâme leste mu'minen, tebteğune aradal hayatid dünya* feındAllahi meğanimü kesiyratün, kezâlike küntüm min kablü femennAllahu aleyküm fe tebeyyenu* innAllahe kâne Bi ma ta'melune Habîyra;
Ey iman edenler!... Allah yolunda gazaya çıktığınızda, iyice araştırın ve size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatını arayarak, “Sen mü’min değilsin” demeyin... Allah indinde çok ganimetler var... Daha önce siz de böyle idiniz de Allah size lutufta bulundu... O halde iyice araştırın... Muhakkak ki Allah yapmakta olduğunuz şeyleri (B sırrınca) Habiyr’dir.

لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُـلاًّ وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
95-) La yestevil kaıdune minel mu’miniyne ğayru ülid darari vel mücahidune fiy sebiylillâhi Bi emvalihim ve enfüsihim* faddalellahul mücahidiyne Bi emvalihim ve enfüsihim alel kaıdiyne dereceten, ve küllen veadAllahul husna* ve faddalellahul mücahidiyne alel kaıdiyne ecren azîyma;
Zarar (mazeret) sahiblerinden hariç olmak üzere mü’minlerden oturup kalanlar ile Allah yolunda (B sırrınca) mallarıyla, nefsleriyle mücahade edenler müsavi olmazlar... Allah, (B sırrınca) mallarıyla ve nefsleriyle mücahade edenleri oturup kalanlaradan derece olarak üstün kıldı... Hepsine Allah Hüsna’yı (en güzeli) va’d etmiştir... (Ama) Allah mücahidleri oturup kalanların üzerine aziym bir ecir ile üstün kılmıştır.

دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
96-) Derecâtin minhü ve mağfireten ve rahmeten, ve kânAllahu Ğafuren Rahîyma;
(Yani) kendinden dereceler, bir mağfiret ve bir rahmet... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الْأَرْضِ قَالُوا أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فِيهَا فَأُولَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءَتْ مَصِيرًا
97-) İnnelleziyne teveffahümül Melaiketü zalimiy enfüsihim kalu fiyme küntüm* kalu künna müstad'afiyne fiyl Ard* kalu elem tekün Ardullahi vasiaten fe tühaciru fiyha* feülaike me'vahüm cehennem* ve saet mesıyra;
Muhakkak ki Melaike, nefslerine zulmedici oldukları halde vefat ettirdiği kimselere, “Ne işte idiniz? bu haliniz ne?)” derler... (Onlar da) dediler ki: “Biz Arz’da mustaz’afiyn (zayıf, çaresizler) idik”... (Melaike de) dedi ki: “Allah Arz’ı geniş olmadı mı, orada hicret etseydiniz?”... İşte bunların varacağı yer cehennemdir... Ne kötü dönüş yeridir!.

إِلَّا الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ لَا يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبِيلًا
98-) İllel müstad'afiyne minerRicali ven nisai vel vildani la yestetıy'une hıyleten ve la yehtedune sebiyla;
Ancak Erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan hiçbir maharete gücü yetmeyen ve (hicret için) bir yol bulamayan mustaz’afiyn müstesna.

فَأُولَئِكَ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًا
99-) Feülaike asallahu en ya'füve anhüm* ve kânAllahu Afüvven Ğafura;
İşte, Allah’ın onları affetmesi umulur... Allah Afüv’dür, Ğafur’dur.

وَمَنْ يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يَجِدْ فِي الْأَرْضِ مُرَاغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهِ مُهَاجِرًا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
100-) Ve men yühacir fiy sebiylillâhi yecid fiyl Ardı mürağamen kesiyren veseaten, ve men yahruc min beytihi muhaciren ilAllahi ve RasûliHİ sümme yüdrikhül mevtü fekad vekaa ecruhu alellah* ve kânAllahu Ğafuren Rahîyma;
Kim Allah yolunda (özüne doğru) hicret ederse, Arz’da (fıtrat alanınızda) pek çok gidilecek yer ve güç/genişlik bulur... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlüne muhacir olarak evinden çıkar, sonra da ona ölüm yetişirse, artık onun ecri Allah üzerinedir... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ إِنْ خِفْتُمْ أَنْ يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوًّا مُبِينًا
101-) Ve iza darebtüm fiyl Ardı feleyse aleyküm cünahun en taksuru mines Salati, in hıftüm en yeftinekümülleziyne keferu* innel kafiriyne kânu leküm adüvven mübiyna;
Arz’da gezip dolaştığınızda (seferilikte, gazada), kafir olanların sizi fitnelemesinden (size bir sıkıntı vermesinden) korkarsanız, salat’tan/namaz’dan kasr etmenizde (kısaltmanızda) sizin üzerinize bir günah yoktur (tahkike, yakine önem verin)... Muhakkak ki kafirler, sizin için apaçık düşmandır.

وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلاَةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُواْ فَلْيَكُونُواْ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَى لَمْ يُصَلُّواْ فَلْيُصَلُّواْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُواْ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَاحِدَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَى أَن تَضَعُواْ أَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُواْ حِذْرَكُمْ إِنَّ اللّهَ أَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا
102-) Ve iza künte fiyhim feekamte lehümüs Salate feltekum taifetün minhüm meake vel ye'huzü eslihatehüm* feiza secedu felyekûnu min veraiküm* velte'ti taifetün uhra lem yusallu fel yusallu meake velye'huzü hızrehüm ve eslihatehüm* veddelleziyne keferu lev tağfülune an eslihatiküm ve emtiatiküm feyemiylune aleyküm meyleten vahıdeten, ve la cünaha aleyküm in kâne Bi küm ezen min metarin ev küntüm merda en tedau eslihateküm* ve huzu hızraküm* innAllahe eadde lil kafiriyne azaben mühiyna;
(Rasûlüm sen) onların içlerinde olup da onlara salat’ı ikame ettirdiğinde, onlardan bir taife seninle beraber kıyam etsin (namaza dursun)... Silahlarını da alsınlar... (Bunlar) secde ettiğinde, (diğerleri) sizin arkanızda olsunlar... (Sonra) namaz kılmamış diğer taife gelsin, seninle birlikte bilfiil namaz kılsın... Ve (onlar da) korunmalarını/tedbirlerini ve silahlarını alsınlar... Kafir olanlar arzu ederler ki, keşke siz silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olasınız da, tek bir meyl ile üzerinize meyletsinler (birden tek bir baskınla üzerinize çullansınlar)... Eğer (B sırrınca) size yağmurdan bir eziyyet olur yahut hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur... (bununla beraber) korunmanızı/tedbirinizi alın... Muhakkak ki Allah kafirler için alçaltıcı bir azab hazırlamıştır.

فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا
103-) Feiza kadaytümüs Salate fezkürullahe kıyamen ve kuuden ve alâ cünubiküm* feizatme'nentüm feekıymus Salate, innesSalate kânet alel mu’miniyne kitaben mevkuta;
(O korku vaktinde) salat’ı (namaz’ı) kaza ettiğinizde (açıp fethettiğinizde, tamamladığınızda), artık kıyam’da, kuud’da ve yanlarınız üzerine iken Allah’ı zikredin... Mutmain olduğunuzda salat’ı ikame edin... Muhakkak ki salat/namaz mü’minler üzerine vakitlenmiş bir yazı (farz) dır.

وَلَا تَهِنُوا فِي ابْتِغَاءِ الْقَوْمِ إِنْ تَكُونُوا تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ وَتَرْجُونَ مِنَ اللَّهِ مَا لَا يَرْجُونَ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

104-) Ve la tehinu fibtiğail kavm* in tekûnu te'lemune feinnehüm ye'lemune kema te'lemun* ve tercune minAllahi ma la yercun* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;

O kavmi takip etmekte gevşeklik göstermeyin... Şayet siz elem duyuyorsanız, onlar da tıpkı sizin elem duyduğunuz gibi elem duyuyorlar... (Üstelik siz) Allah’dan onların umamayacağı şeyleri umuyorsunuz... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ وَلَا تَكُنْ لِلْخَائِنِينَ خَصِيمًا
105-) İnna enzelna ileykel Kitabe Bil hakkı li tahküme beynenNasi Bi ma erakellah* ve la tekün lil hainiyne hasıyma;
Doğrusu biz sana Kitab’ı, Allah’ın sana gösterdiği ile (B sırrınca) insanlar arasında hükmedesin diye, Bil-Hakk (Hak olarak) inzal ettik... Hainler için hasıym (savunucu) olma.

وَاسْتَغْفِرِ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا
106-) Vestağfirillah* innAllahe kâne Ğafuren Rahîyma;
Allah’dan mağfiret dile... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنْفُسَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا
107-) Ve la tücadil anilleziyne yahtanune enfüsehüm* innAllahe la yuhıbbı men kâne havvanen esiyma;
Kendi nefslerine hainlik edenleri savunma (onlar için mücadele etme)... Muhakkak ki Allah havvan-ı esiym’i (çok günah işleyen, sürekli hainlik yapanı) sevmez.

يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَى مِنَ الْقَوْلِ وَكَانَ اللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا
108-) Yestahfune minen Nasi ve la yestahfune minAllahi ve HUve meahüm iz yübeyyitune ma la yerda minel kavl* ve kânAllahu Bi ma ya'melune muhıyta;
İnsanlardan gizlerler de Allah’dan gizlemezler... Halbuki O, kavl’den (söz’den) razı olmayacağını (onlar) gizlice/gece boyu kurarlarken onların beraberinde idi... Allah yapmakta olduklarını (B sırrınca) muhiyt’tir.

هَا أَنْتُمْ هَؤُلَاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللَّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا
109-) Ha entüm haülai cadeltüm anhüm fiyl hayatid dünya femen yücadilullahe anhüm yevmel kıyameti emmen yekûnü aleyhim vekiyla;
İşte siz, dünya hayatında onları savundunuz/onlar için mücadele ettiniz (diyelim)... Ya kıyamet günü onlar için Allah’a (karşı) kim mücadele verir yahut onlar üzerine kim vekiyl olur?.

وَمَنْ يَعْمَلْ سُوءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللَّهَ يَجِدِ اللَّهَ غَفُورًا رَحِيمًا
110-) Ve men ya'mel suen ev yazlim nefsehu sümme yestağfirillahe yecidillahe Ğafuren Rahîyma;
Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder (birimsellikle zuhur eder) de sonra Allah’dan mağfiret dilerse, Allah’ı Ğafur, Rahıym olarak bulur.

وَمَنْ يَكْسِبْ إِثْمًا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلَى نَفْسِهِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
111-) Ve men yeksib ismen feinnema yeksibuhu alâ nefsih* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
Kim bir günah kazanırsa, ancak kendi aleyhine onu kazanmış olur... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَمَنْ يَكْسِبْ خَطِيئَةً أَوْ إِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهِ بَرِيئًا فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُبِينًا
112-) Ve men yeksib hatıy'eten ev ismen sümme yermi Bihi beriy’en fekadıhtemele bühtanen ve ismen mübiyna;
Kim (kasdi) bir hata veya günah kazanırda sonra da (Bi-) onu (o günahtan) beri birine (suçsuz olana) atarsa, gerçekten bir buhtan ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.

وَلَوْلاَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌ مُّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلاُّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَيْءٍ وَأَنزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا
113-) Ve levla fadlullahi aleyke ve rahmetuHU lehemmet taifetün minhüm en yudılluke, ve ma yudıllune illâ enfüsehüm ve ma yedurruneke min şey'in, ve enzellAllahu aleykel Kitabe vel Hıkmete ve allemeke ma lem tekün ta'lemu, ve kâne fadlullahi aleyke azîyma;
Eğer senin üzerinde Allah fazlı (olan İlahi Akıl) ve O’nun (Zat’ın) rahmeti olmasaydı, onlardan bir taife seni saptırmaya elbette yeltenirdi... (Halbuki) onlar ancak kendilerini saptırırlar... Sana hiçbir zarar veremezler... Allah senin üzerine Kitab’ı (Sistem bilincini, vücud ilmini) ve Hikmet’i (diyn ilmini, sünnetullah marifetini) inzal etmiş ve bilmediğini (batıni, ledünni ilimleri) sana ta’lim etmiştir... Allah’ın senin üzerinde Fazlı Aziym’dir.

لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ مَرْضَاةِ اللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
114-) La hayre fiy kesiyrin min necvahüm illâ men emera Bi sadakatin ev ma'rufin ev ıslahın beynen Nas* ve men yaf'al zalikebtiğae merdatillahi fesevfe nü'tiyhi ecren azîyma;
Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur... Ancak bir sadakayı veya bir ma’rufu yahut insanlar arasını ıslahı (B sırrınca) emreden müstesna... Kim (başka bir düşünce ile değil) Allah rızasını isteyerek bunu yaparsa, biz ona aziym bir ecir vereceğiz.

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا
11 5-) Ve men yuşakıkırRasûle min ba'di ma tebeyyene lehül hüda ve yettebı' ğayre sebiylil mu’miniyne nüvellihi ma tevella ve nuslihi cehennem* ve saet mesıyra;
Kim hidayet kaynağı/rehber kendisine açıkça belli olduktan sonra Rasûlullah’a karşı gelir/muhalefet eder ve mü’minlerin yolunun ğayrına tabi olursa, onu yöneldiğine döndürür ve (nihayet) onu cehenneme yaslarız... Ne kötü bir dönüş yeridir o!.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا
11 6-) İnnAllahe la yağfiru en yüşreke Bihi ve yağfiru ma dune zâlike li men yeşaü, ve men yüşrik Billahi fekad dalle dalalen beıyda;
Muhakkak ki Allah kendisine (B sırrınca) şirk koşulmasını (şakiliği) mağfiret etmez... Ondan başkasını dilediği kimseler için mağfiret eder... Kim Allah’a (B sırrınca) ortak tutarsa, gerçekten uzak bir sapıklığa (şirk’e) sapmıştır.

إِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا إِنَاثًا وَإِنْ يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَانًا مَرِيدًا
117-) İn yed'une min duniHİ illâ inasen, ve in yed'une illâ şeytanen meriyda;
Ondan ğayrına davette bulunanlar (gayrını çağıranlar), ancak dişi (nefs) leri çağırır da’vette bulunurlar... Ve (böylece onlar) ancak inatçı/asi şeytanı (vehmi) dua edip çağırıyorlar.

لَعَنَهُ اللَّهُ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَفْرُوضًا
118-) Leanehullah* ve kale leettehızenne min ıbadike nesıyben mefruda;
Allah ona (o şeytana) la’net etmiştir... (O şeytan da): “Senin kullarından farzlaşmış/belirli bir nasip elbette edineceğim”, dedi.

وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ الْأَنْعَامِ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُبِينًا

119-) Ve leüdıllennehüm ve le ümenniyennehüm ve le amürrennehüm fele yübettikünne azanelen'ami ve leamürennehüm fele yüğayyirunne halkallah* ve men yettehıziş şeytane veliyyen min dunillahi fekad hasira husranen mübiyna;

“Elbette onları saptıracağım, onları boş kuruntulara (gerçekleşmesi mümkün olmayan hayallere) boğacağım, onlara (şartlanmaları ve nefsani arzuları ile) emredeceğim de en’am’ın (kendilerinden kurban olan davarların) işitme araçlarını/kulaklarını yarıp-kesecekler (yaşamı toplumsal şartlanmalara göre kabul ederler) ve onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını (fıtratlarını) değiştirecekler (geri dönülmez bir şekilde madde kaydına girecekler)” (dedi)... Kim Allah’ı bırakır da şeytanı veliy edinirse, gerçekten o apaçık bir hüsrana uğramıştır.

يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلَّا غُرُورًا
120-) Yaıduhüm ve yümenniyhim* ve ma yeıduhümüş şeytanü illâ ğurura;
(Şeytan, alt düzey bilinç) onlara vaadlerde bulunur ve onlara umut verip hayal kurdurur/temenni ettirir... (Halbuki) şeytan onlara ğururdan (aldatmadan) başka bir şey va’detmez.

أُولَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَحِيصًا
121-) Ülaike me'vahüm cehennemü ve la yecidune anha mehıysa;
İşte bunlar var ya, onların varacakları yer cehennemdir (birimsellik, fitne boyutu)... Oradan kurtulacakları bir kaçış yeri de bulamazlar (zira kendilerini o bilinç düzeyinde sabitlemişler).

وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللَّهِ قِيلًا
122-) Velleziyne amenu ve amilus salihati senudhılühüm cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ebeda* va'dAllahi hakkan, ve men asdaku minAllahi kıyla;
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onları altlarından nehirler akan cennetlere dahil edeceğiz... Orada ebedi olarak kalıcılardır (çünkü kendi sıfatları)... (Bu) Allah’ın Hak olan va’didir... Söz söyleme bakımından Allah’dan daha doğru sözlü kimdir?.

لَيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلَا أَمَانِيِّ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهِ وَلَا يَجِدْ لَهُ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
123-) Leyse Bi emaniyyiküm ve la emaniyyi ehlil Kitab* men ya'mel suen yücze Bihi ve la yecid lehu min dunillahi veliyyen ve la nesıyra;
(Gerçeğiniz), ne sizin kuruntularınızla ne de Ehl-i Kitab’ın kuruntularıyla değildir... Kim bir kötülük yaparsa (B gerçeğince) onunla cezalanır (onunla vasıflanır)... Ve kendisi için Allah’dan başka ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr bulabilir.

وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا
124-) Ve men ya'mel mines salihati min zekerin ev ünsa ve huve mu'minun feülaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune nekıyra;
Erkek veya dişi’den kim mü’min olarak salih amel işlerse, işte onlar cennet’e girerler ve hurma çekirdeğinin çukuru kadar (bile) zulmedilmezler.

وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَاتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَاتَّخَذَ اللَّهُ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا
125-) Ve men ahsenü diynen mimmen esleme vechehu Lillahi ve huve muhsinun vettebea millete İbrahîyme haniyfa* vettehazAllahu İbrahîyme haliyla;
Muhsin olarak (varlığının Hakka ait olduğu müşahadesiyle) vechini (aşikar olan varlığını) Allah’a teslim edenden (yani, Allah Esmasının bir zuhuru olarak varolduğunun, zatının hiç bir zaman varolmadığının idrak ve irfanı ile vahdeti müşahade edenden) ve haniyf olarak (tanrı kabulsüz) İbrahim’in milletine tabi olandan, diyn olarak daha güzel kimdir?... Allah, İbrahim’i halil edindi.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُحِيطًا
126-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve kânAllahu Bikülli şey'in muhıyta;
Semavat ve Arz’da ne varsa Allah’ındır... Allah, Bi-külli şey’in Muhiyt’tir (Semavat ve Arz ve onlarda olan herşey O’nun sıfatlarının tecellileridir; vücud O’nundur).

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاء قُلِ اللّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاء الَّلاتِي لاَ تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْوِلْدَانِ وَأَن تَقُومُواْ لِلْيَتَامَى بِالْقِسْطِ وَمَا تَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِهِ عَلِيمًا
127-) Ve yesteftuneke fiyn nisa'* kulillahu yüftiyküm fiyhinne, ve ma yütla aleyküm fiyl Kitabi fiy yetamen nisaillatiy la tü'tunehünne ma kütibe lehünne ve terğabune en tenkihuhünne vel müstad'afiyne minel vildani ve en tekumu lil yetama Bil kıst* ve ma tef'alu min hayrin feinnAllahe kâne Bihi Aliyma;
Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar... De ki: “Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor”... Onlar için yazılmış (farz olmuş) hakları kendilerine vermediğiniz ve (üstelik) kendilerini nikahlamaya (evlenmeye) rağbet ettiğiniz yetim kadınlar ile mustaz’af (zavallı/horlanacak) çocuklar ve bir de yetimlere kıst’ı/uluhiyyet hükümlerini (B sırrınca) ikame etmeniz (adaleti ayakta tutmanız, adaletle muamele etmeniz) hakkında (kadınlar hakkında Allah’ın hükümleri) Kitab’ta sizin üzerinize tilavet ediliyor... Hayırdan ne işlerseniz, muhakkak ki Allah onu (B sırrınca; onun hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Aliym’dir.

وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَأُحْضِرَتِ الْأَنْفُسُ الشُّحَّ وَإِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِير
128-) Ve inimraetün hafet min ba'liha nüşuzen ev ı'radan fela cünaha aleyhima en yusliha beynehüma sulha* ves sulhu hayr* ve uhdıretil enfüsüş şuhha, ve in tuhsinu ve tetteku fe innAllahe kâne Bi ma ta'melune Habîyra;
Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden veya yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, aralarını sulh ile ıslah etmelerinde kendileri üzerine bir günah yoktur... Sulh (daima) hayırlıdır... Nefsler cimriliğe/hırsa hazır hale getirilmiştir... Eğer ihsan üzere olur ve takva yaşarsanız, muhakkak ki Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir.

وَلَنْ تَسْتَطِيعُوا أَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَمِيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ وَإِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

129-) Ve len testetıy'u en ta'dilu beynen nisai ve lev harastüm fela temiylu küllelmeyli fetezeruha kelmuallekati, ve in tuslihu ve tetteku feinnAllahe kâne Ğafuren Rahiyma;

Düşkünlük derecesinde isteseniz de kadınlar arasında adalete asla güç yetiremezsiniz... (Bari) tüm meylinizle birine meyledip diğerini askıdaymış gibi bırakmayın... Eğer (halinizi) ıslah eder ve (nefsinizden) korunursanız, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

وَإِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللَّهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهِ وَكَانَ اللَّهُ وَاسِعًا حَكِيمًا
130-) Ve in yeteferreka yuğnillahu küllen min seatiHİ, ve kânAllahu Vasian Hakiyma;
Eğer (karı-koca) ayrılırlarsa, Allah kendi genişliğinden/zenginliğinden hepsini (onların her birini) ğani eder... Allah Vasi’dir, Hakiym’dir.

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ اتَّقُواْ اللّهَ وَإِن تَكْفُرُواْ فَإِنَّ لِلّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ غَنِيًّا حَمِيدًا
131-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve lekad vasseynelleziyne utül Kitabe min kabliküm ve iyyaküm enittekullah* ve in tekfüru feinne Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve kânAllahu Ğaniyyen Hamiyda;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa (hepsi hakikatınız olan) Allah’ındır (Allah’a ait özelliklerin bir zuhurudur; zati bir varlıkları ve şahsi amaçları yoktur; bir işlev üzere yoktan yaratılmışlardır; vücud Allah’ındır, abes yoktur)... Sizden önce kendilerine Kitab verilenlere ve size “Allah’tan ittika edin”diye vasiyyet ettik... Eğer kafir olursanız, muhakkak ki Semavat ve Arz’da ne varsa (hepsi) Allah’ındır (Allah dilediğinde dilediği gibi zahir olur)... Allah Ğaniy’dir, Hamiyd’dir.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
132-) Ve Lillahi ma fiysSemavati ve ma fiyl’ Ard* ve kefa Billahi Vekiyla;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne var (hepsi hakikatınız olan) Allah’ındır... Vekiyl olarak (B sırrınca) Allah kafidir (her boyutta, muhtelif isim ve sûretler ile dilediğini yapan O’dur).

إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا النَّاسُ وَيَأْتِ بِآخَرِينَ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى ذَلِكَ قَدِيرًا
133-) İn yeşe' yüzhibküm eyyühenNasü ve ye’ti Bi ahariyn* ve kânAllahu alâ zâlike Kadiyra;
Eğer (Allah) dilerse, -ey insanlar- sizi giderir ve (B sırrınca) başkalarını getirir... Allah bunun üzerine de Kadiyr’dir.

مَنْ كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللَّهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَكَانَ اللَّهُ سَمِيعًا بَصِيرًا
134-) Men kâne yüriydü sevabed dünya fe ındAllahi sevabüd dünya vel ahireti, ve kânAllahu Semi’an Basıyra;
Kim dünya hayatının sevabını dilerse, (bilsin ki) dünyanın da, ahiretin de sevabı Allah indindedir... Allah Semi’dir, Basıyr’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُونُواْ قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاء لِلّهِ وَلَوْ عَلَى أَنفُسِكُمْ أَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقَيرًا فَاللّهُ أَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُواْ الْهَوَى أَن تَعْدِلُواْ وَإِن تَلْوُواْ أَوْ تُعْرِضُواْ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
135-) Ya eyyühelleziyne amenu kûnu kavvamiyne Bil kıstı şühedae Lillahi ve lev alâ enfüsiküm evil valideyni vel akrabiyn* in yekün ğaniyyen ev fakıyren fAllahu evla Bihima fela tettebiul heva en ta'dilu* ve in telvu ev tu'ridu fe innAllahe kâne Bi ma ta'melune Habiyra;
Ey iman edenler!... Bil-Kıst’ı (uluhiyyet hükümlerine göre olan adaleti; her boyutun hakkını) kaim kılıcılar ve (nefsiniz için değil, hakikatınız olan) Allah için (Allah ahlakının açığa çıkması için) şahidler olun... Velev ki kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa... (Şahidlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir olsunlar... (Çünkü) Allah ikisine de daha yakındır... O halde adaleti sağlamada hevanıza (beşeri düşüncelerinize) tabi olmayın... Eğer dilinizi eğip büker veya yüz çevirirseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيد

136-) Ya eyyühelleziyne amenu Aminu Billahi ve RasûliHİ vel Kitabilleziy nezzele alâ RasûliHİ vel Kitabilleziy enzele min kabl* ve me yekfür Billahi ve MelaiketiHİ ve KütübiHİ ve RusuliHİ vel yevmil ahıri fekad dalle dalâlen baıyda;

Ey (takliden) iman edenler!... (B sırrıyla) iman edin Allah’a, O’nun Rasûlüne, Rasûlüne (kısım kısım) indirdiği (tenziyl; tafsile indirme?) Kitab’a ve daha önce (Rasûlüne bir defada) inzal ettiği Kitab’a/ (veya Kur’an-ı Kerim’den önce nazıl olan Kitablara)... Kim Allah’a, O’nun melaikesine, O’nun Kitablarına, O’nun Rasûllerine ve ahir gün’e (B gerçeğince) kafirlik ederse (örter, inkar ederse), gerçekten (o) uzak bir sapıklığa (şirk’e) sapmıştır.

إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ءَامَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلًا
137-) İnnelleziyne amenu sümme keferu sümme amenu sümme keferu sümmezdadu küfren lem yekünillahu li yağfire lehüm ve la liyehdiyehüm sebiyla;
Muhakkak ki (gerçeğe) iman edip, sonra kafir olan (reddeden); sonra (fıtratlarındaki meyil ve astrolojik etkiler dolayısıyla yeniden) iman edip, sonra (yine) kafir olan, sonra (nihayet) küfrü artıranlara (mekr gereği perdeleri kalınlaşanlara) gelince, Allah onları ne mağfiret eder ve ne de onları bir yola hidayet eder.


بَشِّرِ الْمُنَافِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

138-) Beşşiril münafikıyne Bi enne lehüm azaben eliyma;
Münafıkları müjdele ki, onlar için elim azab vardır.

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِنْدَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا
139-) Elleziyne yettehızunel kafiriyne evliyae min dunil mu’miniyn* eyebteğune ındehümül ızzete feinnel ızzete Lillahi cemiy’a;
Onlar ki mü’minleri bırakıp kafirleri dost edinirler... İzzet’i onların yanında mı arıyorlar?... Muhakkak ki izzet bütünüyle Allah’ındır (birimsellik zillettir).

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللّهِ يُكَفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ اللّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا
140-) Ve kad nezzele aleyküm fiyl Kitabi en iza semi'tüm ayatillahi yükferu Biha ve yüstehzeü Biha fela tak'udu maahüm hatta yehudu fiy hadiysin ğayrih* inneküm izen mislühüm* innAllahe camiul münafikıyne vel kafiriyne fiy cehenneme cemiy’a;
(Allah) size Kitab’ta (şunu) indirmiştir ki: Allah ayetlerinin (B sırrınca) inkar edildiğini ve onlarla (B sırrınca) alay edildiğini işittiğinizde (o munafıklar) ondan başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın... Aksi halde kesinlikle siz de onların misli olursunuz... Muhakkak ki Allah münafıkları ve kafirleri cehennem’de toptan cami’dir.

الَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَإِن كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِّنَ اللّهِ قَالُواْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ وَإِن كَانَ لِلْكَافِرِينَ نَصِيبٌ قَالُواْ أَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُم مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ فَاللّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَن يَجْعَلَ اللّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلا
141-) Elleziyne yeterebbesune Biküm* fen kâne leküm fethun minAllahi kalu elem nekün maaküm ve in kâne lil kafiriyne nesıybün kalu elem nestahviz aleyküm ve nemna'küm minel mu’miniyn* fAllahu yahkümü beyneküm yevmel kıyameti, ve len yec'alellahu lil kafiriyne alel mu’miniyne sebiyla;
Onlar (Bi-) sizi (size gelecekleri) gözetleyip duruyorlar... Eğer size Allah’dan bir feth olursa: “Biz de sizinle beraber değilmiydik?” dediler... Şayet (size düşman olan) kafirlere (zaferden) bir nasip olursa: “Biz size üstünlük sağlayıp, mü’minlere karşı (siper olarak) sizi korumadık mı?” dediler... Allah kıyamet günü aranızda hükmeder... Allah mü’minlerin aleyhine kafirler için bir yol asla oluşturmaz.

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلَاةِ قَامُوا كُسَالَى يُرَاءُونَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ إِلَّا قَلِيلًا
142-) İnnel münafikıyne yuhadiunAllahe ve HUve hadiuhüm* ve iza kamu iles Salati kamu küsala yüraunen Nase ve la yezkürunAllahe illâ kaliyla;
Muhakkak ki munafıklar Allah’ı aldatmağa kalkışırlar, (oysa) O onları aldatır... Ve (munafıklar) namaz kalktıklarında tembelce kalkarlar (ihsan makamına istekleri yok), insanlara riya yaparlar ve Allah’ı çok az zikrederler.

مُذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَلِكَ لَا إِلَى هَؤُلَاءِ وَلَا إِلَى هَؤُلَاءِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبِيلًا

143-) Müzebzebiyne beyne zâlike, la ila haülai ve la ila haüla'* ve men yudlilillahu fe len tecide lehu sebiyla;

Arada (ikisi arasında; iman-küfr) yalpalayıp duran (gidip gelen, kararsız) lardır... Ne bunlara, ne de onlara (katılırlar)... Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol bulamazsın.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَنْ تَجْعَلُوا لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُبِينًا
144-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızül kafiriyne evliyae min dunil mu’miniyn* etüriydune en tec'alu Lillahi aleyküm sultanen mübiyna;
Ey iman edenler, mü’minleri (vahdet ehlini) bırakıp da kafirleri (Gerçeği reddeden perdelileri, vehim hükmünde olanları) veliler (sohbet arkadaşı) edinmeyin... Aleyhinize, Allah’a apaçık bir kanıt oluşturmak (vermek) dilermisiniz (hakikatınız olan Allah’a ait kuvveler ile koza oluşturmayın)?.

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا

145-) İnnel münafikıyne fidderkil’ esfeli minennar* ve len tecide lehüm nasıyra;

Muhakkak ki munafıklar Nar’ın en esfeli’nin dibindedirler... Onlar için bir Nasıyr (yardımcı) asla bulamazsın.

إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَأَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللَّهِ وَأَخْلَصُوا دِينَهُمْ لِلَّهِ فَأُولَئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
146-) İllelleziyne tabu ve aslehu va'tesamu Billahi va ahlesu diynehüm Lillahi fe ülaike meal mu’miniyn* ve sevfe yü'tillahul mu'miniyne ecren azîyma;
Ancak tevbe edenler, (hallerini) ıslah edenler, (B sırrıyla) Allah’a sımsıkı (tam) tutunanlar ve dinlerini (hakikatleri olan) Allah için halis kılanlar (şirkten korunanlar; beşeri şartlanmalar, taasub ve duygular karışmaksızın; Allah ahlakı olarak) müstesna... Onlar mü’minlerle beraberdirler... Allah mü’minlere aziym bir ecir verecektir.

مَا يَفْعَلُ اللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِنْ شَكَرْتُمْ وَءَامَنْتُمْ وَكَانَ اللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
147-) Ma yef'alullahu Bi azabiküm in şekertüm ve amentüm* ve kânAllahu Şakiyren Alîyma;
Eğer şükrederseniz ve iman ederseniz, (B gerçeğince) Allah size azabı neylesin?.. Allah Şakir (daim şükreden; özelliklerini ve şükür fiillerini daim değerlendiren)’dir, Aliym’dir.

لَا يُحِبُّ اللَّهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ الْقَوْلِ إِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَانَ اللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا
148-) La yuhıbbullahul cehre Bissui minel kavli illâ men zulim* ve kânAllahu Semi’an Alîyma;
Allah (Bi-) kötü sözün cehrini (açıkça ifade edilmesini) sevmez... Ancak zulme uğrayan müstesna... Allah Semi’dir, Aliym’dir.

إِنْ تُبْدُوا خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا عَنْ سُوءٍ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا
149-) İn tübdu hayren ev tuhfuhu ev ta'fü an suin feinnAllahe kâne Afüvven Kadiyra;
Bir hayrı açıklar veya onu gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz, (bilin ki) Allah Afüvv’dür, Kadiyr’dir.

إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلًا
150-) İnnelleziyne yekfürune Billahi ve RusuliHİ ve yüriydune en yüferriku beynAllahi ve RusuliHİ ve yekulune nu'minu Bi ba’din ve nekfürü Bi ba’din ve yüriydune en yettehızu beyne zâlike sebiyla;
Onlar ki (B sırrınca) Allah’a ve O’nun Rasûllerine kafir olurlar, Allah ile O’nun Rasûllerinin arasını tefrik etmek dilerler (Teklik realitesinden perdelenirler) ve “(B sırrınca) ba’zısına iman ederiz, ba’zısına küfr ederiz” derler; (böylece) arada bir yol edinmek dilerler.

أُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّا وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا

151-) Ülaike hümül kafirune hakka* ve a'tedna lil kafiriyne azaben mühiyna;

İşte onlar hakiki kafirlerin (gerçeği tümden reddedenlerin) ta kendileridirler... (Biz) kafirler için alçaltıcı bir azab hazırladık.

وَالَّذِينَ ءَامَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ أُولَئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
152-) Velleziyne amenu Billahi ve RusuliHİ ve lem yüferriku beyne ehadin minhüm ülaike sevfe yü'tiyhim ücurehüm* ve kânAllahu Ğafuren Rahîyma;
(B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûllerine iman edip, Onlardan birini (bile) ayırmayanlara gelince, işte onlara ecirlerini (Allah) verecektir... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
يَسْأَلُكَ أَهْلُ الْكِتَابِ أَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَقَدْ سَأَلُوا مُوسَى أَكْبَرَ مِنْ ذَلِكَ فَقَالُوا أَرِنَا اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ
153-) Yes'elüke ehlül Kitabi en tünezzile aleyhim Kitaben mines Semai fekad seelü Musa ekbere min zâlike fekalu erinAllahe cehreten feehazethümüs saıkatü Bi zulmihim* sümmettehazül ıcle min ba'di ma caethümül beyyinatu fe afevna an zâlik* ve ateyna Musa sultanen mübiyna;
(Rasûlüm) ehl-i kitab senden, kendilerine Sema’dan bir Kitab indirmeni istiyorlar... Gerçekten (onlar) bundan daha büyüğünü Musa’dan istediler... “Allah’ı cehreten = açıkça, bize göster” demişlerdi (ancak ölmeden önce ölmek ile, ruh boyutunda mümkün olan müşahadeyi birimsel nefsleri ile dilediler) de, zulümleri yüzünden (B sırrınca) onları yıldırım yakaladı... Hatta kendilerine beyyineler (açık deliller) geldikten sonra buzağıyı (tanrı) edindiler... Bunu da affettik... Ve Musa’ya apaçık bir sultan (güç, yetki) verdik.
وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ الطُّورَ بِمِيثَاقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا
154-) Ve refa'na fevkahümütTure Bi miysakıhim ve kulna lehümüdhulül babe sücceden ve kulna lehüm la ta'du fiys sebti ve ahazna minhüm miysakan ğaliyza;
Onların (Bi-) Miysakları (ilk fıtratları) ile, kendilerinin fevkınde (üst taraflarında) Tur’u (beyin) ref’ettik... Onlara hem: “Secde ederek o kapıdan girin” dedik ve hem de: “Cumartesinde haddi aşmayın” dedik... Ve onlardan miysak-ı ğaliz (katı söz) almıştık.
فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِآيَاتِ اللَّهِ وَقَتْلِهِمُ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ طَبَعَ اللَّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا
155-) Fe Bi ma nakdıhim miysakahüm ve küfrihim Bi ayatillahi ve katlihimül Enbiyae Bi ğayri Kakkın ve kavlihim kulubüna ğulf* bel tabeAllahu aleyha Bi küfrihim fela yu'minune illâ kaliyla;
Miysaklarını (B sırrınca) bozmaları, (B sırrınca) Allah ayetlerini (küfr halleri dolayısıyla) inkar etmeleri, Bi-ğayri Hak Nebîleri öldürmeleri ve “Kalblerimiz kılıflıdır” demeleri yüzünden (lanetledik)... Bilakis küfürleri ile Allah kalblerini (B sırrınca) tab’ etmiştir/damgalamıştır.
وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَى مَرْيَمَ بُهْتَانًا عَظِيمًا
156-) Ve Bi küfrihim ve kavlihim alâ Meryeme bühtanen azîyma;
Ve (B sırrınca) küfürleri (Mesih İsa’yı inkarları) ve Meryem aleyhine aziym bir buhtan söylemeleri yüzünden.
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلاَّ اتِّبَاعَ الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِيناً
157-) Ve kavlihim inna katelnel Mesiyha Iysebne Meryeme RasûlAllah* ve ma kateluhu ve ma salebuhu ve lâkin şübbihe lehüm* ve innelleziynahtelefu fiyhi lefiy şekkin minhu, ma lehüm Bihi min ılmin illettibaaz zann* ve ma kateluhu yakıyna;
Ve “Biz Allah Rasûlü MeryemOğlu İsa Mesih’i öldürdük” sözleri yüzünden... (Aslında) O’nu (Hayat sıfatının mazharı, ruh’ül kuds) öldürmediler ve O’nu asmadılar; ancak (o) onlara benzer gösterildi (teşbih olundu)... Onun hakkında ihtilafa düşenler, O’ndan yana tam bir şek içindedirler... Zanna tabi olmaları müstesna, O’nunla ilgili ilimden bir şeye sahip değiller (gerçek bilgileri yok)... (Onlar) O’nu yakiynen öldürmediler.
بَلْ رَفَعَهُ اللَّهُ إِلَيْهِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
158-) Bel rafeahullahu ileyHİ, ve kânAllahu Aziyzen Hakiyma;
Bilakis, Allah O’nu kendine ref’etti (yükseltti)... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
وَإِنْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا
159-) Ve in min ehlil Kitabi illâ le yu'minenne Bihi kable mevtihi, ve yevmel kıyameti yekûnu aleyhim şehiyda;
Ehl-i Kitab’tan hiç bir kimse yoktur ki ölümünden önce O’na (Hz.İsa’ya B sırrınca) iman etmiş olmasın (O nüzül eder, ehl-i kitab olanlar da O’nu tanırlar illa)... Kıyamet günü (O) onlar üzerine şahid olur.
فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ كَثِيرًا
160-) Fe Bi zulmin minelleziyne hadu harremna aleyhim tayyibatin uhıllet lehüm ve Bi saddihim an sebiylillâhi kesiyra;
(B sırrınca) zulümleri sebebiyle ve (B sırrınca) Allah yolundan pek çok mani olmalarından dolayı, onlara helal kılınmış tayyibatı (tertemiz rızıkları; ilahi tecellileri) Yahudilere (?) haram ettik.
وَأَخْذِهِمُ الرِّبَا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
161-) Ve ahzihimür riba ve kad nühu anhu ve eklihim emvalenNasi Bil ba'tıl* ve a'tedna lil kafiriyne minhüm azaben eliyma;
Ve riba’yı (faizi) almaları yüzünden -ki ondan nehyedilmişlerdi- ve insanların mallarını (Bi-) batıl (Hakkın gayrı) olarak yemelerinden ötürü (o tayyibatı kendilerine haram ettik)... Onlardan kafirler için elim bir azab hazırladık.
لَّـكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلاَةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أُوْلَـئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا

162-) LakinirRasihune fiyl ılmi minhüm vel mu'minune yu'minune Bi ma ünzile ileyke ve ma ünzile min kablike vel mukıymiynes Salate vel mü'tunez Zekate vel mu'minune Billahi vel yevmil ahır* ülaike senü'tiyhim ecren azîyma;

Fakat onlardan ilimde rasih olanlar ile mü’minler (tahkik ehli), sana inzal olunana ve senden önce inzal olunana (B sırrıyla) iman ederler, namazı ikame edicidirler, zekatı vericidirler ve (B sırrıyla) Allah’a ve ahir gün’e mü’minlerdir... İşte onlara aziym bir ecir vereceğiz.
إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِن بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا
163-) İnna evhayna ileyke kema evhayna ila Nuhın ven Nebîyyiyne min ba'dih* ve evhayna ila İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube vel Esbatı ve Iysa ve Eyyube ve Yunuse ve Harune ve Süleyman* ve ateyna Davude Zebura;
Doğrusu biz Nuh’a ve Ondan sonraki Nebîlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik... İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya’kub’a, Esbat’a (torunlara), İsa’ya, Eyyub’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik... Ve Davud’a Zebur’u verdik.
وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا
164-) Ve Rusülen kad kasasnahüm aleyke min kablü ve Rusülen lem naksushüm aleyk* ve kellemAllahu Musa tekliyma;
Daha önce kıssalarını sana anlattığımız Rasûllere ve kıssalarını sana anlatmadığımız Rasûllere de (vahyettik)... Ve Allah Musa’ya Kelime Kelime konuştu.
رُسُلًا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
165-) Rusülen mübeşşiriyne ve münziriyne liella yekûne linNasi alellahi huccetün ba'der rusül* ve kânAllahu Azîyzen Hakiyma;
Müjdeleyici ve uyarıcı Rasûller olarak (gönderdik) ki, insanların Rasûllerden sonra Allah’a karşı bir hüccetleri olmasın... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
لَكِنِ اللَّهُ يَشْهَدُ بِمَا أَنْزَلَ إِلَيْكَ أَنْزَلَهُ بِعِلْمِهِ وَالْمَلَائِكَةُ يَشْهَدُونَ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا
166-) Lakinillahu yeşhedü Bi ma enzele ileyke enzelehu Bi ılmiHİ, vel Melaiketü yeşhedun* ve kefa Billahi şehiyda;
Fakat Allah sana inzal ettiği ile (B sırrınca) şahidlik eder ki, Bi-ilmiHİ (yani, HU’nun ilmi olarak) Onu sana inzal etmiştir... Ve melaike de şahidlik ederler... Şahid olarak (B sırrınca) Allah kafiydir.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ قَدْ ضَلُّوا ضَلَالًا بَعِيدًا
167-) İnnelleziyne keferu ve saddu an sebiylillâhi kad dallu dalâlen beıyda;
Kafir (gerçeği reddeden) olup, Allah yolundan alakoyanlar, gerçekten uzak bir sapıklığa sapmışlardır.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا
168-) İnnelleziyne keferu ve zalemu lem yekûnillahu li yağfire lehüm ve la liyehdiyehüm tariyka;
Muhakkak ki Allah, (yaşam gerçeklerine) kafir olanları ve zulmedenleri ne mağfiret eder ve ne de bir tarik’a/yola hidayet eder.
إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرًا
169-) İlla tariyka cehenneme halidiyne fiyha ebeda* ve kâne zâlike alellahi yesiyra;
Tarik-i Cehennem (cehennem yolu; deccalın cenneti) müstesna... Orada ebediyyen kalıcılardır... Bu Allah’a çok kolaydır.
يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَآمِنُوا خَيْرًا لَكُمْ وَإِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمً
170-) Ya eyyühen Nasü kad caekümür Rasûlü Bil Kakkı min Rabbiküm feaminu hayren leküm* ve in tekfüru feinne Lillahi ma fiys Semavati vel Ard* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
Ey insanlar!... Gerçekten Rasûlullah, Rabbinizden size Hakkı getirmiştir/(B sırrınca, Hakk olarak gelmiştir)... Artık iman edin (nefsinize hoş ve kolay gelmese de) sizin için hayırlı olana... Eğer kafir olursanız, muhakkak ki Semavat ve Arz’da ne varsa (hepsi hakikatınız olan) Allah’ındır (Allah’a ait özelliğin açığa çıkması içindir)... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ وَلاَ تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ إِلاَّ الْحَقِّ إِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِّنْهُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَلاَ تَقُولُواْ ثَلاَثَةٌ انتَهُواْ خَيْرًا لَّكُمْ إِنَّمَا اللّهُ إِلَـهٌ وَاحِدٌ سُبْحَانَهُ أَن يَكُونَ لَهُ وَلَدٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَفَى بِاللّهِ وَكِيل
171-) Ya ehlel Kitabi la tağlu fiy diyniküm ve la tekulu alellahi illel Hakk* innemel Mesiyhu Iysebnü Meryeme Rasûlullahi ve KelimetuHU, elkaha ila Meryeme ve ruhun minHU, fe aminu Billahi ve RusuliHİ, ve la tekulu selasetün, intehu hayren leküm* innemAllahu ilahun vahıd* subhaneHU en yekûne leHU veled* leHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* ve kefa Billahi vekiyla;
Ey Ehl-i Kitab (zahiri yahudi ve nasara)!... Diyninizde ölçüyü kaçırıp haddi aşmayın... Allah üzerine Hakk olmayanı söylemeyin... MeryemOğlu İsa Mesih yalnızca Allah Rasûlü ve O’nun (kudsi) Kelimesi’dir... O’nu (O Kelime’yi) Meryem’e ilka etmiştir ve kendinden (Allah’dan) bir ruh’dur (O)... O halde (B sırrıyla) Allah’a ve Rasûllerine iman edin... (Zat’tan sıfatları ayırıp) “Üçtür” (baba-oğul-kutsal ruh; Zat-Hayat-İlim) demeyin (itikat etmeyin)... Sizin hayrınıza olarak (buna) son verin... Allah ancak İlah’un Vahid’dir (Tek Bir Vücud’dur)... Subhandır O (Zat) çocuğu (ortağı) olmaktan... Semavat ve Arz’da ne varsa O’nundur... Vekiyl olarak (B sırrınca) Allah kafidir.
لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَسِيحُ أَنْ يَكُونَ عَبْدًا لِلَّهِ وَلَا الْمَلَائِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ وَمَنْ يَسْتَنْكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًا
172-) Len yestenkifel Mesiyhu en yekûne abden Lillahi ve lel Melaiketül Mukarrebun* ve men yestenkif an ıbadetiHİ ve yestekbir fe seyahşüruhüm ileyHİ cemiy’a;
Ne Mesih (İsa) ve ne de Mukarreb Melaike Allah’a bir kul olmaktan asla çekinmezler (Allah ismiyle işaret edilenin dilemiş olduğu manaları açığa çıkartan bir mahaldirler, bundan da çekinmezler, zira kayıtlanma kaygısı yoktur)... Kim O’nun ibadetinden burun kıvırıp (benliği ile) uzak olur ve kibirlenmeyi dilerse (iyi bilinsin ki O) onların hepsini kendine haşr edecektir.
فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزيدُهُم مِّن فَضْلِهِ وَأَمَّا الَّذِينَ اسْتَنكَفُواْ وَاسْتَكْبَرُواْ فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلُيمًا وَلاَ يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ اللّهِ وَلِيًّا وَلاَ نَصِيرً
173-) Feemmelleziyne amenu ve amilus salihati fe yüveffiyhim ücurehüm ve yeziydühüm min fadliHİ, ve emmelleziynestenkefu vestekberu feyü’azzibühüm azaben eliymen, ve la yecidune lehüm min dunillahi veliyyen ve la nesıyra;
Amma, (tecezzi kabul etmez bir tek vücuda, hakikatlerine) iman edip salih amel işleyenlere (bu imanlarına göre davrananlara) gelince, (O) onlara ecirlerini tam verecek ve (HU’nun) fazlından onları artıracaktır... Amma istinkaf (Allah’a kullukta çekimser olmak, nefsani kişiliğinden kopamamak) ve istikbar (ego hali ile büyüklük istemek) edenlere gelince, onlara elim bir azab ile azab edecektir... Kendileri için Allah’dan ğayrı bir Veliy ve Nasıyr bulamazlar.
يَاأَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُبِينًا
174-) Ya eyyühenNasu kad caeküm burhanun min Rabbiküm ve enzelna ileyküm nuren mübiyna;
Ey insanlar!... Hakikaten Rabbinizden size bir burhan (varlığın bütün katmanlarına kati delil; Hz.Muhammed s.a.v.) geldi... Size apaçık bir Nur inzal ettik.
فَأَمَّا الَّذِينَ ءَامَنُوا بِاللَّهِ وَاعْتَصَمُوا بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
175-) Feemmelleziyne amenu Billahi va'tesamu Bihi feseyüdhıluhüm fiy rahmetin minHU ve fadlin ve yehdıyhim ileyHİ sıratan müstekıyma;
Amma (B sırrıyla) Allah’a iman edip, O’na (B sırrınca) sımsıkı tutunanlara gelince, onları (HU’dan)/kendinden bir rahmetin ve fazlın içine sokacak ve onları kendisine/(HU’ya, Zatına) varan sırat-ı müstakıme hidayetleyecektir.
يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلاَلَةِ إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَا إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌ فَإِن كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَإِن كَانُواْ إِخْوَةً رِّجَالاً وَنِسَاء فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنثَيَيْنِ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّواْ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
176-) Yesteftunek* kulillahu yüftiyküm fiyl kelaleti, inimruün heleke leyse lehu veledün ve lehu uhtün feleha nısfü ma terek* ve huve yerisüha in lem yekün leha veled* fe in kanetesneteyni felehümessülüsani mimma terek* ve in kânu ıhveten Ricalen ve nisaen felizzekeri mislü hazzıl ünseyeyn* yübeyyinullahu leküm en tedıllu* vAllahu Bi külli şey'in Aliym;
Senden fetva isterler... De ki: “Kelale (usul ve füru’u olmayan kimse) hakkında size Allah (şöyle) fetva verir: Eğer çocuğu olmayıp, bir kızkardeşi bulunan bir erkek kişi ölürse, terkettiği (mirası) nin yarısı onun (kızkardeşinin) dur... Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona (tüm terekesine) varis olur... Eğer (ölen erkek kişinin kız kardeşleri) iki iseler, (erkek kardeşlerinin) terkettiğinin üç’te ikisi onlarındır... Eğer (mirasçı) kardeşler erkekler, kadınlar olurlar ise (erkek-kız kardeşler durumunda bir çok iseler), (o zaman) bir erkeğe iki dişinin payıdır”... Allah, sapmayasınız diye size beyan ediyor... Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal