Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



 5.    MÂİDE SÛRESİ       المائدة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُمْ بَهِيمَةُ الْأَنْعَامِ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
1-) Ya eyyühelleziyne amenu evfu Bil ukud* uhıllet leküm behiymetül en'ami illâ ma yütla aleyküm ğayre muhıllis saydi ve entüm hurum* innAllahe yahkümü ma yüriyd;
Ya iman edenler, (Bi-) akidlerinizi tam olarak yerine getirin... Siz (Hac ve Umre için) ihramlı iken avlanmayı helal saymamak şartıyla ve (haram oldukları) size (mesela 3.ayette) okunacaklar müstesna olmak üzere, en’am’dan behime (kurban edilmesi mümkün olan mismil dört ayaklı hayvanlar) size helal kılındı... Muhakkak ki Allah dilediğini hükmeder.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَائِدَ وَلَا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا ۚ وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا ۚ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَنْ تَعْتَدُوا ۘ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَىٰ ۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ ۖ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
2-) Ya eyyühelleziyne amenu la tuhıllu ŞeairAllahi ve leş Şehrel Harame ve lel Hedye ve lel Kalaide ve la Ammiynel Beytel Harame yebteğune fadlen min Rabbihim ve rıdvana* ve iza haleltüm fastadu* ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin en sadduküm anil Mescidil Harami en ta'tedu* ve teavenu alel Birri vet Takva* ve la teavenu alel ismi vel udvan* vettekullah* innAllahe şediydül ıkab;
Ya iman edenler!... ŞeairAllah (Allah nişaneleri, Allah’ı çağrıştıran-hissettiren)’ı, haram aylar’ı (soyunma, vuslat zamanları), HEDY (Beytullah’a hediye olunan kurbanlıklar)’i, kalaid (gerdanlıklar/gerdanlık sahipleri)’i, Rablerinden bir FAZL ve RIDVAN isteyerek Haram Beyt’i kasdedip yönelenleri (orası için memleketlerinden yola çıkıp gelenleri) mubah sayarak (haklarını) ihlal etmeyin/hürmetsizlik yapmayın... İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz... Mescid-i Haram’a (daha önce) girmenizi engellediler diye bir kavme olan buğzunuz, sizi haddi aşmaya sevketmesin... BİRR ve TAKVA üzere yardımlaşın; zulüm/günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın... Allah’dan ittika edin... Muhakkak ki Allah, Şedid’ül Ikab’dır.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْأَزْلَامِ ۚ ذَٰلِكُمْ فِسْقٌ ۗ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ ۚ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِإِثْمٍ ۙ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

3-) Hurrimet aleykümül meytetü veddemü ve lahmül hınziyri ve ma ühille li ğayrillahi Bihi velmünhanikatü velmevkuzetü velmüteraddiyetü vennetıyhatü ve ma ekeles sebüu illâ ma zekkeytüm ve ma zübiha alen nüsubi ve en testaksimu Bil ezlam* zâliküm fisk* elyevme yeiselleziyne keferu min diyniküm fela tahşevhüm vahşevni, elyevme ekmeltü leküm diyneküm ve etmemtü aleyküm nı'metiy ve radıytü lekümül İslame diyna* femenidturre fiy mahmesatin ğayre mütecanifin liismin feinnAllahe Ğafurun Rahîym;

(Şunlar) size (İslam’ı Diyn edinen mü’minlere; Ümmet-i Muhammed’e) haram kılınmıştır: MEYTE (İslami esasla zebh edilMEyerek kendi kendine ölmüş, kanı içinde kalmış tezkiyesiz hayvan; leş), DEM (kan), domuz Eti, (B gerçeğince) Allah’dan ğayrı adına (şirkle) boğazlananlar; (henüz canlı iken) yetişip tezkiye ettikleriniz müstesna MÜNHANİKA (boğularak öldürülmüş), MEVKUZE (dış bir darbe ile vurularak öldürülmüş), MÜTEREDDİYE (yuvarlanarak ölmüş), NATIYHA (toslanarak/süsülerek ölmüş), yırtıcı canavarlar tarafından yenmiş hayvanlar; NUSUB (dikili adak taşı, put) üzerinde boğazlananlar ve fal oklarıyla (B sırrınca) kısmet aramanız... Bütün bunlar FISKtır (Diyn’den çıkmaktır)... İşte bu gün (bu haramların anlaşılıp, gereğinin yaşanması sonucu) kafirler sizin dininizden ye’se düşmüşlerdir (bu haramlara riayet edildiğinde hiç tesirleri kalmaz)... Artık onlardan korkmayın, ben’den haşyet edin... (Bu ayetin anlattığı sistem dolayısıyla) bu gün sizin için diyninizi ikmal ettim, üzerinizdeki ni’metimi tamamladım ve sizin için diyn olarak İSLAM’a (Allah’a tam teslimiyet’e) razı oldum... Her kim batnın boşluğu/açlık dolayısıyla muzdar kalırsa, günaha meyletmeksizin (bunlara) mecbur olursa, muhakkak ki Allah Ğafur, Rahıym’dir.
يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ ۖ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ ۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللَّهُ ۖ فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ ۖ وَاتَّقُوا اللَّهَ ۚ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
4-) Yes'eluneke maza uhılle lehüm* kul uhılle lekümüt tayyibatü, ve ma allemtüm minel cevarihı mükellibiyne tüallimunehünne mimma allemekümüllah* fekülu mimma emsekne aleyküm vezkürüsmAllahi aleyh* vettekullah* innAllahe seriy’ul hısab;
Sana, kendilerine neyin HELAL kılındığını, soruyorlar... De ki: Size TAYYİBAT (vahiy ve ilham yollu gelen rızıklar, marifetler) helal kılınmıştır... Ve bir de Allah’ın size ta’lim ettiğinden öğrettiğiniz, alıştırıp eğittiğiniz avcı hayvanların, sizin için tuttuklarından yiyin ve üzerine Allah İsmi’ni zikredin... Allah’dan ittika edin... Muhakkak ki Allah Seri’ül Hisab’dır.
الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ ۖ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ ۖ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ ۗ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
5-) Elyevme uhılle lekümüt tayyibat* ve taamülleziyne utül Kitabe hıllun leküm* ve taamüküm hıllun lehüm* vel muhsanatü minel mu'minati vel muhsenatü minelleziyne utül Kitabe min kabliküm iza ateytümuhünne ücurehünne muhsıniyne ğayre müsafihıyne ve la müttehıziy ahdan* ve men yekfür Bil iymani fekad habita ameluhu, ve huve fiyl ahireti minel hasiriyn;
Bu gün size TAYYİBAT helal kılınmıştır... Kendilerine Kitab verilmiş (insan istidadı üzere/yahudi ve nasara) olanların yemekleri size helaldir... Sizin yemekleriniz de onlara helaldir... Mü’min kadınların iffetli olanları ile sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden iffetli olan kadınlar da, ecrlerini (mihirlerini) vermeniz, zinadan uzak durmaları ve (şunu bunu gizli) dost tutmamaları şartıyla size helaldır... Kim el-İMAN’ı (şu malum tek İslam İmanı’nı) tanımayıp (B gerçeğince) gerçeği örterse/nankörlük ederse, elbette onun ameli boşa gider (İslam’a iman etmemek şirktir).
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ ۚ وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا ۚ وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَىٰ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْ لَامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ مِنْهُ ۚ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَٰكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
6-) Ya eyyühelleziyne amenu iza kumtüm iles Salati fağsilu vucuheküm ve eydiyeküm ilel merafikı vemsehu Bi ruusiküm ve ercüleküm ilel ka'beyn* ve in küntüm cünüben fattahheru* ve in küntüm merda ev alâ seferin ev cae ehadün minküm minel ğaitı ev lamestümün nisae felem tecidu maen fe teyemmemu saıyden tayyiben femsehu Bi vucuhiküm ve eydiyküm minhu, ma yüriydullahu liyec'ale aleyküm min harecin ve lâkin yüriydu li yütahhireküm ve li yütimme nı'meteHU aleyküm lealleküm teşkürun;
Ey iman edenler!... Salat’a doğrulduğunuzda/namaz’a kalktığınızda vechlerinizi (yüzlerinizi) ve dirseklere kadar ellerinizi gusledin (su ile yıkayın); mesh edin (B sırrınca) başlarınızı ve iki topuğunuza kadar ayaklarınızı da (mesh edin yahut) gusledin... Eğer cünüp iseniz tadahhur edin/tam arının... Eğer hasta olmuşsanız veya bir sefer üzere iseniz veya sizden biri def’i hacetten gelirse yahut kadınlara dokunmuşsanız, (bu durumlarda bir de) su bulamamışsanız, (o vakit) tayyib/temiz toprağa (fıtratlarınıza) teyemmüm edin... (Şöyleki, B sırrınca) vechlerinizi ve ellerinizi ondan mesh edin... Allah size güçlük oluşturmak dilemez, fakat sizi arındırmak ve (HU’nun) nimetini sizin üzerinize tamamlamak diler (kemal?), ki şükredesiniz.
وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاثَقَكُمْ بِهِ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
7-) Vezküru nı'metAllahi aleyküm ve miysakaHUlleziy vasekaküm Bihi iz kultüm semi'na ve eta'na* vettekullah* innAllahe Aliymün Bi zatis sudur;
Üzerinizdeki Allah Nimeti’ni ve (B sırrınca) sizi onunla bağladığı Miysakını zikredin/hatırlayın; hani “İşittik ve itaat ettik” demiştiniz... Allah’dan ittika edin... Muhakkak ki Allah sadrlerin zatı olarak (sinelerde olanı B sırrınca) Aliym’dir.
8-) Ya eyyühelleziyne amenû kûnu kavvamiyne Lillahi şühedae Bil kıst* ve la yecrimenneküm şeneanü kavmin alâ ella ta'dilu* ı'dilu* huve akrebü lit takva, vettekullah* innAllahe Habiyrun Bi ma ta'melun;
Ey iman edenler... Allâh için dosdoğru durun, âdil şahitler olun... Bir topluluğa olan nefretiniz sizi adaletsizliğe sevketmesin! Âdil olun, bu anlayış korunmaya daha yakındır... Allâh'tan korunun! Muhakkak ki Allâh tüm fiillerinizi (onların yaratanı olarak) Habiyr'dir.

9-) Ve'adAllahulleziyne amenû ve amilus salihati lehüm mağfiretün ve ecrun azıym;
Allâh, iman edip imanının gereği fiileri ortaya koyanlara (şöyle) vadetmiştir: "Onlar için mağfiret ve aziym bir mükâfat vardır."

10-) Velleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatina ülaike ashabül cahıym;
Hakikati inkâr edenlere ve (Esmâ'nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennem halkıdır.

11-) Ya eyyühelleziyne amenüzküru nı'metAllahi aleyküm iz hemme kavmün en yebsütu ileyküm eydiyehüm fekeffe eydiyehüm anküm* vettekullah* ve alellahi fel yetevekkelil mu'minun;
Ey iman edenler... Üzerinizdeki Allâh nimetini hatırlayın... Hani bir topluluk ellerini size uzatmaya (zarar vermeye) niyetlenmişti de, onların ellerini sizden çekmişti... Allâh'tan korunun! İman edenler, Allâh'a tevekkül etsinler (hakikatlerindeki El-Vekiyl isminin, gereğini yerine getireceğine iman etsinler).

12-) Ve lekad ehazellahu miysâka beni israiyl* ve beasna minhümüsney aşere nekıyba* ve kalAllahu inniy meaküm* lein ekamtümüs Salate ve ateytümüz Zekate ve amentüm Bi rusuliy ve azzertümuhüm ve akradtümullahe kardan hasenen leükeffirenne anküm seyyiatiküm ve leüdhılenneküm cennatin tecriy min tahtihel enhar* femen kefere ba'de zâlike minküm fekad dalle sevaes sebiyl;
Andolsun ki Allâh, İsrailoğullarının sözünü aldı... Onlardan on iki temsilci bâ'settik... Allâh şöyle buyurmuştu: "Ben muhakkak sizinleyim... Salâtı ikame ettiğiniz, zekâtı verdiğiniz, Rasûllerime iman edip onlara yardımcı olduğunuz; Allâh'a karz-ı hasen ile borç verdiğiniz takdirde, kötülüklerinizi sizden silerim; elbette sizi altlarından nehirler akan cennetlere koyarım... Bundan sonra sizden kim hakikati inkâr ederse, gerçekten yolun ortasından sapmıştır."

13-) Fe Bi ma nakdıhim miysakahüm leannahüm ve cealna kulubehüm kasiyeten, yuharrifunel kelime an mevadı'ıhi ve nesu hazzan mimma zükkiru Bihi, ve la tezalu tattaliu alâ hainetin minhüm illâ kaliylen minhüm fa'fü anhüm vasfah* innAllahe yuhıbbul muhsiniyn;
Ahdlerini bozmaları ile onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık (anlayışlarını kilitledik)! Kelimelerdeki mânâları asıl anlamlarından saptırırlar. Uyarıldıkları hakikatlerden haz almayı unuttular... Pek azı hariç, onlardan daima hainlik görürsün... Onları affet, aldırma! Muhakkak ki Allâh ihsan sahiplerini sever.

14-) Ve minelleziyne kalu inna nesara ehazna miysâkahüm fe nesu hazzan mimma zükkiru Bih* feağreyna beynehümül 'adavete vel bağdae ila yevmil kıyameti, ve sevfe yünebbiuhumullahu Bi ma kânu yasne'un;
"Biz Nasarayız" diyenlerden de söz almıştık! Bunlar da hatırlatıldıkları şeyden bir hisse almayı unuttular... Biz de onların arasına, kıyamet süreci başlayana kadar düşmanlık ve nefret saldık... Allâh onlara ne üretip oluşturduklarını gösterecektir.

15-) Ya ehlel Kitabi kad caeküm Rasulüna yübeyyinü leküm kesiyren mimma küntüm tuhfune minel Kitabi ve ya'fu an kesiyr* kad caeküm minAllahi nurun ve Kitabun mubiyn;
Ey hakikat bilgisi verilmiş olanlar... Hakikat bilgisinden gizlediklerinizin birçoğunu size açıklayan ve birçoğunu (gizlemenizi de) affeden Rasûlümüz geldi... Gerçekten size Allâh'tan bir Nur ve Kitab-ı Mubiyn (açık seçik Sünnetullah bilgisi) gelmiştir.

16-) Yehdiy Bihillahu menittebe'a rıdvaneHU sübüles selâmi ve yuhricühüm minaz zulümati ilennuri Bi izniHİ ve yehdiyhim ila sıratın müstekıym;
Rıdvanına (insandaki Esmâ hakikatiyle tahakkuk kuvvesi-melekesi) tâbi olanları, Allâh hakikatleri olan Esmâ özellikleriyle, hakikate erdirir; onları Esmâ bileşimlerinin elvermesiyle karanlıklardan nura çıkarır ve onları doğru yaşam yoluna yöneltir.

17-) Lekad keferalleziyne kalu innAllahe HUvel Mesiyhubnü Meryem* kul femen yemlikü minAllahi şey'en in erade en yühlikel Mesiyhabne Meryeme ve ümmehu ve men fiyl Ardı cemiy'a* ve Lillahi mülküs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* yahlüku ma yeşa' * vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Andolsun ki "Allâh, Meryemoğlu Mesih'tir" diyenler hakikati inkâr etmişlerdir! De ki: "Eğer Meryemoğlu Mesih'i, Onun anasını ve yeryüzünde kim varsa hepsini birden helâk etmeyi dilerse, kim Allâh'a karşı koyacak bir kuvvete sahiptir?"... Semâların, arzın ve ikisi arasındakilerin varlığı Allâh (Esmâ ül Hüsnâ özelliklerinin açığa çıkması-seyri) içindir! Dilediğini yaratır! Allâh her şeye Kaadir'dir.

18-) Ve kaletil yehudü vennesara nahnü ebnaullahi ve ehıbbauHU, kul felime yüazzibüküm Bi zünubiküm* bel entüm beşerün mimmen haleka, yağfiru limen yeşaü ve yüazzibü men yeşa'* ve Lillahi mülküs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma* ve ileyhil mesıyr;
Yahudi ve Nasara: "Biz Allâh'ın oğulları ve O'nun sevdikleriyiz" dediler... De ki: "Öyle ise sizi niçin suçlarınız yüzünden azaplandırıyor?"... Hayır, siz de O'nun yarattığı bir beşersiniz... Dilediğini mağfiret eder, dilediğine azap eder... Semâların, arzın ve ikisi arasındakilerin mülkü Allâh içindir... Dönüş O'nadır!

19-) Ya ehlel Kitabi kad caeküm Rasulüna yübeyyinü leküm alâ fetretin miner Rusuli en tekulu ma caena min beşiyrin ve la neziyr* fekad caeküm beşiyrun veneziyr* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Ey kendilerine hakikat bilgisi verilmiş olanlar... Rasûllerin arasının kesildiği bir süreçte, size gerçekleri açıklayan Rasûlümüz gelmiştir... "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz (diye)... İşte size müjdeleyici ve uyarıcı (Rasûl) geldi... Allâh her şey üzerine Kaadir'dir.

20-) Ve iz kale Musa li kavmihi ya kavmizküru nı'metAllahi aleyküm iz ceale fiyküm enbiyae ve cealleküm müluken, ve ataküm ma lem yü'ti ehaden minel alemiyn;
Bir zaman Musa, halkına şöyle demişti: "Ey halkım, üzerinizdeki Allâh nimetini hatırlayın; içinizde Nebiler meydana getirdi ve sizi melîkler kıldı; âlemlerden hiç kimseye vermediğini (insana has olan yeryüzünde halife olması bilgisini) size verdi."

21-) Ya kavmidhulül Ardal mukaddesetelletiy ketebAllahu leküm ve la terteddu alâ edbariküm fetenkalibu hasiriyn;
"Ey halkım, Allâh'ın sizin için yazdığı (takdir ettiği) Arz-ı Mukaddes'e (kutsal vadi) girin, eskiye dönmeyin; yoksa hüsrana uğrayanlar olarak dönersiniz."

22-) Kalu ya Musa inne fiyha kavmen cebbariyn* ve inna len nedhuleha hatta yahrucu minha* fein yahrucu minha feinna dahılun;
Dediler ki: "Yâ Musa, muhakkak ki orada zorba bir halk yaşıyor... Onlar oradan çıkıncaya kadar biz oraya asla giremeyiz... Şayet oradan kendiliklerinden giderlerse, o zaman biz gireriz."

23-) Kale racülani minelleziyne yehafune en'amAllahu aleyhimedhulu aleyhimül bab* fe izâ dehaltümuhu feinneküm ğalibune ve alellahi fetevekkelu in küntüm mu'miniyn;
Korktukları toplum içinden gelen Allâh'ın in'amda bulunduğu iki adam şöyle dedi: "Onların üzerine kapıdan girin... Ona girdiğinizde artık muhakkak ki siz galiplersiniz... Eğer iman edenler iseniz Allâh'a tevekkül edin (hakikatinizdeki El-Vekiyl isminin özelliğinin, gereğini yerine getireceğine iman edin)."

24-) Kalu ya Musa inna len nedhuleha ebeden ma damu fiyha fezheb ente ve Rabbüke fe katila inna hahüna ka'ıdun;
Dediler ki: "Yâ Musa, orada oldukları müddetçe biz oraya ebeden girmeyeceğiz... Git, sen ve Rabbin; ikiniz savaşın! İşte burada oturucularız."

25-) Kale Rabbi inniy la emlikü illâ nefsiy ve ehıy fefruk beynena ve beynel kavmil fasikıyn;
(Musa) şöyle dedi: "Rabbim... Muhakkak ki ben, sadece kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum... Artık bizimle o fâsıklar (inancı bozulmuşlar) topluluğunun arasını ayır."

26-) Kale feinneha muharremetün aleyhim erbe'ıyne seneten, yetiyhune fiyl Ardı fela te'se alel kavmil fasikıyn;
Buyurdu ki: "Artık orası onlara kırk sene haram edilmiştir... Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklardır... Artık sen de o fâsıklar (inancı bozulmuşlar) topluluğu için üzülme."



وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ ءَادَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللَّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
27-) Vetlü aleyhim nebeebney Ademe BilHakk* iz karreba kurbanen fetukubbile min ehadihima ve lem yütekabbel minel ahar* kale leaktülenneke, kale innema yetekabbelullahu minel müttekıyn;
Onlara Adem’in iki oğlunun haberini Bil-Hakk (Hak olarak) tilavet et... Hani (ikisi de) bir (er) kurban (Allah’a yaklaştırıcı şey) takdim etmişlerdi de, ikisinden birinden kabul olunmuş (kurban amacına ulaşmış, vuslat gerçekleşmiş), diğerinden kabul olunmamıştı... (Kurbanı kabul olunmayan) şöyle dedi: “Kesinlikle seni öldüreceğim”... (Kurbanı kabul olunan) ise: “Allah yalnızca muttekilerden kabul eder”, dedi.
لَئِنْ بَسَطْتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَا بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
28-) Lein besatte ileyye yedeke li taktüleniy ma ene Bi basitın yediye ileyke li aktülek* inniy ehafullahe Rabbel alemiyn;
“Yemin olsun ki sen, beni öldürmek için elini bana yaysan/uzatsan da ben (B sırrınca) elimi, öldürmek için sana uzatacak değilim... Çünkü ben Alemler’in Rabbi olan Allah’dan korkarım”.
إِنِّي أُرِيدُ أَنْ تَبُوءَ بِإِثْمِي وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ وَذَلِكَ جَزَاءُ الظَّالِمِينَ
29-) İnniy üriydü en tebue Bi ismiy ve ismike fetekûne min ashabinnar* ve zâlike cezaüz zalimiyn;
“Ben diliyorum ki (sen) benim günahımı da senin günahını da (B sırrınca) yüklenesin (böylece) Nar’ın halkından olasın... İşte budur zalimlerin (vehmi ile hüküm verenlerin) cezası”.
فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ
30-) Fe tavveat lehu nefsühu katle ehıyhi fekatelehu feasbeha minel hasiriyn;
Nihayet nefsi ona kardeşini öldürmeyi kolaylaştırdı/sevdirdi, (o da nefsine uyma sebebiyle) onu öldürdü... (Böylece) hüsrana uğrayanlardan oldu.
فَبَعَثَ اللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سَوْأَةَ أَخِيهِ قَالَ يَاوَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْأَةَ أَخِي فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَمِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِال
31-) Febeasellahu ğuraben yebhasü fiyl Ardı li yüriyehu keyfe yüvariy sev'ete ehıyh* kale ya veyleta eaceztü en ekûne misle hazel ğurabi feüvariye sev'ete ehıy* fe asbeha minen nadimiyn;
Derken (Akıl örtüldüğü için) Allah ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için, Arz’ı eşeleyen bir karga ba’setti... (Katil kardeş) dedi ki: “Yazıklar olsun bana!... Şu karga kadar olmaktan da acizmiyim ki kardeşimin cesedini (tabiat haşerelerine) gömeyim!”... Artık nadim olanlardan olmuştu.
مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِال
32-) Min ecli zâlike ketebna alâ beni israiyle ennehu men katele nefsen Bi ğayri nefsin ev fesadin fiyl Ardı fe keennema katelen Nase cemiy’a* ve men ahyaha fekeennema ahyenNase cemiy’a* ve lekad caethüm Rusulüna Bil beyyinat* sümme inne kesiyren minhüm ba'de zâlike fiyl Ardı lemüsrifun;
Bunun içindir ki İsrailOğulları üzerine (şunu) yazdık (farz kıldık): “Kim bir nefsi (B gerçeğince) bir nefse mukabil veya Arz’da fesad’a karşılık olmaksızın öldürürse, cem’an/toptan nası (insanları) öldürmüş gibidir (insan türü bir ferd’dir?)... Kimde onu (bir nefsi) diriltirse, cem’an insanları diriltmiş gibidir”... Andolsun ki onlara beyyineler ile (B sırrınca beyyineler olarak) Rasûllerimiz geldi... Sonra, onlardan bir çoğu bunun ardınan Arz’da israf etmektedirler/aşırı gitmektedirler.
إِنَّمَا جَزَاءُ الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا أَنْ يُقَتَّلُوا أَوْ يُصَلَّبُوا أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ أَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْأَرْضِ ذَلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَ
33-) İnnema cezaülleziyne yuharibunAllahe ve RasûleHU ve y es'avne fiyl Ardı fesaden en yukattelu ev yusallebu ev tukattaa eydiyhim ve ercülühüm min hılafin ev yünfev minel Ard* zâlike lehüm hızyün fiyd dünya ve lehüm fiyl ahireti azabün azîym;
Allah ve O’nun Rasûlü ile muharebe edenlerin ve Arz’da fesad için sa’yedenlerin/çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri yahut asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut Arz’dan sürülmeleridir... Bu onlara dünyada bir rezilliktir... Ahirette ise onlara aziym bir azab vardır.
إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ أَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
34-) İllelleziyne tabu min kabli en takdiru aleyhim* fa'lemu ennAllahe Ğafurun Rahîym;
Ancak, onlara gücünüzün yetmesinden önce tevbe edenler müstesna... İyi bilin ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَابْتَغُوا إِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
35-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe vebteğu ileyHİlvesiylete ve cahidu fiy sebiyliHİ lealleküm tüflihun;
Ey (takliden) iman edenler!... Allah’dan ittika edin; O’na (yaklaşmaya, ermeye; O’na yaklaştırıcı niteliği olan o ma’lum) VESİLE (yi) isteyin ve O’nun yolunda MÜCAHADE edin ki felaha eresiniz.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِهِ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
36-) İnnelleziyne keferu lev enne lehüm ma fiyl Ardı cemiy’an ve mislehu meahu liyeftedu Bihi min azabi yevmil kıyameti ma tukubbile minhüm* ve lehüm azabün eliym;
(Bunu yapmayan) kafirlere (gerçeği reddeden kilitlenmişlere) gelince, eğer Arz’da bulunanlar toptan ve bir misli de onunla beraber onların olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu (n hepsini B sırrınca) fidye verseler, onlardan bu asla kabul edilmez (artık gerçekleşmesi mümkün değil)... Onlar için elem verici azab vardır.
يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ
37-) Yüriydune en yahrucu minen nari ve ma hüm Bi hariciyne minha ve lehüm azabün mukıym;
(Bu kafirler, o ma’lum) Nar’dan çıkmak dilerler, ama (B gerçeği gereği) ondan çıkamazlar... Onlar için mukim/daimi bir azab vardır.
وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
38-) Ves sariku vas sarikatü faktau eydiyehüma cezaen Bi ma keseba nekâlen minellah* vAllahu Azîyzün Hakiym;
Başkasının malını gizli alan/hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadını, kazandıklarına mukabil bir ceza ve Allah’dan ibret verici bir azab olarak onların ellerini (o davranışa sebep olan nefsani zaaflarını) kesin (önleyin)... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِهِ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ اللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
39-) Femen tabe min ba'di zulmihı ve asleha feinnAllahe yetubü aleyh* innAllahe Ğafurun Rahîym;
Ama kim zulmünden sonra tevbe eder ve (halini) ıslah ederse, muhakkak ki Allah onun (o kimsenin) üzerine tevbe gerçekleştirir/onun tevbesini kabul eder... Kesinlikle Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
40-) Elem ta'lem ennAllahe leHU mülküs Semavati vel Ardı yuazzibu men yeşau ve yağfiru limen yeşa'* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ındır’ı bilmedin mi?.. Dilediğini azablandırır ve dilediğini mağfiret eder... Allah herşey’e Kadiyr’dir.
يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا ءَامَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّف

41-) Ya eyyüher Rasûlü la yahzünkelleziyne yüsariune fiyl küfri minelleziyne kalu amenna Bi efvahihim ve lem tü'min kulubühüm* ve minelleziyne hadu semmaune lil kezibi semmaune li kavmin ahariyne lem ye'tuk* yuharrifunel kelime min ba'di mevadııh* yekulune in utiytüm haza fehuzuhu ve in lem tü'tevhu fahzeru* ve men yüriydillahu fitnetehu felen temlike lehu minAllahi şey'a* ülaikelleziyne lem yüriydillahu en yutahhire kulubehüm* lehüm fiyd dünya hızyün ve lehüm fiyl ahireti azabün azîym;

Ey O Rasûl!... Kalbleriyle iman etmedikleri halde (Bi-) ağızlarıyla “iman ettik” diyenlerden küfürde koşuşanlar seni mahzun etmesin... Yahudi olanlardan öylesi var ki sürekli yalan/yalan için dinleyen ve sana gelmemiş bir kavmi/bir kavim için dinleyenlerdir... Mevzilerine konulduktan sonra Kelimeleri tahrif ederler (fıtratlarındaki ilahi manaları beşeri özellikler ile değiştirirler)... “Size şu (nefslerine hoş gelen) verilirse alın, eğer o verilmez (Allah hükmü ile hükmedilir) ise sakının” derler... Allah bir kimsenin fitnesini dilerse, artık onun için sen Allah’dan bir şeye malik olamazsın... İşte onlar Allah’ın kalblerini arındırmak dilemediği kimselerdir... Dünyada onlar için rezillik vardır... Ve ahirette de onlar için aziym azab vardır.
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
42-) Semmaune lil kezibi ekkâlune lissuht* fein cauke fahküm beynehüm ev a'rıd anhüm* ve in tu'rıd anhüm felen yedurruke şey'a* ve in hakemte fahküm beynehüm Bil kıst* innAllahe yuhıbbul muksitıyn;
(Onlar) alabildiğine yalan dinleyenler, ziyadesiyle haram yiyenlerdir... Eğer sana gelirler ise aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir... Eğer onlardan yüz çevirir isen, sana hiç bir şekilde zarar veremezler... Şayet hükmedersen onların arasında Bil-KIST (uluhiyyet hükümlerine göre, B sırrınca adaletle) hükmet... Muhakkak ki Allah muksitleri (ilahi akılla hükmedenleri) sever.
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرَاةُ فِيهَا حُكْمُ اللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُولَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
43-) Ve keyfe yuhakkimuneke ve ındehümüt Tevratu fiyha hukmullahi sümme yetevellevne min ba'di zâlik* ve ma ülaike Bil mu’miniyn;
İçinde Allah hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, (ayrıca hükmetmen için) nasıl seni hakem yapıyorlar?... Sonra (bir de) bunun (senin verdiğin hükmün) ardından yüz çevirirler?... Onlar (Bi-) mü’min değillerdir.
إِنَّا أَنْزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَاءَ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَا
44-) İnna enzelnet Tevrate fiyha hüden ve nur* yahkümü Bihen Nebîyyunelleziyne eslemu lilleziyne hadu ver Rabbaniyyune vel ‘ahbaru Bimestuhfizu min Kitabillahi ve kânu aleyhi şüheda'* fela tahşevünNase vahşevni ve la teşteru Bi ayatiy semenen kaliyla* ve men lem yahküm Bi ma enzelAllahu feülaike hümül kafirun;
Tevrat’ı biz inzal ettik (biz)... Onda Huda (rehberlik, hidayet) ve Nur vardır... Teslim/İslam olmuş Nebîler (Bi-) Onunla (Tevrat’la), Rabbaniyler (beşeriyyetinden arınmış, Rabbini tanımışlar) ve Ahbar (İlim ve Hikmet sahipleri) da Onun üzerine şahidler olarak Kitabullah’dan (B sırrınca) korumakla görevli oldukları ile Yahudi olanlara hükmeder... O halde insanlardan korkup ürpermeyin, benden ürperin... Benim ayetlerimi (B sırrınca) az bir bahaya satmayın... Kim Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmetmez ise, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.
وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْأَنْفَ بِالْأَنْفِ وَالْأُذُنَ بِالْأُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ ا
45-) Ve ketebna aleyhim fiyha ennen nefse Bin nefsi vel ayne Bil ayni vel ‘enfe Bil’ enfi vel’üzüne Bil’üzüni vessinne Bissinni velcüruha kısas* femen tesaddeka Bihi fe huve keffaretün leh* ve men lem yahküm Bima enzelAllahu feülaike hümüz zalimun;
Onda (Tevrat’ta), onlar üzerine (şunu) yazdık: “Nefs’e nefs, göze göz, buruna burun, kulağa kulak ve dişe diş (tümü B sırrınca)... Yaralar da (karşılıklı) kısastır”... Ama kim onu (kısas hakkını B sırrıyla) tasadduk eder ise, o onun için bir keffarettir... Kim Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmetmez ise, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
وَقَفَّيْنَا عَلَى ءَاثَارِهِمْ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَءَاتَيْنَاهُ الْإِنْجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
46-) Ve kaffeyna alâ asarihim Bi Iysebni Meryeme musaddikan lima beyne yedeyhi minetTevrati ve ateynahul İnciyle fiyhi hüden ve nurun, ve musaddikan lima beyne yedeyhi minet Tevrati ve hüden ve mev'ızaten lil müttekıyn;
Ardlarından onların (teslim olmuş Nebîlerin) izleri üzere, Tevrat’tan yanında/önünde olanı tasdik edici olarak MeryemOğlu İsa’yı (B sırrınca) gönderdik (takviye ettik)... O’na, içinde Huda (rububiyyet sırrı) ve Nur (kudret, ilim) bulunan ve Tevrat’tan önünde olanı tasdikleyici, muttekiler için bir hidayet rehberi ve mev’ıze olmak üzere İncil’i verdik.
وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ الْإِنْجِيلِ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
47-) Vel yahküm ehlül İnciyli Bi ma enzelAllahu fiyh* ve men lem yahküm Bi ma enzelAllahu feülaike hümülfasikun;
Ehl-i İncil, onda (İncilde) Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmetsin... Kim Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmetmez ise, işte onlar fasıkların ta kendileridir.
وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً
48-) Ve enzelna ileykel Kitabe Bil Hakkı musaddikan lima beyne yedeyhi minel Kitabi ve Müheyminen aleyhi fahküm beynehüm Bima enzelAllahu ve la tettebı' ehvaehüm amma caeke minel Hakkı, li küllin cealna minküm şir’aten ve minhaca* ve lev şaAllahu lecealeküm ümmeten vahideten ve lâkin liyeblüveküm fiyma ataküm festebikul hayrat* ilellahi merciuküm cemiy’an feyünebbiüküm Bi ma küntüm fiyhi tahtelifun;
Sana da, Kitab’tan önünde olanı (daha önce nazil olan tüm vahiyleri) tasdikleyici ve O’nun (nazil olmuş tüm kitabların) üzerine Muheymin (himaye eden, koruyan) olmak üzere, Bil-Hakk (Hak olarak) Kitab’ı(Sistem Aklını, tam ilmi) inzal ettik... O halde onların aralarında Allah’ın inzal ettiği ile (B sırrınca) hükmet... Hak’dan sana geleni bırakıp onların hevalarına tabi olma... Sizden her biriniz (her bir ümmet düzeyi) için bir şir’at (şeriat, yol) ve bir minhac (program) oluşturduk... Eğer Allah dileseydi, elbette sizi bir tek ümmet yapardı (tek diyni kolaylaştırırdı)... Fakat size verdiğinde (ilahi hükümlerden size ulaşanda; dininizde) sizi denemek için (bir tek ümmet yapmadı)... O halde hayratta yarışın (istidatınızda olanı ortaya çıkarın)... Cemian/toptan merciniz/dönüşünüz Allah’adır... Hakkında ihtilaf edip tartıştığınız şeyleri (B sırrınca) size haber verecektir.
وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِ
49-) Ve enıhküm beynehüm Bi ma enzelAllahu ve la tettebı' ehvaehüm vahzerhüm en yeftinuke an ba'dı ma enzelAllahu ileyk* fein tevellev fa'lem ennema yüriydullahu en yusıybehüm Bi ba'dı zünubihim* ve inne kesiyren minen Nasi lefasikun;
(Sana Kitab’ı Hak olarak inzal ettiğimizin yanında şu emri de verdik): Aralarında Allah’ın inzal ettiği (İlahi İlim) ile (B sırrınca) hükmet... Onların (beşeri) hevalarına tabi olma... Allah’ın sana inzal ettiğinin ba’zısından seni fitneye düşürmelerinden sakın (ne Zahir ne de Batın galebe çalmasın; Teklikte müstakıym ol)... Eğer yüz çevirirler ise iyi bil ki, bazı günahlarından dolayı (idrak düzeylerine göre) Allah onları (B gerçeğince) yalnızca musibetlendirmek diliyor... Muhakkak ki, insanların çoğu gerçekten fasıktırlar (diyn’den çıkmışlar, bilinçleri asıllarına dönme kabiliyetini kaybetmiş).
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
50-) Efe hukmel cahiliyyeti yebğun* ve men ahsenü minAllahi hukmen likavmin yukınun;
(Onlar yoksa İslam öncesi) cahiliyye hükmünü mü istiyorlar?... İkan sahibi bir kavim için, Allah’dan daha güzel hüküm veren kimdir?.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
51-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızül yehude ven nesara evliya'* ba'duhüm evliyaü ba'd* ve men yetevellehüm minküm feinnehu minhüm* innAllahe la yehdil kavmez zalimiyn;
Ey iman edenler!.. Yahudileri ve Hristiyanları evliya (sohbet dostları) edinmeyin... Onlar birbirlerinin evliyasıdır... Sizden kim onları veli edinirse, muhakkak ki o onlardandır... Muhakkak ki Allah zalimler topluluğunu (Zatına) hidayet etmez.
فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ
52-) Feteralleziyne fiy kulubihim meredun yüsariune fiyhim yekulune nahşa en tusıybena dairetün, feasAllahu en ye'tiye Bil fethı ev emrin min ındiHİ feyusbihu alâ ma eserru fiy enfüsihim nadimiyn;
Kalblerinde hastalık olanların, “Daire’nin (zafer yerine mağlubiyetin, refah yerine sıkıntı ve darlığın) bize isabet etmesinden korkuyoruz” diyerek onların (yahudi ve nasara’nın) arasına süratle daldıklarını görürsün... Umulur ki Allah, (B sırrınca) feth olarak gelir (fethi getirir) veya (kendi, HU) indinden bir Emr getirir de (onlar) enfüslerinde/içlerinde sırladıkları (sakladıkları) üzerine nadim olurlar.
وَيَقُولُ الَّذِينَ ءَامَنُوا أَهَؤُلَاءِ الَّذِينَ أَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَأَصْبَحُوا خَاسِرِينَ
53-) Ve yekulüllezine amenu ehaülailleziyne aksemu Billahi cehde eymanihim innehüm lemeaküm* habitat a'malühüm feasbehu hasiriyn;
İman edenler derler ki: “Yeminlerinin cehdi ile (tam güçleriyle, yeminde mubalağa yaparak), kesin olarak sizinle beraber olduklarına, (B sırrınca) Allah’a kasem edenler bunlar mı?”... Amelleri boşa gitmiştir (onların), hüsrana uğrayanlar olmuşlardır.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِ
54-) Ya eyyühelleziyne amenu men yertedde minküm an diynihı fesevfe ye'tillahu Bi kavmin yuhıbbuhüm ve yuhıbbuneHU ezilletin alel mu’miniyne e’ızzetin alel kafiriyn* yücahidune fiy sebiylillâhi ve la yehafune levmete laim* zalike fadlullahi yü’tıyhi men yeşa'* vAllahu Vasiun ‘Aliym;
Ey iman edenler!.. Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah (B sırrınca, fıtratları müsayit) öyle bir kavim getirecek ki (O) onları sever, (onlar da) O’nu (Allah’ı) severler... (O kavim) mü’minlere karşı zelil/yumuşak kafirlere (gerçeği reddedenlere) karşı izzetli/şiddetlidirler... (Onlar) hiç bir levm edenin levmetmesinden korkmaksızın Allah yolunda mücahade ederler... Bu Allah’ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
55-) İnnema Veliyyükümullahu ve RasûluHU velleziyne amenülleziyne yukıymunes Salate ve yü'tunez Zekate ve hüm rakiun;
Sizin Veliy’niz ancak Allah’dır, O’nun Rasûlü’dür ve (şu) iman edenlerdir ki, onlar salat’ı ikame ederler ve rüku’ halinde zekatı verirler.
وَمَنْ يَتَوَلَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ
56-) Ve men yetevelellahe ve RasûleHU velleziyne amenu feinne hızbAllahi hümül ğalibun;
Kim Allah’ı, O’nun Rasûlü’nü ve iman edenleri Veliy edinir ise, (bilsin ki) muhakkak ki Hizbullah (Allah taraftarı, Allah ehli) galip geleceklerin ta kendileridir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاءَ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
57-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızülleziynettehazu diyneküm hüzüven ve leıben minelleziyne utül Kitabe min kabliküm vel küffare evliya'* vettekullahe in küntüm mu’miniyn;
Ey iman edenler!.. Sizden önce kendilerine Kitab verilenlerden dininizi alay/eğlence ve oyun edinenleri (dinlerini ciddiye alıp uygulayarak amacına ermeyenleri) ve küffarı (kafirleri; Sistem’den ve hakikatlerinden perdeli kalanları) evliya edinmeyin (onlardan Veliy olmaz)... Eğer mü’minler iseniz Allah’dan ittika edin.
وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ
58-) Ve iza nadeytüm iles Salatittehazuha hüzüven ve leıben zâlike Bi ennehüm kavmün la ya'kılun;
Salat’a nida edip çağırdığınızda, onu alay ve eğlence edindiler... Bu (B sırrınca) onların akletmeyen bir kavim olmalarından ötürüdür.
قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا إِلَّا أَنْ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ
59-) Kul ya ehlel Kitabi hel tenkımune minna illâ en amenna Billahi ve ma ünzile ileyna ve ma ünzile min kablü, ve enne eksereküm fasikun;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!.. Yalnızca (B sırrıyla) Allah’a, bize inzal olunana ve daha önce inzal olunana iman ettiğimiz için mi bizden hoşlanmıyorsunuz?.. Sizin ekseriyyetinizi fasıklardır”.
قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللَّهِ مَنْ لَعَنَهُ اللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ أُولَئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَأَضَلُّ عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ
60-) Kul hel ünebbiüküm Bi şerrin min zâlike mesubeten indAllah* men leanehullahu ve ğadıbe aleyhi ve ceale minhümül kıradete vel hanaziyre ve abedet tağut* ülaike şerrun mekanen ve edallü an sevais sebiyl;
De ki: “(Ey Ehl-i Kitab!..) Allah indinde yeri/mesabesi bundan daha şerrini/kötüsünü (B sırrınca) size haber vereyim mi?.. Allah’ın la’netlediği ve ğadap ettiğidir o kimse... (Allah) bunlardan maymunlar, domuzlar ve tağut’a (tapınılan nesne) kulluk yapanlar oluşturmuştur... İşte bunlardır yer bakımından daha şerli ve yolun denge noktasından daha sapkın olanlar”.
وَإِذَا جَاءُوكُمْ قَالُوا ءَامَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِهِ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ
61-) Ve iza cauküm kalu amenna ve kad dehalu Bil küfri ve hüm kad harecu Bih* vAllahu a'lemü Bi ma kânu yektümun;
Size geldiklerinde “iman ettik” dediler... Gerçekte ise (yanınıza B sırrınca) küfürle girip, yine onunla (küfürle) çıkmışlardır... Allah gizlemekte olduklarını (B sırrınca) daha iyi bilir.
وَتَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

62-) Ve tera kesiyren minhüm yüsariune fiyl’ ismi vel udvani ve eklihimüssuht* le bi'se ma kânu ya'melun;

Onlardan pek çoğunun günah’da, düşmanlıkta ve haram yemekte sür’atli gittiklerini görürsün... Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür!.
لَوْلَا يَنْهَاهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
63-) Levla yenhahümur rabbaniyyune vel ahbaru an kavlihimül’ isme ve eklihimüs suht* le bi'se ma kânu yasneun;
Rabbaniyler ve Ahbar (Maide:44?) onları günah söylemekten ve haram yemekten nehyetseler ya... Onların yapıp üretmekte oldukları ne kötüdür!.
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُم
64-) Ve kaletil yahudü yedullahi mağluletün, ğullet eydiyhim ve luınu Bi ma kalu* bel yedahu mebsutatani yünfiku keyfe yeşa'* ve leyeziydenne kesiyren minhüm ma ünzile ileyke min Rabbike tuğyanen ve küfra* ve elkayna beynehümül adavete velbağdae ila yevmil kıyameti, küllema evkadu naren lil harbi atfeehAllahu ve y es'avne fiyl Ardı fesaden, vAllahu la yuhıbbul müfsidiyn;
Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler... Söyledikleri ile (B sırrınca) kendi elleri bağlandı ve la’netlendiler... Bilakis, Allah’ın iki eli de bast olunmuştur/yayılmıştır/açıktır; dilediği gibi infak ediyor... Andolsun ki Rabbinden sana inzal olunan, onlardan çoğunun küfr (perdelilik) ve tuğyanını (taşkınlık, haddi aşmak) artırır... Onların arasına kiyamet günü’ne kadar (devam edecek) düşmanlık ve buğz ilka ettik/bıraktık... Her ne zaman harb için bir ateş yaksalar, Allah onu söndürdü... (Gene de) Arz’da fesada koşarlar... Allah müfsidleri sevmez.
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ ءَامَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ
65-) Ve lev enne ehlel Kitabi amenu vettekav lekefferna anhüm seyyiatihim ve leedhalnahüm cennatin naıym;
Eğer Ehl-i Kitab iman edip, (şirk’ten) korunsaydı, elbette onların kötülüklerini keffaretler ve onları Naim cennetlerine dahil ederdik.
وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَأَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ مِنْهُمْ أُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ سَاءَ مَا يَعْمَلُونَ
66-) Ve lev ennehüm ekamüt Tevrate vel İnciyle ve ma ünzile ileyhim min Rabbihim leekelu min fevkıhim ve min tahti erculihim* minhüm ümmetün muktesıdeh* ve kesiyrun minhüm sae ma ya'melun;
Şayet onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden onlara inzal olunanı ikame etselerdi, elbette fevklerinden ve ayaklarının altından yerlerdi... Onlardan ümmet-i mukteside (orta yolu tutan, hepsinin hükmünü koruyan zümre) vardır... Onların çoğunun yaptıkları ne kötüdür!.
يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
67-) Ya eyyüherRasûlü bellığ ma ünzile ileyke min Rabbike, ve in lem tef'al fema bellağte risaleteHU, vAllahu ya'sımüke minenNas* innAllahe la yehdil kavmel kafiriyn;
Ey O Rasûl!.. Rabbinden sana inzal olunanı tebliğ et!... Eğer (bunu) yapmazsan, O’nun risaletini tebliğ etmemiş olursun... Allah seni Nas’dan (insanlardan) korur... Muhakkak ki Allah kafirler kavmini hidayet etmez.
قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَى شَيْءٍ حَتَّى تُقِيمُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْ
68-) Kul ya ehlel Kitabi lestüm alâ şey'in hatta tukıymut Tevrate vel İnciyle ve ma ünzile ileyküm min Rabbiküm* ve le yeziydenne kesiyren minhüm ma ünzile ileyke min Rabbike tuğyanen ve küfra* fela te'se alel kavmil kafiriyn;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!.. Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size inzal olunanı ikame etmedikçe (bilfiil ortaya koymadıkça), bir şey üzere değilsiniz”... Andolsun ki Rabbinden sana inzal olunan, onlardan çoğunun küfr (kilitlenmişlik, perdelilik) ve tuğyanını (taşkınlık, haddi aşmak) artırır... O halde kafirler kavmine üzülme.
إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئُونَ وَالنَّصَارَى مَنْ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
69-) İnnelleziyne amenu velleziyne hadu vassabiune vennesara men amene Billahi vel yevmil ahıri ve amile salihan fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Muhakkak ki (İslam’a takliden) iman edenler, Yahudiler, Sabiiler ve Nasara’dan kim (B-sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman eder ve (bunun gereği) salih amel işlerse, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.
لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَأَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ رُسُلًا كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَى أَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ
70-) Lekad ehazna miysaka beni israiyle ve erselna ileyhim rusula* küllema caehüm Rasûlün Bi ma la tehva enfüsühüm feriykan kezzebu ve feriykan yaktulun;
Andolsun biz, İsrailOğullarının Miysakını aldık ve onlara Rasûller irsal ettik... Onlara ne zaman nefslerinin hoşlanmayacağı ile (B sırrınca) bir Rasûl gelse, (bu Rasûllerden) bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını öldürdüler.
وَحَسِبُوا أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَثِيرٌ مِنْهُمْ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
71-) Ve hasibu ella tekûne fitnetün feamu ve sammu sümme tabellahu aleyhim sümme amu ve sammu kesiyrun minhüm* vAllahu Basıyrun Bima ya'melun;
Bir fitne olmayacak sandılar da kör oldular, sağır kesildiler... Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti... Sonra onlardan çoğu (yine) kör ve sağır kesildiler... Allah onların yapmakta olduklarını (B sırrınca; onların hakikatı ve meydana getiricisi olarak) Basıyr’dir.
لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَ
72-) Lekad keferelleziyne kalu innAllahe HUvel Mesiyhubnü Meryem* ve kalel Mesiyhu ya beni israila'büdullahe Rabbiy ve Rabbeküm* innehu men yüşrik Billahi fekad harramallahu aleyhil cennete ve me'vahün nar* ve ma lizzalimiyne min ensar;
Andolsun ki: “Allah, MeryemOğlu Mesih’dir” diyenler kafir oldular... (Oysa) Mesih şöyle dedi: “Ey İsrailOğulları!.. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan) Allah’a kulluk/ibadet yapın... Çünkü kim Allah’a (B gerçeğince) ortak koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram kılmıştır... Onun varacağı yer Nar’dır... Zalimler için ensar yoktur”.
لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ ثَالِثُ ثَلَاثَةٍ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
73-) Lekad keferelleziyne kalu innAllahe salisü selasetin, ve ma min ilahin illâ ilahun vahıd* ve in lem yentehu amma yekulune leyemessennelleziyne keferu minhüm azabün eliym;
Andolsun ki: “Allah, üç’ün üçüncüsüdür” diyenler de kafir olmuşlardır (gerçeği reddetmiş, perdelenmişlerdir)... İlah’dan bir şey yok, ancak İlah’un Vahid... Söyleyegeldiklerinden vazgeçmezler ise, onlardan kafir olanlara elbette elim azab dokunacaktır.
أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى اللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
74-) Efela yetubune ilellahi ve yestağfiruneHU, vAllahu Ğafurun Rahîym;
Hala Allah’a tevbe (rücu’) etmeyecek ve O’nun mağfiretini dilemeyecekler mi?... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ انْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْآيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ أَنَّى يُؤْفَكُونَ
75-) mel Mesiyhubnü Meryeme illâ Rasûl* kad halet min kablihir Rusül* ve ümmühu sıddiykah* kâna ye'külanit ta’am* ünzur keyfe nübeyyinü lehümül ayati sümmenzur enna yü'fekun;
MeryemOğlu Mesih ancak bir Rasûl’dür... O’ndan önce de Rasûller gelip geçti... O’nun anası sıddıyka (?)’dır... İkisi de yemek yerlerdi... Ayetleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak!... Sonra bak nasıl çevriliyorlar!.
قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَاللَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

76-) Kul eta'büdune min dunillahi ma la yemlikü leküm darren ve la nef'a* vAllahu HUves Semiy’ul ‘Alîym;

De ki: “Allah’ı bırakıp da sizin için bir zarar veya faydaya malik olmayanlara mı kulluk ediyorsunuz?.. Allah (ki) O’dur Semi’un Aliym”.
قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوا أَهْوَاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَأَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ
77-) Kul ya ehlel Kitabi la tağlu fiy diyniküm ğayrel Hakkı ve la tettebiu ehvae kavmin kad dallu min kablü ve edallu kesiyren ve dallu an sevais sebiyl;
De ki: “Ey Ehl-i Kitab!.. Diyninizde, haksız yere (Hakkın ğayrı) ölçüyü kaçırıp haddi aşmayın... Daha önce sapmış, bir çoğunu saptırmış ve yolun denge noktasından (Zatına vardıran fena yolundan) sapmış bir kavmin hevalarına tabi olmayın”.
لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
78-) Luınelleziyne keferu min beni israiyle alâ lisani Davude ve Iysebni Meryem* zâlike Bima asav ve kânu ya'tedun;
İsrailOğullarından kafir olanlar, Davud’un ve MeryemOğlu İsa’nın lisanı üzere la’netlenmişlerdir (ruhani kuvvelerinden, semavi yaşamdan mahrumdurlar)... Bu (sonuç, B gerçeğince), onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları yüzündendir.
كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
79-) Kânu la yetenahevne an münkerin fealuh* lebi'se ma kânu yef'alun;
İşledikleri herhangi bir münkerden birbirlerini vazgeçirmezlerdi/vazgeçmezlerdi... İşledikleri ne kötü idi!.
تَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنْفُسُهُمْ أَنْ سَخِطَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ
80-) Tera kesiyren minhüm yetevellevnelleziyne keferu* le bi'se ma kaddemet lehüm enfüsühüm en sehıtAllahu aleyhim ve fiyl azabi hüm halidun;
Onlardan bir çoğunun kafirleri Veliy edindiklerini görürsün... Nefslerinin onlar için takdim ettiği ne kötüdür!.. Allah onlara gadap etmiştir (rızası kapalıdır)... Azab’ta onlar ebedi kalıcıdırlar.
وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالنَّبِيِّ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَاءَ وَلَكِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
81-) Ve lev kânu yu'minune Billahi ven Nebîyyi ve ma ünzile ileyhi mettehazuhüm evliyae ve lâkinne kesiyren minhüm fasikun;
Eğer (B sırrıyla) Allah’a, en-Nebî’ye (Hz.Muhammed’e) ve O’na (en-Nebî’ye) inzal olunana iman etmiş olsalardı, onları (perdelileri) evliya edinmezlerdi... Fakat onlardan bir çoğu fasıklardır.
لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ ءَامَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذِينَ ءَامَنُوا الَّذِينَ قَالُوا إِنَّا نَصَارَى ذَلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْ
82-) Letecidenne eşedden Nasi adaveten lilleziyne amenül yahude velleziyne eşrekû* ve letecidenne akrabehüm meveddeten lilleziyne amenülleziyne kalu inna nesara* zâlike Bi enne minhüm kıssiysiyne ve ruhbanen ve ennehüm la yestekbirun;
Muhakkak ki (İslam’a) iman edenlere (vahdet ehline; “B”sırrıyla Allah’a iman edenlere), düşmanlık (idrak uzaklığı) bakımından, insanların en şiddetlisi (perdeleri en kalın) olarak Yahudileri ve şirk koşanları (iki zümrede de tanrı itikadı esas; Allah’ın zat ve sıfatlarından perdeliler) bulursun... Ve elbette (İslam’a) iman edenlere (Kur’an mü’minlerine) sevgi (istidat yakınlığı) bakımından onların en yakını olarak da <biz nasarayız=Hristiyanlarız> diyenleri (teşbih müşahadesi sahiplerini, tevhid-i sıfat yapanları) bulursun... Ki onlardan (nasaradan) kissisiyn (derin ilim sahibi keşişler) ve ruhban (kendini Allah’a adamış rahipler) vardır ki kesinlikle onlar kibre sapmazlar.
وَإِذَا سَمِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَى الرَّسُولِ تَرَى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَا ءَامَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
83-) Ve iza semiu ma ünzile iler Rasûli tera a'yünehüm tefıydu mined dem'ı mimma arefu minel Hakk* yekulune Rabbena amenna fektübna meaş şahidiyn;
Er-Rasûl’e (O ma’lum Rasûl’e, Hz.Rasûlullah’a) inzal olunanı işittiklerinde, Hak’dan tanıyıp-bildiklerinden (arif olduklarından), gözlerinin yaşla dolup taştığını (işittiklerinin şevki ile pınarlarının kaynayıp aktığını) görürsün... Derler ki: “Rabbimiz!.. İman ettik (senin Tekliğine şahid olduk)... Artık bizi şahidlerle beraber yaz”.
وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا جَاءَنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحِينَ
84-) Ve ma lena la nu'minu Billahi ve ma caena minel Hakkı ve natmeu en yüdhılena Rabbüna meal kavmisSalihıyn;
“Rabbimizin bizi, salihler kavmi ile beraberliğe dahil etmesini umarken, ne diye (B sırrıyla) Allah’a ve Hak’dan bize gelmiş olana iman etmeyelim?”.
فَأَثَابَهُمُ اللَّهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاءُ الْمُحْسِنِينَ
85-) Fe esabehümullahu Bi ma kalu cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve zâlike cezaül muhsiniyn;
Böyle söylemeleri (sebebi) ile (B sırrınca) Allah onları içinde ebedi kalacakları, altlarından nehirler akan cennetler ile sevablandırdı... İşte budur muhsinlerin cezası.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
86-) Velleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatina ülaike ashabül cehıym;
Kafir olanlara ve ayetlerimizi (B gerçeğince) yalanlayanlara gelince, işte onlar ashab-ı cahıym’dir (cehennemin arkadaşları’dır).
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
87-) Ya eyyühelleziyne amenu la tuharrimu tayyibati ma ehallAllahu leküm ve la ta'tedu* innAllahe le yuhıbbul mu'tediyn;
Ey iman edenler!.. Allah’ın sizin için helal ettiği tayyibatı (pak rızıklar; ilim-marifetleri) haram kılmayın (onları hasıl edecek çalışmalardan geri kalmayın) ve haddi aşmayın (bedeninize kulluk yapmayın)... Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.
وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ
88-) Ve külu mimma razekakümullahu halalen tayyiba* vettekullahelleziy entüm Bihi mu'minun;
Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal ve tayyib olarak yeyin... İttika edin (o) Allah’dan ki siz O’na (B sırrınca) mü’minlersiniz.
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْأَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِ
89-) La yüahızükümullahu Billağvi fiy eymaniküm ve lâkin yüahızüküm Bima akkadtümül eyman* fekeffaratühu ıt'amü aşereti mesakiyne min evsetı ma tut'ımune ehliyküm ev kisvetühüm ev tahriyru rakabetin, femen lem yecid fesıyamu selaseti eyyam* zâlike keffaretü eymaniküm iza haleftüm* vahfezu eymaneküm* kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatiHİ lealleküm teşkürun;
Allah sizi yeminlerinizdeki (Bi-) lağv (kasıtsız yemin sözleri) ile muaheze etmez... Fakat kasıtlı-bilinçli yeminleriniz (yemin-i mün’akıd) ile (B sırrınca) sizi sorumlu tutar... O’nun (bilinçli yeminin) keffareti, ehlinize (ailenize) yedirdiğinizin orta yollusundan on miskini doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut bir köleyi hürriyyetine kavuşturmaktır... Kim (bunları) bulamaz ise, (o vakit ona) üç gün oruç (gerekir)... İşte yemin ettiğinizde yeminlerinizin keffareti budur... Yeminlerinizi muhafaza edin... Şükredesiniz diye Allah ayetlerini sizin için işte böyle açıklıyor.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
90-) Ya eyyühelleziyne amenu innemel hamru vel meysiru vel’ensabü vel’ezlamü ricsün min amelişşeytani fectenibuhu lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!.. Hamr (Aklı örtücüler,içki, uyuşturucu; makam-mevki-şan-şöhret-servet-şehvet vb.), Meysir (kumar; hileli oyun, bedensel-hormonal hazlar), Ensab (putlar; şartlanmalar) ve Ezlam (fal okları; tevekkülsüzlük) ancak şeytan amelinden birer pisliktir... Artık ondan kaçının ki felaha eresiniz.
إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَعَنِ الصَّلَاةِ فَهَلْ أَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
91-) İnnema yüriydüş şeytanü en yukıa beynekümül adavete vel bağdae fiyl hamri vel meysiri ve yesuddeküm an zikrillahi ve anisSalati fehel entüm müntehun;
Şeytan, Hamr ve Meysir’de aranıza düşmanlık ve buğz düşürmek/yerleştirmek, sizi Allah zikrinden ve namazdan engellemek diler, ancak... Artık vazgeçtiniz değil mi?.
وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
92-) Ve etıy'ullahe ve etıy'ur Rasûle vahzeru* fein tevelleytüm fa'lemu ennema alâ Rasûlinel belağul mübiyn;
Allah’a itaat edin, Rasûlullah’a itaat edin ve sakının (boyutların hakkını verin)... Eğer yüz çevirir iseniz, iyi bilin ki bizim Rasûlümüze yalnızca apaçık tebliğ etmek düşer.
لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا إِذَا مَا اتَّقَوْا وَءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَءَامَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَأَحْسَنُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
93-) Leyse alelleziyne amenu ve amilus salihati cünahun fiyma taımu iza mettekav ve amenu ve amilus salihati sümmettekav ve amenu sümmettekav ve ahsenu* vAllahu yuhıbbul muhsiniyn;
(Hakikatlarına) iman edip salih amel işleyenler, bilfiil ittika ettikleri (arınma-korunma çalışmaları yaptıkları), (bunun devamı olarak bir üst mertebede) iman edip (o imanın gereği) salih amel işledikleri, sonra (başka bir düzeyi ile) bilfiil ittika edip (o mertebeye göre korunup) iman ettikleri, sonra (başka bir düzeyi ile) bilfiil ittika edip (takvaya erip) ihsan (müşahade) üzere oldukları takdirde (daha önce) taddıkları/yedikleri dolayısıyla onlara bir günah yoktur... Allah muhsinleri sever.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللَّهُ بِشَيْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
94-) Ya eyyühelleziyne amenu le yeblüvenne kümullahu Bi şey’in minas saydi tenalühu eydiyküm ve rimahuküm liya'lemAllahu men yehafuHU Bil ğayb* femenı'teda ba'de zâlike felehu azabün eliym;
Ey iman edenler!.. Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın (dokunma-görme duyuları, dil) erişeceği av’dan bir (Bi-) şey ile dener ki Bil-Ğayb (ğaybları olarak) O’ndan korkan kim’i Allah bilsin (tüm sıfatlar O’na aittir; ğaybınız olan bu hakikatı ihmal edip kendinize bir varlık vehmetmeyin?)... Artık bundan sonra kim sınırı/haddi aşarsa onun için elim azab vardır.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ
95-) Ya eyyühelleziyne amenu la taktülüs sayde ve entüm hurum* ve men katelehu minküm müteammiden fecezaün mislü ma katele minen neami yahkümü Bihi zeva adlin minküm hedyen baliğal ka'beti ev keffaretün taamü mesakiyne ev adlü zâlike sıyamen liyezuka vebale emrih* afAllahu amma selef* ve men ade feyentekımullahu minh* vAllahu Azîyzun züntikam;
Ey iman edenler!... Siz ihramda iken av öldürmeyin... Sizden kim (ihramda iken) kasden onu (avı) öldürürse, o işin vebalini tatması için (gereken) ceza: En’am’dan öldürdüğünün misli, Ka’be’ye ulaşacak bir Hedy (kurban gerekir) ki onu da sizden iki adalet sahibi (B sırrınca) hükmeder; yahut miskinleri yedirme/doyurma olan bir keffarettir; yahut ona denk bir oruç tutmak... Allah geçmişi affetmiştir... Fakat kim bir daha yaparsa Allah ondan intikam alır... Allah Aziyz’dir, intikam sahibidir.
أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
96-) Uhılle leküm saydül bahri ve taamühu metaan leküm ve lisseyyareti, ve hurrime aleyküm saydül berri ma dümtüm huruma* vettekullahelleziy ileyHİ tuhşerun;
Hem size hem de yolculara bir faydalanma olmak üzere deniz avı (ruhani gıdalar) yapmak ve onun yemeğini yemek helal kılınmıştır... Fakat ihramlı olduğunuz sürece kara avı (bedensel-nefsani zevkler) yapmak size haram kılınmıştır... O’na (kendisine) haşrolunacağınız (Zatında yok olduğunuz) Allah’dan ittika edin.
جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَائِدَ ذَلِكَ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
97-) Cealellahul Kâ'betel Beytel Harame kıyamen lin Nasi veşŞehrel Harame vel Hedye vel Kalaid* zâlike li ta'lemu ennAllahe ya'lemü ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı ve ennAllahe Bi külli şey'in ‘aliym;
Allah Ka’be’yi, (yani) O (gayrına) Haram Evi, (birimsellikle zuhur) Haram Ay’ı, Hedy’i (kurban, nefs) ve Kalaid’i (şeref-güç alameti gerdanlıklar/ veya boynu bağlı kurbanlıklar; itaat, teslimiyet sahibi nefsleri) insanlar için kıyam (ayakta tutan nesne/dayanak/hayat unsuru) yaptı... Bu, Allah’ın Semavat ve Arz’da olanı bildiğini ve Allah’ın her şeyi (B sırrınca; şeylerin kendisinde olarak şeyleri) Aliym olduğunu sizin de bilmeniz (Ney) içindir.
اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ وَأَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
98-) I'lemu ennAllahe şedıdül ıkabi ve ennAllahe Ğafurun Rahîym;
Bilin ki Allah azabı çok şiddetli olandır... Ve hem de Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
مَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
99-) Ma aler Rasûli illel belağ* vAllahu ya’lemü ma tübdune ve ma tektümun;
Rasûl’e düşen ancak tebliğ etmektir... Allah, açığa vurduklarınızı da sakladıklarınızı da bilir.
قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُوا اللَّهَ يَاأُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

100-) Kul la yestevil habiysü vattayyibü velev a'cebeke kesretül habiys* fettekullahe ya ülil elbabi lealleküm tüflihun;

De ki: “Habis (pis; şakavet, benlikle yapılan herşey), tayyib (temiz; iman nuru, vahiy) ile müsavi olmaz... Velev ki habisin çokluğu (nefsinin) hoşuna gitse de”... O halde ey öz akıl sahipleri Allah’dan ittika edin ki felaha eresiniz.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِنْ تَسْأَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْءَانُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللَّهُ عَنْهَا وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
101-) Ya eyyühelleziyne amenu la tes'elu an eşyae in tübde leküm tesü'küm* ve in tes'elu anha hıyne yünezzelül Kur’anu tübde leküm* afAllahu anha* vAllahu Ğafurun Haliym;
Ey iman edenler!.. Size açıklandığında kötünüze gidecek şeylerden sual etmeyin... Eğer Kur’an indiriliyor iken onlardan sorarsanız size açıklanır... Allah onları affetmiştir... Allah Ğafur’dur, Haliym’dir.
قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُوا بِهَا كَافِرِينَ

102-) Kad seeleha kavmün min kabliküm sümme asbehu Biha kafiriyn;

Sizden önce de bir kavim onları sordu; sonra onları (istedikleri için açıklananları, B sırrınca) kafir oldular (örtüp görmezden geldiler, inkar ettiler).
مَا جَعَلَ اللَّهُ مِنْ بَحِيرَةٍ وَلَا سَائِبَةٍ وَلَا وَصِيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلَكِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
103-) Ma cealellahu min behıyratin ve la saibetin ve la vasıyletin ve la hamin, ve lakinnelleziyne keferu yefterune alellahil kezib* ve ekseruhüm la ya'kılun;
Allah Bahire (beş doğum yapmış ve beşincisi dişi olan, kulağı yarılıp putlara adanan deve/çobansız, serbest dolaşan dişi deve), Saibe (adak deve/koyun... ki serbest bırakılır sütünden yalnızca misafirler yararlanır), Vasıyle (bir erkek bir dişi ikiz doğurmuş koyun/deve; yada erkek ikizi ile doğmuş hayvan) ve Ham (on nesli dölleyen erkek deve) diye bir şey oluşturmamıştır (bunların kutsallığı, bu örflerde olduğu gibi dokunulmazlık ve kurbanlığı meşru değildir)... Fakat kafir olanlar Allah üzerine yalan uyduruyorlar... Onların ekseriyyeti akletmez.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَى مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ ءَابَاؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْئًا وَلَا يَهْتَدُونَ
104-) Ve iza kıyle lehüm tealev ila ma enzelAllahu ve iler Rasûli kalu hasbüna ma vecedna aleyhi abaena* evelev kâne abaühüm la ya'lemune şey’en ve la yehtedun;
Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine ve Rasûlullah’a geliniz” denildiğinde: “babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter” dediler... Babaları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen olsalarda mı?.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
105-) Ya eyyühelleziyne amenu aleyküm enfüseküm* la yadurruküm men dalle izehtedeytüm* ilellahi merciuküm cemıy’an feyünebbiüküm Bi ma küntüm ta'melun;
Ey iman edenler!... Nefsleriniz sizin üzerinizedir/siz kendinize bakın (tezkiye ve takvaya bakın)... Siz doğru yolda oldukça, sapmış olan size zarar veremez... Sizin cem’an merciniz/dönüşünüz Allah’adır... (O), ne amel etmekte olduğunuzu (B sırrınca) size haber verir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَأَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَ
106-) Ya eyyühelleziyne amenu şehadetü beyniküm iza hadare ehadekümül mevtü hıynel vasıyyetisnani zeva adlin minküm ev aharani min ğayriküm in entüm darebtüm fiyl ardı feesabetküm musıybetülmevt* tahbisunehüma min ba'dis Salati feyuksimani Billahi inirtebtüm la neşteriy Bihi semenen ve lev kâne za kurba, ve la nektümü şehadetAllahi inna izen leminel’ asimiyn;
Ey iman edenler!.. Sizden birine ölüm geldiğinde (alametleri ile belirdiğinde), vasiyyet vaktinde aranızdaki şahitlik, sizden adalet sahibi iki (şahid) dir... Ya da eğer Arz’da dolaşmaya/gazaya/yolculuğa çıkmışsanız ve ölüm musibeti de size isabet etmişse sizin ğayrınızdan diğer iki (şahid) dir... Kuşkulanırsanız, namazdan sonra onların ikisini habsedersiziniz (de onlar): “Onu (yeminimizi) akrabada olsa hiç bir bahaya satmayacağiz, Allah şahitliğini saklamayacağız; yoksa biz o zaman günahkarlardan oluruz” diye Allah’a (B sırrınca) kasem ederler.
فَإِنْ عُثِرَ عَلَى أَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا إِثْمًا فَآخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْأَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللَّهِ لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا إِنَّا إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِي
107-) Fein usira alâ ennehümestehakka ismen feaharani yakumani mekamehüma minelleziynestehakka aleyhimül evleyani feyuksimani Billahi leşehadetüna ehakku min şehadetihima ve ma'tedeyna* inna izen leminez zalimiyn;
Eğer o iki şahidin bir günahı (yalan söyledikleri) kesin olarak farkedilir ise, bunların yerine, aleyhlerinde bulundukları taraftan daha evla (vefat edene daha yakın, dolayısıyla daha iyi tanıyan) iki kimse kaim olur/geçer (ve): “Bizim şahidliğimizi o iki şahidin şahidliğinden elbette daha hakdır... Biz haddi de aşmadık; yoksa o takdirde zalimlerden olurduk”, diye Allah’a (B sırrınca) yemin ederler.
ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلَى وَجْهِهَا أَوْ يَخَافُوا أَنْ تُرَدَّ أَيْمَانٌ بَعْدَ أَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاسْمَعُوا وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

108-) Zâlike edna en ye'tu Bişşehadeti alâ vechiha ev yehafu en türadde eymanün ba'de eymanihim* vettekullahe vesmeu* vAllahu la yehdil kavmel fasikıyn;

İşte bu, şahadetlerini onun (şahitliğin) vechi üzere (B sırrınca) getirmeleri (şahitliklerini gereği gibi yapmalar) yahut (yalancı şahitlerin) yeminlerinden sonra yeminlerinin reddolmasından korkmalarına daha yakındır... Allah’dan ittika edin ve dinleyin/işitin... Allah fasıklar kavmine hidayet etmez.
يَوْمَ يَجْمَعُ اللَّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

109-) Yevme yecmeullahrr Rusüle feyekulü ma za ücibtüm* kalu la ilme lena* inneKE ente allamül ğuyub;

Allah, Rasûlleri cem’edeceği gün (Kıyamet): “Size ne cevap verildi?” der... “Hiç bir bilgimiz yok... Muhakkak ki sen, yalnız sensin ğaybları bilen” derler.
إِذْ قَالَ اللَّهُ يَاعِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلى وَالِدَتِكَ إِذْ أَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَإِذْ تَخْلُ
110-) İz kalAllahu ya Iysebne Meryemezkür nı'metiy aleyke ve alâ validetik* iz eyyedtüke Bi ruhıl kudüsi tükellimün Nase fiyl mehdi ve kehla* ve iz allemtükel Kitabe vel Hıkmete vetTevrate vel’İnciyl* ve iz tahlüku minet tıyni kehey'etit tayri Bi izniy fetenfühu fiyha fe tekûnü tayren Bi izniy ve tübri-ül’ ekmehe vel ebrasa Bi izniy* ve iz tühricül mevta Bi izniy* ve iz kefeftü beni israiyle anke iz ci'tehüm Bil beyyinati fekalelleziyne keferu minhüm in haza illâ sıhrün mübiyn;
Hani Allah şöyle dedi: “Ey MeryemOğlu İsa!... Senin ve validenin (doğuranının) üzerindeki ni’metiymi zikret/an... Hani seni Ruh’ül Kudüs ile (B sırrınca) te’yid etmiştim... Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla kelam ediyordun... Hani sana Kitab’ı, Hikmet’i, Tevrat’ı ve İncil’i ta’lim etmiştim... Hani Bi-izniy (benim iznimle) tıyn’den (balçıktan) kuş şeklinde (bir şey) yaratıyor, onun içine/içinde (Ruh olarak) nefhediyordun da Bi-izniy (benim iznimle) bir kuş oluyordu... Ekmeh’e (kör, basiret nuru kesik) ve Ebras’a (alaca tenli) benim iznimle (Bi-izniy) şifa veriyordun... Hani Bi-izniy (benim iznimle) ölüleri çıkarıyordun... Ve hani İsrailOğullarını senden menetmiştim... Hani sen kendilerine (B sırrınca) beyyineler ile gelmiştin de onlardan kafir olanlar şöyle demişti: <Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil>”.
وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِيِّينَ أَنْ ءَامِنُوا بِي وَبِرَسُولِي قَالُوا ءَامَنَّا وَاشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ
111-) Ve iz evhaytü ilel Havariyyine en aminu Biy ve Bi Rasûliy* kalu amenna veşhed Bi ennena müslimun;
Hani Havariyyun’a (Ruh’ül Kudüs’den feyiz alanlara): “Bana ve Rasûlüme (B sırrıyla) iman edin (cem’ ve tafsilde)” diye vahyetmiştim... “İman ettik... Sen şahid ol biz gerçekten müslimleriz” dediler.
إِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَاعِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ قَالَ اتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
112-) İz kalel havariyyune ya Iysebne Meryeme hel yestetıy'u Rabbüke en yünezzile aleyna maideten mines Sema’* kalettekullahe in küntüm mu’miniyn;
Hani Havariyyun: “Ey MeryemOğlu İsa!.. Senin Rabbin Sema’dan bizim üzerimize bir maide (sofra; ilahi hakikat ve marifete ait yeni ilimler, yeni hükümler) indirebilir mi?” dediler... (O da): “eğer mü’minlerseniz Allah’dan ittika edin”, dedi.
قَالُوا نُرِيدُ أَنْ نَأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ
113-) Kalu nüriydü en ne'küle minha ve tatmeinne kulubüna ve na'leme en kad sadaktena ve nekûne aleyha mineş şahidiyn;
Dediler ki: “Diliyoruz ki o sofradan yiyelim (o ilimler ve hükümler ile amel edelim), kalblerimiz mutmain olsun (yakin hasıl olsun), senin bize (mutlak) doğru söylediğini bilelim (Nebî, Veliy olduğunu tasdik edelim) ve onun üzerine şahidlerden olalım”.
قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا أَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِأَوَّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَأَنْتَ خَيرُ الرَّازِقِينَ
114-) Kale Iysebnü MeryemAllahumme Rabbena enzil aleyna maideten minesSemai tekûnü lena ıyden lievvelina ve ahırina ve ayeten minke, verzukna ve ente hayrur razikıyn;
MeryemOğlu İsa: “Allahım!.. Rabbimiz!.. Bizim üzerimize Sema’dan bir maide/sofra inzal et de bizim için, hem evvelimiz ve hem ahirimiz için bir bayram (hepimizce yaşanan bir diyn; gerçek diyn; İslam) ve senden bir ayet (mucize, sıfat) olsun... Rızıklandır bizi; sen rızıklandıranların en hayırlısısın”, dedi.
قَالَ اللَّهُ إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا أُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ
11 5-) KalAllahu inniy münezzilüha aleyküm* femen yekfür ba'dü minküm feinniy üazzibühu azaben la üazzibühu ehaden minel alemiyn;
Allah buyurdu ki: “Muhakkak Ben, onu sizin üzerinize indireceğim... Bundan sonra sizden kim küfr (nankörlük) eder (inzal olunan bu nimeti değerlendirmez) ise, Ben ona öyle azab edeceğim ki, alemlerden hiç bir kimseye böyle azab yapmadım”.
وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَاعِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَأَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِنْ دُونِ اللَّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْ
1 16-) Ve iz kalAllahu ya Iysebne Meryeme eente kulte linNasittehızuniy ve ümmiye ilaheyni min dunillah* kale sübhaneKE ma yekûnü liy en ekule ma leyse liy Bi hakk* in küntü kultühu fekad alimtehu, ta'lemü ma fiy nefsiy ve la a'lemü ma fiy nefsik* inneKE ente allamül ğuyub;
Ve hani Allah şöyle dedi: “Ey MeryemOğlu İsa!... İnsanlara, <Allah’ın gayrından beni ve annemi iki ilah edinin>, diye sen mi söyledin?”... (İsa) dedi ki: “Subhaneke (Haşa, tenzih ve tesbih ederim seni)... (Bi-) Hakk olmayanı söylemek benim için nasıl olur?... Eğer onu söylemişsem, muhakkak sen onu bilmişsindir... Sen nefsimde olanı bilirsin, fakat ben senin nefsinde olanı bilmem... Muhakkak ki gaybları en ala bilen sensin, sen”.
مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
117-) Ma kultü lehüm illâ ma emerteniy Bihi enı'büdullahe Rabbiy ve Rabbeküm* ve küntü aleyhim şehiyden ma dümtü fiyhim* felemma teveffeyteniy künte enter Rakıybe aleyhim* ve ente alâ külli şey'in Şehiyd;
“Onlara: <Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin> diye senin bana (B sırrınca) emrettiğinden başkasını demedim... Ben aralarında bulunduğum sürece üzerlerine bir şehiyd/şahid idim... Vaktaki beni vefat ettirdin (Sende fani oldum), onlar üzerine Rakıyb Sen oldun... Sensin her şey üzerine şehiyd/şahid”.
إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
118-) İn tüazzibhüm feinnehüm ıbaduKE, ve in tağfir lehüm feinneKE entel Azîyzül Hakiym;
“Eğer onları azablandırır (birimliliklerine terkeder, tezkiye etmez) isen, muhakkak ki onlar senin kullarındır... Ve eğer onları mağfiret edersen (yakine erdirir isen), muhakkak ki sensin sen Aziyz, Hakiym”.
قَالَ اللَّهُ هَذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
119-) KalAllahu haza yevmü yenfeus sadikıyne sıdkuhüm* lehüm cennatün tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ebeda* radıyAllahu anhüm ve radu anHU, zâlikel fevzül azîym;
Allah buyurdu: “Bu, sadıklara sıdklarının fayda verdiği gündür... İçinde ebedi kalıcılar olarak, altlarından nehirler akan cennetler var onlar için”... Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı... İşte budur büyük kurtuluş.
لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

120-) Lillahi mülküs Semavati vel Ardı va ma fiyhinne, ve HUve alâ külli şey'in Kadiyr;

Semavat’ın, Arz’ın ve onlarda ne varsa hepsinin mülkü (hakikatleri olan) Allah’ındır (dilediği gibi açığa çıkar)... O, herşey üzerine Kadiyr’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal