Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  8.  ENFÂL SÛRESİ   الانفا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
1-) Yes'eluneke anil enfal* kulil enfalü Lillahi verRasûl* fettekullahe ve aslihu zate beyniküm* ve etıy'ullahe ve RasûleHU in küntüm mu’miniyn;
Sana enfal’i (savaş ganimetlerini) soruyorlar (o faili hakikiden perdeliler)... De ki: “Enfal (ancak savaş-cihad sonunda hasıl olan bu ganimetler?, bu başarı?), Allah ve Rasûlünündür (O’nun sıfatlarının bir tecellisidir, Rasûlullah’ın bir şefaatıdır)... (O halde) Allah’dan ittika edin ve aranızı ıslah edin... Eğer (hakiki) mü’minler iseniz, Allah’a ve O’nun Rasûlüne itaat edin”.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ ءَايَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
2-) İnnemel mu'minunelleziyne iza zükirAllahu vecilet kulubühüm ve iza tüliyet aleyhim ayatuHU zadethüm iymanen ve alâ Rabbihim yetevekkelun;
(Hakiki) mü’minler ancak şol kimselerdir ki, “Allah” zikredildiğinde onların kableri korkar (tanır?) ve onlara O’nun ayetleri tilavet edildiğinde, onların imanlarını (derece olarak) artırır... Ve onlar Rablerine tevekkül ederler.
الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
3-) Elleziyne yukıymunes Salate ve mimma razaknahüm yünfikun;
Onlar ki, namazı ikame ederler (Hakkani sıfatlarla muşahade ederler) ve onları rızıklandırdıklarımızdan infak ederler.
أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
4-) Ülaike hümül mu’minine Hakka* lehüm deracatün ınde Rabbihim ve mağfiretün ve rizkun keriym;
İşte onlardır tahkiki iman ile (yakine ermiş) mü’minler... Onlar için rableri indinde dereceler, mağfiret (birimsellik özelliklerinin ilahi özellikler ile örtülmesi) ve keriym rızık (cömert-şerefli rızık; esma-sıfat’tan tecelliler) vardır.
كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ
5-) Kema ahraceke Rabbüke min beytike Bil Hakk* ve inne feriykan minel mu’miniyne le karihun;
Nitekim (onların hali), Rabbin seni, (birimselliğinle değil) Bil-Hakk (Hak olarak) evinden çıkardığında gerçekten mü’minlerden bir fırka hoşlanmıyorlardı (daki durumları gibidir).
يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
6-) Yücadiluneke fiyl Hakkı ba'de ma tebeyyene keennema yüsakune ilel mevti ve hüm yenzurun;
Ayan beyan olduktan sonra (bile) Hak hakkında seninle mücadele ediyorlar (tartışıyorlardı)... Sanki onlar bakıyor oldukları halde ölüme sevkolunuyorlar (dı).

وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ
7-) Ve iz yeıdükümullahu ıhdet taifeteyni enneha leküm ve teveddune enne ğayre zatiş şevketi tekûnü leküm ve yüriydullahu en yuhıkkal hakka Bi kelimatiHİ ve yaktaa dabirel kafiriyn;
Hani Allah size iki taifeden (Kureyş ordusu veya kervan) birinin sizin olacağını va’dediyordu... Kuvvet/silah sahibi olmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz (neticeyi maddi sebeplere göre düşünüyordunuz)... Allah da (Bi-) Kelimeleri (ayet:9?) ile Hakkı gerçekleştirmek ve kafirlerin ardını kesmek irade ediyordu.
لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ
8-) Li yuhıkkal hakka ve yübtılel batıle ve lev kerihel mücrimun;
Hakkı gerçekleştirsin ve batılı ibtal etsin için... Velev ki mücrimler (birimsellik özellikleri ile, vehmi varlıkları ile perdelenenler) kerih görsün.
إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُرْدِفِينَ
9-) İz testeğiysune Rabbeküm festecabe leküm enniy mümiddüküm Bi elfin minel Melaiketi murdifiyn;
Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da: “Muhakkak ki ben, mürdif olarak (birbiri ardınca, birbirine tabi) bin melek ile (B sırrınca) size imdad ediciğim” diye size icabet etmişti.
وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
10-) Ve ma cealehullahu illâ büşra ve li tatmeinne Bihi kulubüküm* ve men nasru illâ min ındillah* innAllahe Azîyzün Hakiym;
Allah bunu (melaike ile imdadı) ancak bir müjde olsun ve (B sırrınca) onunla kalbleriniz mutmain olsun diye yaptı... Nasr (yardım, zafer) ancak Allah indindendir... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْأَقْدَامَ
11-) İz yüğaşşiykümünnüase emeneten minhü ve yünezzilü aleyküm mines Semai maen liyutahhireküm Bihi ve yüzhibe anküm riczeşşeytani ve li yarbita alâ kulubiküm ve yüsebbite Bihil akdam;
Hani O, kendinden bir emniyet (güven, sükun hali) olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyor (du);sizi onunla (o su ile B sırrınca) tathir etmek (arındırmak), sizden şeytanın pisliğini (korku, evham) gidermek, kalblerinizi rabt (takviye) etmek ve ayakları (nızı) onunla (o su ile B sırrınca) sabit tutmak için de üzerinize Sema’dan bir su indiriyor (du).
إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلَائِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ ءَامَنُوا سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ
12-) İz yuhıy Rabbüke ilel Melaiketi enniy meaküm fesebbitülleziyne amenu* seulkıy fiy kulubilleziyne keferurru'be fadribu fevkal a'nakı vadribu minhüm külle benan;
Hani Rabbin melaike’ye: “Muhakkak ben sizinle beraberim... İman edenleri (iman-yakin üzere) sabitleyin... Kafir olanların kalblerine korku bırakacağım... (Kafirlerin) boyunlarının üstüne darb edin (vehim üzere sabitleyin);ve onlardan her parmağa darbedin (kuvvetlerini etkisiz kılın, felç edin)” diye vahyediyor (du).
ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

13-) Zâlike Bi ennehüm şakkullahe ve RasûleHU, ve men yuşakıkıllahe ve RasûleHU fe innAllahe şediydül ıkab;

Bunun sebebi onların Allah’a ve Rasûlü’ne muhalefet etmeleri/kendilerini Allah ve Rasûlü’nden ayırıp koparmalarıdır... Kim Allah’a (Hakikat; vahdet) ve Rasûlü’ne (Diyn’e) muhalefet eder ise, muhakkak ki Allah Şediyd’ül Ikab’dır (cezası çok şiddetli).
ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ
14-) Zâliküm fezukuhu ve enne lilkafiriyne azâben nar;
İşte size (azab, Bedir’deki yenilgi);tadın onu... Kafirler için bir de Nar (kayıtlılık) azabı vardır.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ
15-) Ya eyyühelleziyne amenu iza lekıytümülleziyne keferu zahfen fela tüvelluhümül edbar;
Ey iman edenler!.. Toplu olarak kafir olanlar ile karşılaştığınızda, sakın onlara ardlarınızı çevirmeyin!.
وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلَّا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
16-) Ve men yüvellihim yevmeizin dübürehu illâ müteharrifen likıtalin ev mütehayyizen ila fietin fekad bae Bi ğadabin minAllahi ve me'vahu cehennem* ve bi'sel masıyr;
Savaşmak için (başka bir yer tutmak amacıyla) çekilmek yahut başka bir bölüğe katılmak (için çekilmek) dışında onlara (kafirlere) arkasını kim döner ise, mutlaka Allah‘dan bir (Bi-) gadab ile döner... Onun yeri cehennem’dir... Ne kötü varış yeridir o!.
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَنًا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
17-) Felem taktüluhüm ve lakinnAllahe katelehüm ve ma rameyte iz rameyte ve lakinnAllahe rema* ve liyübliyel mu’miniyne minhü belaen hasena* innAllahe Semiy’un Aliym;
Siz öldürmediniz onları, fakat Allah onları öldürdü... Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı (B harfi yazılmadan?)... Mü’minleri kendinden güzel bir bela ile denemek için... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.
ذَلِكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ
18-) Zâliküm ve ennAllahe muhinü keydil kafiriyn;
İşte böyle (sizin haliniz, denenmeniz)... Muhakkak Allah kafirlerin tuzağını zayıf düşürendir.
إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ وَإِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ
19-) İn testeftihu fekad caekümül feth* ve in tentehu fehuve hayrun leküm* ve in teudu neud* velen tuğniye anküm fietüküm şey’en velev kesüret, ve ennAllahe meal mu’miniyn;
Eğer siz fetih (zafer, yardım, hüküm) istiyorsanız, işte size (Bedir’de) fetih geldi... Eğer (Rasûlullah’a direnmekten) vazgeçerseniz, o sizin için daha hayırlıdır... Şayet (şirk dinine) dönerseniz, biz de döneriz... (O zaman) topluluğunuz çok ta olsa size hiç bir faydası olmaz... Çünkü Allah mü’minler iledir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ
20-) Ya eyyühelleziyne amenu etıy'ullahe ve RasûleHU ve la tevellev anHU ve entüm tesmeun;
Ey iman edenler!... Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin... İşitip durduğunuz (anladığınız) halde O’ndan yüz çevirmeyin!.
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
21-) Ve la tekûnu kelleziyne kalu semı'na ve hüm la yesmeun;
Kendileri işitmiyor (Allah ve Rasûlüne itaat etmiyor) oldukları halde, “işittik” diyenler gibi olmayın!.
إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ
22-) İnne şerred devabbi ındAllahis summül bükmülleziyne la ya'kılun;
Muhakkak ki Allah indinde canlıların en şerlisi akletmeyen (akıl nurundan perdeli) sağırlar ve dilsizlerdir.
وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لَأَسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
23-) Velev alimAllahu fiyhim hayren leesmeahüm* velev esmeahüm letevellev ve hüm mu'ridun;
Eğer Allah onlarda bir hayır (uygun veri tabanı) bilseydi, elbette onlara işittirirdi... Şayet onlara işittirmiş olsaydı (bile) onlar arkalarını dönerek yüz çevirirlerdi.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
24-) Ya eyyühelleziyne amenüsteciybu Lillahi ve lirRasûli iza deaküm lima yuhyıyküm* va'lemu ennAllahe yehulü beynel mer'i ve kalbihi ve ennehu ileyHİ tuhşerun;
Ey iman edenler!.. Sizi, sizi (hakiki hayat ile) dirilten şeye çağırdığında, Allah’a ve Rasûlü’ne icabet edin (Hakikatınıza ve O’nun hükümlerine tabi olun)... Ve iyi bilin ki (diynin maslahatı olan çalışmaları geciktirirseniz) Allah (sünnetullah, sistem) kişi ile kalbi arasına girip engel olur... Ve (iyi bilin ki) siz O’na haşrolunacaksınız.
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
25-) Vetteku fitneten la tusıybennelleziyne zalemu minküm hassaten, va'lemu ennAllahe şediydül ıkab;
Sizden sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korunun... Ve iyi bilin ki Allah şediyd’ül ıkab’dır (cezalandırması şiddetli).
وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
26-) Vezküru iz entüm kaliylün müstad'afune fiyl Ardı tehafune en yetehattafekümün Nasü feavaküm ve eyyedeküm Bi nasriHİ ve razekaküm minat tayyibati lealleküm teşkürun;
Zikredin (düşünün) ki, hani siz (idrak gücü itibarıyla) azdınız, Arz’da mustad’af (zayıf, ezilen) idiniz, insanların sizi kapıvermesinden korkuyordunuz... (O) sizi (vahiy nuru ile) barındırdı, nusreti ile (B sırrınca) sizi teyid etti ve şükredesiniz diye sizi tayyibattan (marifetullah’tan) rızıklandırdı.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
27-) Ya eyyühelleziyne amenu la tehunullahe ver Rasûle ve tehunu emanatiküm ve entüm ta'lemun;
Ey iman edenler!.. Allah’a ve er-Rasûl’e (Rasûlullah’a) hainlik/hiyanet etmeyin... Ve siz biliyor olduğunuz halde emanetlerinize (nübüvvet ve risalet ile size ulaşan ilim ve ma’rifetlere) hainlik etmeyin.
وَاعْلَمُوا أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
28-) Va'lemu ennema emvalüküm ve evladüküm fitnetün, ve ennAllahe ındeHU ecrun azîym;
Ve iyi bilin ki, mallarınız ve evladlarınız ancak bir fitnedir... Allah’a gelince, aziym ecir (ilahi özelliklerle tecelli) O’nun indindedir (tüm göreselliklerden, tabiat ve şartlanmalardan arınınca).
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
29-) Ya eyyühelleziyne amenu in tettekullahe yec'al leküm furkanen ve yükeffir anküm seyyiatiküm ve yağfir leküm* vAllahu ZülFadlilAzîym;
Ey iman edenler!... Eğer Allah’dan ittika ederseniz (fıtri ahdinize ve Rasûlullah ile ulaşanlara hiyanet etmezseniz), sizin için Furkan (Hak ile batılı temyiz aklı, keşfi ilim) oluşturur, kötülüklerinizi (beşeri birimsellik özelliklerinizi) keffaretler ve sizi mağfiret (setr) eder (Hakk zahir)... Allah, Zül’Fadlil Azıym’dir.
وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
30-) Ve iz yemküru Bikelleziyne keferu liyüsbituke ev yaktüluke ev yuhricuk* ve yemkürune ve yemkürullah* vAllahu hayrul makiriyn;
Hani o kafir olanlar (gerçeği reddedenler) seni tutup sabitlemeleri yahut seni öldürmeleri ya da seni (yurdundan) çıkarmaları için sana (B sırrınca) mekr (tuzak) kuruyorlardı (B sırrı gereği, aslında kendilerine tuzak kuruyorlardı)... Onlar mekr kurarlar (iken), Allah (onlara) mekr kurar... Allah mekr kuranların en hayırlısıdır (onların evham ve hayallerini boşa çıkarır).
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ ءَايَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هَذَا إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
31-) Ve iza tütla alehim ayatüna kalu kad semi'na lev neşaü lekulna misle haza in haza illâ esatıyrul evveliyn;
Onlara ayetlerimiz tilavet edildiğinde: “Gerçekten işittik... Eğer dilesek elbette bunun mislini biz de söylerdik... Evvelkilerin masallarından başka bir şey değil bu!”, dediler.
وَإِذْ قَالُوا اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هَذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ أَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
32-) Ve iz kalullahümme in kâne haza hüvel hakka min ındike feemtır aleyna hıcareten mines Semai evi'tina Bi azâbin eliym;
Hani, “Ey Allahım!.. Eğer bu senin indinden (olan) Hakkın kendisi ise, (o vakit) Sema’dan üzerimize taşlar yağdır... Yahut bize elim (Bi-) azab ver” demişlerdi.
وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
33-) Ve ma kânAllahu liyüazzibehüm ve ente fiyhim* ve ma kânAllahu müazzibehüm ve hüm yestağfirun;
Halbuki sen (vücud olarak) onların içinde (mevcud) iken Allah onlara (gadablanarak) azab edecek değildi... Onlar istiğfar ediyor oldukları halde de Allah onlara azab edici değildir.
وَمَا لَهُمْ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللَّهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُوا أَوْلِيَاءَهُ إِنْ أَوْلِيَاؤُهُ إِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
34-) Ve ma lehüm ella yüazzibehümullahu ve hüm yasuddune anil Mescidil Harami ve ma kânu evliyaeh* in evliyauhu illel müttekune ve lâkinne ekserehüm la ya'lemun;
Onlar Mescid-i Haram’dan alakoyup durdukları halde, Allah onlara ne diye azab etmesin?.. (Hem) onlar, O’nun (Mescid-i Haram’ın) evliyası değillerdir... O’nun evliyası ancak muttekilerdir (benlik duygularından, beşeri birimsellik özelliklerinden korunanlardır)... Fakat onların ekseriyeti (Mescid- Haram’ın ne olduğunu) bilmezler.
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ إِلَّا مُكَاءً وَتَصْدِيَةً فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
35-) Ve ma kâne Salatühüm ındel beyti illâ mükâen ve tasdiyeten, fezukul azâbe Bi ma küntüm tekfürun;
Onların el-Beyt’in (Beytullah’ın; Mescid-i Haram’ın) indinde (yanında, katında) ki salatları (namazları, duaları) ıslık çalmak ve el çırpmaktan (getirisi olmayan, babalarının diyni davranışlarından) başka bir şey değildir... O halde gerçeği inkar etmenizden (küfrünüzden) ötürü (B gerçeğince) tadın azabı.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ
36-) İnnelleziyne keferu yünfikune emvalehüm li yasuddu an sebiylillâh* fe seyünfikuneha sümme tekûnu aleyhim hasreten sümme yuğlebun* velleziyne keferu ila cehenneme yuhşerun;
O kafir olanlar (Hz.Rasûlullah’ı ve Hz.Rasûlullah’ın açıklayıp bildirdiği gerçeği reddedenler) Allah yolundan (arınmadan, mücahadeden) alakoymak için mallarını (fıtratlarına bahşedilmiş kuvvelerini, mallarını, tertemiz nurlarını) infak ederler (nefsani, bedensel yönde harcarlar)... Yakında (bu dünyada) onları harcayacaklar (da)... Sonra (ahiret’te) bu onlar üzerine bir hasretlik (pişmanlık, yürek acısı, çaresi olmayan özlem) olur... Sonra (zaten Bedir’de) mağlub olurlar... (Nihayet) kafir olanlar (gerçeği reddeden perdeliler) cehenneme haşrolunurlar.
لِيَمِيزَ اللَّهُ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَيَجْعَلَ الْخَبِيثَ بَعْضَهُ عَلَى بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَمِيعًا فَيَجْعَلَهُ فِي جَهَنَّمَ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

37-) Li yemiyzAllahul habiyse minet tayyibi ve yec'alel habiyse ba'dahu alâ ba'din feyerkümehu cemiy’an feyec'alehu fiy cehennem* ülaike hümül hasirun;

Habis’i (şaki, insansı) tayyib’ten (said, insan) temyiz etsin ve habis’i birbiri üzerine koyup topluca yığsın da onu (o yığıntıyı) cehennem’de kılsın diye... İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ وَإِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ
38-) Kul lilleziyne keferu in yentehu yuğfer lehüm ma kad selef* ve in yeudu fe kad medat sünnetül ‘evveliyn;
Kafir olanlara de ki: “Eğer vazgeçerler (tevhid’e, iman’a dönerler) ise, geçmiş olan (günah) lar onlar için mağfiret edilir... Eğer (eski akidelerine) dönerler ise, evvelkilerin sünneti mazi olmuş olur (onlara da gerçekleşir)”.
وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
39-) Ve katiluhüm hatta la tekûne fitnetün ve yekûned diynü küllühu Lillah* feinintehev feinnAllahe Bi ma ya'melune Basıyr;
Bir fitne (şirk, zulüm) kalmayıncaya ve diyn (yaşam sistemleri) bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla mukatele edin (zira aslolan Allah ahlakının açığa çıkışıdır)... Eğer (tevhid’den, Sistem’den) vazgeçerler ise, muhakkak ki Allah onların yapmakta olduklarını (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Basiyr’dir.
وَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَوْلَاكُمْ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
40-) Ve in tevellev fa'lemu ennAllahe Mevlaküm* nı'mel Mevla ve nı'men Nesıyr;
Eğer yüzçevirirler ise, iyi bilin ki Allah sizin Mevlanız’dır... Ne güzel Mevla’dır (sahib’dir O), ve ne güzel Nasıyr’dir (zafere ulaştırıcı’dır O) !.
وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ إِنْ كُنْتُمْ ءَامَنْتُمْ بِاللَّهِ وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَ
41-) Va'lemu ennema ğanimtüm min şey'in feenne Lillahi hümüsehu ve lirRasûli ve lizil kurba vel yetama vel mesakiyni vebnissebiyli, in küntüm amentüm Billahi ve ma enzelna alâ abdina yevmel furkani yevmel tekalcem'an* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Eğer Allah’a ve Furkan (Hak ile batılın ayırt edildiği) günü, (yani) iki topluluğun karşılaştığı (Bedir) gün (ki Kadir Gecesi günü idi) kulumuza inzal ettiğimize iman etmişseniz, bilin ki (savaş, çaba neticesinde) ganimet olarak elde ettiklerinizin beşte biri (hakikatınız olan) Allah’a, er-Rasûl’e (Rasûlullah’a), Kurba (karabet, yakınlık) sahibine, yetimlere, miskinlere ve yolun oğluna aittir... Allah herşeye Kadiyr’dir.
إِذْ أَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَى وَالرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي الْمِيعَادِ وَلَكِنْ لِيَقْضِيَ اللَّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيَا
42-) İz entüm Bil udvetid dünya ve hüm Bil udvetil kusva verrekbü esfele minküm* velev tevaadtüm lahteleftüm fiyl miyadi ve lâkin li yakdıyAllahu emren kâne mef'ulen, liyehlike men heleke an beyyinetin ve yahya men hayye an beyyinetin, ve innAllahe leSemiy’un ‘Aliym;
Hani siz (ilim mahalli O Rasûl’e, Hakk’a) en yakın (Bi-) kenarda idiniz, onlar ise en uzak (Bi-) kenarda... Rakb (kervan) sizden aşağıda idi... Eğer onlarla vaidleşseydiniz, mutlaka tayin ettiğiniz vakitte ihtilaf ederdiniz (zamanlarınız farklı)... Fakat Allah, fiile dönüşmüş (indinde tahakkuk etmiş) olan işi gerçekleştirmek için (sizi tam vaktinde karşılaştırdı)... Ta ki helak olan bir beyyine (fenanın gerçekleşeceği somut bir kanıt) üzere helak olsun, hayatta kalan da bir beyyine üzere yaşasın... Muhakkak ki Allah elbette Semi’dir, Aliym’dir.
إِذْ يُرِيكَهُمُ اللَّهُ فِي مَنَامِكَ قَلِيلًا وَلَوْ أَرَاكَهُمْ كَثِيرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ وَلَكِنَّ اللَّهَ سَلَّمَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
43-) İz yüriykehümullahu fiy menamike kaliyla* velev erakehüm kesiyren le feşiltüm ve letenaza'tüm fiyl emri ve lakinnAllahe sellem* inneHU Aliymün Bi zatis sudur;
Hani Allah onları uykunda sana az gösteriyor (du)... Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette korkuya kapılırdınız ve iş hakkında niza ederdiniz... Ama Allah (sizi) selamete çıkardı... Muhakkak ki O, sadrların zatı olarak (sadırlarınızda olanları B sırrınca) Aliym’dir.
وَإِذْ يُرِيكُمُوهُمْ إِذِ الْتَقَيْتُمْ فِي أَعْيُنِكُمْ قَلِيلًا وَيُقَلِّلُكُمْ فِي أَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللَّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
44-) Ve iz yüriykümuhüm izil tekaytüm fiy a'yuniküm kaliylen ve yukallilüküm fiy a'yunihim li yakdıyAllahu emren kâne mef'ula* ve ilAllahi turceul umur;
Hani siz karşılaştığınız vakit onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu... Ta ki, Allah, fiile dönüşmüş (indinde tahakkuk etmiş, olmuş bitmiş) işi gerçekleştirsin... (Nihayet tüm) işler Allah’a döndürülür.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
45-) Ya eyyühelleziyne amenu iza lekıytüm fieten fesbütu vezkürullahe kesiyren lealleküm tüflihun;
Ey iman edenler!.. Bir topluluk ile karşılaştığınız vakit (imanınızla) sabit durun... Allah’ı çok çok zikredin ki felaha eresiniz.
وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
46-) Ve etıy'ullahe ve RasûleHU ve la tenazeu fetefşelu ve tezhebe riyhuküm vasbiru* innAllahe maas sabiriyn;
Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin, birbirinizle nizalaşmayın; (yoksa) korkuya kapılırsınız ve rüzgarınız (gücünüz) gider... Sabredin... Muhakkak ki Allah sabredenler ile beraberdir.
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بَطَرًا وَرِئَاءَ النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَاللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
47-) Ve la tekûnu kelleziyne harecu min diyarihim betaran ve riaen Nasi ve yesuddune an sebiylillâh* vAllahu Bi ma ya'melune Muhıyt;
Yurtlarından şımarıp çalım satarak ve insanlara gösteriş yaparak (benlikle) çıkan ve Allah yolundan alakoyanlar gibi olmayın!.. Allah onların yaptıklarını (B sırrınca) Muhıt’tir (amellerinin karşılığını almaktadırlar).
وَإِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَإِنِّي جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلَى عَقِبَيْهِ وَقَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ إِنِّي أَرَى مَا لَا تَرَوْنَ إِنِّي أَخَافُ
48-) Ve iz zeyyene lehümüş şeytanü a'malehüm ve kale la ğalibe lekümül yevme minen Nasi ve inniy carun leküm* felemma teraetil fietani nekesa alâ akıbeyhi ve kale inniy beriyün minküm inniy era ma la teravne inniy ehafullah* vAllahu şediydül ıkab;
Hani şeytan (vehim) onlara amellerini süsledi ve (şöyle) dedi: “Bugün insanlardan size galip gelecek yoktur... Ben de muhakkak sizin yanınızdayım”...İki grup birbirini görünce (şeytan) iki topuğunun üzerine gerisin geri çarketti ve: “Muhakkak ben sizden beriyim (sizin türünüzden değilim)... Gerçekten ben sizin göremediğiniz (bir şeyleri) görüyorum... Muhakkak ben Allah’dan korkarım... Allah şediyd’ül ıkab’dır” dedi.
إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هَؤُلَاءِ دِينُهُمْ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
49-) İz yekulül münafikune velleziyne fiy kulubihim meredun ğarre haülai diynühüm* ve men yetevekkel alellahi feinnAllahe Azîyzün Hakiym;
Hani (o vakit) münafıklar ile kalblerinde hastalık olanlar: “Bunları dinleri aldatmış” diyor (du)... (Halbu ki) kim Allaha tevekkül ederse (özünde mevcud olan O’nun sıfat ve kuvvelerini değerlendirir ise; halifeliğini farkeder ise), muhakkak Allah Aziyz (mutlak galip)’dir, Hakiym’dir.
وَلَوْ تَرَى إِذْ يَتَوَفَّى الَّذِينَ كَفَرُوا الْمَلَائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ
50-) Ve lev tera iz yeteveffelleziyne keferul Melaiketü yadribune vucuhehüm ve edbarehüm* ve zuku azâbel harıyk;
Melaike, kafir olanları (hakikatlerinden perdeli olmaları dolayısıyla) yüzlerine ve (bedensel, nefsani bağımlılıkları, zaafları dolayısıyla) arkalarına darbederek ve “Tadın yangın (engellenme, kayıtlılık) azabını” (diyerek) vefat ettirir iken bir görseydin!.
ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ
51-) Zlike Bima kaddemet eydiyküm ve ennAllahe leyse Bi zallamin lil abiyd;
“Bu, ellerinizin (aklınızın, nefsinizin B sırrınca) takdim ettikleri dolayısıyladır... Ve Allah, kullar (ın) a (Bi-) zulmedici değildir (dolayısıyladır)”.
كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ
52-) Kede'bi ali fir'avne velleziyne min kablihim* keferu Bi ayatillahi fe ehazehümullahu Bi zünubihim* innAllahe Kaviyyün Şediydül Ikab;
(Bunların vaziyeti) Al-u Fravun (Fravun hanedanı, benliği ile Hak’dan perdelenenler) ) ve onlardan öncekilerin gidişatı gibi... (Onlar) Allah ayetlerini (küfür olarak, B gerçeğince) inkar ettiler (beşeri özellikler ile yaşayıp, hakikatlerinde mevcud ilahi özellikleri setr ettiler), Allah da onları kendi günahları (benlikleri, birimsellikleri) ile yakaladı... Muhakkak ki Allah Kaviy’dir, şediyd’ül ıkab’dır.
ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ لَمْ يَكُ مُغَيِّرًا نِعْمَةً أَنْعَمَهَا عَلَى قَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَأَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
53-) Zâlike Bi ennAllahe lem yekü müğayyiren nı'meten en'ameha alâ kavmin hatta yüğayyiru ma Bi enfüsihim ve ennAllahe Semiy’un ‘Aliym;
Bu böyledir... Çünkü bir kavim kendi nefslerinde olanı (B sırrınca) değiştirmedikçe, Allah onlara ina’m ettiği nimeti değiştirici olmaz... Ve Allah Semi’dir, Aliym’dir.
كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَأَغْرَقْنَا ءَالَ فِرْعَوْنَ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِمِينَ
54-) Kede'bi ali fir'avne velleziyne min kablihim* kezzebu Bi ayati Rabbihim* fe ehleknahüm Bi zünubihim ve ağrakna ale fir'avn* ve küllün kânu zalimiyn;
Tıpkı Al-u Fravun (Fravun hanedanı) ve onlardan öncekilerin vaziyeti gibi... (Onlar) Rablerinin ayetlerini (Rabbani özellikleri, diyn’i B sırrınca) yalanladılar, (Biz de) onları günahları ile (B gerçeğince) helak ettik ve Al-u Fravun’u ğark ettik (suda boğduk)... Hepsi zalimler (müşrik) idiler.
إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الَّذِينَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
55-) İnne şerred devabbi ındAllahilleziyne keferu fehüm la yu'minun;
Allah indinde (kımıldayan, yürüyen) canlıların en şerlisi kafir olanlardır (gerçeği reddedenlerdir)... (Artık) onlar iman etmezler.
الَّذِينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ فِي كُلِّ مَرَّةٍ وَهُمْ لَا يَتَّقُونَ
56-) Elleziyne ahedte minhüm sümme yenkudune ahdehüm fiy külli merretin ve hüm la yettekun;
Onlar (Medine-i Münevver’e civarındaki yahudi kabileleri) kendileri ile ahidleştiğin (antlaşma yaptığın) kimselerdir... Sonra her defasında ahdlerini bozarlar... Onlar korunmazlar (arınmazlar, tevhidi idrak edip yaşamazlar).
فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
57-) Feimma teskafennehüm fiyl harbi feşerrid Bihim men halfehüm leallehüm yezzekkerun;
Eğer onları harb’te yakalar isen, onlar (a olan muamelen) ile onların arkalarında bulunanları (B sırrınca) teşrid et (dağıt, ürküt, yıldır) ki ibret alsınlar.
وَإِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ إِلَيْهِمْ عَلَى سَوَاءٍ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْخَائِنِينَ
58-) Ve imma tehafenne min kavmin hıyaneten fenbiz ileyhim alâ seva'* innAllahe la yuhıbbül hainiyn;
Şayet bir kavmin hiyanetinden korkarsan, aynı şekilde (onlarla yaptığın anlaşmayı) onlara at... Muhakkak ki Allah hainleri sevmez.
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَبَقُوا إِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ
59-) Ve la yahsebennelleziyne keferu sebeku* innehüm la yu'cizun;
O kafir olanlar sakın öne geçtiklerini sanmasınlar... Kesinlikle onlar (bizi, vahdet ehlini) aciz bırakamazlar.
وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَءَاخَرِينَ مِنْ دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمُ اللَّهُ يَعْلَمُهُمْ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يُوَفَّ إِلَيْك
60-) Ve eıddu lehüm mesteta'tüm min kuvvetin ve min ribatıl hayli turhibune Bihi adüvvAllahi ve adüvveküm ve ahariyne min dunihim* la ta'lemunehüm*Allahu ya'lemuhüm* ve ma tünfiku min şey'in fiy sebiylillâhi yüveffe ileyküm ve entüm la tuzlemun;
Onlar için gücünüz yettiğince kuvvet ve (cihad için) bağlanıp beslenen atlar (nitelikler, marifetler) hazırlayın; ki onunla Allah düşmanı’nı, sizin düşmanınızı ve onlardan başka Allah’ın bilip sizin bilmediğiniz diğerlerini (B sırrınca) korkutasınız... Allah yolunda ne infak ederseniz, size tam ödenir ve siz asla zulmedilmezsiniz.
وَإِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
61-) Ve in cenehu lisselmi fecnah leha ve tevekkel alellah* inneHU HUves Semiy’ul ‘Alîym;
Eğer barışa yanaşırlar ise, sen de ona (barışa) yanaş... Allah’a tevekkül et... Çünkü O, Semi’dir, Aliym’dir.
وَإِنْ يُرِيدُوا أَنْ يَخْدَعُوكَ فَإِنَّ حَسْبَكَ اللَّهُ هُوَ الَّذِي أَيَّدَكَ بِنَصْرِهِ وَبِالْمُؤْمِنِينَ
62-) Ve in yüriydu en yahdeuke feinne hasbekâllah* HUvelleziy eyyedeke Bi nasriHİ ve Bil mu’miniyn;
Eğer sana hile yapmak dilerler ise, muhakkak Allah sana yeter!... O ki, (Bi-) nusreti ve (Bi-) mü’minler ile seni te’yid etmiştir.
وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنْفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مَا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ أَلَّفَ بَيْنَهُمْ إِنَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
63-) Ve ellefe beyne kulubihim* lev enfakte ma fiyl Ardı cemiy’an ma ellefte beyne kulubihim ve lakinnAllahe ellefe beynehüm* inneHU Azîyzün Hakiym;
Ve kalblerinin arasını te’lif etmiştir (ülfet)... Şayet sen Arz’da ne varsa toptan infak etseydin, onların kalblerinin arasını te’lif edemezdin (uzlaştıramazdın)... Fakat Allah onların arasını te’lif etti (uzlaştırdı, birleştirdi)... Muhakkak ki O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ حَسْبُكَ اللَّهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
64-) Ya eyyühen Nebîyyü hasbükâllahu ve menittebeake minel mu’miniyn;
Ey O Nebî!.. Allah sana ve mü’minlerden sana tabi olanlara yeter.
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى الْقِتَالِ إِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُوا أَلْفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ
65-) Ya eyyühen Nebîyyü harridıl mu’miniyne alelkıtal* in yekün minküm ışrune sabirune yağlibu mieteyn* ve in yekün minküm mietün yağlibu elfen minelleziyne keferu Bi ennehüm kavmün la yefkahun;
Ey O Nebî!.. Kıtal (savaş; mücahede) üzere mü’minleri teşvik et!.. Eğer sizden sabreden yirmi (kişi) olursa, ikiyüze galip gelirler... Ve şayet sizden yüz (kişi) olursa, kafir olanlardan bin (kişiye) galip gelirler... Çünkü onlar derinlemesine anlamayan bir kavimdir.
الْآنَ خَفَّفَ اللَّهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمْ ضَعْفًا فَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ وَإِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ أَلْفٌ يَغْلِبُوا أَلْفَيْنِ بِإِذْنِ اللَّهِ وَاللَّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
66-) El ANe haffefAllahu anküm ve alime enne fiyküm da'fa* fein yekün minküm mietün sabiretün yağlibu mieteyn* ve in yekün minküm elfün yağlibu elfeyni Bi iznillah* vAllahu meas sabiriyn;
El-AN (Şimdi) Allah sizden tahfif etti (hafifletti) ve bildi ki sizde bir zaaf/zayıflık var... (O halde) sizden sabreden yüz olursa, ikiyüze galip gelirler... Ve sizden bin olursa, Bi-iznillah (Allah izniyle), ikibine galip gelirler... Allah sabredenlerle beraberdir.
مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَكُونَ لَهُ أَسْرَى حَتَّى يُثْخِنَ فِي الْأَرْضِ تُرِيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللَّهُ يُرِيدُ الْآخِرَةَ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
67-) Ma kâne li Nebîyyin en yekûne lehu esra hatta yüshıne fiyl Ard* türiydune aradaddünya* vAllahu yüriydül ahirete, vAllahu Azîyzün Hakiym;
Bir Nebî’ye, Arz’da ağır basıncaya kadar (BakaBillah), (savaşsız) esirler sahibi olması sahih olmaz... Siz dünya’nın arazını (hayali-fani şeyleri) diliyorsunuz; Allah ise ahireti (bilinç-kudret boyutunu) diliyor... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ اللَّهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ فِيمَا أَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
68-) Lev la Kitabün minAllahi sebeka lemesseküm fiyma ahaztüm azâbün azîym;
Eğer Allah’dan (hükmedilmiş) geçmiş bir yazı olmasaydı, aldığınız şey (fidye) de elbette size aziym azab dokunacaktı.
فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
69-) Fe külu mimma ğanimtüm halalen tayyiba* vettekullah* innAllahe Ğafurun Rahîym;
(Artık savaş, çaba; mücahade neticesinde) elde ettiğiniz ganimetten helal ve tayyib olarak yeyin... Allah’dan ittika edin (benliğinizle zahir olmayın)... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِمَنْ فِي أَيْدِيكُمْ مِنَ الْأَسْرَى إِنْ يَعْلَمِ اللَّهُ فِي قُلُوبِكُمْ خَيْرًا يُؤْتِكُمْ خَيْرًا مِمَّا أُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
70-) Ya eyyühen Nebîyyü kul limen fiy eydiyküm minel esra, in ya'lemillahu fiy kulubiküm hayren yü'tiküm hayren mimma uhıze minküm ve yağfir leküm* vAllahu Ğafurun Rahîym;
Ey O Nebî!.. Esirlerden elinizde bulunanlara de ki: “Eğer Allah kalblerinizde bir hayır (iman) bilirse, size sizden alınandan daha hayırlısını (yakin, keşif) verir ve sizi mağfiret eder (ilahi sıfatlar izhar eder)... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
وَإِنْ يُرِيدُوا خِيَانَتَكَ فَقَدْ خَانُوا اللَّهَ مِنْ قَبْلُ فَأَمْكَنَ مِنْهُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
71-) Ve in yüriydu hıyaneteke fekad hanullahe min kablü feemkene minhüm* vAllahu Aliymun Hakiym;
Eğer sana hiyanet dilerler ise, (iyi bilsinler ki) gerçekten onlar daha önce Allah’a hainlik yapmışlardı da (O da) onlara karşı (sana) imkan (kudret) vermişti... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ ءَاوَوْا وَنَصَرُوا أُولَئِكَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ
72-) İnneleziyne amenu ve haceru ve cahedu Bi emvalihim ve enfüsihim fiy sebiylillâhi velleziyne avev ve nesaru ülaike ba'duhüm evliyaü ba'd* velleziyne amenu ve lem yühaciru ma leküm min velayetihim min şey'in hatta yühaciru* ve inistensaruküm fiyd diyni fealeykümün nasru illâ alâ kavmin beyneküm ve beynehüm miysak* vAllahu Bi ma ta'melune Basıyr;
Onlar ki iman ettiler ve (bu uğurda) hicret ettiler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla (B sırrınca) mücahade ettiler, ve onlar ki (hicret edenleri) barındırdılar ve yardım ettiler, işte bunlar birbirlerinin evliyasıdır... İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar onların velayetinden bir şeye (bir sorumluluğa) sahip değilsiniz (yani: Hicret edinceye kadar onlara velayet’ten bir şey yok?)... Eğer Diyn’de (arınma-yaşam sisteminde) sizden yardım isterler ise, yardım etmek sizin üzerinize borçtur (farzdır)... Ancak sizinle onlar arasında bir miysak (sağlam söz) olan kavmin (ruhani kuvvelerin) aleyhine olmamak üzere... Allah yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) Basiyr’dir.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ إِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ
73-) Velleziyne keferu ba'duhüm evliyau ba'd* illâ tef'aluhü tekün fitnetün fiyl Ardı ve fesadün kebiyr;
Kafir olanlar da biribirlerinin evliyasıdır... Eğer siz onu yapmazsanız Arz’da fitne (şirk) ve büyük fesad olur.
وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ ءَاوَوْا وَنَصَرُوا أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
74-) Velleziyne amenu ve haceru ve cahedu fiy sebiylillâhi velleziyne avev ve nesaru ülaike hümül mu'minune Hakka* lehüm mağfiretün ve rizkun keriym;
Ve o kimseler ki iman ettiler, hicret ettiler, Allah yolunda mucahade ettiler, ve onlar ki (hicret edenleri) barındırdılar ve yardım ettiler; işte onlar tahkiki iman ile mü’minlerdir... Onlar için mağfiret ve rızk-u keriym (bol-keramet rızkı) vardır.
وَالَّذِينَ ءَامَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَأُولَئِكَ مِنْكُمْ وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
75-) Velleziyne amenu min ba'dü ve haceru ve cahedu meaküm feülaike minküm* ve ulül erhami ba'duhüm evla Bi ba'din fiy Kitabillah* innAllahe Bi külli şey'in ‘Alîym;
Ve onlar ki daha sonra iman ettiler, hicret ettiler ve sizinle beraber mucahade ettiler; işte onlar da sizdendir... Ulul Erham (rahim sahipleri; aynı rahimden türeyenler; idrak yakınları; kan akrabaları), Allah Kitabı’nda, birbirlerine (dostluk, yakınlık bakımından) daha evladır... Muhakkak ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal