Sayfa: [1]
  Yazdır  
.




  13.  RA'D SÛRESİ    الرعد

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

لمر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذِيَ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ الْحَقُّ وَلَـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يُؤْمِنُون

1-) Elif Lâââm Miiiym Ra* tilke ayatül Kitab* velleziy ünzile ileyke min Rabbikel Hakku ve lâkinne ekseren Nasi la yu'minun;

Elif, Laaa, Miiiym, Raa... Bunlar Kitab’ın ayetleridir... Ve (O Kitab) Rabbinden sana inzal olunan Hakk’dır... Fakat insanların ekseriyeti iman etmezler.
اللّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لأَجَلٍ مُّسَمًّى يُدَبِّرُ الأَمْرَ يُفَصِّلُ الآيَاتِ لَعَلَّكُم بِلِقَاء رَبِّكُمْ تُوقِنُون
2-) Allahulleziy rafeas Semavati Bi ğayri amedin teravneha sümmesteva alel Arşi ve sahhareş Şemse vel Kamere küllün yecriy liecelin müsemma* yüdebbirul’emre yufassılül’ayati lealleküm Bi Lıkai Rabbiküm tukınun;
Allah, O’dur ki Semavat’ı (bilinç katmanlarını) gördüğünüz bir (Bi-) direk olmaksızın ref’etti (yükseltti)... Sonra Arş (Kalb) üzerine istiva etti... Güneş’i (Can’ı), Kamer’i musahhar kılmıştır (hükmüne boyun eğdirmiştir)... Herbiri bir ecel-i müsemma (fıtratları) için akıp gider... Emr’i tedbir eder, ayetleri tafsil eder; Rabbinize lıka’ya (varlığınızda Rabbinizin açığa çıkışını yaşamaya B sırrınca) ikan edesiniz (yakiynen göresiniz) diye.
وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الأَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنْهَاراً وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
3-) Ve HUvelleziy meddel’Arda ve ceale fiyha revasiye ve enhara* ve min küllissemerati ceale fiyha zevceynisneyni yuğşil leylen nehar* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yetefekkerun;
O, odur, ki Arz’ı (beden’i) med etti (uzatıp yaydı), onda sabit dağlar ve nehirler (lenf-kan) oluşturdu... Her semerattan (ürün, meyve; idrak mahsülleri), kendilerinin içinde eşi olan’dan iki (kromozomlar, zıd karakterler) oluşturdu... Gece’yi gündüze bürür... Muhakkak ki bunlarda tefekkür eden bir kavim için elbette ayetler vardır.
وَفِي الأَرْضِ قِطَعٌ مُّتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِّنْ أَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخِيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقَى بِمَاء وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَى بَعْضٍ فِي الأُكُلِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُون
4-) Ve fiyl Ardı kıtaun mütecaviratün ve cennatün min a’nabin ve zer'un ve nehıylün sınvanün ve ğayru sınvanin yüska Bi main vahıd* ve nufaddılu ba'daha alâ ba'din fiyl ükül* inne fiy zâlike le âyâtin likavmin ya'kılun;
Arz’da birbirine yaslanmış komşu kıt’alar, üzümden bahçeler, ekinler ve çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır... (Hepsi) (Bi-) ma-i vahid ile (tek bir su’dan; tek bir enerji’den B sırrınca) sulanır... Yemişlerinde onların bazısını bazısına üstün tutarız (bazı kuvve ve ahlaklar öze dönüktür)... Muhakkak ki bunda akleden bir kavim için elbette ayetler vardır.
وَإِن تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ أَئِذَا كُنَّا تُرَاباً أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ الأَغْلاَلُ فِي أَعْنَاقِهِمْ وَأُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدونَ
5-) Ve in ta'ceb feacebün kavlühüm eiza künna türaben einna lefiy halkın cediyd* ülaikelleziyne keferu Bi Rabbihim* ve ülaikel ağlalü fiy a'nakıhim* ve ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;
Eğer şaşıyorsan, asıl şaşılacak olan onların (halk-ı cediyd realitesini inkar edenlerin) şu sözüdür: “Biz toprak olduğumuz da mı, biz mi halkı cedid’de olacağız (hep yeniden yaratılacağız) ?”... İşte bunlar (Bi-) Rablerine kafir olmuşlardır (madde müşahadesi ile Rabbani vasıflardan perdelenmişlerdir)... Boyunlarında bukağılar (halkalar) olanlar da bunlardır... Bunlar Nar Ashabı (ateş halkı)’dır... Onlar orada ebedi kalıcılardır.
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِمُ الْمَثُلاَتُ وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِّلنَّاسِ عَلَى ظُلْمِهِمْ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ
6-) Ve yesta'ciluneke Bis seyyieti kablel haseneti ve kad halet min kablihimül mesülat* ve inne Rabbeke lezû mağfiretin linNasi alâ zulmihim* ve inne Rabbeke leşediydül ıkab;
Senden hasene’den (iyilik, hayır) önce seyyie’yi (kötülük-şerr’i B sırrınca) acele isterler... (Halbu ki) onlardan önce mesulat (misaller, ibret verici cezalar) gelip geçmiştir... Muhakkak ki senin Rabbin zulümlerine rağmen insanlara elbette mağfiret sahibidir (kazandıkları kötülükler ile istidatlarını kapatmadıkları sürece)... Ve muhakkak ki senin Rabbin Şediyd’ül Ikab’dır da.
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
7-) Ve yekulülleziyne keferu levla ünzile aleyhi ayetün min Rabbih* innema ente münzirun ve likülli kavmin had;
O kafir olanlar (gerçeği reddeden perdeliler): “O’na Rabbinden bir ayet (ilahi bir sıfat) inzal edilmeli değil mi idi?” derler... Sen ancak bir uyarıcısın... Her kavmin (her mertebe halkının, idrak düzeyinin) bir Hadi’si (hidayet edicisi) vardır.
اللّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنثَى وَمَا تَغِيضُ الأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَيْءٍ عِندَهُ بِمِقْدَار
8-) Allahu ya'lemu ma tahmilu küllü ünsa ve ma teğıydul’ erhamu ve ma tezdad* ve küllü şey'in ındehu Bimıkdar;
Allah, her dişi’nin (nefsin) neye hamile olduğunu, rahimlerin (astrolojik realite, yaşam tarzı,.. dolayısıyla) neyi noksanlaştıracağını ve neyi ziyade edeceğini bilir... O’nun indinde her şey bir (Bi-) mikdar iledir.
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ
9-) Alimul ğaybi veşşehadetil Kebiyrul Müteal;
Gayb ve şahadeti (kuvve’de olanı ve fiile çıkanı) Aalim’dir (bilen’dir)... (O gayb ve şahadeti bilen) Kebiyr’dir (sonsuz manalara sahip üstünlük sahibidir; istidatların gerektirdiğini kapsar), Müteali’dir (yüceliği yayandır).
سَوَاء مِّنكُم مَّنْ أَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَن جَهَرَ بِهِ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِاللَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ
10-) Sevaün minküm men eserral kavle ve men cehera Bihi ve men huve müstahfin Bil leyli ve saribün bin nehar;
Sizden kavl’i (hükmolunan hazineyi B sırrınca) sırlayan (gizlide saklayan, ortaya çıkarmayan) da açıklayan da ve (Bi-) gece ile gizlenip saklanan da (Bi-) gündüz ile görünen/çıkıp yoluna giden de (O’na) birdir.
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءاً فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ
11-) LeHU muakkıbatün min beyni yedeyhi ve min halfihı yahfezunehu min emrillah* innAllahe la yuğayyiru ma Bi kavmin hatta yuğayyiru ma Bi enfüsihim* ve iza eradAllahu Bi kavmin suen fela meradde leh* ve ma lehüm min dunihi min val;
Onun (sizden her bir kimsenin) önünden de, arkasından da kendisini Allah Emri’nden (gelen bir şekilde, kişisel bir ta’kip gibi olmaksızın) muhafaza eden muakkıbat (dişi ta’kipçiler, izleyenler) vardır... Muhakkak ki Allah, bir kavmin halini (yansımasını), onlar kendi nefslerini (B sırrınca) değiştirmedikçe (B sırrınca) değiştirmez... Allah bir kavme kötülük irade etti mi, artık onun geri çevrilmesi yoktur... Onlar için O’ndan başka yardım edici dost yoktur.
هُوَ الَّذِي يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَ
12-) HUvelleziy yüriykümül berka havfen ve tamean ve yünşiüssehabessikal;
Size havf ve tama’ (korku ve umut) olarak şimşeği (berk-ı tecelli) gösteren, (ilim ve ma’rifet ile) yüklü bulutları inşa eden O’dur.
وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلاَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ
13-) Ve yüsebbihurra'dü Bi hamdiHİ vel Melaiketü min hıyfetiHİ, ve yursilussavaıka feyusıybu Biha men yeşau ve hüm yücadilune fiyllah* ve HUve şediydül mihal;
Ra’d (gök gürültüsü) O’nun Hamdı ile (B sırrıyla; O’nun Hamdi olarak) tesbih eder, Melaike ise O’nun korkusundan (tesbih eder)... Onlar Allah hakkında (fikirle) mücadele edip dururlarken, (O) yıldırımları irsal eder de onlarla dilediğine (B sırrınca) isabet eder... O, Şediyd’ül Mıhal’dır (mukavemet edilemeyen düzeni, kuvvet ve azabı şiddetli’dir).
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ لاَ يَسْتَجِيبُونَ لَهُم بِشَيْءٍ إِلاَّ كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاء لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاء الْكَافِرِينَ إِلاَّ فِي ضَلاَ
14-) LeHU da'vetül Hakk* velleziyne yed'une min dunihi la yesteciybune lehüm Bi şey'in illâ kebasitı keffeyhi ilelmai li yeblüğa fahu ve ma huve Bi baliğıh* ve ma duaül kafiriyne illâ fiy dalal;
Hak Da’vet (ancak) O’nundur/O’nadır... Ondan gayrı çağırıp durdukları ise onlara hiç bir şekilde (B sırrınca) icabet edemezler (çünkü hiç bir kudretleri yok, çünkü asla var olmadılar)... (Onların durumu) ancak, ağzına ulaşsın diye Su’ya doğru iki avucunu bast edenin (açanın) ki gibidir... (Halbuki Su’ya ağzını dayamadıkça) o (su) ona ulaşacak değildir... (İşte böyle) kafirlerin duası ancak sapkınlık ve boşadır.
وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَا
15-) Ve Lillahi yescüdü men fiys Semavati vel Ardı tav'an ve kerhen ve zılaluhum Bil ğudüvvi vel asal;
(15. Ayet secde ayetidir.) Semavat ve Arz’da kim varsa gölgeleri (kişilik ve bedenleri) de (dahil) tav’an ve kerhen (isteyerek yahut zorunlu olarak), (B sırrınca) sabah ve akşam Allah’a secde ederler (hakikatleri olan Allah’a mutlak teslimiyet halindedirler).
      س} قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ{ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعاً وَلاَ ضَرّاً قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
16-) Kul men Rabbüs Semavati vel Ard* kulillah* kul efettehaztüm min dunihi evliyae la yemlikûne lienfüsihim nef’an ve la darra* kul hel yestevil a'ma vel basıyru, em hel testeviz zulümatü vennur* em cealu Lillahi şürekâe haleku kehalkıhı feteşabehel halku aleyhim* kulillahu haliku külli şey’in ve HUvel Vahıdül Kahhar;
De ki: “Semavat ve Arz’ın Rabbi kim?”... De ki: “Allah”... De ki: “O’nun gayrından, kendi nefslerine bir fayda ve bir zarara malik olamayan veliler mi edindiniz?”... De ki: “A’ma (kör) ile basıyr (gören) müsavi olur mu?... Yahut zulumatLAR ile Nur müsavi olur mu?”... Yoksa (kendinden gayrı vücud olmayan, algıladıkları tüm kuvve ve özellikler kendisine ait olan) Allah’a O’nun halkettiği gibi halkeden ortaklar mı kıldılar (algıladıklarında açığa çıkan kuvveler onlara aitmiş gibi) da halk (yaratma, yaratış) onlar üzerine müteşabih mi oldu?... De ki: “Allah’dır, herşeyin Halik’ı... O, Vahid’dir, Kahhar’dır”.
أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَداً رَّابِياً وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَاء حِلْيَةٍ أَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِّثْلُهُ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللّهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاء وَأَمَّا مَا يَنفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الأَرْضِ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللّهُ الأَمْثَال
17-) Enzele minesSemai maen fesalet evdiyetün Bi kaderiha fahtemelesseylü zebeden rabiya* ve mimma yukıdune aleyhi fiynnaribtiğae hılyetin ev metaın zebedün mislüh* kezâlike yadribullahul Hakka vel batıl* feemmezzebedü feyezhebü cüfaa* ve emma ma yenfeun Nase feyemküsü fiyl Ard* kezâlike yadribullahul emsal;
 (O), Sema’dan bir su inzal etti de (böylece) vadiler kendi (Bi-) kaderlerince (terkibiyetlerindeki kuvvelerin mikdarlarınca) sel olup aktı... O sel, artan/üste çıkan köpüğü yüklenmiş taşır... Bir süs veya bir meta’ (fayda, ma’rifet) arzulayarak Nar’da yakıp erittiklerinden olan da bunun misli bir köpüktür (madenlerin saflaştırılmasında da tortular atılır)... İşte Allah, Hak ile batıl’ı böylece darbeder (misallendirir)... Köpük (tortu) ise, cüfa’ (köpük, çerçöp) olarak atılır gider... Fakat insanlara faydalı olan şeye gelince, (işte o) Arz’da kalır (kaybolması mümkün olmayanla ilgilenin)... İşte Allah, emsal’i (misilleri, benzerleri) böyle darb eder (böyle örnek verir).
لِلَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِرَبِّهِمُ الْحُسْنَى وَالَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُواْ لَهُ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لاَفْتَدَوْاْ بِهِ أُوْلَـئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسَابِ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
18-) Lilleziynestecabu li Rabbihimül hüsna* velleziyne lem yesteciybu leHU lev enne lehüm ma fiyl Ardı cemiy’an ve mislehu meahu leftedev Bih* ülaike lehüm suül hısabi, ve me'vahüm cehennem* ve bi'sel mihad;
Rablerine icabet edenlere (arınanlara) Hüsna (en güzel; Rabbanilik, cennet) vardır... O’na icabet etmeyenlere gelince, eğer ki Arz’dakilerin tamamı ve onunla beraber bir misli daha onların olsa elbette (Bi-) onu fidye verirlerdi... Hesab’ın kötüsü işte onlar içindir... Onların barınakları Cehennem’dir... Ne kötü yataktır o!.
أَفَمَن يَعْلَمُ أَنَّمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ أَعْمَى إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُواْ الأَلْبَاب

19-) Efemen ya'lemu ennema ünzile ileyke min Rabbikel Hakku kemen huve a'ma* innema yetezekkeru ulül ‘elbab;

Ancak Rabbinden sana inzal olunan Hak’dır’ı bilen kimse, a’ma kimse gibi midir?... Yalnızca ulul’elbab (öz-halis akıl sahipleri) tezekkür eder!.
الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَلاَ يِنقُضُونَ الْمِيثَاق
20-) Elleziyne yufune Bi ahdillahi ve la yenkudunel miysak;
Onlar (o halis akıl sahipleri) Allah ahdi’ni (ezeli hüküm) (B sırrınca) ifa ederler, miysak’ı (fıtratlarını) bozmazlar.
وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الحِسَابِ

21-) Velleziyne yasılune ma emerAllahu Bihi en yusale ve yahşevne Rabbehüm ve yehafune suel hısab;

Ve onlar, Allah’ın (B sırrınca) BİRleştirilmesini/vusulunu emrettiği şeyi BİRleştirirler, Rablerinden haşyet ederler ve hesab’ın kötüsünden (çoklukta sistem adaletine mecbur kalmaktan) korkarlar.
وَالَّذِينَ صَبَرُواْ ابْتِغَاء وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرّاً وَعَلاَنِيَةً وَيَدْرَؤُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ أُوْلَئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ
22-) Velleziyne saberubtiğae vechi Rabbihim ve ekamus Salate ve enfeku mimma razaknahüm sirran ve alaniyeten ve yedreune Bil hasenetisseyyiete ülaike lehüm ukbeddar;
Ve yine onlar Rablerinin vechini taleb ederek sabrettiler, namaz’ı ikame ettiler, kendilerini rızıklandırdıklarımızdan gizli ve aleni olarak infak ettiler ve kötülüğü (Bi-) hasene ile (beşeri bir özelliği, Rabbani bir özellikle) yok ederler... İşte onlarındır yurdun sonu (mekansızlık boyutu).
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالمَلاَئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِم مِّن كُلِّ بَابٍ
23-) Cennatü Adnin yedhuluneha ve men saleha min abaihim ve ezvacihim ve zürriyyatihim vel Melaiketü yedhulune aleyhim min külli bab;
 (Yurdun/yolun sonu:) Adn cennetleridir (ilahi özelliklerle yaşam mertebesi)... Babalarından, eşlerinden ve zürriyyetlerinden salah’a erenler (düzelip uyumlu hale gelenler) ile BİRlikte oraya girerler... Melaike de her kapıdan onların üzerine girerler.
سَلاَمٌ عَلَيْكُم بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّار

24-) Selâmün alayküm Bima sabertüm fenı'me ukbed dar;

 “Selamun aleyküm (Bi-) sabretmenizden dolayı... Yurdun sonu ne güzel!”, (der, melaike).
وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّار
25- Velleziyne yenkudune ahdAllahi min ba'di miysakıhı ve yaktaune ma emerAllahu Bihi en yusale ve yüfsidune fiyl Ardı, ülaike lehümülla'netü ve lehüm suüddar;
Miysak’ından (Nebîler ile te’yid edildikten) sonra Allah Ahdi’ni bozanlar, Allah’ın (B sırrınca) BİRleştirilmesini/vusulunu emrettiği şeyi kesip koparanlar ve Arz’da ifsad yapanlara gelince, işte la’net onlar içindir... Yurdun kötüsü de onlaradır.
اللّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقَدِرُ وَفَرِحُواْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ مَتَاعٌ
26-) Allahu yebsüturrizka limen yeşau ve yakdir* ve ferihu Bil hayatid dünya* ve mel hayatüd dünya fiyl ahireti illâ meta';
Allah dilediğine rızkı bast eder (genişletir, belli bir ölçüyle sınırlamaz), kadr eder (belli bir mikdar ile sınırlar)... (Onlar) (Bi-) dünya hayatı ile ferahlayıp şımardılar... (Oysa) Ahiret’in içinde dünya hayatı ancak bir meta (geçici bir faydalanma)’dır.
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلاَ أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّ اللّهَ يُضِلُّ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَنْ أَنَابَ
27-) Ve yekulülleziyne keferu levla ünzile aleyhi ayetün min Rabbih* kul innAllahe yudıllu men yeşau ve yehdiy ileyHİ men enab;
O kafir olanlar (gerçeği reddeden perdeliler): “O’na Rabbinden bir ayet (ilahi bir sıfat, mucize) inzal edilmeli değil mi idi?” derler... De ki: “Muhakkak ki Allah dilediğini saptırır, Kendisi’ne dönüp yöneleni de hidayet eder”.
الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
28-) Elleziyne amenu ve tatmeinü kulubühüm Bizikrillah* ela Bi zikrillahi tatmeinnül kulub;
Onlar (O’na dönüp yönelenler şol kimselerdir ki), iman etmişler ve Allah Zikri ile (B sırrınca) kalbleri mutmain olur... Dikkat edin, kalbler Bi-zikrillah (Allah Zikri ile) itmi’nan olur!.
الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ طُوبَى لَهُمْ وَحُسْنُ مَآبٍ
29-) Elleziyne amenu ve amilus salihati Tûba lehüm ve hüsnü meab;
İman edip salih amel işleyenler var ya, onlara Tûba (cennet ağacı, ebedi mutluluk; fıtrat) ve hüsn-ü meab (güzel merci’) vardır.
كَذَلِكَ أَرْسَلْنَاكَ فِي أُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهَا أُمَمٌ لِّتَتْلُوَ عَلَيْهِمُ الَّذِيَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمَـنِ قُلْ هُوَ رَبِّي لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ
30-) Kezâlike erselnake fiy ümmetin kad halet min kabliha ümemün litetlüve aleyhimülleziy evhayna ileyke ve hüm yekfürune BirRahman* kul HUve Rabbiy la ilahe illâ HU* aleyhi tevekkeltü ve ileyHİ metab;
Seni de böylece, kendinden önce nice ümmetler gelip geçmiş bir ümmet içinde irsal ettik ki, onlar Rahman’a (B gerçeğince) kafir olurlarken sana vahyettiğimizi kendilerine tilavet edesin... De ki: “O, Rabbim’dir... O’ndan başka vücud yok... O’na tevekkül ettim ve O’nadır metab (tevbe-dönüş)”.
وَلَوْ أَنَّ قُرْآناً سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ أَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الأَرْضُ أَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتَى بَل لِّلّهِ الأَمْرُ جَمِيعاً أَفَلَمْ يَيْأَسِ الَّذِينَ آمَنُواْ أَن لَّوْ يَشَاءُ اللّهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمِيعاً وَلاَ يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُواْ تُصِيبُهُم بِمَا صَنَعُواْ قَارِعَةٌ أَوْ تَحُلُّ قَرِيباً مِّن دَارِهِمْ حَتَّى يَأْتِيَ وَعْدُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَاد
31-) Ve lev enne Kur’ânen süyyirat Bihil cibalu ev kuttıat Bihil Ardu ev küllime Bihil mevta* bel Lillahil’emru cemiy’a* efelem yey'esilleziyne amenu en lev yeşaullahu lehedenNase cemiy’a* ve la yezalülleziyne keferu tusıybühüm Bima sana’u kariatün ev tehullu kariyben min darihim hatta ye'tiye va'dullah* innAllahe la yuhlifül miy’ad;
Eğer ki, kendisiyle (B sırrınca) dağların yürütüldüğü yahut kendisiyle (B sırrınca) Arz’ın parça parça edildiği veya kendisiyle (B sırrınca) ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an olsaydı (işte bu Kur’an olurdu/gene iman etmezlerdi) !... Hayır, Emr bütünüyle (kendinden gayrı yaratan olmayan) Allah’ındır... İman edenler umut kesmediler/açıkça bilmediler mi ki, eğer Allah dileseydi elbette insanları toptan hidayet ederdi... Kafir olanlara gelince, yapıp ürettikleri dolayısıyla (B sırrınca) kendilerine bir karia (şiddetli ses çıkararak çarpan; musibet; ölüm) isabet etmekten yahut yurtlarının yakınına inmekten geri kalmaz... Ta ki Allah va’di gelinceye kadar... Muhakkak ki Allah va’dine hulf etmez.
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
32-) Ve lekadistühzie Bi rusulin min kablike fe emleytü lilleziyne keferu sümme ehaztühüm, fekeyfe kâne ıkab;
Andolsun ki senden önceki (Bi-) Rasûller ile de istihza edilmiştir... Ben o kafir olanlara mühlet verdim, sonra onları yakaladım... Ikab (azab) nasılmış!.
أَفَمَنْ هُوَ قَآئِمٌ عَلَى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَجَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء قُلْ سَمُّوهُمْ أَمْ تُنَبِّئُونَهُ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِي الأَرْضِ أَم بِظَاهِرٍ مِّنَ الْقَوْلِ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ مَكْرُهُمْ وَصُدُّواْ عَنِ السَّبِيلِ وَمَن يُضْلِلِ اللّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
33-) Efemen HUve kaimün alâ külli nefsin Bima kesebet* ve cealu Lillahi şüreka'* kul semmuhüm* em tünebbiunehu Bima la ya'lemu fiyl Ardı em Bi zahirin minel kavl* bel züyyine lilleziyne keferu mekruhüm ve suddu anissebiyl* ve men yudlilillahu fema lehu min had;
Her nefsin bütün kazandığı ile (B sırrınca) üzerine kaim olan (tapındıklarınız ile bir tutulur, ya da alaya alınır) mı?.. (Onlar ise kendinden gayrı olmayan tek vücud) Allah’a ortaklar koştular... De ki: “Onları isimlendirin (isimlenecek bir zatları var mı?)!... Yoksa siz O’na (Allah’a) Arz’da bilmediği şeyi mi (B sırrınca) haber veriyorsunuz?... Yoksa söz’den (Bi-) zahiri mi (manası olmayan şekli bir söz mü) söylüyorsunuz?”... Hayır, kafir olanlara mekrleri süslendi ve es-Sebiyl’den (Allah yolundan) alakondular... Allah kimi saptırırsa, artık onun için hidayet edici yoktur.
لَّهُمْ عَذَابٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الآخِرَةِ أَشَقُّ وَمَا لَهُم مِّنَ اللّهِ مِن وَاقٍ
34-) Lehüm azâbün fiyl hayatid dünya ve le azâbül’ahireti eşakk* ve ma lehüm minAllahi min vak;
Onlara dünya hayatında bir azab vardır... Ahiret azabı ise elbette daha meşakkatlidir... Onları Allah’dan koruyucu da yoktur.
مَّثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ أُكُلُهَا دَآئِمٌ وِظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَواْ وَّعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ
35-) Meselül cennetilletiy vuıdel müttekun* tecriy min tahtihel enhar* ükülüha daimün ve zılluha* tilke ukbelleziynettekav ve ukbel kafiriynennar;
Muttakıyler’e va’dolunan cennet’in meseli (sembolik anlatımı) şudur: Altından nehirler akar... Yemişi de daimdir gölgesi de... İşte bu takva sahiplerinin ukbası (akibeti) dir... Kafirlerin ukbası ise o ma’lum Nar’dır.
وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمِنَ الأَحْزَابِ مَن يُنكِرُ بَعْضَهُ قُلْ إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللّهَ وَلا أُشْرِكَ بِهِ إِلَيْهِ أَدْعُو وَإِلَيْهِ مَآبِ
36-) Velleziyne ateynahumül Kitabe yefrahune Bima ünzile ileyke ve minel’ahzabi men yünkiru ba'dah* kul innema ümirtü en a'budAllahe ve la üşrike BiHİ, ileyHİ ed'u ve ileyHİ meab;
Kendilerine Kitab (istidat, ilahi bilgi) verdiklerimiz, sana inzal olunan ile (B sırrınca) ferahlar/sevinç duyarlar... Hiziblerden O’nun bir kısmını inkar edenler de var... De ki: “Ben yalnızca Allah’a kulluk/ibadet etmekle ve (Bi-) O’na ortak koşmamakla emrolundum... O’na da’vet ederim ve O’nadır dönmek (dönüşüm)”.
وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ حُكْماً عَرَبِيّاً وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ مَا جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ وَاق
37-) Ve kezâlike enzelnahu hukmen arabiyya* ve leinitteba'te ehvaehüm ba'de ma caeke minel ılmi, ma leke minAllahi min Veliyyin ve la Vak;
Ve işte biz O’nu arapça bir hüküm olarak inzal ettik... Andolsun ki ilim’den sana geldikten sonra onların hevalarına tabi olursan, senin Allah’dan ne bir Veliy’in ve ne de bir Koruyanın olur.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلاً مِّن قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ أَزْوَاجاً وَذُرِّيَّةً وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأْتِيَ بِآيَةٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ لِكُلِّ أَجَلٍ كِتَاب
38-) Ve lekad erselna Rusulen min kablike ve cealna lehüm ezvacen ve zürriyyeten, ve ma kâne li Rasûlin en ye'tiye Bi ayetin illâ Bi iznillah* li külli ecelin Kitab;
Andolsun biz senden önce de Rasûller irsal ettik ve onlara eşler ve zürriyyet verdik... Bir Rasûl için, Bi-iznillah (Allah izni olarak) müstesna, (B sırrınca) bir ayet getirmesi mümkün değildir... Her ecel (tayin edilmiş vakit, dönem) için bir Kitab (hüküm) vardır.
يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ
39-) Yemhullahu ma yeşau ve yüsbit* ve ındeHU ÜmmülKitab;
Allah dilediğini mahv eder ve (dilediğini de) sabit kılar (isbat-mahv boyutu)... Ve O’nun indindedir Ümmül’Kitab (mutlak evren).
إِن مَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَاب
40-) Ve in ma nüriyenneke ba'dalleziy neıdühüm ev neteveffeyenneke feinnema aleykel belağu ve aleynel hısab;
Onlara va’dettiğimizin bazısını sana göstersek yahut (göremeden) seni vefat ettirsek, (gene de) sana ancak tebliğ etmek düşer... Hesab bizim üzerimizedir.
أَوَلَمْ يَرَوْاْ أَنَّا نَأْتِي الأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا وَاللّهُ يَحْكُمُ لاَ مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ وَهُوَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
41-) Evelem yerav enna ne'til Arda nenkusuha min etrafiha* vAllahu yahkümü la muakkıbe li hükmiHİ, ve HUve Seriy’ul Hısab;
Görmediler mi ki biz Arz’a (fiziksel bedene) geliyoruz, onun etrafından onu noksanlaştırıyoruz (ta ki yaşlanır ve ölür... Hadis-i Şerif: Yaşlanma ve ölüme çare yoktur!.)... (Bunu) Allah hükmediyor; O’nun hükmünü ta’kib edici (bozup değiştirici) yoktur... O, Seri’ul Hisab’dır.
وَقَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلِلّهِ الْمَكْرُ جَمِيعاً يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ
42-) Ve kad mekeralleziyne min kablihim fe Lillahil mekru cemiy’a* ya'lemu ma teksibü küllü nefs* ve seya'lemül küffaru limen ukbed dar;
Onlardan öncekiler de mekr (tuzak) yapmıştı... Mekr (hakikatleri ve faili hakiki olarak) toptan Allah’a aittir (mekrleri ile sünnetullahda mekre uğradılar)... (O) bilir, her nefs ne kazanır... Küffar (gerçeği reddedenler) da bilecek, yurdun sonu kimindir.
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَسْتَ مُرْسَلاً قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيداً بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ
43-) Ve yekulülleziyne keferu leste mursela* kul kefa Billahi Şehiyden beyniy ve beyneküm, ve men ındeHU ılmül Kitab;
Kafir olanlar (gerçeği reddeden perdeliler): “Sen mürsel (irsal olunmuş bir Rasûl) değilsin” der... De ki: “Benimle sizin aranızda, Şahiyd olarak (B sırrınca) Allah kafidir, ve bir de indinde Kitab’ın İlmi bulunanlar (kafidir)”.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal