Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  15.  HİCR SÛRESİ         الحجر
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
الَرَ تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْآنٍ مُّبِينٍ
1-) Elif Lâââm Ra* tilke ayatul Kitabi ve Kur'ânin mübiyn;
Eliyf, Lâm, Ra... Bunlar O Kitab’ın (mutlak vücudun) ve Mubiyn (apaçık, apaçık edici) bir Kur’an’ın (İNSAN’ın) ayetleridir (sıfatlarıdır).
رُّبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ كَانُواْ مُسْلِمِينَ

2-) Rubema yeveddülleziyne keferu lev kânu müslimiyn;

 (Öyle olur ki) kafir olanlar (hakikatlerinden perdeliler), keşke müslimler olsaydılar diye şiddetli arzu duyarlar.
ذَرْهُمْ يَأْكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلْهِهِمُ الأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

3-) Zerhüm ye'külu ve yetemetteu ve yülhihimül emelü fesevfe ya'lemun;

Bırak onları, (hayvani olarak) yesinler, faydalansınlar (zevklensinler) ve emel (sonu gelmez arzu, faniye olan bağlılık/umut) onları oyalasın/alakoysun... Yakında bilecekler.
وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلاَّ وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُوم
4-) Ve ma ehlekna min karyetin illâ ve leha Kitabun ma'lum;
Biz (helak ettiğimiz) hiç bir karye’yi (şehri) ma’lum bir kitab’ı (belli-bilinen bir yazısı) olmaksızın helak etmedik.
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
5-) Ma tesbiku min ümmetin eceleha ve ma yeste'hırun;
Hiçbir ümmet ne eceli’nin önüne geçebilir, ne de te’hir edebilir.
وَقَالُواْ يَا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
6-) Ve kalu ya eyyühelleziy nüzzile aleyhiz Zikru inneke lemecnun;
Dediler ki: “Ey kendisine Zikr indirilen kimse!.. Muhakkak ki sen mecnunsun (delisin, cinnlenmişsin)”.
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِالْمَلائِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِين
7-) Lev ma te'tiyna BilMelaiketi in künte mines sadikıyn;
 “Eğer doğru söyleyenlerden isen, bize (B sırrınca) melaike (melekler) getirmeli değil misin?”.
مَا نُنَزِّلُ الْمَلائِكَةَ إِلاَّ بِالحَقِّ وَمَا كَانُواْ إِذاً مُّنظَرِينَ
8-) Ma nünezzilül Melaikete illâ Bil Hakkı ve ma kânu izen munzariyn;
Biz melaike’yi ancak Bil-Hakk (Hakk olarak) indiririz... O vakit te onlara zaten mühlet verilmez/göz açtırılmaz.
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
9-) İnna nahnu nezzelnez Zikra ve inna lehu leHafizun;
Doğrusu O Zikri biz indirdik, Biz!... Ve muhakkak O’nun hafızları (koruyucuları) biz’iz!.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِي شِيَعِ الأَوَّلِين
10-) Ve lekad erselna min kablike fiy şiyeıl evveliyn;
Andolsun senden önceki ilk şia’lar (hemfikir topluluklar, milletler) içinde de (Rasu’ler) irsal ettik.
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلاَّ كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِئُون
11-) Ve ma ye'tiyhim min Rasûlin illâ kânu Bihi yestehziun;
Onlara bir Rasûl gelir gelmez, mutlaka onunla (B sırrınca) alay ederlerdi.
كَذَلِكَ نَسْلُكُهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ
12-) Kezâlike neslükühu fiy kulubilmücrimiyn;
İşte böylece onu (idrak edemediğini inkar etmek, yalanlamak) mücrimlerin kalbine sokarız.
لاَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الأَوَّلِي
13-) La yu'minune Bihi ve kad halet sünnetül evveliyn;
Ona (Zikr’e; hakikatlerine) (B sırrıyla) iman etmezler... Evvelkilerin sünneti (iman etmeyenlerin akibetleri) de gelip geçmiştir (ibrete açıktır da?).
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَاباً مِّنَ السَّمَاءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعْرُجُونَ

14-) Ve lev fetahna aleyhim baben mines Semai fezallu fiyhi ya'rucun;

Üzerlerine Sema’dan (üst bilinç boyutundan) bir kapı feth etsek (açsak) da, onun içinde uruc ediyor olsalardı,
لَقَالُواْ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ
15-) Lekalu innema sükkirat ebsaruna bel nahnu kavmün meshurun;
Elbette şöyle derlerdi: “Gözlerimiz bağlandı/sarhoş oldu, hatta biz büyülenmiş bir kavimiz”.
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاء بُرُوجاً وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ
16-) Ve lekad cealna fiys Semai burucen ve zeyyennaha lin nazıriyn;
Andolsun ki biz Sema’da (üst bilinç boyutunda) burc’lar (mertebeler) oluşturduk ve onu (Sema’yı) naziriyn (nazar edenler, bakanlar; düşünenler) için süsledik.
وَحَفِظْنَاهَا مِن كُلِّ شَيْطَانٍ رَّجِيمٍ
17-) Ve hafıznaha min külli şeytanin raciym;
Ve onu (Sema’yı?) şeytan-ı raciym’den (cinn kökenli evham ve düşüncelerden) biz koruduk (9.ayette korunan ile ilgisi?).
إِلاَّ مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُّبِين
18-) İlla menisterakassem'a feetbeahu şihabün mübiyn;
İşitme/kulak hırsızlığı yapan müstesna!.. (Zaten) onu da apaçık bir şihab (ışık saçan ateş topu) izler/ardından ona kavuşur (yakar, yok eder).
وَالأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيْءٍ مَّوْزُونٍ
19-) Vel Arda medednaha ve elkayna fiyha ravasiye ve enbetna fiyha min külli şey’in mevzun;
Arz’ı med ettik (uzatıp yaydık, genişlettik)... Ve onda sabit dağlar ilka ettik (attık, koyduk)... Ve orada mevzun (tartılmış, ağırlıklanmış, ölçülü) her şeyden bitirdik.
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُ بِرَازِقِينَ
20-) Ve cealna leküm fiyha meayişe ve men lestüm lehu Bi razikıyn;
Orada hem sizin için ve hem de (B sırrınca) rızıklandırıcısı siz olmadığınız kimseler için maayiş (maişetler, geçimlikler) oluşturduk.
وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ عِندَنَا خَزَائِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ إِلاَّ بِقَدَرٍ مَّعْلُوم

21-) Ve in min şey'in illâ ındena hazainuh* ve ma nünezziluhu illâ Bi kaderin ma'lum;

Hiçbir şey yoktur ki onun hazineleri (her mertebedeki karşılığı) bizim indimizde olmasın... Biz onu ancak ma’lum bir kader (belli bir mikdar) ile (B sırrınca) indiririz.
وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُ وَمَا أَنتُمْ لَهُ بِخَازِنِينَ
22-) Ve erselnerriyaha levakıha feenzelna mines Semai maen fe eskaynakümuh* ve ma entüm lehu Bi haziniyn;
Biz rüzgarları (rahmet nefhalarını) aşılayıcılar (bir takım tecelliler için hazırlayıcılar) olarak irsal ettik... Sema’dan bir su (hakikat ilmi) inzal ettik de sizi onunla suvardık... Onu (o suyu) (Bi-) hazineleyen (saklayıcı/depolayıcı) siz değilsiniz.
وَإنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ
23-) Ve inna le nahnu nuhyı ve nümiytü ve nahnul varisun;
Muhakkak ki biz, evet biziz (o su, hakikat ilmi ile) hayat veren/dirilten de öldüren de (fena)... Ve biz varisleriz (sizin varlığınız yoktur).
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِرِينَ
24-) Ve lekad alimnelmüstakdimiyne minküm ve lekad alimnelmüste'hıriyn;
Andolsun ki sizden mustakdimiyn’i (ileri geçenleri; vuslat hedeflerinde samimi ve sadık olanları) bildik ve andolsun ki (sizden) müsta’hiriyn’i (geriye kalanları; nefslerine tavizkarları) de bildik.
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ

25-) Ve inne Rabbeke HUve yahşüruhüm* inneHU Hakiymun Aliym;

Muhakkak ki Rabbin, O, onları haşreder (cem’ eder)... Muhakkak ki O, Hakiym’dir, Aliym’dir.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
26-) Ve le kad halaknel İnsane min salsalin min hamein mesnun;
Andolsun ki biz insanı (insan cinsini), mesnun (değişikliğe uğrayan, sûret kabule hazır) bir hame’ (kara çamur; toprak+su) den salsal (kuru çamur; ateş+hava)’dan halkettik.
وَالْجَآنَّ خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ السَّمُومِ
27-) Vel Canne halaknahu min kablü min narisSemum;
Cann’ı (cinn cinsini, insansı’yı) da daha önce (hem ilk insan Adem için hem de her bir insan geçerli olmak üzere, insan’dan önce?) semum’un narı’ndan (insan bedeninin gözeneklerinden geçici ateş’ten; radyasyondan) yarattık.
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَراً مِّن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
28-) Ve iz kale Rabbüke lilMelaiketi innİY Halikun beşeran min salsalin min hamein mesnun;
Hani Rabbin Melaike’ye: “Muhakkak ki ben salsal’dan (kuru balçıktan), mesnun bir hame’den (değişmiş kara balçıktan) bir beşer halkedeceğim” demişti.
فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ
29-) Feiza sevveytühu ve nefahtü fiyhi min RuhİY fekau lehu sacidiyn;
 “Onu tesviye edip (o hücresel yapıyı düzenleyip, dengeleyip; o beyni nefhi ruhu kabil hale getirip), o yapının içinde RuhUM’dan nefhettiğim vakit, Ona secdeye kapanın”.
فَسَجَدَ الْمَلآئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُون
30-) Fesecedel Melaiketü küllühüm ecmeun;
O Melaike’nin hepsi, toptan secde ettiler.
إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى أَن يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِين
31-) İlla ibliys* eba en yekûne meas sacidiyn;
İblis müstesna; (o) secde ediciler ile beraber olmaktan imtina etti.
قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلاَّ تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِين
32-) Kale ya ibliysü ma leke ella tekûne meas sacidiyn;
 (Ruhun’dan nefheden) buyurdu ki: “Ey İblis!.. Sana ne oluyor da secde edenlerle beraber olmuyorsun?”.
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
33-) Kale lem ekün liescüde libeşerin halaktehu min salsalin min hamein mesnun;
 (İblis) dedi ki: “Salsal’dan (kuru balçıktan), hame’i mesnun’dan (belli bir sûret ve sünnet ile biçimlenmiş kara balçıktan) yarattığın bir beşere secde etmem için olmadım (vehmin kaynağıyım; secdem mümkün değil?)”.
قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

34-) Kale fahruc minha feinneke raciym;

 (Ruhun’dan nefheden) buyurdu: “O halde çık oradan (kudsi yerden) !... Muhakkak ki sen raciym’sin (tard edilmiş, taşlanmış)”.
وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ
35-) Ve inne aleykel la'nete ila yevmid diyn;
 “Muhakkak ki, Diyn Günü’ne kadar la’net (uzaklık) senin üzerinedir”.
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
36-) Kale Rabbi feenzırniy ila yevmi yüb'asun;
 (İblis) dedi ki: “Rabbim!.. (İnsanların) ba’solunacakları gün’e kadar bana mühlet ver (ertele, bekle)”.
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ
37-) Kale feinneke minel münzariyn;
Buyurdu: “Muhakkak ki sen mühlet verilenlerdensin!”.
إِلَى يَومِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
38-) İla yevmil vaktil ma'lum;
“Ma’lum vaktin (fiziksel ölüm) günü’ne kadar”.
قَالَ رَبِّ بِمَا أَغْوَيْتَنِي لأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الأَرْضِ وَلأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِين
39-) Kale Rabbi Bima ağveyteniy le üzeyyinenne lehüm fiyl Ardı ve leuğviyennehüm ecmeıyn;
 (İblis) dedi ki: “Rabbim!.. Beni (Bi-) azdırman dolayısı ile, yemin ederim ki, Arz’da onlara (günahları; sünnetullah’a uymayan fiilleri) süsleyeceğim ve onları toptan azdıracağım”.
إِلاَّ عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِين
40-) İlla ıbadeKE minhümül muhlesıyn;
 “Onlardan ihlaslandırılmış kulların müstesna”.
     قَالَ هَذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ
41-) Kale hazâ sıratun aleyYE müstekıym;
Buyurdu ki: “İşte benim üzerime aldığım mustakıym yol budur (iblis’in süslemelerine taviz vermeyecek şekilde ihlaslı, imanında samimi olanların yolu)”.
إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ إِلاَّ مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوِينَ
42-) İnne ıbadİY leyse leke aleyhim sültanün illâ menittebeake minel ğaviyn;
 “Muhakkak ki Benim kullarım üzerinde senin bir sultan yoktur... Azgınlardan sana tabi olanlar müstesna”.
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
43-) Ve inne cehenneme lemev'ıdühüm ecmeıyn;
 “Muhakkak ki onların hepsinin va’dolunan yeri Cehennem’dir”.
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ

44-) Leha seb'atü ebvab* likülli babin minhüm cüz'ün maksum;

 “Onun yedi kapısı vardır... Her kapı için onlardan maksum (taksim edilmiş, ayrılmış; nasip) bir cüz’ (bölüm) vardır”.
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
45-) İnnel müttekıyne fiy cennatin ve uyun;
Muttakıyler ise cennetlerde ve ayn (pınar, kaynak)’lardadırlar.
ادْخُلُوهَا بِسَلاَمٍ آمِنِين
46-) Üdhuluha Bi Selâmin aminiyn;
“Oraya aminler olarak (kaybolmaz güvene kavuşmuşlar olarak) (Bi-) Selam ile girin”.
وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَاناً عَلَى سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ
47-) Ve neza'na ma fiy sudurihim min ğıllin ıhvanen alâ sürurin mütekabiliyn;
Biz onların, ğıl’dan (ayrı görmekden kaynaklanan kin-düşmanlık) sadrlarında (göğüslerinde, içlerinde) olanı söküp attık... Kardeşler olarak serirler üzerinde mutekabildirler (karşılıklı otururlar).
لاَ يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِين
48-) La yemessühüm fiyha nesabün ve mahüm minha Bi muhreciyn;
Orada onlara bir yorgunluk dokunmaz (enerjileri bitmez, zira aykırılık yok)... Onlar oradan (B gerçeğince) çıkarılacak da değillerdir.
نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
49-) Nebbi' ıbadİY ennİY enel Ğafurur Rahıym;
Haber ver kullarıma ki, Ben, gerçekten Ben Ğafur’um, Rahıym’im.
وَ أَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الأَلِيم
50-) Ve enne azâbİY hüvel azâbül eliym;
Ve muhakkak ki azabIM (var ya), odur eliym azab.
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِ بْراَهِيمَ
51-) Ve nebbi'hüm an dayfi İbrahiym;
Onlara İbrahim’in dayf’ından (konuklarından) haber ver.
إِذْ دَخَلُواْ عَلَيْهِ فَقَالُواْ سَلاماً قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
52-) İz dehalu aleyhi fekalu Selâma* kale inna minküm vecilun;
Hani Onun üzerine girmişlerdi de “Selam” demişlerdi... (İbrahim de) dedi ki: “Doğrusu biz sizden korkuyoruz”.
قَالُواْ لاَ تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلامٍ عَلِي
53-) Kalu la tevcel inna nübeşşiruke Bi ğulamin aliym;
 (Onlar da) dediler ki: “Korkma!.. Doğrusu biz sana Aliym bir (Bi-) ğulam (oğlan çocuğu) müjdeliyoruz”.
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِي عَلَى أَن مَّسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
54-) Kale e beşşertümuniy alâ en messeniyel kiberu febime tübeşşirun;
 (İbrahim) dedi ki: “İhtiyarlık bana dokunduktan sonra mı bana müjde veriyorsunuz?... (O halde) ne ile müjdeliyorsunuz?”.
قَالُواْ بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُن مِّنَ الْقَانِطِين
55-) Kalu beşşernake Bil Hakkı fela tekün minelkanitıyn;
Dediler ki: “Seni Bil-Hakk (Hakk ile) müjdeliyoruz... Sakın ümit kesenlerden olma!”.
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِ إِلاَّ الضَّآلُّون
56-) Kale ve men yaknetu min rahmeti Rabbihi illed dallun;
 (İbrahim) dedi: “Rabbının rahmetinden, sapmışlardan başka kim ümit keser?”.
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
57-) Kale fema hatbuküm eyyühel murselun;
 (İbrahim): “Ey mürseliyn (irsal olunanlar) !.. (Başka) işiniz nedir?” dedi.
قَالُواْ إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
58-) Kalu inna ursilna ila kavmin mücrimiyn;
Dediler ki: “Doğrusu biz mücrimler kavmine irsal olunduk”.
إِلاَّ آلَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِين
59-) İlla ale Lut* inna lemüneccuhüm ecmeıyn;
 “Al-u Lut müstesna!... Biz onların hepsini kurtaracağız”.
إِلاَّ امْرَأَتَهُ قَدَّرْنَا إِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِين
60-) İllemraetehu kadderna inneha leminel ğabiriyn;
 “(Lut’un) karısı hariç... Onun kalanlardan olmasını takdir ettik”.
فَلَمَّا جَاء آلَ لُوطٍ الْمُرْسَلُونَ
61-) Felemma cae ale Lutınil murselun;
Vaktaki mürseliyn (irsal olunan melaike) Al-u Lut’a geldiler.
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
62-) Kale inneküm kavmün münkerun;
 (Lut) dedi ki: “Muhakkak ki siz münker (inkar edilen, tanınmayan, yadırganan) bir kavimsiniz”.
قَالُواْ بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمْتَرُونَ
63-) Kalu bel ci'nake Bima kânu fiyhi yemterun;
Dediler ki: “Bilakis, biz sana onların hakkında şüphe ettiklerini (B sırrınca) getirdik”.
وَأَتَيْنَاكَ بَالْحَقِّ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ
64-) Ve eteynake Bil Hakkı ve inna le sadikun;
 “Biz sana Bil-Hakk (Hakk olarak) geldik ve doğrusu biz sadıklarız”.
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ اللَّيْلِ وَاتَّبِعْ أَدْبَارَهُمْ وَلاَ يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَامْضُواْ حَيْثُ تُؤْمَرُون
65-) Feesri Bi ehlike Bi kıt'ın minel leyli vettebı' edbarehüm ve la yeltefit minküm ehadün vemdu haysü tü'merun;
“O halde (Bi-) geceden bir bölümde ehline (ailene B sırrınca) gece yürüyüşü yaptır... Sen de arkalarından izle... Sizden hiç bir kimse iltifat etmesin (geriye, sağa-sola bakmasın)... Emrolunduğunuz tarafa geçin-gidin”.
وَقَضَيْنَا إِلَيْهِ ذَلِكَ الأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَؤُلاء مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ
66-) Ve kadayna ileyhi zâlikel emre enne dabire haülai maktuun musbihıyn;
O’na şu emri hükmettik ki: “Muhakkak ki şunlar sabahlarlarken arkaları kesilmiş olacaktır”.
وَجَاء أَهْلُ الْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
67-) Ve cae ehlül Mediyneti yestebşirun;
Ehl-i Medine (şehir halkı) sevinerek geldi.
قَالَ إِنَّ هَؤُلاء ضَيْفِي فَلاَ تَفْضَحُو
68-) Kale inne haülai dayfıy fela tefdahun;
 (Lut) dedi ki: “Muhakkak ki şunlar benim misafirlerimdir... Beni ayıplı kılmayın/utandırmayın”.
وَاتَّقُوا اللّهَ وَلاَ تُخْزُون
69-) Vettekullahe ve la tuhzun;
 “Allah’dan ittika edin ve beni rezil etmeyin”.
قَالُوا أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَمِينَ
70-) Kalu evelem nenheke anil alemiyn;
Dediler ki: “Biz seni alemlerden (başkalarının işine karışmaktan) nehyetmedik mi?”.
قَالَ هَؤُلاء بَنَاتِي إِن كُنتُمْ فَاعِلِين
71-) Kale haülai benatiy in küntüm faıliyn;
 (Lut) dedi ki: “Eğer yapacaksanız, işte kızlarım!”.
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
72-) Le amruke innehüm lefiy sekretihim ya'mehun;
 (Rasûlüm) ömrün hakkı için/ömrüne yemin olsun ki onlar sarhoşlukları içinde kör ve şaşkın bocalıyorlar.
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
73-) Feehazethümüs sayhatü müşrikıyn;
 (Sabah) güneş doğarken, o sayha (korkunç titreşimli ses; İsrafil’in üflemesi?) onları yakaladı.
فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ
74-) Fecealna aliyeha safileha ve emtarna aleyhim hıcareten min sicciyl;
Oranın a’lisini safil kıldık (üstünü altına getirdik) ve üzerlerine siccil’ (Sema’daki dağlar’dan; pişirilmiş, taşlaşmış çamur; riyazat ile hasıl olan alternatif kuvveler) den taşlar yağdırdık.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِين
75-) İnne fiy zâlike leâyâtin lilMütevessimiyn;
Muhakkak ki bunda mütevessimiyn (feraset sahipleri; işaretlerden anlam çıkaranlar) için ayetler vardır.
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقيمٍ
76-) Ve inneha lebisebiylin mukıym;
Muhakkak ki o (o şehir), mukıym (daim işleyen) bir yol iledir/üzerindedir.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّلْمُؤمِنِين
77-) İnne fiy zâlike leayeten lil mu’miniyn;
Muhakkak ki bunda mü’minler için elbette ayetler vardır.
وَإِن كَانَ أَصْحَابُ الأَيْكَةِ لَظَالِمِين
78-) Ve in kâne ashabül eyketi lezalimiyn;
Ashab-ı Eyke (orman halkı; Şuayb a.s.ın kavmi) de gerçekten zalimler idi.
فَانتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ
79-) Fentekamna minhüm* ve innehüma le Bi imamin mübiyn;
Bu sebeple onlardan intikam aldık... Her ikisi (Şuayb ve Lut a.s.ın kavimlerinin helak olduğu yerler?) de (Bi-) imam-ı mubiyn (açık seçik, önde, görülebilen bir yerde) dir.
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَابُ الحِجْرِ الْمُرْسَلِينَ
80-) Ve lekad kezzebe ashabül hıcril murseliyn;
Andolsun ki Ashab-ı Hicr (Semud kavmi) de mürseliyn’i (irsal olunanları, Rasûlleri) yalanladı.
وَآتَيْنَاهُمْ آيَاتِنَا فَكَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
81-) Ve ateynahüm ayatina fekânu anha mu'ridıyn;
Onlara ayetlerimizi verdik; fakat onlardan yüz çeviriyorlardı.
وَكَانُواْ يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً آمِنِينَ
82-) Ve kânu yenhıtune minel cibali buyuten aminiyn;
Aminler (güvene kavuşmuşlar) olarak dağlardan evler yontuyorlardı.
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
83-) Feehazethümussayhatü musbihıyn;
O sayha (korkunç titreşimli ses; sur’un sesi?), onları da sabah vaktine girerlerken yakaladı.
فَمَا أَغْنَى عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَكْسِبُونَ
84-) Fema ağna anhüm ma kânu yeksibun;
Kazanmakta oldukları, onlardan hiçbir şeyi savmadı (bir şeyi önleyemedi, bir fayda sağlayamadı).
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلاَّ بِالْحَقِّ وَإِنَّ السَّاعَةَ لآتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمِيلَ
85-) Ve ma halaknesSemavati vel Arda ve ma beynehüma illâ BilHakk* ve innes saate leatiyetün fasfahıssafhal cemiyl;
Biz, Semavat’ı, Arz’ı ve ikisi arasındakileri ancak Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattık... Muhakkak ki o saat elbette gelicidir... O halde güzel bir safh (af edicilik, hoş görü; Hakkani görüş) ile davran.
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلاَّقُ الْعَلِيم
86-) İnne Rabbeke HUvel Hallakul Aliym;
Muhakkak ki senin Rabbin, Hallak’dır (yaratma sıfatının mutlak sahibidir; herşeyi yaratandır), Aliym’dir.
وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعاً مِّنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ
87-) Ve lekad ateynake Seb'an minel Mesani vel Kur'ânel Azıym;
Andolsun ki biz, sana, Seb-ü Mesani’yi (Senâ edilen Yedi’yi/tekrarlanan yedi’yi; yedi zati sıfat; fatiha sûresi) ve Kur’an-ı Azıym’i verdik.
لاَ تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجاً مِّنْهُمْ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
88-) La temüddenne ayneyke ila ma metta'na Bihi ezvacen minhüm ve la tahzen aleyhim vahfıd cenahake lil mu’miniyn;
Onlardan çiftleri, (B sırrınca) kendisi ile faydalandırdığımıza (dünyalık zevklere, bedensel-fani şeylere), sakın gözlerini dikme... Onlara üzülme de... Mü’minlere kanadını indir/kanadının altına al.
وَقُلْ إِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْمُبِينُ
89-) Ve kul inniy enen neziyrulmübiyn;
Ve de ki: “Muhakkak ki ben, evet ben apaçık bir uyarıcıyım”.
كَمَا أَنزَلْنَا عَلَى المُقْتَسِمِينَ
90-) Kema enzelna alel muktesimiyn;
Muktesimiyn’e (kısım kısım edenlere) inzal ettiğimiz gibi.
الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْآنَ عِضِينَ
91-) Elleziyne cealül Kur’âne ıdıyn;
Onlar (muktesimiyn) ki, Kur’an’ı (zat-ı şuhud’u), grup grup/parça parça/darmadağan kıldılar.
فَوَرَبِّكَ لَنَسْأَلَنَّهُمْ أَجْمَعِيْنَ
92-) FeveRabbike lenes'elennehüm ecmeıyn;
Rabbine yemin olsun ki, onların hepsine elbette soracağız (mes’uldurlar).
عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
93-) Amma kânu ya'melun;
Yapmakta olduklarından.
فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ
94-) Fasda’ Bima tü'meru ve a'rıd anil müşrikiyn;
 (Artık) emrolunduğunu (B sırrınca) açıkla/ilan et ve müşriklerden yüz çevir (aldırma).
إِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِئِينَ
95-) inna kefeynakel’müstehziiyn;
O alay edenlere karşı, muhakkak ki biz sana kafiyiz.
الَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّهِ إِلـهاً آخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
96-) Elleziyne yec'alune meAllahi ilahen ahar* fesevfe ya'lemun;
Onlar (o alay edenler) ki, Allah ile beraber diğer bir ilah (vücud) yaparlar... Yakında bilecekler!.
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
97-) Ve lekad na'lemu enneke yedıyku sadruke Bima yekulun;
Andolsun ki, onların söyledikleri dolayısıyla (B sırrınca) senin sadrının (içinin) daraldığını elbette biliyoruz.
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ
98-) Fesebbıh Bi Hamdi Rabbike ve kün minessacidiyn;
 (O halde) Rabbinin Hamdi ile (B sırrınca; Rabbinin Hamdi olarak) tesbih et (Onun sıfatlarını izhardasın, o halle kayıtlanma; gayrından tenzih et) ve secde edenlerden ol (Zatında fani ol) !.
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
99-) Va'bud Rabbeke hatta ye'tiyekel yakıyn;
Ve Yakiyn sana gelene (ibadet eden ve ibadet edilen ayrımı ortadan kalkana) kadar, Rabbine ibadet et!.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal