Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  16.  NAHL SÛRESİ      النحل
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
أَتَى أَمْرُ اللّهِ فَلاَ تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
1-) Eta emrullahi fela testa'ciluh* subhaneHU ve teâla amma yüşrikûn;
Emrullah (Büyük Kiyamet; Ruh’u A’zam müşahadesi, Hz.Muhammed) geldi!.. Artık onu (n tafsilini, Hz.Mehdi ile olan zuhurunu?) acele istemeyin... O, onların şirk koştuklarından Subhan’dır, âlidir.
يُنَزِّلُ الْمَلآئِكَةَ بِالْرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ أَنْ أَنذِرُواْ أَنَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ أَنَاْ فَاتَّقُونِ
2-) Yünezzilül Melaikete Bir Ruhı min emriHİ alâ men yeşau min ıbadiHİ en enziru ennehu la ilahe illâ ene fettekun;
O, Emrinden, kullarından dilediği üzerine, (Bi-) Ruh (ilim) ile melaike indirir: “Uyarın ki Ben’den gayrı vücud yok; o halde benden ittika edin” (desinler diye).
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
3-) Halekas Semavati vel Arda Bil Hakk* teala amma yüşrikûn;
(O), Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı... Onların ortak koştuklarından âlidir.
خَلَقَ الإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِين
4-) Halakal İnsane min nutfetin feiza huve hasıymun mübiyn;
İnsan’ı bir nutfe’den (sperm tohumu) yarattı... Bir de bakarsın ki o apaçık bir hasımdır (konuşkan bir karşı koyucu, tasavvur ve fikir gücüne haiz nizacı bir taraf; birim).
وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

5-) Vel en'ame halekaha* lemük fiyha dif'ün ve menafiu ve minha te'külun;

En’am’ı (Kurbanlık olabilen çiftlik hayvanları; beden bilinci) da (O) yarattı... Onlarda sizin için bir dif’ (ısınma, sıcaklık, ısıtıcı şey) ve faydalar vardır... Ve onlardan yersiniz de.
وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ
6-) Ve leküm fiyha cemalün hıyne turiyhune ve hıyne tesrahun;
(O hayvanları) akşamleyin (hayvan otlağından; dünyadan) getirdiğiniz (uyku dolayısıyla dünyadan örtüldüğünüz) vakit ve sabahleyin (o otlağa) saldığınız vakit onlarda sizin için bir cemal (güzellik) vardır.
وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَى بَلَدٍ لَّمْ تَكُونُواْ بَالِغِيهِ إِلاَّ بِشِقِّ الأَنفُسِ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُوفٌ رَّحِيم
7-) Ve tahmilü eskaleküm ila beledin lem tekûnu baliğıyhi illâ Bi şıkkıl enfüs* inne Rabbeküm le Raufun Rahıym;
(O hayvanlar), ağırlıklarınızı yüklenir, (onlarsız) ancak Bi-Şıkkıl’Enfüs (nefslerinizin meşakkatı, yarı can, canib-i enfüs) ile ulaşacağınız bir belde’ye taşır... Muhakkak ki Rabbiniz, elbette Rauf’dur, Rahıym’dir.
وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لاَ تَعْلَمُون
8-) Vel hayle vel biğale vel hamiyra li terkebuha ve ziyneten, ve yahluku ma la ta'lemun;
Onlara binesiniz ve bir ziynet olsun diye atları, katırları ve eşekleri de (yarattı)... Ve bilemeyeceğinizi şeyleri de yaratır.
وَعَلَى اللّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَآئِرٌ وَلَوْ شَاء لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
9-) Ve alellahi kasdus sebiyli ve minha cair* ve lev şae lehedaküm ecmeıyn;
KasdüsSebiyl (yolun doğrusu, maksada ulaştıran yol) Allah üzerinedir... Ondan (o yoldan) sapan (yol) da vardır... Eğer (O) dileseydi elbette sizi toptan hidayet ederdi.
هُوَ الَّذِي أَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَّكُم مِّنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ
10-) HUvelleziy enzele mines Semai maen leküm minhu şerabun ve minhu şecerun fiyhi tüsiymun;
O’dur ki, sizin için Sema’dan bir su (hakikat ilmi) inzal etti... Şarab (içecek) da ondan (su’dan) dır, (hayvanları) kendisinde yaymakta/otlatmakta olduğunuz şecer (ağaç, bitki) de ondandır.
يُنبِتُ لَكُم بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالأَعْنَابَ وَمِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

11-) Yünbitü leküm Bihizzer'a vezzeytune vennahıyle vel’ a'nabe ve min küllis semarat* inne fiy zâlike le ayeten li kavmin yetefekkerun;

Onunla (o su ile) sizin için ekin, zeytin, hurma/hurmalıklar, üzümler ve her semerattan bitirir (ilimleri, marifetler, kemalatlar,..)... Muhakkak ki bunda tefekkür eden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالْنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالْنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
12-) Ve sahhare lekümülleyle vennehare veşŞemse vel Kamer* venNücumu müsahharatün Bi emriHİ, inne fiy zâlike leâyâtin likavmin ya'kılun;
Gece’yi, gündüz’ü, Güneş’i (akıl, üst bilinç) ve Ay’ı size musahhar kıldı (boyun eğdirdi)... Yıldızlar (duyular) da O’nun (Bi-) emri ile musahharat’tır (boyun eğdirilmişler)... Muhakkak ki bunda akleden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الأَرْضِ مُخْتَلِفاً أَلْوَانُهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَذَّكَّرُون
13-) Ve ma zerae leküm fiyl Ardı muhtelifen elvanüh* inne fiy zâlike le ayeten li kavmin yezzekkerun;
Ve gene sizin için Arz’da, muhtelif renklerde yarattığı (birbirine göre var kıldığı) şeyleri de (size musahhar kılmıştır)... Muhakkak ki bunda tezekkür eden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُواْ مِنْهُ لَحْماً طَرِيّاً وَتَسْتَخْرِجُواْ مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُواْ مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
14-) Ve HUvelleziy sahharal bahre lite'külu minhu lahmen tariyyen ve testahricu minhu hılyeten telbesuneha* ve teralfülke mevahıre fiyhi ve li tebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun;
Ve O’dur ki, deniz’i, ondan taze et yiyesiniz ve kendisini giyineceğiniz bir süsü ondan çıkarasınız diye musahhar kıldı (boyun eğdirdi)... Gemileri, onda yara yara gidenler görürsün... O’nun fazlından isteyesiniz ve şükredesiniz diye.
وَأَلْقَى فِي الأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَاراً وَسُبُلاً لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُون
15-) Ve elka fiyl Ardı revasiye en temiyde Biküm ve enharen ve sübülen lealleküm tehtedun;
Ve (Allah), sizi (B gerçeğince) sarsar/çalkalayıp sallar diye Arz’da sabit dağlar, doğru yolu bulasınız/yolunuzu bulup hidayete eresiniz diye nehirler ve yollar koydu.
وَعَلامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُون
16-) Ve alamat* ve BinNecmi hüm yehtedun;
Ve alametler (de koydu yolunuzu bulup hidayete eresiniz diye) ?.. Necm (yıldız, şiron; akıl?) ile (B sırrınca, necm olarak) onlar hidayet bulurlar.
أَفَمَن يَخْلُقُ كَمَن لاَّ يَخْلُقُ أَفَلا تَذَكَّرُو
17-) Efemen yahluku kemen la yahluk* efela tezekkerun;
Yaratan, yaratmayan gibi midir?.. Tezekkür etmiyor musunuz?.
وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ اللّهَ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
18-) Ve in teuddu nı'metAllahi la tuhsuha* innAllahe le Ğafurun Rahıym;
Eğer Allah ni’meti’ni ta’dad edip saysanız, onları ıhsa edemezsiniz (sayıp bitiremezsiniz)... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَاللّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
19-) VAllahu ya'lemu ma tüsirrune ve ma tu'linun;
Allah gizlediklerinizi de, aleni ettiklerinizi/açığa çıkardıklarınızı da bilir.
وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ لاَ يَخْلُقُونَ شَيْئاً وَهُمْ يُخْلَقُونَ
20-) Velleziyne yed'une min dunillahi la yahlukune şey’en ve hüm yuhlekun;
Allah’dan mada çağırdıkları, kendileri yaratılıyor oldukları halde bir şey yaratamazlar.
أَمْواتٌ غَيْرُ أَحْيَاء وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
21-) Emvatün ğayru ahya'* ve ma yeş'urune eyyane yüb'asun;
(Onlar) Hayy olmayan ölülerdir (yokturlar)... Ne zaman ba’solunacaklarını da şuur edemezler/bilmezler.
إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ قُلُوبُهُم مُّنكِرَةٌ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ
22-) İlahüküm ilahun vahıd* felleziyne la yu'minune Bil ahireti kulubuhüm münkiretün ve hüm müstekbirun;
İlahınız ilah’un vahid’dir (bölünmez bir tek vücud’dur)... Ahiret’e (kudret-bilinç boyutuna B sırrınca) iman etmeyenlere gelince, onların kalbleri inkar edici ve kendileri müstekbirun’dur (büyüklük taslayanlar; benlikle kalanlar).
لاَ جَرَمَ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِين
23-) La cerame ennAllahe ya'lemu ma yüsirrune ve ma yu'linun* inneHU la yuhıbbul müstekbiriyn;
Elbette ki Allah gizlediklerini de, aleni ettiklerini/açığa çıkardıklarını da bilir... Muhakkak ki O, müstekbirun’u (benlikleri ile gayrına oturanları) sevmez.
وَإِذَا قِيلَ لَهُم مَّاذَا أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُواْ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِين
24-) Ve iza kıyle lehüm mazâ enzele Rabbuküm kalu esatıyrul evveliyn;
Onlara: “Rabbiniz ne inzal etti?” denildiğinde: “Evvelkilerin efsanelerini” dediler.
لِيَحْمِلُواْ أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ
25-) Li yahmilu evzarehüm kamileten yevmel kıyameti, ve min evzarilleziyne yudıllunehum Bi ğayri ılm* ela sae ma yezirun;
Kıyamet günü kendi yüklerini/günahlarını kamilen yüklenip taşımaları ve Bigayri ilim (ilimsizce) saptırdıkları kimselerin yüklerinden de (bir kısmını) yüklenmeleri için (böyle söylerler)... Dikkat edin, yüklendikleri ne kötüdür!.
قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَأَتَى اللّهُ بُنْيَانَهُم مِّنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِن فَوْقِهِمْ وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُون
26-) Kad mekeralleziyne min kablihim feetAllahu bünyanehüm minel kavaıdi feharra aleyhimüs sakfü min fevkıhim ve etahümül azâbü min haysü la yeş'urun;
Onlardan öncekiler mekr yaptı... Allah, onların binalarına kaidelerinden (temellerinden) geldi... Sakf (tavan) fevklerinden üzerlerine çöktü ve azab onlara farkında olmadıkları taraftan geldi.
ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُخْزِيهِمْ وَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَآئِيَ الَّذِينَ كُنتُمْ تُشَاقُّونَ فِيهِمْ قَالَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْعِلْمَ إِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالْسُّوءَ عَلَى الْكَافِرِينَ
27-) Sümme yevmel kıyameti yuhziyhim ve yekulu eyne şürekâiyelleziyne küntüm tüşakkune fiyhim* kalelleziyne utül ılme innel hızyel yevme vessue alelkafiriyn;
Sonra kıyamet gününde onları rezil-rüsvay eder ve der ki: “Nerede haklarında (Allah Rasûlü’ne) muhalefet edip düşman kesildiğiniz/uğurlarında (Hak’dan, vahdet’ten) ayrı düştüğünüz ortaklarım?”... Kendilerine ilim verilenler: “Bugün rezil-rüsvaylık ve kötülük kafirler (perdeliler) üzerinedir” dedi.
الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلائِكَةُ ظَالِمِي أَنفُسِهِمْ فَأَلْقَوُاْ السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِن سُوءٍ بَلَى إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
28-) Elleziyne teteveffahümül Melaiketü zalimiy enfüsihim* feelkavüs seleme ma künna na'melü min su'* belâ innAllahe Aliymun Bima küntüm ta'melun;
Nefslerine zulmedici oldukları halde kendilerini melaike’nin vefat ettirdiği kimseler: “Biz hiç bir kötülük yapmıyorduk” diyerek teslim olurlar... “Hayır!... Muhakkak ki Allah yaptıklarınızı (B sırrınca; onların hakikatı ve oluşturucusu olarak) Aliym’dir”.
فَادْخُلُواْ أَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ
29-) Fedhulu ebvabe cehenneme halidiyne fiyha* felebi'se mesvel mütekebbiriyn;
“O halde, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere cehennem’in kapılarına girin!.. Mütekebbirun’un (kibirlenenler’in; Hakk’a direnenlerin) yeri ne kötüdür!”.
وَقِيلَ لِلَّذِينَ اتَّقَوْاْ مَاذَا أَنزَلَ رَبُّكُمْ قَالُواْ خَيْراً لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَلَدَارُ الآخِرَةِ خَيْرٌ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّقِين
30-) Ve kıyle lilleziynettekav ma zâ enzele Rabbüküm* kalu hayra* lilleziyne ahsenu fiy hazihid dünya hasenetün, ve le darul ahireti hayr* ve le nı'me darul müttekıyn;
Bilfiil korunanlara: “Rabbiniz ne inzal etti?” denildi... “Hayır (inzal etti)” dediler... Şu dünyada ihsan işleyenlere/güzel davrananlara hasene vardır... Ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır... Muttekıyler’in yurdu ne güzeldir!.
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَآؤُونَ كَذَلِكَ يَجْزِي اللّهُ الْمُتَّقِينَ
31-) Cennatu Adnin yedhuluneha tecriy min tahtihel enharu lehüm fiyha ma yeşaun* kezâlike yeczillahul müttekıyn;
(Muttekıyler’in yurdu) Adn cennetleri (Hakkani vücudla yaşam hali)... Altlarından nehirler akan o cennetlere dahil olurlar (farkedip paylaşırlar)... Orada/Onlarda diledikleri kendilerinindir... Allah, muttekıyleri işte böyle cezalandırır.
الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُواْ الْجَنَّةَ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

32-) Elleziyne teteveffahümül Melaiketü tayyibiyne yekulune Selâmün aleykümüdhulul cennete Bima küntüm ta'melun;

Melaike, tayyibler (nurani yapılar) oldukları halde kendilerini vefat ettirdiği o kimselere (muttakıyler’e): “Selam’un aleyküm!.. Yaptığınız amellere mukabil (B sırrınca) girin cennete” derler.
هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ أَمْرُ رَبِّكَ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّهُ وَلـكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

33-) Hel yenzurune illâ en te'tiyehümül Melaiketü ev ye'tiye emru Rabbik* kezâlike fealelleziyne min kablihim* ve ma zalemehümullahu ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;

(Onlar iman etmek için) illa melaikenin gelmesini (fiziki ölüm), yahut Rabbinin emri’nin (kıyamet’in) gelmesini mi bekliyorlar?... Onlardan öncekiler de işte böyle yapmıştı (Rasûlleri yalanlamıştı)... Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.
فَأَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُواْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
34-) Feesabehüm seyyiatü ma amilu ve haka Bihim ma kânu Bihi yestehziun;
Bu yüzden yaptıklarının kötülükleri kendilerine isabet etti ve kendisiyle (B sırrınca) alay edip durdukları şey (B gerçeğince) kendilerini çepeçevre kuşattı.
وَقَالَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ لَوْ شَاء اللّهُ مَا عَبَدْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ نَّحْنُ وَلا آبَاؤُنَا وَلاَ حَرَّمْنَا مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلاَّ الْبَلاغُ الْمُبِي
35-) Ve kalelleziyne eşrakü lev şaAllahu ma abedna min duniHİ min şey'in nahnu ve la abauna ve la harremna min duniHİ min şey'* kezâlike fealelleziyne min kablihim* fe hel alerRusuli illel belağul mübiyn;
Şirk koşanlar dediler ki: “Eğer Allah dileseydi biz de babalarımız da O’ndan başka bir şeye kulluk/ibadet etmezdik ve O’ndan mada (O’nun gayrı olarak) bir şeyi haram yapmazdık”... Kendilerinden öncekiler de işte böyle yapmıştı... Rasûller üzerine apaçık tebliğden başka ne düşer?.
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِين

36-) Ve lekad beasna fiy külli ümmetin Rasûlen enı'budullahe vectenibüt tağut* feminhüm men hedAllahu ve minhüm men hakkat aleyhid dalaletü, fesiyru fiyl Ardı fenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn;

Andolsun ki her ümmet içinde: “Allah’a kulluk edin ve tağut’tan (Allah dışında vücud kabul etme’den) kaçının!” diye bir Rasûl ba’settik... Onlardan kimine Allah hidayet etti... Ve onlardan kiminin de üzerine dalalet hak oldu/gerçekleşti... (Hadi) Arz’da seyredin (gezinin) de yalanlayanların akibeti nasıl oldu bakın?.
إِن تَحْرِصْ عَلَى هُدَاهُمْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي مَن يُضِلُّ وَمَا لَهُم مِّن نَّاصِرِينَ
37-) İn tahrıs alâ hüdahüm feinnAllahe la yehdiy men yudıllu ve ma lehüm min nasıriyn;
Onların hidayete ermeleri üzerine hırs göstersen de, Allah saptırdığı kimseye hidayet etmez... Onların hiçbir yardımcıları yoktur.
وَأَقْسَمُواْ بِاللّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لاَ يَبْعَثُ اللّهُ مَن يَمُوتُ بَلَى وَعْداً عَلَيْهِ حَقّاً وَلـكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُون
38-) Ve aksemu Billahi cehde eymanihim la yeb'asüllahu men yemut* belâ va'den aleyhi hakkan ve lakinne ekserenNasi la ya'lemun;
(Onlar) yeminlerinin cehdi (en ağır yeminleri, var güçleri) ile (kesin inanarak): “Allah, ölen kimseyi ba’setmez” diye (B sırrınca) Allah’a kasem ettiler... Hayır, O’nun (Allah’ın) üzerine hak bir vaad’dir (ki ölen ba’solup dirilecektir!)... Fakat insanların ekseriyeti (ölmeden önce ölünce, gerçek diriliğe kavuşacaklarını) bilmezler (de fiziki ölümle zaten bitecek olan dünyevi-imaj kişiliklerini kaybetmekten korkarlar).
لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُواْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَاذِبِينَ
39-) Li yübeyyine lehümülleziy yahtelifune fiyhi ve li ya'lemelleziyne keferu ennehüm kânu kazibiyn;
Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi kendilerine açıklasın ve kafir olanlar da kendilerinin yalancılar olduklarını bilsin için (öleni ba’sedecektir).
إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَن نَّقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ
40-) İnnema kavlüna lişey'in iza eradnahu en nekule lehu kün feyekûn;
Bir şeyi (n olmasını) irade ettiğimiz vakit yalnızca kavlimiz ona: “Ol!” dememizdir... (Artık) o olur (tekevvün eder, hikmetle kevne gelir).
وَالَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي اللّهِ مِن بَعْدِ مَا ظُلِمُواْ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَلَأَجْرُ الآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
41-) Velleziyne haceru fillahi min ba'di ma zulimu le nübevviennehüm fiyd dünya haseneten, ve leecrul ahireti ekber* lev kânu ya'lemun;
Zulmedildikten sonra Allah’da muhacir olanlara gelince, elbette onları dünyada güzel bir yerleştirme ile yerleştireceğiz/güzel (bir yer) e yerleştireceğiz... Ahiret ecri ise elbette ekber’dir... Eğer bilselerdi!.
الَّذِينَ صَبَرُواْ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
42-) Elleziyne saberu ve alâ Rabbihim yetevekkelun;
Onlar (Allah’da hicret edenler) ki, sabrettiler ve Rablerine tevekkül ederler.
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُون
43-) Ve ma erselna min kablike illâ ricalen nuhıy ileyhim fes'elu ehlez Zikri in küntüm la ta'lemun;
Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz rical’den başkasını (Rasûl) irsal etmedik (Hz.Muhammed’den sonraki velayet sistemi, O’ndan önce yoktu)... Eğer bilmiyorsanız Zikr (Hazire-i Kuds; Zati şuhud) Ehli’ne sorun.
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
44-) Bil beyyinati vez zübür* ve enzelna ileykezZikra litübeyyine linNasi ma nüzzile ileyhim ve leallehüm yetefekkerun;
Beyyineler (apaçık deliller, mucizeler; sıfatlar) ve zeburlar (yazılı kitablar; ilim) ile (B sırrınca irsal ettik)... Ve sana da Zikr’i (Kur’an’ı) inzal ettik ki, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın ve onlar da tefekkür etsinler.
أَفَأَمِنَ الَّذِينَ مَكَرُواْ السَّيِّئَاتِ أَن يَخْسِفَ اللّهُ بِهِمُ الأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُونَ
45-) Efe eminelleziyne mekerus seyyiati en yahsifAllahu Bihimül Arda ev ye'tiyehümül azâbü min haysü la yeş'urun;
Kötülükleri yapmak için planlayıp tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini (B sırrınca) Arz’a batıracağından, yahut farkedemedikleri taraftan kendilerine azab geleceğinden yana emin mi oldular?.
أَوْ يَأْخُذَهُمْ فِي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُم بِمُعْجِزِينَ
46-) Ev ye'huzehüm fiy tekallübihim fema hüm Bi mu'ciziyn;
Yahut onları, kendilerinin takallubu (Teklikten, sistem’den perdeli olarak gezip dolaşmaları; kişilikten kişiliğe girmeleri) içinde yakalamasından (yana emin mi oldular?)... Onlar (Bi-) aciz bırakıcı değillerdir.
أَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلَى تَخَوُّفٍ فَإِنَّ رَبَّكُمْ لَرؤُوفٌ رَّحِيمٌ
47-) Ev ye'huzehüm alâ tehavvüf* feinne Rabbeküm le Raufun Rahıym;
Yahut tahavvuf (korkmak/eksilmek, tedrici yok oluş) üzere onları yakalamasından (yana emin mi oldular?)... Muhakkak ki Rabbiniz, Rauf’dur, Rahıym’dir.
أَوَ لَمْ يَرَوْاْ إِلَى مَا خَلَقَ اللّهُ مِن شَيْءٍ يَتَفَيَّأُ ظِلاَلُهُ عَنِ الْيَمِينِ وَالْشَّمَآئِلِ سُجَّداً لِلّهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ
48-) Evelem yerav ila ma halekAllahu min şey'in yetefeyyeü zılaluhu anil yemiyni veş şemaili sücceden Lillahi ve hüm dahırun;
Allah’ın yarattığı şeyleri bakıp görmediler mi ki, (onların) gölgeleri (zatları değil?) boyun bükerek, Allah’a secde eder (orijinlerinde açığa çıkan kuvvelerle musahhar) halde, sağdan ve sollardan döner (gölge yapar, temessül eder) durur.
وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَالْمَلآئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُو

49-) Ve Lillahi yescüdü ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı min Dabbetin vel Melaiketü ve hüm la yestekbirun;

Semavat’ta ve Arz’da bulunan (hareketi olan/yürür tüm) canlılar ve melaike (ruhani ve cismani alemlere ait varlıklar ve kuvveler) hiç kibirlenmeksizin Allah’a secde eder (orijinlerini kudret elinde tutan Allah’a mutlak teslimiyet halindedirler).
يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
50-) Yehafune Rabbehüm min fevkıhim ve yef'alune ma yü'merun;
(49.ayet secde ayetedir.) Fevklerinden olan Rablerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar.
و قال الله لا تتخذوا الهين اثنين انما هو اله واحد فاياي فارهبون
51-) Ve kalellahu la tettehızu ilaheynisneyn* innema HUve ilahun vahıd* feiyyaYE ferhebun;
Allah buyurdu ki: “İki ilah (vücud) edinmeyin!... O, ancak ilah’un vahid’dir (tecezzi kabul etmez tek bir vücud’dur)... O halde yalnız Benden korkun (arınıp, fani olun)!”.
وَلَهُ مَا فِي الْسَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَهُ الدِّينُ وَاصِباً أَفَغَيْرَ اللّهِ تَتَّقُونَ
52-) Ve leHU ma fiys Semavati vel Ardı ve lehüd diynü vasıba* efeğayrAllahi tettekun;
Semavat’ta ve Arz’da ne varsa O’nundur... Diyn de daimi-ebedi-yalnız O’nundur... Allah’ın gayrından mı sakınıyorsunuz?.
وَمَا بِكُم مِّن نِّعْمَةٍ فَمِنَ اللّهِ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْأَرُونَ
53-) Ve ma Biküm min nı'metin feminAllahi sümme iza messekümüddurru feileyHİ tec'erun;
Ni’met’ten (B sırrınca) neyiniz varsa Allah’dandır... Sonra size bir durr (acz, zayıflık, keder, sıkıntı) dokunduğu vakit te (ancak) O’na yakarırsınız.


ثُمَّ إِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنكُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنكُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ

54-) Sümme iza keşefeddurre anküm iza feriykun minküm Bi Rabbihim yüşrikûn;
Sonra (Allah) sizden o durru keşfettiği vakit, bir de bakarsın ki sizden bir fırka hemen (Bi-) Rablerine ortak koşarlar (o durr’u ve onun keşfini başka bir tesire bağlarlar).
لِيَكْفُرُواْ بِمَا آتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُواْ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

55-) Li yekfüru Bima ateynahum* fetemetteu* fesevfe ta'lemun;
Kendilerine verdiğimiz ile (B sırrınca) küfr/örtme/nankörlük etsinler diye (böyle yaparlar)... O halde faydalanın (zevklenin)... Yakında bileceksiniz.
وَيَجْعَلُونَ لِمَا لاَ يَعْلَمُونَ نَصِيباً مِّمَّا رَزَقْنَاهُمْ تَاللّهِ لَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَفْتَرُونَ
56-) Ve yec'alune lima la yalemune nasıyben mimma razaknahum* tAllahi letüs'elünne amma küntüm tefterun;
Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden o bilmezlere (putlara) bir nasib kılarlar/ayırırlar... Tallahi (Allah’a yemin olsun ki-‘Te’ harfi izafeti ile Allah’a yemin?), yaptığınız uydurmalardan elbette sorulacaksınız.
وَيَجْعَلُونَ لِلّهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُ وَلَهُم مَّا يَشْتَهُونَ
57-) Ve yec'alune Lillahil benati subhaneHU ve lehüm ma yeştehun;
Kızları da Allah’a kılarlar/nisbet ederler... SubhaneHU (Haşa, O, münezzeh’tir) !.. Hoşlarına giden (erkek çocukları) da kendilerine (tercih ederler).
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِالأُنثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدّاً وَهُوَ كَظِيمٌ

58-) Ve iza büşşira ehadühüm Bil ünsa zalle vechuhu müsvedden ve huve kezıym;

Onlardan biri (Bi-) dişi ile müjdelendiğinde, öfkeli/gamlı bir halde, vechi simsiyah gölge kesilir (yüzü simsiyah kesilir).
يَتَوَارَى مِنَ الْقَوْمِ مِن سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهِ أَيُمْسِكُهُ عَلَى هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ أَلاَ سَاء مَا يَحْكُمُونَ
59-) Yetevara minel kavmi min sui ma büşşira Bih* eyümsikühu alâ hunin em yedüssühu fiyttürab* ela sae ma yahkümun;
Kendisi ile (B sırrınca) müjdelendiği şeyin (ona göre) kötülüğünden (dolayı) kavminden gizlenir... Horlanma/aşağılanmayı göze alarak onu tutacak mı, yoksa onu toprağın içinde gizleyip saklayacak mı (diri diri toprağa mı gömecek) ?.. Dikkat edin, hükmettikleri şey ne kötüdür!.
لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِ وَلِلّهِ الْمَثَلُ الأَعْلَىَ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيم
60-) Lilleziyne la yu'minune Bil ahıreti meselüssev'* ve Lillahil meselül a'la* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
Ahirete (B sırrıyla) iman etmeyenler için kötülük meseli vardır... En a’la mesel (en yüce misal, kendinden gayrı vücud olmayan) Allah’ındır (Teklik o kadar açık?)... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَكِن يُؤَخِّرُهُمْ إلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ
61-) Ve lev yuahızullahun Nase Bi zulmihim ma tereke aleyha min dabbetin ve lâkin yuahhıruhüm ila ecelin müsemma* feiza cae ecelühüm la yeste'hırune saaten ve la yestakdimun;
Eğer Allah insanları (Bi-) zulmleri ile muaheze etseydi (cezalandırsaydı), (Arz) üzerinde hiç bir dabbe (hareket eden canlı) terketmezdi... Fakat onları bir ecel-i müsemma’ya (hükmedilmiş bir vakte) te’hir ediyor... Ecelleri geldiği vakit te ne bir saat geri kalırlar, ne de öne geçebilirler.
وَيَجْعَلُونَ لِلّهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ أَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ الْحُسْنَى لاَ جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ الْنَّارَ وَأَنَّهُم مُّفْرَطُونَ
62-) Ve yec'alune Lillahi ma yekrehune ve tasıfu elsinetühümül kezibe enne lehümül hüsna* la cerame enne lehümünnare ve ennehüm müfretun;
 (Müşrikler) kerih gördükleri (hoşlanmadıkları) şeyleri Allah’a kılarlar (nisbet ederler, verirler)... Lisanları da yalan yere niteler ki Hüsna (en güzel) kendilerinindir... Şüphesiz onlara Nar vardır ve onlar (o nar’a) en önden (en önce) götürüleceklerdir.
تَاللّهِ لَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
63-) TAllahi lekad erselna ila ümemin min kablike fezeyyene lehümüşşeytanu a'malehüm fehuve veliyyühümül yevme ve lehüm azâbün eliym;
Tallahi (risalet yönünden yemin) !.. Andolsun ki senden önceki ümmetlere de (Rasûller) irsal ettik te şeytan onlara amellerini (vehimleri ile yaptıklarını) süsledi (de Rasûllere uymadılar)... O (şeytan; vehim) bugün (de) onların velisidir... Onlar için elim bir azab vardır.
وَمَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلاَّ لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
64-) Ve ma enzelna aleykel Kitabe illâ litübeyyine lehümüllezihtelefu fiyhi ve hüden ve rahmeten li kavmin yu'minun;
Biz sana bu Kitab’ı ancak hakkında ihtilaf ettikleri şeyi (vahdeti) kendilerine açıklayasın diye ve iman eden bir kavim için de hidayet (rehber, ilim) ve rahmet (vasıflar) olarak inzal ettik.
وَاللّهُ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَسْمَعُون

65-) VAllahu enzele mines Semai maen feahya Bihil’Arda ba'de mevtiha* inne fiy zâlike leayeten likavmin yesmeun;
Allah Sema’dan bir su inzal etti de Onunla (B sırrınca), Arz’ı ölümünden sonra diriltti... Muhakkak ki bunda işiten kavim için elbette bir ayet vardır.
وَإِنَّ لَكُمْ فِي الأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِي بُطُونِهِ مِن بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَّبَناً خَالِصاً سَآئِغاً لِلشَّارِبِينَ
66-) Ve inne leküm fiyl en'ami le ıbraten, nüskıyküm mimma fiy butunihi min beyni fersin ve demin lebenen halisan saiğan lişşaribiyn;
En’am’da (kurban olabilecek çiftlik hayvanları) da sizin için elbette bir ibret vardır...Size onun (en’am’ın) batınlarında (karınlarında olan şeyden), fers (fışkı) ve dem (kan) arasından, içenler için boğazdan kolaylıkla geçen halis bir süt içiririz.
وَمِن ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَراً وَرِزْقاً حَسَناً إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
67-) Ve min semeratin nehıyli vel a'nabi tettehızune minhu sekeren ve rizkan hasena* inne fiy zâlike le ayeten li kavmin ya'kılun;
Hurma ağaçlarının semeratından (meyvalarından) ve üzümlerden, seker (sarhoşluk verici şey?, içki, sirke) ve güzel bir rızk edinirsiniz... Muhakkak ki bunda akleden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ

68-) Ve evha Rabbüke ilenNahli enittehıziy minel cibali buyuten ve mineşşeceri ve mimma ya'rişun;
Rabbin bal arısına: “Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların) yaptıkları çardaklardan evler edin” diye vahyetti.
مَّ كُلِي مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاً يَخْرُجُ مِن بُطُونِهَا شَرَابٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاء لِلنَّاسِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
69-) Sümme küliy min küllis semarati feslükiy sübüle Rabbiki zülüla* yahrucü min butuniha şerabun muhtelifün elvanuhu fiyhi şifaun linNas* inne fiy zâlike le ayeten li kavmin yetefekkerun;
“Sonra, her semerattan (meyvelerden) ye de (eğer her semerattan yersen) zelüller olarak (mecburi bir boyun eğmişlikle, inkıyad ve teslimiyetle) sülük et (gir, git) Rabbinin yollarına”... Onun batın (karın) larından, renkleri muhtelif bir şarab çıkar ki, onun içinde insanlar için şifa vardır... Muhakkak ki bunda tefekkür eden kavim için elbette bir ayet vardır.
وَاللّهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفَّاكُمْ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لاَ يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْئاً إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ قَدِيرٌ

70-) VAllahu halekaküm sümme yeteveffaküm ve minküm men yureddü ila erzelil umuri likey la ya'leme ba'de ılmin şey'a* innAllahe Aliymun Kadiyr;

Allah sizi yarattı... Sonra sizi vefat ettirir... Sizden kimi de erzel-i ömür’e (ömrün en rezil, en aşağı, en aciz çağına) reddolunur (çevrilir), bir ilimden (bildikten) sonra bir şey bilmesin (akledemesin) diye... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Kadiyr’dir.
وَاللّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ فِي الْرِّزْقِ فَمَا الَّذِينَ فُضِّلُواْ بِرَآدِّي رِزْقِهِمْ عَلَى مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَاء أَفَبِنِعْمَةِ اللّهِ يَجْحَدُونَ

71-) VAllahu faddale ba'daküm alâ ba'din fiyrrızk* femelleziyne fuddılu Bi raddiy rızkıhim alâ ma meleket eymanühüm fehüm fiyhi seva'* efe Bi nı'metillahi yechadun;

Allah rızık’ta bazınızı bazınıza tafdil etti (üstün tuttu, fazla verdi)... Üstün tutulan kimseler rızıklarını, sağ ellerinin malik olduklarına (ellerinin altındakilere) (B sırrınca) döndürücü değillerdir (vermezler)... (Oysa) onlar onda (rızıkta/ vahyin açıklanmasında, sistem realitesinde) eşittirler... Allah nimetini (B sırrınca, Allah ni’meti olarak) bilerek inkar mı ediyorlar?.
وَاللّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً وَجَعَلَ لَكُم مِّنْ أَزْوَاجِكُم بَنِينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ أَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّهِ هُمْ يَكْفُرُونَ
72-) VAllahu ceale leküm min enfüsiküm ezvacen ve ceale leküm min ezvaciküm beniyne ve hafedeten ve razekaküm minettayyibat* efe Bil batıli yu'minune ve Bi nı'metillahi hüm yekfurun;
Allah sizin için kendi nefslerinizden eşler oluşturdu... Eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar oluşturdu... Sizi tayyibattan rızıklandırdı... (Şimdi bunlar) (Bi-) batıla mı iman ediyorlar?... Onlar Allah ni’metine (B sırrınca, Allah ni’meti olarak) küfr/inkar/nankörlük mü ediyorlar?.
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقاً مِّنَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ شَيْئاً وَلاَ يَسْتَطِيعُو
73-) Ve ya'budune min dunillahi ma la yemlikü lehüm rizkan mines Semavati vel Ardı şey’en ve la yestetıy'un;
Allah’ın gayrından (Allah’ı bırakıp) Semavat’tan ve Arz’dan kendileri için bir rızka malik olmayan ve güç yetiremeyen (kudret ve kuvvetleri olmayan) şeylere tapınıyor/kulluk yapıyorlar.
فَلاَ تَضْرِبُواْ لِلّهِ الأَمْثَالَ إِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُون
74-) Fela tadribu Lillahil emsal* innAllahe ya'lemu ve entüm la ta'lemun;
Allah’a emsal darb etmeyin (meseller vermeyin, Zaten bilendir; misal ile tafsile getiren de O’dur) !.. Muhakkak ki Allah bilir ve siz bilmezsiniz.
ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً عَبْداً مَّمْلُوكاً لاَّ يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَمَن رَّزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقاً حَسَناً فَهُوَ يُنفِقُ مِنْهُ سِرّاً وَجَهْراً هَلْ يَسْتَوُونَ الْحَمْدُ لِلّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُون
75-) DarebAllahu meselen abden memluken la yakdiru alâ şey’in ve men razaknahu minna rizkan hasenen fehuve yünfiku minhu sirran ve cehra* hel yestevun* elHamdu Lillah* bel ekseruhüm la ya'lemun;
Allah (şöyle) bir mesel verdi: Bir şeye gücü yetmeyen, memluk (başka birinin mülkü) bir kul (köle) ile kendisini bizden güzel bir rızk ile rızıklandırdığımız ve ondan sırran (gizli) ve cehren (açık) infak eden kişiyi... Bunlar hiç bir/eşit olur mu?... Hamd, Allah’ındır!.. Hayır, onların ekseriyeti bilmezler.
وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً رَّجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ لاَ يَقْدِرُ عَلَىَ شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلاهُ أَيْنَمَا يُوَجِّههُّ لاَ يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِي هُوَ وَمَن يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

76-) Ve darebAllahu meselen racüleyni ehadühüma ebkemü la yakdiru alâ şey’in ve huve kellün alâ mevlahu, eynema yüveccihhu la ye'ti Bi hayr* hel yesteviy huve ve men ye'muru Bil adli, ve huve alâ sıratın müstekıym;
Allah iki adamı da mesel verdi: Bunlardan biri lal’dır, bir şeye kudreti yoktur; mevlası üzerine bir yüktür... Onu nereye tevcih etse, (B sırrınca) bir hayırla gelmez... Hiç bu, (B sırrınca) adl’ı emreden (akl-ı küll?) ve kendisi sırat-ı müstekıym üzere bulunan kişi ile bir/eşit olur mu?.
وَلِلّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
77-) Ve Lillahi ğaybüs Semavati vel Ard* ve ma emrussaati illâ kelemhıl basari ev huve akreb* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat’ın ve Arz’ın gaybı (ilmi herşeyi kapsamış olan) Allah’ındır... O Saat’in (kıyamet’in) Emri (hükmü, işi, realitesi) ancak bir göz kırpması gibi, yahut o daha da yakındır (zaman sözkonusu olmayan bir iş)... Muhakkak ki Allah herşeye Kadiyr’dir.
وَاللّهُ أَخْرَجَكُم مِّن بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لاَ تَعْلَمُونَ شَيْئاً وَجَعَلَ لَكُمُ الْسَّمْعَ وَالأَبْصَارَ وَالأَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
78-) VAllahu ahreceküm min butuni ümmehatiküm la ta'lemune şey’en ve ceale lekümüs sem'a vel’ ebsara vel’ ef'idete lealleküm teşkürun;
Allah sizi analarınızın batın (karın) larından bir şey bilmiyor olduğunuz halde (korteks, duyular?) çıkardı... Şükredesiniz diye size sem’ (işitme kuvvesi), basarlar (gözler, idraklar) ve fuadlar (gönüller) verdi.
أَلَمْ يَرَوْاْ إِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ فِي جَوِّ السَّمَاء مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلاَّ اللّهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
79-) Elem yerav ilettayri musahharatin fiy cevvisSema'* ma yümsikühünne illAllah* inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yu'minun;
Sema’nın cevvi’nin içinde (cevv: Sema ile Arz arası yer, uzay) musahharat (boyun eğdirilmiş) kuşları görmüyorlar mı?... Onları Allah’dan başkası tutmuyor... Muhakkak ki bunda iman eden kavim için elbette ayetler vardır.
وَاللّهُ جَعَلَ لَكُم مِّن بُيُوتِكُمْ سَكَناً وَجَعَلَ لَكُم مِّن جُلُودِ الأَنْعَامِ بُيُوتاً تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ إِقَامَتِكُمْ وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَا أَثَاثاً وَمَتَاعاً إِلَى حِينٍ

80-) VAllahu ceale leküm min buyutiküm sekenen ve ceale leküm min culudil en'ami buyuten testehıffuneha yevme za'niküm ve yevme ikametiküm, ve min asvafiha ve evbariha ve eş'ariha esasen ve metaan ila hıyn;
Allah evlerinizi sizin için seken (huzur evi, mesken) kıldı... Sizin için en’am’ın (hayvanların) cildlerinden, (onları otlatma ve sulama için) göç gününüzde ve ikamet gününüzde, kolayca taşıyıp kullanacağınız evler; ve yünlerinden, yapağılarından (yumuşak deve yünü, kürk kısım) ve kıllarından esâs (ev-giyim-kuşam eşyası) ve muayyen bir süreye kadar faydalanma (kıldı).
وَاللّهُ جَعَلَ لَكُم مِّمَّا خَلَقَ ظِلاَلاً وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ الْجِبَالِ أَكْنَاناً وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابِيلَ تَقِيكُم بَأْسَكُمْ كَذَلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ
81-) VAllahu ceale leküm mimma haleka zılalen ve ceale leküm minelcibali eknanen ve ceale leküm serabiyle tekıykümül harre ve serabiyle tekıyküm be'seküm* kezâlike yütimmu nı'metehu aleyküm lealleküm tüslimun;
Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlardan eknan (sığınıp barınılacak yerler) oluşturdu ve sizin için, sizi sıcaktan koruyan serabil (gömlekler, elbiseler) ve sizi be’sinizden (kuvvetinizden, şiddetinizden, harpten) koruyan serabil (zırhlar) yarattı... İşte böylece (Allah,) üzerinize ni’metini tamamlıyor ki müslimler olasınız.
فَإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلاَغُ الْمُبِين
82-) Fein tevellev feinnema aleykel belağul mübiyn;
Eğer yüz çevirirler ise, sana düşen ancak apaçık tebliğden ibarettir.
يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّهِ ثُمَّ يُنكِرُونَهَا وَأَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ
83-) Ya'rifune nı'metAllahi sümme yünkiruneha ve ekseruhümül kafirun;
 (Onlar) Allah ni’metini (Hz.Rasûlullah’ı, O’nun nübüvveti’ni) tanırlar, sonra da onu inkar ederler... Onların ekseriyeti kafir (gerçeği reddeden) lerdir.
وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيداً ثُمَّ لاَ يُؤْذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ وَلاَ هُمْ يُسْتَعْتَبُون
84-) Ve yevme neb'asü min külli ümmetin şehiyden sümme la yü'zenü lilleziyne keferu ve la hüm yüsta'tebun;
 (An o) Gün (ü) ki, her ümmetten bir şahid ba’sederiz... Sonra kafir olanlara izin de verilmez ve onlardan (aleyhlerine olan olumsuzluğu kaldıracak, güzel düşünceye çevirip razı edecek bir çaba, mazeret ile) razı etmeleri de istenilmez.
وَإِذَا رَأى الَّذِينَ ظَلَمُواْ الْعَذَابَ فَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلاَ هُمْ يُنظَرُون
85-) Ve iza raelleziyne zalemül azâbe fela yuhaffefü anhüm ve la hüm yünzarun;
Zalim olanlar azabı gördükleri vakit, (artık) kendilerinden azab hafifletilmez ve onlara bakılmaz/fırsat verilmez.
وَإِذَا رَأى الَّذِينَ أَشْرَكُواْ شُرَكَاءهُمْ قَالُواْ رَبَّنَا هَـؤُلاء شُرَكَآؤُنَا الَّذِينَ كُنَّا نَدْعُوْ مِن دُونِكَ فَألْقَوْا إِلَيْهِمُ الْقَوْلَ إِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَ
86-) Ve iza raelleziyne eşrekû şürekâehüm kalu Rabbena haülai şürekâünelleziyne künna ned'u min duniKE, feelkav ileyhimül kavle inneküm le kazibun;
Şirk koşanlar, ortak koştuklarını gördükleri vakit: “Rabbimiz!.. İşte bunlar Senin gayrından çağırdığımız (isimlendirip varlık verdiğimiz) ortaklarımız” dediler... (Ortakları da) onlara söz atar (gerçek anlaşılır): “Muhakkak ki siz yalancılarsınız”.
وَأَلْقَوْاْ إِلَى اللّهِ يَوْمَئِذٍ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ

87-) Ve elkav ilellahi yevmeizinisseleme ve dalle anhüm ma kânu yefterun;

O gün onlar Allah’a teslim olmuşlar ve uydurdukları (evham, hayal ürünü) şeyler de kendilerinden kaybolup gitmiştir.
الَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ زِدْنَاهُمْ عَذَاباً فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يُفْسِدُونَ
88-) Elleziyne keferu ve saddu an sebiylillâhi zidnahüm azâben fevkal azâbi Bima kânu yüfsidun;
Kafir olanlar ve Allah yolundan alakoyanları, ifsad/bozgunculuk etmeleri dolayısıyla, kendilerini azabın fevkınde bir azab itibarıyla (B gerçeğince) ziyade edeceğiz.
وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيداً عَلَيْهِم مِّنْ أَنفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيداً عَلَى هَـؤُلاء وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ

89-) Ve yevme neb'asü fiy külli ümmetin şehiyden aleyhim min enfüsihim ve ci’na Bike şehiyden alâ haüla'* ve nezzelna aleykel Kitabe tibyanen likülli şey’in ve hüden ve rahmeten ve büşra lil müslimiyn;

Ve (an o) gün (ü) ki, her ümmet içinde, kendi nefslerinden, onların aleyhine bir şahid ba’sederiz... Ve (o gün) seni de (B sırrınca) bunların üzerine bir şahid getirdik/ (geldik)... Ve sana şu Kitab’ı her şey için bir tibyan (tam bir beyan, izah, şerh), bir huda (rehber), bir rahmet ve müslimler için bir müjde olmak üzere kısım kısım indirdik.

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
90-) İnnAllahe ye'muru Bil adli vel’ihsani ve iytai zilkurba ve yenha anil fahşai velmünkeri velbağy* yeızuküm lealleküm tezekkerun;
Muhakkak ki Allah (B sırrınca) adl’ı (adalet; tevhid; akl-ı küll), ihsan’ı (farz olanı ifa; Rabbani müşahade) ve yakınlara vermeyi (sıla-i rahm) emreder... Fahşa’dan (hakikatına isyan olan davranışlar; hayvani kuvveler, zina), münker’den (Diyn’in, aklın, insan fıtratının reddettiği şeyler; iman bilincine yakışmayan düşünceler; şirk) ve bağy (zulüm, saldırganlık, hakka tecavüz; birimsellik)’den nehyeder... Tezekkür edesiniz diye (Allah) size va’z ediyor.
وَأَوْفُواْ بِعَهْدِ اللّهِ إِذَا عَاهَدتُّمْ وَلاَ تَنقُضُواْ الأَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلاً إِنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُون
91-) Ve evfu Bi ahdillahi iza ahedtüm ve la tenkudul eymane ba'de tevkiydiha ve kad cealtümullahe aleyküm kefiyla* innAllahe ya'lemu ma tef'alun;
Ahidleştiğiniz vakit, Allah ahdini (B sırrınca) tam yerine getirin... Yeminleri (nizi), pekiştirdikten sonra bozmayın... (Zira yeminlerinizle) Allah’ı kendi üzerinize kefil kıldınız!.. Muhakkak ki Allah işlediklerinizi bilir.
وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّتِي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِن بَعْدِ قُوَّةٍ أَنكَاثاً تَتَّخِذُونَ أَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ أَن تَكُونَ أُمَّةٌ هِيَ أَرْبَى مِنْ أُمَّةٍ إِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّهُ بِهِ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
92-) Ve la tekûnu kelletiy nekadat ğazleha min ba'di kuvvetin enkâsa* tettehızune eymaneküm dehalen beyneküm en tekûne ümmetün hiye erba min ümmetin, innema yeblukümullahu Bih* ve leyübeyyinenne leküm yevmel kıyameti ma küntüm fiyhi tahtelifun;
İpliğini kuvvetle büktükten sonra söküp bozan (kadın) gibi olmayın... Bir ümmet diğer bir ümmetten daha çok diye yeminlerinizi aranızda dehal (hile, tuzak, fesad, aldatma vasıtası) ediniyorsunuz... Allah onunla (B sırrınca) sizi yalnızca imtihan eder... Hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyi kıyamet günü elbette size açıklayacaktır.
وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلكِن يُضِلُّ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي مَن يَشَاءُ وَلَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
93-) Ve lev şaAllahu lecealeküm ümmeten vahıdeten ve lâkin yudıllu men yeşau ve yehdiy men yeşa'* ve letüs'elünne amma küntüm ta'melun;
Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet kılardı... Fakat (Allah) dilediğini saptırır ve dilediğini de hidayete erdirir... Yaptıklarınızdan elbette mes’ul tutulacaksınız.
وَلاَ تَتَّخِذُواْ أَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُواْ الْسُّوءَ بِمَا صَدَدتُّمْ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
94-) Ve la tettehızu eymaneküm dehalen beyneküm fetezille kademün ba'de sübutiha ve tezukussue Bima sadedtüm an sebiylillâh* ve leküm azâbün azîym;
Yeminlerinizi aranızda dehal (hile-fesad aracı) edinmeyin... (Zira o vakit, İslam’da) sübutundan sonra ayak kayar ve Allah yolundan alakoyduğunuz için (B sırrınca) (dünyada) kötülüğü tadarsınız... Ve sizin için (ahirette de) azim azab var (olur).
وَلاَ تَشْتَرُواْ بِعَهْدِ اللّهِ ثَمَناً قَلِيلاً إِنَّمَا عِندَ اللّهِ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

95-) Ve la teşteru Bi ahdillahi semenen kaliyla* innema ındAllahi huve hayrun leküm in küntüm ta'lemun;

Az bir bahaya Allah ahdini (B sırrınca) satmayın... Eğer bilirseniz, Allah indindeki sizin için daha hayırlıdır.
مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ وَمَا عِندَ اللّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُواْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

96-) Ma ındeküm yenfedü ve ma ındAllahi bakın, ve lenecziyennelleziyne saberu ecrehüm Bi ahseni ma kânu ya'melun;

Sizin indinizdeki tükenir... Allah indindeki ise bakidir... Sabredenlere gelince, elbette onların ecrini, yapmakta olduklarının daha güzeli (ilahi özellikler ile yaşanan makamlar) ile (B sırrınca) karşılarız (veririz).
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَاةً طَيِّبَةً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
97-) Men amile salihan min zekerin ev ünsa ve huve mu'minun fele nuhyiyennehu hayaten tayyibeten, ve lenecziyennehüm ecrehüm Bi ahseni ma kânu ya'melun;
Erkek’ten veya dişi’den (olsun), kim mü’min olarak salih amel ederse elbette biz ona tayyib (temiz-hoş, ölümü olmayan) bir hayat yaşatırız... Ve onlara elbette yaptıklarının daha güzeli ile (B sırrınca) ecirlerini veririz.
فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

98-) Feizâ kara'tel Kur’âne festeız Billahi mineş şeytanir raciym;

Kur’an’ı kıraat ettiğin vakit, şeytan-ı raciym’den (tard edilmiş şeytan’dan, B- sırrıyla) Allah’a sığın.
إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

99-) İnnehu leyse lehu sultanun alelleziyne amenu ve alâ Rabbihim yetevekkelun;

Doğrusu onun (şeytan’ın) iman eden ve rablerine tevekkül edenler üzerinde bir sultası/hakimiyeti/tutanağı yoktur.
إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُم بِهِ مُشْرِكُونَ
100-) İnnema sultanuhu alelleziyne yetevellevnehu velleziyne hüm Bihi müşrikûn;

Onun (vehmi nefsin, alt bilincin) sultası ancak kendisini veli edinenler ve (B gerçeğince) onu (Allah’a) ortak koşanlar üzerindedir.
وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَّكَانَ آيَةٍ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُواْ إِنَّمَا أَنتَ مُفْتَرٍ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ
101-) Ve iza beddelna ayeten mekâne ayetin vAllahu a'lemu Bima yünezzilu kalu innema ente müfter* bel ekseruhüm la ya'lemun;
Biz bir ayeti bir ayetin yerine tebdil ettiğimizde- ki Allah neyi indirdiğini (B sırrınca) daha iyi bilir- dediler ki: “Sen yalnızca bir iftiracısın!”... Bilakis, onların ekseriyeti bilmezler.
قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ
102-) Kul nezzelehu ruhulkudüsi min Rabbike Bil Hakkı li yüsebbitelleziyne amenu ve hüden ve büşra lilmüslimiyn;
De ki: “O’nu, Ruh’ul Kudüs, senin Rabbinden Bil-Hakk (Hakk olarak) indirmiştir... İman edenlere sebat vermek ve müslimler için de huda (rehber) ve müjde diye”.
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِّسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَـذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُّبِينٌ

103-) Ve lekad na'lemü ennehüm yekulune innema yuallimuhu beşer* lisanülleziy yulhıdune ileyhi a'cemiyyün ve hazâ lisanun arabiyyun mübiyn;

Andolsun ki: “O’nu ancak bir beşer öğretiyor” demelerini biliyoruz... İlhad ederek (Hak’dan saparak) kendisine nisbet ettikleri kimsenin lisanı a’cemiy’dir (Arapçayı iyi konuşamayan; düşüncelerini anlatamayan, konuşması belirsiz)... Bu ise apaçık Arapça bir lisandır.
إِنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللّهِ لاَ يَهْدِيهِمُ اللّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
104-) İnnelleziyne la yu'minune Bi ayatillahi la yehdiyhümullahu ve lehüm azâbün eliym;
Muhakkak ki Allah Ayetleri’ne (Allah Sıfatları’na, hükümlerine B sırrıyla) iman etmeyenleri, Allah hidayete erdirmez... Ve onlara elim bir azab vardır.
إِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَأُوْلـئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ

105-) İnnema yefteril kezibelleziyne la yu'minune Bi ayatillah* ve ülaike hümül kâzibun;

Yalnızca, Allah Ayetleri’ne (B sırrıyla) iman etmeyenler yalan uydurur... İşte bunlardır yalancıların ta kendileri.
مَن كَفَرَ بِاللّهِ مِن بَعْدِ إيمَانِهِ إِلاَّ مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالإِيمَانِ وَلَـكِن مَّن شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْراً فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِّنَ اللّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
106-) Men kefera Billahi min ba'di imanihi illâ men ükrihe ve kalbuhu mutmeinnun Bil iymani ve lâkin men şereha Bil küfri sadren fealeyhim ğadabün minAllah* ve lehüm azâbün azîym;
Kalbi imanla mutmain olduğu halde, (küfre) zorlanan müstesna, kim imanından sonra (B sırrı gerçeği ile) Allah’a kafir oldu ve küfre (B sırrı gereği, küfr olarak) sadr (göğüs, kalb) açtı ise, işte onlar üzerine Allah’dan bir gadab (iner)... Ve kendilerine aziym azab vardır.
ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اسْتَحَبُّواْ الْحَيَاةَ الْدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَأَنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِي
107-) Zâlike Bi ennehümüstehabbul hayated dünya alel ahıreti, ve ennAllahe la yehdil kavmel kafiriyn;
Bunun sebebi, onların (B sırrınca) dünya hayatını ahirete tercih etmeleri ve Allah’ın kafirler kavmini hidayete erdirmemesidir.
أُولَـئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ وَأُولَـئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
108-) Ülaikelleziyne tabeAllahu alâ kulubihim ve sem'ıhim ve ebsarihim* ve ülaike hümül ğafilun;
İşte bunlar, Allah’ın, kalblerinin, işitme kuvvelerinin, basiretlerinin üstüne tab’ettiği (mühür vurduğu, damgaladığı) kimselerdir... Ve onlar gafillerin ta kendileridir.
لاَ جَرَمَ أَنَّهُمْ فِي الآخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرو
109-) La cerame ennehüm fiyl’ahireti hümül hasirun;
Gerçek şu ki onlar Ahiret’te hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُواْ مِن بَعْدِ مَا فُتِنُواْ ثُمَّ جَاهَدُواْ وَصَبَرُواْ إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
110-) Sümme inne Rabbeke lilleziyne haceru min ba'di ma futinu sümme cahedu ve saberu, inne Rabbeke min ba'diha le Ğafurun Rahıym;
Sonra, muhakkak ki Rabbin, fitneye (imtihana, eziyyete) maruz bırakıldıktan sonra hicret edenlerin, sonra mücahede edenlerin ve sabredenlerin (yanındadır; rahmetiyle onların perdelerini kaldırır)... Onlardan sonra (da) Rabbin muhakkak ki Ğafur’dur (birimsellik özelliklerinizi mağfiret eder), Rahıym’dir (kemalatını tamamlayıcı rahmet sahibidir).
يَوْمَ تَأْتِي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَن نَّفْسِهَا وَتُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُون
111-) Yevme te'ti küllü nefsin tücadilu an nefsiha ve tüveffa küllü nefsin ma amilet ve hüm la yuzlemun;
 (An o) gün (ü) ki, her nefs gelir kendi nefsinden (kendini kurtarmak için) mücadele eder... Her nefse yaptığı şeyler (in karşılığı) tam verilir... Ve onlar zulme uğratılmazlar.
وَضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ آمِنَةً مُّطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَداً مِّن كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللّهِ فَأَذَاقَهَا اللّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُواْ يَصْنَعُونَ
112-) Ve darebAllahu meselen karyeten kânet amineten mutmeinneten ye'tiyha rizkuha rağaden min külli mekanin fekeferat Bi en'umillahi feezâkahAllahu libaselcuı vel havfi Bima kânu yasneun;
Allah bir karyeyi (şehri) misal verdi: Amin (güvenli) ve mutmain idi... Onun rızkı her mekandan (yerden) bol bol geliyordu... Fakat o (o şehrin ehli) Allah ni’metlerine (B işlevi ile) küfr/nankörlük etti (hakikatına ait Rahmani sıfatlar ile sünnetullaha uymayan fiiller yaptı)... Allah da kendilerine (B gerçeğince), yapıp-ürettikleri dolayısıyla açlık ve korku libasını tattırdı.
وَلَقَدْ جَاءهُمْ رَسُولٌ مِّنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ
113-) Ve lekad caehüm Rasûlün minhüm fekezzebuhu feehazehümül azâbü ve hüm zalimun;
Andolsun ki onlara kendilerinden bir Rasûl geldi de Onu yalanladılar... Ve onlar zalimler oldukları halde, azab kendilerini yakaladı.
فَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلالاً طَيِّباً وَاشْكُرُواْ نِعْمَتَ اللّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
114-) Fekülu mimma razekakümullahu halalen tayyiba* veşküru nı'metAllahi in küntüm iyyahu ta'budun;
Allah’ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal ve tayyib (temiz, hoş) olarak yiyin ve Allah nimetine şükredin; eğer O’na kulluk ediyorsanız.
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالْدَّمَ وَلَحْمَ الْخَنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيم
11 5-) İnnema harrama aleykümül meytete veddeme ve lahmel hınziyri ve ma ühille li ğayrillahi Bih* fe menidturre ğayre bağın ve la adin feinnAllahe Ğafurun Rahıym;
 (Allah) size yalnızca meyte’yi (İslami esasla zebh edilMEyerek kendi kendine ölmüş, kanı içinde kalmış tezkiyesiz hayvan; leş), kan’ı, domuz eti’ni ve (B sırrınca) Allah’dan gayrı adına boğazlananı haram etmiştir... Ama kim muzdar olursa (zarurette kalırsa) zulmetmeden (arzulamayarak, helal saymayarak) ve haddi aşmadan (bunlardan yiyebilir)... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَلاَ تَقُولُواْ لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَـذَا حَلاَلٌ وَهَـذَا حَرَامٌ لِّتَفْتَرُواْ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ لاَ يُفْلِحُون

11 6-) Ve la tekulu lima tasıfu elsinetükümül kezibe hazâ halalün ve hazâ haramün litefteru alellahil kezib* innelleziyne yefterune alellahil kezibe la yüflihun;

Dillerinizin yalan vasfettiği şeyler için “Şu helal’dır ve şu haram’dır” demeyin... Çünkü Allah’a yalan uydurmuş olursunuz... Muhakkak ki, Allah üzerine yalan uyduranlar iflah etmezler.
مَتَاعٌ قَلِيلٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
117-) Metaun kaliyl* ve lehüm azâbün eliym;
Az bir menfaatlanma (için) !.. Onlara (ahirette) elim azab vardır.
وَعَلَى الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَـكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
118-) Ve alelleziyne hadu harremna ma kasasna aleyke min kabl* ve ma zalemnahüm ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;
Biz daha önce sana kıssa edip anlatığımız şeyleri yahudi olanlar üzerine de haram etmiştik... Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.
ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُواْ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُواْ مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُواْ إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
119-) Sümme inne Rabbeke lilleziyne amilüssue Bi cehaletin sümme tabu min ba'di zâlike ve aslehu, inne Rabbeke min ba'diha leĞafurun Rahîym;
Sonra, muhakkak ki Rabbin, (Bi-) cehalet (bilgisizlik) ile kötülük yapanlar, sonra bunun arkasından tevbe edip (hallerini) ıslah edenlerin lehinedir (tevbelerini gerçekleştirir)... Muhakkak ki Rabbin, onlardan (tevbe ve ıslahdan) sonra Ğafur’dur, Rahıym’dir.
إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتاً لِلّهِ حَنِيفاً وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

120-) İnne İbrahiyme kâne ümmeten kaniten Lillahi haniyfa* ve lem yekü minel müşrikiyn;

Muhakkak ki İbrahiym (başlıbaşına) bir ümmet idi... (Hakikatı olan) Allah’a kanit (itaatkar, mustakıym) idi... Haniyf (muvahhid; Allah yanısıra tanrı kabul etmeyen) idi... (O) müşriklerden (Allah’a ortak koşanlardan) olmadı.
شَاكِراً لِّأَنْعُمِهِ اجْتَبَاهُ وَهَدَاهُ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
121-) Şakiran li en'umiHİ, ictebahu ve hedahu ila sıratın müstekıym;
O’nun ni’metlerine şükreden idi... (O), onu (ilk noktada) ictiba etmiş (seçmiş) ve onu sırat-ı müstakıym’e hidayet etmişti.
وَآتَيْنَاهُ فِي الْدُّنْيَا حَسَنَةً وَإِنَّهُ فِي الآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
122-) Ve ateynahu fiyd dünya haseneten, ve innehu fiyl ahireti lemines salihıyn;
Biz Ona dünyada bir hasene (ilahi özellikler, nübüvvet) verdik... Ve o, ahirette de elbette salihlerdendir.
ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفاً وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
123-) Sümme evhayna ileyke enittebı' millete İbrahiyme haniyfa** ve ma kâne minel müşrikiyn;
Sonra, biz sana: “Haniyf olarak İbrahim’in milletine (diyni’ne) tabi ol... O, müşriklerden olmadı” diye vahyettik.
نَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
124-) İnnema cuıles Sebtü alelleziynahtelefu fiyh* ve inne Rabbeke leyahkümü beynehüm yevmel kıyameti fiyma kânu fiyhi yahtelifun;
Es-Sebt (Cumartesi Günü), ancak onda ihtilafa düşmüş kimseler (İsrailOğulları) üzerine (farz) kılındı... Muhakkak ki Rabbin, ihtilaf ettikleri şey hakkında, kıyamet günü onlar arasında elbette hüküm verecektir.
ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
125-) Ud'u ila sebiyli Rabbike Bil hikmeti velmev'ızatil haseneti ve cadilhüm Billetiy hiye ahsen* inne Rabbeke HUve a'lemu Bimen dalle an sebiyliHİ ve HUve a'lemu Bil mühtediyn;
Rabbinin yoluna (Bi-) Hikmetle ve Mev’ıze-i Hasene (güzel öğüt) ile da’vet et... Onlarla (Bi-) en güzel şekilde mücadele et... Muhakkak ki Rabbin, (B sırrınca) O daha iyi bilir yolundan sapanı... Ve (B sırrınca) O daha iyi bilir doğru yola erenleri.
وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُواْ بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُم بِهِ وَلَئِن صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِّلصَّابِرينَ
126-) Ve in akabtüm feakıbu Bi misli ma ukıbtüm Bih* ve lein sabertüm le huve hayrun lissabiriyn;
Şayet ceza ile karşılık verecekseniz, size (B sırrınca) yapılan azabın (Bi-) misli ile (yani B gerçeğince) cezalandırın... Eğer sabrederseniz, elbette bu sabredenler için daha hayırlıdır.
وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلاَّ بِاللّهِ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلاَ تَكُ فِي ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُون
127-) Vasbir ve ma sabruke illâ Billahi ve la tahzen aleyhim ve la tekü fiy daykın mimma yemkürun;
Sabret!... Senin sabrın ancak (Bi-) Allah iledir!.. Onlar üzerine mahzun olma... Kurmakta oldukları tuzaklarından darlık/sıkıntı’da olma.
إِنَّ اللّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَواْ وَّالَّذِينَ هُم مُّحْسِنُونَ

128-) İnnAllahe mealleziynet tekav velleziyne hüm muhsinun;

Muhakkak ki Allah (nefslerinden) korunanlar ve muhsinlerle (müşahade, yakiyn sahipleri ile) beraberdir.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal