Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



 17. İSRÂ SÛRESİ    الاسرا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
1-) Subhanelleziy esra Bi abdiHİ leylen minel Mescidil Harami ilel Mescidil Aksalleziy barekna havlehu linüriyehu min ayatina* inneHU HUves Semiy’ul Basıyr;
Tenzih O Subhan’a ki, (özel) kulunu (Bi-abduHU; B sırrınca?) geceleyin (gece içinde) Mescid-i Haram’dan, havlini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya (B sırrınca) isra etti... O’na ayetlerimizden gösterelim diye... Hakikat şu; O’dur Semi’, Basıyr.
وَآتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِّبَنِي إِسْرَائِيلَ أَلاَّ تَتَّخِذُواْ مِن دُونِي وَكِيل
2-) Ve ateyna Musel Kitabe ve cealnahu hüden li beniy israiyle ella tettehızu min duniy vekiyla;
Musa’ya Kitab’ı verdik... Ve Onu: “Benden gayrı vekiyl edinmeyin!” diye İsrailOğulları’na bir Huda (rehber) kıldık.
ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ إِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً
3-) Zürriyyete men hamelna mea Nuh* innehu kâne abden şekûra;
 (Ey) Nuh ile beraber taşıdığımız zürriyyet!... Muhakkak ki O, çok şükreden bir kul idi.
وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوّاً كَبِيرا
4-) Ve kadayna ila beniy israiyle fiylKitabi letüfsidünne fiyl Ardı merrateyni ve leta'lünne ulüvven kebiyra;
Kitab’ta İsrailOğullarına şunu kazy (hükm) ettik: “Siz Arz’da iki kerre ifsad/bozgunculuk yapacaksınız ve alabildiğine (zalimce) büyükleneceksiniz (uluvvi kibriya?)”.
فَإِذَا جَاء وَعْدُ أُولاهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَاداً لَّنَا أُوْلِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُواْ خِلاَلَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْداً مَّفْعُولا
5-) Feizâ cae va'dü ulahüme beasna aleyküm ıbaden leNA üliy be'sin şediydin fecasu hılaleddiyar* ve kâne va'den mef'ula;
O ikisinden ilkinin va’di (vakti) geldiğinde, şiddetli güç (meleki kuvveler) sahibi kullarımızı üzerinize ba’settik... (Onlar) yurtların aralarına girip araştırdılar... (Bu) mef’ul (yerine getirilmiş) bir va’d idi.
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَاكُم بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ أَكْثَرَ نَفِيراً
6-) Sümme radedna lekümülkerrete aleyhim ve emdednaküm Bi emvalin ve beniyne ve cealnaküm eksere nefiyra;
Sonra sizi, onlar üzerine bir kerre daha reddeddik... Mallar ve oğullar ile (B sırrınca) size imdad ettik... Savaşçılarınız itibarıyla sizi ekser kıldık.
إِنْ أَحْسَنتُمْ أَحْسَنتُمْ لِأَنفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا فَإِذَا جَاء وَعْدُ الآخِرَةِ لِيَسُوؤُواْ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُواْ الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوْاْ تَتْبِيراً
7-) İn ahsentüm ahsentüm lienfüsiküm ve in ese'tüm feleha* feizâ cae va'dül ahıreti liyesuu vucuheküm ve liyedhulül Mescide kema daheluhu evvele merretin ve liyütebbiru ma alev tetbiyra;
Eğer iyilik ederseniz, kendi nefsinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz, o da kendinizedir... Ahiret’in va’di (ifsadınızın ikinci/son keresi; fena vakti) geldiğinde, vechlerinizi kötü yapsınlar, ilk keresinde (ilahi kuvveler ile) oraya girdikleri gibi Mescid’e (kalb’e) girsinler ve üstünlük sağladıkları şeyleri dumura uğratsınlar diye (kullarımızı tekrar ba’sederiz).
عَسَى رَبُّكُمْ أَن يَرْحَمَكُمْ وَإِنْ عُدتُّمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيراً
8-) Asa Rabbüküm en yerhameküm* ve in udtüm udna* ve cealna cehenneme lil kafiriyne hasıyra;
Umulur ki Rabbiniz size rahmet/merhamet eder... Eğer dönerseniz, biz de döneriz... Cehennem’i kafirler için hasıyr (kuşatıp daraltan, hapsedici, sınırlayıp kayıtlayan) kıldık.
إِنَّ هَـذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً كَبِيراً
9-) İnne hazel Kur’âne yehdiy lilletiy hiye akvemü ve yübeşşirul mu'miniyn elleziyne ya'melunes salihati enne lehüm ecren kebiyra;
Muhakkak ki şu Kur’an, en doğru/en ayakta kalana/en sağlama (Hakkel Yakıyn’e, Hakka: 51?) hidayet eder ve bilfiil salihat amel eden mü’minlere, kendileri için ecr-i kebiyr (ilahi özelliklerle yaşam) olduğunu müjdeler.
وأَنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً أَلِيماً
10-) Ve ennelleziyne la yu'minune Bil ahireti a'tedna lehüm azâben eliyma;
Ahirete (bilinç-kudret boyutuna B sırrıyla) iman etmeyenlere (tabiatlarından arınıp soyutlanmayanlara) de, kendileri için elim azab hazırladığımızı (müjdeler).
وَيَدْعُ الإِنسَانُ بِالشَّرِّ دُعَاءهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الإِنسَانُ عَجُول

11-) Ve yed'ul İnsanu Bişşerri duaehu Bil hayr* ve kânel İnsanu acula;

İnsan, (Bi-) hayrı çağırır gibi (Bi-) şerri çağırır... İnsan çok acelecidir.
وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ آيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا آيَةَ اللَّيْلِ وَجَعَلْنَا آيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُواْ فَضْلاً مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصِيلا
12-) Ve cealnelleyle vennehare ayeteyni fe mehavna ayetelleyli ve cealna ayetennehari mubsıreten litebteğu fadlen min Rabbiküm ve li ta'lemu adedessiniyne vel hısab* ve külle şey'in fassalnahu tefsıyla;
Gece’yi ve gündüz’ü iki ayet kıldık... Gecenin ayeti’ni mahv ettik (sildik; fena), gündüzün ayeti’ni mubsıra (aydınlatan, ayan eden; idraka getiren) kıldık... Rabbinizden bir fazl talep edesiniz ve senelerin adedini ve hesabı bilesiniz diye... Biz (ilmin kapsamındaki) herşeyi tam bir tafsil ile (akıl-üst bilinç mertebesinde) açıkladık.
وَكُلَّ إِنسَانٍ أَلْزَمْنَاهُ طَآئِرَهُ فِي عُنُقِهِ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كِتَاباً يَلْقَاهُ مَنشُوراً
13-) Ve külle İnsanin elzemnahu tairehu fiy unukıh* ve nuhricü lehu yevmel kıyameti Kitaben yelkahu menşura;
Her insanın tair’ini (kuşunu, uğurlu-uğursuzunu, amelini, nasibini, kaderini; şekavet ve saadetini) ayrılmaz şekilde kendi boynuna doladık... Kiyamet günü (vefatında) kendisine, neşrolmuş olarak kavuşacağı bir kitab çıkarırız.
اقْرَأْ كَتَابَكَ كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيباً
14-) İkra' Kitabek* kefa Bi nefsikel yevme aleyke Hasiyba;
 “Oku (kendi şifrenle yazdığın) kitabını!.. Bugün sana (B sırrınca) Hasiyb olarak nefsin yeter”.
مَّنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدي لِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولا
15-) Menihteda feinnema yehtediy li nefsih* ve men dalle feinnema yedıllu aleyha* ve la teziru vaziretun vizre uhra* ve ma künna muazzibiyne hatta neb'ase Rasûla;
Kim doğru yolu bulursa ancak kendi nefsi için doğru yolu bulmuş olur, kim de saparsa ancak kendi nefsi aleyhine sapmış olur... Hiç bir yük/günah taşıyıcı, bir başkasının yükünü taşımaz... Ve biz bir Rasûl ba’setmedikçe azabediciler değiliz.
وَإِذَا أَرَدْنَا أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُواْ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمِيراً
16-) Ve iza eredna en nühlike karyeten emerna mütrefiyha fefeseku fiyha fehakka aleyhel kavlü fedemmernaha tedmiyr;
Bir karye’yi helak etmeyi irade ettiğimizde, oranın mütref’lerine (dünyevi-şehvani imkanların bolluğu ile şımaran, ni’metleri yerli yerinde kullanmayanlar’a) emrederiz de (onlar) orada bilfiil fasıklık yaparlar... Bu sebeple aleyhlerine kavl (söz) hak olur... Biz de onu dumura uğratırız/helak ederiz.
وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِن بَعْدِ نُوحٍ وَكَفَى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرَاً بَصِيراً
17-) Ve kem ehlekna minel kuruni min ba'di Nuh* ve kefa Bi Rabbike Bi zünubi ıbadiHİ Habiyren Basıyra;
Nuh’dan sonra nice karn (nesil, kuşak) lar helak ettik... Kullarının zenblerini (günahlarını B sırrınca) Habiyr ve Basıyr olması itibarıyla Rabbin (B sırrınca) kafidir.
مَّن كَانَ يُرِيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فِيهَا مَا نَشَاء لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَ يَصْلاهَا مَذْمُوماً مَّدْحُوراً
18-) Men kâne yüriydül acilete accelna lehu fiyha ma neşau limen nüriydü sümme cealna lehu cehennem* yaslaha mezmumen medhura;
Kim acile’yi (çabuk olanı, peşini; dünyayı) irade eder ise o acile içinde ona, (yani) irade ettiğimiz (takdir ettiğimiz) kimseye, dilediğimizi peşin vermişizdir... Sonra onun için cehennem (i yer) kıldık; aşağılanmış ve tard edilmiş olarak ona yaslanır.
وَمَنْ أَرَادَ الآخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُوراً
19-) Ve men eradel ahırete ve sea leha sa'yeha ve huve mu'minun feülaike kâne sa'yühüm meşkûra;
Kim de Ahiret’i (bilinç-kudret boyutu, melekut) irade etti ve (ilmel yakiyn) mü’min olarak onun için sa’yetti (çalıştı) ise, işte onların sa’yleri meşkur (şükürlenmiş, karşılığı alınmış) oldu.
كُلاًّ نُّمِدُّ هَـؤُلاء وَهَـؤُلاء مِنْ عَطَاء رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاء رَبِّكَ مَحْظُوراً
20-) Küllen nümiddü haülai ve haülai min atai Rabbik* ve ma kâne atau Rabbike mahzura;
Hepsine, onlara da bunlara da Rabbinin a’tası (verişi, lutfu, bağışı)’ndan imdad ederiz (ard arda veririz)... Rabbinin a’tası mahzur (men’edilmiş) değildir (Rabbinin verişi engellenemez).
انظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَلَلآخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَأَكْبَرُ تَفْضِيل
21-) Unzur keyfe faddalna ba'dahüm alâ ba'd* ve lel ‘ahıretü ekberu derecatin ve ekberu tefdıyla;
Bak, nasıl onların bazısını bazısı üzerine tafdil ettik (üstün yaptık)... Elbette Ahiret (ruhani alem), dereceler itibarıyla da ekber’dir (daha büyüktür), tafdil itibarıyla da ekber’dir.
لاَّ تَجْعَل مَعَ اللّهِ إِلَـهاً آخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُوماً مَّخْذُولا
22-) La tec'al meAllahi ilahen ahare fetak'ude mezmumen mahzula;
Allah ile beraber (kafanda) başka bir ilah oluşturma (O’nun gayrını vehmetme, O’nun gayrından bir şey umma) !.. Yoksa (bu şirk sebebiyle) kınanmış/aşağılanmış ve kendi başına/yapayalnız terkedilmiş (yardımsız) olarak oturup kalırsın.
وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَا أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيما
23-) Ve kada Rabbüke elle ta'budu illâ iyyahu ve Bil valideyni ıhsana* imma yeblüğanne ındekel kibere ehadühüma ev kilahüma fela tekullehüma üffin ve la tenherhüma ve kul lehüma kavlen keriyma;
Rabbin, ancak O’na/kendisine kulluk yapmanızı ve (Bi-) ana-baba’ya ihsan’ı hükmetti... Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlarlığa ererse sakın onlara “üf” (bile) deme, onları azarlama ve onlara kerim (kerametli, şerefli, güzel) söz söyle.
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيراً
24-) Vahfıd lehüma cenahazzülli minerrahmeti ve kul Rabbirhamhüma kema Rabbeyaniy sağıyra;
Rahmet’ten ötürü onlara züll kanadını indir (mütevazi davran)... Ve de ki: “Rabbim!. Rahmet/merhamet et onlara, küçükken beni terbiye ettikleri (o vesileyle gösterdikleri) gibi”.
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ إِن تَكُونُواْ صَالِحِينَ فَإِنَّهُ كَانَ لِلأَوَّابِينَ غَفُورا
25-) Rabbüküm a'lemu Bima fiy nüfusiküm* in tekûnu salihıyne feinnehu kâne lil evvabiyne Ğafura;
Rabbiniz nefslerinizdekini (B sırrınca) daha iyi bilir... Eğer siz salihler olursanız, muhakkak ki O Evvabiyn (Özüne çok dönen; fani) için Ğafur’dur.
وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرا
26-) Ve ati zelkurba hakkahu velmiskiyne vebnes sebiyli ve la tübezzir tebziyra;
Akraba’ya (yakınlar’a) hakkını ver... Miskiyn’e (yoksul’a) ve yolun oğluna (yolda olana) da (haklarını ver)... (Fakat) ölçüsüz dağıtma/saçıp savurma da.
إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُوراً
27-) İnnel mübezziriyne kânu ıhvaneşşeyatıyn* ve kâneş şeytanu liRabbihi kefura;
Mübezziriyn (ölçüsüz dağıtanlar, saçıp savuranlar, ifşa edenler), şeytanların kardeşleri oldu... Şeytan ise Rabbine çok kafirdir (nankördür).
وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاء رَحْمَةٍ مِّن رَّبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُل لَّهُمْ قَوْلاً مَّيْسُورا
28-) Ve imma tu'ridanne anhümübtiğae rahmetin min Rabbike tercuha fekul lehüm kavlen meysura;
Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti (rızkı) beklemekten ötürü onlardan (ashab-ı suffa) yüz çevirir isen, o takdirde onlara meysur (ağır gelmeyecek, yumuşak, latif, hoş) bir söz söyle.
وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَّحْسُوراً
29-) Ve la tec'al yedeke mağluleten ila unukike ve la tebsutha küllelbastı fetak'ude melumen mahsura;
Elini boynuna bağlanıp asılmış kılma... Onu büsbütün bast etme/açma da... Yoksa kınanmış ve hasret/pişmanlık içinde oturup kalırsın.
إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيراً بَصِيراً
30-) İnne Rabbeke yebsütur rizka limen yeşau ve yakdir* inneHU kâne Bi ıbadiHİ Habiyran Basıyra;
Muhakkak ki Rabbin dilediğine rızkı bast eder/açar-genişletir de daraltır da... Muhakkak ki O kullarını (B sırrınca kulları olarak, kullarından) Habiyr’dir, Basıyr’dir.
وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُم إنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْءاً كَبِيراً
31-) Ve la taktülu evladeküm haşyete imlak* nahnu nerzükuhüm ve iyyaküm* inne katlehüm kâne hit'an kebiyra;
Evladlarınızı imlak haşyeti (yoksulluk korkusu) ile katletmeyin... Biz’iz onları da sizi de rızıklandıran biz... Onları katletmek muhakkak büyük günahtır.
وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلا
32-) Ve la takrabüzzina innehu kâne fahışeten, ve sae sebiyla;
Zina’ya yaklaşmayın!.. Şüphesiz o fahişe (hayasızlık, hayvanilik, şirk)’dir... Yol itibarıyla da kötüdür.
وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالحَقِّ وَمَن قُتِلَ مَظْلُوماً فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَاناً فَلاَ يُسْرِف فِّي الْقَتْلِ إِنَّهُ كَانَ مَنْصُورا
33-) Ve la taktülün nefselletiy harramAllahu illâ Bil Hakk* ve men kutile mazlumen fekad cealna liveliyyihi sultanen fela yüsrif fiylkatl* innehu kne mensûrea;
Allahın haram kıldığı nefs’i, Bil-Hakk (Hakk olarak) hariç, öldürmeyin... Kim mazlum olarak öldürülür ise, biz onun velisine bir sultan (güç, yetki) vermişizdir... O da öldürmekte israf etmesin/ileri gitmesin... Çünkü o mensur olmuştur (zaten yardım olunmuştur).
وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُولا
34-) Ve la takrabu malel yetiymi illâ Billetiy hiye ahsenü hatta yeblüğa eşüddeh* ve evfu Bil ahd* innel ahde kâne mes'ula;
Bulüğ çağına ulaşıncaya kadar, (Bi-) en güzel şekilde olanı hariç, yetim’in malı’na yaklaşmayın... Ahd’ı (B sırrınca) tam yerine getirin... Muhakkak ki ahd mes’ul’dur.
وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذا كِلْتُمْ وَزِنُواْ بِالقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلا
35-) Ve evfülkeyle iza kiltüm vezinu Bil kıstasil müstekıym* zâlike hayrun ve ahsenü te'viyla;
Ölçtüğünüzde ölçüyü tam yapın ve müstakıym kıstas (dosdoğru terazi; saf akıl) ile (B sırrınca) tartın... Bu hem daha hayırlı ve hem de te’vil olarak (işin aslına ulaşma bakımından) daha güzeldir.
وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولا
36-) Ve la takfü ma leyse leke Bihi ‘ılm* innesSem'a vel Besara vel Fuade küllü ülaike kâne anhu mes'ula;
Hakkında (B sırrınca) ilmin olmayan şeyin ardına düşme/izleme!... Muhakkak ki sem’ (işitme kuvvesi), basar (görme kuvvesi) ve fuad (gönül), işte onların her biri ondan mes’ul’dur (ilimsiz, bu melekeler koza örebilir).
وَلاَ تَمْشِ فِي الأَرْضِ مَرَحاً إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ الأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُول
37-) Ve la temşi fiyl Ardı meraha* inneke len tahrikal Arda ve len teblüğal cibale tûla;
Arz’da kasılıp böbürlenerek yürüme... Çünkü (öyle yürüyerek) sen Arz’ı asla delemezsin/yaramazsın, tul olarak (boy uzunluğunca) da dağlara asla erişemezsin.
كُلُّ ذَلِكَ كَانَ سَيٍّئُهُ عِنْدَ رَبِّكَ مَكْرُوهاً
38-) Küllü zâlike kâne seyyiuhu ınde Rabbike mekruha;
Kötü olan bütün bunlar (yasaklananlar), Rabbinin indinde/Rabbine göre mekruhtur (hoşlanılmayan şeylerdir).
ذَلِكَ مِمَّا أَوْحَى إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَلاَ تَجْعَلْ مَعَ اللّهِ إِلَهاً آخَرَ فَتُلْقَى فِي جَهَنَّمَ مَلُوماً مَّدْحُوراً
39-) Zâlike mimma evha ileyke Rabbüke minel hıkmeti, ve la tec'al meAllahi ilahen ahare fetülka fiy cehenneme melumen medhura;
İşte bunlar, Rabbinin sana Hikmet’ten vahyettikleridir... Allah ile beraber başka bir ilah oluşturma (O’nun gayrını vehmetme)... Sonra levmedilmiş ve tard edilmiş olarak Cehennem’e atılırsın.
أَفَأَصْفَاكُمْ رَبُّكُم بِالْبَنِينَ وَاتَّخَذَ مِنَ الْمَلآئِكَةِ إِنَاثاً إِنَّكُمْ لَتَقُولُونَ قَوْلاً عَظِيما
40-) Efeasfaküm Rabbüküm Bil beniyne vettehaze minel Melaiketi inasâ* inneküm letekulune kavlen azıyma;
Rabbiniz (Bi-) oğullar ile sizi seçti de (kendisi) meleklerden dişiler (kızlar) mi edindi?.. Muhakkak ki siz aziym bir söz söylüyorsunuz.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَـذَا الْقُرْآنِ لِيَذَّكَّرُواْ وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ نُفُورا
41-) Ve lekad sarrefna fiy hazel Kur'âni liyezzekkeru* ve ma yeziydühüm illâ nüfura;
Andolsun şu Kur’an’da (hakikatı,) temsillerle, türlü anlatım yollarıyla açıkladık ki, tezekkür etsinler... Fakat bu, onların ancak nefretini/uzaklaşmalarını artırıyor.
قُل لَّوْ كَانَ مَعَهُ آلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ إِذاً لاَّبْتَغَوْاْ إِلَى ذِي الْعَرْشِ سَبِيلا
42-) Kul lev kâne meahu alihetün kema yekulune izen lebteğav ila zil arşi sebiyla;
De ki: “Eğer onların dedikleri gibi O’nunla beraber ilahlar olsaydı, o vakit elbette Arş sahibine bir yol ararlardı”.
سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوّاً كَبِيراً
43-) SubhaneHU ve teala amma yekulune ulüvven kebiyra;
 “O, Subhan ve yücedir; onların söylediklerinden üstün/yüce büyüktür (akıl-fikir-söz’e sığmaz; uluvvi kibriya sahibi)”.
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَـكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيماً غَفُورا
44-) Tüsebbihu leHUs Semavatüs seb'u vel Ardu ve men fiyhinn* ve in min şey'in illâ yüsebbihu Bi hamdiHİ ve lâkin la tefkahune tesbiyhahüm* inneHU kâne Haliymen Ğafura;
Yedi Sema, Arz ve onların içindekiler (hep) O’nu tesbih eder (başkaca varolamazlar)... Hiç bir şey yok ki O’nun Hamdı ile (B sırrınca, O’nun Hamdi olarak) tesbih etmesin (O’nun Hamdı ile tesbih etmeyen mevcud değildir)... Fakat siz onların tesbihini fıkh etmiyorsunuz/anlamıyorsunuz... Muhakkak ki O, Haliym’dir, Ğafur’dur.
وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ حِجَاباً مَّسْتُورا
45-) Ve iza kare'tel Kur’âne cealna beyneke ve beynelleziyne la yu'minune Bil ahireti hıcaben mestura;
Sen Kur’an’ı kıraat ettiğinde (biz), seninle Ahiret’e (B sırrıyla) iman etmeyenler arasına hicaben mestura (gizli perde) yaptık.
وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْراً وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِي الْقُرْآنِ وَحْدَهُ وَلَّوْاْ عَلَى أَدْبَارِهِمْ نُفُوراً
46-) Ve cealna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azanihim vakra* ve iza zekerte Rabbeke fiyl Kur'âni vahdeHU vellev alâ edbarihim nüfura;
Kalblerinin üzerine, O’nu (Kur’an’ı) fıkh etmelerine/anlamalarına (mani) ekinneh (kılıflar, perdeler), kulaklarında da vakra (ağırlık) koyduk... Kur’an’da Rabbini tekliği ile zikrettiğinde, nefretle dübürleri üzere/geriye dönüp giderler.
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِ إِذْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ وَإِذْ هُمْ نَجْوَى إِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ رَجُلاً مَّسْحُور
47-) Nahnu a'lemu Bima yestemiune Bihi iz yestemiune ileyke ve iz hüm necva iz yekuluz zalimune in tettebiune illâ racülen meshura;
Sana kulak verdiklerinde (B gerçeğince) neyi dinlediklerini ve onlar aralarında fısıldaşırlarken de, o zalimlerin: “Sihirlenmiş bir adamdan başkasına tabi olmuyorsunuz” dediklerini (B sırrınca) biz daha iyi biliriz.
انظُرْ كَيْفَ ضَرَبُواْ لَكَ الأَمْثَالَ فَضَلُّواْ فَلاَ يَسْتَطِيعْونَ سَبِيلا
48-) Unzur keyfe darebu lekel’emsale fedallu fela yestetıy'une sebiyla;
Bak senin için nasıl benzetmeler yaptılar da bu sebeple saptılar!... Artık (Hakikata götüren, işe yarar) bir yol bulamazlar (Sensiz yol yoktur).

وَقَالُواْ أَئِذَا كُنَّا عِظَاماً وَرُفَاتاً أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقاً جَدِيداً
49-) Ve kalu eiza künna ızamen ve rufaten einna lemeb'usune halkan cediyda;
Ve dediler ki: “Biz kemikler (yığını) ve ufantı olduğumuzda mı, gerçekten biz mi halk-ı cediyd/yepyeni bir yaradılış ile ba’solunacaklarız?”.

قُل كُونُواْ حِجَارَةً أَوْ حَدِيداً

50-) Kul kûnu hıcareten ev hadiyda;

De ki: “Taşlar (yığını) ve demir (kütlesi) olun (isterse)!”.

أَوْ خَلْقاً مِّمَّا يَكْبُرُ فِي صُدُورِكُمْ فَسَيَقُولُونَ مَن يُعِيدُنَا قُلِ الَّذِي فَطَرَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَسَيُنْغِضُونَ إِلَيْكَ رُؤُوسَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَن يَكُونَ قَرِيباً
51-) Ev halkan mimma yekbüru fiy suduriküm* feseyekulune men yuiydüna* kulilleziy fetareküm evvele merretin, feseyünğıdune ileyke ruusehüm ve yekulune meta hu* kul asa en yekûne kariyba;
“Yahut sadırlarınızda/içinizde büyük olan bir yaratık (olun)”... Diyecekler ki: “Bizi kim iade edecek (yeniden yapacak) ?”... De ki: “Sizi ilk defa (bu fıtratla) yaratmış olan”... (Şaşkınlık ve alaydan) sana kafalarını sallayacaklar ve derler ki: “Ne zaman o?”... De ki: “Kariyb (yakın) olması umulur”.

يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَجِيبُونَ بِحَمْدِهِ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلاَّ قَلِيل
52-) Yevme yed'uküm fetesteciybune Bi hamdiHİ ve tezunnune in lebistüm illâ kaliyla;
Sizi çağıracağı gün, O’nun Hamdı ile (B sırrıyla, O’nun Hamdi olarak) icabet edeceksiniz ve zannedeceksiniz ki (kabirlerinizde) ancak pek az kaldınız.

وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ الَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلإِنْسَانِ عَدُوّاً مُّبِينا
53-) Ve kul li ıbadiy yekulülletiy hiye ahsen* inneş şeytane yenzeğu beynehüm* inneş şeytane kâne lil’İnsani adüvven mübiyna;
Kullarıma de ki: En güzeli ne ise onu söylesinler... Muhakkak ki şeytan aralarına nezğ (fit) sokar... Muhakkak ki şeytan insan için apaçık bir düşmandır.

رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِكُمْ إِن يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ أَوْ إِن يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْ وَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَكِيلا
54-) Rabbüküm a'lemü Biküm* in yeşe' yerhamküm ev inyeşe' yuazzibküm* ve ma erselnake aleyhim vekiyla;
Rabbiniz sizi (B sırrınca) daha iyi bilir... Eğer diler ise size rahmet eder (açar) yahud diler ise size azab eder (kapatır, kayıtlar)... Biz seni onlar üzerine vekiyl irsal etmedik.

وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِمَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُوراً

55-) Ve Rabbüke a'lemu Bi men fiys Semavati vel Ardı ve lekad faddalna ba'danNebîyyiyne alâ ba’din ve ateyna Davude Zebura;

Rabbiniz Semavat’ta ve Arz’da bulunan bilinçleri (B sırrınca) daha iyi bilir... Andolsun ki biz Nebîlerin bazısını bazısı üzerine tafdil ettik (fazlalandırdık)... Ve Davud’a da Zebur (Nübüvvet kapsamındaki ahkam değil, tesbih-dua-zikir-şükür gibi hususlar ihtiva eden bir kitab) verdik.

قُلِ ادْعُواْ الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِهِ فَلاَ يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنكُمْ وَلاَ تَحْوِيل
56-) Kulid'ulleziyne zeamtüm min duniHİ fela yemlikûne keşfeddurri anküm ve la tahviyla;
De ki: “O’ndan gayrı zannettiklerinizi çağırın!... Ne sizden durru (zorluk, sıkıntı) keşfetmeye (kaldırmaya) malikdirler ve ne de tahvil edebilirler (değiştirebilirler)”.

أُولَـئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُوراً
57-) Ülaikelleziyne yed'une yebteğune ila Rabbihimül vesiylete eyyühüm akrebü ve yercune rahmeteHU ve yehafune azâbeHU, inne azâbe Rabbike kâne mahzura;
Onların çağırdıklar/dua ettikleri, (hatta) onların (o yalvardıklarının Allah’a) en yakını hangisi ise (onlar da) Rablerine vesile isterler/arzularlar... O’nun rahmetini umarlar ve O’nun azabından korkarlar... Muhakkak ki senin Rabbinin azabı sakınılasıdır.

وَإِن مَّن قَرْيَةٍ إِلاَّ نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيَامَةِ أَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَاباً شَدِيداً كَانَ ذَلِك فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً
58-) Ve in min karyetin illâ nahnu mühlikûha kable yevmil kıyameti ev muazzibuha azâben şediyda* kâne zâlike fiyl Kitabi mestura;
Hiç bir karye (şehir, ülke) yok ki, (istisnasız) kıyamet gününden önce biz onun helak edicileri (ölümünü gerçekleştiriciler) yahud da şiddetli bir azab ile azab edicileri olmayalım...İşte bu Kitab’da (Levh-i Mahfuz’da, genlerde) satır satır yazılmıştır.

وَمَا مَنَعَنَا أَن نُّرْسِلَ بِالآيَاتِ إِلاَّ أَن كَذَّبَ بِهَا الأَوَّلُونَ وَآتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُواْ بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِالآيَاتِ إِلاَّ تَخْوِيف
59-) Ve ma meneana en nursile Bil’ayati illâ en kezzebe Bihel evvelun* ve ateyna Semuden nakate mubsıreten fezalemu Biha* ve ma nursilu Bil ayati illâ tahviyfa;
Bize (Bi-) ayetleri irsal etmemize mani olan, öncekilerin onları (B sırrınca) yalanlamış olmasıdır (siz de yalanlar ve mes’ul olursunuz)... Semud’a da mubsıre (aydınlatan, gören, idrak eden) olarak dişi deve’yi (mübarek nefs) verdik de ona (B sırrınca) zulmettiler... Biz (Bi-) ayetleri ancak korkutmak için irsal ederiz.

وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَاناً كَبِيرا
60-) Ve iz kulna leke inne Rabbeke ehata Bin Nas* ve ma cealnerru'yelletiy ereynake illâ fitneten linNasi veşşeceretel mel'unete fiyl Kur'ân* ve nuhavvifühüm, fema yeziydühüm illâ tuğyanen kebiyra;
Hani sana: “Muhakkak ki Rabbin insanları (BinNas= insanların varlığı olarak) ihata etmiştir” dedik... Sana gösterdiğimiz o rüyayı (rü’yeti, mi’rac sahnelerini) ve Kur’an’daki mel’un şecere’yi (lanetlenmiş ağaç; tabiat, şeytaniyet boyutu) de ancak insanlar için bir fitne (imtihan vasıtası) kıldık... Biz onları korkutuyoruz... Fakat (bu), onları büyük bir tuğyandan başka artırmıyor.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إَلاَّ إِبْلِيسَ قَالَ أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِيناً
61-) Ve iz kulna lil Melaiketiscüdu liAdeme fesecedu illâ ibliys* kale eescüdü limen halakte tıyna;
Hani Melaike’ye: “Secde edin Adem’e” dedik de İblis müstesna behemehal secde ettiler... (İblis): “Tıyn (balçık; su+toprak; hücre yapı) olarak yarattığın kişiye secde eder miyim?”, dedi.

قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَـذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إَلاَّ قَلِيل
62-) Kale eraeyteke hazelleziy kerramte aleyye, lein ahharteni ila yevmil kıyameti leahtenikenne zürriyyetehu illâ kaliyla;
“Gördün mü seni, benim üzerime mükerrem (şerefli) kıldığın şu kümseye bak!.. Andolsun ki eğer beni kıyamet günü’ne kadar tehir eder isen onun zürriyyetini, pek azı hariç mutlaka hükmüm altına alacağım/yular takacağım” dedi (İblis).

قَالَ اذْهَبْ فَمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمْ جَزَاء مَّوْفُوراً
63-) Kalezheb femen tebiake minhüm feinne cehenneme cezaüküm cezaen mevfura;
 (Allah) buyrdu: “Git!.. Onlardan kim sana tabi oldu ise, muhakkak ki cehennem sizin cezanızdır... Tam (mükemmel) ceza!”.

وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُوراً
64-) Vestefziz menisteta'te minhüm Bi savtike ve eclib aleyhim Bi haylike ve recilike ve şarikhüm fiyl emvali vel evladi ve ıdhüm* ve ma yaıdühümüşşeytanu illâ ğurura;
 “Onlardan gücün yettiğini (Bi-) sesinle (vesveseyle) yerinden oynat/korkudan hoplat, (Bi-) süvarilerin (atlıların) ve piyadelerin (yayaların) ile onların üzerine çullan, mallarda ve evladlarda onlara ortak ol ve onlara vaadde bulun... (Fakat) şeytan onlara ğururdan (aldatmaktan) başka bir şey va’detmez (ki)”.

إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلا
65-) İnne ıbadİY leyse leke aleyhim sultan* ve kefa Bi Rabbike Vekiyla;
 “Muhakkak ki Benim kullarım üzerinde senin bir sultan (hakimiyetin) yoktur... Rabbin Vekiyl olarak (B sırrınca) kafiydir”.

رَّبُّكُمُ الَّذِي يُزْجِي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُواْ مِن فَضْلِهِ إِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَحِيماً
66-) Rabbükümülleziy yüzciy lekümül fülke fiylbahri litebteğu min fadliHİ, inneHU kâne Bi küm Rahıyma;
Rabbiniz O’dur ki, fazlından (nasibinizi) arayasınız diye sizin için gemileri denizde yürütüyor... Muhakkak ki O, size (B sırrınca siz olarak, sizden) Rahıym’dir.

وَإِذَا مَسَّكُمُ الْضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَن تَدْعُونَ إِلاَّ إِيَّاهُ فَلَمَّا نَجَّاكُمْ إِلَى الْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ وَكَانَ الإِنْسَانُ كَفُورا
67-) Ve iza messekümuddurru fiylbahri dalle men ted'une illâ iyyaHU, felemma neccaküm ilel berri a'radtüm* ve kânel insanu kefura;
Deniz’de size durr (zorluk, sıkıntı) dokunduğunda O’ndan gayrı çağırdıklarınız kayboldu... Sizi kurtarıp kara’ya çıkardığında ise yüz çevirdiniz... İnsan çok kafirdir/nankördür.

أَفَأَمِنتُمْ أَن يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ الْبَرِّ أَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباً ثُمَّ لاَ تَجِدُواْ لَكُمْ وَكِيل
68-) Efeemintüm en yahsife Biküm canibel berri ev yursile aleyküm hasiben sümme la tecidu leküm vekiyla;
 (Peki), Kara tarafında sizi (B sırrınca) yere geçirmesinden yahud üzerinize hasıb (çakıl taşları-toprak taşıyan kasırga) irsal etmesinden emin mi oldunuz?... Sonra kendinize bir vekiyl de bulamazsınız.

أَمْ أَمِنتُمْ أَن يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً أُخْرَى فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفا مِّنَ الرِّيحِ فَيُغْرِقَكُم بِمَا كَفَرْتُمْ ثُمَّ لاَ تَجِدُواْ لَكُمْ عَلَيْنَا بِهِ تَبِيعا
69-) Em emintüm en yuıydeküm fiyhi tareten uhra feyursile aleyküm kasıfen minerriyhı fe yuğrikaküm Bima kefertüm sümme la tecidu leküm aleyna Bihi tebiya;
Yoksa sizi onda (o denizde) bir kerre daha iade edip (o denize tekrar döndürüp), üzerinize riyh’den bir kasıf (şiddetli fırtına; heva-i nefs, oyun-eğlenceli dünya yaşantısı) irsal etmesinden ve böylece küfrünüz dolayısıyla (B sırrınca küfrünüzle) sizi suda boğmasından emin mi oldunuz?.. Sonra kendinize, (Bi-) ona (bu yaptığımıza) mukabil, bizim aleyhimize bir öc alıcı bulamazsınız.

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلا
70-) Ve lekad kerremna beniy Ademe ve hamelnahüm fiyl berri vel bahri ve razaknahüm minet tayyibati ve faddalnahüm alâ kesiyrin mimmen halekna tefdıyla;
Andolsun ki AdemOğullarını mükerrem (Ruh-akıl işlevleri dolayısıyla şerefli, üstün; gittikçe-sürekli ikrama nail olan; kerametli) kıldık... Onları kara’da ve deniz’de (vasıtalarla) taşıdık... Onları tayyibattan (dünyevi-cismani aleme ait olmayan, ancak insanın tadabileceği kudsi rızıklar ile) rızıklandırdık... Ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan tafdil ettik (açıkça üstün tuttuk).

يَوْمَ نَدْعُو كُلَّ أُنَاسٍ بِإِمَامِهِمْ فَمَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَأُوْلَـئِكَ يَقْرَؤُونَ كِتَابَهُمْ وَلاَ يُظْلَمُونَ فَتِيلا
71-) Yevme ned'u külle ünasin Bi imamihim* femen utiye Kitabehu Bi yemiynihi fe ülaike yakreune Kitabehüm ve la yuzlemune fetiyla;
 (An o) Gün (ü) ki, her insan grubunu kendi (Bi-) imamları ile çağırırız... (O gün) kimin kitabı (B sırrınca) sağından verildi ise, işte onlar kendi kitablarını okurlar ve bir hurma lifi (kıl) kadar zulme uğratılmazlar.

وَمَن كَانَ فِي هَـذِهِ أَعْمَى فَهُوَ فِي الآخِرَةِ أَعْمَى وَأَضَلُّ سَبِيلا
72-) Ve men kâne fiy hazihi a'ma fehuve fiyl ahıreti a'ma ve edallu sebiyla;
Kim bunda (şu dünyada) a’ma (doğru yolu-hedefi göremeyen; Hak’dan perdeli) ise o, Ahiret’te de a’madır... Yol itibarıyla daha da sapkındır.

وَإِن كَادُواْ لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ لِتفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ وَإِذاً لاَّتَّخَذُوكَ خَلِيل
73-) Ve in kâdu leyeftinuneke anilleziy evhayna ileyke li tefteriye aleyna ğayrehu, ve izen lettehazuke haliyla;
Neredeyse seni bile, sana vahyettiğimizden ğayrını bizim aleyhimize uydurasın diye fitneye düşüreceklerdi... İşte o takdirde seni haliyl (dost) edinirlerdi.

وَلَوْلاَ أَن ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدتَّ تَرْكَنُ إِلَيْهِمْ شَيْئاً قَلِيلا
74-) Ve levla en sebbetnake lekad kidte terkenü ileyhim şey'en kaliyla;
Eğer biz seni sebat verip sarsılmaz kılmasaydık, andolsun ki neredeyse onlara birazcık meyledecektin.

إِذاً لَّأَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيَاةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرا

75-) İzen leezaknake dı'fel hayati ve dı'fel memati sümme la tecidü leke aleyna nasıyra;

İşte o takdirde biz sana hayat’ın da kat katını, memat’ında (ölümün de) kat katını tattırırdık... Sonra kendine, bizim aleyhimize bir nasıyr (yardımcı) bulamazdın.

وَإِن كَادُواْ لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الأَرْضِ لِيُخْرِجوكَ مِنْهَا وَإِذاً لاَّ يَلْبَثُونَ خِلافَكَ إِلاَّ قَلِ
76-) Ve in kâdu leyestefizzuneke minel Ardı li yuhricuke minha ve izen la yelbesune hılafeke illâ kaliyla;
Az kalsın oradan (yurdundan) seni çıkarmak için Arz’dan (o yer’den) seni tedirgin edeceklerdi... İşte o takdirde onlar da senin ardından ancak pek az kalacaklardı (Can gidince ten kuvvetleri de ölür).

سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا وَلاَ تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلا
77-) Sünnete men kad erselna kableke min Rusulina ve la tecidü li sünnetina tahviyla;
 (Bu), senden önce irsal ettiğimiz Rasûllerimiz ile ilgili sünnetimizdir (Rasûller doğdukları yerden çıkarılırlar; ardından da onları çıkaran toplumlar helak edilir)... Bizim sünnetimizde tahvil (değişiklik) bulamazsın.

أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُوداً
78-) Ekımıs Salate lidülukiş Şemsi ila ğasekılleyli ve Kur'ânel fecr* inne Kur'ânel fecri kâne meşhuda;
 (Zevali dolayısıyla) Güneş’in aşağı dönmesinden/sarkmasından/batıya kaymasından, gecenin kararmasına kadar (ki vakitte; istiva-fena vaktinden Güneş’in batmasına kadar?) namaz’ı ikame et (ki bu farzdır)... FECİR KUR’ANını da (vakit namazların ilki olan sabah namazını da ifa et)... Muhakkak FECİR KUR’ANı/OKUMAsı şahitlendirilmiştir (meleki yoğunluk).

وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَاماً مَّحْمُوداً
79-) Ve minelleyli fetehecced Bihi nafileten leke, asa en yeb'aseke Rabbüke Mekamen Mahmuda;
Ve ayrıca gecenin ba’zında, sana nafile (ziyade, ganimet-bağış) olmak üzere (uykudan kalk) O’nunla (Kur’an’la; B sırrıyla O olarak) teheccüd et... (Böylece) umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud olarak ba’seder.

وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَاناً نَّصِيراً
80-) Ve kul Rabbi edhılniy müdhale sıdkın ve ahricniy muhrace sıdkın vec'al liy min ledünke sultanen nasıyra;
Rabbim girdiğim yere (vahdet’e) sıdk üzere girdir ve (tafsil için) çıktığım yerden sıdk ile çıkart... Ve bana ledünnünden nasıyr (zafere erdirici) bir sultan (kudret-kuvvet-hüccet; fetih, baka) kıl (oluştur).

وَقُلْ جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً
81-) Ve kul cael Hakku ve zehekal batıl* innel batıle kâne zehuka;
De ki: “Hakk geldi, batıl silindi/yok oldu/can çekişerek gitti... Muhakkak ki batıl yok olmaya çok mahkumdur”.

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إَلاَّ خَسَار
82-) Ve nünezzilu minel Kur'âni ma huve şifaun ve rahmetun lil mu’miniyne, ve la yeziyduz zalimiyne illâ hasara;
Kur’an’dan, mü’minler için bir şifa ve rahmet olan şeyleri derece derece indiriyoruz... (Bu), zalimler için ise ancak hasar (hüsran) ı ziyade eder.

وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الإِنسَانِ أَعْرَضَ وَنَأَى بِجَانِبِهِ وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ كَانَ يَؤُوساً
83-) Ve iza en'amna alel İnsani a'reda ve nea Bi canibih* ve iza messehüşşerru kâne yeusa;
İnsan’a in’am’da bulunduğumuz vakit yüz çevirir ve (Bi-) yanı ile uzaklaşır (beşeriyyeti ile uzak olur)... Kendisine şerr dokunduğunda ise, pek ümitsiz olur.

قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ فَرَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ أَهْدَى سَبِيلا
84-) Kul küllün ya'melu alâ şakiletih* feRabbüküm a'lemu Bi men huve ehda sebiyla;
De ki: “Herkes kendi şakilesi (varoluş proğramı) üzere amel eder... Ve Rabbiniz yol itibarıyla kimin daha doğru gidişatta olduğunu (B sırrınca) en iyi bilendir”.

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيل
85-) Ve ye s'eluneke anirRuh* kul irRuhu min emri Rabbiy ve ma utıytüm minel ılmi illâ kaliyla;
 (Yahudiler; zahirle perdelenenler) sana Ruh’dan sual ediyorlar... De ki: “Ruh, Rabbimin Emrindendir... İlim’den size ancak pek az verilmiştir (beş duyu kapasitesi ile idrak edemezsiniz)”.

وَلَئِن شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ بِهِ عَلَيْنَا وَكِيلا
86-) Ve lein şi'na le nezhebenne Billeziy evhayna ileyke sümme la tecidü leke Bihi aleyna vekiyla;
Andolsun ki eğer dilersek sana vahyettiğimizi (B sırrınca) elbette gideririz... Sonra kendine, (Bi-) ona (bu yaptığımıza) mukabil, bizim aleyhimize bir vekiyl bulamazsınız.

إِلاَّ رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّ فَضْلَهُ كَانَ عَلَيْكَ كَبِيراً
87-) İlla rahmeten min Rabbik* inne fadleHU kâne aleyke kebiyra;
Rabbinden olan bir Rahmet müstesna... Muhakkak ki O’nun senin üzerine olan fazlı kebiyr’dir.

قُل لَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَـذَا الْقُرْآنِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً
88-) Kul leinictemeatil’insü vel cinnü alâ en ye'tu Bi misli hazel Kur’âni la ye'tune Bi mislihi ve lev kâne ba'duhüm li ba'din zahiyra;
De ki: “Andolsun eğer İNS ve CİNN şu Kur’an’ın (Bi-) mislini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, gene de onun (Bi-) mislini getiremezler (istidatları kafi değildir)”.

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا لِلنَّاسِ فِي هَـذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ فَأَبَى أَكْثَرُ النَّاسِ إِلاَّ كُفُورا
89-) Ve lekad sarrafna linNasi fiy hazel Kur’âni min külli mesel* feeba ekserun Nasi illâ küfura;
Andolsun insanlar için şu Kur’an’da (Hakikatı, realitelerini) her mesel’den (temsillerle, türlü anlatım yollarıyla) açıkladık da açıkladık... İnsanların ekseriyeti ancak küfür olarak yaklaştılar/kabul ettiler (misali gerçek sanıp, gerçeği örttüler).

وَقَالُواْ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الأَرْضِ يَنبُوعا
90-) Ve kalu len nu'mine leke hatta tefcüre lena minel Ardı yenbua;
Dediler ki: “Bizim için Arz’dan bir yenbu’ (pınar, kaynak su) fışkırtmadıkça sana asla iman etmeyeceğiz”.

أَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الأَنْهَارَ خِلالَهَا تَفْجِير
91-) Ev tekûne leke cennetün min nehıylin ve ınebin fetüfeccirel’enhare hılaleha tefciyra;
“Veyahut senin hurma ağaçlarından ve üzüm’den (oluşan) bir cennetin (bahçen) olmalı, onların arasından gümbür gümbür nehirler fışkırtmalısın”.

أَوْ تُسْقِطَ السَّمَاء كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفاً أَوْ تَأْتِيَ بِاللّهِ وَالْمَلآئِكَةِ قَبِيل
92-) Ev tüskıtasSemae kema zeamte aleyna kisefen ev te'tiye Billahi vel Melaiketi kabiyla;
“Yahut zannettiğin gibi Sema’yı parça parça üzerimize düşürmelisin veya (Bi-) Allah’ı ve melaike’yi (B sırrınca) kabiyl (kefil, şahid) olarak getirmelisin”.

أَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِّن زُخْرُفٍ أَوْ تَرْقَى فِي السَّمَاء وَلَن نُّؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَاباً نَّقْرَؤُهُ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّي هَلْ كُنتُ إَلاَّ بَشَراً رَّسُولا
93-) Ev yekûne leke beytün min zuhrufin ev terka fiys Sema'* ve len nu’mine lirukıyyike hatta tünezzile aleyna Kitaben nakrauh* kul subhane Rabbiy hel küntü illâ beşeran Rasûla;
“Yahut senin zuhruf (altın) dan bir evin olmalı, ya da Sema’da terakkı etmelisin... Kendisini okuyacağımız bir kitab bizim üzerimize indirinceye kadar senin rukıyyene (Sema’da yükselişine) biz asla iman etmeyeceğiz”... De ki: “Subhan’dır Rabbim!.. Bir Beşer Rasûl’den başka neyim ki?”.

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَن يُؤْمِنُواْ إِذْ جَاءهُمُ الْهُدَى إِلاَّ أَن قَالُواْ أَبَعَثَ اللّهُ بَشَراً رَّسُول
94-) Ve ma meneanNase en yu'minu iz caehümül hüda illâ en kalu ebeasellahu beşeran Rasûla;
Kendilerine Huda (Rehber) geldiğinde, insanların iman etmelerine mani olan ancak: “Allah beşer bir Rasûl mü ba’setti?” demeleridir.

قُل لَّوْ كَانَ فِي الأَرْضِ مَلآئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاءِ مَلَكاً رَّسُولا
95-) Kul lev kâne fiyl’ Ardı Melaiketün yemşune mutmeinniyne le nezzelna aleyhim mines Semai meleken Rasûla;
De ki: “Eğer Arz’da mutmainler (oturanlar) olarak yürüyen melaike olsaydı, elbette onlar üzerine Sema’dan melek bir Rasûl tenzil ederdik”.

قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيداً بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيراً بَصِيراً
96-) Kul kefa Billahi şehiyden beyniy ve beyneküm* inneHU kâne Bi ıbadiHİ Habiyran Basıyra;
De ki: “Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah (B sırrınca) kafidir... Muhakkak ki O, Kullarını (B sırrınca kulları olarak, kullarından) Habiyr’dir, Basıyr’dir”.

وَمَن يَهْدِ اللّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَاء مِن دُونِهِ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى وُجُوهِهِمْ عُمْياً وَبُكْماً وَصُمّاً مَّأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعِيراً
97-) Ve men yehdillahu fehüvel mühted* ve men yudlil felen tecide lehüm evliyae min duniHİ, ve nahşüruhüm yevmel kıyameti alâ vucuhihim ‘umyen ve bükmen ve summa* me'vahüm cehennem* küllema habet zidnahüm seıyra;
Allah kime hidayet eder ise, işte odur doğru yolu bulan... Kimi de saptırır ise, artık onlar için O’ndan başka evliya bulamazsın... Kıyamet günü onları körler (Hakk’ı görmeyen), lallar (Hakk sözünü bilmeyen) ve sağırlar (Hakkı duymayan, anlamayan) olarak yüzleri üzere haşrederiz... Onların barınağı Cehennem’dir... Alevi her söndükçe, onlara saıyr’i (alevlendirilen’i; vehim?) artırırız.


ذَلِكَ جَزَآؤُهُم بِأَنَّهُمْ كَفَرُواْ بِآيَاتِنَا وَقَالُواْ أَئِذَا كُنَّا عِظَاماً وَرُفَاتاً أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقاً جَدِيداً

98-) Zâlike cezaühüm Bi ennehüm keferu Bi ayatina ve kalu eiza künna ızamen ve rufaten einna lemeb'usune halkan cediyda;

İşte bu (B sırrınca) onların cezasıdır... Çünkü onlar ayetlerimize (B sırrınca) kafir oldular ve: “Biz kemikler (yığını) ve ufantı olduğumuzda mı, gerçekten biz mi halk-ı cediyd/yepyeni bir yaradılış ile ba’solunacaklarız?” dediler.

أَوَلَمْ يَرَوْاْ أَنَّ اللّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ قَادِرٌ عَلَى أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ أَجَلاً لاَّ رَيْبَ فِيهِ فَأَبَى الظَّالِمُونَ إَلاَّ كُفُوراً
99-) Evelem yerav ennAllahelleziy halekas Semavati vel Arda kadirun alâ en yahluka mislehüm ve ceale lehüm ecelen la raybe fiyh* feebez zalimune illâ küfura;
Görmediler mi ki, Semavat’ı ve Arz’ı yaratmış olan Allah, kendilerinin mislini de yaratmaya Kaadir’dir... Onlar için kendisinde şüphe olmayan bir ecel takdir etmiştir... Zalimler ancak küfür olarak yaklaştılar/kabul ettiler (misali gerçek sanıp, gerçekten perdelendiler).

قُل لَّوْ أَنتُمْ تَمْلِكُونَ خَزَآئِنَ رَحْمَةِ رَبِّي إِذاً لَّأَمْسَكْتُمْ خَشْيَةَ الإِنفَاقِ وَكَانَ الإنسَانُ قَتُور
100-) Kul lev entüm temlikune hazaine rahmeti Rabbiy izen leemsektüm haşyetel infak* ve kânel İnsanu katura;
De ki: “Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz malik olsaydanız, infak haşyeti (harcanır-biter/fakirlik korkusu) ile elbette imsak ederdiniz (tutardınız)”... İnsan çok katur’dur (cimri, eli sıkı’dır).

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى تِسْعَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَاسْأَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ إِذْ جَاءهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَونُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَا مُوسَى مَسْحُوراً
101-) Ve lekad ateyna Musa tis'a ayatin beyyinatin fes'el beniy israiyle iz caehüm fe kale lehu fir'avnu inniy leezunnüke ya Musa meshura;
Andolsun ki biz, Musa’ya apaçık dokuz ayet (mucize; sıfat, vasıf) verdik... İsrailOğullarına sor, (Musa) onlara geldiğinde, Fravun ona demişti ki: “Muhakkak ki ben, senin meshur (büyülenmiş) olduğunu zannediyorum, ya Musa!”.

قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنزَلَ هَـؤُلاء إِلاَّ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ بَصَآئِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَا فِرْعَونُ مَثْبُوراً
102-) Kale lekad alimte ma enzele haülai illâ Rabbüs Semavati vel Ardı besair* ve inniy leezunnüke ya fir'avnu mesbura;
 (Musa da Fravun’a) dedi ki: “Andolsun ki bunları, basair (basiretler, doğruluğumu sana gösteren kanıtlar) olarak Semavat’ın ve Arz’ın Rabbinden başkasının inzal etmediğini pekala bildin... Muhakkak ki ben de senin mesbur (helak olmuş-hüsrana uğramış) olduğunu zannediyorum, ya Fravun!”.

فَأَرَادَ أَن يَسْتَفِزَّهُم مِّنَ الأَرْضِ فَأَغْرَقْنَاهُ وَمَن مَّعَهُ جَمِيعاً
103-) Fe erade en yestefizzehüm minel Ardı feağraknahü ve men meahu cemiy’a;
 (Fravun) onları Arz’dan sürüp çıkarmak irade etti... Biz de onu ve onunla beraber olan kimseleri toptan ğark ettik (suda boğduk).

وَقُلْنَا مِن بَعْدِهِ لِبَنِي إِسْرَائِيلَ اسْكُنُواْ الأَرْضَ فَإِذَا جَاء وَعْدُ الآخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفا
104-) Ve kulna min ba'dihi li beniy israiyleskünülArda feiza cae va'dül ahıreti ci'na Biküm lefiyfa;
Ondan sonra İsrailOğullarına dedik ki: “O Arz’ı mesken edinin... Ahiret va’d’i (ikinci vaad, son vaad) geldiğinde lefiyf olarak (cem’an) sizi (B sırrınca) getirdik (bir araya topladık)”.

وَبِالْحَقِّ أَنزَلْنَاهُ وَبِالْحَقِّ نَزَلَ وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ مُبَشِّراً وَنَذِيرا
105-) Ve Bil Hakkı enzelnahu ve Bil Hakkı nezel* ve ma erselnake illâ mübeşşiran ve neziyra;
Biz O’nu Bil-Hakk (Hakk olarak) inzal ettik, O da Bil-Hakk (Hakk olarak) nüzül etti... Seni de ancak mübeşşir (tebşir eden, müjdeleyici) ve neziyr (uyarıcı) olarak irsal ettik.

وَقُرْآناً فَرَقْنَاهُ لِتَقْرَأَهُ عَلَى النَّاسِ عَلَى مُكْثٍ وَنَزَّلْنَاهُ تَنزِيلا
106-) Ve Kur’ânen feraknahu li takraehu alen Nasi alâ müksin ve nezzelnahu tenziyla;
Ve bir Kur’an (furkan ettik; Hakk ile batılı ayıran bir nesne kıldık)... O’nu biz farkettik (birbirinin mütemmimi bölümlere ayırdık, farkları açıklayarak farkettiren bir OKUma metni kıldık) ki, insanlara O’nu acele etmeden/ağır ağır/hazmetmelerine imkan tanıyarak/kabiliyyetlerini dikkate alarak kıraat edesin... Biz O’nu tenziyl ettik (kısım kısım, ayet ayet indirdik).

قُلْ آمِنُواْ بِهِ أَوْ لاَ تُؤْمِنُواْ إِنَّ الَّذِينَ أُوتُواْ الْعِلْمَ مِن قَبْلِهِ إِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلأَذْقَانِ سُجَّدا
107-) Kul aminu Bihi ev la tu'minu* innelleziyne utül ılme min kablihi iza yütla aleyhim yehırrune lil ezkani sücceda;
(107. Ayet secde ayetidir.) De ki: “İster iman edin (B sırrıyla) Ona (Kur’an’a; O bilinç olarak), ister inanmayın... Ondan önce kendilerine ilim verilmiş olanlara (Hakkani vücud sahiplerine) gelince, (Kur’an) onlara tilavet edildiği vakit, secde halinde çeneleri üzere düşerler (fena-i zat)”.

وَيَقُولُونَ سُبْحَانَ رَبِّنَا إِن كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولا
108-) Ve yekulune subhane Rabbina in kâne va'dü Rabbina le mef'ula;
Ve derler ki: “Subhan’dır Rabbimiz!.. Muhakkak ki Rabbimizin va’di elbette mef’ul’dur”.

وَيَخِرُّونَ لِلأَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعا
109-) Ve yehırrune lil ezkani yebkûne ve yeziyduhüm huşua;
Ve ağlayarak çeneleri üzere düşerler... Ve (Kur’an’ın tilaveti) onların HUŞU’Unu artırır.

     
               { س} قُلِ ادْعُواْ اللّهَ أَوِ ادْعُواْ الرَّحْمَـنَ أَيّاً مَّا
                        تَدْعُواْ فَلَهُ الأَسْمَاء الْحُسْنَى وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيل  ا      

110-) Kulid'ullahe evid'ur Rahman* eyyen ma ted'u feleHUl Esmaül Hüsna* ve la techer Bi Salatike ve la tühafit Biha vebteğı beyne zâlike sebiyla;
De ki: “(İster) ‘Allah’ diye çağırın, veya (ister) ‘Rahman’ diye çağırın... Hangisi ile çağırırsanız, Esma-ül Hüsna O’nundur (o isimler ile işaret edilen yerde sizin varlığınız sözkonusu değildir; tüm Esma ile işaret olunan hep aynı Tek’dir, tek bir varlığın değişik özellikleridir; illa HU!)... (Bi-) Salat’ında (Namazını eda/ikame ederken; uruc esnasında, müşahadende) sesini yükseltme, (Bi-) onu gizleyip kısma da; ikisi arası bir yol tut”.

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَم يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُ وَلِيٌّ مِّنَ الذُّلَّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيراً
111-) Ve kulil Hamdu Lillahilleziy lem yettehız veleden ve lem yekün leHU şeriykün fiyl Mülki ve lem yekün leHU Veliyyün minez zülli ve kebbirHU tekbiyra;
“Hamd, çocuk edinmemiş, mülk’de ortağı olmayan ve züll’den (acizlik, güçsüzlükden) dolayı bir veliy’si de olmayan Allah’a aittir” de ve O’nu (gayrı mümkün olmayanı, gayrı bir varlık tarafından algılanamıyanı) tekbir et (Allahu Ekber) !.

Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal