Sayfa: [1]
  Yazdır  
.




   19.MERYEM SÛRESİ   مريم

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

كهيعص
1-) Kâââf, Ha, Ya, Ayyynnn, Saaad;
Kâf, Ha, Ya, Ayn, Sad.

ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا
2-) Zikru rahmeti Rabbike abdeHU Zekeriyya;
 (Bu,) senin Rabbinin, kulu (na yani) Zekeriyya’ya rahmetinin zikridir.

إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاء خَفِيّاً
3-) İz nada Rabbehu nidaen hafiyya;
Hani o, Rabbine hafiy bir nidayla nida etti.

قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ أَكُن بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيّاً
4-) Kale Rabbi inniy vehenel azmü minniy veştealerre'sü şeyben ve lem ekün Bi duaike Rabbi şakıyya;
Dedi ki: “Rabbim!.. Muhakkak ki kemiğim (in yapısı) zayıfladı/ (işe) gevşedi benden, başım saçın ağarıp beyazlaması itibarıyla tutuştu/aklaştı... Rabbim!.. Senin duan ile (B sırrınca) hiç şakıy (bedbaht) olmadım”.

وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِن وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِراً فَهَبْ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيّاً

5-) Ve inniy hıftül mevaliye min veraiy ve kânetimraetiy akıren feheb liy min ledünKE Veliyya;

“Muhakkak ki ben, arkamdan (gelecek, din işinde yerime geçecek) mevaliy (mevlalar, dostlar, yakınlar)’den korktum... Karım ise zaten kısır... O halde ledünnünden benim için bir veliy hibe et”.

يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيّاً
6-) Yerisüniy ve yerisü min ali Ya'kub* vec'alhü Rabbi radıyya;
 “Ki bana da varis olsun, Al-i Ya’kub’a da varis olsun... Rabbim onu radiyye (mardiyye) kıl”.

يَا زَكَرِيَّا إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيَى لَمْ نَجْعَل لَّهُ مِن قَبْلُ سَمِيّاً
7-) Ya Zekeriyya inna nübeşşiruke Bi ğulaminismuhu Yahya lem nec'al lehu min kablü semiyya;
“Ya Zekeriyya!.. Doğrusu biz seni kendisinin ismi Yahya olan bir (Bi-) oğlan ile müjdeliyoruz... (Yahya’dan) daha önce ona bir adaş da yapmadık (hiç kimseyi Yahya ismi ile isimlendirmedik)”.

قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيّاً
8-) Kale rabbi enna yekûnü liy ğulamun ve kânetimraetiy akıren ve kad belağtü minel kiberi ıtiyya;
 (Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim, karım kısır ve ben de ihtiyarlıktan sınıra ulaşmış olduğum halde, benim nasıl bir oğlum olur?”.

قَالَ كَذَلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئاً
9-) Kale kezâlik* kale Rabbüke huve aleyYE heyyinün ve kad halaktüke min kablü ve lem tekü şey'a;
“Orası öyledir (dediğin gibidir)” dedi (Rabbi)... (Ancak) Rabbin dedi ki: <O(nu yapmak), bana kolaydır... Sen (anılır herhangi) bir şey değilken (bundan) daha önce (insani hakikat olarak) seni halkettim>” dedi.

قَالَ رَبِّ اجْعَل لِّي آيَةً قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَ لَيَالٍ سَوِيّاً
10-) Kale Rabbic'al liy ayeten, kale ayetüke ella tükellimen Nase selâse leyalin seviyya;
 (Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim!.. Bana bir ayet (alamet) ver”... (Rabbi) dedi ki: “Senin ayetin, kamil/sağlam olduğun halde insanlarla üç gece (üç gün) konuşmamandır”.

فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيّاً
11-) Feharece alâ kavmihi minel mihrabi feevha ileyhim en sebbihu bükreten ve aşiyya;
 (Zekeriyya) mihrab’dan (ma’bed, beyin) kavminin üzerine çıktı ve onlara: “Sabah-akşam tesbih edin” diye vahyetti/gizli konuştu/işaret etti.

يَا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيّاً
12-) Ya Yahya huzil Kitabe Bi kuvvetin, ve ateynahul hükme sabiyya;
 “Ya Yahya!.. Kitab’ı (Bi-) kuvvetle tut!”... Biz ona (Yahya’ya) hükm’ü (hikmeti) sabiy iken verdik.

وَحَنَاناً مِّن لَّدُنَّا وَزَكَاةً وَكَانَ تَقِيّاً
13-) Ve hananen min ledünNA ve zekaten, ve kâne tekıyya;
Ve ledünnümüzden bir hanan (rahmet) ve bir zekat (temizlik) ta verdik... Ve (Yahya) takıyy (çok korunan) idi.

وَبَرّاً بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّاراً عَصِيّاً
14-) Ve berran Bi valideyhi ve lem yekün cebbaren asıyya;
 (Yahya) (Bi-) ana-babasına berr idi (iyi davranıyordu; ikisinin de hakkına riayet ediyordu), cebbar ve asi değildi.

وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيّاً
15-) Ve Selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemutu ve yevme yüb'asü hayya;
Doğduğu gün, öldüğü gün (fena) ve Hayy olarak ba’solunacağı gün (baka) selam olsun ona.

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِيّاً
16-) Vezkür fiyl Kitabi Meryem* izintebezet min ehliha mekanen şarkıyya;
Kitab’ta Meryem’i de zikret... Hani o ehlinden (ailesinden uzaklaşıp) şarkıy bir mekan’a (doğu bir yere) çekilmişti.

فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَاباً فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِيّاً
17-) Fettehazet min dunihim hıcaben fe erselna ileyha ruhaNA fetemessele leha beşeran seviyya;
Onların (ehlinin) dunundan bir hicab edindi (aralarına perde edindi; onlardan kendini tecrid etti)... Ona ruhumuzu (ruh’ül kuds, cebrail) irsal ettik de Ona tam bir beşer olarak temessül etti.

قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَن مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيّاً
18-) Kalet inniy euzü Bir Rahmani minke in künte tekıyya;
 (Meryem) dedi ki: “Muhakkak ki ben, (B sırrıyla) Rahmana sığınırım senden... Eğer takıyy (çok korunan, tecerrüd eden) isen”.

قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَاماً زَكِيّاً
19-) Kale innema ene Rasûlü Rabbiki, li ehebe leki ğulamen zekiyya;
 (Ruh) dedi ki: “Ben yalnızca senin Rabbinin Rasûlüyüm!... Sana zekiyy (temiz) bir oğlan hibe edeyim için”.

قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيّاً
20-) Kalet enna yekûnü liy ğulamün ve lem yemsesniy beşerun ve lem ekü bağıyya;
 (Meryem) dedi ki: “Bana bir beşer dokunmadığı ve ben de bir bağıy (iffetsiz kadın) olmadığım halde benim nasıl bir oğlum olur?”.

قَالَ كَذَلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا وَكَانَ أَمْراً مَّقْضِيّاً
21-) Kale kezâlik* kale Rabbüki huve aleyye heyyin* ve linec'alehu ayeten linNasi ve rahmeten minna* ve kâne emren makdıyya;
“Orası öyle (dediğin gibidir)... (Ancak) Rabbin dedi ki: <O (nu yapmak), bana kolaydır... O’nu insanlar için bir ayet ve bizden bir rahmet kılalım diye... Hükmedilmiş bir emr (iş) idi” dedi (Ruh).

فَحَمَلَتْهُ فَانتَبَذَتْ بِهِ مَكَاناً قَصِيّاً
22-) Fehamelethü fentebezet Bihi mekanen kasıyya;
 (Meryem) O’nu (ruh-ul kuds’ü, İsa’yı) yüklendi... O’nunla (B sırrınca) kasıyy (uzak) bir mekana (batı’ya) çekildi.

فَأَجَاءهَا الْمَخَاضُ إِلَى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَا لَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هَذَا وَكُنتُ نَسْياً مَّنسِيّاً
23-) Feecaehel mehadu ila ciz'ın nahleti, kalet ya leyteniy mittü kable hazâ ve küntü nesyen mensiyya;
Doğum sancısı onu hurma ağacı dalına doğru getirdi... “Keşke ben bundan önce ölseydim ve büsbütün unutulup gitseydim” dedi.

فَنَادَاهَا مِن تَحْتِهَا أَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيّاً
24-) Fenadaha min tahtiha ella tahzeniy kad ceale Rabbüki tahteki seriyya;
Onun (Meryem’in) tahtından (altından): “Mahzun olma, Rabbin senin alt tarafında bir seriyye (nehir, su arkı) oluşturdu” diye (Cebrail) nida etti.

وَهُزِّي إِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَباً جَنِيّاً
25-) Ve hüzziy ileyki Bi ciz'ın nahleti tüsakıt aleyki rutaben ceniyya;
 “O hurma ağacı dalını (B sırrınca) kendine doğru hazzet (salla, harekete geçir), üzerine olgun, taze hurma düşecektir”.

فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْناً فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَداً فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَنِ صَوْماً فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنسِيّاً
26-) Feküliy veşrabiy ve karriy ‘ayna* feimma tereyinne minel beşeri ehaden fekuliy inniy nezertü lirRahmani savmen felen ükellimel yevme insiyya;
 “Artık ye, iç, gözün aydın olsun!... Eğer beşer’den birini görürsen: “Ben Rahman için bir oruç adadım; artık bugün insiy (insan cinsine ait biri) ile konuşmayacağım” de.

فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئاً فَرِيّاً
27-) Feetet Bihi kavmeha tahmilüh* kalu ya Meryemü lekad ci'ti şey'en feriyya;
 (Meryem) Onu (çocuğu) taşıyarak onunla (çocukla B sırrınca) kavmine geldi... Dediler ki: “Ya Meryem!... Andolsun sen feriyy (korkunç, tuhaf, görülmedik) bir şey ettin”.

يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيّاً
28-) Ya uhte Harune ma kâne ebukimrae sev'in ve ma kânet ümmüki beğıyya;
 “Ey Harun’un kızkardeşi!... Senin baban kötü bir kişi değildi... Senin anan da bağıy (iffetsiz kadın) değildi”.

فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيّاً
29-) Feeşaret ileyh* kalu keyfe nükellimü men kâne fiyl mehdi sabiyya;
Bu sebeple (Meryem) O’na (çocuğa) işaret etti (çocuğu gösterdi)... “Sabiy (çocuk) olarak mehd (beşik; beden)’de olan kimse ile nasıl konuşuruz?” dediler.

قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيّاً
30-) Kale inniy Abdullah* ataniyel Kitabe ve cealeniy Nebîyya;
 (Çocuk, İsa) dedi ki: “Şüphesiz Ben Abdullahım; (bu nedenle) bana Kitab verdi ve beni Nebî kıldı”.

وَجَعَلَنِي مُبَارَكاً أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيّاً
31-) Ve cealeniy mübareken eyne ma küntü, ve evsaniy Bis Salati vez Zekati ma dümtü hayya;
“Ve nerde olursam oliyim beni mubarek kıldı... Hayy olduğum sürece salat’ı (namaz’ı) ve zekat’ı (B sırrınca)
32-) Ve berran Bi validetiy* ve lem yec'alniy cebbaren şakıyya;
"Anneme hayırlı kıldı; zorba mahrum kılmadı!"

33-) VesSelâmy aleyye yevme vülidtü ve yevme emutü ve yevme üb'asü hayya;
"Dünyaya geldiğimde, ölümü tattığımda ve ölümsüz olarak bâ's olduğumda, Es Selâm üzerimdedir."

34-) Zalike ıIysebnü Meryem* kavlel hakkılleziy fiyhi yemterun;
İşte İsa, Meryemoğlu... Hakkında şüpheye düştükleri gerçek!

35-) Ma kâne Lillahi en yettehıze min veledin subhaneHU, iza kada emren feinnema yekulü lehu kün feyekûn;
Çocuk edinmesi (kendinden gayrı mevcut olmayan El AHAD-üs Samed) Allah için olacak şey değildir; O, Subhan'dır! Bir işin olmasını hükmederse onun için yalnızca "Ol" der; o olur.

36-) Ve innAllahe Rabbiy ve Rabbüküm fa'buduHU, hazâ sıratun müstekıym;
Kesinlikle Allah'tır benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz! O'na kulluk etmekte olduğunuzu fark edin... Bu sırat-ı müstakimdir.

فَاخْتَلَفَ الْأَحْزَابُ مِن بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ

37-) Fahtelefel ahzabü min beynihim* feveylün lilleziyne keferu min meşhedi yevmin azîym;

Hizibler (vahdet’ten perdeliler) aralarında ihtilaf ettiler... Aziym Gün’ün meşhed’inden (şahid olma yeri, şahidliğinden) dolayı vay o kafir olanlara!.

أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا لَكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
38-) Esmı' Bihim ve ebsır, yevme ye'tuneNA lakiniz zalimun elyevme fiy dalalin mübiyn;
Bize gelecekleri gün (B sırrınca) neler işitecekler, neler görecekler!... Fakat bugün o zalimler apaçık bir sapkınlık içindedirler.

وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

39-) Ve enzirhüm yevmel hasreti iz kudıyel emr* ve hüm fiy ğafletin ve hüm la yu'minun;

Onları hasret günü, iş bitirildiği (gün) hakkında uyar... Onlar gaflet içinde ve iman etmeyenler oldukları halde (iş bitirilecek).

إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
40-) İnna nahnu nerisül’ Arda ve men aleyha ve ileyna yürceun;
Doğrusu Arz’a ve onun üzerinde bulunana biz mirascı oluruz, biz... Ve bize döndürülürler.

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقاً نَّبِيّاً
41-) Vezkür fiylKitabi İbrahiym* innehu kâne sıddiykan Nebîyya;
Kitab’ta İbrahim’i de zikret!... Muhakkak ki O Sıddık idi, Nebî idi/Nebî Sıddık idi.

إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَا أَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِي عَنكَ شَيْئاً
42-) İz kale liebihi ya ebeti lime ta'budu ma la yesmeu ve la yubsıru ve la yuğniy anke şey'a;
Hani (İbrahim) babasına dedi ki: “Ey babacığım!.. İşitmeyen, görmeyen ve sana hiç bir faydası olmayan şeye niçin kulluk/ibadet ediyorsun?”.

يَا أَبَتِ إِنِّي قَدْ جَاءنِي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْنِي أَهْدِكَ صِرَاطاً سَوِيّاً
43-) Ya ebeti inniy kad caeniy minel ılmi ma lem ye'tike fettebı'niy ehdike sıratan seviyya;
 “Ey babacığım!... Muhakkak ki İLİM’den sana gelmeyen bana geldi... Bu sebeple bana tabi ol, seni tam/düzgün yola hidayet edeyim”.

يَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمَنِ عَصِيّاً
44-) Ya ebeti la ta'budişşeytan* inneşşeytane kâne lirRahmani asıyya;
 “Ey babacığım!... Şeytan’a kulluk yapma!... Muhakkak ki şeytan Rahman’a asi oldu”.

يَا أَبَتِ إِنِّي أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِّنَ الرَّحْمَن فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيّاً
45-) Ya ebeti inniy ehafü en yemesseke azâbün miner Rahmani fetekûne lişşeytani veliyya;
“Ey babacığım!... Muhakkak ki ben, sana Rahman’dan bir azab dokunmasından, böylece şeytan’a veliy olmandan korkarım”.

قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ آلِهَتِي يَا إِبْراهِيمُ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنِي مَلِيّاً
46-) Kale erağıbün ente an alihetiy ya İbrahiym* lein lem tentehi le ercümenneke vehcürniy meliyya;
 (Babacığı) dedi ki: “Sen, benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun, ey İbrahim?... Yemin ederim ki eğer vazgeçmez isen seni mutlaka recmederim... Uzun müddet benden uzak kal!”.

قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي إِنَّهُ كَانَ بِي حَفِيّاً
47-) Kale Selâmun aleyke, se estağfiru leke Rabbiy* inneHU kâne Biy hafiyya;
 (İbrahim) dedi ki: “Selam’un aleyke... Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim... Muhakkak ki O, bana (B sırrınca) çok ikram edicidir”.

وَأَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ وَأَدْعُو رَبِّي عَسَى أَلَّا أَكُونَ بِدُعَاء رَبِّي شَقِيّاً
48-) Ve a'tezilüküm ve ma ted'une min dunillahi ve ed'u Rabbiy asa ella ekûne Bi duai Rabbiy şakıyya;
“Sizden de sizin Allah’dan gayrı çağırdıklarınızdan da uzlet ediyor ve Rabbimi çağırıyorum/dua ediyorum... Rabbimin duası ile (B sırrınca, duası olarak) şakıy (bedbaht) olmayacağımı umarım (bu dua gerçekleşir; teslimiyetin ma’rifeti hasıl olur)”.

فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ وَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلّاً جَعَلْنَا نَبِيّاً
49-) Felemma'tezelehüm ve ma ya'budune min dunillahi vehebna lehu İshaka ve Ya'kub* ve küllen cealna Nebîyya;
 (İbrahim) onlaradan ve onların Allah’dan gayrı taptıklarından uzlet edince, O’na İshak’ı ve Ya’kub’u hibe ettik... Hepsini Nebî kıldık.

وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيّاً
50-) Ve vehebna lehüm min rahmetiNA ve cealna lehüm lisane sıdkın aliyya;
Onlara rahmetimizden hibe ettik ve onlar için sıdk’ın a’li lisanını oluşturduk.

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسَى إِنَّهُ كَانَ مُخْلَصاً وَكَانَ رَسُولاً نَّبِيّا
51-) Vezkür fiylKitabi Musa* innehu kâne muhlesan ve kâne Rasûlen Nebîyya;
Kitab’ta Musa’yı da zikret... Muhakkak ki O muhlas (halisleştirilmiş, seçilmiş) idi ve Nebî Rasûl idi/Rasûl idi, Nebî idi.

وَنَادَيْنَاهُ مِن جَانِبِ الطُّورِ الْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيّاً
52-) Ve nadeynahu min canibitTuril’ eymeni ve karrebnahu neciyya;
O’na Tur’un sağ canibinden nida ettik ve O’nu neciy (fısıldaşarak konuşan; vasıtasız, birebir, özel konuşan; ilahi konuşmayı duyacak makam) olarak yaklaştırdık.

وَوَهَبْنَا لَهُ مِن رَّحْمَتِنَا أَخَاهُ هَارُونَ نَبِيّاً
53-) Ve vehebna lehu min rahmetiNA ehahu Harune Nebîyya;
Rahmetimizden O’na kardeşi Harun’u Nebî olarak hibe ettik.

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِسْمَاعِيلَ إِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَّبِيّا
54-) Vezkür fiylKitabi İsmaıyl* innehu kâne sadikalva'di ve kâne Rasûlen Nebîyya;
Kitab’ta İsmail’i de zikret... Muhakkak ki O sadık-ul va’d (va’dine sadık) ve Nebî Rasûl idi/Rasûl idi, Nebî idi.

وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُ بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِ مَرْضِيّاً
55-) Ve kâne ye'muru ehlehu Bis Salati vez Zekati, ve kâne ınde Rabbihi mardıyya;
Ehlini (ailesini) namaz ve zekat ile (B sırrınca) emreder idi... Ve Rabbinin indinde mardıyye idi.

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِدْرِيسَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقاً نَّبِيّاً
56- Vezkür fiyl Kitabi İdriys* innehu kâne sıddiykan Nebîyya;
Kitab’ta İdris’i de zikret... Hakıkaten O Sıddık idi, Nebî idi.

وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِيّاً
57-) Ve refa'nahu mekanen aliyya;
Ve biz onu Aliy Mekan’a (Mele-i A’la, yakınlık makamı) ref’ettik.

أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ مِن ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَن خَرُّوا سُجَّداً وَبُكِيّاً
58-) Ülaikelleziyne en'amAllahu aleyhim minen Nebîyyiyne min zürriyyeti Ademe ve mimmen hamelna mea Nuh* ve min zürriyyeti İbrahiyme ve İsraiyle ve mimmen hedeyna vectebeyna* iza tütla aleyhim ayaturRahmani harru sücceden ve bükiyya;
(58. Ayet secde ayetidir.) İşte bunlar, Allah’ın kendilerine in’am’da bulunduğu Nebîler’den, Adem’in zürriyyetinden, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in zürriyetinden, hidayete erdirdiğimiz ve (ezelden) ictiba ettiğimiz (seçtiğimiz) kimselerdir... Onlara Rahman’ın ayetleri tilavet edildiği vakit (o ayette tecelli eden sıfat yönünden yakiyne erip) secde ederek ve ağlayarak düşerler.

فخلف من بعدهم خلف اضاعوا الصلاة و اتبعوا الشهوات فسوف يلقون غيا
59-) Fehalefe min ba'dihim halfün edausSalate vettebeuşşehevati fesevfe yelkavne ğayya;
Onlardan sonra, onların ardından bir nesil geldi ki, namazı zayi’ ettiler ve şehvetlere (arzularına, nefslerinin heva ve hevesine) tabi oldular... (Onlar) Ğayy (cehennemin kurtulması çok zor en derin vadisi; şer girdabı, dalalet zinciri, günah kuyusu) ile karşılaşacaklardır.

إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَأُوْلَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْئاً
60-) İlla men tabe ve amene ve amile salihan feülaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune şey'a;
Tevbe eden, iman eden ve salih amel yapan müstesna... İşte onlar cennete dahil olurlar ve hiç bir şekilde zulme uğratılmazlar.

جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمَنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيّاً
61-) Cennati adninilletiy veaderRahmanu ıbadeHU Bil ğayb* innehu kâne va'duHU me'tiyya;
 (O cennetten maksad) Rahman’ın, kullarına Bil-Ğayb (ğaybları olarak) va’d ettiği ADN (ilahi sıfatlarla yaşam) cennetleridir... Muhakkak ki O’nun va’di me’tiyya (gelinmiş, yerine gelmiş) dır.

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْواً إِلَّا سَلَاماً وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيّاً

62-) La yesmeune fiyha lağven illâ Selâma* ve lehüm rizkuhüm fiyha bükreten ve aşiyya;

 (Onlar) orada lağv (faydasız boş söz) değil ancak “Selam” işitirler... Orada kendilerinin sabah-akşam rızıklanmaları da sözkonusudur.

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيّاً
63-) Tilkel cennetülletiy nurisü min ıbadiNA men kâne tekıyya;
İşte kullarımızdan çok korunanları mirasçı yapacağımız cennet budur.

وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيّاً
64-) Ve ma netenezzelü illâ Bi emri Rabbik* leHU ma beyne eydiyna ve ma halfena ve ma beyne zâlik* ve ma kâne Rabbüke nesiyya;
Biz ancak Rabbinin EMRi olarak (Bi-emri Rabbik) tenezzül ederiz... Önümüzde, arkamızda ve bunların arasında olan herşey O’nundur... Ve Rabbin unutkan değildir.

رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيّاً
65-) Rabbüs Semavati vel Ardı ve ma beynehüma fa'budhu vastabir liıbadetiHİ, hel ta'lemu leHU semiyya;
Semavatın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların Rabbi’dir... O halde O’na kulluk et ve O’nun ibadetine sebat/sabır et... O’nun bir adaşını (O’nun adıyla anılan birini) biliyormusun?.

وَيَقُولُ الْإِنسَانُ أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيّاً
66-) Ve yekulül İnsanu eiza ma mittü lesevfe uhrecü hayya;
İnsan der ki: “Ben öldüğüm zaman mı Hayy olarak çıkarılacağım?”.

أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئاً
67-) Evela yezkürul’ İnsanu enna haleknahu min kablü ve lem yekü şey'a;
O insan, bir şey olmadığı halde, onu daha önce halkettiğimizi hatırlamaz mı?.

فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيّاً
68-) FeveRabbike lenahşurennehüm veş şeyatıyne sümme lenuhdırennehüm havle cehenneme cisiyya;
Rabbine yemin olsun ki onları şeytanlarla beraber elbette haşredeceğiz... Sonra onları elbette Cehennem’in havlinde (havalesinde, etrafında) dizüstü çökmüş halde hazır ederiz (kaçışa güçleri yoktur).

ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى الرَّحْمَنِ عِتِيّاً
69-) Sümme lenenzianne min külli şiyatin eyyühüm eşeddü alerRahmani ıtiyya;
Sonra da her şia (fırka)’dan onların azgınlık ve ısyan (varlık bağı, nefsani yoğunluk) itibarıyla Rahman’a en katı olanlarını (ayırıp, ortaya) çekip çıkarırız.

ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِالَّذِينَ هُمْ أَوْلَى بِهَا صِلِيّاً
70-) Sümme lenahnu a'lemu Billeziynehüm evla Biha sıliyya;
Sonra sılıyya (ateşe göğüs germe, oraya girme, aşağı düşme) bakımından onların hangisi (B sırrınca) evladır’ı elbette (B sırrınca) biz daha iyi biliriz.

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْماً مَّقْضِيّاً

71-) Ve in minküm illâ varidüha* kâne alâ Rabbike hatmen makdıyya;

Sizden oraya (Cehennem’e, Nar’a, madde alemine) varid olmayacak (gelip inmeyecek, uğramayacak) hiç kimse yoktur... Bu Rabbin üzerine kesinleşmiş bir hükümdür.

ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيّاً
72-) Sümme nüneccil leziynettekav ve nezeruz zalimiyne fiyha cisiyya;
Sonra bilfiil korunanları (alternativ, nurani kuvve sahiplerini) kurtarırız ve zalimleri (zulmani sûret sahiplerini) de diz üstü orada bırakırız.

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَّقَاماً وَأَحْسَنُ نَدِيّاً
73-) Ve iza tütla aleyhim ayatuna beyyinatin kalelleziyne keferu lilleziyne amenu eyyül feriykayni hayrun mekamen ve ahsenü nediyya;
Onlara ayetlerimiz açık açık tilavet edildiğinde, kafir olanlar, iman edenlere: “İki fırkanın hangisi makam itibarıyla daha hayırlı ve meclisi daha iyidir?” dedi.

وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَاثاً وَرِئْياً
74-) Ve kem ehlekna kablehüm min karnin hüm ahsenü esasen ve ri'ya;
Onlardan önce nice karn (nesil, kuşak, medeniyet) helak ettik ki onlar
esâs (ev-giyim-kuşam eşyası) ve ri’y (hey’et, görünüş) itibarıyla daha iyiydiler.

قُلْ مَن كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمَنُ مَدّاً حَتَّى إِذَا رَأَوْا مَا يُوعَدُونَ إِمَّا الْعَذَابَ وَإِمَّا السَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَّكَاناً وَأَضْعَفُ جُنداً
75-) Kul men kâne fiyd dalaleti felyemdüd lehür Rahmanu medda; hatta iza raev ma yuadune immel azâbe ve immes saate, feseya'lemune men huve şerrun mekânen ve ad'afü cünda;
De ki: “Kim dalalette ise, Rahman ona medd etsin (süreyi iyice uzatsın; mühlet verdikçe versin)... Nihayet kendilerine va’dolunanı -azab’ı veya o saatı (kiyametin kopuşunu) - görecekleri vakit, bilecekler mekanca kim daha şerr ve cünd (ordu, yardımcılar) itibarıyla kim daha zayıf?”.

وَيَزِيدُ اللَّهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ مَّرَدّاً
76-) Ve yeziydullahulleziynehtedev hüda* vel bakıyatus salihatu hayrun ınde Rabbike sevaben ve hayrun meradda;
Allah doğru yolda olanları hidayetce artırır... Salih bakıyyeler (ilim ve nurani meziyetler) ise Rabbinin indinde hem sevapça daha hayırlıdır ve hem de akıbet/dönüş yeri itibarıyla daha hayırlıdır.

أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالاً وَوَلَداً
77-) Eferaeytelleziy kefera Bi ayatiNA ve kale leuteyenne malen ve veleda;
O ayetlerimizi (rabbani kuvveleri, sistemi, mürşidi B sırrınca) küfr (inkar) eden ve: “Kesinlikle bana mal ve çocuk verilir” diyen kimseyi gördün mü?.

أَاطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْداً
78-) Ettaleal ğaybe emittehaze ınder Rahmani ahda;
 (O kafir), ğayb’a muttali mi oldu yoksa Rahman’ın indinde bir ahd mı edindi?.

كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدّاً
79-) Kella* senektübü ma yekulu ve nemüddü lehu minel azâbi medda;
Hayır (sandığı gibi değil) !.. Biz onun söylediğini yazacağız ve azab’dan onun için medd ettikçe edeceğiz (azabı uzattıkça uzatacağız).

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْداً
80-) Ve nerisühu ma yekulu ve ye'tiyNA ferda;
Onun dediğine (mal ve evlada) biz varis oluruz... Ve o, bize ferd olarak gelir.

وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزّاً
81-) Vettehazu min dunillahi aliheten liyekûnu lehüm ızza;
Kendilerine ızz (üstünlük, destek) olsunlar diye Allah’dan gayrı ilahlar edindiler.

كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدّاً
82-) Kella* seyekfürune Bi ıbadetihim ve yekûnune aleyhim dıdda;
Hayır (öyle değil) !.. (O ilahlar) onların ibadetlerini (tapınmalarını B sırrınca) küfr (inkar) edecek ve onlar üzerine zıd (yapılarının tam aksi) olacaklar.

أَلَمْ تَرَ أَنَّا أَرْسَلْنَا الشَّيَاطِينَ عَلَى الْكَافِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزّاً
83-) Elem tera enna erselneş şeyatıyne alel kafiriyne teüzzühüm ezza;
Görmedin mi biz, şeytanları kafirler (gerçeği reddedenler) üzerine irsal ettik de onları (vesveseleri ile) oynatıp duruyorlar.

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدّاً
84-) Fela ta'cel aleyhim* innema neuddü lehüm adda;
Onlar üzerine acele etme... Biz onlar için mükemmel şekilde sayarız (amellerini ve ecellerini biliyoruz).

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَنِ وَفْداً
85-) Yevme nahşurul müttekıyne ilerRahmani vefda;
Muttekiyleri vefd (ikrama nail olmuş, binekli elçiler) olarak Rahman’a haşrettiğimiz gün!.

وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَى جَهَنَّمَ وِرْداً
86-) Ve nesukul mücrimiyne ila cehenneme virda;
Mücrimleri de vird (susamışlar, yaya) olarak Cehennem’e sevk ettiğimiz (gün) !.

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْداً
87-) La yemlikûneşşefaate illâ menittehaze ınder Rahmani ahda;
Rahman’ın indinde ahd edinmiş (fıtratına rücu etmiş) olandan başkası şefaata malik olmayacak.

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَداً
88-) Ve kalüttehazerRahmanu veleda;
 “Rahman çocuk edindi” dediler!.

لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئاً إِدّاً
89-) Lekad ci'tüm şey'en idda;
Andolsun ki idda bir şey (görülmedik büyük idda, pek çirkin bir şey) yaptınız.

كَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدّاً
90-) Tekadüs Semavatu yetefettarne minhu ve tenşakkul Ardu ve tehırrulcibalü hedda;
Bundan dolayı az kalsın Semavat çatlayacak, Arz şakk edecek (yarılacak) ve dağlar yıkılıp düşecek.

أَن دَعَوْا لِلرَّحْمَنِ وَلَداً
91-) En deav lirRahmani veleda;
Rahman’a çocuk nisbet etmelerinden ötürü.

وَمَا يَنبَغِي لِلرَّحْمَنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَداً
92-) Ve ma yenbeğıy lirRahmani en yettehıze veleda;
Rahmana çocuk edinmek gerekmez/yakışmaz.

إِن كُلُّ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَنِ عَبْداً
93-) İn küllü men fiysSemavati vel Ardı illâ atir Rahmani abda;
Semavat’ta ve Arz’da kim var ise Rahman’a ancak kul olarak gelir.

لَقَدْ أَحْصَاهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدّاً
94-) Lekad ahsahüm ve addehüm adda;
Andolsun ki (Rahman) onları ıhsa etmiş ve onları ta’dad edip saymıştır.

وَكُلُّهُمْ آتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْداً
95-) Ve küllühüm atiyhi yevmel kıyameti ferda;
Onların hepsi kıyamet günü O’na ferd olarak gelir.

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدّاً

96-) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati se yec'alü lehümür Rahmanu vüdda;

Muhakkak ki iman edip salih amel yapanlara (arınma çalışmaları yapıp kendilerini tanıyanlara) gelince, Rahman onlar için bir sevgi (yakınlık, ilahi vasıflarla tahakkuk) oluşturacaktır.

فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِ قَوْماً لُّدّاً
97-) Feinnema yessernahu Bi lisanike litübeşşira Bihil müttekıyne ve tünzira Bihi kavmen lüdda;
Biz O’nu, O’nunla (B sırrınca O olarak) muttekıyleri müjdeleyesin ve inatçı (vehim?) bir kavmi de O’nunla (B sırrınca) uyarasın diye senin lisanın ile (B sırrınca senin lisanın olarak) kolaylaştırdık.

وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُم مِّنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزاً
98-) Ve kem ehlekna kablehüm min karn* hel tuhıssü minhüm min ehadin ev tesmeu lehüm rikza;
Onlardan önce de nice karn (nesil, kuşak) helak ettik... Onlardan herhangi birini hissediyor yahut onların gizli seslerini/fısıltılarını işitiyor musun?.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal