Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



20. TÂ-HÂ SÛRESİ    طه


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

طه
1-) Tâ ha;
Ta Ha!.

مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى
2-) Ma enzelna aleykel Kur’âne liteşka;
Biz Kur’an’ı sana, şakıy (bedbaht, mutsuz) olasın (aşırı ibadet ve devamlı sülûk disiplinleri ile zahmet çekesin) diye inzal etmedik.

إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى
3-) İlla tezkireten limen yahşa;
Ancak haşyet duyan bilinç için bir tezkire olsun diye (inzal ettik; maksat idrak etmektir).

تَنزِيلاً مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَ
4-) Tenziylen mimmen halekal’ Arda ves Semavatil ‘ula;
Arz’ı ve yüce/yüksek Semaları yaratandan kısım kısım indirilmiştir.

الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى
5-) ErRahmanu alel Arşisteva;
Rahman, Arş’a istiva etti.

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى
6-) LeHU ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı ve ma beynehüma ve ma tahtessera;
Semalarda, Arz’da, ikisinin arasında ve sera’nın (toprağın) altında ne var ise O’nundur.

وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى
7-) Ve in techer Bil kavli feinneHU ya'lemüs Sirra ve Ahfâ;
Sen (Bi-) kavli (sözü) açığa vurursan (veya gizlersen farketmez), (bil ki) muhakkak ki O, Sırr’ı da Ahfa’yı da bilir.

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى
8-) Allahu la ilahe illâ HU* leHul Esmaül Hüsna;
 (Çünkü O) Allah’dır, O’ndan ğayrı ilah/vücud yoktur... Esma’ül Hüsna O’nundur!.

وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى
9-) Ve hel etake hadiysü Musa;
Musa’nın hadisi (haberi) sana geldi mi?.

إِذْ رَأَى نَاراً فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَاراً لَّعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى
10-) İz rea naren fekale liehlihimküsu inniy anestü naren lealliy atiyküm minha Bi kabesin ev ecidü alennari hüda;
Hani (Musa) bir ateş gördü de ehline: “Yerinizde durun, muhakkak ki ben bir ateş üns ettim (hissettim, algıladım, gördüm)... Belki ondan size bir (Bi-) kabes (meş’ale, kor parçası) getiririm ya da o ateşin üzerinde bir huda (klavuz) bulurum”.

فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَا مُوسَى
11-) Felemma etaha nudiye ya Musa;
Ona (ateşe) geldiğinde: “Ya Musa!” diye (ateş’den) nida edildi.

إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
12-) İnniy ene Rabbüke fahla' na'leyk* inneke Bil vadil mukaddesi Tuva;
“Muhakkak ki ben senin Rabbinim!.. (Bu sebeple) hemen iki na’lınını çıkar (çünkü sen bilinç yapısın); muhakkak ki sen (B sırrıyla) mukaddes vadi Tuva’dasın!”.

وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى
13-) Ve enahtertüke festemı' lima yuha;
 “Ben seni seçtim... İmdi vahyolunanı dinle!”.

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
14-) İnneniy enellahu la ilahe illâ ene fa'budniy, ve ekımıs Salate lizikrİY;
 “Muhakkak ki Ben, evet Ben Allahım!... İlah yok ancak BEN (Ben’den gayrı vücud yok)... Bana kulluk et ve Benim zikrim için salatı ikame et!”.


إِنَّ السَّاعَةَ ءاَتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى
15-) İnnes saate atiyetün ekâdü uhfiyha litücza küllü nefsin Bima tes'a;

Muhakkak O Saat (kıyamet; fena, ölüm) gelecektir... Her nefs (B sırrınca) sa’yettiği ile cezalansın diye az kalsın onu (melikiyet ile) gizleyeceğim.

فَلاَ يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لاَ يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى
16-) Fela yesuddenneke anha mel la yu'minu Biha vettebea hevahu feterdâ;
 “Ona (kıyamet’e/ölüme; zati teklik zuhuru’na B-sırrınca) iman etmeyen ve hevasına tabi olmuş kimse ondan (Allah’a Lıka’dan, tam fena’dan) seni alakoymasın; sonra helak olursun!”.

وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَا مُوسَى
17-) Ve ma tilke Bi yemiynike ya Musa;
 “O senin (Bi-) sağ elindeki nedir, ya Musa?”.

قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى
18-) Kale hiye asaye, etevekkeü aleyha ve ehüşşü Biha alâ ğanemiy ve liye fiyha mearibü uhra;
 (Musa) dedi ki: “O, benim asa’mdır... Ona dayanırım, (B sırrınca) onunla koyunlarıma (ağaçtan) yaprak silkelerim ve onda başka ihtiyaçlarım da var”.

قَالَ أَلْقِهَا يَا مُوسَى
19-) Kale elkıha ya Musa;
 “Onu bırak, ya Musa!” dedi.

فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى
20-) Feelkaha feiza hiye hayyetün tes'a;
 (Musa da) onu attı... Bir de ne görsün o (asa; Musa’nın nefsi) koşan bir yılan!.

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى
21-) Kale hûzha ve la tehaf* senuıydüha siyretehel ula;
 “Onu al ve korkma!.. Onu sana ilk siretinde iade edeceğiz!” dedi.

وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى
22-) Vadmüm yedeke ila cenahıke tahrüc beydae min ğayri suin ayeten uhra;
 “Elini senin cenahına (kendi tarafına) zamm et; bir başka ayet olarak hastalıksız-kötülüksüz-noksansız-kusursuz bembeyaz (nur) halde çıksın”.

لِنُرِيَكَ مِنْ آيَاتِنَا الْكُبْرَى
23-) Li nüriyeke min ayatiNEl kübra;
 “Sana en büyük ayetlerimizden gösterelim diye!”.

اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
24-) İzheb ila fir'avne innehu tağa;
 “Git Farvun’a!.. Muhakkak ki o tuğyan etti”.

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي
25-) Kale Rabbişrah liy sadriy;
 (Musa) dedi ki: “Rabbim, sadrımı açıp genişlet (hakkel yakiyn eyle)”.

وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي
26-) Ve yessirliy emriy;
“İşimi bana kolaylaştır”.

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي
27-) Vahlül ukdeten min lisaniy;
 “Lisanımdan düğümü (bilincimin külli manaları algılayıp değerlendirmesini engelleyen zihin düğümlerini) çöz”.

يَفْقَهُوا قَوْلِي
28-) yefkahu kavliy;
 “Ki sözümü (derinliğine) anlasınlar (içlerine tesir etsin)”.

وَاجْعَل لِّي وَزِيراً مِّنْ أَهْلِي
29-) Vec'al liy veziyren min ehliy;
 “Benim için ehlimden bir vezir oluştur”.

هَارُونَ أَخِي
30-) Harune ehıy;
“Kardeşim Harun’u”.

اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي
31-) Üşdüd Bihi ezriy;
“Onunla (B sırrınca, O olarak) gücümü şiddetlendir”.

وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي
32-) Ve eşrikhu fiy emriy;
“Ve Onu işimde ortak yap”.

كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيراً
33-) Key nüsebbihake kesiyra;
“Ki seni çokça tesbih (tenzih) edelim”.

وَنَذْكُرَكَ كَثِيراً
34-) Ve nezküreke kesiyra;
“Seni çok zikredelim (ilim)”.

إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيراً
35-) İnneke künte Bina Basıyra;
“Muhakkak ki sen bizi (B sırrınca, biz olarak) Basıyr’sin!”.

قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسَى
36-) Kale kad ütiyte sü'leke ya Musa;
 “İstediğin sana verildi, ya Musa!” dedi.

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى
37-) Ve lekad menenna aleyke merreten uhra;
 “Andolsun ki (bundan önce) sana başka bir kere daha menn (lutf-ihsan) etmiştik”.

إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى
38-) İz evhayna ila ümmike ma yuha;
 “Hani vahyolunanları annene (şöyle) vahyetmiştik (program, rububiyyet hükümleri vahiy yollu açığa çıkar)”.

أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّي وَعَدُوٌّ لَّهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي
39-) Enıkzi fiyhi fiyttabuti fakzi fiyhi fiyl yemmi fel yulkıhil yemmü Bis sahıli ye'hûzhü adüvvün liy ve adüvvün leh* ve elkaytü aleyke mehabbeten minnİY* ve litusnea alâ ayniy;
 “Onu (Musa’yı) Tabut’un (beden) içine koy... Onu Yemm’e (denize) bırak... Yemm (B gerçeğince) Onu sahil’e kavuştursun ki, benim de düşmanım, Onun da düşmanı (olan nesne) Onu alsın... Ve senin üzerine ben’den bir muhabbet bıraktım... Gözümün önünde (ben’im terbiye ve muhafazam altında) yapılanman/yetiştirilmen için”.

إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَن يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْساً فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُوناً فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَا مُوسَى
40-) İz temşiy uhtüke fetekulu hel edüllüküm alâ men yekfüluh* fereca'nake ila ümmike key tekarre aynüha ve la tahzen* ve katelte nefsen fenecceynake minel ğammi ve fetennake fütuna; felebiste siniyne fiy ehli medyene sümme ci'te alâ kaderin ya Musa;
 “Hani kızkardeşin yürüyor (Fravun ailesine gidip) ve diyordu ki: ‘Onu tekeffül edecek (süt emzirecek, rüşdüne kadar besleyecek) kimseyi size göstereyim mi?’.. Böylece seni annene rücu’ ettirdik gözü aydın olsun ve hüzünlenmesin diye... (Hem) sen bir nefs katlettin de (bunun üzerine) biz seni ğamdan kurtardık... Seni fitneden (imtihandan) fitneye uğrattık da... (Hani) Ehl-i Medyen içinde (Şuayıb a.s.ın yanında) senelerce kaldın... Sonra bir kader üzere geldin ya Musa!”.

وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي
41-) Vastana'tüke linefsiy;
“Seni nefsim için seçtim”.

اذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِآيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي
42-) İzheb ente ve ehuke Bi ayatıy ve la teniya fiy zikriy;
 “Sen ve kardeşin ayetlerimle (B sırrınca ayetlerim olarak) (Fravun’a) gidin... Zikrim (müşahadem)’de gevşeklik/zaaf göstermeyin!”.

اذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
43-) İzheba ila fir'avne innehu tağa;
 “İkiniz gidin Fravun’a!... Muhakkak ki o tuğyan etmiştir”.

فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَّيِّناً لَّعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَ
44-) Fekula lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşa;
 “Ona yumuşak (terkibiyetsiz, kudsi) söz söyleyin (ikiniz) !... Belki tezekkür eder yahud haşyet duyar!”.

قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَن يَطْغَى
45-) Kala Rabbena innena nehafü en yefruta aleyna ev en yatğa;
 “Rabbimiz!.. Doğrusu biz, bizim üzerimize ifrat etmesinden (aleyhimize aşırı gitmesinden) veya tuğyan etmesinden korkarız” dediler (ikisi).

قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى
46-) Kale la tehafa inneniy meaküma esmeu ve era;
 (Allah) dedi ki: “Korkmayın!... Muhakkak ki Ben sizin (ikiniz) le beraberim, işitir ve görürüm”.

فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكَ وَالسَّلَامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى
47-) Fe'tiyahu fekula inna Rasûla Rabbike feersel meana beniy israiyle ve la tuazzibhüm* kad ci'nake Bi ayetin min Rabbik* vesSelâmü alâ menittebeal hüda;
 “Artık ona gelin ve deyin ki: Doğrusu biz senin Rabbinin Rasûlleriyiz!... İsrailOğullarını (ruhani kuvveleri) bizimle beraber gönder, onlara azab etme!.. Gerçekten biz sana, senin Rabbin tarafından (B sırrınca) bir ayet olarak geldik... Selam, huda’ya (rehbere; yol göstericiye) tabi olan üzerine olsun”.

إِنَّا قَدْ أُوحِيَ إِلَيْنَا أَنَّ الْعَذَابَ عَلَى مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّى

48-) İnna kad uhıye ileyna ennel azâbe alâ men kezzebe ve tevella;

 “Doğrusu bize, azabın yalanlayan ve yüzçeviren üzerine olacağı vahyolundu”.

قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَا مُوسَى
49-) Kale femen Rabbuküma ya Musa;
 (Rabbinden perdeli Fravun) dedi ki: “Sizin (ikinizin) Rabbi kimdir, ya Musa?”.

قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى
50-) Kale Rabbunelleziy a'ta külle şey'in halkahu sümme heda;
 (Musa) dedi ki: “Rabbimiz her şey’e halkıyyetini (varoluş işlevine göre varlığını ve özelliklerini) veren, sonra da hidayet edendir (hedefine ermesini kolaylaştırandır)”.

قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْأُولَى

51-) Kale fema balül kurunil ulâ;

 (Fravun) dedi ki: “Peki ya ilk nesillerin (önceki asırların insanlarının) hali nedir (çünkü böyle Rasûl görmediler) ?”.

قَالَ عِلْمُهَا عِندَ رَبِّي فِي كِتَابٍ لَّا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنسَى
52-) Kale ılmuha ınde Rabbiy fiy Kitab* la yedıllu Rabbiy ve la yensa;
 (Musa) dedi ki: “Onların ilmi Rabbimin indinde bir kitab’ta (Levh-i Mahfuz’da) dır... Rabbim sapmaz ve unutmaz (hüküm ve takdiri yerine gelir)!”.

الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ مَهْداً وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلاً وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ أَزْوَاجاً مِّن نَّبَاتٍ شَتَّى

53-) Elleziy ceale lekümül Arda mehden ve selek leküm fiyha sübülen ve enzele mines Semai maen, feahrecna Bihi ezvacen min nebatin şetta;

 “Arz’ı sizin için bir beşik yapan, orada sizin için yollar (duyu organları) açan ve Sema’dan bir su inzal eden O’dur”... O su ile (B sırrınca) çeşitli nebattan ezvac (eşler, çiftler) çıkardık.

كُلُوا وَارْعَوْا أَنْعَامَكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّأُوْلِي النُّهَى
54-) Külu ver'av en'ameküm* inne fiy zâlike le âyâtin liülinNüha;
 (Kendiniz) yiyin ve hayvanlarınızı da otlatın... Muhakkak ki bunda nüha (nühyeler, akıllar) sahipleri için elbette ayetler vardır.

مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَى
55-) Minha halaknaküm ve fiyha nuıydüküm ve minha nuhricüküm tareten uhra;
Sizi Arz’dan halkettik (120.gündeki nefh-i ruh dahil tüm inşa)... Tekrar sizi orada iade edeceğiz (fena, vefat)... Ve sizi ondan bir kez daha çıkaracağız (ba’s).

وَلَقَدْ أَرَيْنَاهُ آيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَى
56-) Ve lekad ereynahu ayatina külleha fekezzebe ve eba;
Andolsun ki biz ona (Fravun’a) ayetlerimizin hepsini gösterdik... (Ama o) yalanladı ve imtina etti.

قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسَى
57-) Kale eci'tena lituhricena min Ardına Bi sihrike ya Musa;
 “(Bi-) sihrin ile bizi Arz’ımızdan çıkarasın diye mi geldin, Ya Musa?” dedi.

فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِداً لَّا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا أَنتَ مَكَاناً سُوًى
58-) Felene'tiyenneke Bi sihrin mislihi fec'al beynena ve beyneke mev'ıden la nuhlifühu nahnu ve la ente mekanen süva;
“Onun misli bir (Bi-) sihir, biz de mutlaka sana getireceğiz... Bizimle senin arana bir mev’id (buluşma vakti) kıl (belirle) ki, biz de ona muhalefet etmeyelim sen de... (Her iki tarafın toplanması için) tam yerinde, düzgün bir mekan (olsun)”.

قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى
59-) Kale mev'ıdüküm yevmüzziyneti ve en yuhşerenNasu duha;
 (Musa) dediki: “Sizin mev’idiniz (buluşma vaktiniz) ziynet günü’dür... İnsanlar kuşluk vakti haşrolunsunlar”.

فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ أَتَى
60-) Fetevella fir'avnü fecemea keydehu sümme eta;
 (Bunun üzerine) Fravun yüz çevirip döndü (gitti) ve hilesini cem’etti, sonra geldi.

قَالَ لَهُم مُّوسَى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ كَذِباً فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرَى
61-) Kale lehüm Musa veyleküm la tefteru alellahi keziben feyüshıteküm Bi azâb* ve kad habe meniftera;
Musa onlara dedi ki: “Veyl olsun size!.. Allah üzerine yalan uydurmayın!.. Bundan dolayı (Allah) (Bi-) azab ile kökünüzü keser... İftira eden hakikaten kaybetmiştir”.

فَتَنَازَعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى
62-) Fetenazeu emrehüm beynehüm ve eserrunnecva;
 (Sihirbazlar; evham-hayal ürünü fikirler) işlerini aralarında tartıştılar... Fısıltılarını gizlediler.

قَالُوا إِنْ هَذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَى
63-) Kalu in hazâni lesahırani yüriydani en yuhricaküm min Ardıküm Bi sihrihima ve yezheba Bi tariykatikümül müslâ;
 (Fravunun büyücüleri) dediler ki: “Şu ikisi, iki büyücüden başka bir şey değildir... (Bi-) sihirleri (sizi aciz bırakan tesirleri) ile sizi Arz’ınızdan çıkarmak ve sizin en nümune yolunuzu giderip yok etmek diliyorlar”.

فَأَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفّاً وَقَدْ أَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلَى
64-) Feecmiu keydeküm sümme'tu saffa; ve kad eflehal yevme menista'la;
 “Bu sebeple bütün hilelerinizi cem’edin, sonra saf halinde gelin... Bugün kim üstün gelir ise o felaha ermiştir”.

قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَن تُلْقِيَ وَإِمَّا أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَى
65-) Kalu ya Musa imma en tülkıye ve imma en nekûne evvele men elka;
Dediler ki: “Ya Musa!.. Ya sen at, ya da ilk atan biz olalım”.

قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى
66-) Kale bel elku* feiza hıbalühüm ve ısıyyühüm yuhayyelü ileyhi min sıhrihim enneha tes'a;
 (Musa) dedi ki: “Hayır, siz atın”... Bir de ne görsün!... Onların ipleri ve değnekleri, sihirlerinden ötürü, kendisine, koşuyorlarmış gibi göründü (hayal).

فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُّوسَى
67-) Feevcese fiy nefsihi hıyfeten Musa;
Musa nefsinde bir korku duydu.

قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ الْأَعْلَى
68-) Kulna la tehaf inneke entel a'la;
 “Korkma!... Muhakkak ki sen, evet sen a’la’sın (üstünsün)” dedik.

وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى
69-) Ve elkı ma fiy yemiynike telkaf ma saneu* innema saneu keydü sahır* ve la yüflihus sahıru haysü eta;
“Sağ elindekini bırak, onların ürettiklerini yutsun... (Onlar) ancak sihirbazın hilesini yapıp ürettiler... Sihirbaz nereye gitse iflah etmez”.

فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّداً قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسَى
70-) Feulkıyes seharetü sücceden kalu amenna Bi Rabbi Harune ve Musa;
Bu sebeple sihirbazlar secdeye kapandılar... “Harun ve Musa’nın Rabbine (B sırrıyla) iman ettik” dediler.

قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَا أَشَدُّ عَذَاباً وَأَبْقَى
71-) Kale amentüm lehu kable en azene leküm* innehu le kebiyrukümülleziy allemekümüssıhr* fele ükattıanne eydiyeküm ve ercüleküm min hılafin ve le usallibenneküm fiy cüzuınnahl* ve leta'lemünne eyyüna eşeddü azâben ve ebka;
 (Fravun) dedi ki: “Ben size izin vermeden Ona iman ettiniz ha!.. Muhakkak ki O, size sihri öğreten büyüğünüzdür... Andolsun ki sizin ellerinizi ve sizin ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizi hurma dallarından asacağım... Hangimizin azabca daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu elbette bileceksiniz!”.

قَالُوا لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَى مَا جَاءنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا أَنتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
72-) Kalu len nü'sireke alâ ma caena minel beyyinati velleziy fetarena fakdı ma ente kad* innema takdiy hazihil hayated dünya;
Dediler ki: “Beyyinattan (açık kanıtlar, mucizeler, sıfatlar’dan) bize gelen ve bizi (ilk) yaratan (Fatır) üzerine seni asla tercih etmeyeceğiz... Ne hükmedeceksen hükmet!... Sen ancak şu dünya hayatına hükmedersin”.

إِنَّا آمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى    

73-) İnna amenna Bi Rabbina li yağfire lena hatayana ve ma ekrehtena aleyhi mines sıhr* vAllahu hayrun ve ebka;
“Doğrusu biz Rabbimize (B sırrıyla) iman ettik ki bizim için hatalarımızı ve sihirden bizi üzerine zorladığın şeyi mağfiret etsin... Allah daha hayırlı ve daha bakidir”.

إِنَّهُ مَن يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِماً فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيى
74-) İnnehu men ye'ti Rabbehu mücrimen feinne lehu cehennem* la yemutü fiyha ve la yahya;
Gerçek şu ki: Kim Rabbine mücrim (müşrik; gayrı biri) olarak gelirse işte Cehennem onun içindir… Orada ne ölür (kurtulur), ne de dirilir (sürekli azab, ölme-dirilme yaşarlar).

وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِناً قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَأُوْلَئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلَى
75-) Ve men ye'tihi mu'minen kad amiles salihati feülaike lehümüd derecatül ‘ula;
Kim de O’na mü’min olarak salih amel yapmış halde gelirse, işte onlar için en a’li dereceler vardır.

جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاء مَن تَزَكَّى
76-) Cennatu Adnin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* ve zâlike cezaü men tezekkâ;
Altlarından nehirler akan ADN cennetleri... Onda ebedi kalıcılardır... Arınıp tezkiye edenin cezası işte budur.

وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقاً فِي الْبَحْرِ يَبَساً لَّا تَخَافُ دَرَكاً وَلَا تَخْشَى
77-) Ve lekad evhayna ila Musa en esri Bi ıbadiy fadrib lehüm tariykan fiyl bahri yebesa* la tehafü dereken ve la tahşa;
Andolsun ki Musa’ya (şunu) vahyettik: “(Bi-) kullarımı geceleyin yürüt... Onlar için denizde kuru bir yol darbet (asanla vurarak aç)... (Fravun tarafından) yetişilmekten korkmaksızın ve (denizde boğulmaktan) haşyet duymaksızın”.

فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُم مِّنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ
78-) Feetbeahüm fir'avnu Bi cünudihi fe ğaşiyehüm minel yemmi ma ğaşiyehüm;
Fravun (Bi-) ordusu ile onları izledi de kendilerini yemm (deniz)’den ne bürüdüyse bürüdü (kaplayıp içine aldı, boğdu).

وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدَى
79-) Ve edalle fir'avnu kavmehu ve ma heda;
Fravun kendi kavmini saptırdı, doğru yola klavuzlamadı.

يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ قَدْ أَنجَيْنَاكُم مِّنْ عَدُوِّكُمْ وَوَاعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى
80-) Ya beniy israiyle kad enceynaküm min adüvviküm ve vaadnaküm canibetTuril Eymene ve nezzelna aleykümülMenne vesSelva;
Ya İsrailOğulları!.. Gerçekten biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tur’un sağ canibinde size vaad ettik... Sizin üzerinize Menn (kudret helvası) ve Selva (bıldırcın kuşu) tenzil ettik.

كُلُوا مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي وَمَن يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِي فَقَدْ هَوَى
81-) Külu min tayyibati ma razaknnaküm ve la tetğav fiyhi feyehılle aleyküm ğadabiy* ve men yahlil aleyhi ğadabiy fekad heva;
Sizi rızıklandırdığımız tayyibattan yiyin ve onda tuğyan etmeyin... Yoksa üzerinize gadabım iner.. Kimin üzerine gadabım inerse hakikaten o aşağı düşmüştür.


وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً ثُمَّ اهْتَدَى
82-) Ve inniy le Ğaffarun limen tabe ve amene ve amile salihan sümmehteda;
Muhakkak ki ben, tevbe eden (hakikatına yakışmayan davranışlarını farkedip dönen, doğrusunu keşfeden), iman eden (arınan), salih amel (hakikatının gereği, sünnetullah’a uyumlu amel) yapan, sonra da doğru yolu bulan (Zat’a yönelen) kimseye elbette Ğaffar’ım.

وَمَا أَعْجَلَكَ عَن قَوْمِكَ يَا مُوسَى
83-) Ve am a'celeke an kavmike ya Musa;
 “Seni kavminden acele ettiren (acele ile uzaklaştıran) nedir, YaMusa?”.

قَالَ هُمْ أُولَاء عَلَى أَثَرِي وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَى
84-) Kale hüm ülai alâ eseriy ve aciltü ileyke Rabbi literda;
 (Musa) dedi ki: “Onlar benim eserim (izim) üzereler... Rabbim, razı olasın diye sana acele ettim”.

قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِن بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ
85-) Kale feinna kad fetenna kavmeke min ba'dike ve edallehümüs Samiriyy;
 (Rabbi) dedi ki: “Doğrusu biz senden sonra kavmini fitneye düşürdük (imtihan ettik)... Onları Samiriy (istidrac sahibi) saptırdı”.

فَرَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفاً قَالَ يَا قَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْداً حَسَناً أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ أَمْ أَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُم مَّوْعِدِي
86-) Feracea Musa ila kavmihi ğadbane esifa* kale ya kavmi elem yeıdküm Rabbüküm va'den hasena* efetale aleykümül ahdü em eradtüm en yehılle aleyküm ğadabün min Rabbüküm feahleftüm mev'ıdiy;
Musa, gadablı ve üzgün olarak kavmine döndü... Dedi ki: “Ey Kavmim!.. Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı?.. Bu ahd (süreci) size uzun mu geldi?.. Yoksa Rabbinizden üzerinize bir gadab inmesini mi dilediniz de mev’idime (va’dinize) muhalefet ettiniz?”.

الُوا مَا أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَكِنَّا حُمِّلْنَا أَوْزَاراً مِّن زِينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذَلِكَ أَلْقَى السَّامِرِيُّ
87-) Kalu ma ahlefna mev'ıdeke Bi melkina ve lakinna hümmilna evzaren min ziynetil kavmi fekazefnaha fekezâlike elkas Samiriyy;
Dediler ki: “Biz kendi melkimizle (kuvvetimizle, tasarrufumuzla) senin mev’idine (sana) muhalefet etmedik... Fakat biz kavmimizin ziynetinden ağırlıklar yüklenmiştik de onları kaldırıp (Samiyri’nin ateşine) attık... Samiriy de işte böylece atmıştı (biz ona bakıp yaptık?)”.

فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هَذَا إِلَهُكُمْ وَإِلَهُ مُوسَى فَنَسِيَ
88-) Feahrece lehüm ıclen ceseden lehu huvarün fekalu hazâ ilahuküm ve ilahu Musa fenesiy;
 (Samiriy) onlar için böğürebilen bir ICLEN CESEDEN (buzağı cesedi, yani bir buzağı ki ondan maksad böğürebilen anlayışsız bir cesed?) çıkarttı... Bunun üzerine dediler ki: “İşte bu hem sizin ilahınız ve hem de Musa’nın ilahıdır; fakat Musa (bu ilahı) unuttu!?”.

أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلاً وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرّاً وَلَا نَفْعاً
89-) Efela yeravne ella yerciu ileyhim kavlen ve la yemlikü lehüm darren ve la nef'a;
Görmüyorlar mı ki o (buzağı), onlara bir kavli (bir sözü) geri çevirmez (cevab vermez; idraksızdır), onlara bir zarar ve bir faydaya malik de değildir?.

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَارُونُ مِن قَبْلُ يَا قَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِ وَإِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمَنُ فَاتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوا أَمْرِي
90-) Ve lekad kale lehüm Harunu min kablü ya kavmi innema fütintüm Bih* ve inne RabbekümürRahmanu fettebiuniy ve etıy'u emriy;
Andolsun ki daha önce Harun onlara şöyle dedi: “Ey kavmim!... Siz onunla (B sırrınca) ancak sınandınız... Muhakkak ki sizin Rabbiniz Rahman’dır... O halde bana tabi olun ve emrime itaat edin!”.

قَالُوا لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفِينَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَى
91-) Kalu len nebraha aleyhi akifiyne hatta yercia ileyna Musa;
Dediler ki: “Musa bize dönünceye kadar, ona (buzağıya) tapınıp durmaya devam edeceğiz”.

قَالَ يَا هَارُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوا
92-) Kale ya Harunü ma meneake iz raeytehüm dallu;
 (Musa) dedi: “Ya Harun!.. Bunların dalalete saptıklarını gördüğünde seni ne men’ etti,”.

أَلَّا تَتَّبِعَنِ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِي
93-) Ella tettebian* efeasayte emriy;
“bana tabi olmaktan?.. Emrime ısyan mı ettin?”.

قَالَ يَا ابْنَ أُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي إِنِّي خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي
94-) Kale yebneümme la te'huz Bi lıhyetiy ve la Bi ra'siy* inniy haşiytü en tekule ferrakte beyne beniy israiyle ve lem terkub kavliy;
 (Harun) dedi ki: “Ey anamın oğlu!... (Bi-) sakalımdan ve (Bi-) başımdam tutma!.. Muhakkak ki ben: ‘İsrailOğulları arasında tefrika çıkardın, kavlimi gözetmedin’, diyeceğinden haşyet ettim (korktum)”.

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ
95-) Kale fema hatbüke ya Samiriyy;
 (Musa) dedi ki: “Senin hatbın (zorun, kasdın, durumun) nedir, Ya Samiriy?”.

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَلِكَ سَوَّلَتْ لِي نَفْسِي
96-) Kale besurtu Bi ma lem yebsuru Bihi fekabadtu kabdaten min eserir Rasûli fenebeztüha ve kezâlike sevvelet liy nefsiy;
 (Samiriy) dedi ki: “Onların (B sırrınca) görmediklerini (B sırrınca) gördüm (biliyorum)... Rasûl’ün eserinden (izinden) bir kabza (avuç) aldım da onu (onların ziynet nesnelerinin eridiği karışıma) attım... İşte böylece nefsim beni teşvik etti/sevdirdi”.

قَالَ فَاذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِي الْحَيَاةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَّنْ تُخْلَفَهُ وَانظُرْ إِلَى إِلَهِكَ الَّذِي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاً لَّنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً
97-) Kale fezheb feinne leke fiyl hayati en tekule la misas* ve inne leke mev'ıden len tuhlefeh* venzur ila ilahikelleziy zalte aleyhi akifa* le nuharrikannehu sümme lenensifennehu fiyl yemmi nesfa;
 (Musa) dedi ki: “Git!.. Muhakkak ki senin için hayatta ‘bana temas yok= bana dokunmayın’ demen var... Ayrıca senin için kendisine asla muhalefet edemeyeceğin bir mev’id (kesin bir vakit) var... (Gece gündüz) tapıp durduğun ilahına bir bak!... Kesinlikle onu yakacağız, sonra onu un ufak edip Yemm (deniz)’de savuracağız”.

إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً
98-) İnnema ilahukümullahulleziy la ilahe illâ HU* vesia külle şey'in ılma;
Sizin ilahınız (yaratanınız, müessiriniz) ancak Allah’dır -ki O’ndan gayrı ilah (vücud) yoktur!... (O) ilmen herşeyi kuşatan genişliktedir.

كَذَلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنبَاء مَا قَدْ سَبَقَ وَقَدْ آتَيْنَاكَ مِن لَّدُنَّا ذِكْراً
99-) Kezâlike nekussu aleyke min enbai ma kad sebeka, ve kad ateynake min ledünna zikra;
İşte böylece öne geçmiş olanların haberlerinden bazısını sana kıssa ediyoruz... Hakikaten sana ledünnümüzden bir Zikir verdik.

مَنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وِزْراً
100-) Men a'reda anhü feinnehu yahmilu yevmel kıyameti vizra;
Kim Ondan yüz çevirirse, muhakkak ki o kıyamet günü ağır bir yük/günah yüklenecektir.

خَالِدِينَ فِيهِ وَسَاء لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حِمْلا
101-) Halidine fiyh* ve sae lehüm yevmel kıyameti hımla;
Onda (o günahın içinde) ebedi kalıcılardır... Kıyamet günü o (yük), onlar için ne kötü bir yüktür!.

يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقاً
102-) Yevme yünfehu fiysSuri ve nahşurul mücrimiyne yevmeizin zurka;
O gün (o kıyamet günü) sura nefholunur... O gün mücrimleri zurka (gözleri gömgök, a’ma) olarak haşrederiz.

يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْراً
103-) Yetehafetune beynehüm in lebistüm illâ aşra;
Kendi aralarında şöyle fısıldaşırlar: “Ancak on (gün) kaldınız”.

نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْماً
104-) Nahnu a'lemu Bima yekulune iz yekulu emselühüm tariykaten in lebistüm illâ yevma;
Onların ne dediklerini (dedikleri şeyi) biz (B sırrınca) daha iyi biliriz; yol olarak onların en örneği: “Ancak bir gün kaldınız” dediği vakit.

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسْفاً
105-) Ve y es'eluneke anil cibali fekul yensifüha Rabbiy nesfa;
Sana dağlardan sorarlar... De ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak/kökünden söküp dağıtacak”.

فَيَذَرُهَا قَاعاً صَفْصَفاً
106-) Feyezeruha kaan safsafa;
“Onları (n yerlerini) boş dümdüz (ölü; hiç var olmamışlar) halde bırakır (Teklik)”.

لَا تَرَى فِيهَا عِوَجاً وَلَا أَمْتاً
107-) La tera fiyha ıvecen ve la emta;
 “Orada (onların yerinde) ne eğrilik (çukur) ne de tepecik (tümsek) görmezsin”.

يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُ وَخَشَعَت الْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْساً
108-) Yevmeizin yettebiuned daıye la ıvece lehu, ve haşeatil asvatu lirRahmani fela tesmeu illâ hemsa;
O gün sapması/eğriliği olmayan da’vetçiye (Hakk’a) tabi olurlar... Rahman için sesler huşudadır... Hems (gizli ses) den başka bir şey işitmezsin.

يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلا
109-) Yevmeizin la tenfeuş şefaatü illâ men ezine lehür Rahmanu ve radıye lehu kavla;
O gün şefaat fayda vermez... Ancak Rahman’ın kendisine izin verdiği (şefaat edilen) ve kavline (etkin söz) razı olduğu (şefaat eden) kimse müstesna!.

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِ عِلْماً
110-) Ya'lemu ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm ve la yuhıytune Bihi ılma;
 (O), onların önlerindekini de, arkalarındakini bilir... (Onlar ise), O’nu (B sırrınca) ilmen ihata edemezler.

وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً
111-) Ve anetilvucuhu lil HayyilKayyum* ve kad habe men hamele zulma;
Vechler (yüzler), Hayy ve Kayyum’a zillet ile boyun eğmiştir... Bir zulüm yüklenen (halife oluşunu farkedemeden vefat eden) kimse hakikaten kaybetmiştir.

وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً
112-) Ve men ya'mel mines salihati ve huve mu'minün fela yehafü zulmen ve la hadma;
Kim (gerçekten) mü’min olarak salih ameller yaparsa, o bir zulüm (haksızlığa uğramaktan) ve hazm (çiğnenip yutulmak)’dan korkmaz.

وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ قُرْآناً عَرَبِيّاً وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ الْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْراً
113-) Ve kezâlike enzelnahu Kur’ânen Arabiyyen ve sarrefna fiyhi minel vaıydi leallehüm yettekune ev yuhdisü lehüm zikra;
İşte böylece O’nu Arapça bir Kur’an olarak inzal ettik ve O’nun içinde veıyd’den (tehdidkar haberleri, uyarıcı akibetleri) türlü türlü açıkladık... Umulur ki korunurlar (arınırlar) yahud (Kur’an) onlara bir zikir (hatırlama, öğüt) ihdas eder.

فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْماً
114-) Feteallellahul Melikül Hakk* ve la ta'cel Bil Kur'âni min kabli en yukda ileyke vahyuHU, ve kul Rabbi zidniy ilma;
Melik ve Hakk olan Allah ne yücedir!... O’nun vahyi sana bitmeden önce Kur’an’ı (B sırrınca, Kur’an olarak) acele etme ve: “Rabbim ilmimi (arınmışlığımı, yakiynimi) artır” de.

وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَى آدَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً
11 5-) Ve lekad ahıdna ila Ademe min kablü fenesiye ve lem necid lehu azma;
Andolsun ki bundan önce Adem’e ahd ettik (bilgilendirdik)... (Fakat) o unuttu... Onda bir azim bulamadık.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى
1 16-) Ve iz kulna lil Melaiketiscüdu liAdeme fesecedu illâ ibliys* eba;
Hani biz melaike’ye “secde edin Adem’e” dedik de İblis hariç (hepsi) hemen secde ettiler... (İblis) imtina etti.

فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى
117-) Fekulna ya Ademu inne hazâ adüvvün leke ve li zevcike fela yuhricenneküma minel cenneti fe teşka;
Dedik ki: “Ya Adem, muhakkak ki şu (iblis, vehim) senin ve eşin için bir düşmandır... Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra şakıy (mutsuz, cehennemlik?) olursun”.

إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَى
118-) İnne leke ella tecua fiyha ve la ta'ra;
“Oysa senin için onda (cennette, ruhani boyutta) ne acıkma var ne de çıplak kalma”.

وَأَنَّكَ لَا تَظْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى

119-) Ve enneke la tazmeü fiyha ve la tadha;

“Ve kesinlikle sen onda (cennette) ne susayacak ne de güneşten yanacaksın”.

فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا آدَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَى
120-) Fevesvese ileyhişşeytanu kale ya Ademu hel edüllüke alâ şeceretil huldi ve mülkin la yebla;
 (Nihayet) Şeytan (alt bilinç) ona vesvese verip: “Ya Adem, sana ebedilik şeceresi’ni ve eskiyip yok olmaz mülk’ü delalet edeyim mi?” dedi.

فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى
121-) Feekela minha febedet lehüma sev'atühüma ve tafika yahsıfani aleyhima min varakıl cenneti, ve asa Ademu Rabbehu feğava;
İkisi de ondan (şecere’den) yediler... SEV’ATları (cesedleri, avret yerleri) kendilerine zahir oldu da Cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar... Ve Adem Rabbine asi oldu da saptı/şaştı/yaşayışı bozuldu.

ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى
122-) Sümmectebahu Rabbuhu fetabe aleyhi ve heda;
Sonra Rabbi onu ictiba etti (seçti, arındırdı), onun tevbesini (dönüşünü) gerçekleştirdi ve (Zatına) hidayet etti.

قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعاً بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى

123-) Kalehbita minha cemiy’an ba'duküm liba'din adüvv* feimma ye'tiyenneküm minniy hüden femenittebea hüdaye fela yedıllu ve la yeşka;

 (Rabbi) dedi ki: “İkiniz cemian inin aşağı oradan... Birbirinize düşman (perde; zıd) sınız... Benden size bir huda (rehber, hidayet) geldiğinde, kim benim huda’ma tabi oldu ise, işte o sapmaz ve şakıy olmaz”.

وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى
124-) Ve men a'reda an zikriy feinne lehu meıyşeten danken ve nahşuruhu yevmel kıyameti a'ma;
“Kim zikrimden (vahdet’ten, ilahi ilimden, Zatımdan) yüzçevirir ise, muhakkak ki onun için dar bir maişet (güç bir yaşam) vardır ve onu kıyamet günü a’ma olarak haşrederiz”.

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيراً
125-) Kale Rabbi lime haşerteniy a'ma ve kad küntü basıyra;
 (O vakit) dedi ki: “Rabbim, niçin beni a’ma olarak haşrettin, gerçekten gören biri idim?”.

قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنسَى
126-) Kale kezâlike etetke ayatuna fenesiyteha* ve kezâlikel yevme tünsa;
 (Rabbı) dedi ki: “İşte böyle... Ayetlerim (sıfatlarım, hükümlerim) sana geldi de sen onları unuttun (ilahi özelliklerini keşfetmedin)... Bugün de böylece unutulursun (kuvvesiz kalırsın)”.

وَكَذَلِكَ نَجْزِي مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِن بِآيَاتِ رَبِّهِ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَى
127-) Ve kezâlike necziy men esrefe ve lem yu'min Bi ayati Rabbih* ve le azâbül ahireti eşeddü ve ebka;
 (Halifelik isdidatını, bunu açığa çıkarıcı ömrünü) israf etmiş (zayi etmiş, haddi aşmış) ve Rabbinin ayetlerine (B sırrıyla) iman etmemiş (Rabbani özelliklerini keşfetmemiş) kimseyi işte böyle cezalandırırız... Ahiret azabı ise daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّأُوْلِي النُّهَى
128-) Efelem yehdi lehüm kem ehlekna kablehüm minel kuruni yemşune fiy mesakinihim* inne fiy zâlike le âyâtin liülinNüha;
Meskenlerinde yürüdükleri halde kendilerinden önceki nesillerden nicelerini helak etmiş olmamız onlara hidayet etmedi (gerçeği göstermedi) mi (de yatırımlarını dünyevi kişiliklerine yaptılar) ?.. Muhakkak ki bunda nüha (nühyeler, akıllar) sahipleri için elbette ayetler vardır.

وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَاماً وَأَجَلٌ مُسَمًّى

129-) Ve levla kelimetün sebekat min Rabbike le kâne lizamen ve ecelün müsemma;

Eğer Rabbinden sebketmiş (önceden geçmiş) bir kelime (Hz.Muhammed’in ümmeti dünyada azab ile helak olmayacak, diye) ve ecel-i müsemma olmasaydı, elbette lizam (kaçınılmaz, zaruri, gerekli azab) olurdu.

فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَى
130-) Fasbir alâ ma yekulune ve sebbıh Bi Hamdi Rabbike kable tuluışŞemsi ve kable ğurubiha* ve min anailleyli fesebbih ve atrafen nehari lealleke terda;
Onların dediklerine sabret... Güneş’in tulu’u’ndan (doğuşundan) önce (tecerrüd vaktinde) de gurubundan (batışından) önce de Rabbinin hamdi (kemalatını, sıfatlarını ızhar) ile (B sırrınca) tesbih (tenzih) et... Gece anlarından bazısında ve gündüzün etrafında da tesbih et, ki razı olasın.

وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجاً مِّنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيَاةِ الدُّنيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَى
131-) Ve la temüddenne ayneyke ila ma metta'na Bihi ezvacen minhüm zehretel hayatid dünya lineftinehüm fiyh* ve rizku Rabbike hayrun ve ebka;
Onlardan çiftleri, onda kendilerini imtihan etmek için dünya hayatının süsü olarak (verdiğimiz) kendisi ile (B sırrınca) faydalandırdığımıza, sakın gözlerini dikme... Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha bakidir.

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقاً نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
132-) Ve'mur ehleke Bis Salati vastabir aleyha* la nes'elüke rizka* nahnu nerzükuke, vel akıbetü littakva;
Ehlini salat (namaz) ile (B sırrınca, namaz müşahadesi olarak) emret, kendin de o namaza sabret (devam et)... Senden bir rızk istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz... Akıbet (o malum sonuç) takva’nındır.

وَقَالُوا لَوْلَا يَأْتِينَا بِآيَةٍ مِّن رَّبِّهِ أَوَلَمْ تَأْتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْأُولَى
133-) Ve kalu levla ye'tiyna Bi ayetin min Rabbih* evelem te'tihim beyyinetü ma fiyssuhufil’ula;
Dediler ki: “Rabbinden bir ayet (mucize, ilahi sıfat?) bize getirseydi (B sırrınca, bir mucize olarak-olağanüstülükle gelseydi) ya!”... İlk suhuf (sayfalar, beyindeki levhalar) daki beyyine (açık delil) onlara gelmedi mi?.

وَلَوْ أَنَّا أَهْلَكْنَاهُم بِعَذَابٍ مِّن قَبْلِهِ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَا أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ آيَاتِكَ مِن قَبْلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخْزَى
134-) Ve lev enna ehleknahüm Bi azâbin min kablihi lekalu Rabbena levla erselte ileyna Rasûlen fenettebia ayatike min kabli en nezille ve nahza;
Eğer biz onları ondan önce bir (Bi-) azab ile helak etseydik, elbette şöyle derler idi: “Rabbimiz!.. Bize bir Rasûl irsal etseydin de zillete düşmeden, rezil olmadan önce senin ayetlerine tabi olsaydık”.

قُلْ كُلٌّ مُّتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدَى
135-) Kul küllün müterabbisun feterebbesu* feseta'lemune men ashabus sıratıs seviyyi ve menihteda;
De ki: “Herkes bekleyip gözetlemekte; siz de gözetleyin... Düzgün sıratın ashabı kimmiş, doğru yolu bulan/hidayete eren kimmiş yakında bileceksiniz”.

Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal