Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



24.   NÛR SÛRESİ      النور
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
سُورَةٌ أَنزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا وَأَنزَلْنَا فِيهَا آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لَّعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
1-) Sûretün enzelnaha ve feradnaha ve enzelna fiyha ayatin beyyinatin lealleküm tezekkerun;
 (Bu) inzal ettiğimiz ve (hükmünü, zuhurunu) farz kıldığımız bir sûredir... Tezekkür etmeniz (ibret alıp idrak etmeniz) için onda apaçık ayetler inzal ettik.
الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ
2-) Ezzaniyetü vezzaniy feclidu külle vahıdin minhüma miete celdetin, ve la te'huzküm Bi hima ra'fetün fiy diynillahi in küntüm tu'minune Billahi vel yevmil ahır* velyeşhed azâbehüma taifetün minel mu’miniyn;
Zina eden dişi ile zina eden erkek (e gelince)... Her birinin CİLDine yüz celde (aleni olarak/teşhir edilerek bir sopa ile CİLDE vurmak) vurun... Eğer (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman etmiş iseniz, Allah’ın Diyni’nde (Allah hükümlerinde; Sistem’de, Sistem’e uyumlulukta) o ikisi ile ilgili re’fet (acıma, merhamet, şefkat) sizi yakalamasın (bilakis bu had rahmet ve sevginin sonucudur)... Mü’minlerden bir taife de o ikisinin azabına şahid olsun.
الزَّانِي لَا يَنكِحُ إلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَا إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذَلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ
3-) Ezzaniy la yenkihu illâ zaniyeten ev müşriketen, vezzaniyetü la yenkihuha illâ zanin ev müşrik* ve hurrime zâlike alel mu’miniyn;
Zina eden erkek (tabiatı gereği) ancak zina eden yahut müşrik bir dişiyi nikah eder (beraber olur; zira ancak onunla ünsiyet eder)... Zina eden dişi de ancak zina eden veya müşrik bir erkekle nikah eder (demek ki, zina bir şirk’tir)... Bu, mü’minlere haram edilmiştir.
وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً أَبَداً وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
4-) Velleziyne yermunel muhsanati sümme lem ye'tu Bi erbeati şühedae fecliduhüm semaniyne celdeten ve la takbelu lehüm şehadeten ebeda* ve ülaike hümül fasikun;
Muhsanat (evli/iffetli kadınlar)’a iftira atıp (zina iddiasında bulunup) sonra (B gerçeğince) dört şahid getirmeyenlere gelince, onlara (herbirine) seksen celde (cildlerine sopa) vurun ve onların şahidliklerini ebediyyen kabul etmeyin... Onlar fasıkların (Diyn’den çıkanların, bilinci bozulanların) ta kendileridir.
إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِن بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
5-) İllelleziyne tabu min ba'di zâlike ve aslehu* feinnAllahe Ğafurun Rahıym;
Ancak ondan sonra tevbe edenler ve (hallerini, arızalarını) ıslah edenler müstesna... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَاء إِلَّا أَنفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ
6-) Velleziyne yermune ezvacehüm ve lem yekün lehüm şühedaü illâ enfüsühüm feşehadetü ehadihim erbeu şehadatin Billahi innehu lemines sadikıyn;
Kendi eşlerine iftira atıp (zina isnad edip) de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince: Onların herbirinin şahitliği, kendisinin kesinlikle doğru söyleyenlerden olduğuna dair (Billahi diye) ‘Allah’ ile (?) dört (kez yemin ederek kendi sözünün doğruluğuna) şahitliktir.
وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ وَيَدْرَأُ
7-) Vel hamisetü enne la'netAllahi aleyhi in kâne minel kazibiyn;
Ve beşincisinde: Eğer yalancılardan ise, Allah’ın la’neti kendi üzerine olsun, demesidir.
عَنْهَا الْعَذَابَ أَنْ تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ
8-) Ve yedreü anhel azâbe en teşhede erbea şehadatin Billahi innehu le minel kazibiyn;
 (Kadına gelince): O (eş’i, kocası) kesinlikle yalancılardandır, diye (Billahi diye) ‘Allah’ ile (?) dört (kez kendi sözünün doğruluğuna yeminle) şahitliği, kendisinden azabı (ilgili cezayı) savar.
وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِن كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ
9-) Vel hamisete enne ğadabAllahi aleyha in kâne mines sadikıyn;
Ve beşincisinde: Eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gadabı kendi (kadının) üzerine olsun, demesidir.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ
10-) Ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU ve ennAllahe Tevvabun Hakiym;
Ya üzerinizde Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti olmasaydı ve Allah muhakkak Tevvab’dır, Hakıym’dir olmasaydı?!.
إِنَّ الَّذِينَ جَاؤُوا بِالْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِّنكُمْ لَا تَحْسَبُوهُ شَرّاً لَّكُم بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُم مَّا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ
11-) İnnelleziyne cau Bil ifki usbetün minküm* la tahsebuhü şerren leküm* bel huve hayrun leküm* li küllimriin minhüm mektesebe minel ism* velleziy tevella kibrehu minhüm lehu azâbün azıym;
Muhakkak ki (Bi-) ifk (yalan, yalan söz) ile gelenler (mü’minlerin annesi Hz.Aişe r.a.a validemize iftira eden munafıklar) sizden bir usbe’dir (sırf o ifk için bir araya gelen bir grup)... Onu (iftira’yı) sizin için bir şer sanmayın!... Bilakis o sizin için bir hayırdır... Onlardan herbir kişinin o günahdan kazandığı kendisinidir... Onlardan onun (günahın) büyüğünü (kebair) mütevelliye (üstlenen elebaşına) gelince, onun için azıym azab vardır.
لَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِأَنفُسِهِمْ خَيْراً وَقَالُوا هَذَا إِفْكٌ مُّبِينٌ
12-) Levla iz semı'tümuhü zannel mu’minune vel mu'minatu Bi enfüsihim hayren, ve kalu hazâ ifkün mübiyn;
Onu (iftirayı) işittiğinizde mü’min erkekler ve mü’min kadınlar kendi enfüsleri ile (B sırrınca) bir hayır zannında bulunup ve: “Bu apaçık bir ifk’tir” demeleri gerekmez miydi?.
لَوْلَا جَاؤُوا عَلَيْهِ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَإِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَاء فَأُوْلَئِكَ عِندَ اللَّهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ
13-) Levla cau aleyhi Bi erbeati şühedae, feiz lem ye'tu Biş şühedai feülaike ındAllahi hümül kazibun;
 (O yalanı yayanlar) buna dair (B gerçeğince) dört şahit getirmeli değil miydiler?.. Madem ki (B gerçeğince) şahitleri getirmediler, işte onlar Allah indinde yalancıların ta kendileridirler.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ لَمَسَّكُمْ فِي مَا أَفَضْتُمْ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
14-) Ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU fiyd dünya vel ahireti lemesseküm fiy ma efadtüm fiyhi azâbün azıym;
Eğer dünyada ve ahirette Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti üzerinizde olmasaydı, lafa daldığınız o şeyde size kesinlikle aziym bir azab dokunurdu.
إِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِأَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُم مَّا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناً وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ
15-) İz telakkavnehu Bi elsinetiküm ve tekulune Bi efvahiküm ma leyse leküm Bihi ilmun ve tahsebunehu heyyina* ve huve ındAllahi azîym;
Çünkü onu (o yalan sözü, B gerçeğince) dilleriniz ile telakkı edip (dilleriniz ile öğrenip; birbirinizin dilinden alıp, dillerinize dolayıp), hakkında (B sırrınca) bir bilginiz olmayan şeyi (B gerçeğince) ağızlarınız ile konuşup duruyor ve bunu önemsiz/basit sanıyorsunuz... (Oysa) o, Allah indinde aziym (büyük bir şey) dir.
وَلَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُم مَّا يَكُونُ لَنَا أَن نَّتَكَلَّمَ بِهَذَا سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ
16-) Ve levla iz semı'tümuhü kultüm ma yekûnü leNA en netekelleme Bi hazâ* subhaneKE hazâ bühtanun azıym;
Onu (o yalanı) işittiğinizde: “Bunu konuşmamız bizim için olacak şey değildir... Subhaneke (Haşa, Seni tenzih ederiz!) bu, aziym bir buhtandır” demeniz gerekmez miydi?.
يَعِظُكُمُ اللَّهُ أَن تَعُودُوا لِمِثْلِهِ أَبَداً إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
17-) Yeızukümullahu en teudu limislihı ebeden in küntüm mu’miniyn;
Eğer mü’minler iseniz, bunun misline ebediyyen bir daha dönmemeniz (tekrarlamamanız) için Allah sizi öğütlüyor.
وَيُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
18-) Ve yübeyyinullahu lekümül’ ayat* vAllahu Aliymun Hakiym;
Allah size ayetleri (ni) beyan edip açıklıyor... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
19-) İnnelleziyne yuhıbbune en teşial fahışetü fiylleziyne amenu lehüm azâbün eliymün fiyd dünya vel ahireti, vAllahu ya'lemu ve entüm la ta'lemun;
Mü’minler içinde fahişe’nin (şirk, zina gibi kebair günah olan ifk’in= yalan’ın-iffetli bir kadına iftira etmenin; kebair’in) şayasını (yayılmasını) sevenler var ya, onlar için dünyada da ahirette de elim bir azab vardır... Allah bilir, siz bilmezsiniz.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّه رَؤُوفٌ رَحِيمٌ
20-) Ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU ve ennAllahe Raufun Rahıym;
Ya üzerinizde Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti olmasaydı ve Allah muhakkak Rauf’dur, Rahıym’dir olmasaydı?!.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ أَبَداً وَلَكِنَّ اللَّهَ يُزَكِّي مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
21-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettebiu hutuvatiş şeytan* ve men yettebı' hutuvatiş şeytani feinnehu ye'müru Bil fahşai vel münker* ve levla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU ma zekâ minküm min ehadin ebeden, ve lakinnAllahe yüzekki men yeşa'* vAllahu Semiy’un Aliym;
Ey iman edenler!... Şeytanın adımlarına tabi olmayın!... Kim şeytanın adımlarına tabi olur ise (bilsin ki) kesinlikle o, fahşa’ (bedensel yaşantıyı) ve münker’i (sistem dışılığı, şirki) (B sırrınca) emreder... Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı ve O’nun rahmeti olmasaydı sizden hiçbir kimse ebediyyen arınıp terakki edemezdi... Fakat Allah dilediğini tezkiye eder... Allah Semi’dir, Aliym’dir.
وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
22-) Ve la ye'teli ulül fadli minküm vesseati en yu'tu ulil kurba vel mesakiyne vel mühaciriyne fiy sebiylillâhi vel ya'fu velyasfahu* ela tuhıbbune en yağfirAllahu leküm* vAllahu Ğafurun Rahıym;
Sizden fazl (fazilet, üstünlük) ve seat (genişlik, güç) sahipleri; yakınlık sahiplerine, miskinlere ve Allah yolunda muhacirlere vermemeye yemin etmesinler... Affetsinler ve vazgeçsinler (görmezlikten gelsinler, hoş görülü olsunlar)... Allah’ın sizi mağfiret etmesini sevmez misiniz?... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
إِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
23-) İnnelleziyne yermunelmuhsanatil ğafilatil mu'minati luınu fiyd dünya vel ahireti, ve lehüm azâbün azıym;
Gafil (söylentilerden ve iddia edilenlerden habersiz), mü’min muhsanat’a (iffetli kadınlara) iftira atanlar muhakkak dünya’da da ahiret’te de la’netlenmişlerdir... Onlar için aziym bir azab vardır.
يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
24-) Yevme teşhedü aleyhim elsinetühüm ve eydiyhim ve erculühüm Bima kânu ya'melun;
 (O) gün ki, onların dilleri, elleri ve ayakları yapıyor oldukları şeyler dolayısıyla aleyhlerine (B sırrınca) şahidlik eder.
يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ اللَّهُ دِينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُبِينُ
25-) Yevmeizin yüveffiyhimullahu dinehümül Hakka ve ya'lemune ennAllahe HUvel Hakkul mübiyn;
O gün Allah kendilerine hakk diyn’lerini (yaşamlarının tam cezasını, müstahaklarını) tam verecek ve (onlar) bilecekler ki Allah, apaçık Hakk’ın ta kendisidir (ötede hayal etme; olandan gafil olma; olanı ciddiye al).
الْخَبِيثَاتُ لِلْخَبِيثِينَ وَالْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَاتِ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبِينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ أُوْلَئِكَ مُبَرَّؤُونَ مِمَّا يَقُولُونَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
26-) Elhabisatü lilhabisiyne velhabisune lilhabisat* vettayyibatü littayyibiyne vettayyibune littayyibat* ülaike müberreune mimma yekulun* lehüm mağfiretün ve rizkun keriym;
Habis’e (pis, murdar) dişiler/kadınlar habis erkekler içindir, habis erkekler de habis’e dişiler/kadınlar içindir... Tayyib’e (pak, temiz) kadınlar tayyib erkekler içindir, tayyib erkekler tayyib’e kadınlar içindir... (Ki) işte bunlar (o iftiracıların) dedikleri şeylerden uzak/temiz olanlardır... Onlar için bir mağfiret ve keriym bir rızk vardır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
27-) Ya eyyühelleziyne amenu la tedhulu buyuten ğayre buyutiküm hatta teste'nisu ve tüsellimu alâ ehliha* zâliküm hayrun leküm lealleküm tezekkerun;
Ey iman edenler!... Kendi evlerinizin gayrı evlere (o evin sahibi ile) isti’nas etmeden (ünsiyet kurup, ısınıp izinlerini almadan) ve o evin ehline selam vermeden girmeyin!.. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki (bunu) tezekkür edersiniz.
فَإِن لَّمْ تَجِدُوا فِيهَا أَحَداً فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّى يُؤْذَنَ لَكُمْ وَإِن قِيلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ أَزْكَى لَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
28-) Fein lem tecidu fiyha ehaden fela tedhuluha hatta yü'zene leküm* ve in kıyle lekümurciu ferciu huve ezkâ leküm* vAllahu Bima ta'melune Aliym;
Eğer orada birini bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyiniz... Eğer size “Geri dönün” denilirse, geri dönün... Bu sizin için daha temizdir... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Aliym’dir.
لَّيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَدْخُلُوا بُيُوتاً غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فِيهَا مَتَاعٌ لَّكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
29-) Leyse aleyküm cünahun en tedhulu buyuten ğayre meskunetin fiyha metaun leküm* vAllahu ya'lemu ma tübdune ve ma tektümun;
Meskun olmayan ve içlerinde size ait bir meta’ (eşya, fayda) bulunan evlere girmenizde sizin üzerinize bir cünah (günah, zorluk) yoktur... Allah açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
30-) Kul lil mu’miniyne yeğuddu min ebsarihim ve yahfezu fürucehüm* zâlike ezkâ lehüm* innâllahe Habiyrun Bima yasneun;
Mü’min (erkek) ler’e de ki: Gözlerini sıksınlar/sakınsınlar ve ferclerini (cinsiyet organlarını) muhafaza etsinler... Bu onlar için daha temizdir... Muhakkak ki Allah (onların) yapıp işlediklerini (B sırrınca) Habiyr’dir.
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعاً أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
31-) Ve kul lil mu'minati yağdudne min ebsarihinne ve yahfazne fürucehünne ve la yübdiyne ziynetehünne illâ ma zahere minha vel yadribne Bi hümurihinne alâ cüyubihinn* ve la yübdiyne zinetehünne illâ libüuletihinne ev abaihinne ev abai büuletihinne ev ebnaihinne ev ebnai büuletihinne ev ıhvanihinne ev beniy ıhvanihinne ev beniy ehavatihinne ev nisaihinne ev ma meleket eymanühünne evittabiıyne ğayri ülil irbeti minerricali evittıflilleziyne lem yazheru alâ avratin nisa’* ve la yadribne Bi ercülihinne liyu'leme ma yuhfiyne min ziynetihinn* ve tubu ilellahi cemiy’an eyyühel mu'minune lealleküm tüflihun;
Mü’min kadınlara da de ki: Gözlerini yumup sıksınlar/sakınsınlar (veya bakışlarından ba’zısını aşağı indirsinler), ferclerini (cinsiyet organlarını) muhafaza etsinler ve zinetlerini, ondan (zinetlerinden) zahir olan (yüz ve el içleri; kendiliğinden görünen; günün İslam örfüne göre açık olmasında mahzur olmayan kısımlar) müstesna açığa vurmasınlar... Hımarlarını (başörtülerini B sırrınca) yakalarının üzerine darbetsinler... Ziynetlerini izhar etmesinler... Ancak (şu kimseler hariç): Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut erkek kardeşleri, yahut erkek kardeşlerinin oğulları, yahut kız kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları (lezbiyen olmayan/imandaş-ahbap hemcinsleri), yahut sağ ellerinin malik oldukları (köleleri), yahut rical’den irbet (ihtiyaç, meyil) sahibinden başka tabileri (hizmetçileri), yahut kadınların avreti üzere zahir olmamış erkek çocuklar... Ve (o mü’min kadınlar) ziynetlerinden gizledikleri şey bilinsin diye ayaklarını (B sırrınca) vurmasınlar... Ey o mü’minler (erkek-kadın ayrımı sözkonusu olmaksızın iman bilinçli insanlar), hepiniz (insani ruh sahibleri olarak) cemi’an Allah’a tevbe (rücu’) edin (göresellikte kalmayın) ki iflah edesiniz.
وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِن يَكُونُوا فُقَرَاء يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
32-) Ve enkihul eyama minküm ves salihıyne min ıbadiküm ve imaiküm* in yekûnu fükarae yuğnihimullahu min fadliHİ, vAllahu Vasiun Aliym;
Sizden eyyem’leri (bekarları-dulları; evli bulunmayanları), kölelerinizden ve cariyelerinizden salihleri nikahlayın (evlendirin)... Eğer onlar fukara iseler, Allah kendi fazlından onları zengin eder... Allah Vasi’dir, Aliym’dir.
وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحاً حَتَّى يُغْنِيَهُمْ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَالَّذِينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ إِنْ عَلِمْتُمْ فِيهِمْ خَيْراً وَآتُوهُم مِّن مَّالِ اللَّهِ الَّذِي آتَاكُمْ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاء إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّناً لِّتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَن يُكْرِههُّنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مِن بَعْدِ إِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
33-) Vel yesta'fifilleziyne la yecidune nikahan hatta yuğniyehümullahu min fadliHİ, velleziyne yebteğunel Kitabe mimma meleket eymanüküm fekatibuhüm in alimtüm fiyhim hayra* ve atuhüm min malillahilleziy ataküm* ve la tükrihu feteyatiküm alelbiğai in eradne tehassunen litebteğu aredal hayatid dünya* ve men yükrihhünne feinnAllahe min ba'di ikrahihinne Ğafurun Rahıym;
Bir nikah (evlenme) bulamayanlar da Allah, kendi fazlından onları zengin edinceye kadar iffetli olsunlar... Ellerinizin malik olduklarından kitab (yazı, yazışma; azadlık belgesi) taleb edenlere –eğer onlarda bir hayır bilmiş iseniz- onlarla mükatebe yapınız ve onlara Allah’ın size verdiği maldan veriniz... Genç kızlarınız iffetli-namuslu kalmak dilerler ise, dünya hayatının arazını (fani menfaatını) isteyerek fuhşa zorlamayın... Kim onları zorlar ise, muhakkak ki Allah onların ikrahından (genç kızların zorlanmasından) sonra Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَمَثَلاً مِّنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
34-) Ve lekad enzelna ileyküm ayatin mübeyyinatin ve meselen minelleziyne halev min kabliküm ve mev'ızaten lil müttekıyn;
Andolsun ki size mübeyyin (açıklayıcı, gerçeği açıkça gösteren) ayetler, sizden önce gelip geçmişlerden (onların ders dolu misallerinden) bir mesel ve müttekıler için bir mev’ıza (ibret alınacak öğüt) inzal ettik.
اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاءُ وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
35-) Allahu Nurus Semavati vel Ard* meselü NuriHİ kemişkâtin fiyha mısbah* elmısbahu fiy zücacetin, ezzücacetü keenneha kevkebün dürriyyün yukadü min şeceretin mübareketin zeytunetin la şarkıyyetin ve la ğarbiyyetin yekâdü zeytüha yudıy'u ve lev lem temseshü nar* Nurun alâ Nur* yehdillahu linuriHİ men yeşa'* ve yadribullahul emsale linNas* vAllahu Bi külli şey'in Aliym;
Allah, Semaların ve Arz’ın nurudur (herşey O’nunla zahirdir)... O’nun Nuru’nun meseli içinde lamba-çırağ (bilinç enerji; nefs-i natıka; ruh-u nurani) bulunan bir kandil/kandil yuvası (beyin) gibidir... O lamba-çırağ da bir cam-sırça (kalb) içindedir... O sırça-cam sanki inciden bir kevkeb (gezegen, yıldız) gibidir ki, şarkıy (zahire dönük, tenzihi, musevi) ve ğarbiy (batına dönük, teşbihi, iseviy) olmayan mübarek bir ağaçtan, yani zeytin (ağacın) den (Küll’ün aynası olan zerre’den) yakılır-tutuşturulur... Onun (o ağacın) yağı neredeyse kendisine bir nar (diyn, arınma çalışmaları) dokunmasa da zıya verir/ışık saçar... Nur’un ala nur’dur (nur üstüne nur’dur)... (Böylece) Allah dilediği kimseyi kendi nuru’na hidayet eder... Allah insanlar için misaller veriyor... Allah herşeyi (B sırrınca) Aliym’dir.
فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَن تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ
36-) fiy buyutin ezinAllahu en türfea ve yüzkere fiyhesmuHU yüsebbihu leHU fiyha Bil ğudüvvi vel asal;
 (O Nur; o bilinç enerji) Allah’ın ref’olunmasına (bilinç düzeyinin yükseltilmesine) ve içlerinde kendi isminin zikredilmesine izin verdiği (iman-hidayet geninin aktive olduğu; o isti’datla varettiği) evlerdedir!.. Sabah-akşam (Nur’un doğma-batma vakitlerinde) oralarda (o evlerde) O’nu (B sırrınca) tesbih eder (ler).
رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
37-) Ricalun la tülhiyhim ticaretün ve la bey'un an zikrillahi ve ikamis Salati ve iytaizZekati, yehafune yevmen tetekallebu fiyhilkulubu vel ebsar;
 (Onlar o) Ricaldir ki, kendilerini ne ticaret ne de veriş-alış Allah’ın Zikri’nden, namaz’ın ikamesinden ve zekat’ı vermekten meşgul etmez/alakoymaz... Onlar, kendisinde kalblerin ve gözlerin takallub edeceği (döneceği; dönüşeceği; yer değiştireceği) günden korkarlar.
لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
38-) Liyecziyehümullahu ahsene ma amilu ve yeziydehüm min fadliHİ, vAllahu yerzüku men yeşau Bi ğayri hısab;
Ki Allah onlara, yaptıkları amellerinin en güzel karşılığını versin ve kendi fazlından onlara ziyade etsin... Allah dilediğini (B sırrınca) hesabsız rızıklandırır.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئاً وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
39-) Velleziyne keferu a'malühüm keserabin Bi kıy'atin yahsebuhüzzam'anu maen, hatta iza caehu lem yecidhü şey’en ve vecedAllahe ındehu feveffahu hısabeh* vAllahu seriy’ul hısab;
Kafir olanlara (gerçeği reddedenlere; şakıylere) gelince, onların amelleri, susayanın onu bir su sandığı (Bi-) düz arazi/çöllerdeki bir serab gibidir... Nihayet ona (serabâ; amellerine) geldiğinde (vefatlarında), onu bir şey bulmaz (dünyadaki amellerinin mevcudiyeti söz konusu değil)... Allah’ı (?) kendi indinde bulmuştur... (Allah da) ona hesabını tam verir... Allah Seri’ül Hisab’dır.
أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُّجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ مَوْجٌ مِّن فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُوراً فَمَا لَهُ مِن نُّورٍ
40-) Ev kezulümatin fiy bahrin lücciyyin yağşahü mevcün min fevkıhi mevcün min fevkıhi sehab* zulümatün ba'duha fevka ba'd* iza ahrece yedehu lem yeked yeraha* ve men lem yec'alillahu lehu nuren fema lehu min nur;
Yahut, derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga kaplar/bürür, onun fevkınden de bir dalga (onu bürür), onun (bu ikinci dalganın) fevkınden de bulutlar (kaplar, örter) !... Birbirinin fevkınde (üst üste) karanlıklar... (İçinde bulunan) elini çıkarsa neredeyse onu (kendi elini) göremez... Allah kime nur oluşturmamış ise (artık) onun nuru olmaz.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
41-) Elem tera ennAllahe yüsebbihu leHU men fiysSemavati vel Ardı vet tayru saffat* küllün kad alime salatehu ve tesbiyhah* vAllahu Aliymun Bima yef'alun;
Görmedin mi ki, Semalar’da ve Arz’da kim varsa ve saf saf kuşlar, Allah’ı tesbih eder... Her biri kendi salatını (dua ve taatını) ve kendi tesbihini gerçekten bilmiştir... Allah (da onların ne) fiil yaptıklarını (B sırrınca) Aliym’dir.
وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
42-) Ve Lillahi Mülküs Semavati vel Ard* ve ilellahil masıyr;
Semalar’ın ve Arz’ın mülkü (dilediği manaları açığa çıkarmak için onları belli bir işlevle yoktan vareden) Allah’ındır ve dönüş Allah’adır (siz ölüsünüz?) !.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُزْجِي سَحَاباً ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَاماً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مِن جِبَالٍ فِيهَا مِن بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِ مَن يَشَاءُ وَيَصْرِفُهُ عَن مَّن يَشَاءُ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِالْأَبْصَارِ
43-) Elem tera ennAllahe yüzciy sehaben sümme yüellifü beynehu sümme yec'aluhu rukâmen feteral vedka yahrucü min hılalih* ve yünezzilu mines Semai min cibalin fiyha min beradin feyusıybü Bihi men yeşau ve yasrifuhu an men yeşa'* yekâdü sena berkıhi yezhebü Bil ebsar;
Görmedin mi ki Allah bulutları sürüyor, sonra onun arasını te’lif ediyor (onları hikmetli şekilde bir araya getirip birleştiriyor), sonra onu üst üste yığıyor... Böylece vedk’ın (yağmur’un/damla damla yağmur yağışı’nın) onun aralarından çıktığını görürsün... Sema’dan, içinde berad (dolu) bulunan dağlardan indirir... Onu dilediği kimseye (B sırrınca) isabet ettirir, dilediği kimseden de onu sarf eder (çevirir)... Onun (o dolu dağları’nın) şimşeğinin ışığı/şiddetli parıltısı neredeyse (B sırrınca) gözleri götürür (kamaştırır).
يُقَلِّبُ اللَّهُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُوْلِي الْأَبْصَارِ
44-) Yukallibullahul leyle vennehar* inne fiy zâlike le ıbreten liülil ebsar;
Allah gece’yi ve gündüz’ü kalbediyor (çevirip devrettiriyor)... Muhakkak ki bunda Ul’ül Ebsar (basiret sahipleri) için elbette bir ibret vardır.
وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
45-) VAllahu haleka külle dabbetin min ma’* feminhüm men yemşiy alâ batnih* ve minhüm men yemşiy alâ ricleyn* ve minhüm men yemşiy alâ erba'* yahlükullahu ma yeşa'* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Allah her dabbe (hayvansal canlı; hareketli)’yi su’dan yarattı... Onlardan kimi karnı üzerinde yürür, onlardan kimi iki ayak üstünde yürür ve onlardan kimi de dört ayak üstünde yürür... Allah (bunlarda) dilediğini halkeder... Muhakkak ki Allah herşey üzerine Kadiyr’dir.
لَقَدْ أَنزَلْنَا آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَاللَّهُ يَهْدِي مَن يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
46-) Lekad enzelna ayatin mübeyyinat* vAllahu yehdiy men yeşau ila sıratın müstekıym;
Andolsun ki mübeyyin (açıklayıcı) ayetler inzal ettik... Allah dilediğini sırat-ı müstakıym’e hidayet eder.
وَيَقُولُونَ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالرَّسُولِ وَأَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِّنْهُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُوْلَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
47-) Ve yekulune amenna Billahi ve Bir Rasûli ve eta'na sümme yetevella feriykun minhüm min ba'di zâlik* ve ma ülaike Bil mu’miniyn;
“(B sırrıyla) Allah’a ve (B sırrıyla) er-Rasûl’e (Allah Rasûlü’ne) iman ettik, itaat ettik” derler, sonra onlardan bir zümre bunun ardından geri dönüyor... Onlar (Bi-) mü’min değillerdir.
وَإِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم مُّعْرِضُونَ
48-) Ve iza düu ilellahi ve RasûliHİ liyahküme beynehüm iza feriykün minhüm mu'ridun;
Aralarında hükmetsin diye Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne çağırıldıklarında, birde bakarsın ki onlardan bir fırka yüz çeviriyor.
وَإِن يَكُن لَّهُمُ الْحَقُّ يَأْتُوا إِلَيْهِ مُذْعِنِينَ
49-) Ve in yekün lehümül Hakku ye'tu ileyhi müz'ıniyn;
Eğer hak kendilerinin olursa/ (gerçek kendi lehlerine ise), sürat ve itaat ile ona gelirler (demek ki, Hz.Rasûlullah’ın ve Kur’an’ın hak ile hükmedeceğini biliyorlar).
أَفِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ارْتَابُوا أَمْ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ أُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
50-) Efiy kulubihim meradun emirtabu em yehafune en yehıyfAllahu aleyhim ve RasûluHU, bel ülaike hümüz zalimun;
Onların kalblerinde bir maraz mı var, yoksa şüpheye mi düştüler, yoksa Allah’ın ve O’nun Rasûlü’nün kendilerine hayf edeceğinden (taraf tutacağından, haksızlık edeceğinden) mi korkarlar?... Hayır, onlar zalimlerin ta kendileridir.
إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
51-) İnnema kâne kavlel mu’miniyne iza düu ilellahi ve RasûliHİ li yahküme beynehüm en yekulu semı'na ve eta'na* ve ülaike hümül müflihun;
Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne da’vet edildiklerinde, mü’minlerin sözü ancak: “İşittik ve itaat ettik” demeleridir... İşte onlar felaha/kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ
52-) Ve men yutııllahe ve RasûleHU ve yahşAllahe ve yettakhi feülaike hümül faizun;
Kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat eder ise, Allah’tan haşyet eder ve O’ndan ittika eder ise, işte onlardır fevz-u necat bulanların (kurtulanların) ta kendileri.
وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ أَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُل لَّا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَّعْرُوفَةٌ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
53-) Ve aksemu Billahi cehde eymanihim lein emertehüm leyahrucünn* kul la tuksimu* taatün ma'rufetün, innAllahe Habiyrun Bima ta'melun;
Eğer sen onlara (münafıklara) emredersen “mutlaka (yurtlarından, savaşa bile) çıkacaklar” diye yeminlerinin bütün gücüyle (B sırrınca) Allah’a kasem ettiler... De ki: “Kasem etmeyin!... (Sizden istenen) ma’ruf (fıtrata-diyn’e-maslahata uygun) bir taattır... Muhakkak ki Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir”.
قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
54-) Kul etıy'ullahe ve etıy'ur Rasûl* fein tevellev feinnema aleyhi ma hummile ve aleyküm ma hummiltüm* ve in tutıy'uhu tehtedu* ve ma alerRasûli illel belağul mübiyn;
De ki: “Allah’a itaat edin, Rasûlü’ne itaat edin!”... Eğer yüz çevirirseniz, Ona (Rasûl’e) düşen ancak kendisine yükletilen (risalet-tebliğ görevi) dir ve size de düşen size yükletilen (itaat görevi) dir... Eğer O’na (Rasûlullah’a) itaat ederseniz, hidayet bulursunuz... Rasûl’e düşen ancak apaçık tebliğdir.
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
55-) VeadAllahulleziyne amenu minküm ve amilus salihati leyestahlifennehüm fiyl Ardı kemestahlefelleziyne min kablihim* ve leyümekkinenne lehüm diynehümüllezirteda lehüm ve leyübeddilennehüm min ba'di havfihim emna* ya'buduneniy la yüşrikûne Biy şey'a* ve men kefere ba'de zâlike feülaike hümül fasikun;
Allah, sizden iman eden ve salihattan amel işleyenlere va’detti ki: Onlardan öncekileri halife yaptığı (hükümran kıldığı) gibi Arz’da onları da mutlaka halife yapacak... Kendileri için seçip-razı olduğu diynlerini (mü’mince yaşam tarzlarını) gene onlar için mutlaka temkiyn edecek (sağlamlaştıracak, yerleştirecek) ve korkularından sonra onlara mutlaka emn (emniyet) tebdil edecek... (Böylece) bana kulluk ederler, bana bir hiçbir şeyi (B gerçeğince) ortak koşmazlar (Diyn’in ve yaşam’ın asli gerçeği, özü bu)... Bundan sonra kim kafir olur (gerçeği reddeder, nankörlük eder) ise, işte onlar fasıkların (Diyn’den çıkanların; yaşam gerçeğinden perdelenenlerin) ta kendileridir.
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
56-) Ve ekıymusSalate ve atüzZekate ve etıy'ur Rasûle lealleküm turhamun;
Namazı ikame edin, zekat’ı verin ve erRasûl’e (Rasûlullah’a) itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.
لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ وَلَبِئْسَ الْمَصِيرُ
57-) La tahsebennelleziyne keferu mu'ciziyne fiyl Ard* ve me'vahümün nar* ve le bi'sel masıyr;
Sakın kafir olanların Arz’da aciz bırakacaklarını (Diyn’i geçersiz kılacaklarını, sistem’i atlayacaklarını) sanma!.. Onların barınağı Nar’dır... Ne kötü bir dönüş yeridir!.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاء ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
58-) Ya eyyühelleziyne amenu li yeste'zinkümülleziyne meleket eymanüküm velleziyne lem yeblüğul hulüme minküm selâse merrat* min kabli Salatil Fecri ve hıyne tedaune siyabeküm minez zahıreti ve min ba'di Salatil ışa'* selasü avratin leküm* leyse aleyküm ve la aleyhim cünahun ba'dehünn* tavvafune aleyküm ba'duküm alâ ba'd* kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayat* vAllahu Aliymun Hakiym;
Ey iman edenler!... Sağ ellerinizin malik olduğu kimseler ve sizden akil-baliğ olmayanlarınız, sizden üç defa izin istesinler... Salat-ı Fecir’den (sabah namazı’ndan) önce, öğlen elbiselerinizi çıkarıp koyduğunuz (soyunduğunuz) vakit ve Salat-ı Işa’dan (yatsı namazı’ndan) sonra... (Bunlar) sizin için üç avret (soyunuk olduğunuz vakit)’tir... Bunlardan sonra (bu üç vaktin haricinde) sizin ve onların üzerine bir günah yoktur... (Onlar) yanınızda dolaşır (girip-çıkar) lar; yani birbirinizin yanında dolaşırsınız... İşte böylece Allah ayetleri (ni) size açıklıyor... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَإِذَا بَلَغَ الْأَطْفَالُ مِنكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
59-) Ve iza beleğal etfalu minkümül hulüme felyeste'zinu kemeste'zenelleziyne min kablihim* kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatiHİ, vallahü alimün hakim;
Sizden olan etfal (çocuklar; kendi çocuklarınız), bulüğ’a erdiklerinde, onlardan öncekilerin (büyüklerin; bulüğ’a ermiş insanların) izin istedikleri gibi izin istesinler... Allah ayetlerini böylece açıklıyor... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاء اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحاً فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَّهُنَّ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
60-) Vel kavaıdü minen nisaillatiy la yercune nikahan feleyse aleyhinne cünahun en yeda'ne siyabehünne ğayre müteberricatin Bi ziynetin, ve en yesta'fifne hayrun lehünn* vAllahu Semiy’un Aliym;
Nikah umudu kalmamış (evlenme-cinsellik arzusu duymayan) kadınlardan (yaşlılık dolayısıyla) oturup kalmışlar, (B sırrınca) ziynetlerini göstermek (çekicilik-ilgi izhar etmek) maksadıyla ortalıkta gezip dolaşmamaları haricinde, elbiselerini bırakmalarında kendileri üzerine bir günah yoktur... (Ancak) iffet etmeleri kendileri için daha hayırlıdır... Allah Semi’dir, Aliym’dir.
لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعاً أَوْ أَشْتَاتاً فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتاً فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون
61-) Leyse alel a'ma harecün ve la alel’areci harecun ve la alelmeriydı harecun ve la alâ enfüsiküm en te'külu min buyutiküm ev buyuti abaiküm ev buyuti ümmehatiküm ev buyuti ıhvaniküm ev buyuti ehavatiküm ev buyuti a'mamiküm ev buyuti ammatiküm ev buyuti ahvaliküm ev buyuti halatiküm ev ma melektüm mefatihahu ev sadıykıküm* leyse aleyküm cünahun en te'külu cemiy’an ev eştata* feiza dehaltüm buyuten fesellimu alâ enfüsiküm tehıyyeten min ındillahi mübareketen tayyibeten, kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayati lealleküm ta'kılun;
A’ma’ya cünah (zorluk, günah) yoktur... Topal’a cünah yoktur... Hasta’ya cünah yoktur... Siz de kendi evlerinizden, yahut babalarınızın evlerinden, yahut annelerinizin evlerinden, yahut erkek kardeşlerinizin evlerinden, yahut kız kardeşlerinizin evlerinden, yahut amcalarınızın evlerinden, yahut halalarınızın evlerinden, yahut dayılarınızın evlerinden, yahut teyzelerinizin evlerinden, yahut anahtarlarına malik olduğunuz (kimselerin evlerinden), yahut dostlarınız (ın evlerinden) yemenizde bir cünah yoktur... Toplu halde yahut ayrı ayrı yemenizde de sizin üzerinize bir cünah yoktur... Evlere girdiğinizde, Allah indinden mübarek, tayyib bir tahıyye (selamlama, farkında olma) ile kendinize selam verin... İşte böylece Allah sizin için ayetleri (ni) açıklıyor ki akledesiniz.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلَى أَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتَّى يَسْتَأْذِنُوهُ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَن لِّمَن شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
62-) İnnemel mu'minunelleziyne amenu Billahi ve RasûliHİ ve iza kânu meahu alâ emrin camiın lem yezhebu hatta yeste'zinuh* innelleziyne yeste'zinuneke ülaikelleziyne yu'minune Billahi ve RasûliHİ, feizeste'zenuke li ba'dı şe'nihim fe'zen limen şi'te minhüm vestağfir lehümullah* innAllahe Ğafurun Rahıym;
Mü’minler ancak şol kimselerdir ki, (B-sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman ederler...O’nunla (Rasûl ile) beraber cami’ bir iş (ilahi bir iş; herkesi ilgilendiren bir iş; beraberce bir iş) üzere olduklarında O’ndan izin istemedikçe çekip gitmezler... Muhakkak ki (Rasûlüm) senden izin isteyenler var ya, işte onlar (B-sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edenlerdir... Bazı şe’nleri (işleri, halleri) dolayısıyla senden izin istediklerinde, onlardan dilediğin kimseye izin ver ve onlar için Allah’dan mağfiret dile... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
لَا تَجْعَلُوا دُعَاء الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاء بَعْضِكُم بَعْضاً قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمْ لِوَاذاً فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
63-) La tec'alu dua’erRasûli beyneküm keduai ba'dıküm ba'da* kad ya'lemullahulleziyne yetesellelune minküm livazâ* fel yahzerilleziyne yuhalifune an emrihi en tusıybehüm fitnetün ev yusıybehüm azâbün eliym;
Rasûlullah’ın duası’nı (çağrısını) aranızda bazınızın bazınıza duası (çağrısı) gibi kılmayın (çünkü O’nun duası (çağrısı) Hakk’dır, muhakkak icabet edin; geçerlidir, dikkat edin/ veya: Rasûlullah’ı aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın; ‘Ya Muhammed’, ‘Ya Ahmed’, ‘ya Ebel Kasım’, gibi ismi-künyesi ile hitab ederek seslenmeyin; saygı ve edeb ile “Ya RasûlAllah” diye ve uygun ses tonu ile çağırın!.. Hucurat: 2?)... Allah sizden, birbirinin arkasına gizlenip, gizlice sıvışarak gidenleri bilir... Artık O’nun (Rasûlullah’ın) emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden yahut elim bir azabın isabet etmesinden hazer etsinler (çekinsinler).
أَلَا إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قَدْ يَعْلَمُ مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ إِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
64-) Ela inne Lillahi ma fiys Semavati vel Ard* kad ya'lemu ma entüm aleyh* ve yevme yurceune ileyhi feyünebbiuhüm Bi ma amilu* vAllahu Bi külli şey'in Aliym;
Dikkat edin!... Muhakkak ki Semavat’ta ve Arz’da ne var ise Allah’ındır (O’nun Esması’nın bir zuhurudur; dilediği manaları açığa çıkarsın diye yoktan yaratmıştır) !... Sizin ne (hal) üzere olduğunuzu gerçekten bilir... O’na rücu’ ettirilecekleri gün onlara ne yaptıklarını (B sırrınca) haber verecektir... Allah herşeyi (B sırrınca; şeylerin hakikatı-kendisi olarak herşeyi) Aliym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal