Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



KASAS SÛRESİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِن قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى أَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ
12-) Ve harramna aleyhil meradıa min kablü fekalet hel edüllüküm alâ ehli beytin yekfülunehu leküm ve hüm lehu nasıhun;
Biz daha önce Ona süt emzirenleri haram kıldık (Musa hiç bir kadının göğsünü tutmadı) da (kızkardeşi) dedi ki: “Ona nasihatcılar olarak (Onu, öğüt ve disiplinleri ile halis kılarak) sizin için Onu tekeffül edecek (bakımını üstlenip yetiştirecek) bir ehl-i beyte sizi delalet edeyim (göstereyim) mi?”.
فَرَدَدْنَاهُ إِلَى أُمِّهِ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ أَنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
13-) Feradednahü ila ümmihi key tekarre aynüha ve la tahzene ve lita'leme enne va'dAllahi Hakkun ve lakinne ekserehüm la ya'lemun;
Nihayet O’nu anasına geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, mahzun olmasın ve bilsin ki, Allah’ın va’di hakk’dır... Fakat onların ekseriyeti bilmezler.
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَاسْتَوَى آتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماً وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
14-) Ve lemma beleğa eşüddehu vesteva ateynahu hükmen ve ılma* ve kezâlike neczil muhsiniyn;
 (Musa) eşüdde’sine (buluğu’na, fıtrat noktasına) erişip istiva edince (dengeye erince) Ona bir hüküm ve bir ilim verdik... Muhsinleri işte böyle mükafatlandırırız.
وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِّنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَذَا مِن شِيعَتِهِ وَهَذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِن شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ قَالَ هَذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ عَدُوٌّ مُّضِلٌّ مُّبِينٌ
15-) Ve dehalel mediynete alâ hıyni ğafletin min ehliha fevecede fiyha racüleyni yaktetilan* hazâ min şı (y) atihi ve hazâ min adüvvih* festeğasehülleziy min şı (y) atihi alelleziy min adüvvih* fevekezehu Musa fekada aleyh* kale hazâ min ameliş şeytan* innehu adüvvün mudıllün mübiyn;
 (Musa,) ehlinin (halkının) gaflette olduğu bir vakitte medine’ye (o şehre) girdi... Orada birbiri ile döğüşen (öldürmeğe çalışnan) iki adam buldu... Şu (biri) Onun şia’sından (Musa’nın halkından) ve şu (öbürü) da Onun düşmanından... Onun şiasından (Musa’nın tarafından) olan, düşmanından olan kimse aleyhine Ondan (Musa’dan) yardım istedi... Musa da ona bir yumruk vurdu da onun işini bitirdi/ öldürdü... (Sonra) dedi ki: “Bu şeytanın amelindendir (adalet vahdetin gereğidir?)... Muhakkak ki o, apaçık, saptırıcı bir düşmandır”.
قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
16-) Kale Rabbi inniy zalemtü nefsiy fağfir liy feğafere leh* inneHU HUvel Ğafurur Rahıym;
 “Rabbim!... Doğrusu ben nefsime zulmettim, beni mağfiret et!” dedi (Musa)... (Rabbi de) Onu mağfiret etti... Muhakkak ki O, Ğafur’dur, Rahıym’dir.
قَالَ رَبِّ بِمَا أَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ أَكُونَ ظَهِيراً لِّلْمُجْرِمِينَ
17-) Kale Rabbi Bima en'amte aleyye felen ekûne zahiyren lilmücrimiyn;
 (Musa) dedi ki: “Rabbim, bana olan (B sırrınca) ina’mına yemin ederim ki, mücrimlere asla arka-yardımcı olmayacağım”.
فَأَصْبَحَ فِي الْمَدِينَةِ خَائِفاً يَتَرَقَّبُ فَإِذَا الَّذِي اسْتَنصَرَهُ بِالْأَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُ قَالَ لَهُ مُوسَى إِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُّبِينٌ
18-) Fe asbeha fiyl mediyneti haifen yeterakkabu feizellezistensarehu Bil emsi yestasrihuh* kale lehu Musa inneke leğaviyyün mübiyn;
 (Musa,) Medine (şehir)’de (etrafı) gözetleyerek korku içinde sabahladı... Birde ne görsün, dün (B sırrınca) kendisinden yardım isteyen (yine) Ona feryad ediyor... Musa ona dedi ki: “Muhakkak ki sen apaçık bir azgınsın”.
فَلَمَّا أَنْ أَرَادَ أَن يَبْطِشَ بِالَّذِي هُوَ عَدُوٌّ لَّهُمَا قَالَ يَا مُوسَى أَتُرِيدُ أَن تَقْتُلَنِي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْأَمْسِ إِن تُرِيدُ إِلَّا أَن تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْأَرْضِ وَمَا تُرِيدُ أَن تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِحِينَ
19-) Felemma en erade en yebtışe Billeziy huve adüvvün lehüma, kale ya Musa etüriydü en taktüleniy kema katelte nefsen Bil’ ems* in türiydü illâ en tekûne cebbaren fiyl Ardı ve ma türiydü en tekune minel muslihıyn;
 (Musa) ikisinin de düşmanı olan (kendi kavminden olan adamın yardım istemesine sebep olan) o kimseyi (B sırrınca) sıkıca yakalamak dileyince, (o kimse) dedi ki: “Ey Musa!... (B sırrınca) dün bir nefsi katlettiğin gibi beni de öldürmek mi diliyorsun?... Sen ancak Arz’da bir cebbar olmak diliyorsun, ıslah edicilerden olmak dilemiyorsun!”.
وَجَاء رَجُلٌ مِّنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ يَسْعَى قَالَ يَا مُوسَى إِنَّ الْمَلَأَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ إِنِّي لَكَ مِنَ النَّاصِحِينَ
20-) Ve cae racülün min aksal mediyneti y es'a* kale ya Musa innel melee ye'temirune Bike li yaktüluke fahruc inniy leke minen nasıhıyn;
Medine (şehir)’nin en uzak ucundan bir adam koşarak geldi... Dedi ki: “Ey Musa!... Muhakkak ki mele’ (şehrin ileri gelenleri), seni öldürmek için seninle ilgili (B sırrınca) birbirlerine danışıyorlar/emrediyorlar... Çık (kaç buradan)... Muhakkak ki ben senin için nasihatcılardanım”.
فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفاً يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
21-) Feharece minha haifen yeterakkab* kale Rabbi necciniy minel kavmiz zalimiyn;
Bunun üzerine (Musa) korkarak, (etrafı) gözetleyerek oradan çıktı... (Musa) dedi ki: “Rabbim, zalimler kavminden beni kurtar!”.
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَاء مَدْيَنَ قَالَ عَسَى رَبِّي أَن يَهْدِيَنِي سَوَاء السَّبِيلِ
22-) Ve lemma teveccehe tilkae Medyene kale asa Rabbiy en yehdiyeniy sevaessebiyl;
Medyen (Şuayıb a.s.ın memleketi?) tarafına teveccüh ettiğinde (Musa) dedi ki: “Umulur ki Rabbim, yolun dengelendiği (orta, nötr) yere beni hidayet eder”.
وَلَمَّا وَرَدَ مَاء مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ أُمَّةً مِّنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِن دُونِهِمُ امْرَأتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتَّى يُصْدِرَ الرِّعَاء وَأَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ
23-) Ve lemma verade mae Medyene vecede aleyhi ümmeten minenNasi yeskun* ve vecede min dunihimümraeteyni tezudan* kale ma hatbüküma* kaleta la neskıy hatta yusdirer riaü ve ebuna şeyhun kebiyr;
 (Musa,) Medyen suyuna varid olunca (gelince), onun üzerinde insanlardan suvaran bir ümmet buldu... Onlardan başka da (onların gerisinde de) zevd eden (suvaracaklarını koruyan, suvarmak için kenarda bekleyen) iki kadın buldu... (Musa) dedi ki: “İkinizin hali/durumunuz nedir (niye suvarmıyorsunuz) ?”... (O iki kadın) dediler ki: “Çobanlar suvarıp geri getirinceye kadar biz suvaramayız... Babamız da şeyh’un kebiyr’ (çok ihtiyar) dir (O suvarmaz?)”.
فَسَقَى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّى إِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ
24-) Feseka lehüma sümme tevella ilezzılli fekale Rabbi inniy lima enzelte ileyye min hayrin fakıyr;
Bunun üzerine (Musa), onlar (o iki kadın) için suvardı... Sonra gölgeye geri dönüp şöyle dedi: “Rabbim!.. Muhakkak ki ben, hayırdan bana inzal edeceğin şey için çok fakıyr’im”.
فَجَاءتْهُ إِحْدَاهُمَا تَمْشِي عَلَى اسْتِحْيَاء قَالَتْ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
25-) Fecaethü ihdahüma temşiy alestihya’* kalet inne ebiy yed'uke liyecziyeke ecre ma sekayte lena* felemma caehu ve kassa aleyhil kasasa, kale la tehaf, necevte minel kavmizzalimiyn;
O iki kadından biri haya ederek, yürüyerek Ona (Musa’ya) geldi... (O gelen kadın) dedi ki: “Muhakkak ki babam, bizim için suvardığının ecrini sana ödemek için seni da’vet ediyor”... (Musa) O’na (Şuayıb’a) gelip Ona kasas’ı (hikayeyi) anlattığında, (Şuayıp) dedi ki: “Korkma!... O zalimler kavminden kurtuldun”.
قَالَتْ إِحْدَاهُمَا يَا أَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ إِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْأَمِينُ
26-) Kalet ihdahüma ya ebetiste'cirh* inne hayre meniste'certel kaviyyül emiyn;
İkisinden (kadınlardan diğer) biri dedi ki: “Ey babacığım Onu ücretle tut... Muhakkak ki ücretle çalıştırdığın kimselerin en hayırlısıdır; kaviy (güçlü), emiyn’dir (sözünde durur)”.
قَالَ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُنكِحَكَ إِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلَى أَن تَأْجُرَنِي ثَمَانِيَ حِجَجٍ فَإِنْ أَتْمَمْتَ عَشْراً فَمِنْ عِندِكَ وَمَا أُرِيدُ أَنْ أَشُقَّ عَلَيْكَ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ
27-) Kale inniy üriydü en ünkihake ıhdebneteyye hateyni alâ en te'cüreniy semaniye hıcec* fein etmemte aşren femin ındik* ve ma üriydü en eşükka aleyk* setecidüniy inşaAllahu minas salihıyn;
 (İhtiyar baba, Şuayıb) dedi ki: “Doğrusu ben, sekiz hicce (sene, hac) bana çalışman üzere şu iki kızımdan birini sana nikahlamak diliyorum... Eğer on’a tamamlarsan, senin indindendir (ledünnidir)... Sana meşakkat etmek dilemiyorum... İnşaAllah beni salihlerden bulacaksın”.
قَالَ ذَلِكَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ أَيَّمَا الْأَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّ وَاللَّهُ عَلَى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ
28-) Kale zâlike beyniy ve beynek* eyyemel eceleyni kadaytü fela udvane aleyy* vAllahu alâ ma nekulü Vekiyl;
 (Musa) dedi ki: “O seninle benim aramda (artık)... İki ecel (süreç)’den hangisini ifa edip tamamlarsam tamamlayayım, bana (aleyhime) düşmanlık yok... Allah, dediğimiz üzerine Vekiyl’dir”.
فَلَمَّا قَضَى مُوسَىالْأَجَلَ وَسَارَ بِأَهْلِهِ آنَسَ مِن جَانِبِ الطُّورِ نَاراً قَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَاراً لَّعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
29-) Felemma kada Musel’ ecele ve sare Bi ehlihi anese min canibıtTuri nara* kale liehlihimküsu inniy anestü naren lealliy atiyküm minha Bi haberin ev cezvetin minennari lealleküm tastalun;
Musa o eceli (süreci) ifa edip (Bi-) ehli (ailesi) ile seyredince (yola çıkınca), Tur’un canibinden (yanından) bir ateş üns etti (hissetti, algıladı, gördü)... Ehline dedi ki: “Durun, muhakkak ki ben bir ateş üns ettim... Belki ondan (o ateşten) size bir (Bi-) haber getiririm yahut o ateşten bir cezve (ateş parçası, kor getiririm) de belki ısınırsınız”.
فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي مِن شَاطِئِ الْوَادِي الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَن يَا مُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
30-) Felemma etaha nudiye min şatıılvadil’ Eymeni fiyl buk'atil mübareketi mineş şecereti en ya Musa inniy ENAllahu Rabbül alemiyn;
Oraya (Tur’a) geldiğinde, o mübarek buk’a (o bereketli orijinal yer, ilahi kelamı işitme makamı’n)’daki Eymen Vadisi’nin kıyısından (vadinin sağ kıyısından), o ağaç’tan: “Ya Musa!... Muhakkak ki Ben Rabb’ül Alemiyn olan Allah’ım!” diye nida edildi.
وَأَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَى أَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ إِنَّكَ مِنَ الْآمِنِينَ
31-) Ve en elkı asak* felemma reaha tehtezzü keenneha cannün vella müdbiren ve lem yüakkıb* ya Musa akbil ve la tehaf* inneke minel aminiyn;
 “Asa’nı at!”... (Musa) onu, sanki cann (ince küçük yılan) gibi titreyip hareket ediyor gördüğünde, geri dönüp (Allah’a) kaçtı ve arkasına bakmadı... (Allah buyurdu): “Ya Musa ikbal et (geri dön) ve korkma!... Muhakkak ki sen amiynlerdensin!”.
سْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِن رَّبِّكَ إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِقِينَ
32-) Üslük yedeke fiy ceybike tahruc beydae min ğayri su'in, vadmüm ileyke cenahake minerrehbi fezânike burhanani min Rabbike ila fir'avne ve meleih* innehüm kânu kavmen fasikıyn;
“Elini ceybine (yakana, koynuna; sadrına) sok, (eğer elini sinene sokarsan) kötülüksüz, bembeyaz (nur) çıkar... Korku’dan (dolayı açılan) cenahını (kanadını) da kendine çek (artık korkma?)... İşte bu ikisi, fravun ve onun mele’sine, Rabbinden iki burhandır... Muhakkak ki onlar fasık bir kavimdirler”.
قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْساً فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ
33-) Kale Rabbi inniy kateltü minhüm nefsen feehafü en yaktülun;
 (Musa) dedi ki: “Rabbim, doğrusu ben onlardan bir nefs katlettim, bu yüzden beni öldürmelerinden korkarım”.
وَأَخِي هَارُونُ هُوَ أَفْصَحُ مِنِّي لِسَاناً فَأَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءاً يُصَدِّقُنِي إِنِّي أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
34-) Ve ehıy Harunu huve efsahu minniy lisanen feersilhu meıye rid'en yusaddikuniy* inniy ehafü en yükezzibun;
“Kardeşim Harun var ya, o benden lisan itibarıyla daha fasıh (açık) tır... Onu, beni tasdik eden bir yardımcı/muavin olarak benimle birlikte irsal et... Doğrusu ben, beni tekzib etmelerinden korkuyorum”.
قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَاناً فَلَا يَصِلُونَ إِلَيْكُمَا بِآيَاتِنَا أَنتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ
35-) Kale seneşüddü adudeke Bi ehıyke ve nec'alü leküma sultanen fela ye sılune ileyküma Bi ayatiNA* entüma ve menittebeakümel ğalibun;
 (Allah) buyurdu: “Pazunu (gücünü) (Bi-) kardeşinle şiddet (kuvvet) lendireceğiz ve sizin ikiniz için öyle bir sultan (sulta, galibiyet, açık kanıt) kılacağız ki, (Bi-) ayetlerimiz olarak, size vasıl olamayacaklar (size ulaşamayacaklar)... Siz ikiniz ve sizin ikinize tabi olanlar (ayetlerimiz olarak) galiplersiniz”.
فَلَمَّا جَاءهُم مُّوسَى بِآيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ
36-) Felemma caehüm Musa Bi ayatiNA beyyinatin kalu ma hazâ illâ sıhrun müfteren ve ma semı'na Bihazâ fiy abainel ‘evveliyn;
Musa onlara apaçık ayetlerimiz ile (B sırrınca, sıfatlarımız olarak) gelince, dediler ki: “Bu uydurulmuş bir sihirden başka değil... Önceki babalarımız içinde bunu işitmedik”.
وَقَالَ مُوسَى رَبِّي أَعْلَمُ بِمَن جَاء بِالْهُدَى مِنْ عِندِهِ وَمَن تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
37-) Ve kale Musa Rabbi a'lemu Bi men cae Bil hüda min ındiHİ ve men tekûnü lehu akıbetüd dar* innehu la yüflihuz zalimun;
Musa dedi ki: “Rabbim (B sırrınca) daha iyi bilir, O’nun indinden (Bi-) kimin Huda (hidayet, hidayet rehberi) ile geldiğini ve yurdun akibetinin kimin olacağını... Muhakkak ki zalimler iflah etmezler”.
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ مَا عَلِمْتُ لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرِي فَأَوْقِدْ لِي يَا هَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَل لِّي صَرْحاً لَّعَلِّي أَطَّلِعُ إِلَى إِلَهِ مُوسَى وَإِنِّي لَأَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ
38-) Ve kale fir'avnü ya eyyühelmeleü ma alimtü leküm min ilahin ğayriy* Feevkıd liy ya Hamanü alettıyni fec'al liy sarhan lealli ettaliu ila ilahi Musa ve inniy le ezunnühu minel kâzibiyn;
Fravun dedi ki: “Ey mele’ (ileri gelenler) !... Sizin için benden gayrı bir ilah bilmemekteyim... Ey Haman, tıyn (balçık; toprak+su) üzerinde benim için bir ateş yak da benim için (fikirden) bir kule oluştur... Belki Musa’nın ilahına muttali olurum/tırmanır çıkarım... Doğrusu ben Onu yalancılardan zannediyorum”.
وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ إِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ
39-) Vestekbere huve ve cünudühu fiyl Ardı Bi ğayril Hakkı ve zannu ennehüm ileyna la yurceun;
O ve onun orduları, Bi-gayri Hak (Hakk’ın gayrı olarak) Arz’da büyüklük istediler ve zannettiler ki bize rücu’ ettirilmeyecekler.
فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ
40-) Feehaznahu ve cünudehu fenebeznahüm fiyl yemmi, fenzur keyfe kâne akıbetüz zalimiyn;
Bunun üzerine onu ve onun ordularını tuttuk da onları yemm (deniz?) e attık... Zalimlerin akibeti nasıl oldu bir bak!.
وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ لَا يُنصَرُونَ
41-) Ve cealnahüm eimmeten yed'une ilennar* ve yevmel kıyameti la yunsarun;
Biz onları Nar’a (ateş’e, cehennem’e, izafiyet alemine) çağıran imamlar kıldık... Kiyamet günü yardım olunmazlar.
وَأَتْبَعْنَاهُمْ فِي هَذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ هُم مِّنَ الْمَقْبُوحِينَ
42-) Ve etba'nahüm fiy hazihid dünya la'neten, ve yevmel kıyameti hüm minel makbuhıyn;
Şu dünyada onlara bir la’net itba’ ettik (la’net-tardedilmişlik onlardan ayrılmaz)... Kıyamet gününde ise onlar makbuhıyn (çirkinleştirilenler) dendir.
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِن بَعْدِ مَا أَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْأُولَى بَصَائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَّعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
43-) Ve lekad ateyna Musel Kitabe min ba'di ma ehleknel kurunel’ ula besaire linNasi ve hüden ve rahmeten leallehüm yetezekkerun;
Andolsun ki, ilk nesilleri helak ettikten sonra Musa’ya Kitabı, insanlar için basiretler, huda (rehber, hidayet) ve rahmet olarak verdik; belki tezekkür ederler diye.
وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ الْغَرْبِيِّ إِذْ قَضَيْنَا إِلَى مُوسَى الْأَمْرَ وَمَا كُنتَ مِنَ الشَّاهِدِينَ
44-) Ve ma künte Bi canibil ğarbiyyi iz kadayna ila Musel’ emre ve ma künte mineş şahidiyn;
Sen (Bi-) garbiy (batı) tarafında değildin biz Musa’ya o emri (konuşma işini) hükmettiğimizde (Hz.Rasûlullah’a hitab?)... Şahidlerden (o nesil içinde olanlardan) de değildin.
وَلَكِنَّا أَنشَأْنَا قُرُوناً فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ وَمَا كُنتَ ثَاوِياً فِي أَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا وَلَكِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
45-) Ve lakinna enşe'na kurunen fetetavele aleyhimül umür* ve ma künte saviyen fiy ehli medyene tetlu aleyhim ayatiNA, ve lakinna künna mursiliyn;
Fakat biz (pek çok) nesiller inşa ettik de ömür onlar üzerine tedavül etti (uzadı, aradan uzun zaman geçti)... Sen Ehl-i Medyen içinde ikamet etmiş de değildin ki (Bi-) ayetlerimizi onlara tilavet edesin... Fakat biz idik irsal ediciler.
وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ الطُّورِ إِذْ نَادَيْنَا وَلَكِن رَّحْمَةً مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْماً مَّا أَتَاهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
46-) Ve ma künte Bi canibit Turi iz nadeyna ve lâkin rahmeten min Rabbike litünzire kavmen ma etahüm min neziyrin min kablike leallehüm yetezekkerun;
Biz (Musa’ya) nida ettiğimizde de sen (Bi-) Tur tarafında değildin... Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarasın diye (vahye mazhar Nebî, irsal olunan Rasûl oldun!)... Umulur ki tezekkür ederler.
وَلَوْلَا أَن تُصِيبَهُم مُّصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلَا أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ آيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
47-) Ve levla en tusiybehüm musıybetün Bima kaddemet eydiyhim feyekulu Rabbena levla erselte ileyna Rasûlen fenettebia ayatike ve nekûne minel mu’miniyn;
Eğer kendi ellerinin (B sırrınca) takdim ettikleri yüzünden (hakikatlarından ve sistemden perdeli, beşeri akılları ile ürettikleri yüzünden) onlara bir musibet isabet ettiğinde: “Rabbimiz!... Bari bize bir Rasûl irsal etseydin de senin ayetlerine tabi olsaydık ve mü’minlerden olsaydık” diyecek olmasalardı (biz bir Rasûl irsal etmezdik... Yani, kendilerindeki risalet boyutunun hakkını verdik; Rablerine sağır olmaları dolayısıyla, dıştan hitab).
فَلَمَّا جَاءهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِندِنَا قَالُوا لَوْلَا أُوتِيَ مِثْلَ مَا أُوتِيَ مُوسَى أَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَا أُوتِيَ مُوسَى مِن قَبْلُ قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا وَقَالُوا إِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ
48-) Felemma caehümül Hakku min ındiNA kalu levla utiye misle ma utiye Musa* evelem yekfüru Bima utiye Musa min kabl* kalu sıhrani tezahera* ve kalu inna Bi küllin kafirun;
Fakat indimizden kendilerine Hakk (Rasûl) geldiğinde dediler ki: “Musa’ya verilmiş olan (mucizeler) ın misli (O’na da) verilmeli değilmiydi?”... Daha önce Musa’ya verilmiş olanı (B sırrınca) küfr (inkar) etmemişler miydi?.. “Birbirini destekleyen iki büyü” demişlerdi... Ve: “Muhakkak ki biz bunların (B sırrınca) hepsine kafirleriz” de dediler.
قُلْ فَأْتُوا بِكِتَابٍ مِّنْ عِندِ اللَّهِ هُوَ أَهْدَى مِنْهُمَا أَتَّبِعْهُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
49-) Kul fe'tu Bi Kitabin min ındillahi huve ehda minhüma etebı'hu in küntüm sadikıyn;
De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah indinden, bu ikisinden (Kur’an ve Tevrat’tan) daha doğru yolu gösteren bir (Bi-) kitab getirin de ona tabi olayım!”.
فَإِن لَّمْ يَسْتَجِيبُوا لَكَ فَاعْلَمْ أَنَّمَا يَتَّبِعُونَ أَهْوَاءهُمْ وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوَاهُ بِغَيْرِ هُدًى مِّنَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
50-) Fein lem yesteciybu leke fa'lem ennema yettebiune ehvaehüm* ve men edallu mimmenittebea hevahu Bi ğayri hüden minAllah* innAllahe la yehdil kavmez zalimiyn;
Eğer sana cevap vermezler ise, bil ki onlar yalnızca kendi hevalarına tabi oluyorlar (hakikattan, yaşamın gerçeğinden gafiller; Allah indinden olanın kiymetini bilmiyorlar)... Allah’dan Bi-gayri hüda (Allah’dan B sırrınca bir huda, hidayet, rehber olmaksızın; Allah’dan olan bir hidayet-ilim olmaksızın), kendi hevasına tabi olandan daha sapkın kimdir?... Muhakkak ki Allah zalimler kavmini hidayet etmez.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal