Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



25. FURKAN SÛRESİ      الفرقان
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيراً
1-) Tebarekelleziy nezzelel Furkane alâ abdiHİ li yekûne lil alemiyne neziyra;
Ne yücedir O (Allah) ki, alemler (tüm insanlar) için bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı indirdi.
الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَمْ يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيراً
2-) Elleziy leHU Mülküs Semavati vel Ardı velem yettehız veleden ve lem yekün leHU şeriykün fiyl mülki ve haleka külle şey'in fekadderahu takdiyra;
Ki, Semavat’ın ve Arz’ın mülkü O’nundur... Bir çocuk edinmemiştir... Mülk’te ortağı yoktur O’nun... Herşey’i yaratmış, onu takdir etmiştir (her şey bir ölçü-terkib ile vardır).
وَاتَّخَذُوا مِن دُونِهِ آلِهَةً لَّا يَخْلُقُونَ شَيْئاً وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ ضَرّاً وَلَا نَفْعاً وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتاً وَلَا حَيَاةً وَلَا نُشُوراً
3-) Vettehazu min duniHİ aliheten la yahlükune şey’en ve hüm yuhlekune ve la yemlikune li enfüsihim darren ve la nef’an ve la yemlikûne mevten ve la hayaten ve la nüşura;
 (Gerçek böyle iken) O’nun gayrından (O’nu bırakıp), bir şey yaratmayan, kendileri yaratılan, kendi nefsleri için bir zarar ve faydaya malik olmayan, bir ölüm’e, bir hayat’a ve bir nüşur’a (kabir’den kalkıp dikiliş’e; uyanıp ayağa kalkışa; aslına dönüş’e) da malik olmayan ilahlar edindiler.
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا إِفْكٌ افْتَرَاهُ وَأَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ آخَرُونَ فَقَدْ جَاؤُوا ظُلْماً وَزُوراً
4-) Ve kalelleziyne keferû in hazâ illâ ifkünifterahu ve eanehu aleyhi kavmün aharun* fekad cau zulmen ve zura;
Kafir olanlar dediler ki: “Bu ancak O’nun uydurduğu bir ifk (yalan) tir... Başka bir kavim de bunun (bu ifk) üzerine O’na iane’de (yardımda) bulunmuştur”... Hakikaten bir zulüm ve bir zur (yalan, yalan şahidlik) irtikab ettiler.
وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلا
5-) Ve kalu esatıyrul evveliynektetebeha fehiye tümla aleyhi bükreten ve asıyla;
Ve dediler ki: “(Bu,) Onları (kendisinin) iktitab ettiği (istinsah ettiği, onlardan kopya yaptığı; kaydettiği) öncekilerin usture’leridir (satır satır yazılmış masalları, mitolojileridir)... Nitekim sabah-akşam o O’na yazılması için söyleniyor”.
قُلْ أَنزَلَهُ الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ غَفُوراً رَّحِيماً
6-) Kul enzelehülleziy ya'lemüssirra fiys Semavati vel Ard* inneHU kâne Ğafuran Rahıyma;
De ki: “O’nu Semavat’taki ve Arz’daki sırrı bilen inzal etti... Muhakkak ki O Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
وَقَالُوا مَالِ هَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ لَوْلَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيراً
7-) Ve kalu mali hazer Rasûli ye'külüt taame ve yemşi fiyl esvak* levla ünzile ileyhi melekün feyekûne maahu neziyra;
Dediler ki: “Bu nasıl Rasûl’dür ki, taam (yemek) yiyor ve çarşılarda gezip dolaşıyor... O’na, bir melek inzal edilmeli, beraberinde bir neziyr (uyarıcı) olmalı değil miydi?”.
أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلاً مَّسْحُوراً
8-) Ev yülka ileyhi kenzün ev tekûnü lehu cennetün ye'külü minha* ve kalez zalimune in tettebiune illâ racülen meshura;
“Yahut O’na bir hazine ilka olunmalı (verilmeli), yahut ondan yiyeceği bir cenneti (bahçesi) olmalı (değil miydi?)”... Zalimler dediler ki: “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz”.
انظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلا
9-) Ünzur keyfe darebu lekel emsâle fedallu fela yestetıy'une sebiyla;
Bak senin için nasıl benzetmeler yaptılar da bu sebeple saptılar!... Artık (Hakikata götüren, işe yarar) bir yol bulamazlar (Sensiz yol yoktur).
تَبَارَكَ الَّذِي إِن شَاء جَعَلَ لَكَ خَيْراً مِّن ذَلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَيَجْعَل لَّكَ قُصُوراً
10-) Tebarekelleziy inşae ceale leke hayren min zâlike cennatin tecriy min tahtihel enharu, ve yec'al leke kusura;
Ne Yücedir O ki, dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından nehirler akan cennetleri oluşturur ve senini için köşkler (makamlar) yapar.
بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَأَعْتَدْنَا لِمَن كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَعِيراً
11-) Bel kezzebu Bis saati ve a'tedna limen kezzebe Bissaati seıyra;
Fakat onlar o saat’ı (kiyameti) da (B sırrınca) yalanladılar... O Saat’ı (B sırrınca) yalanlayanlara Saıyr’i (alevli bir ateş) hazırladık.
إِذَا رَأَتْهُم مِّن مَّكَانٍ بَعِيدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَفِيراً
12-) İza raethüm min mekanin baıydin semiu leha teğayyuzan ve zefiyra;
 (O alevli ateş) onları uzak mekan’dan gördüğünde, (onlar) onun kaynayan öfkesini ve zefir (şiddetli-horultulu nefes veriş, uğultu sesi)’ini işitirler.
وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَاناً ضَيِّقاً مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُوراً
13-) Ve iza ülku minha mekanen dayyikan mükarreniyne deav hünalike sübura;
Mukarraniyn (bağlanmış nesneler) olarak oradan dar bir mekana ilka edildiklerinde (atıldıklarında), orada: “Sübura= yetiş ey ölüm!” diye çağırırlar.
لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُوراً وَاحِداً وَادْعُوا ثُبُوراً كَثِيراً
14-) La ted'ul yevme süburen vahıden ved'u süburen kesiyra;
 “Bugün bir ölüm temenni edip çağırmayın, bir çok ölüm çağırın!” (denilir).
قُلْ أَذَلِكَ خَيْرٌ أَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ كَانَتْ لَهُمْ جَزَاء وَمَصِيراً
15-) Kul ezâlike hayrun em cennetül huldilletiy vuıdel müttekun* kânet lehüm cezaen ve masıyra;
De ki: “Bu mu daha hayırlıdır yoksa muttekiykere va’dolunan Huld (ebedilik, sonsuzluk) Cenneti mi?... (O cennet) onlar için bir ceza (mükafat) ve dönüş yeridir”.
لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاؤُونَ خَالِدِينَ كَانَ عَلَى رَبِّكَ وَعْداً مَسْؤُولا
16-) Lehüm fiyha ma yeşaune halidiyn* kâne alâ Rabbike va'den mes'ula;
Onlar (korunanlar) için orada (huld cennetinde) - (orada) ebedi kalıcılar olarak- diledikleri herşey vardır... (Bu) Rabbinin üzerine (olan) mes’ul bir vaad’dır.
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ فَيَقُولُ أَأَنتُمْ أَضْلَلْتُمْ عِبَادِي هَؤُلَاء أَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّبِيلَ
17-) Ve yemve yahşuruhüm ve ma ya'budune min dunillahi feyekulü eentüm adleltüm ıbadiy haülai em hüm dallüs sebiyl;
 (Rabbin) onları ve Allah’dan başka kulluk yaptıkları şeyleri haşredeceği gün, der ki: “Benim kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa onlar mı yol (enfüslerinden hakikatlerine varan; Rablerini tanıma-yakiyne erme; fena, İslam)’dan saptılar?”.
قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنبَغِي لَنَا أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاء وَلَكِن مَّتَّعْتَهُمْ وَآبَاءهُمْ حَتَّى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْماً بُوراً     

18-) Kalu subhaneKE ma kâne yenbeğıy lena en nettehıze min duniKE min evliyae ve lâkin metta'tehüm ve abaehüm hatta nesüzZikr* ve kânu kavmen bura;
 (Kulluk yaptıkları nesneler) dediler ki: “Subhansın sen!.. Senin gayrından veli’ler edinmek bizim için olur şey değildir... Fakat sen onları ve onların babalarını metalandırdın (faydalandırdın, nimetlendirdin; bedene, dünyaya düştüler)... Nihayet Zikri unuttular... Ve helak olan bir kavim oldular”.
فَقَدْ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفاً وَلَا نَصْراً وَمَن يَظْلِم مِّنكُمْ نُذِقْهُ عَذَاباً كَبِيراً
19-) Fekad kezzebuküm Bima tekulune fema testetıy'une sarfen ve la nasra* ve men yazlim minküm nüzıkhu azâben kebiyra;
 (Allah’dan gayrına kulluk yapanlara da): “İşte (ma’budlarınız,) söylemeniz (onları ilah edinmeniz itibarı) ile (bile) sizi (B sırrınca) gerçekten yalanladılar... Artık ne (azabı) sarf’a (kendinizden savmaya) ve ne de nasr’a (yardıma) güç yetiremezsiniz... Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azab tattırırız”.
وَما أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْأَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيراً
20-) Ve ma erselna kableke minel murseliyne illâ innehüm leye'külunet taame ve yemşune fiyl esvak* ve cealna ba'daküm li ba'din fitneten, etasbirun* ve kâne Rabbüke Basıyra;
Senden önce murseliyn’den irsal ettiklerimiz (Rasûller) de elbette taam (yemek) yerler ve çarşılarda gezip dolaşırlar (dı)... Bazınızı bazınız için bir fitne (imtihan) kıldık... Sabredecek misiniz (diye) ?.. Senin Rabbin Basıyr’dir.
وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءنَا لَوْلَا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْمَلَائِكَةُ أَوْ نَرَى رَبَّنَا لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فِي أَنفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوّاً كَبِيراً
21-) Ve kalelleziyne la yercune LıkaeNA levla ünzile aleynel Melaiketü ev nera Rabbena* le kadistekberu fiy enfüsihim ve atev utüvven kebiyra;
Bize lıka’yı (kavuşmayı; varlıklarında açığa çıkışımızı yaşamayı) ummayanlar dedi ki: “Bizim üzerimize melaike inzal edilmeli yahut Rabbimizi (rü’yeten) görmeli değil miydik?”... Andolsun ki kendi nefislerinde büyüklük istediler (kibre kapıldılar) ve büyük bir azgınlık/ (büyüklenme) ile haddi aşıp itaattan çıktılar.
يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلَائِكَةَ لَا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِّلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْراً مَّحْجُوراً
22-) Yevme yeravnel Melaikete la buşra yevmeizin lilmücrimiyne ve yekulune hıcren mahcura;
Melaikeyi gördükleri gün, mücrimlere o gün müjde yoktur... Ve: “(müjde?) menedilmiş bir yasaktır/yasaktır, yasak!”, derler.
وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاء مَّنثُوراً
23-) Ve kadimna ila ma amilu min amelin fecealnahü hebaen mensûra;
İşledikleri amellerin önüne geçmiş, onu saçılmış (sadece güneş ışığında görünen?) toz zerreleri kılmışızdır (amelleri boşadır, fasıddır).
أَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُّسْتَقَرّاً وَأَحْسَنُ مَقِيلاا
24-) Ashabül cenneti yemeizin hayrun müstekarren ve ahsenü mekıyla;
O Gün cennet ashabı müstekarr (kalınacak yer) itibarıyla daha hayırlı ve makıyl (istirahat edilecek yer) itibarıyla da daha güzeldir.
وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاء بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلَائِكَةُ تَنزِيلا
25-) Ve yevme teşakkakus Semau Bil ğamami ve nüzzilel Melaiketü tenziyla;
Sema’nın (beyaz) bulutlar ile (B sırrınca) yarıldığı ve melaike’nin indirildikçe indirildiği gün!.
الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمَنِ وَكَانَ يَوْماً عَلَى الْكَافِرِينَ عَسِيراًا
26-) ElMülkü yevmeizinilHakku lirRahman* ve kâne yevmen alel kafiriyne asiyra;
O Gün Hakk Mülk (hakiki olan, dayandığı Esma ve Sıfat dolayısıyla) Rahman’ındır... O Gün kafirler (gerçeği reddeden perdeliler) üzerine çok zordur.
وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلا
27-) Ve yevme yeadduzzalimü alâ yedeyhi yekulü ya leytenit tehaztü maar Rasûli sebiyla;
O Gün zalim ellerini ısırıp: “Keşke Rasûl ile beraber bir yol edinseydim” der.
يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَاناً خَلِيلا
28-) Ya veyleta leyteniy lem ettehız fülanen haliyla;
 “Eyvah bana, keşke fulan’ı (vehmi kişiliği; şeytanı) haliyl (dost) edinmeseydim”.
لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولا
29-) Lekad edalleniy aniz Zikri ba'de iz caeniy* ve kâneş şeytanu lil’İnsani hazula;
 “Andolsun ki bana geldikten sonra Zikir’den (Zati hakikattan, o fulan) saptırdı... Şeytan insan için hazul’dur (yalnız bırakan, ortada bırakan; rüsvay eden)”.
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُوراً
30-) Ve kaler Rasûlü ya Rabbi inne kavmittehazu hazel Kur’âne mehcura;
Rasûl (hakikatını OKUyan) dedi ki: “Ya Rabb!.. Muhakkak ki benim kavmim şu Kur’an’ı (Rahmaniyyeti, zati zuhuru; hazineyi) terkedilmiş edindi”.
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوّاً مِّنَ الْمُجْرِمِينَ وَكَفَى بِرَبِّكَ هَادِياً وَنَصِيراً
31-) Ve kezâlike cealna likülli Nebîyyin adüvven minel mücrimiyn* ve kefa Bi Rabbike hadiyen ve nasıyra;
İşte böylece herbir Nebî için mücrimlerden bir düşman kıldık... Hadi (hidayet eden, yol gösteren) ve Nasıyr (yardım eden, zafere ulaştıran) olarak (B gerçeğince) Rabbin kafidir.
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذَلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلا
32-) Ve kalelleziyne keferu levla nüzzile aleyhil Kur’ânu cümleten vahıdeten, kezâlike linüsebbite Bihi Fuadeke ve rettelnahu tertiyla;
Kafir olanlar dediler ki: “O’na Kur’an (Benuİsrail Kitabları gibi) cümle-i vahid’e (tek bir cümle, topluca birden) olarak tenzil edilmeli (beş duyu boyutuna getirilmeli) değil miydi?”... (Oysa) böylece O’nunla (B sırrınca O olarak) Senin Fuadını sabitleyelim (kalbinde melekeleri oluşsun) diye (tenzil’ini sistem gereği böyle yaptık) ve O’nu tertil üzere (ara ara, bölüm bölüm) okuduk.
وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئْنَاكَ بِالْحَقِّ وَأَحْسَنَ تَفْسِيراً
33-) Ve la ye'tuneke Bi meselin illâ ci'nake Bil Hakkı ve ahsene tefsiyra;
Onlar sana bir (Bi-) mesel getirdikleri her seferinde mutlaka biz sana Bil-Hakk (Hakk olarak) ve tefsir (açıklama) itibarıyla daha güzeli ile geldik.
الَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلَى وُجُوهِهِمْ إِلَى جَهَنَّمَ أُوْلَئِكَ شَرٌّ مَّكَاناً وَأَضَلُّ سَبِيلا
34-) Elleziyne yuhşerune alâ vucuhihim ila cehenneme, ülaike şerrun mekanen ve edallü sebiyla;
Vechleri (yüzleri) üzere Cehennem’e haşroluncak kimseler var ya, işte onlar mekan itibarıyla en şerr ve yol itibarıyla en sapkındırlar.
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُ أَخَاهُ هَارُونَ وَزِيراً
35-) Ve lekad ateyna Musel Kitabe ve cealna maahu ehahü Harune veziyra;
Andolsun ki, Musa’ya Kitab’ı verdik ve O’nunla beraber kardeşi Harun’u da veziyr kıldık.
فَقُلْنَا اذْهَبَا إِلَى الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَدَمَّرْنَاهُمْ تَدْمِيراً
36-) Fekulnezheba ilel kavmilleziyne kezzebu Bi ayatiNA* fedemmernahüm tedmiyra;
Akabinden dedik ki: “Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayan o kavme gidin ikiniz!”.. Nihayet onları dumura uğrattık.
وَقَوْمَ نُوحٍ لَّمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ أَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ آيَةً وَأَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ عَذَاباً أَلِيماً
37-) Ve kavme Nuhın lemma kezzebur Rusüle ağraknahüm ve cealnahüm linNasi ayeten, ve a'tedna lizzalimiyne azâben eliyma;
Ve Nuh kavmi (ni de)... Rasûlleri yalanladıklarında, onları ğark ettik (su’da boğduk) ve kendilerini insanlar için bir ayet kıldık... Zalimler için elim bir azab hazırladık.
وَعَاداً وَثَمُودَ وَأَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُوناً بَيْنَ ذَلِكَ كَثِيراً
38-) Ve Aden ve Semude ve AshaberRessi ve kurunen beyne zâlike kesiyra;
Ve Ad’ı (Hud a.s.ın kavmi), Semud’u (Salih a.s.ın kavmi), Ress (örülmemiş kuyu) Ashabı’nı ve bunlar arasında pek çok nesli de (dumura uğrattık).
وَكُلّاً ضَرَبْنَا لَهُ الْأَمْثَالَ وَكُلّاً تَبَّرْنَا تَتْبِيراً
39-) Ve küllen darabna lehül emsâl* ve küllen tebberna tetbiyra;
Onların herbiri için misaller darbettik... Ve (nihayet) hepsini kırdık geçirdik/helak ettik.
وَلَقَدْ أَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّتِي أُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ أَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُوراً
40-) Ve lekad etev alel karyetilletiy ümtırat metares sev'* efelem yekûnu yeravneha* bel kânu la yercune nüşura;
Andolsun ki (onlar) kötülük/bela yağmuruna tutulmuş o karye’ye (Lut kavminin helak olduğu yere) uğradılar... Aceba onu görmediler mi?.. Hayır, onlar Nüşur’u (ölümden sonra dirilişi, aslına dönüşü) ummuyorlardı.
وَإِذَا رَأَوْكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُواً أَهَذَا الَّذِي بَعَثَ اللَّهُ رَسُولا
41-) Ve iza raevke in yettehızuneke illâ hüzüva* ehazelleziy beasâllahu Rasûla;
Seni gördüklerinde, “Allah’ın Rasûl olarak ba’settiği kimse bu mudur?” diyerek seni alaya almaktan başka bir şey edinmezler (mesela: düşünmezler).
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ آلِهَتِنَا لَوْلَا أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلا
42-) İn kâde leyudıllüna an alihetina levla en saberna aleyha* ve sevfe ya'lemune hıyne yeravnel azâbe men edallü sebiyla;
“Eğer onlar (ilahlarımız) üzerine sabretmese idik, (bu Rasûl) nerdeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı”... Azabı gördüklerinde yolca kim daha sapkın olduğunu bilecekler.
أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلا
43-) Eraeyte menittehaze ilahehu hevahu, efeente tekûnü aleyhi vekiyla;
Hevasını (kafasında yarattığını), ilahı (kendine ilah) edineni gördün mü (mu’minun: 91, Bakara: 21) ?.. Onun üzerine sen mi vekiyl olacaksın?.
أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلا
44-) Em tahsebü enne ekserehüm yesmeune ev ya'kılun* in hüm illâ kel en'ami belhüm edallü sebiyla;
Yoksa sen onların ekseriyetinin işittiklerini yahut aklettiklerini mi sanıyorsun?... Onlar ancak en’am (hayvanlar) gibidirler, belki onlar yol itibarıyla daha sapkındırlar.
أَلَمْ تَرَ إِلَى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاء لَجَعَلَهُ سَاكِناً ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلا
45-) Elem tera ila Rabbike keyfe meddezzıll* velev şae lecealehu sakina* sümme cealneşŞemse aleyhi deliyla;
Görmedin mi Rabbini, (sabahleyin, zeval vaktinden önceki) gölgeyi (?) nasıl uzattı?... Eğer dileseydi onu elbette sakin (hareketsiz, sabit) kılardı... Sonra, Güneş’i (üst bilinci) ona delil kıldık.
ثُمَّ قَبَضْنَاهُ إِلَيْنَا قَبْضاً يَسِيراً
46-) Sümme kabadnahü ileyna kabdan yesiyra;
Sonra onu (o uzatılmış gölgeyi) kolay bir kabzediş ile kendimize kabzettik (fena).
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِبَاساً وَالنَّوْمَ سُبَاتاً وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُوراً
47-) Ve HUvelleziy ceale lekümülleyle libasen vennevme sübaten ve cealen nehare nüşura;
Gece’yi sizin için libas (örtü), uykuyu da subat (istirahat, ölüm, gaflet) kılan O’dur... Gündüz’ü de Nüşur (uykudan kalkma, diriliş) kıldı.
وَهُوَ الَّذِي أَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُوراً
48-) Ve HUvelleziy erselerriyaha büşran beyne yedey rahmetiHİ, ve enzelna mines Semai maen tahura;
Ve O, rahmetinin önünde müjdeciler olarak rüzgarları irsal etti... Ve biz, Sema’dan tahur (tertemiz) bir su inzal ettik.
لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَّيْتاً وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا أَنْعَاماً وَأَنَاسِيَّ كَثِيراً
49-) Linuhyiye Bihi beldeten meyten ve nüskıyehu mimma halakna en'âmen ve enasiyye kesiyra;
Onunla ölü bir beldeyi (B sırrınca) diriltelim ve yarattığımız nice hayvanatı ve bir çok insanları suvaralım diye.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا فَأَبَى أَكْثَرُ النَّاسِ إِلَّا كُفُوراً
50-) Ve lekad sarrefnahu beynehüm li yezzekkeru* feeba ekserunNasi illâ küfura;
Andolsun ki O’nu (Kur’an’ı) onların arasında, tezekkür etsinler diye tasrif ettik (açıkladık da açıkladık)... İnsanların ekseriyeti ancak küfür olarak yaklaştılar/kabul ettiler (misali gerçek sanıp, gerçeği örttüler).
وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذِيراً
51-) Velev şi'na lebeasna fiy külli karyetin neziyra;
Eğer dileseydik her karye (şehir)’de bir neziyr (uyarıcı) elbette ba’sederdik.
فَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَجَاهِدْهُم بِهِ جِهَاداً كَبِيراً
52-) Fela tutııl kafiriyne ve cahidhüm Bihi cihaden kebiyra;
 Kafirlere (gerçeği reddeden perdelilere) itaat etme ve onlara (kafirlere karşı) O’nunla (Kur’an ile, B sırrınca) büyük bir cihad ile mücahade et.
وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخاً وَحِجْراً مَّحْجُوراً
53-) Ve HUvelleziy merecel bahreyni hazâ âzbün füratün ve hazâ milhun ücac* ve ceale beynehüma berzehan ve hıcren mahcura;
İki denizi (birbirine) salan O’dur... Bu tatlı mı tatlı bir su (nurani), bu ise tuzlu ve acıdır (cismani)... Bu ikisinin arasında da (birinin hükmü ile sınırlanmayan) bir berzah (engel, perde), aşılmaz (geçişi menedici) bir engel kıldı.
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاء بَشَراً فَجَعَلَهُ نَسَباً وَصِهْراً وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيراً
54-) Ve HUvelleziy haleka minelmai beşeran fecealehu neseben ve sıhra* ve kâne Rabbüke Kadiyra;
Ve O’dur, su’dan bir beşer (biyolojik bedenli insan) yarattı da onu neseb (sahibi, kan-gen akrabalığı) ve sıhr (sahibi, nikah-evlilik ile hasıl olan hısım akrabalık) kıldı... Senin Rabbin Kadiyr’dir.
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلَى رَبِّهِ ظَهِيراً
55-) Ve ya'budune min dunillahi ma la yenfeuhüm ve la yedurruhüm* ve kânel kafiru alâ Rabbihi zahiyra;
Allah’ı bırakıp, kendilerine ne fayda ve ne de zarar vermeyen (isim ve resimle perdelenip, Allah yanısıra varlıkları ve bir nitelikleri olmayan) şeylere kulluk yaparlar... Kafir Rabbisinin aleyhine (olan şeylere) yardımcı olan/destek olandır.
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا مُبَشِّراً وَنَذِيراً
56-) Ve ma erselnake illâ mübeşşiran ve neziyra;
Biz seni ancak mübeşşir (müjdeci) ve neziyr (uyarıcı) olarak irsal ettik.
قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِلَّا مَن شَاء أَن يَتَّخِذَ إِلَى رَبِّهِ سَبِيلا
57-) Kul ma es'elüküm aleyhi min ecrin illâ men şae en yettehıze ila Rabbihi sebiyla;
De ki: “Onun üzerine sizden bir ecr istemiyorum... Ancak Rabbine bir yol edinmeyi dileyen hariç (; ancak Rabbinize bir yol edinmenizi, yakine ermenizi isterim)”.
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيراً
58-) Ve tevekkel alel Hayyilleziy la yemutü ve sebbih Bi hamdiHİ, ve kefa Bihi Bi zünubi ıbadiHİ Habiyra;
Asla ölmeyen O Hayy’a (Diri’ye) tevekkül et ve Bi-HamdiHİ (O’nun Hamdı olarak) tesbih et!... (B sırrınca) kullarının günahlarını Habiyr olarak, O (B sırrınca) kafidir!.
الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ الرَّحْمَنُ فَاسْأَلْ بِهِ خَبِيراً
59-) Elleziy halekas Semavati vel Arda ve ma beynehüma fiy sitteti eyyamin sümmesteva alel Arş* erRahmanu, fes'el Bihi Habiyra;
O (Hayy) ki, Semavat’ı, Arz’ı ve ikisi arasında olanları altı gün içinde yarattı... Sonra Arş üzerine istiva etti... Rahman’dır (O) !... (B sırrınca) Onu bir Habiyr’e (haberdar olan’a) sor!.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمَنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمَنُ أَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُوراً
60-) Ve iza kıyle lehümüscüdu lirRahmani kalu ve merRahman* enescüdü lima te'müruna ve zadehüm nüfura;
(60. Ayet secde ayetidir.) Onlara: “Rahman’a secde edin (tüm sıfatlarınızdan fani olun, vücudunuz yoktur)” denildiğinde: “Rahman da nedir?... Bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?”, dediler... Ve (bu da’vet) onların nefretini artırdı.
تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاء بُرُوجاً وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجاً وَقَمَراً مُّنِيراً
61-) Tebarekelleziy ceale fiys Semai burucen ve ceale fiyha Siracen ve Kameran müniyra;
Ne yücedir o ki, Sema’da buçlar oluşturdu, orada bir sırac (kandil, Güneş) ve muniyr bir kamer (nur yansıtıcı bir Ay) meydana getirdi.
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِّمَنْ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوْ أَرَادَ شُكُوراً
62-) Ve HUvelleziy cealelleyle vennehare hılfeten limen erade en yezzekkere ev erade şükura;
Tezekkür etmeyi dileyen veya şükretmeyi dileyen kimse için geceyle gündüzü hılfe (halef, birbiri ardınca gelen) kılan O’dur.
وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْناً وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَاماً
63-) Ve ıbadur Rahmanilleziyne yemşune alel Ardı hevnen ve iza hatabehümül cahilune kalu Selâma;
Rahman’ın kulları Arz üzerinde havn (hafif, sakin, mütevazi, vakarlı) olarak yürürler... Cahiller onlara hitab ettiklerinde: “Selam!” dediler.
وَالَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّداً وَقِيَاماً
64-) Velleziyne yebiytune liRabbihim sücceden ve kıyama;
Ve onlar ki, gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler.
وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَاماً
65-) Velleziyne yekulune Rabbenasrif anna azâbe cehennem* inne azâbeha kâne ğarama;
Ve onlar ki: “Rabbimiz!... Cehennem azabını sav/uzak tut bizden... Muhakkak ki onun azabı ğaram’dır (insanın yakasını bırakmayan, daimi)” derler.
إِنَّهَا سَاءتْ مُسْتَقَرّاً وَمُقَاماً
66-) İnneha saet müstekarren ve mukama;
 “Muhakkak ki o, müstekarr (istikrara erme, durma yeri) ve mukam (ikamet etme, kalma) itibarıyla ne kötüdür!”.
وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَاماً
67-) Velleziyne iza enfeku lem yüsrifu ve lem yaktüru ve kâne beyne zâlike kavama;
Ve onlar ki, infak ettiklerinde israf etmezler, cimrilik de etmezler... Onun arasında bir kavam’dır (orta yol, adaletli, dengeli).
وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَاماً
68-) Velleziyne la yed'une meAllahi ilahen ahare ve la yaktülunennefselletiy harramAllahu illâ Bil Hakkı ve la yeznun* ve men yef'al zâlike yelka esâma;
Ve dahi onlar ki, Allah ile birlikte başka bir ilah çağırmazlar, Bil-Hakk (hakk ile olması) dışında Allah’ın haram kıldığı nefsi (canı) katletmezler ve zina yapmazlar... Kim onu (kebair günah) işlerse ikaba (cezaya) uğrar.
يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَاناً
69-) Yudaaf lehül azâbü yevmel kıyameti ve yahlüd fiyhiy mühana;
Kıyamet günü azab onun için katlanır ve onun içinde muhan (hor-hakir, tardedilmiş, zelil) halde ebediyyen kalır.
إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلاً صَالِحاً فَأُوْلَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
70-) İlla men tabe ve amene ve amile amelen salihan feülaike yübeddilullahu seyyiatihim hasenat* ve kânAllahu Ğafuren Rahıyma;
Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amel yapan müstesna... (Kim bunları yapmış ise) işte Allah, onların kötülüklerini hasenata (iyi niteliklere) tebdil eder... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَإِنَّهُ يَتُوبُ إِلَى اللَّهِ مَتَاباً
71-) Ve men tabe ve amile salihan feinnehu yetubü ilellahi metaba;
Kim tevbe edip salih amel işlerse, muhakkak ki o tevbesi gerçekleşmiş olarak Allah’a döner.
وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً
72-) Velleziyne la yeşhedunezzure, ve iza merru Bil lağvi merru kirama;
Ve onlar ki, zur’a (yalana, faniye) şahidlik yapmazlar... Lağv’a (düşük seviyeli lakırdı, batıl-boş söz) rastladıklarında da şereflice geçip giderler.
وَالَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمّاً وَعُمْيَاناً
73-) Velleziyne iza zükkiru Bi ayati Rabbihim lem yehırru aleyha summen ve umyana;
Ve onlar ki, (B sırrınca) Rablerinin ayetleri ile hatırlatıldıklarında, sağırlar ve körler olarak onlar üzerine yıkılmazlar (o ayetlere karşı sağır ve kör olmazlar).
وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَاماً
74-) Velleziyne yekulune Rabbena heb lena min ezvacina va zürriyyatina kurrete a'yunin vec'alna lil müttekıyne imama;
 Ve onlar ki: “Rabbimiz!... Eşlerimizden ve zürriyyetimizden bizim için göz aydınlığı hibe et ve bizi muttekıylere imam kıl” derler.
أُوْلَئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَاماً
75-) Ülaike yüczevnel ğurfete Bi ma saberu ve yülakkavne fiyha tahıyyeten ve Selâma;
İşte onlar, sabretmeleri dolayısıyla (B sırrınca) ğurfa (yüksek oda, yüksek köşk) ile mükafatlandırılırlar... Ve orada tahiyye (hayat) ve selam (esenlik ve mutluluk) ile karşılanırlar.
خَالِدِينَ فِيهَا حَسُنَتْ مُسْتَقَرّاً وَمُقَاماً
76-) Halidine fiyha* hasünet müstekarren ve mukama;
 (Onlar) orada ebedi kalıcılardır... Ne güzel müstekarr (istikrar yeri) ve mukam (kalınacak yer, makam)’dır!.
قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَاماً
77-) Kul ma ya'beü Bi küm Rabbiy levla duauküm* fekad kezzebtüm fesevfe yekûnü lizama;
De ki: “Eğer duanız olmasa Rabbim (B sırrınca) size önem vermez/aldırmaz!... Gerçekten yalanladınız... Yakında Lizam (yani zaruri, gerekli azab kaçınılmaz) olacak”.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal