Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



29. ANKEBÛT SÛRESİ   العنكبوت

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
2-) Ehasiben Nasu en yütrekû en yekulu amenna ve hüm la yüftenun;
İnsanlar fitneye düşürülmeksizin (imtihan edilmeksizin) “İman ettik” demeleri ile bırakılıvereceklerini mi sandılar?.

وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ
3-) Ve lekad fetennelleziyne min kablihim feleya'lemenn ellahülleziyne sadeku ve le ya'lemennel kazibiyn;
Andolsun ki onlardan öncekileri de fitne etmişizdir (imanlarını denemek için güç ve şaşırtıcı işlere maruz bıraktık, imtihan ettik)... Allah elbette (imanlarını doğrulayan fiilleriyle) sadıkları bilecek ve elbette yalancıları da bilecek.

أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ أَن يَسْبِقُونَا سَاء مَا يَحْكُمُونَ
4-) Em hasibelleziyne ya'melunes seyyiati en yesbikuna* sae ma yahkümun;
Yoksa o kötülükleri yapanlar bizi sebkedeceklerini (öne geçeceklerini, atlayacaklarını) mi sandılar... Ne kötü hüküm veriyorlar!.

مَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء اللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ اللَّهِ لَآتٍ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
5-) Men kâne yercu LıkaAllahi feinne ecelellahi leat* ve HUves Semiy’ul Aliym;
Kim Allah’ın lıka’sını (kavuşmayı, buluşmayı; ismi Allah olanın, varlığında açığa çıkışını istidat ve kabiliyetince yaşamayı) umuyorsa, (bilsin ki) muhakkak ki Allah’ın eceli (o ma’lum vakit?) elbette gelicidir (Zaten yakındır)... O, Semi’dir, Aliym’dir.

وَمَن جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
6-) Ve men cahede feinnema yücahidü linefsih* innAllahe le Ğaniyyün anil alemiyn;
Kim (bu imanı, hakikatı için) mucahade ederse, yalnızca kendi nefsi için mücahade eder... Muhakkak ki Allah, Alamlerden elbette Ğaniy’dir.

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ
7-) Velleziyne amenu ve amilus salihati le nükeffirenne anhüm seyyiatihim ve le necziyennehüm ahsenelleziy kânu ya'melun;
İman edip salih amel (imanlarının gereği çalışmalar, işler) yapanlara gelince, onların kötülüklerini (nefsani özelliklerini) kendilerinden elbette keffaretleriz (sileriz) ve elbette yaptıklarının en güzeli ile kendilerini cezalandırırız (ilahi özellikler ile karşılık veririz).

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناً وَإِن جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
8-) Ve vassaynel İnsane Bi valideyhi hüsna* ve in cahedake litüşrike Biy ma leyse leke Bihi ılmün fela tutı'hüma* ileyYE merciuküm feünebbiüküm Bima küntüm ta'melun;
Biz insan’a (Bi-) ana-babasına hüsn’ü (güzel davranmasını) vasiyyet ettik (demek ki evrensel planda geçerli bir şey)... (Bununla beraber) eğer seni, hakkında (B sırrınca) senin bir ilmin olmayan bir şeyi (B gerçeğince) bana ortak koşman için seninle mücahade ederler (dövüşürler) ise, (bu durumda) o ikisine itaat etme... Merci’niz (geri dönüşünüz) banadır... Yaptıklarınızı (B sırrınca) size haber vereceğim.

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ
9-) Velleziyne amenu ve amilus salihati le nüdhılennehüm fiys salihıyn;
İman edip salih amel yapanlara gelince, onları elbette salihlere (evrensel uyumlulara) dahil edeceğiz.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ وَلَئِن جَاء نَصْرٌ مِّن رَّبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ أَوَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِمَا فِي صُدُورِ الْعَالَمِينَ
10-) Ve minen Nasi men yekulü amenna Billahi feiza uziye fiyllahi ceale fitneten Nasi keazâbillah* ve lein cae nasrun min Rabbike le yekulünne inna künna meaküm* eve leysAllahu Bi a'leme Bima fiy suduril alemiyn;
İnsanlardan kimisi de vardır ki: “Amenna Billah= iman ettik (B sırrıyla) Allah’a” der... (Fakat) Allah’da (Allah hakkında, Allah uğrunda) eziyet olunduğu vakit, insanların fitnesini Allah’ın azabı gibi kıldı... Andolsun ki eğer Rabbinden bir nasr (yardım, zafer) gelir ise, elbette şöyle diyecekler: “Doğrusu biz sizinle beraberdik”... Allah, alemlerin sadırlarında (insanların içlerinde) olan şeyi (B gerçeğince) daha iyi bilen değil midir?.

وَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ
11-) Ve leya'lemennAllahülleziyne amenu ve le ya'lemennel münafikıyn;
Allah, elbette iman edenleri bilecektir ve elbette münafıkları da bilecektir.

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَا هُم بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُم مِّن شَيْءٍ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
12-) Ve kalelleziyne keferu lilleziyne amenüttebiu sebiylena vel nahmil hatayaküm* ve ma hüm Bi hamiliyne min hatayahüm min şey'* innehüm lekazibun;
Kafir olanlar (gerçeği reddedenler) iman edenlere dedi ki: “Bizim yolumuza tabi olun, sizin hatalarınızı (günahlarınızı) biz yüklenelim!”... Onlar, onların hatalarından hiç bir şeyin (Bi-) hamilleri değillerdir... Muhakkak ki onlar yalancılardır.

وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالاً مَّعَ أَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْأَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ
13-) Ve leyahmilünne eskalehüm ve eskalen mea eskalihim* ve leyüs'elünne yevmel kıyameti amma kânu yefterun;
Andolsun ki onlar hem kendi ağırlıklarını/günahlarını hem de kendi yükleriye beraber (başka) yükleri/günahları yüklenip taşıyacaklar... Uyduruyor oldukları şeylerden kıyamet günü mutlaka mes’ul tutulacaklardır.

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحاً إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَاماً فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ
14-) Ve lekad erselna Nuhan ila kavmihi felebise fiyhim elfe senetin illâ hamsiyne amen, feehazehümüt tufanü ve hüm zalimun;
 Andolsun ki Nuh’u kendi kavmine irsal ettik de onların içinde elli yıl hariç bin sene kaldı... Bu yüzden kendileri zalimler oldukları halde Tufan onları yakaladı.

فَأَنجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ وَجَعَلْنَاهَا آيَةً لِّلْعَالَمِينَ
15-) Feenceynahu ve ashabes sefiyneti ve cealnaha ayeten lil alemiyn;
Biz Onu ve ashab-ı sefine’yi (gemi halkını) kurtardık ve onu (gemiyi) alemler (insanlar) için bir ayet (sıfat, ibret) kıldık.

وَإِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
16-) Ve ibrahiyme iz kale li kavmihi'büdullahe vettekuHU, zâliküm hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
Ve İbrahim (i de irsal ettik) !... Hani (İbrahim) kendi kavmine dedi ki: “Allah’a kulluk/ibadet yapın (şirk koşmayın) ve O’ndan ittika edin (arının, teslimiyete erin)... Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır”.

إِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَوْثَاناً وَتَخْلُقُونَ إِفْكاً إِنَّ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقاً فَابْتَغُوا عِندَ اللَّهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
17-) İnnema ta'budune min dunillahi evsanen ve tahlükune ifkâ* innelleziyne ta'budune min dunillahi la yemlikune leküm rizkan febteğu ındAllahirrizka va'büduHU veşküru leHU, ileyHİ turceun;
“Allah’ın gayrından evsan’a (putlara) ibadet/kulluk ediyorsunuz; (aslında) ifk (yalan, iftira) uyduruyorsunuz/yaratıyorsunuz (çünkü O’nun gayrı vücud-mevcud yok ki?)... Allah’ın gayrından tapındıklarınız var ya, sizin için bir rızka dahi malik değillerdir (mevcudiyetleri ve kudretleri sözkonusu olamaz)... Rızk’ı (hakikatınız olan) Allah indinden arzulayın/isteyin... O’na kulluk/ibadet yapın ve O’na şükredin... O’na rücu’ ettiriliyorsunuz (olduğu için?)”.

وَإِن تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِّن قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
18-) Ve in tükezzibu fekad kezzebe ümemün min kabliküm* ve ma alerRasûli illel belağul mübiyn;
“Eğer tekzib ederseniz, (bilin ki) sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı... Rasûl’e düşen apaçık bir tebliğden başka değil”.

أَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللَّهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
19-) Evelem yerav keyfe yübdiüllahul halka sümme yuıydüh* inne zâlike alellahi yesiyr;
Görmediler mi Allah, halkı nasıl ibda’ (izhar) ediyor, sonra onu iade ediyor... Muhakkak ki bu Allah’a kolaydır.

قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ بَدَأَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللَّهُ يُنشِئُ النَّشْأَةَ الْآخِرَةَ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
20-) Kul siru fiyl Ardı fenzuru keyfe bedeel halka sümmAllahu yünşiünneş'etel ahirete, innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
De ki: “Arz’da seyredin (gezip dolaşın) da halk (yaratma)’a nasıl başladığına bir bakın... Sonra Allah neş’e-i ahiret’i (diğer-son yaratmayı) inşa eder... Muhakkak ki Allah herşey üzerine Kadiyr’dir”.

يُعَذِّبُُ مَن يَشَاءُ وَيَرْحَمُ مَن يَشَاءُ وَإِلَيْهِ تُقْلَبُونَ
21-) Yüazzibü men yeşau ve yerhamü men yeşa'* ve ileyHİ tuklebun;
 “Dilediğine azab eder, dilediğine de rahmet/merhamet eder... O’na kalbolunuyorsunuz (olduğu için?)”.

وَمَا أَنتُم بِمُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاء وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللَّهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
22-) Ve ma entüm Bi mu'ciziyne fiyl Ardı ve la fiys Sema’* ve ma leküm min dunillahi min Veliyyin ve la Nasıyr;
“Siz, ne Arz’da ve ne Sema’da (Bi-) aciz bırakıcılar değilsiniz (yaşam gerçeğinizi yadsıyamazsınız)... Ve sizin Allah’dan başka ne bir Veliy’niz ve ne de bir Nasıyr’iniz (yardımcınız) yoktur”.

وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَلِقَائِهِ أُوْلَئِكَ يَئِسُوا مِن رَّحْمَتِي وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
23-) Velleziyne keferu Bi ayatillahi ve LıkaiHİ ülaike yeisu min rahmetİY ve ülaike lehüm azâbün eliym;
Allah’ın ayetlerini (ilahi sıfatları, B sırrınca) ve O’na lıka’yı (kavuşmayı, vücud realitesini; varlığında açığa çıkışını yaşamayı) küfr (inkar) edenler var ya, işte onlar Rahmetimden ümidi kesmişlerdir ve işte onlar için elim bir azab vardır.

فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَن قَالُوا اقْتُلُوهُ أَوْ حَرِّقُوهُ فَأَنجَاهُ اللَّهُ مِنَ النَّارِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
24-) Fema kâne cevabe kavmihi illâ en kaluktüluhü ev harrikuhü feencahullahu minen nar* inne fiy zâlike le âyâtin li kavmin yu'minun;
 (İbrahim’in) kavminin cevabı ancak şöyle demeleri oldu: “O’nu katledin, yahut O’nu yakın!”... (Fakat) Allah, Onu Nar’dan kurtardı... Muhakkak ki bunda, iman eden bir kavim için elbette ayetler vardır.

وَقَالَ إِنَّمَا اتَّخَذْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ أَوْثَاناً مَّوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُم بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُم بَعْضاً وَمَأْوَاكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّاصِرِينَ
25-) Ve kale innemet tehaztüm min dunillahi evsanen meveddete beyniküm fiyl hayatid dünya* sümme yevmel kıyameti yekfüru ba'duküm Bi ba’dın ve yel'anü ba'duküm ba'da* ve me'vakümün naru ve ma leküm min nasıriyn;
 (İbrahim) dedi ki: “Siz ancak dünya hayatında (boş-izafi yerde, maddi hazlarda) aranızda bir mevedde (sevgi) için Allah’ın gayrından (şeyleri, birbirinizi) putlar edindiniz... Sonra kıyamet günü kiminiz kiminizi (birbirinizi B gerçeğince) küfr (inkar) edecek ve bazınız bazınıza (birbirinize) la’net edecektir (fani zevkler uğruna kendinizi tanımayı ihmal etmeyin?)... Barınağınız Nar’dır ve sizin bir yardım ediciniz de yoktur”.

فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
26-) Fe amene lehu Lut* ve kale inniy mühacirun ila Rabbiy* inneHU HUvel Aziyzül Hakiym;
Bunun üzerine O’na (İbrahim’e) Lut iman etti ve: “Doğrusu ben Rabbime muhacirim= hicret edeceğim!” dedi... Muhakkak ki O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.

وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَآتَيْنَاهُ أَجْرَهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
27-) Ve vehebna lehu İshaka ve Ya'kube ve cealna fiy zürriyyetihin Nübüvvete vel Kitabe ve ateynahu ecrehu fiyd dünya* ve innehu fiyl ahireti lemines salihıyn;
O’na (İbrahim’e) İshak’ı ve Ya’kub’u hibe ettik... O’nun zürriyyeti içinde nübüvvet ve kitab oluşturduk... O’nun ecrini O’na dünyada verdik... Ve muhakkak ki O, ahirette de salihlerdendir.

وَلُوطاً إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِّنَ الْعَالَمِينَ
28-) Ve Lutan iz kale li kavmihi inneküm le te'tunel fahışete ma sebekaküm Biha min ehadin minel alemiyn;
Ve Lut (u da irsal ettik)... Hani (Lut) kavmine dedi ki: “Muhakkak ki siz alemlerden hiçbir kimsenin (B sırrınc) o hususta sizi geçmediği o fahişe’ye (o hayasızca fiile) ityan ediyorsunuz (geliyorsunuz, varıyorsunuz)”.

أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِي نَادِيكُمُ الْمُنكَرَ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَن قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللَّهِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
29-) Einneküm lete'tuner ricale ve taktaunes sebiyle ve te'tune fiy nadiykümül münker* fema kâne cevabe kavmihi illâ en kalu'tina Bi azâbillahi in künte mines sadikıyn;
 “Muhakkak ki siz erkeklere ityan ediyorsunuz (geliyorsunuz), yolu kesiyorsunuz ve meclisinizde münkere geliyorsunuz?”... (Lut’un) kavminin cevabı ancak şöyle demeleri oldu: “Eğer doğru söyleyenlerden isen, Allah’ın (Bi-) azabını getir bize!”.

قَالَ رَبِّ انصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ
30-) Kale Rabbinsurniy alel kavmil müfsidiyn;
 (Lut) dedi ki: “Rabbim, müfsidler kavmi üzerine (aleyhine) bana yardım et (nusret ver)!”.

وَلَمَّا جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ
31-) Ve lemma caet Rusülüna İbrahiyme Bil büşra kalu inna mühlikû ehli hazihil karyeti, inne ehleha kânu zalimiyn;
Rasûllerimiz İbrahim’e (Bi-) müjde ile geldiklerinde dediler ki: “Doğrusu biz şu karye (şehir) ehlini helak edeceğiz... Muhakkak ki onun ehli zalimler oldular”.

قَالَ إِنَّ فِيهَا لُوطاً قَالُوا نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَن فِيهَا لَنُنَجِّيَنَّهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
32-) Kale inne fiyha Luta* kalu nahnu a'lemu Bi men fiyha* lenünecciyennehu ve ehlehu illemraetehu, kânet minel ğabiriyn;
 (İbrahim) dedi ki: “Muhakkak ki orada Lut var?”... Dediler ki: “Orada kim olduğunu (B sırrınca) biz daha iyi biliriz... Mutlaka Onu ve Onun ehlini kurtaracağız... Karısı hariç; o ğabiriynden (geride kalanlar, helak olanlardan) oldu”.

وَلَمَّا أَن جَاءتْ رُسُلُنَا لُوطاً سِيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعاً وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلَّا امْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
33-) Ve lemma en caet Rusülüna Lutan si (y) e Bihim ve daka Bihim zer'an ve kalu la tehaf ve la tahzen* inna müneccuke ve ehleke illemraeteke kânet minel ğabiriyn;
Rasûllerimiz Lut’a geldikleri vakit (Lut,) onlarla (onlar yüzünden B sırrınca) fena oldu, onlardan dolayı (B gerçeğince) içi daraldı... (Rasûllerimiz de) dediler ki: “Korkma, mahzun olma!.. Doğrusu biz seni ve senin ehlini kurtaracağız... Karın müstesna; o ğabiriynden (geride kalanlar, helak olanlardan) oldu”.

إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَى أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزاً مِّنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
34-) İnna münzilune alâ ehli hazihil karyeti riczen mines Semai Bima kânu yefsükun;
 “Muhakkak ki biz şu karye (şehir, beden-nefs) ehli üzerine, fasıklık yapmaları dolayısıyla (B gerçeğince) Sema’dan bir ricz (azab, şeytan vesvesesi, vehim) inzal edeceğiz”.

وَلَقَد تَّرَكْنَا مِنْهَا آيَةً بَيِّنَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
35-) Ve lekad terekna minha ayeten beyyineten likavmin ya'kılun;
Andolsun ki ondan (o karyeden), akleden bir kavim için apaçık bir ayet (ibret nişanesi?) bıraktık.

وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْباً فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْآخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
36-) Ve ila medyene ehahüm Şuayba* fekale ya kavmi'budullahe vercül yevmel’ ahıre ve la ta'sev fiyl’ Ardı müfsidiyn;
Medyen’e de kardeşleri Şuayıb’ı (irsal ettik)... (Şuayıb) dedi ki: “Ey kavmim!.. Allah’a kulluk/ibadet yapın (şirk koşarak kayıtlanmayın; bilinç boyutunda kendinizi tanıyıp sınırsızlığınızı farkedin), ahir günü umun (sonsuzluğunuzu yaşamak için gereken fiilleri ortaya koyun) ve ifsad ediciler olarak Arz’da taşkınlık yapmayın (nefs halinde zahir olmayın)”.

فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
37-) Fekezzebuhu feehazethümür recfetü feesbahu fiy darihim casimiyn;
O’nu (Şuayıb’ı) tekzib ettiler... Bu yüzden onları o recfe (şiddetli sarsıntı) yakaladı da yurdlarında casimiyn oldular (diz üstü çökmüş halde kaldılar; kudretsiz).

وَعَاداً وَثَمُودَ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَاكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ
38-) Ve Aden ve Semude ve kad tebeyyene leküm min mesakinihim* ve zeyyene lehümüş şeytanu a'malehüm fesaddehüm anissebiyli ve kânu müstebsıriyn;
Ad ve Semud’a (da böyle yaptık)... Onların meskenlerinden size tebeyyün etmiştir (size belli olur)... Şeytan kendilerine amellerini süsledi de onları yoldan (diyn’den) men’etti... Müstebsıriyn (akıl gözü-basiret ile bunu görecek durumda olanlar) oldukları halde.

وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَاءهُم مُّوسَى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقِينَ
39-) Ve karune fir'avne ve hamane ve lekad caehüm Musa Bil beyyinati festekberu fiyl Ardı ve ma kânu sabikıyn;
Karun’u, Fravun’u ve Haman’ı (da böyle yaptık)... Andolsun ki Musa onlara (Bi-) beyyineler (açık kanıtlar, sıfatlar) ile geldi de Arz’da kibir-büyüklük tasladılar... Halbuki sabikiyn (öne geçip gidenler; azabtan kurtulanlar) değillerdi.

فَكُلّاً أَخَذْنَا بِذَنبِهِ فَمِنْهُم مَّنْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِباً وَمِنْهُم مَّنْ أَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُ وَمِنْهُم مَّنْ خَسَفْنَا بِهِ الْأَرْضَ وَمِنْهُم مَّنْ أَغْرَقْنَا وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
40-) Feküllen ehazna Bi zenbih* feminhüm men erselna aleyhi hasiba* ve minhüm men ehazethüssayhatü, ve minhüm men hasefna Bihil’ Ard* ve minhüm men ağrakna* ve ma kânAllahu liyazlimehüm ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;
Herbirini (B gerçeğince) kendi günahı ile yakaladık... Onlardan kiminin üzerine hasıb (taş bile yağdıran kasırga) irsal ettik... Onlardan kimini o sayha (korkunç dalgalı ses) yakaladı... Onlardan kimini (B sırrınca) Arz’da geçirdik... Ve onlardan kimini de su’da boğduk... Allah onlara zulmetmiyordu; fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.

مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاء كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتاً وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
41-) Meselülleziynet tehazu min dunillahi evliyae kemeselil ankebut* ittehazet beyta* ve inne evhenel buyuti lebeytül ankebut* lev kânu ya'lemun;
Allah’ın gayrından (birbirini) evliya edinenlerin meseli, bir ev edinen dişi örümceğin meseli gibidir... Muhakkak ki evlerin evheni (en zayıfı) elbette dişi örümceğin evidir (gireni avlar; sağlamlığı-kalıcılığı yoktur?)... Eğer bilselerdi.

إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
42-) İnnAllahe ya'lemu ma yed'une min duniHİ min şey'* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
Muhakkak ki Allah, O’ndan gayrı çağırdığınız şeyleri bilir... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.

وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ
43-) Ve tilkel emsâlü nadribüha linNas* ve ma ya'kılüha illel alimun;
İşte misaller (ki onları), insanlara darbediyoruz (vuruyoruz, veriyoruz)... (Fakat) onları alimlerden başkası akletmez.

خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
44-) HalekAllahus Semavati vel Arda Bil Hakk* inne fiy zâlike leayeten lilmu'miniyn;
Allah, Semaları ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı (hükümleri geçerlidir, hakları ihmal edilemez)... Muhakkak ki bunda mü’minler için elbette bir ayet vardır.

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
45-) Ütlü ma uhıye ileyke minel Kitabi ve ekımısSalate, innes Salate tenha anil fahşai vel münker* ve lezikrullahi ekber* vAllahu ya'lemu ma tasneun;
Kitab’tan sana vahyolunan şeyi tilavet et ve o namaz’ı ikame et!... Muhakkak ki o namaz fahşa’dan (bedensel yaşantı, şehvetler) ve münker’den (sistem dışılığı, şirki) nehyeder (uzaklaştırır)... Elbette ki Allah (ın) zikri Ekber’dir (?)... Allah ne iş ettiğinizi (ne halde olduğunuzu) bilir.

وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُوا آمَنَّا بِالَّذِي أُنزِلَ إِلَيْنَا وَأُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَهُنَا وَإِلَهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
46-) Ve la tücadilu ehlel Kitabi illâ Billetiy hiye ahsen* illelleziyne zalemu minhüm ve kulu amenna Billeziy ünzile ileyna ve ünzile ileyküm ve ilahuna ve ilahuküm Vahidün ve nahnu leHU müslimun;
Ehl-i Kitab ile, onlardan zulmedenler müstesna, en güzel ne ise (B sırrınca) onunla mücadele edin (başka türlü mücadele etmeyin) ve şöyle deyin: “Bize inzal olunana da size inzal olunana da (B sırrıyla) iman ettik... Bizim ilahımız ve sizin ilahınız Vahid (Bir Tek)’dir (gayrı yoktur)... Biz O’na müslimleriz”.

وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ فَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمِنْ هَؤُلَاء مَن يُؤْمِنُ بِهِ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الْكَافِرُونَ
47-) Ve kezâlike enzelna ileykel Kitab* felleziyne ateynahümül Kitabe yu'minune Bih* ve min haülai men yu'minu Bih* ve ma yechadü Bi ayatiNA illel kafirun;
Böylece sana Kitab’ı inzal ettik... Kendilerine Kitab verdiklerimiz (B sırrıyla) O’na iman ederler... İşte bunlardan (Araplardan) O’na (B sırrıyla) iman eden kimse de vardır... (Bi-) ayetlerimizi ancak kafirler (gerçeği reddeden kilitlenmişler) bile bile inkar eder.

وَمَا كُنتَ تَتْلُو مِن قَبْلِهِ مِن كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ إِذاً لَّارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ
48-) Ve ma künte tetlu min kablihi min Kitabin ve la tehuttuhu Bi yemiynike izen lertabel mubtılun;
Sen O’ndan (inzal ettiğimiz Kitab’tan) önce (Tevrat, İncil,.. gibi diyn’i) bir kitab tilavet etmiyor ve onu (Bi-) sağ elinle de yazmıyordun (demek ki genel anlamda okur-yazar olabilir... Furkan: 5)... (Eğer sağ elinle tilavet edip yazıyor olsaydın) o takdirde ibdal ediciler (batılcılar) elbette şüphe ederdi (yahudilikten, hristiyanlıktan öğrendiklerini söylüyor, derlerdi; oysa sana vahy ve inzal olunuyor?).

بَلْ هُوَ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الظَّالِمُونَ
49-) Bel HUve ayatun beyyinatün fiy sudurilleziyne utül ılme* ve ma yechadü Bi ayatiNA illez zalimun;
Bilakis O (Kur’an), kendilerine ilim verilmiş olanların sadırlarında apaçık ayetlerdir... (Bi-) ayetlerimizi ancak zalimler (kendini bilmez müşrikler) bile bile inkar eder.

وَقَالُوا لَوْلَا أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَاتٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِندَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
50-) Ve kalu levla ünzile aleyhi ayatun min Rabbih* kul innemel ayatü indAllah* ve innema ene neziyrun mübiyn;
Dediler ki: “O’nun üzerine Rabbinden ayetler (mucizeler, sıfatlar?) inzal edilmeli değil miydi?”... De ki: “Ayetler ancak Allah indindedir... Ben ancak apaçık bir neziyr (uyarıcı) im”.

أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَى عَلَيْهِمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
51-) Evelem yekfihim enna enzelna aleykel Kitabe yütla aleyhim* inne fiy zâlike le rahmeten ve zikra li kavmin yu'minun;
Kendilerine tilavet edilen O Kitab’ı sana inzal etmiş olmamız, onlara (B sırrınca) kafi gelmedi mi?.. Muhakkak ki bunda iman eden bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır.

قُلْ كَفَى بِاللَّهِ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ شَهِيداً يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالَّذِينَ آمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
52-) Kul kefa Billahi beyniy ve beyneküm şehiyda* ya'lemu ma fiys Semavati vel’ Ard* velleziyne amenu Bil batıli ve keferu Billahi ülaike hümül hasirun;
De ki: “Benimle sizin aranızda Şehiyd (şahid) lik itibarıyla (B sırrınca) Allah kafidir... Semavat’ta ve Arz’da olanı bilir (O)... (Bi-) batıla iman edip Allah’ı (B sırrınca) küfr edenlere gelince, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir”.

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلَا أَجَلٌ مُّسَمًّى لَجَاءهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
53-) Ve yesta'ciluneke Bil azâb* ve levla ecelün müsemmen lecaehümül azâb* ve le ye'tiyennehüm bağteten ve hüm la yeş'urun;
 (Bi-) azab’ı senden acele istiyorlar... Eğer ecel-i müsemma (hükmedilmiş bir vakit) olmasaydı, onlara azab elbette gelirdi... Onlar farkında olmadıkları halde, kendilerine (azab) aniden mutlaka gelecektir.

يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ
54-) Yesta'ciluneke Bil azâb* ve inne cehenneme le muhıytatün Bil kafiriyn;
 (Bi-) azab’ı senden acele istiyorlar... Muhakkak ki Cehennem (el an) kafirleri (B sırrınca) ihata etmiş/kuşatmıştır.

يَوْمَ يَغْشَاهُمُ الْعَذَابُ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
55-) Yevme yağşahümül azâbü min fevkıhim ve min tahti erculihim ve yekulü zuku ma küntüm ta'melun;
 (Zikret) o günü ki, azab onların fevklerinden ve ayaklarının altından (bedensel cihetlerinden) bürür ve: “Yaptıklarınızı tadın!” der.

يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ
56-) Ya ıbadiyelleziyne amenu inne ArdıY vasiatün feiyyaYE fa'budun;
Ey iman eden kullarım!... Muhakkak ki Benim Arz’ım vasi’ (geniş) dir... Yalnız bana kulluk edin!.

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
57-) Küllü nefsin zâikatül mevti sümme ileyNA turceun;
Her nefs ölümün tadıcısıdır/tadacaktır... Sonra bize rücu’ ettirileceksiniz.

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ الْجَنَّةِ غُرَفاً تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
58-) Velleziyne amenu ve amilus salihati le nübevviennehüm minel cenneti ğurefen tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* nı'me ecrul amiliyn;
 (Hakikatlerine) iman edip (arınma çalışmaları yapıp) salih (sünnetullah’a uygun) amel işleyenlere gelince, kesinlikle onlara cennet’ten (Hakkani vücud’dan), altlarından nehirler akan ğurfalar (yüksek odalar, üst katlar; yüksek mertebeler) hazırlayacağız... Onların içinde ebedi kalıcılardır... Amel edenlerin ecri ne güzeldir!.

الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
59-) Elleziyne saberu ve alâ Rabbihim yetevekkelun;
Onlar ki sabrettiler ve Rablerine bilfiil tevekkül ediyorlar.

وَكَأَيِّن مِن دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
60-) Ve keeyyin min dabbetin la tahmilü rizkaha* Allahu yerzükuha ve iyyaküm* ve HUves Semiy’ul Aliym;
Nice dabbe (canlı, hayvan) var ki, kendi rızkını yüklenip taşımıyor... Onları da sizi de Allah rızıklandırıyor... O, Semi’dir, Aliym’dir.

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
61-) Ve lein seeltehüm men halekas Semavati vel Arda ve sahhareş Şemse vel Kamere le yekulünnAllah* feenna yü'fekûn;
Yemin olsun ki eğer onlara: “Semaları ve Arz’ı kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim musahhar kıldı (boyun eğdirdi) ?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler... Nasıl çevriliyorlar peki?.

اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
62-) Allahu yebsütur rizka limen yeşau min ıbadiHİ ve yakdiru leh* innAllahe Bi külli şey'in Aliym;
Allah, kullarından dilediğine rızkı bast eder (yayar, açar) ve (dilediği) ona kısar da... Muhakkak ki Allah Bi-külli şeyin Aliym’dir.

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ مِن بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
63-) Ve lein seeltehüm men nezzele mines Semai maen feahya Bihil Arda min ba'di mevtiha leyekulünnAllah* kulil Hamdü lillah* bel ekseruhüm la ya'kılun;
Yemin olsun ki eğer onlara: “Sema’dan su’yu tenzil edip de, ölümünden sonra onunla (B sırrınca) Arz’ı kim diriltti?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler... De ki: “El-Hamdu lillah= Hamd, Allah’a aittir!”... Hayır, onların ekseriyeti akletmezler.

وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
64-) Ve ma hazihil hayatüd dünya illâ lehvün ve leıb* ve inned darel ahırete lehiyel hayevan* lev kânu ya'lemun;
Şu dünya hayatı (en aşağı hayat) bir eğlence (eğlenilen bir şey kadar ciddiye al; ona dalıp kendini unutma) ve bir oyun (o halde oyunu kurallarına göre oynamalı, boşa değil?) dan başka bir şey değildir... Ahiret Yurduna gelince, işte asıl hayevan (canlılık-bilinçlilik, hayat yurdu) odur... Eğer bilselerdi.

فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
65-) Feiza rakibu fiyl fülki deavullahe muhlisıyne lehüd diyn* felemma neccahüm ilel berri iza hüm yüşrikûn;
Gemiye bindikleri vakit, diyni (yani: inançlarını, düşüncelerini, bilinçlerini, yaşamlarını) yalnız O’na halis kılanlar olarak Allah’ı çağırırlar/dua ederler... Onları kara’ya (çıkarıp) kurtarınca, bir de bakarsın ki onlar şirk koşuyorlar.

لِيَكْفُرُوا بِمَا آتَيْنَاهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
66-) Li yekfüru Bima ateynahüm, ve liyetemetteu* fesevfe ya'lemun;
Kendilerine verdiğimiz şeylere (kuvvelere) (B sırrınca) küfr (nankörlük) etsinler ve (fani şeylerden) faydalansınlar diye (şirke dönerler?)... Yakında bilecekler.

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا جَعَلْنَا حَرَماً آمِناً وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ أَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللَّهِ يَكْفُرُونَ
67-) Evelem yerav enna cealna Haramen Aminen ve yütehattafünNasu min havlihim* efeBil batıli yu'minune ve Bi nı'metillahi yekfürun;
Görmediler mi ki, onların çevresinden insanlar çekilip alınırlarken biz (Zatiyyun’a) amin (emniyetli) bir Harem kıldık... (Şimdi bunlar B sırrınca) batıla iman edip, Allah ni’metine (B gerçeğince) küfr (nankörlük) mü ediyorlar?.

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِباً أَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءهُ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِّلْكَافِرِينَ
68-) Ve men azlemü minmeniftera alellahi keziben ev kezzebe Bil Hakkı lemma caeh* eleyse fiy cehenneme mesven lilkafiriyn;
Allah üzerine yalan (zat) uydurandan yahut kendisine geldiği vakit (Bi-) Hakkı (hakikat ilmi, Rasûl, diyn) tekzib edenden daha zalim kimdir?... Kafirler (gerçeği reddeden nankörler) için mesva (kalacak yer), Cehennem’de değil midir?.

وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ
69-) Velleziyne cahedu fiyna lenehdiyennehüm sübüleNA* ve innAllahe lemeal muhsiniyn;
Biz’de (benliksiz, severek, ihlasla) mucahade edenlere gelince, elbette onları yollarımıza hidayet edeceğiz... Muhakkak ki Allah muhsiynlerle (ubudet halinde olanlarla) beraberdir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal