Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



30. RÛM SÛRESİ   الروم

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

غُلِبَتِ الرُّومُ
2-) ğulibetirRum;
Rum, mağlub oldu.

فِي أَدْنَى الْأَرْضِ وَهُم مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ
3-) fiy ednel Ardı ve hüm min ba'di ğalebihim seyağlibun;
Arz’ın ednasında (zuhura en yakın yerde)... Onlar (Rum) bu mağlubiyetlerinden sonra, galip geleceklerdir.

فِي بِضْعِ سِنِينَ لِلَّهِ الْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِن بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ
4-) fiy bıd'ı siniyn* Lillahil’ emru min kablü ve min ba'd* ve yevmeizin yefrahul mu'minun;
Bıd’ (birkaç) sene içinde (ancak düşman kuvvetlerini yenecek duruma gelirler)... Önce ve sonra Emr (bir nedene dayanmayan işlevli iş; dilediğini hükmetme, herşeyin orijinini kudret elinde tutan) Allah’a aittir... O Gün mü’minler ferahlar/sevinir.

بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
5-) Bi nasrillah* yensuru men yeşa'* ve HUvel Aziyzür Rahıym;
Bi-nasrillah= Allah’ın nasrı (nusreti) ile... Dilediğine yardım/nusret eder (zafer veriri)... O, Aziyz’dir, Rahıym’dir.

وَعْدَ اللَّهِ لَا يُخْلِفُ اللَّهُ وَعْدَهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
6-) Va'dellah* la yuhlifullahu va'deHU ve lâkinne ekseranNasi la ya'lemun;
Allah’ın va’dı (bu) !... Allah, va’dine hulf etmez... Fakat insanların ekseriyeti bilmezler.

يَعْلَمُونَ ظَاهِراً مِّنَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ الْآخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ
7-) Ya'lemune zahiren minel hayatid dünya*ve hüm anil ahıreti hüm ğafilun;
Onlar Ahiret’ten (kudret-bilinç boyutundan) gafiller olarak, dünya hayatından zahiri bilirler.

أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِي أَنفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَإِنَّ كَثِيراً مِّنَ النَّاسِ بِلِقَاء رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ
8-) Evelem yetefekkeru fiy enfüsihim* ma halekAllahus Semavati vel Arda ve ma beynehüma illâ Bil Hakkı ve ecelin müsemma* ve inne kesiyren minenNasi Bi Lıkai Rabbihim lekafirun;
Enfüslerinde/kendi içlerinde/kendileri hakkında hiç tefekkür etmediler mi?... (Ki,) Allah, Semaları, Arz’ı ve ikisi arasında olan şeyleri ancak Bil-Hakk (Hakk olarak) ve ecel-i müsemma (varoluş gayesinin tamamlandığı belli bir vakit) olarak yarattı... Muhakkak ki insanlardan çoğu Rablerinin Lıkasına (B sırrınca, Rablerinin kavuşmasından; Rablerinin varlıklarında açığa çıkışını yaşamaktan) kafirlerdir.

أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا الْأَرْضَ وَعَمَرُوهَا أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
9-) Evelem yesiyru fiyl Ardı feyenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne min kablihim* kânu eşedde minhüm kuvveten ve esarul Arda ve ameruha eksere mimma ameruha ve caethüm Rusulühüm Bil beyyinat* fema kânAllahu liyazlimehüm ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;
Arz’da seyredip (gezip dolaşıp) bakmazlar mı ki, onlardan öncekilerin akibeti nasıl oldu?... Onlar (öncekiler), kuvvet itibarıyla bunlardan daha şiddetli idiler... Arz’ı sürüp alt-üst etmişler ve onu (Arz’ı), bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi... Onların Rasûlleri onlara (Bi-) beyyineler (açık deliller) ile de gelmişti (bu kadar ni’met?)... (Demek ki,) Allah onlara zulmetmiyordu; fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.

ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا السُّوأَى أَن كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِئُون
10-) Sümme kâne akıbetelleziyne esaüs sua en kezzebu Bi ayatillahi ve kânu Biha yestehziun;
Sonra kötülük (nankörlük; kendilerine zulüm) edenlerin akibeti en kötü oldu... Çünkü Allah’ın ayetlerini (ilahi sıfatları, diyni; B sırrınca Allah’ın ayetleri olarak) tekzib etmişlerdi ve (nefsani özellikleri ile yaşayarak) onlarla (ayetlerle B gerçeğince) alay ederlerdi.

اللَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
11-) Allahu yebdeül halka sümme yuıydühu sümme ileyHİ turceun;
Allah halkı ibda (izhar) eder, sonra onu iade eder, sonra da O’na rücu’ ettirilirsiniz.

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ
12-) Ve yevme tekumüs saatü yüblisül mücrimun;
O Saat kıyam ettiği gün (kıyamet), mücrimler (şirke-ayrılığa oturanlar) ümidini kesip susarlar.

وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَائِهِمْ شُفَعَاء وَكَانُوا بِشُرَكَائِهِمْ كَافِرِينَ
13-) Ve lem yekün lehüm min şürekaihim şüfeaü ve kânu Bi şürekaihim kafiriyn;
Kendilerine ortaklarından (ortak koştuklarından) şefaatçılar olmadı (şirk’in mağfireti yok ki?) ve onlar (da o vakit, B sırrınca) ortaklarına kafir oldular.

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ
14-) Ve yevme tekumüs saatü yevmeizin yeteferrekun;
O Saat kıyam ettiği gün (kıyamet?), o gün (?), (cennetlik-cehennemlik) ayrılırlar.

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فِي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ
15-) Feemmelleziyne amenu ve amilus salihati fehüm fiy ravdatin yuhberun;
İman edip salih amel yapanlara gelince, onlar bir ravza (cennet, huzur) içinde ni’metlenirler-sevindirilirler.

وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَلِقَاء الْآخِرَةِ فَأُوْلَئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
16-) Ve emmelleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatiNA ve Lıkail ahireti feülaike fiyl azâbi muhdarun;
 (Hakk’a, Sistem’e) Kafir olanlara ve (Bi-) ayetlerimizi ve Ahiret’in Lıka’sını (kavuşmayı; kudret-bilinç boyutunun varlıklarında açığa çıkışını yaşamayı, o boyutta kendini bulup müşahade etmeyi) yalanlayanlara gelince, işte onlar da (o ma’lum) azabın (kayıtlılık, mutsuzluk yaşamı olan cehennem’in) içinde ıhzar olunurlar (hazır tutulurlar; azab’dan hiç gaib olmazlar).

فَسُبْحَانَ اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ
17-) FesubhanAllahi hıyne tümsune ve hıyne tusbihun;
SubhanAllah (Allah münezzehtir; Allah’ı tesbih edin), akşamladığınızda da sabah ettiğinizde de.

وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيّاً وَحِينَ تُظْهِرُونَ
18-) Ve leHUl Hamdu fiys Semavati vel Ardı ve aşiyyen ve hıyne tuzhirun;
Ki, Semavat’ta ve Arz’da Hamd O’na aittir... Aşiyyen (Gündüzün sonunda, Güneş battığında?) ve izhar ettiğinizde/öğlen vaktinde de...!.

يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ
19-) Yuhricül hayye minel meyyiti ve yuhricül meyyite minel hayyi ve yuhyil Arda ba'de mevtiha* ve kezâlike tuhrecun;
Diriyi ölüden çıkarır, ölüyü diriden çıkarır ve ölümünden sonra Arz’ı diriltir... Siz de böylece çıkarılacaksınız.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنتُم بَشَرٌ تَنتَشِرُونَ
20-) Ve min ayatiHİ en halekaküm min türabin sümme iza entüm beşerun tenteşirun;
O’nun ayetlerindendir, sizi turab (toprak) dan yaratması... Sonra, birden siz intişar eden (yayılan) bir beşer oldunuz.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
21-) Ve min ayatiHİ en haleka leküm min enfüsiküm ezvacen liteskünu ileyha ve ceale beyneküm meveddeten ve rahmeten, inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yetefekkerun;
O’nun ayetlerindendir, onlara yerleşip sükun bulasınız (kaynaşıp nötürleşesiniz) ve aranızda meveddet (sevgi, kendini görme) ve rahmet (aktif sevgi, tefekkür, üretim, zuhur) oluştursun diye, sizin için kendi nefslerinizden eşler yaratması... Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için elbette ayetler vardır.

وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّلْعَالِمِينَ
22-) Ve min ayatiHİ halkus Semavati vel Ardı vahtilafü elsinetiküm ve elvaniküm* inne fiy zâlike leâyâtin lil alemiyn;
O’nun ayetlerindendir, Semalar ile Arz’ın yaratılması ve lisanlarınız (bilinçleriniz) ile renklerinizin farklı olması... Muhakkak ki bunda alemler (insanlık boyutu) için elbette ayetler vardır.

وَمِنْ آيَاتِهِ مَنَامُكُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
23-) Ve min ayatiHİ menamüküm Bil leyli ven nehari vebtiğaüküm min fadliHİ, inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yesmeun;
O’nun ayetlerindendir, (Bi-) gece ve gündüz uyumanız ve O’nun fazlından taleb etmeniz... Muhakkak ki bunda işiten bir kavim için elbette ayetler vardır.

وَمِنْ آيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَيُحْيِي بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
24-) Ve min ayatiHİ yüriykümül berka havfen ve tamean ve yünezzilu minesSemai maen feyuhyiy Bihil Arda ba'de mevtiha* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin ya'kılun;
O’nun ayetlerindendir ki, havf (korku) ve tama’ (umma) için size şimşeği gösterir... Sema’dan bir su indirir de o (su) ile (B sırrınca), ölümünden sonra Arz’ı diriltir... Muhakkak ki bunda akleden bir kavim için elbette ayetler vardır.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَن تَقُومَ السَّمَاء وَالْأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ الْأَرْضِ إِذَا أَنتُمْ تَخْرُجُونَ
25-) Ve min ayatiHİ en tekumes Semaü vel Ardu Bi emriHİ, sümme iza deaküm da'veten minel Ardı iza entüm tahrucun;
O’nun ayetlerindendir, Sema ve Arz’ın O’nun (Bi-) emri ile kıyam etmesi (ayakta durması)... Sonra Arz’dan bir da’vet ile sizi çağırdığı vakit, hemen siz çıkarsınız.

وَلَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلٌّ لَّهُ قَانِتُونَ
26-) Ve leHU men fiys Semavati vel Ard* küllün leHU kanitun;
Semalarda ve Arz’da kim varsa, O’nundur... Hepsi O’na kanittir (itaat halindedir) ler.

وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ الْأَعْلَى فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
27-) Ve HUvelleziy yebdeül halka sümme yuıydühu ve huve ehvenü aleyHİ, ve leHUl meselül a'la fiys Semavati vel’ Ard* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
O’dur halk’ı ibda (izhar) eden, sonra onu iade eden... Ki o (nu yapmak), O’na ehvendir... Semalar’da ve Arz’da en a’la misaller O’nundur... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.


ضَرَبَ لَكُم مَّثَلاً مِنْ أَنفُسِكُمْ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُم مِّن شُرَكَاء فِي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَأَنتُمْ فِيهِ سَوَاء تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ أَنفُسَكُمْ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
28-) Darabe leküm meselen min enfüsiküm* hel leküm min ma meleket eymanüküm min şürekae fiy ma razaknaküm feentüm fiyhi sevaün tehafunehüm kehıyfetiküm enfüseküm* kezâlike nüfassılul ayati likavmin ya'kılun;

 (Allah) size enfüsünüzden/nefslerinizden bir mesel verdi: Sizi rızıklandırdığımız şeylerde (mallarınızda), sağ ellerinizin malik olduklarından (kölelerinizden) ortaklarınız var mı, ki siz onda (onlarla) eşit, kendi nefslerinizden korktuğunuz gibi onlardan korkuyorsunuz (bunu kabul eder misiniz) ?... Akleden bir kavim için ayetleri böylece tafsil ediyoruz.

بَلِ اتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَهْوَاءهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ فَمَن يَهْدِي مَنْ أَضَلَّ اللَّهُ وَمَا لَهُم مِّن نَّاصِرِينَ
29-) Belit tebealleziyne zalemu ehvaehüm Bi ğayri ‘ılm* femen yehdiy men edallellah* ve ma lehüm min nasıriyn;
Hayır, zulmedenler Bi-gayri ilim (ilimsizce) kendi hevalarına tabi oldular... Allah’ın saptırdığına hidayet edecek kimdir?... Onlar için nasır/yardımcı da yoktur.

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفاً فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
30-) Feekım vecheke liddiyni haniyfa* fıtratAllahilletiy fetaren Nase aleyha* la tebdiyle li halkıllah* zâliked diynül kayyimü, ve lâkinne ekseranNasi la ya'lemun;
Vechini Haniyf olarak (bir tanrıya tapınmaksızın, Allah’a şirk koşmaksızın) o Tek Diyn’e doğrult... O Allah Fıtratı’na ki, insanları onun üzerine yaratmıştır... Allah yaratışına tebdil (bedel) yoktur... İşte bu, Diyn-i Kayyım’dır (hep payidar, daim geçerli Sistem’dir)... Fakat insanların ekseriyeti bilmezler.

مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
31-) Müniybiyne ileyHİ vettekuHU ve ekıymus Salate ve la tekûnu minel müşrikiyn;
O’na munibiyn (yönelmişler) olarak (Allah Fıtratı’na tabi olun), O’ndan ittika edin, namazı ikame edin ve müşriklerden olmayın!.

مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
32-) Minelleziyne ferraku diynehüm ve kânu şiyea* küllü hızbin Bima ledeyhim ferihun;
Onlardan ki (yani o müşriklerden olmayın ki), dinlerini parça parça ettiler ve şia’ şia’ (bölük bölük) oldular... Her hizib (Bi-) kendi yanında/katında bulunan (kendi diyn anlayışı) ile sevinip şımarmakta.


وَإِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا أَذَاقَهُم مِّنْهُ رَحْمَةً إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
33-) Ve iza messenNase durrun deav Rabbehüm müniybiyne ileyHİ sümme iza ezâkahüm minHU rahmeten iza feriykun minhüm Bi Rabbihim yüşrikûn;

İnsanlara (onları arındırmak, genişletmek için) bir durr (zarar,hastalık, sıkıntı) dokunduğunda, O’na munibiyn (yönelenler) olarak Rablerini çağırırlar... Sonra onlara kendinden bir rahmet tattırırsa, bir de bakarsın ki onlardan bir fırka Rablerine (Bi-Rabbihim) şirk koşuyorlar.

لِيَكْفُرُوا بِمَا آتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
34-) Liyekfüru Bima ateynahüm* fetemetteu* fesevfe ta'lemun;
Kendilerine verdiğimiz şeylere (B gerçeğince) küfr (nankörlük) etsinler diye... Hadi (fani şeylerden) faydalanın (istediğinizi yapın bakalım);yakında bileceksiziniz.

أَمْ أَنزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَاناً فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا بِهِ يُشْرِكُونَ
35-) Em enzelna aleyhim sultanen fe huve yetekellemü Bima kânu Bihi yüşrikûn;
Yoksa onlar üzerine bir sultan (sulta, hüccet) inzal ettik de, O’na (Bi-) şirk koşuyor oldukları şeyleri, (B sırrınca) o (sultan, hüccet) mu konuşuyor?.

وَإِذَا أَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَا وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ إِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
36-) Ve iza ezâknenNase rahmeten ferihu Biha* ve in tusıbhüm seyyietün Bima kaddemet eydiyhim iza hüm yaknetun;
İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda, onunla (B gerçeğince) ferahlanır/sevinirler... Kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla (B gerçeğince) onlara bir kötülük isabet ederse, hemen onlar umitsizliğe düşerler.

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
37-) Evelem yerav ennAllahe yebsütur rizka limen yeşau ve yakdir* inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yu'minun;
Görmediler mi ki, Allah, dilediğine rızkı bast eder (yayar, genişletir, açar) ve kısar... Muhakkak ki bunda, iman eden bir kavim için elbette ayetler vardır.

فَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ ذَلِكَ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
38-) Feati zelkurba hakkahu vel miskiyne vebnes sebiyl* zâlike hayrun lilleziyne yüriydune vechAllahi ve ülaike hümül müflihun;
Yakınlık sahiplerine hakkını ver, miskinlere (yoksullara?) ve yolun oğluna (yolcuya?) da (haklarını ver)... Bu, Vechullahı irade edenler için daha hayırlıdır... İşte onlar felaha erenlerin ta kendileridir.

وَمَا آتَيْتُم مِّن رِّباً لِّيَرْبُوَ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُو عِندَ اللَّهِ وَمَا آتَيْتُم مِّن زَكَاةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ
39-) Ve ma ateytüm min riben li yerbüve fiy emvalinNasi fela yerbu indAllah* ve ma ateytüm min zekatin türiydune vechAllahi feülaike hümül mud'ıfun;
İnsanların malları içinde artısın diye riba (faiz, artış) olarak verdiğiniz şey (?), Allah indinde artmaz... Vechullahı irade ederek zekat (tezkiye, taharet) olarak verdiğinize gelince, işte onlar (zekat olarak/tezkiye için verenler) kat kat arttıranların ta kendileridir.

اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ هَلْ مِن شُرَكَائِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَلِكُم مِّن شَيْءٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
40-) Allahulleziy halekaküm sümme razekaküm sümme yümiytüküm sümme yuhyıyküm* hel min şürekâiküm men yefalu min zâliküm min şey'* subhaneHU ve tealâ amma yüşrikûn;
Allah’dır ki, sizi yarattı, sonra sizi rızıklandırdı, sonra sizi öldürür, sonra da sizi diriltir... Sizin ortaklarınızdan, bunlardan birini yapan kimse var mı?... O, onların ortak koştuklarından Subhan’dır, A’lidir.

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
41-) Zaharel fesadü fiyl berri vel bahri Bima kesebet eydinNasi li yüziykahüm ba'dalleziy amilu leallehüm yerciun;
İnsanların ellerinin kazandıklarından ötürü (B sırrınca, kazandıkları olarak) kara’da ve deniz’de fesad zuhur etti... (Allah’ın) onlara yaptıklarının ba’zısını tattırması için... Belki rücu’ ederler.

قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلُ كَانَ أَكْثَرُهُم مُّشْرِكِينَ
42-) Kul siru fiyl Ardı fenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne min kabl* kâne ekseruhüm müşrikiyn;
De ki: “Arz’da seyredin (gezip dolaşın) de (sizden) öncekilerin akibetinin nasıl olduğuna bir bakın!... Onların ekseriyeti müşrikler idi”.

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ الْقَيِّمِ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لَّا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ
43-) Feekım vecheke liddiynil kayyimi min kabli en ye'tiye yevmün la meredde lehu minAllahi yevmeizin yessaddaun;
Vechini, Allah’dan (olan), reddolunması imkansız bir gün gelmezden önce Diyn-i Kayyım’e (gerçek, payidar diyn’e) doğrult; ki o gün (insanlar) bölük bölük ayrılırlar.

مَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ
44-) Men kefere fealeyhi küfruh* ve men amile salihan feli enfüsihim yemhedun;
Kim küfr (nankörlük, inkar) eder ise, onun küfrü kendi aleyhinedir... Kim de salih amel yapar ise, kendi nefsleri için (makam) hazırlamış olurlar.

لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِن فَضْلِهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
45-) Liyecziyelleziyne amenu ve amilussalihati min fadliHİ, inneHU la yuhıbbül kafiriyn;
 (Allah,) iman edip salih amel yapanlara kendi fazlından karşılık versin diye... Muhakkak ki O, kafirleri (Hakk’dan, Sistem’den perdelileri) sevmez.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَن يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
46-) Ve min ayatiHİ en yursilerriyaha mübeşşiratin ve liyüziykaküm min rahmetiHİ ve litecriyel fülkü Bi emriHİ ve li tebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun;
O’nun ayetlerindendir, size rahmetinden tattırsın, gemiler BiEmriHİ (O’nun Emri ile B sırrınca) akıp gitsin ve O’nun fazlından taleb edesiniz ve şükredesiniz diye rüzgarları müjdeciler olarak irsal etmesi.

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلاً إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُوهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَانتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ أَجْرَمُوا وَكَانَ حَقّاً عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ
47-) Ve lekad erselna min kablike Rusülen ila kavmihim fecauhüm Bil beyyinati fentekamna minelleziyne ecremu* ve kâne hakkan aleyna nasrul mu’miniyn;
Andolsun ki, senden önce de kendi kavimlerine Rasûller irsal ettik de onlara beyyineler (B sırrınca açık deliller) ile geldiler... Biz de cürüm (suç, küfür) işleyenlerden intikam aldık... Mü’minlere nusret etmek bizim üzerimize bir hakkdır.


اللَّهُ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَاباً فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَاء كَيْفَ يَشَاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ فَإِذَا أَصَابَ بِهِ مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
48-) Allahulleziy yursilurriyaha fetüsiyru sehaben feyebsütuhu fiys Semai keyfe yeşau ve yec'alühu kisefen feteral vedka yahrucü min hılalih* feiza esabe Bihi men yeşau min ıbadiHİ iza hüm yestebşirun;

Allah O’dur ki, rüzgarları irsal eder de (o rüzgarlar) bulutları sürer/kaldırır (işler, yükseltir?);onu nasıl isterse öylece Sema’da bast eder (yayar, genişletir) ve onu (n kalıplarını) parça parça kılar; böylece vedk’ın (yağmur’un/damla damla yağmur yağışı’nın?) onun aralarından çıktığını görürsün... Onu (B sırrınca) kullarından dilediğine isabet ettirince, bir de bakarsın ki onlar müjde edilen ile neşelenip seviniyorlar.

وَإِن كَانُوا مِن قَبْلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْهِم مِّن قَبْلِهِ لَمُبْلِسِينَ
49-) Ve in kânu min kabli en yünezzele aleyhim min kablihi le müblisiyn;
Halbuki bundan önce, kendilerine (yağmur; ilim) indirilmeden önce elbette mublisiyn (çaresizce umit kesip susanlar; iblisler) idiler.

فَانظُرْ إِلَى آثَارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
50-) Fenzur ila asari rahmetillahi keyfe yuhyil Arda ba'de mevtiha* inne zâlike le muhyil mevta* ve HUve alâ külli şey'in Kadiyr;
Allah’ın rahmetinin eserlerine bak, ölümünden sonra Arz’ı nasıl diriltiyor?.. Muhakkak ki işte O, ölüleri elbette Muhyi’dir... O, herşeye Kadiyr’dir.

وَلَئِنْ أَرْسَلْنَا رِيحاً فَرَأَوْهُ مُصْفَرّاً لَّظَلُّوا مِن بَعْدِهِ يَكْفُرُونَ
51-) Ve lein erselna riyhan feraevhü musferren lezallu min ba'dihi yekfürun;
Andolsun ki eğer bir rüzgar irsal etsek de onu sararmış görseler, ondan sonra elbette küfr (nankörlük, inkar) ediyor olurlar.

فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاء إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ
52-) Feinneke la tüsmiul mevta ve la tüsmius summed duae iza vellev müdbiriyn;
Muhakkak ki sen (kalbleri) ölülere işittiremezsin, (Hakk’a) arkalarını dönüp gittiklerinde sağırlara da işittiremezsin (de ondan).

وَمَا أَنتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَن ضَلَالَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
53-) Ve ma ente Bihadil umyi an dalaletihim* in tüsmiu illâ men yu'minu Bi ayatiNA fehüm müslimun;
Sen körleri, dalaletlerinden (çıkarıp, çevirip) (Bi-) hidayet edemezsin... Sen ancak müslimler (teslim olmuşlar) olmaları dolayısıyla ayetlerimize (B sırrıyla) iman eden kimselere işittirirsin.

اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفاً وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ
54-) Allahulleziy halekaküm min da'fin sümme ceale min ba'di da'fin kuvveten sümme ceale min badi kuvvetin da’fen ve şeybeten, yahlüku ma yeşa'* ve HUvel Aliymül Kadiyr;
Allah O’dur ki, sizi da’f (zaaf, zayıflık; kuvve olmayışı)’dan yarattı... Sonra, da’f’ın akabinden bir kuvvet oluşturdu... Sonra, kuvvet’in akabinden da’f (kuvvetsizlik, acziyet) ve şeybe (yaşlılık, ihtiyarlık) meydana getirdi... (Allah) dilediğini yaratır... O, Aliym’dir, Kadiyr’dir.


وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذَلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ
55-) Ve yevme tekumüs saatü yuksimül mücrimune, ma lebisu ğayre saatin, kezâlike kânu yü'fekûn;

O Saat kıyam ettiği gün (kıyamet) mücrimler (şirke-ayrılığa oturanlar), bir saattan başka kalmadıklarına kasem eder... Böylece çevriliyorlardı.

وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَالْإِيمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِلَى يَوْمِ الْبَعْثِ فَهَذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلَكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
56-) Ve kalelleziyne utül ılme vel iymane lekad lebistüm fiy Kitabillahi ila yevmil ba's* fehazâ yevmül ba'si ve lakinneküm küntüm la ta'lemun;
Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise dedi ki: “Andolsun ki, Allah’ın Kitabında (yazısında?) ba’s gününe kadar kaldınız... İşte bu ba’s günüdür... Fakat siz bilmiyordunuz”.

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يَنفَعُ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
57-) Feyevmeizin la yenfeulleziyne zalemu ma'ziretühüm ve la hüm yüsta'tebun;
O Gün zulmedenlere mazeretleri fayda vermez ve onlardan (aleyhlerine olan olumsuzluğu kaldıracak, güzel düşünceye çevirip razı edecek bir çaba, mazeret ile) razı etmeleri de istenilmez.

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَلَئِن جِئْتَهُم بِآيَةٍ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُبْطِلُونَ
58-) Ve lekad darebna linNasi fiy hazel Kur'âni min külli mesel* ve lein ci'tehüm Bi âyetin leyekulennelleziyne keferu in entüm illâ mubtılun;
Andolsun ki şu Kur’an’da insanlar için her meselden darbettik (her türlü sembolik, temsili anlatımda bulunduk)... Yemin olsun ki eğer onlara (B sırrınca) bir ayet (mucize, ilahi hüküm) getirsen, o kafir olanlar (gerçeği reddedenler) elbette şöyle diyeceklerdir: “Siz (bizim diynimizi, inanışımızı) ibtal edenlerden başka değilsiniz”.

كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
59-) Kezâlike yatbaullahu alâ kulubilleziyne la ya'lemun;
Böylece bilmeyenlerin kalbleri üzerine Allah tab’ eder (mühür vurur).

فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ
60-) Fasbir inne va'dAllahi Hakkun ve la yestehıffennekelleziyne la yukınun;
O halde sabret!... Muhakkak ki Allah’ın va’di hakk’dır... İkan etmeyenler seni hafife alamayacaklardır
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal