Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



31. LUKMAN SÛRESİ   لقمان

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ
2-) Tilke ayatul Kitabil Hakiym;
İşte bunlar Kitab-ı Hakiym’in (o hikmetli Kitab’ın) ayetleridir.

هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ
3-) Hüden ve rahmeten lil muhsiniyn;
Muhsinler (müşahade ehli; aynel yakiyn’ler) için huda (klavuz, hidayet) ve rahmet olarak.

الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
4-) Elleziyne yukıymunes Salate ve yü'tunez Zekate ve hüm Bil ahireti hüm yukınun;
Onlar (o muhsiynler) ki, namazı ikame ederler, zekatı verirler ve onlar Ahiret’e (B manasınca) ikan edenlerdir.

أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
5-) Ülaike alâ hüden min Rabbihim ve ülaike hümül müflihun;
İşte onlar Rabblerinden olan bir huda (hidayet, rehberlik) üzerindedirler ve işte onlar muflihun’dur (hakiki kurtuluşa erenlerdir).

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواً أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
6-) Ve minen Nasi men yeşteriy lehvel hadiysi liyudılle an sebiylillâhi Bi ğayri ilmin, ve yettehızeha hüzüva* ülaike lehüm azâbün mühiyn;
İnsanlardan kimi de vardır ki, Bi-gayri ilim (ilimsizce; yaşayıp idrak etmeden) Allah yolundan saptırmak için söz eğlencesi (bilgi lafı) satın alır ve onu bir alay edinir... İşte bunlar için hor-hakir edici bir azab vardır.

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّى مُسْتَكْبِراً كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْراً فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
7-) Ve iza tütla aleyhi ayatuNA vella müstekbiren keen lem yesma'ha keenne fiy üzüneyhi vakra* febeşşirhu Bi azâbin eliym;
Ona ayetlerimiz tilavet edildiğinde, sanki onları işitmemiş, sanki iki kulağında vakra (ağırlık) varmış gibi kibirlenerek yüz çevirir... Onu elim bir (Bi-) azab ile müjdele.


إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعِيمِ
8-) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati lehüm cennatün naıym;

İman edip salih amel yapanlara gelince, onlara Naıym cennetleri (ilahi özelliklerle yaşamın gereği, yenilenen ve daima çoğalan ni’metlerin yeri) vardır.

خَالِدِينَ فِيهَا وَعْدَ اللَّهِ حَقّاً وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
9-) Halidiyne fiyha* va'dAllahi hakka* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
Orada ebedi kalıcılardır... Allah’ın Hakk va’di’dir (bu)... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.

خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
10-) Halekas Semavati Bi ğayri amedin teravneha ve elka fiyl Ardı revasiye en temiyde Biküm ve besse fiyha min külli dabbetin, ve enzelna mines Semai maen feenbetna fiyha min külli zevcin keriym;
 (Allah,) Semavat’ı gördüğünüz bir direk olmaksızın (Bi-gayri ğamed) yarattı, sizi (B sırrınca) sallayıp sarsmasın diye Arz’a sabit dağlar ilka etti ve orada her dabbe’den (canlı, hayvan) bess etti (yaydı)... Sema’dan bir su inzal ettik de orada her keriym (güzel; bereketli, cömert) eş’den inbat ettik (yetiştirdik).

هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِن دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
11-) Hazâ halkullahi feeruniy ma zâ halekalleziyne min duniHİ, belizzalimune fiy dalalin mübiyn;
Bu, Allah’ın halkı’dır... Haydi gösterin bana O’ndan başkalarının ne yarattığını?... Hayır zalimler apaçık bir dalalet içindedirler.

وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
12-) Ve lekad ateyna LukmanelHıkmete enişkür Lillahi* ve men yeşkür feinnema yeşküru linefsih* ve men kefere feinnAllahe Ğayniyyün Hamiyd;
Andolsun ki biz Lukman’a: “(gayrı olmadığına şahadet ettiğin, hakikatın olan, varlığında açığa çıkan tüm kuvvenin sahibi) Allah’a şükret” diye Hikmet (sistemli tefekkür aklı, herşeyin hakkını verecek işlev bilgisi; nübüvveti ta’rifiyye ilmi) verdik... Kim şükreder ise, ancak kendi nefsine şükreder... Kim de küfr (nankörlük) ederse, muhakkak ki Allah Ğaniyy’dir, Hamiyd’dir.

وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
13-) Ve iz kale Lukmanü libnihi ve huve yeızuhu ya büneyye la tüşrik Billah* inneş şirke le zulmün azıym;
Hani Lukman oğluna, ona öğüt verirken dedi ki: “Ey oğulcuğum!... (Bi-) Allah’a şirk koşma!... Muhakkak ki şirk, azıym bir zulüm’dür”.

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْناً عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ
14-) Ve vassaynel insane Bi valideyh* hamelethü ümmühu vehnen alâ vehnin ve fisaluhu fiy ameyni enişkürliy ve livalideyk* ileyYEl masıyr;
Biz insan’a ana-babasını (B sırrınca) vasiyyet ettik (demek ki sistemde geçerli, evrensel planda olan bir şey)... Onun anası onu vehn (zayıflık) üztüne zayıflıkla yüklenip taşımıştır... Onun fısalı (sütten kesilmesi) da iki yıl içindedir... “Bana ve ana-babana şükret; dönüş banadır!” (diye vasiyyet ettik).

وَإِن جَاهَدَاكَ عَلى أَن تُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاً وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
15-) Ve in cahedake alâ en tüşrike Biy ma leyse leke Bihi ilmün fela tutı'hüma ve sahıbhüma fiyd dünya ma'rufa* vettebı' sebiyle men enabe ileyYE, sümme ileyYE merciuküm feünebbiüküm Bima küntüm ta'melun;
 (Bununla beraber) eğer seni, hakkında senin (B sırrınca) bir ilmin olmayan bir şeyi (Bi-) bana ortak koşman üzerine seninle mücahade ederler (dövüşür-zorlarlar) ise, (bu durumda) o ikisine itaat etme... Dünya’da o ikisiyle ma’ruf geçin (güzel bir dostlukla, İslam örfüne uygun bir şekilde geçin);(fakat) bana yönelenin yoluna tabi ol!.. Sonra merci’niz (geri dönüşünüz) banadır... Yaptıklarınızı (B sırrınca) size haber vereceğim.

يَا بُنَيَّ إِنَّهَا إِن تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ فَتَكُن فِي صَخْرَةٍ أَوْ فِي السَّمَاوَاتِ أَوْ فِي الْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
16-) Ya büneyye inneha in tekü miskale habbetin min hardelin fetekün fiy sahretin ev fiys Semavati ev fiyl Ardı ye'ti BihAllahu, innAllahe Latıyfün Habiyr;
“Ey oğulcuğum!... Muhakkak ki o (yaptığın şey), bir hardal danesi ağırlığınca olsa da bir kayanın içinde yahut Semavat’ta yahut Arz’ın içinde olsa, Allah onu (B sırrınca) getirir... Muhakkak ki Allah Latiyf’dir, Habiyr’dir”.

يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ
17-) Ya büneyye ekımıs Salate ve'mur Bil ma'rufi venhe anil münkeri vasbir alâ ma esabek* inne zâlike min azmil ümur;

 “Ey oğulcuğum!... Namazı ikame et... Ma’ruf’u (İslam’a-fıtrata uygun olanı B sırrınca) emret, münker (Sistem’in ve aklın reddettiği şey; şirk)’den nehyet... Sana isabet eden şey üzerine de sabret... Muhakkak ki bunlar, azm gerektiren/yapılması kesinlikle gereken işlerdendir”.

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحاً إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
18-) Ve la tüsa'ır (tüsağğir, gibi?) haddeke linNasi ve la temşi fiyl Ardı mereha* innAllahe la yuhıbbu külle muhtalin fahur;
“İnsanlardan, kibirlenerek yanağını çevirme ve Arz’da kendini beğenerek yürüme!... Muhakkak ki Allah çok övünen (ni’metleri sayıp, fakat şükretmeyen) kibirli hiçbir kimseyi sevmez!”.

وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِن صَوْتِكَ إِنَّ أَنكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ
19-) Vaksıd fiy meşyike vağdud min savtik* inne enkerel ‘asvati lesavtülhamiyr;
 “Yürüyüşünde mu’tedil ol ve sesini alçalt!... Muhakkak ki seslerin en çirkini, eşeklerin sesidir”.

أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُّنِيرٍ
20-) Elem terav ennAllahe sahhare leküm ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı ve esbeğa aleyküm niamehu zahireten ve batıneten, ve minen Nasi men yücadilü fiyllahi Bi ğayri ilmin ve la hüden ve la Kitabin müniyr;
Görmediniz mi ki Allah, Semavat’ta ve Arz’da olan şeyleri size musahhar kıldı (boyun eğdirdi) ve sizin üzerinize zahiri (kerametler) ve batıni (ma’rifetler) olarak ni’metlerini isbağ etti (tam yaptı, bol bol tamamladı, yaydı)... İnsanlardan kimi de Allah hakkında Bi-gayri ilim (ilimsiz; mesnedsiz), huda’sız (rehbersiz) ve aydınlatıcı bir kitab’ı (vahiy aklı) olmaksızın mücadele eder/tartışır durur.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ
21-) Ve iza kıyle lehümüt tebiu ma enzellellahu kalu bel nettebiu ma vecedna aleyhi abaena* evelev kâneşşeytanu yed'uhüm ila azâbis saıyr;
Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine tabi olun” denildiğinde: “Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tabi oluruz” dediler... Ya şeytan kendilerini saiyr (alevli ateş)’in azabına çağırıyor idiyse de mi?.


وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
22-) Ve men yüslim vechehu ilellahi ve huve muhsinün fekadistemseke Bil urvetil vüska* ve ilellahi akıbetül’ ümur;

Kim muhsin olarak (Onu müşahade ederek) vechini Allah’a teslim ederse, gerçekten en sağlam kulpa (B gerçeğince) tutunmuş olur... İşlerin akibeti Allah’a (döner).


وَمَن كَفَرَ فَلَا يَحْزُنكَ كُفْرُهُ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
23-) Ve men kefere fela yahzünke küfruh* ileyNA merciuhüm fenünebbiühüm Bima amilu* innAllahe Aliymün Bizatissudur;

Kim de küfr (inkar) ederse, onun küfrü seni mahzun etmesin... Onların merci’leri (dönüşleri) bizedir, yaptıkları şeyleri (B sırrınca) kendilerine haber vereceğiz... Muhakkak ki Allah sadırların zatı (sahibi) olarak (içinizdekileri B sırrınca) Aliym’dir.

نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلاً ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَى عَذَابٍ غَلِيظ
24-) Nümettiuhüm kaliylen sümme nadtarruhüm ila azâbin ğaliyz;
Onları az faydalandırırız... Sonra onları ğaliyz (sert-katı-şiddetli) bir azaba muzdar (mecbur) ederiz.

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
25-) Ve lein seeltehüm men halekas Semavati vel Arda leyekulünnAllah* kulilHamdü Lillah* bel ekseruhüm la ya'lemun;
Yemin olsun ki eğer onlara: “Semavat’ı ve Arz’ı kim yarattı?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler... De ki: “El-Hamdu Lillah= Hamd, (tüm Esma ve sıfatın sahibi) Allah’a aittir!”... Hayır, onların ekseriyeti bilmezler.

لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
26-) Lillahi ma fiys Semavati vel Ard* innAllahe HUvel Ğaniyyül Hamiyd;
Semavat’ta ve Arz’da ne varsa Allah’ındır (O’nun Esması’nın bir zuhurudur; dilediği manaları açığa çıkarsın diye yoktan yaratmıştır)... Muhakkak ki O, Ğaniy’dir, Hamiyd’dir.

وَلَوْ أَنَّمَا فِي الْأَرْضِ مِن شَجَرَةٍ أَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِن بَعْدِهِ سَبْعَةُ أَبْحُرٍ مَّا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
27-) Velev enne ma fiyl Ardı min şeceretin aklamün vel bahru yemüddühu min ba'dihi seb'atü ebhurin ma nefidet kelimatullah* innAllahe Aziyzün Hakiym;
Eğer Arz’da ağaç olarak bulunan şeyler kalem olsa ve deniz de (mürekkeb olsa), ondan sonra yedi deniz de ona imdad etse (o denize yardım etse), Allah’ın kelimeleri tükenmez... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

مَّا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ إِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
28-) Ma halkuküm ve la ba'süküm illâ kenefsin vahıdetin, innAllahe Semiy’un Basıyr;
Sizin yaratılmanız da ba’solunmanız da ancak bir tek nefs’inki gibidir... Muhakkak ki Allah, Semi’dir, Basıyr’dir.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى وَأَنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
29-) Elem tera ennAllahe yulicülleyle fiynnehari ve yulicünnehare fiylleyli ve sahhareş Şemse vel Kamere küllün yecriy ila ecelin müssemmen ve ennAllahe Bima ta'melune Habiyr;
Görmedin mi ki Allah, geceyi gündüzün içine sokuyor, gündüzü de gecenin içine sokuyor?...Güneş’i ve Ay’ı tashir etmiştir (boyun eğdirmiştir) ?... Herbiri müsemma bir ecele akıp gider... Ve Allah amellerinizi (B sırrınca) Habiyr’dir.

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
30-) Zâlike Bi ennAllahe HUvel Hakku ve enne ma yed'une min dunihil batılu, ve ennAllahe HUvel Aliyyül Kebiyr;
Bu böyledir (B gerçeğince), çünkü Allah, O Hakk’dır (ebedi-sabit gerçektir)... Muhakkak ki, O’ndan gayrı çağırdıkları (isimlendirdikleri) şeyler batıldır... Ve muhakkak ki Allah, Aliyy’dir, Kebiyr’dir.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللَّهِ لِيُرِيَكُم مِّنْ آيَاتِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
31-) Elem tera ennel fülke tecriy fiyl bahri Bi nı'metillahi li yüriyeküm min ayatiHİ, inne fiy zâlike leâyâtin li külli sabbarin şekûr;
Ayetlerinden size göstermek için, Allah ni’meti olarak (B sırrınca) gemilerin denizde akıp gittiğini görmedin mi?... Muhakkak ki bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette ayetler vardır.

وَإِذَا غَشِيَهُم مَّوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ
32-) Ve iza ğaşiyehüm mevcün kezzuleli deavullahe muhlisıyne lehüd diyn* felemma neccahüm ilel berri feminhüm muktesıd* ve ma yechadü Bi ayatiNA illâ küllü hattarin kefur;
Onları gölgelikler/kara bulutlar gibi bir dalga kapladığında, diyni (yani: inançlarını, düşüncelerini, bilinçlerini, yaşamlarını) yalnız O’na halis kılanlar olarak Allah’ı çağırırlar/dua ederler... Onları kara’ya (çıkarıp) kurtardığımızda, onlardan bazısı muktesıd’dır (orta yolu tutar, dengeli durur)... (Bi-) ayetlerimizi çok gattar-vefasız ve çok kefur (kafir, nankör) olandan başkası bile bile inkar etmez.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْماً لَّا يَجْزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئاً إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
33-) Ya eyyühenNasütteku Rabbeküm vahşev yevmen la yecziy validün an veledih* ve la mevludün huve cazin an validihi şey'a* inne va'dAllahi hakkun fela teğurrenekümül hayatüd dünya ve la yeğurrenneküm Billahil ğarur;
Ey insanlar!... Rabbinizden ittika edin ve babanın çocuğundan, çocuğun da babasından bir şey ödeyemeyeceği günden haşyet edin... Muhakkak ki Allah’ın va’di hakkdır... Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın... O çok aldatıcı da (Bi-) Allah’la sizi aldatmasın!.

إِنَّ اللَّهَ عِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَّاذَا تَكْسِبُ غَداً وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
34-) İnnAllahe ındeHU ılmüs saati, ve yünezzilül ğays* ve ya'lemu ma fiyl’ erham* ve ma tedriy nefsün ma zâ teksibü ğada* ve ma tedriy nefsün Bi eyyi Ardın temut* innAllahe Aliymun Habiyr;
Muhakkak ki O Saat’ın (kiyametin?) ilmi Allah indindedir... Ğays’ı (yağmuru-rahmeti O) tenzil eder (indirir)... Rahımlerde olanı (O) bilir... Hiçbir nefs yarın ne kazanacağını dirayet etmez (bilmez)... Hiçbir nefs (Bi-) hangi Arz’da öleceğini de dirayet etmez (bilmez)... Muhakkak ki Allah, Aliym’dir, Habiyr’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal