Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  33. AHZÂB SÛRESİ    الاحزا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللَّهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيماً حَكِيماً
1-) Ya eyyühen Nebîyyüttekıllahe ve la tutııl kafiriyne vel münafikıyn* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
Ey (O TEK) Nebî!.. Allah’dan ittika et... Kafirlere (gerçeği reddeden perdelilere) ve münafıklara (iki yüzlülere) itaat etme!... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيراً
2-) Vettebı’ ma yuha ileyke min Rabbik* innAllahe kâne Bima ta'melune Habiyra;
Rabbinden sana vahyolunana tabi ol... Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir.

وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلا
3-) Ve tevekkel alellah* ve kefa Billahi Vekiyl;
Allah’a tevekkül et!... Vekiyl olarak Allah (B sırrınca) kafidir.

مَّا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِّن قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءكُمْ أَبْنَاءكُمْ ذَلِكُمْ قَوْلُكُم بِأَفْوَاهِكُمْ وَاللَّهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّبِيلَ
4-) Ma cealellahu li racülin min kalbeyni fiy cevfih* ve ma ceale ezvacekümüllaiy tuzahirune minhünne ümmehatiküm* ve ma ceale ed'ıyaeküm ebnaeküm* zâliküm kavlüküm Bi efvahiküm* vAllahu yekulül Hakka ve HUve yehdis sebiyl;
Allah hiçbir recul (erkek, adam) için onun cewf’inde (boşluğunda) iki kalb oluşturmamıştır... Kendilerinden zihar (eşini anasının sırtına benzeterek kendine haram kılma) yaptığınız eşlerinizi, analarınız kılmamıştır... Deiy’lerinizi (evladlık nisbet ettiklerinizi) de oğullarınız kılmamıştır... Bunlar (Bi-) ağızlarınız ile söylediğiniz sizin sözlerinizdir (gerçek değildir?)... Allah Hakkı söyler ve O doğru yola hidayet eder.
ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِندَ اللَّهِ فَإِن لَّمْ تَعْلَمُوا آبَاءهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُم بِهِ وَلَكِن مَّا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
5-) Üd'uhüm liabaihim huve aksetu indAllah* fein lem ta'lemu abaehüm feıhvanüküm fiyd diyni ve mevaliyküm* ve leyse aleyküm cünahun fiyma ahta'tüm Bihi ve lâkin ma teammedet kulubüküm* ve kânAllahu Ğafuran Rahıyma;
Onları babaları için çağırın (babalarına nisbet edin)... O, Allah indinde daha muksittir (daha adaletlidir, ilahi hükümlere daha uygundur)... Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, bu durumda onlar sizin diyn’de kardeşleriniz ve mevla (dost) larınızdır... (B sırrınca) hata yaptığınız şeyde üzerinize bir günah yoktur... Fakat kalblerinizin taammud ettiği hariç... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفاً كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً
6-) Ennebîyyü evla Bil mu’miniyne min enfüsihim ve ezvacühu ümmehatühüm* ve ülül’ erhami ba'duhüm evla Bi ba'dın fiy Kitabillahi minel mu’miniyne vel mühaciriyne illâ en tefalu ila evliyaiküm ma'rufa* kâne zâlike fiyl Kitabi mesturea;
En-Nebî (HatemünNebî), (Bi-) mü’minlere kendi nefslerinden daha evladır (öncedir, yakındır, sevgilidir) ve O’nun eşleri onların analarıdır...Ulül Erham (aynı rahımden türemişler, akrabalar) Allah’ın Kitabında mü’minlerden ve muhacirlerden, birbirlerine (B sırrınca) daha evladırlar... Dostlarınıza bir ma’ruf (diynen iyilik) işlemeniz müstesna... Bu, Kitab’ta mestur’dur (satır satır yazılmıştır).
وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنكَ وَمِن نُّوحٍ وَإِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَاقاً غَلِيظاً
7-) Ve iz ehazna minen Nebîyyiyne miysakahüm ve minke ve min Nuhın ve İbrahiyme ve Musa ve Iysebni Meryem* ve ehazna minhüm miysakan ğaliyza;
Hani biz Nebîler’den miysaklarını almıştık; SEN’den, Nuh,
 İbrahim, Musa ve MeryemOğlu İsa’dan da... Onlardan (bu ayette bahsedilen Nebîlerden) Ğaliz (kuvvetli, şiddetli, sert; bozulmaz) bir MİYSAK aldık.
لِيَسْأَلَ الصَّادِقِينَ عَن صِدْقِهِمْ وَأَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَاباً أَلِيماً
8-) Liyes'eles sadikıyne an sıdkıhim* ve eadde lil kafiriyne azâben eliyma;
Sadıklara sıdklarından sorsun diye... (Allah) kafirler için ise eliym bir azab hazırlamıştır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَاءتْكُمْ جُنُودٌ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحاً وَجُنُوداً لَّمْ تَرَوْهَا وَكَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيراً
9-) Ya eyyühelleziyne amenüzküru nı'metallahi aleyküm iz caetküm cünudün feerselna aleyhim riyhan ve cünuden lem teravha* ve kânAllahu Bima ta'melune Basıyra;
Ey iman edenler!.. Üzerinizdeki Allah ni’meti’ni hatırlayın... Hani (Hendek savaşında) size ordular geldi de onların üzerine bir rüzgar ve görmediğiniz ordular (melekler) irsal ettik... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir.
إِذْ جَاؤُوكُم مِّن فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنكُمْ وَإِذْ زَاغَتْ الْأَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللَّهِ الظُّنُونَا
10-) İz cauküm min fevkıküm ve min esfele minküm ve iz zağatil’ ebsaru ve beleğatil kulubül hanacire ve tezunnune Billahizzununa;
 Hani size hem fevkinizden (üst tarafınızdan) ve hem de esfelinizden (aşağı tarafınızdan) geldiler... Hani gözler (Hakk’dan) kaymış, kalbler de hançerelere (gırtlaklara) varmıştı (nefs hali)... (Bi-) Allah’a türlü zanlarda bulunuyordunuz (cüz-i kudret telakkisi; tevekkül zaafı).
هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالاً شَدِيدا
11-) Hünalikebtüliyel mu'minune ve zülzilu zilzalen şediyda;
İşte orada (o uzak yerde?) mü’minler imtihan edilmiş ve şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı.
وَإِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ مَّا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ إِلَّا غُرُوراً
12-) Ve iz yekulül münafikune velleziyne fiy kulubihim meredun ma veadenAllahu ve RasûluHU illâ ğurura;
Ve hani münafıklar ve kalblerinde maraz (şirk, küfür) bulunanlar: “Allah ve O’nun Rasûlü bize bir ğurur (aldanış) dan başka bir şey va’detrmemiştir” diyorlardı.
وَإِذْ قَالَت طَّائِفَةٌ مِّنْهُمْ يَا أَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا وَيَسْتَأْذِنُ فَرِيقٌ مِّنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍ إِن يُرِيدُونَ إِلَّا فِرَاراً
13-) Ve iz kalet taifetün minhüm ya ehle yesribe la mükame leküm ferciu* ve yeste'zinü feriykun minhümün Nebîyye yekulune inne buyutena avretün ve ma hiye Bi avretin, in yüriydune illâ firara;
Ve hani onlardan bir taife dedi ki: “Ey Ehl-i Yesrib (Yesrib, Medine-i Münevvere’nin eski adıdır... Hz.Rasûlullah o ismi değiştirmiştir) !... Sizin için (burada) mukam (makam, kalınacak yer) yoktur; rücu’ edin (geri dönün)!”... Onlardan bir fırka ise: “Muhakkak ki evlerimiz avret (muhafazasız, açık)’tir” diyerek O Nebî’den izin istiyordu... Halbuki onlar (evleri) (Bi-) avret değildir... Onlar firardan (kaçmaktan) başka bir şey irade etmiyorlardı.
وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِم مِّنْ أَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَآتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَا إِلَّا يَسِيراً
14-) Velev dühılet aleyhim min aktariha sümme süilül fitnete leatevha ve ma telebbesu Biha illâ yesiyra;
Eğer onun aktarından (Medine-i Münevvere’nin etrafından) üzerlerine girilmiş olsaydı, sonra da (onlardan) fitne (yapmaları) istenseydi, onu mutlaka getirirlerdi (yaparlardı)... Ona (onu yapmakta) fazla gecikmezlerdi/ (Bi-) onunla ancak az kalırlardı.
وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللَّهَ مِن قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْأَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللَّهِ مَسْؤُولا
15-) Ve lekad kânu ahedullahe min kablü la yüvellunel edbar* ve kâne ahdullahi mes'ula;
Andolsun ki arkalarına dönüp kaçmayacaklarına dair daha önce Allah’a ahdetmişlerdi... Allah’a verilen söz (ahd) sorulur (talep eden bedelini öder; ya taleb ettiğinin gereği fıtratına rücu’ edip muradına erer, ya da iradi vazgeçiş zor geldiği için ahdinden dönmesinin getireceği ilave azablara katlanır).
قُل لَّن يَنفَعَكُمُ الْفِرَارُ إِن فَرَرْتُم مِّنَ الْمَوْتِ أَوِ الْقَتْلِ وَإِذاً لَّا تُمَتَّعُونَ إِلَّا قَلِيلا
16-) Kul len yenfeakümül firaru in ferartüm minel mevti evil katli ve izen la tümetteune illâ kaliyla;
De ki: “Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız, fırar (kaçış) ınız size asla fayda vermez... O takdirde (eğer Allah yolunda ölmeye birimsel yaşamayı tercih ederseniz, şu hayali-fani dünyanızda) ancak az faydalanırsınız!”.
قُلْ مَن ذَا الَّذِي يَعْصِمُكُم مِّنَ اللَّهِ إِنْ أَرَادَ بِكُمْ سُوءاً أَوْ أَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةً وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ اللَّهِ وَلِيّاً وَلَا نَصِيراً
17-) Kul men zelleziy ya'sımüküm minAllahi in erade Biküm suen ev erade Biküm rahmeten, ve la yecidune lehüm min dunillahi Veliyyen ve la Nasıyra;
De ki: “Eğer size (B sırrınca sizin vücudunuz olarak) bir kötülük irade ederse yahut size (B sırrınca) bir rahmet irade ederse, sizi Allah’dan kim korur (buna mani olabilir) ?”... Allah’dan gayrı ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr (yardımcı) bulamazlar.

قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الْمُعَوِّقِينَ مِنكُمْ وَالْقَائِلِينَ لِإِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ إِلَيْنَا وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ إِلَّا قَلِيلا
18-) Kad ya'lemullahul muavvikıyne minküm velkailiyne liıhvanihim helümme ileyna* ve la ye'tunel be'se illâ kaliyla;

Sizden muavvikıyn’i (Rasûlullah’dan, Allah yolunda mücahede’den çokça engelleyenleri; kendileri ile birlikde başkalarını da geri bırakanları) ve kardeşlerine: “(Rasûlullah’ı bırakın) bize gelin!” diyenleri Allah gerçekten bilir... Zaten onlar be’se (savaş’a, mücahadeye) pek az gelirler.
أَشِحَّةً عَلَيْكُمْ فَإِذَا جَاء الْخَوْفُ رَأَيْتَهُمْ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ تَدُورُ أَعْيُنُهُمْ كَالَّذِي يُغْشَى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَإِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُم بِأَلْسِنَةٍ حِدَادٍ أَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ أُوْلَئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَأَحْبَطَ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيراً
19-) Eşıhhaten aleyküm* feiza caelhavfü raeytehüm yenzurune ileyke teduru a'yünühüm kelleziy yuğşa aleyhi minel mevt* feiza zehebelhavfü selekuküm Bi elsinetin hıdadin eşıhhaten alel hayr* ülaike lem yu'minu feahbetAllahu a'malehüm* ve kâne zâlike alellahi yesiyra;
Size cimriler olarak (Allah’dan engelleyenden daha cimri kimdir?) !... Havf (savaş-ölüm korkusu; nefsani korku) geldiğinde, üzerine ölümden baygınlık çökmüş kimse gibi, gözlerinin devr ederek (dönerek) sana bakıyor oldukları halde onları görürsün... Havf gittiğinde ise hayr (mal) a düşkünler olarak sizi keskin (Bi-) dilleri ile incitirler... İşte bunlar iman etmemişlerdir... Bu yüzden de Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır... Bu, Allah üzerine pek kolaydır.
يَحْسَبُونَ الْأَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُوا وَإِن يَأْتِ الْأَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ أَنَّهُم بَادُونَ فِي الْأَعْرَابِ يَسْأَلُونَ عَنْ أَنبَائِكُمْ وَلَوْ كَانُوا فِيكُم مَّا قَاتَلُوا إِلَّا قَلِيلا
20-) Yahsebunel ahzabe lem yezhebu* ve in ye'til ahzabü yeveddu lev ennehüm badune fiyl a'rabi ye s'elune an enbaiküm* ve lev kânu fiyküm ma katelu illâ kaliyla;
Ahzab’ın (savaşmak için gelen hiziblerin) gitmediğini sanıyorlar... Eğer Ahzab (yeniden) gelse, bunlar arzu ederler ki, kendileri bedeviler içinde badiy’ler (badiyede-kırda oturanlar) olsunlar da (sizden uzakta) sizin haberlerinizden sorsunlar... Eğer içinizde olsalardı, ancak pek az savaşırlardı.
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
21-) Lekad kâne leküm fiy Rasûlillahi üsvetün hasenetün limen kâne yercullahe vel yevmel ahıre ve zekerAllahe kesiyra;
Andolsun ki, Rasûlullah’da sizin (İslam’a iman edenler; seyr-i sülük’ü kabullenenler) için, Allah’ı ve Ahir Gün’ü (hakikatlerine vuslatı ve son gün’ü) umanlar ve Allah’ı çok zikreden için üsve-i hasene (güzel bir örnek; ayni bir model) vardır (bir bakıma hedefiniz O’dur).
وَلَمَّا رَأَى الْمُؤْمِنُونَ الْأَحْزَابَ قَالُوا هَذَا مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ إِلَّا إِيمَاناً وَتَسْلِيماً
22-) Ve lemma rael mu'minunel ahzabe kalu hazâ ma veadenAllahu ve RasûluHU ve sadakAllahu ve RasûluHU ve ma zadehüm illâ iymanen ve tesliyma;
Mü’minler ise Ahzab’ı (hizibleri?) gördüklerinde: “Bu, Allah’ın ve O’nun Rasûlü’nün bize va’dettiğidir... Allah da O’nun Rasûlü de doğru söylemiştir” dediler... Ve (bu) onların ancak iman ve teslimiyetlerini artırdı.
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلا
23-) Minel mu’miniyne ricalün sadeku ma ahedullahe aleyh* feminhüm men kada nahbehu ve minhüm men yentezır* ve ma beddelu tebdiyla;
Mü’minlerden öyle rical vardır ki, Allah’a verdikleri sözde durdular (ahdlerini doğruladılar)... Onlardan kimi nezrini yerine getirdi (Allah yolunda öldü) ve onlardan kimi de (yerine getirmeyi) beklemektedir... Onlar tebdiyl etmemişlerdir (ahdlerini değiştirmemişlerdir; bilakis kuvveden fiile çıkarmışlardır).
لِيَجْزِيَ اللَّهُ الصَّادِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ إِن شَاء أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُوراً رَّحِيماً
24-) LiyecziyAllahus sadikıyne Bi sıdkıhim ve yuazzibel münafikıyne in şae ev yetube aleyhim* innAllahe kâne Ğafuran Rahıyma;
Çünkü Allah, sadıkları (Allah’a olan sözlerinde, imanlarında sebat edenleri) (Bi-) sıdkları ile cezalandıracak ve münafıkları dilerse azablandıracak yahut onların tevbelerini (öz’e dönüşlerini) gerçekleştirecek... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَرَدَّ اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْراً وَكَفَى اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ الْقِتَالَ وَكَانَ اللَّهُ قَوِيّاً عَزِيزاً
25-) Ve reddAllahulleziyne keferu Bi ğayzıhim lem yenalu hayra* ve kefAllahul mu'miniynel kıtal* ve kânAllahu Kaviyyen Aziyza;
Allah, kafir olanları (gerçeği reddedenleri) bir hayra nail olmaksızın kendi ğayzları (öfkeleri-hışımları) ile (B gerçeğince) reddetti (geri çevirdi)... Ve Allah, savaşta mü’minlere kafi geldi... Allah Kaviyy’dir, Aziyz’dir.
وَأَنزَلَ الَّذِينَ ظَاهَرُوهُم مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مِن صَيَاصِيهِمْ وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَرِيقاً تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَرِيقاً
26-) Ve enzelelleziyne zaheruhüm min ehlil Kitabi min sayasıyhim ve kazefe fiy kulubihimür ru'be feriykan taktülune ve te'sirune feriyka;
Ehl-i Kitab’tan onlara muzahir olanları (arka çıkan, yardımcı olanları) da kalelerinden indirdi ve onların kalblerine ru’b (korku, telaş) düşürdü... Bir fırkasını öldürüyordunuz, bir fırkasını da esir ediyordunuz.
وَأَوْرَثَكُمْ أَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ وَأَرْضاً لَّمْ تَطَؤُوهَا وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيراً
27-) Ve evreseküm Ardahüm ve diyarehüm ve emvalehüm ve Ardan lem tetauha* ve kânAllahu alâ külli şey'in Kadiyra;
Onların Arz’larına, yurdlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız bir Arz’a (?) sizi mirasçı kıldı... Allah herşeye Kadiyr’dir.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ إِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ وَأُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحاً جَمِيلا
28-) Ya eyyühen Nebîyyü kul li ezvacike in küntünne türidnel hayated dünya ve ziyneteha fetealeyne ümettı'künne ve üserrıhkünne serahan cemiyla;
Ey O Nebî (HatemünNebî) !... Eşlerine de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun ziynetini diliyorsanız, gelin sizi metalandırayım (ni’metlendireyim, bağışta bulunup faydalandırayım; mut’a-boşanma bedeli vereyim) ve sizi güzel bir salıverişle (kolay, zulmetmeden) salıveriyim”.
وَإِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنكُنَّ أَجْراً عَظِيماً
29-) Ve in küntünne türidnAllahe ve RasûleHU veddarel’ ahırete feinnAllahe eadde lilmuhsinati minkünne ecren azıyma;
“Yok eğer Allah’ı, O’nun Rasûlü’nü ve Ahiret yurdunu diliyorsanız, muhakkak ki Allah sizden muhsinat (muhsin kadınlar) için ecr-i aziym hazırlamıştır”.
يَا نِسَاء النَّبِيِّ مَن يَأْتِ مِنكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِ وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيراً
30-) Ya nisaen Nebîyyi men ye'ti minkünne Bi fahışetin mübeyyinetin yudaaf lehel azâbü dı'feyn* ve kâne zâlike alellahi yesiyra;
Ey O Nebî’nin kadınları!... Sizden kim apaçık bir (Bi-) fahişe’ye ityan ederse (apaçık bir hayasızlık yaparsa), onun için azab (ceza) iki kat katlanır... Bu, Allah üzerine pek kolaydır.
وَمَن يَقْنُتْ مِنكُنَّ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ وَتَعْمَلْ صَالِحاً نُّؤْتِهَا أَجْرَهَا مَرَّتَيْنِ وَأَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقاً كَرِيماً
31-) Ve men yaknüt minkünne Lillahi ve RasûliHİ ve ta'mel salihan nü'tiha ecreha merreteyni ve a'tedna leha rizkan keriyma;
Sizden kim (hakikatı olan) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat eder (arınır) ve salih amel yaparsa, ona da ecrini iki kere veririz... Ve onun için keriym bir rızk hazırlamışızdır.
يَا نِسَاء النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَأَحَدٍ مِّنَ النِّسَاء إِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَّعْرُوفا
32-) Ya nisaen Nebîyyi lestünne keehadin minennisai inittekaytünne fela tahda'ne Bil kavli feyatmealleziy fiy kalbihi meradun ve kulne kavlen ma'rufa;
Ey O Nebî’nin kadınları!... Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz!.. Eğer takvalı iseniz (Bi-) sözü edalı-yumuşak söylemeyin... Bu yüzden kalbinde hastalık olan kimse tama’ eder (umutlanır)... Ma’ruf (Diynen güzel) bir söz söyleyin.
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً
33-) Ve karne fiy buyutikünne ve la teberrecne teberrucel cahiliyyetil’ula ve ekımnes Salate ve atiynez Zekate ve etı'nAllahe ve RasûleHU, innema yürıydullahu liyüzhibe ankümürricse EhlelBeyti ve yütahhireküm tathiyra;
Evlerinizde oturun... İlk cahiliyye teberrücü (güzel yerlerini ve zinetlerini açıp teşhir etmek, böylece gezip dolaşmak) gibi teşhir ederek yürümeyin... Namaz’ı ikame edin, zekatı verin, Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin!... (Ey) Ehl-i Beyt, Allah sizden yalnızca ricsi (kiri, maddi şeylere bağlılığınızı, bedensel şeyler ile kayıtlanmanızı) gidermek ve sizi tertemiz-pampak yapmak diler!.
وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ لَطِيفاً خَبِيراً
34-) Vezkürne ma yütla fiy buyutikünne min ayatillahi vel hıkmeti, innAllahe kâne Latıyfen Habiyra;
Evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve Hikmet’ten tilavet edilenleri zikredin (anın)... Muhakkak ki Allah Latiyf’dir, Habiyr’dir.
إِنَّ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّائِمِينَ وَالصَّائِمَاتِ وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيراً وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْراً عَظِيماً
35-) İnnel müslimiyne vel müslimati vel mu’miniyne vel mu'minati vel kanitiyne vel kanitati ves sadikıyne ves sadikati ves sabiriyne ves sabirati vel haşiıyne vel haşiati vel mütesaddikıyne vel mütesaddikati ves saimiyne ves saimati vel hafizıyne fürucehüm vel hafizati vez zakirinAllahe kesiyren vez zakirati eaddAllahu lehüm mağfireten ve ecren azıyma;
Muhakkak ki müslim erkekler ve müslim kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, itaat (a devam) eden erkekler ve itaat eden kadınlar, sadık (sözünü yerine getiren) erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, huşu’ eden (kalbinin katılığı gitmiş, ilahi tecellileri kabule yumuşamış) erkekler ve huşu’ eden kadınlar, tasaddukda bulunan (sadaka-zekat veren) erkekler ve tasaddukda bulunan kadınlar, oruç tutan (Hakk’ın gayrından imsak eden, vaki olanları rıza ile karşılayan) erkekler ve oruç tutan kadınlar, ferclerini (şehvet vasıtalarını) muhafaza eden erkekler ve muhafaza eden kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya, işte Allah onlar için bir Mağfiret (birimselliğini ifna) ve Azıym bir Ecir (ilahi sıfatlarla tahakkuk) hazırlamıştır.
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُّبِيناً
36-) Ve ma kâne li mu’minin ve la mu'minetin iza kadAllahu ve RasûluHU emren en yekûne lehümül hıyeretü min emrihim* ve men ya'sıllahe ve RasûleHU fekad dalle dalalen mübiyna;
Allah ve O’nun Rasûlü bir işi hükmettiklerinde, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadının, o işlerinde kendileri için tercih-seçim hakkı yoktur... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne isyan ederse, gerçekten apaçık bir dalaletle sapmıştır (yakınlıktan tard edilmiştir).
وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِي أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللَّهَ وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَاهُ فَلَمَّا قَضَى زَيْدٌ مِّنْهَا وَطَراً زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِي أَزْوَاجِ أَدْعِيَائِهِمْ إِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَراً وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولا
37-) Ve iz tekulü lilleziy en'amAllahu aleyhi ve en'amte aleyhi emsik aleyke zevceke vettekıllahe ve tuhfi fiy nefsike mAllahu mübdiyhi ve tahşen Nas* vAllahu ehakku en tahşaHU, felemma kada Zeydün minha vetaren zevvecnakeha likey la yekûne alel mu’miniyne harecün fiy ezvaci ed'ıyaihim iza kadav minhünne vetara* ve kâne emrullahi mef'ula;
Hani sen Allah’ın üzerine in’am’da bulunduğu ve senin de kendisine in’am’da bulunduğun kimseye (Hz.Rasûlullah’ın evladlığı Zeyd b. Harise): “Eşini kendinde imsak et (yanında-nikahında tut) ve Allah’dan ittika et” diyordun ve (fakat) Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi nefsinde gizliyordun ve insanlardan haşyet ediyordun... (Oysaki) Allah, kendisinden haşyet etmene daha hakkdır... Zeyd ondan (o kadından) vetarını (emel-arzusunu) bitirince (ilişiğini kesince), onu sana eş yaptık/seninle evlendirdik ki, evladlıklarının eşlerinde, (evladlıkları) onlarla ilişkiyi bitirdiklerinde, mü’minler üzerine (onlarla evlenmek hususunda) bir cünah (günah, zorluk) olmasın... Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
مَّا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ فِيمَا فَرَضَ اللَّهُ لَهُ سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ قَدَراً مَّقْدُوراً
38-) Ma kâne alenNebîyyi min harecin fiyma feradAllahu leh* sünnetallahi fiylleziyne halev min kabl* ve kâne emrullahi kaderen makdura;
Allah’ın kendisine farz kıldığı şeylerde O Nebî’ye (HatemünNebî’ye) zorluk/günah yoktur... Bu, önceden geçmiş (Nebî) ler içinde de Sünnetullah’dır... Allah’ın emri planlanmış (yerine gelmesi kesin) bir kaderdir.
الَّذِينَ يُبَلِّغُونَ رِسَالَاتِ اللَّهِ وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ أَحَداً إِلَّا اللَّهَ وَكَفَى بِاللَّهِ حَسِيباً
39-) elleziyne yübelliğune risalatillahi ve yahşevneHU ve la yahşevne ehaden illAllah* ve kefa Billahi Hasiyba;
Onlar (o Nebîler) ki, Allah’ın risaletlerini (ilahi hükümleri) tebliğ ederler, O’ndan haşyet ederler ve Allah’dan başka hiçbir kimseden haşyet etmezler... Hasiyb olarak Allah kafidir!.
مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً
40-) Ma kâne Muhammedün eba ehadin min ricaliküm ve lâkin Rasûlellahi ve Hatemen Nebîyyiyn* ve kânAllahu Bi külli şey'in Aliyma;
Muhammed, sizin ricalinizden (erkeklerinizden) birinin babası değildir!... Fakat Rasûlullah ve HatemünNebîyiyn’dir... Allah, herşeyi (B sırrınca) Aliym’dir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْراً كَثِيراً
41-) Ya eyyühelleziyne amenüzkürullahe zikran kesiyra;
Ey iman edenler!.. Allah’ı çok zikredin!.
وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلا
42-) Ve sebbihuHU bükraten ve asıyla;
Sabah-akşam (devamlı) O’nu tesbih edin (vücudunuz yok?) !.
هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيماً
43-) HUvelleziy yusalliy aleyküm ve melaiketüHU li yuhriceküm minez zulümati ilenNur* ve kâne Bil mu’miniyne Rahıyma;
O’dur ki, sizi (tabiat, nefs) zulumatlardan Nur’a çıkarmak için size salat (rahmet; tecelli) eder, ve O’nun melekleri de (salat ederler)... Mü’minlere (B sırrıyla, mü’minler olarak-mü’minlerden) Rahıym’dir.
تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌ وَأَعَدَّ لَهُمْ أَجْراً كَرِيماً
44-) Tahıyyetühüm yevme yelkavneHU Selâm* ve eadde lehüm ecran keriyma;
O’na kavuşacakları (ölüm, zati tecelli) gün, onlara tahiyye’si (hayat-esenlik dileği) “Selam”dır... Onlar için keriym (şerefli, bitmez) bir ecir hazırlamıştır.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذِيراً
45-) Ya eyyühenNebîyyü inna erselnake şahiden ve mübeşşiren ve neziyra;
Ey O Nebî!... Muhakkak ki biz seni bir şahid, bir mübeşşir (müjdeci) ve bir neziyr (uyarıcı) olarak irsal ettik.
وَدَاعِياً إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجاً مُّنِيراً
46-) Ve daıyen ilellahi Bi izniHİ ve siracen müniyra;
Allah’a, Bi-iznihi (O’nun izniyle) çağıran ve sırac-ı muniyr (nur saçan bir kandil) olarak (irsal ettik).
وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُم مِّنَ اللَّهِ فَضْلاً كَبِيراً
47-) Ve beşşiril mu’miniyne Bi enne lehüm minAllahi fadlen kebiyra;
Mü’minlere, muhakkak ki onlar için Allah’dan büyük bir fazl (lutuf-ihsan) olduğunu (B sırrınca) müjdele.
وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ وَدَعْ أَذَاهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلا
48-) Ve la tutııl kafiriyne vel münafikıyne ve da' ezâhüm ve tevekkel alellah* ve kefa Billahi Vekiyla;
Kafirlere de münafıklara da itaat etme!... Onların ezalarına (eziyyetlerine) aldırma!.. Allah’a tevekkül et!... Vekiyl (herşeyi dilediğince yapan) olarak Allah (B sırrınca) kafidir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحاً جَمِيلا
49-) Ya eyyühelleziyne amenu iza nekahtümül mu'minati sümme tallaktümuhünne min kabli en temessuhünne fema leküm aleyhinne min ıddetin ta'tedduneha* femettiuhünne ve serrihuhünne serahan cemiyla;
Ey iman edenler!... Mü’min kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan önce onları boşarsanız, sizin için onlar aleryhine, sizin sayacağınız (belirleyeceğiniz) bir iddet (yeniden evlenmelerine mani bir süreç) hakkınız yoktur... Derhal mut’alarını verin (onları faydalandırın, mehirleri belirlenmediği durumda dahi yararlanacakları bir mal-para verin) ve kendilerinigüzel bir salıverişle (kolay, zulmetmeden) salıverin.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَاجَكَ اللَّاتِي آتَيْتَ أُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ اللَّاتِي هَاجَرْنَ مَعَكَ وَامْرَأَةً مُّؤْمِنَةً إِن وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ إِنْ أَرَادَ النَّبِيُّ أَن يَسْتَنكِحَهَا خَالِصَةً لَّكَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ فِي أَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
50-) Ya eyyühen Nebîyyü inna ahlelna leke ezvacekellatiy ateyte ücurehünne ve ma meleket yemiynüke mimma efaAllahu aleyke ve benati ammike ve benati ammatike ve benati halike ve benati halatikellatiy hacerne meake, vemraten mu'mineten in vehebet nefseha linNebîyyi in eraden Nebîyyü en yestenkihaha* halisaten leke min dunil mu’miniyn* kad alimna ma feradna aleyhim fiy ezvacihim ve ma meleket eymanühüm likeyla yekûne aleyke harec* ve kânAllahu Ğafuran Rahıyma;
Ey O Nebî!... Muhakkak ki biz sana ecirlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden sağ elinin malik olduğu (cariyeleri) nu ve seninle beraber hicret eden: amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını; ve bir de eğer nefsini (kendini) O Nebî’e hibe etmiş, O Nebî de onu nikahlamayı (onunla evlenmeyi) dilemiş ise mü’min bir kadını, diğer mü’minler’den başka sana halis olmak üzere (sırf sana) helal kıldık... Onlara (mü’minlere) eşleri ve sağ ellerinin malik oldukları (cariyeleri) hakkında neyi farz ettiğimizi mutlaka biliyoruz... Senin üzerine bir cünah (günah, zorluk) olmasın diye (bu hükümleri açıkladık)... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
تُرْجِي مَن تَشَاء مِنْهُنَّ وَتُؤْوِي إِلَيْكَ مَن تَشَاء وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَ ذَلِكَ أَدْنَى أَن تَقَرَّ أَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَا آتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيماً حَلِيماً
51-) Türciy men teşaü minhünne ve tü'viy ileyke men teşa'* ve menibteğayte mimmen azelte fela cünaha aleyk* zâlike edna en tekarre a'yünühünne ve la yahzenne ve yerdayne Bima ateytehünne küllühünn* vAllahu ya'lemu ma fiy kulubiküm* ve kânAllahu Aliymen Haliyma;
Onlardan dilediğini (n sırasını) geriye bırakırsın, dilediğini de yanına alırsın... Uzlet ettiğin (uzaklaştığın-sırasını geri bıraktığın hanımlardan) kimi (tekrar yanına almak) istersen, sana bir cünah (günah, zorluk) yoktur...Bu, onların gözlerinin aydın olmasına, mahzun olmamalarına ve kendilerine verdiğin ile (B sırrınca) hepsinin razı olmalarına en uygundur... Allah kalblerinizde olanı bilir... Allah Aliym’dir, Haliym’dir.
لَا يَحِلُّ لَكَ النِّسَاء مِن بَعْدُ وَلَا أَن تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ أَزْوَاجٍ وَلَوْ أَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ إِلَّا مَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ رَّقِيباً
52-) La yehıllü leken nisaü min ba'dü ve la en tebeddele Bihinne min ezvacin velev a'cebeke husnühünne illâ ma meleket yemiynük* ve kânAllahu alâ külli şey'in Rakıyba;
Bundan sonra (başka) kadınlar sana helal olmaz... Güzellikleri hoşuna gitse bile (B sırrınca) bunları (başka) eşlerle değiştirmek (de sana helal olmaz)... Sağ elinin malik olduğu (cariyeler) hariç... Allah herşey üzerine Rakıyb’dir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلَّا أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنكُمْ وَاللَّهُ لَا يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعاً فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاء حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا أَن تَنكِحُوا أَزْوَاجَهُ مِن بَعْدِهِ أَبَداً إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِندَ اللَّهِ عَظِيماً
53-) Ya eyyühelleziyne amenu la tedhulu buyuten Nebîyyi illâ en yü'zene leküm ila taamin ğayre nazıriyne inahü, ve lâkin iza duıytüm fedhulu feiza taımtüm fenteşiru ve la müste'nisiyne li hadiys* inne zâliküm kâne yü'zin Nebîyye feyestahyiy minküm vAllahu la yestahyiy minel Hakk* ve iza seeltümuhünne metaan fes'eluhünne min verai hıcab* zâliküm atheru likulubiküm ve kulubihinn* ve ma kâne leküm en tü'zû RasûllAllahi ve la en tenkihu ezvacehu min ba'dihi ebeda* inne zâliküm kâne ındAllahi azıyma;
Ey iman edenler!... O Nebî’nin evlerine, sizin için bir yemeğe izin verilmeniz müstesna, girmeyin... (Bu da) onun (yemeğin pişme) vaktini beklemeksizin-gözlemeksizin (olsun)... Fakat da’vet olunduğunuzda girin... Yemek yediğinizde (de hemen) dağılın... Söze müste’nis olmaksızın (ev halkı veya birbirinizle lakırdıya dalmak için olmaksızın)... Muhakkak ki bu, O Nebî’e eziyet veriyor, fakat O sizden haya ediyor... Allah, Hakk’dan haya etmez (Hakk’ı açığa vurmaktan çekinmez)... Onlardan (O Nebî’nin eşlerinden) bir meta’ (alet, ihtiyaç) istediğiniz vakit, onlardan hicab arkasından isteyin... İşte bu, sizin kalbleriniz için de onların kalbleri için de daha temizdir... Sizin Rasûlullah’a eziyet vermeniz de, O’ndan sonra O’nun eşlerini nikahlamanız da ebediyyen olacak bir şey değildir... Muhakkak ki bu, Allah indinde Azıym (bir iş) dir (kebair günah).
إِن تُبْدُوا شَيْئاً أَوْ تُخْفُوهُ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً
54-) İn tübdu şey'en ev tuhfuhü feinnAllahe kâne Bi külli şey'in Aliyma;
Bir şeyi açığa vurur yahut onu gizlerseniz, muhakkak ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.
لَّا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فِي آبَائِهِنَّ وَلَا أَبْنَائِهِنَّ وَلَا إِخْوَانِهِنَّ وَلَا أَبْنَاء إِخْوَانِهِنَّ وَلَا أَبْنَاء أَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ وَاتَّقِينَ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيداً
55-) La cünaha aleyhinne fiy abaihinne ve la ebnaihinne ve la ıhvanihinne ve la ebnai ıhvanihinne ve la ebnai ehavatihinne ve la nisaihinne ve la ma meleket eymanühünn* vettekıynAllah* innAllahe kâne alâ külli şey'in Şehiyda;
Onlar (Nebî’nin eşleri) üzerine, babaları, oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (imandaş hemcinsleri) ve sağ ellerinin malik oldukları (köleleri) hakkında (onlara hicabsız görünme hususunda) bir cünah (günah, zorluk) yoktur... Allah’dan ittika edin (Ey O Nebî’nin kadınları!)... Muhakkak ki Allah herşey üzerine Şehiyd (şahid) dir.
إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيماً
56-) İnnAllahe ve MelaiketeHU yusallune alen Nebîyy* ya eyyühelleziyne amenu sallu aleyhi ve sellimu tesliyma;
Muhakkak ki Allah ve O’nun melekleri, O Nebî’ye salat eder... Ey iman edenler, siz de O’na salat edin ve teslimiyet ile selam verin (namazınız salevattır?).
إِنَّ الَّذِينَ يُؤْذُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً مُّهِيناً
57-) İnnelleziyne yü'zunAllahe ve RasûleHU leanehümullahu fiyd dünya vel ahireti ve eadde lehüm azâben mühiyna;
Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne eziyet edenlere (arınıp tanımayanlara, uzak kalanlara) gelince, Allah onlara dünyada ve ahirette la’net etmiş ve onlar için hor-hakir edici bir azab hazırlamıştır.
وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِيناً
58-) Velleziyne yü'zunel mu’miniyne vel mu'minati Bi ğayri mektesebu fekadıhtemelu bühtanen ve ismen mübiyna;
Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara (Bi-) yapmadıkları şeyler ile eziyet edenlere gelince, onlar gereçekten bir bühtan (iftira) ve (içlerinde gizleseler de) apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
59-) Ya eyyühen Nebîyyü kul liezvacike ve benatike ve nisail mu’miniyne yüdniyne aleyhinne min celabiybihinn* zâlike edna en yu'refne fela yü'zeyn* ve kânAllahu Ğafuran Rahıyma;
Ey O Nebî!... Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına de ki: Cilbab (üstlük, dış elbise, ferace) larını üzerlerine alsınlar/salsınlar... Bu, onların tanınmalarına, bu yüzden eziyet görmemelerine en uygundur... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
لَئِن لَّمْ يَنتَهِ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِي الْمَدِينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ فِيهَا إِلَّا قَلِيلا
60-) Lein lem yentehil münafikune velleziyne fiy kulubihim meradun vel murcifune fiyl Mediyneti lenuğriyenneke Bihim sümme la yücaviruneke fiyha illâ kaliyla;
Andolsun ki münafıklar, kalblerinde hastalık olanlar ve Medine (i Münevvere) deki murcifun (kara haberciler; kötü-yalan haberler yayanlar; fitne arayanlar; dedikodu yayanlar) eğer vazgeçmezler ise, kesinlikle seni (B sırrınca) onlara (üzerlerine) salarız... Sonra orada sana az (bir süre) komşu kalırlar.
مَلْعُونِينَ أَيْنَمَا ثُقِفُوا أُخِذُوا وَقُتِّلُوا تَقْتِيلا
61-) Mel'uniyne, eyne ma sükıfu ühızu ve kuttilu taktiyla;
La’nete uğramışlar olarak... Nerede bulunup ele geçirilirlerse, tutulurlar ve öldürülür de öldürülürler.
سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلا
62-) SünnetAllahi filleziyne halev min kabl* ve len tecide lisünnetillahi tebdiyla;
Bu, önceden geçmişler içinde de Sünnetullah’dır... Sünnetullah için tebdil (bedel) asla bulamazsın (alternatifi, gayrı olmaktan münezzehtir).
يَسْأَلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ اللَّهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيباً
63-) Yes'elüken nasü anis saati, kul innema ılmuha indAllah* ve ma yüdriyke lealles saate tekûnü kariyba;
İnsanlar sana O Saat’tan (kıyamet?) sorarlar... De ki: “Onun ilmi ancak Allah indindedir”... Sana (dirayeten) bildiren nedir, belki O Saat yakın (kariyb) olur.
إِنَّ اللَّهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيراً
64-) İnnAllahe leanel kafiriyne ve eadde lehüm seıyra;
Muhakkak ki Allah, kafirlere la’net (tard) etmiş ve onlara Saıyr (alevli ateş)’i hazırlamıştır.
خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً لَّا يَجِدُونَ وَلِيّاً وَلَا نَصِيراً
65-) Halidiyne fiyha ebeda* la yecidune Veliyyen ve la Nesıyra;
Orada ebediyyen kalıcılardır... (Orada) bir Veliy ve bir Nasıyr (yardımcı) da bulamazlar.
يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا أَطَعْنَا اللَّهَ وَأَطَعْنَا الرَّسُولَا
66-) Yevme tükallebu vucuhühüm fiyn nari yekulune ya leytena eta'nAllahe ve eta'ner Rasûla;
Vechlerinin o Nar’da kalbolunacağı (evirilip çevirileceği, değiştirileceği) o gün: “Vay bize!... Keşke Allah’a itaat etseydik, keşke erRasûl’e (O Rasûle, Rasûlullah’a) itaat etseydik” derler.
وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا
67-) Ve kalu Rabbena inna eta'na sadetena ve küberaena feedallunes sebiyla;
Ve dediler ki: “Rabbimiz!... Muhakkak ki biz sadatlarımıza (seyyidlerimize, efendilerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik de bizi (Hakk) yoldan saptırdılar”.
رَبَّنَا آتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْناً كَبِيراً
68-) Rabbena atihim dı'feyni minel azâbi vel'anhüm la'nen kebiyra;
 “Rabbimiz, onlara azab’tan iki kat ver ve onlara büyük bir la’netle la’net et”.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ آذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِندَ اللَّهِ وَجِيهاً
69-) Ya eyyühelleziyne amenu la tekûnu kelleziyne azev Musa feberraehullahu mimma kalu* ve kâne ındAllahi veciyha;
Ey İman edenler!... Musa’ya eziyet verenler (zahirle perdelenip vahdet’ten gafil olanlar) gibi olmayın... Allah, O’nu (onların) dediklerinden temize çıkardı... Ve (O,) Allah indinde veciyh (yüz sahibi; vechini teslim etmiş) idi.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً
70-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe ve kulu kavlen sediyda;
Ey iman edenler!... Allah’dan ittika edin ve sediyd (hakk, doğru, sağlam) söz söyleyin.
يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً
71-) Yuslıh leküm a'maleküm ve yağfir leküm zünubeküm* ve men yutııllahe ve RasûleHU fekad faze fevzen azıyma;
 (Ki Allah da) sizin için amellerinizi ıslah etsin (sizi arındırsın) ve günahlarınızı mağfiret kılsın (örtsün)... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat ederse, gerçekten Azıym bir fevz (büyük bir kurtuluş) ile fevz-u necat bulmuştur.
إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولا
72-) İnna aradnel emanete ales Semavati vel ‘Ardı vel cibali feebeyne en yahmilneha ve eşfakne minha ve hamelehel İnsan* innehu kâne zalumen cehula;
Muhakkak ki biz O Emanet’i (İlahi Hüviyet), Semavat’a, Arz’a ve dağlara arzettik de Onu yüklenmekten imtina ettiler (istidatları yetmedi) ve Ondan işfak ettiler (korktular, sakındılar)... Onu İnsan (?) yüklendi... Muhakkak ki O (İnsan) çok zalim ve çok cahildir.
لِيُعَذِّبَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
73-) Li yuazzibAllahul münafikıne vel münafikati vel müşrikiyne vel müşrikati ve yetubAllahu alel mu’miniyne vel mu'minat* ve kânAllahu Ğafuran Rahıyma;
Allah, münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azablandırsın; ve Allah, mü’min erkeklerle mü’min kadınların tevbelerini (rücu’larını) gerçekleştirsin diye (İnsan O Emaneti yüklendi)... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal