Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  35.FÂTIR SÛRESİ    فاطر
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
الْحَمْدُ لِلَّهِ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَاعِلِ الْمَلَائِكَةِ رُسُلاً أُولِي أَجْنِحَةٍ مَّثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ يَزِيدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
1-) ElHamdu Lillahi Fatıris Semavati vel Ardı Caılil Melaiketi Rusülen ülıy ecnihatin mesna ve sülase ve ruba'* yeziydü fiyl halkı ma yeşa'* innAllahe alâ külli şey'in Kadiyr;
Hamd, Semavat’ın ve Arz’ın Fatırı (ilk icad edeni), melaikeyi ikişer, üçer, dörder cenah (kanat, yan) sahibi Rasûller kılan (tüm kemalatların sahibi, herşeyin orijinini elinde tutan) Allah’a aittir... Yaratılışta dilediğini (yani, cenahları) ziyade eder (buradaki adedle sınırlı değil)... Muhakkak ki Allah herşeye Kadiyr’dir.
مَا يَفْتَحِ اللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِن بَعْدِهِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
2-) Ma yeftehıllahu linNasi min rahmetin fela mümsike leha* ve ma yümsik fela mursile lehu min ba'diHİ, ve HUvel Aziyzül Hakiym;
Allah, insanlara bir rahmet (sıfat) fethederse, onu tutacak (engelleyecek) yoktur... Tuttuğunu da O’ndan sonra irsal edecek (salacak) yoktur... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
3-) Ya eyyühen Nasüzküru nı'metAllahi aleyküm* hel min halikın ğayrullahi yerzükuküm mines Semai vel Ard* la ilahe illâ HU* feenna tü'fekûn;
Ey insanlar!... Üzerinizdeki Allah ni’metini (o bilinci) zikredin (?)... Allah’dan gayrı, Sema’dan ve Arz’dan sizi rızıklandıran bir Halık (yaratıcı) var mı?... O’ndan başka ilah (vücud, yaratıcı) yoktur!.. Nasıl (Hak’dan) çevriliyorsunuz (vehim?) ?.
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الأمُور
4-) Ve in yükezzibuke fekad küzzibet Rusulün min kablik* ve ilellahi turceul ümur;
Eğer seni tekzib ediyorlar ise, senden önceki Rasûller de gerçekten tekzib edilmiştir... İşler Allah’a rücu’ ettirilir.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
5-) Ya eyyühenNasu inne va'dAllahi Hakkun fela teğurrennekümül hayatüd dünya ve la yeğurrenneküm Billahil ğarur;
Ey insanlar!... Muhakkak ki Allah’ın va’di hakk’dır... Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın... O çok aldatıcı da (Bi-) Allah’la sizi aldatmasın!.
إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوّاً إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ
6-) İnneş şeytane leküm adüvvün fettehızuhu adüvva* innema yed'u hızbehu li yekûnu min ashabis seıyr;
Muhakkak ki şeytan (vehim) sizin için bir düşman (alakoyucu, uzaklaştırıcı bir faktör) dır... Siz de onu düşman edinin... (Şeytan) kendi hizbini, Saiyr (alevli ateş)’in ashabı olsunlar diye ancak çağırır.
الَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
7-) Elleziyne keferu lehüm azâbün şediyd* velleziyne amenu ve amilus salihati lehüm mağfiretün ve ecrun kebiyr;
Kafir olanlar var ya, onlar için şediyd (Rahiym’in zıddı?) bir azab vardır... İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için bir mağfiret ve ecr-ün kebiyr (büyük ecir; ilahi sıfatlarla tahakkuk) vardır.
فَمَن زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ فَرَآهُ حَسَناً فَإِنَّ اللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي مَن يَشَاءُ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
8-) Efemen züyyine lehu suü amelihi fereahu hasena* feinnAllahe yudıllu men yeşau ve yehdiy men yeşa’* fela tezheb nefsüke aleyhim haserat* innAllahe Aliymun Bima yasneun;
Amelinin kötülüğü kendisine süslendirilmiş de onu iyi-güzel gören kimse (bu ameli olduğu gibi ve sonuçlarıyla birlikte gören kimse gibi) mi?... Muhakkak ki Allah, dilediğini saptırır ve dilediğine hidayet verir... O halde nefsin onlar üzerine hasretliklere gitmesin (onların durumundan dolayı üzüntülere dalma)... Muhakkak ki Allah onların yapıp ürettiklerini (B sırrınca) Aliym’dir.
وَاللَّهُ الَّذِي أَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَاباً فَسُقْنَاهُ إِلَى بَلَدٍ مَّيِّتٍ فَأَحْيَيْنَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا كَذَلِكَ النُّشُورُ
9-) VAllahulleziy erseler riyaha fetüsiyru sehaben fesuknahu ila beledin meyyitin feahyeyna Bihil Arda ba'de mevtiha* kezâliken nüşur;
Allah Odur ki, rüzgarları irsal etti de (o rüzgarlar) bulutları sürüyor/kaldırıyor (yükseltiyor?)... Sonra onu ölü bir beldeye sevk ettik de onunla (B sırrınca) o Arz’ı ölümünden sonra dirilttik... Nüşur (kabir’den kalkıp dikiliş; uyanış; aslına dönüş) böylecedir.
مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعاً إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُوْلَئِكَ هُوَ يَبُورُ
10-) Men kâne yüriydül ızzete feLillahil ızzetü cemiy’a* ileyHİ yas'adül kelimüt tayyibü vel amelüs salihu yerfeuh* velleziyne yemkürunes seyyiati lehüm azâbün şediyd* ve mekru ülaike huve yebur;
Kim izzet irade ediyor ise, (öncelikle bilsin ki) izzet bütünüyle Allah’ındır (birimsellikte izzet olmaz, birimsellik zillettir)... Tayyib (güzel, temiz) kelimeler O’na suud (uruc) eder... Salih amel (hakikatına imanın gereği, sünnetullaha uygun olan ameller) onu (o temiz kelimeyi) ref’eder (yükseltir)... Kötülükleri mekr (tuzak) yapanlara gelince, onlar için şiddetli bir azab vardır... Bunların mekri boşa çıkar.
وَاللَّهُ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ أَزْوَاجاً وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَمَا يُعَمَّرُ مِن مُّعَمَّرٍ وَلَا يُنقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
11-) VAllahu halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme cealeküm ezvaca* ve ma tahmilu min ünsa ve la tedau illâ Bi ılmiHİ, ve ma yuammeru min müammerin ve la yünkasu min umurihi illâ fiy Kitab* inne zâlike alellahi yesiyr;
Allah sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı; sonra sizi eşler/çiftler kıldı... O’nun ilmi dışında hiçbir dişi (nefs) ne hamile kalır ve ne de doğurur... Bir muammer (ömür süren) in ömürlenmesi de onun ömründen noksanlaştırılması da illa bir kitab’ta (onun levh-i mahfuzu’nda yazılı) dır... Muhakkak ki bu Allah üzerine çok kolaydır.
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَائِغٌ شَرَابُهُ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَمِن كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْماً طَرِيّاً وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
12-) Ve ma yestevil bahran* hazâ azbün furatün saiğun şerabühu ve hazâ milhun ücac*ve min küllin te'külune lahmen tariyyen ve testahricune hılyeten telbesuneha* ve teral fülke fiyhi mevahıre litebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun;
İki deniz bir/eşit olmaz!.. Bu tatlı mı tatlı, susuzluğu giderir, içimi hoş ve kolaydır... Bu ise tuzludur, acıdır... Herbirinden taze et yersiniz ve giyeceğiniz bir süs çıkarırsınız... O’nun fazlından taleb etmeniz ve şükretmeniz için, gemileri onda (denizde) yara yara gidenler görürsün.
يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُّسَمًّى ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ وَالَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِهِ مَا يَمْلِكُونَ مِن قِطْمِيرٍ
13-) Yulicül leyle fiyn nehari ve yulicün nehare fiyl leyli ve sahhareş Şemse vel Kamere küllün yecriy li ecelin müsemma* zlikümullahu Rabbüküm leHUl Mülk* velleziyne ted'une min duniHİ ma yemlikune min kıtmiyr;
Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar... Güneş’i ve Ay’ı tashir etmiştir (boyun eğdirmiştir) ?... Herbiri müsemma (belirlenmiş, isimlenmiş) bir ecele akıp gider... İşte budur Allah, Rabbiniz!.. O’nundur mülk!... O’ndan başka çağırdıklarınız (isimlendirdikleriniz, var zannettikleriniz) bir hurma çekirdeğinin zarına bile malik değildirler.
إِن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ
14-) İn ted'uhüm la yesmeu duaeküm* velev semiu mestecabu leküm* ve yevmel kıyameti yekfürune Bi şirkiküm* ve la yünebbiuke mislü Habiyr;
Eğer onları çağırsanız, sizin çağrınızı işitmezler... Velev ki işitseler, size cevap veremezler... (Üstelik) kıyamet günü, sizin (Bi-) şirkinizi küfr (inkar) ederler... Habiyr’in (haberdar olanın) misli (kimse) sana haber veremez.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنتُمُ الْفُقَرَاء إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
15-) Ya eyyühen Nasu entümül fukarau ilellah* vAllahu HUvel Ğaniyyül Hamiyd;
Ey insanlar!.. Siz Allah’a (mutlak muhtac; O’nsuz bir varlığı sözkonusu olmayan) fakirlersiniz!... Allah ise Ğaniyy’dir, Hamiyd’dir (kemalini izhardadır?).
إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ
16-) İn yeşe' yüzhibküm ve ye'ti Bi halkın cediyd;
Eğer dilerse (me’şiyyeti ile) sizi giderir ve (B sırrınca) halk-ı cediyd (yepyeni, orijinal bir yapı) olarak gelir/yeni bir halk getirir.
وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ
17-) Ve ma zâlike alellahi Bi aziyz;
Bu, Allah’a (Bi-) aziyz (zor, meşakkatli) değildir.
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَإِن تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى إِنَّمَا تُنذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَمَن تَزَكَّى فَإِنَّمَا يَتَزَكَّى لِنَفْسِهِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
18-) Ve la teziru vaziretun vizre uhra* ve in ted'u müskaletün ila hımliha la yuhmel minhü şey'ün velev kâne zâ kurba* innema tünzirulleziyne yahşevne Rabbehüm Bil ğaybi ve ekamus Salate, ve men tezekka feinnema yetezekka li nefsih* ve ilellahil mesır;
Hiçbir vazire (yük taşıyan, günahkar, nefs) bir başkasının yükünü/günahını yüklenmez... Eğer bir müskale (yükü ağır biri), onu (yükünü) taşımaya çağırsa bile, ondan bir şey yüklenilip taşınılmaz... Akraba dahi olsa... Sen ancak Bil-gayb (gaybleri olarak) Rablerinden haşyet duyan ve namazı ikame edenleri uyarırsın... Kim arınıp temizlenirse ancak kendi nefsi için temizlenmiştir... Dönüş Allah’adır.
وَمَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ
19-) Ve ma yesteviyl a'ma vel basıyr;
A’ma (kör) ile basıyr (basiretiyle gören) bir olmaz.
وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُ
20-) Ve lez zulümatü ve len nur;
Karanlıklar ile Nur da (bir olmaz).
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُ
21-) Ve lezzıllu ve lel harur;
Zıll (gölge) ile harur (sıcak, sıcaklık) da (bir olmaz).
وَمَا يَسْتَوِي الْأَحْيَاء وَلَا الْأَمْوَاتُ إِنَّ اللَّهَ يُسْمِعُ مَن يَشَاءُ وَمَا أَنتَ بِمُسْمِعٍ مَّن فِي الْقُبُورِ
22-) Ve ma y esteviyl ahyau ve lel emvat* innAllahe yüsmiu men yeşa'* ve ma ente Bi müsmiın men fiyl kubur;
Diriler ile ölüler de bir olmaz... Muhakkak ki Allah dilediğine işittirir... Sen kabirlerin içindeki kimselere (Bi-) işittirici değilsin.
إِنْ أَنتَ إِلَّا نَذِيرٌ
23-) İn ente illâ neziyr;
Sen ancak bir neziyr (uyarıcı) sın.
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيراً وَنَذِيراً وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ
24-) İnna erselnake Bil Hakkı beşiyran ve neziyra* ve in min ümmetin illâ halâ fiyha neziyr;
Muhakkak ki biz seni Bil-Hakk (Hakk olarak) ancak beşiyr (bir müjdeci) ve neziyr (bir uyarıcı) olarak irsal ettik... Hiçbir ümmet yoktur ki onun (o ümmetin) içinde bir neziyr (uyarıcı) gelip geçmiş olmasın.
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ جَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُنِيرِ
25-) Ve in yükezzibuke fekad kezzebelleziyne min kablihim* caethüm Rusulühüm Bil beyyinati ve Bizzuburi ve Bil Kitabil müniyr;
Eğer seni tekzib ediyorlar ise, gerçekten onlardan öncekiler de tekzib etmişti... Rasûlleri onlara (Bi-) beyyineler (apaçık deliller, sıfatlar), (Bi-) zübur (zeburlar, yazılı kutsal sayfalar) ve (Bi-) Kitab-ı Müniyr (nurlandırıcı kitab; vahiy) ile gelmişti.
ثُمَّ أَخَذْتُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
26-) Sümme ehaztülleziyne keferu fekeyfe kâne nekiyr;
Sonra o kafir olanları yakaladım... Benim Nekiyr’im (beni inkar, redd, tanımama; ve onun sonucu cezam) nasıl oldu?.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ ثَمَرَاتٍ مُّخْتَلِفاً أَلْوَانُهَا وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَانُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ
27-) Elem tera ennAllahe enzele mines Semai maen, feahrecna Bihi semeratin muhtelifen elvanüha* ve minel cibali cüdedün biydun ve humrun muhtelifün elvanüha ve ğarabiybü sud;
Görmedin mi ki Allah Sema’dan bir su (ilim) inzal etti... Onunla renkleri muhtelif meyvalar (ahlak, ma’rifet B sırrınca) çıkardık... Dağlardan da beyaz, renkleri muhtelif kırmızı ve simsiyah cüdde’ler (renkleri farklı olan yollar var).
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ
28-) Ve minenNasi veddevabbi vel’ en'ami muhtelifün elvanühu kezâlik* innema yahşAllahe min ıbadiHİl ulema'* innAllahe Aziyzün Ğafur;
İnsanlardan, daabbelerden (hayvanlardan) ve en’am (kurban edilebilir hayvanlar)’dan da böylece renkleri muhtelif olanlar var... Allah’dan, kulları (için) den ancak alimler (‘Allah’ ismiyle işaret olunanı, Azamet-i İlahiyye’yi bilenler) haşyet duyar... Muhakakkak ki Allah Aziyz’dir, Ğafur’dur.
إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرّاً وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَّن تَبُورَ
29-) İnnelleziyne yetlune KitabAllahi ve ekamus Salete ve enfeku mimma razaknahüm sirran va alaniyeten yercune ticaraten len tebur;
Muhakkak ki Allah’ın Kitabı’nı tilavet edenler, namazı ikame edenler ve kendilerini rızıklandırdığımız şeyden gizli-aleni olarak infak edenler, asla helak olmayacak bir ticaret umabilirler.
لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ
30-) Li yüveffiyehüm ücurehüm ve yeziydehüm min fadliHİ, inneHU Ğafurun Şekûr;
Onlara ecirlerini tam versin ve fazlından da onlara artırsın diye... Muhakkak ki O, Ğafur’dur, Şekur’dur.
وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ إِنَّ اللَّهَ بِعِبَادِهِ لَخَبِيرٌ بَصِيرٌ
31-) Velleziy evhayna ileyke minel Kitabi huvel hakku musaddikan lima beyne yedeyh* innAllahe Bi ıbadiHİ le Habiyrun Basıyr;
Kitab’tan sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini tasdikleyici olarak hakk’ın ta kendisidir (hakikata bedel yoktur)... Muhakkak ki Allah kullarını (B sırrınca kullarının vücudu olarak) Habiyr’dir, Basıyr’dir.
ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ وَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِإِذْنِ اللَّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبِيرُ
32-) Sümme evresnel Kitabelleziynastafeyna min ıbadiNA* feminhüm zalimün linefsih* ve minhüm muktesıd*ve minhüm sabikun Bil hayrati Bi iznillah* zâlike huvel fadlül kebiyr;
Sonra kullarımızdan ıstıfa ettik (süzüp seçtik) lerimizi Kitab’a varis kıldık... Onlardan kimi nefsine zulmedicidir... Onlardan kimi muktesıd (mu’tedil, orta yolu tutan) dır... Onlardan kimi de Bi-iznillah (Allah’ın izni olarak) hayrat’lar (faziletler, hayırlar, tecelliler) ile (B sırrınca) öne geçendir... İşte bu fazl-u kebiyr (büyük lutuf, üstünlük)’dir!.
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤاً وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ
33-) Cennatu Adnin yedhuluneha yuhallevne fiyha min esavira min zehebin ve lü'lüa* ve libasühüm fiyha hariyr;
 (Fazl-u Kebiyr) Adn (ilahi sıfatlarla yaşam) Cennetleri ki, oraya girerler... Orada altından bilezikler ve inci ile süslenirler... Orada onların elbiseleri ipek’tir.
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ
34-) Ve kalül Hamdu Lillahilleziy ezhebe annelhazen* inne Rabbena le Ğafurun Şekur;
 (Adn Cennetlerine girenler) dediler ki: “Hamd, hazanı (üzülmeyi) bizden gideren (tüm kuvvelerin sahibi) Allah’a aittir... Muhakkak ki Rabbimiz, Ğafur’dur, Şekur’dur”.
الَّذِي أَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِن فَضْلِهِ لَا يَمَسُّنَا فِيهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا فِيهَا لُغُوبٌ
35-) Elleziy ehallena darel mukameti min fadliHİ, la yemessüna fiyha nesabün ve la yemessüna fiyha lüğub;
O (Rabbimiz) ki, bizi fazlından Dar’ül-Mukame’ye (kalınacak yurda; Hakkani vücuda) yerleştirdi… Orada ne bir yorgunluk dokunur bize, ne de bir usanç.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقْضَى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُم مِّنْ عَذَابِهَا كَذَلِكَ نَجْزِي كُلَّ كَفُورٍ
36-) Velleziyne keferu lehüm naru cehennem* la yukda aleyhim feyemutu ve la yuhaffefü anhüm min azâbiha* kezâlike necziy külle kefur;
Kafir olanlara gelince, onlar için Nar-ı Cehennem vardır... Ne onlara ölümle hükmedilir ki ölsünler ve ne de kendilerinden azablarından hafifletilir... Her kefur’u (çok örteni, nankörlük edeni) böylece cezalandırırız.
وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَاءكُمُ النَّذِيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمِينَ مِن نَّصِيرٍ
37-) Ve hüm yastarihune fiyha* Rabbena ahricna na'mel salihan ğayralleziy künna na'mel* evelem nuammirküm ma yetezekkeru fiyhi men tezekkere ve caekümün neziyr* fezuku fema liz zalimiyne min nasıyr;
Onlar orada (cehennem’de, imdad arayarak) feryad ederler: “Rabbimiz!.. Bizi (buradan) çıkar ki önceden yaptığımız amelin gayrı salih amel yapalım (Vahyi ilme dayalı, sünnete isabet eden, Allah’a itaat olan amel ile yeni bir ruh inşa edelim)”... “Sizi, tezekkür edenin kendisinde tezekkür edeceği (yaşamın ibret işlevi ile hakikatı kendinde bulup idrak edeceği) bir ömürle ömürlendirmedik mi?... Ve size neziyr (uyarıcı) de geldi (gelmedi mi?)... O halde tadın (hazırladığınızı)... Zalimler için bir Nasıyr (yardımcı) yoktur”.
إِنَّ اللَّهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
38-) İnnAllahe Alimu ğaybis Semavati vel Ard* inneHU Aliymun Bi zatis sudur;
 Muhakkak ki Allah Semavat’ın ve Arz’ın gaybını bilendir... Muhakkak ki O, sadırların zatı (özü/sahibi) olarak (B sırrınca) Aliym’dir.
هُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ فِي الْأَرْضِ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَلَا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ إِلَّا مَقْتاً وَلَا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ إِلَّا خَسَاراً
39-) HUvelleziy cealeküm halaife fiyl Ard* femen kefere fealeyhi küfruh* ve la yeziydül kafiriyne küfruhüm ınde Rabbihim illâ makta* ve la yeziydül kafiriyne küfruhüm illâ hasara;
Sizi Arz’da halifeler kılan O’dur... Kim küfr (nankörlük) eder (birimsel, nefsani, fani hazlar uğruna halifeliğini örter) ise, onun küfrü kendi aleyhinedir... Kafirlere kendi küfürleri Rableri indinde makt (şiddetli gadap) tan başka bir şey artırmaz... Kafirlere küfürleri hüsrandan başka bir şey ziyade etmez.
قُلْ أَرَأَيْتُمْ شُرَكَاءكُمُ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَاوَاتِ أَمْ آتَيْنَاهُمْ كِتَاباً فَهُمْ عَلَى بَيِّنَةٍ مِّنْهُ بَلْ إِن يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُم بَعْضاً إِلَّا غُرُوراً
40-) Kul eraeytüm şürekâekümülleziyne ted'une min dunillah* eruniy mazâ haleku minel Ardı em lehüm şirkün fiys Semavat* em ateynahüm Kitaben fehüm alâ beyyinetin minh* bel in yeıdüz zalimune ba'duhüm ba'dan illâ ğurura;
De ki: “Allah’dan gayrı çağırdığınız/tapındığınız ortaklarınızı gördünüz mü?... Gösterin bana, Arz’dan ne yarattılar?”... Yoksa onların Semavat’ta bir şirki (ortaklığı) mı var?... Yoksa kendilerine bir kitab verdik de onlar Ondan bir beyyine (açık delil, sıfat) üzere midirler?... Bilakis zalimler birbirlerine ğurur (aldanış, aldatmak) dan başka bir şey va’d etmezler.
إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ أَن تَزُولَا وَلَئِن زَالَتَا إِنْ أَمْسَكَهُمَا مِنْ أَحَدٍ مِّن بَعْدِهِ إِنَّهُ كَانَ حَلِيماً غَفُوراً
41-) İnnAllahe yümsiküs Semavati vel’ Arda en tezula* ve lein zaleta in emsekehüma min ehadin min ba'diHİ, inneHU kâne Haliymen Ğafura;
Muhakkak ki Allah, Semavat’ı ve Arz’ı zeval bulmasınlar (zail olup gitmesinler) diye imsak ediyor (tutuyor)... Andolsun ki eğer zeval bulsalar O’ndan sonra bir kimse onları imsak etmez (tutamaz)... Muhakkak ki O, Haliym’dir, Ğafur’dur.
وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءهُمْ نَذِيرٌ لَّيَكُونُنَّ أَهْدَى مِنْ إِحْدَى الْأُمَمِ فَلَمَّا جَاءهُمْ نَذِيرٌ مَّا زَادَهُمْ إِلَّا نُفُوراً
42-) Ve aksemu Billahi cehde eymanihim lein caehüm neziyrun leyekûnunne ehda min ıhdel ümem* felemma caehüm neziyrun ma zadehüm illâ nüfura;
Yeminlerinin cehdi (var güçleri) ile (Billahi diye) Allah’a kasem ettiler ki, eğer onlara bir neziyr (uyarıcı) gelir ise, mutlaka (geçmiş ve gelecek diğer) ümmetlerin (herhangi) birinden daha çok hidayette olacaklar... Kendilerine bir neziyr (uyarıcı; Rasûlullah) geldiğinde, (bu) onlara nefretten/uzak durmaktan başka bir şey artırmadı.
اسْتِكْبَاراً فِي الْأَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ الْأَوَّلِينَ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَبْدِيلاً وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلا
43-) İstikbaren fiyl Ardı ve mekres seyyi'* ve la yehıykulmekrusseyyiü illâ Bi ehlih* fehel yenzurune illâ sünnetel evveliyn* felen tecide lisünnetillahi tebdiyla* ve len tecide lisünnetillahi tahviyla;
Arz’da kibirlenerek/büyüklenerek (benlikle, vehmi varlıkla perdelenerek) ve kötülüğün mekrini (bireysel-göresel yaklaşımlar) kurarak (nefretle uzaklaştılar)... Kötülüğün mekri ise ancak onun ehlini kuşatır... Acaba onlar evvelkilerin sünnetinden (onlar için geçerli olan Allah sistem ve düzeninden) başkasını mı gözlüyorlar/bekliyorlar?... Sünnetullah için bir tebdil (ona bedel, alternatif) asla bulamazsın... Sünnetullah için bir tahvil (değişme, başkalaşma, sapma) asla bulamazsın!.
أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَكَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعْجِزَهُ مِن شَيْءٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ عَلِيماً قَدِيراً
44-) Evelem yesiyru fiyl Ardı feyenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne min kablihim ve kânu eşedde minhüm kuvveten, ve ma kânAllahu li yu'cizehu min şey'in fiys Semavati ve la fiyl Ard* inneHU kâne Aliymen Kadiyra;
Arz’da seyretmediler (gezip dolaşmadılar) mi ki, kendilerinden öncekilerin akibeti nasıl oldu nazar edip (basiretle) görsünler?... Onlar (öncekiler) kuvvet itibarıyla bunlardan daha şiddetli idiler... Ne Semavat’ta ve ne de Arz’da hiçbir şey Allah’ı aciz bırakıcı değildir... Muhakkak ki O, Aliym’dir, Kadiyr’dir.
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِن دَابَّةٍ وَلَكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِ بَصِيراً
45-) Velev yuahızullahunNase Bima kesebu ma tereke alâ zahriha min dabbetin ve lâkin yuahhıruhüm ila ecelin müsemma* feiza cae ecelühüm feinnAllahe kâne Bi ıbadiHİ Basıyra;
Eğer Allah, insanları, kazandıkları ile (B sırrınca) muaheze etseydi (yakalasaydı, cezalandırsaydı), onun zahrında (Arz’ın sırtında) hiçbir dabbe’yi (hayvanı) terketmezdi (helak ederdi)... Fakat onları bir ecel-i müsemma’ya (hükmedilmiş bir vakte) te’hir ediyor... Onların ecelleri geldiğinde, muhakkak ki Allah kullarını (B sırrınca kullarının vücudu olarak) Basıyr’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal