Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  41.FUSSILET SÛRESİ   فصلت
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
حم
1-) Haa, Miiiym;
Ha, Miym.
تَنزِيلٌ مِّنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
2-) Tenziylün miner Rahmanir Rahıym;
(Ha-Miym,) Rahman ve Rahıym’den tenziyl (tafsile indirme)’dir.
كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآناً عَرَبِيّاً لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
3-) Kitabun fussılet ayatuhu Kur’ânen Arabiyyen likavmin ya'lemun;
(Ha-Miym,) bilen bir kavim için ayetleri Arapça bir Kur’an olarak tafsil edilmiş bir kitab’tır.
بَشِيراً وَنَذِيراً فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
4-) Beşiyran ve neziyra* fea'reda ekseruhüm fehüm la yesmeun;
Beşiyr (müjdeleyici) ve neziyr (uyarıcı) olarak... (Ama) onların ekseriyyeti (Hak’dan, bu gerçeklerden) yüzçevirmiştir... Onlar işitmezler (çünkü).
وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي أَكِنَّةٍ مِّمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ وَفِي آذَانِنَا وَقْرٌ وَمِن بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ إِنَّنَا عَامِلُونَ
5-) Ve kalu kulubüna fiy ekinnetin mimma ted'una ileyHİ ve fiy azânina vakrun ve min beynina ve beynike hıcabün fa'mel innena amilun;
Dediler ki: “Bizi kendisine çağırdığın şeyden kalblerimiz ekinne (kılıflar, perdeler) içindedir, kulaklarımızda bir vakra (ağırlık) vardır ve bizimle senin aranda da bir hicab (örtü) vardır... Artık amel et (yap), muhakkak ki biz de amilleriz”.
قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ
6-) Kul innema ene beşerun mislüküm yuha ileyye ennema ilahuküm ilahun vahıdun festekıymu ileyHİ vestağfiruHU, ve veylün lil müşrikiyn;
(Rasûlüm) de ki: “Ben sizin misliniz beşerim, ancak; (öyle ki) ilahınızın (SİZ’i yaratanınızın?) İlah’un Vahid (Bir Tek Vücud) olduğu bana vahyolunuyor (dıştan bilgi gibi, değil?)... O halde O’na istikamet edin ve O’ndan mağfiret dileyin... Veyl olsun müşriklere!”.
الَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
7-) Elleziyne la yü'tunez Zekate ve hüm Bil ahireti hüm kafirun;
Onlar (o müşrikler) ki zekatı vermezler (arınmazlar) ve onlar (Bi-) Ahiret’e (kudret-bilinç boyutuna) de kafirlerdir.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
8-) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati lehüm ecrun ğayru memnun;
İman edip salih amel işleyenlere (hakikatlarına iman ve ikanın gereği yaşam ortaya koyanlara) gelince, onlar için kesilmeyen bir ecir vardır.
قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الْأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أَندَاداً ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ
9-) Kul einneküm letekfürune Billeziy halekal Arda fiy yevmeyni ve tec'alune leHU endada* zâlike Rabbül alemiyn;
De ki: “Siz, Arz’ı iki gün’de yaratmış olanı (B sırrınca) gerçekten küfr (nankörlük, gerçeği örtücülük) mü ediyorsunuz ve O’na endad (eşler, denkler) mı oluşturuyorsunuz (hayalinizde yaratıyorsunuz) ?!... İşte O, Rabb’ul Alemiyn’dir!”.
وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِن فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَاء لِّلسَّائِلِينَ
10-) Ve ceale fiyha revasiye min fevkıha ve bareke fiyha ve kaddere fiyha akvateha fiy erbeati eyyam* sevaen lissailiyn;
(İşte O Rabbul Alemiyn), orada (Arz’da) fevkınden (üstünden) sabit dağlar oluşturdu, orada bereketler vücuda getirdi ve orada (istidaden) isteyenler için eşit olmak üzere kut’larını (azıklarını) dört günde takdir etti.
ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعاً أَوْ كَرْهاً قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ
11-) Sümmesteva ilesSemai ve hiye duhanün fekale leha ve lil Ardı'tiya tav'an ev kerha* kaleta eteyna taiıyn;
Sonra duhan (duman, öz) halindeki Sema’ya istiva etti/yöneldi de ona (Sema’ya) ve Arz’a dedi ki: “Tav’an (isteyerek) yahut kerhen (zorunlu olarak) gelin ikiniz”... İkisi dediler ki: “İsteyerek/ (emrine) itaat ediciler (iki’den fazla, çoğul kipi ile?) olarak geldik”.
فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاء أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظاً ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
12-) Fekadahünne seb'a Semavatin fiy yevmeyni ve evha fiy külli Semain emreha* ve zeyyennes Semaed dünya Bi mesabiyha ve hıfza* zâlike takdiyrul Aziyzil Aliym;
Böylece onları (?) iki gün’de yedi Sema olarak hükmetti ve her Sema’da onun (o Sema’nın) emrini (işini) vahyetti... Dünya Sema’sını (en yakın Sema’yı) (Bi-) mesabiyh (lambalar; aydınlatıcılar) ile süsledik ve hıfzettik... Aziyz, Aliym’in takdiridir bu!.
فَإِنْ أَعْرَضُوا فَقُلْ أَنذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِّثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ
13-) Fein a'redu fekul enzertüküm saıkaten misle saıkati ‘Adin ve Semud;
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Sizi, Ad (Hud’un kavmi) ve Semud (Salih’in kavmi)’un saika’sı (yıldırımı) nın misli bir saika ile uyarıyorum”.
إِذْ جَاءتْهُمُ الرُّسُلُ مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ قَالُوا لَوْ شَاء رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَائِكَةً فَإِنَّا بِمَا أُرْسِلْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ
14-) İz caethümur Rusulü min beyni eydiyhim ve min halfihim ella ta'budu illAllah* kalu lev şae Rabbuna leenzele Melaiketen feinna Bima ursiltüm Bihi kafirun;
Hani onlara Rasûlleri önlerinden ve arkalarından gelip: “Allah’dan başkasına kulluk/ibadet etmeyin” (dedi)... Onlar da dediler ki: “Eğer Rabbimiz dileseydi elbette melaike inzal ederdi... Zaten biz, (sizin B sırrınca) kendisi ile irsal olunduğunuz şeye (B gerçeği ile) kafirleriz”.
فَأَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
15-) Feemma ‘Adün festekberu fiyl Ardı Bi ğayril Hakkı ve kalu men eşeddü minna kuvveten, evelem yerav ennAllahelleziy halekahüm huve eşeddü minhüm kuvveten, ve kânu Bi ayatiNA yechadun;
Ad’a (Hud’un kavmi’ne) gelince, Bi-gayri Hakk (Hakk’sız olarak) Arz’da büyüklük dilediler ve dediler ki: “Kuvvetçe bizden daha şiddetli kimdir?”... Görmediler mi ki kendilerini yaratmış olan Allah, kuvvetçe onlardan daha şiddetlidir!... Bilerek (kasden) (Bi-) ayetlerimizi inkar ediyorlardı (sıfatlarımızı vehimle nefslerine bağlıyorlardı).
فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحاً صَرْصَراً فِي أَيَّامٍ نَّحِسَاتٍ لِّنُذِيقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَخْزَى وَهُمْ لَا يُنصَرُونَ
16-) Feerselna aleyhim riyhan sarsaren fiy eyyamin nehısatin li nüziykahüm azâbel hızyi fiyl hayatid dünya* ve leazâbül ahireti ahza ve hüm la yunsarun;
Bu yüzden, dünya hayatında onlara rezillik-zillet azabını tattıralım diye, uğursuz (gadabı ilahiye müstahak olan) günler içinde, onların üzerine dondurucu-soğuk bir rüzgar (heva-i nefs) irsal ettik,... Ahiret azabı elbette daha rezil-rüsvay edicidir... Onlar yardım da olunmazlar.
وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمَى عَلَى الْهُدَى فَأَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
17-) Ve emma Semudü fehedeynahüm festehabbül ‘ama alelhüda feehazethüm saıkatül azâbilhuni Bima kânu yeksibun;
Semud’a (Salih’in kavmi’ne) gelince, biz onlara hidayet ettik de onlar a’malığı (körlüğü) sevip, huda’ya (hidayete) tercih ettiler... Bundan ötürü, kazandıkları yüzünden (B sırrınca) horlayıcı-alçaltıcı azabın yıldırımı kendilerini yakaladı.
وَنَجَّيْنَا الَّذِينَ آمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ
18-) Ve necceynelleziyne amenu ve kânu yettekun;
İman edip korunanları (takvayı sağlayanları) kurtardık.
وَيَوْمَ يُحْشَرُ أَعْدَاء اللَّهِ إِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
19-) Ve yevme yuhşeru a'daullahi ilen nari fehüm yuzeun;
Gün olur ki Allah düşmanları Nar’a haşrolunur (toplanır) lar... Onlar hep beraber-disiplinli-düzenli-nizamlı bir şekilde sevk ve idare olunurlar.
حَتَّى إِذَا مَا جَاؤُوهَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَأَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
20-) Hatta iza ma cauha şehide aleyhim sem'uhüm ve ebsaruhüm ve cüludühüm Bima kânu ya'melun;
Nihayet (Allah’ın düşmanları) oraya geldiklerinde onlar aleyhine onların sem’leri (işitme hassaları), basarları (görme hassaları) ve cildleri, yaptıklarıyla (B sırrınca, amellerinin sûretleri olarak) şahidlik etti.
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدتُّمْ عَلَيْنَا قَالُوا أَنطَقَنَا اللَّهُ الَّذِي أَنطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
21-) Ve kalu li cüludihim lime şehidtüm aleyna* kalu entakanAllahulleziy entaka külle şey’in ve HUve halekaküm evvele merretin ve ileyHİ turceun;
Cildlerine dediler ki: “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?”... (Cildleri) dediler ki: “Herşeyi nutkettiren Allah bizleri konuşturdu... Sizi ilk defa (önceden, başlangıçta) O yarattı... Ve O’na rücu’ ettiriliyorsunuz”.
وَمَا كُنتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَا أَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلَكِن ظَنَنتُمْ أَنَّ اللَّهَ لَا يَعْلَمُ كَثِيراً مِّمَّا تَعْمَلُونَ
22-) Ve ma küntüm testetirune en yeşhede aleyküm sem'uküm ve la ebsaruküm ve la cüludüküm ve lâkin zanentüm ennAllahe la ya'lemu kesiyren mimma ta'melun;
Sem’inizin (işitme azanızın), basarlarınızın (görme azalarınızın) ve cildlerinizin aleyhinize şahidlik yapmasından istitar etmiyor (gizlenmiyor) dunuz (düşüncesizce, bilinçsiz yaşıyordunuz?)... Fakat (aksine), yaptıklarınızın bir çoğunu Allah’ın bilmediğini zannediyordunuz (Allah’dan, Sistem’den, kendinizden gafildiniz).
وَذَلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذِي ظَنَنتُم بِرَبِّكُمْ أَرْدَاكُمْ فَأَصْبَحْتُم مِّنْ الْخَاسِرِينَ
23-) Ve zâliküm zannükümülleziy zanentüm Bi Rabbiküm erdaküm feasbahtüm minel hasiriyn;
İşte (Bi-) Rabbinizle ilgili beslediğiniz zannınız (Rabbinizin özellikleri ile ürettiğiniz bu zannınız, gerçeğinizden gafil bu vehminiz), sizi uçuruma yuvarladı/mahvetti/öldürdü de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.
فَإِن يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَّهُمْ وَإِن يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُم مِّنَ الْمُعْتَبِينَ
24-) Fein yasbiru fen naru mesven lehüm* ve in yesta'tibu fema hüm minel mu'tebiyn;
Eğer sabrederler ise, Nar onların kalacak yeridir (ister sabretsinler, ister sabretmesinler yerleri ateştir?)... Ve eğer (aleyhlerine olan olumsuzluğu kaldıracak, güzel düşünceye çevirip razı edecek bir çaba, mazeret ile Rablerini) razı etmek isteseler, onlar mazeretleri kabul edilip razı olunanlardan olmazlar (mazeretleri geçersizdir, hoş görülme yoktur; zanları ile Rablerinden perdelendiler, razı olunmazlar; sünnetullah’dan gafil yaşamanın zorunlu neticesidir).
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَاء فَزَيَّنُوا لَهُم مَّا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِم مِّنَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ
25-) Ve kayyadna lehüm kurenae fezeyyenu lehüm ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm ve hakka aleyhimül kavlü fiy ümemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins* innehüm kânu hasiriyn;
Onlar için kariyn’ler (yakın arkadaş, can dost; şeytanlar) hazırladık da (bu yakın arkadaşlar) önlerinde (bilfiil yapmakta oldukları) ve arkalarında olanı (yapmayı hayal ettikleri arzularını) onlara süslediler (perdelediler)... Cinn ve ins’den onlardan önce gelip-geçmiş ümmetler hakkındaki (geçerli) kavl (hakkani söz, azab hükmü) bunlar aleyhine de hakk oldu... Muhakkak ki onlar hüsrana uğrayanlardı.
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهَذَا الْقُرْآنِ وَالْغَوْا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ
26-) Ve kalelleziyne keferu la tesmeu li hazel Kur’âni velğav fiyhi lealleküm tağlibun;
(Hakikattan kilitlenip) kafir olanlar (Hz.Rasûlullah’ı dinleyenlere) dediler ki: “Şu Kur’an’ı dinlemeyin ve Onun hakkında (dinlenilip anlaşılmasına engel olmak için) lağv edin (hükmü-aslı olmayan boş söz söyleyin; gürültü edin?) ki belki galip gelirsiniz”.
فَلَنُذِيقَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا عَذَاباً شَدِيداً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَسْوَأَ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ
27-) Felenüziykannelleziyne keferu azâben şediyden ve lenecziyennehüm esveelleziy kânu ya'melun;
Andolsun ki o (hakikatlarına) kafir olanlara şiddetli bir azabı tattıracağız ve elbette onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
ذَلِكَ جَزَاء أَعْدَاء اللَّهِ النَّارُ لَهُمْ فِيهَا دَارُ الْخُلْدِ جَزَاء بِمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
28-) Zâlike ceazü a'daillahin nar* lehüm fiyha darul huld* cezaen Bima kânu Bi ayatiNA yechadun;
İşte bu Allah düşmanlarının cezasıdır, Nar’dır... Onlar için orada ebedilik yurdu vardır... Bilerek (Bi-) ayetlerimizi inkar etmelerinden (Rabblerini tanımadıklarından) ötürü (B sırrınca) bir ceza olarak.
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا رَبَّنَا أَرِنَا الَّذَيْنِ أَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ أَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْأَسْفَلِينَ
29-) Ve kalelleziyne keferu Rabbena erinellezeyni edallana minel cinni vel insi nec'alhüma tahte akdamina li yekûna minel esfeliyn;
Kafir olanlar dediler ki: “Rabbimiz!... Cinn ve ins’den bizi saptıran o iki kimseyi bize göster, o ikisini ayaklarımızın altına alalım da esfeliynden (en aşağı olanlar) olsunlar”.
إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ
30-) İnnelleziyne kalu RabbunAllahu sümmestekamu tetenezzelü aleyhimül Melaiketü ella tehafu ve la tahzenu ve ebşiru Bil cennetilletiy küntüm tuadun;
Muhakkak ki: “Rabbimiz, Allah’dır” deyip sonra bilfiil istikamet edenlerin (bu bilince sadık kalanların, müstakıym olanların, sapmayanların) üzerine melaike tenezzül eder (ilahi sıfatların kuvveleri zahir olur): “Korkmayın, mahzun olmayın ve va’dolunduğunuz (Bi-) cennet ile sevinin” (der).
نَحْنُ أَوْلِيَاؤُكُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِي أَنفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ
31-) Nahnu evliyaüküm fiyl hayatid dünya ve fiyl ahireti, ve leküm fiyha ma teştehiy enfüsüküm ve leküm fiyha ma teddeun;
“Dünya hayatında da, Ahiret’te de biz sizin dostlarınızız... Orada nefslerinizin iştah ettiği-arzuladığı şey vardır... Ve orada sizin için temenni ettiğiniz şey vardır”.
نُزُلاً مِّنْ غَفُورٍ رَّحِيم
32-) Nüzülen min Ğafurin Rahıym;
“Rahıym Ğafur’dan bir nüzül (iniş, ikram, ziyafet) olarak”.
وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلاً مِّمَّن دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ
33-) Ve men ahsenü kavlen mimmen dea ilellahi ve amile salihan ve kale inneniy minel müslimiyn;
Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve: “Muhakkak ki ben müslim (tam fani, tam teslim) lerdenim” diyenden daha güzel sözlü kimdir?.
وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ
34-) Ve la testevil hasenetü ve les seyyietü, idfa' Billetiy hiye ahsenü feizelleziy beyneke ve beynehu adavetün keennehu veliyyün hamiym;
Hasene (iyilik, meleki amel), seyyie (kötülük) ile müsavi olmaz!... Sen en güzel olan ile (benliksiz, hilm ile) (B sırrınca) def’et!.. Hemen görürsün ki seninle onun arasında bir düşmanlık olan kimse, sanki sımsıcak (sevgi-şefkat dolu) bir veliydir (dosttur).
وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ
35-) Ve ma yülekkaha illelleziyne saberu* ve ma yülekkaha illâ zü hazzın azıym;
(Buna) ancak sabredenler kavuşturulur... Ve (buna) ancak büyük nasib sahipleri kavuşturulur.
وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
36-) Ve imma yenzeğanneke mineş şeytani nezğun festeız Billah* inneHU HUves Semiy’ul Aliym;
Eğer şeytan’dan bir nezğ (fit, impals) seni dürter ise, hemen (B sırrıyla) Allah’a sığın... Muhakkak ki O, Semi’dir, Aliym’dir.
وَمِنْ آيَاتِهِ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ لَا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَهُنَّ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

37-) (SECDE AYETİ SECDE YAPIN)Ve min ayatihilleylü ven neharu veşŞemsü vel Kamer* la tescüdu lişŞemsi ve la lil Kameri vescüdu Lillahilleziy halekahünne in küntüm iyyahu ta'budun;

Gece ve gündüz, Güneş ve Ay O’nun ayetlerindendir... Güneş’e de Ay’a da secde etmeyin (Hakk’dan perdelenmeyin), onları yaratmış olan (dolayısıyla herşeyin mülk ve melekutunu kudret elinde tutan, fıtraten mutlak teslimiyet halinde olduğunuz, kendinden gayrı vücud olmayan) Allah’a secde edin; şayet (vahdet ehli olarak) O’na kulluk ediyorsanız.
فَإِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْأَمُونَ

38-) Feinistekberu felleziyne ınde Rabbike yüsebbihune leHU Bil leyli ven nehari ve hüm la ye s'emun;

(37. Ayet secde ayetidir.) Eğer büyüklenirler ise, (bilsinler ki) Rabbinin indinde (direk muhatab, huzurda) bulunanlar hiç usanmaksızın (Bi-) gece ve gündüz O’nu tesbih ederler.
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنَّكَ تَرَى الْأَرْضَ خَاشِعَةً فَإِذَا أَنزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاء اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ إِنَّ الَّذِي أَحْيَاهَا لَمُحْيِي الْمَوْتَى إِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
39-) Ve min ayatiHİ enneke teral Arda haşiaten feiza enzelna aleyhel maehtezzet ve rabet* innelleziy ahyaha lemuhyil mevta* inneHU alâ külli şey'in Kadiyr;
O’nun ayetlerindendir ki sen Arz’ı huşu halinde görürsün... Onun üzerine o su’yu inzal ettiğimiz vakit, titrer/harekete geçer ve kabarır... Muhakkak ki onu dirilten ölüleri de Muhyi (diriltici)’dir... Muhakkak ki O, herşey üzerine Kadiyr’dir.
إِنَّ الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي آيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَا أَفَمَن يُلْقَى فِي النَّارِ خَيْرٌ أَم مَّن يَأْتِي آمِناً يَوْمَ الْقِيَامَةِ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
40-) İnnelleziyne yulhıdune fiy ayatiNA la yahfevne aleyna* efemen yulka fiyn nari hayrun em men ye'tiy aminen yevmel kıyameti, ı'melu ma şi'tüm, inneHU Bima ta'melune Basıyr;
Ayetlerimiz’de ilhada sapanlar (gafil olup bu özelliklerinden düşenler; Hakdan sapanlar), bize gizli kalmazlar... İmdi Nar’a atılan kimse mi hayırlıdır yoksa kıyamet günü amin (güvende) olarak gelen kimse mi?.. Dilediğinizi yapın!... Muhakkak ki O, yaptıklarınızı (B sırrınca) Basiyr’dir.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءهُمْ وَإِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزِيزٌ
41-) İnnelleziyne keferu BizZikri lemma caehüm* ve inneHU le Kitabun Aziyz;
Muhakkak ki kendilerine geldiğinde o (Bi-) Zikr’e (Kur’an’a) kafir olanlar (var ya...?)... Muhakkak ki O (Zikr), Aziyz bir Kitab’tır.
لَا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِ تَنزِيلٌ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ
42-) La ye'tiyhil batılü min beyni yedeyhi ve la min halfih* tenziylün min Hakiymin Hamiyd;
Önünden de, ardından da batıl O’na gelemez... Hakiym ve Hamiyd’den bir tenziyl (indirme) dir.
مَا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدْ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِن قَبْلِكَ إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٍ
43-) Ma yukalü leke illâ ma kad kıyle lir Rusuli min kablik* inne Rabbeke le zü mağfiretin ve zü ıkabin eliym;
 (Ey Rasûlullah!) Senden önceki Rasûllere söylenmiş olandan başkası sana söylenmiyor... Muhakkak ki senin Rabbin hem mağfiret sahibidir hem de eliym ıkab (acı azab) sahibidir.
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْآناً أَعْجَمِيّاً لَّقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ آيَاتُهُ أَأَعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاء وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِي آذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى أُوْلَئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍ بَعِيدٍ
44-) Ve lev cealnahu Kur'ânen a'cemiyyen lekalu levla fussılet ayatuh* eacemiyyün ve arabiyy* kul huve lilleziyne amenu hüden ve şifa'* velleziyne la yu'minune fiy azânihim vakrun ve huve aleyhim ‘ama* ülaike yünadevne min mekanin baıyd;
Eğer O’nu a’cemiyy (Arapça olmayan) bir Kur’an kılsaydık, elbette: “Ayetleri tafsil edilmeli değil miydi?... (Kur’an) a’cemiyy (Arapça olmayan, yabancı dilde), (Rasûl) Arabiy (Arapça konuşan) mi?” derlerdi... De ki: “O, iman edenler için bir huda (hidayet, rehber) ve bir şifa’dır... İman etmeyenlere gelince, onların kulaklarında bir vakr (ağırlık) vardır ve O onlara bir körlüktür... (Bu nedenle sanki) onlar uzak bir mekandan nida olunurlar”.
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ
45-) Ve lekad ateyna Musel Kitabe fahtülife fiyh* ve levla kelimetün sebekat min Rabbike lekudıye beynehüm* ve innehüm lefiy şekkin minhu muriyb;
Andolsun ki Musa’ya Kitab’ı verdik de Onda ihtilafa düşüldü... Eğer Rabbinden bir kelime sebk etmiş (geçmiş) olmasaydı, onlar arasında elbette hükmolunurdu... Muhakkak ki onlar Ondan muriyb (evham veren, şüpheci) bir şek içindedirler.
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاء فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ
46-) Men amile salihan felinefsihi ve men esae fealeyha* ve ma Rabbüke Bi zallamin lil abiyd;
Kim salih amel işlerse, kendi nefsi lehinedir... Kim de kötülük işlerse, kendi aleyhinedir... Rabbin, kullarına (Bi-) zulmedici değildir.
إِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِن ثَمَرَاتٍ مِّنْ أَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ أَيْنَ شُرَكَائِي قَالُوا آذَنَّاكَ مَا مِنَّا مِن شَهِيدٍ
47-) İleyHİ yüreddü ılmüs saati, ve ma tahrucü min semeratin min ekmamiha ve ma tahmilü min ünsa ve la tedau illâ BiılmiHİ, ve yevme yünadiyhim eyne şürekâiy kalu azennake ma minna min şehiyd;
O Saat’ın (kiyamet, ölüm?) ilmi O’na (Allah’a) reddolunur... O’nun ilmi dışında (illa Bi ilmiHİ) ne meyvalar kümme’lerinden (zarflarından, kablarından) çıkar, ne bir dişi hamile kalır ve ne de (taşıdığını) vaz’ eder (doğurur)... “Nerede benim ortaklarım?” diye onlara (Allah’ın) nida ettiği gün, dediler ki: “Bizden hiçbir şahiyd olmadığını sana ilan ederiz (ortağın yoktur)”.
وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا يَدْعُونَ مِن قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُم مِّن مَّحِيصٍ
48-) Ve dalle anhüm ma kânu yed'une min kablü ve zannu ma lehüm min mahıys;
Daha önce çağırıyor oldukları (isimlendirdikleri) şeyler onlardan kaybolup gitti ve kendileri için bir mahıys (sığınak/kaçış yeri) bulunmadığını da zannettiler (içlerinden gelen bir şekilde anladılar).
لَا يَسْأَمُ الْإِنسَانُ مِن دُعَاء الْخَيْرِ وَإِن مَّسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُوسٌ قَنُوطٌ
49-) La ye s'emül İnsanu min duail hayr* ve in messehüş şerru feyeusün kanut;
İnsan hayrın duasından (hayır çağırmaktan) usanmaz... Eğer ona şerr dokunsa, hemen çok ümit kesmiş bir ye’se düşmüş olur.
وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِّنَّا مِن بَعْدِ ضَرَّاء مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هَذَا لِي وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِن رُّجِعْتُ إِلَى رَبِّي إِنَّ لِي عِندَهُ لَلْحُسْنَى فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُوا وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ
50-) Ve lein ezâknahu rahmeten minna min ba'di darrae messethü leyekulenne hazâ liy ve ma ezunnüs saate kaimeten ve lein rucı'tü ila Rabbiy inne liy ındeHU lel hüsna* felenünebbiennelleziyne keferu Bima amilu* ve le nüziykannehüm min azâbin ğaliyz;
Andolsun ki eğer ona (insan’a), kendisine dokunmuş bir darra (hastalık, zarar, zorluk)’dan sonra bizden bir rahmet tattırsak, elbette şöyle diyecektir: “Bu, benim (sahip olduğum, hakkım) dir... O Saat’ın kaim olacağını (kıyametimin kopup döneceğimi) da zannetmiyorum... Andolsun ki eğer Rabbime rücu’ ettirilirsem, muhakkak ki O’nun indinde en güzeli benimdir”... Andolsun ki (hakikatlarından, sistem’den) kafir olanlara yaptıkları şeyleri (B sırrınca) haber vereceğiz... Ve andolsun ki onlara ğaliz (katı, sert) azabtan (unsuri kayıtlarla yaşamak) tattıracağız.
وَإِذَا أَنْعَمْنَا عَلَى الْإِنسَانِ أَعْرَضَ وَنَأى بِجَانِبِهِ وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَاء عَرِيضٍ
51-) Ve iza en'amna alel İnsani a'reda ve nea Bicanibih* ve iza messehüş şerru fezu duain ariyd;
İnsan’a in’am’da bulunduğumuz vakit yüz çevirir ve (Bi-) yanı ile uzaklaşır (nefsi ile uzak olur)... Kendisine şerr dokunduğunda ise, hemen geniş/çokça dua edicidir.
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ اللَّهِ ثُمَّ كَفَرْتُم بِهِ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
52-) Kul eraeytüm in kâne min ındillahi sümme kefertüm Bihi men edallü mimmen huve fiy şikakın beıyd;
De ki: “Gördünüz mü (düşünün bakalım), eğer (o, Kur’an) Allah indinden idiyse, sonra da siz (B gerçeğiyle) Onu küfr (inkar) etmişseniz, uzak bir şikak (Hak’dan, bütünden kopukluk)’a düşenden daha sapkın kimdir?”.
سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
53-) Senüriyhim ayatiNA fiyl afakı ve fiy enfüsihim hatta yetebeyyene lehüm enneHUl Hakk* evelem yekfi Bi Rabbike enneHU alâ külli şey'in şehiyd;
Afak (ufuklar)’da ve enfüsler (nefsler) inde ayetlerimizi onlara göstereceğiz (seyr-i afaki, seyr-i enfüsi), ta ki O’nun Hakk (yadsınamaz gerçek) olduğu kendilerine tebeyyün etsin (açıkça belli olsun; Hak zahir olsun)... (Bi-) Rabbinin herşey üzerine şehiyd (bir şahid) oluşu yetmez mi (demek ki Hak?) ?.
أَلَا إِنَّهُمْ فِي مِرْيَةٍ مِّن لِّقَاء رَبِّهِمْ أَلَا إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطٌ
54-) Ela innehüm fiy miryetin min Lıkai Rabbihim* ela inneHU Bi külli şey’in Muhıyt;
Dikkat edin!... Muhakkak ki onlar Rablerinin lıka’sından (Rabbleri ile karşılaşmaktan, Rablerinin varlıklarında açığa çıkışını yaşamaktan, madde perdesi dolayısıyla) şek-şüphe içindedirler... Dikkat edin!... Muhakkak ki O, Bi-külli şey’in muhit’tir ("B" her birime aittir!...).
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal