Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



45 CÂSİYE SÛRESİالجاثية
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
حم
1-) Haa, Miiiym;
Ha, Miym.
تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
2-) Tenziylül Kitabi minAllahil Aziyzil Hakiym;
O Kitab’ın tenziyli (tafsile indirme), Aziyz ve Hakiym olan Allah’dandır!.
إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِّلْمُؤْمِنِينَ
3-) İnne fiys Semavati vel Ardı le âyâtin lil mu’miniyn;
Muhakkak ki Semavat’ta ve Arz’da mü’minler için ayetler vardır.
وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِن دَابَّةٍ آيَاتٌ لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
4-) Ve fiy halkıküm ve ma yebüssü min dabbetin ayatün li kavmin yukınun;
Sizin yaratılışınızda ve (sizi yaratanın) dabbe’den bess ettiklerinde (canlılardan-hayvanlardan saçıp yaydıklarında), ikan sahibi bir kavim için elbette ayetler vardır.
وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِن رِّزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ آيَاتٌ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
5-) Vahtilafil leyli ven nehari ve ma enzelAllahu mines Semai min rizkın feahya Bihil Arda ba'de mevtiha ve tasriyfirriyahi ayatün likavmin ya'kılun;
Gece ve gündüz’ün ihtilafında (birbiri ardınca değişip durmasında), Allah’ın Sema’dan bir rızk inzal edip de onunla (B sırrınca) ölümünden sonra Arz’ı diriltmesinde ve rüzgarları tasrifinde (tasarrufunda, evirip çevirmesinde) akleden bir kavim için ayetler vardır.
تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ
6-) Tilke ayatullahi netluha aleyke Bil Hakk* fe Bi eyyi hadiysin ba'dAllahi ve ayatiHİ yu'minun;
İşte bunlar Allah’ın ayetleridir (sıfatlarıdır)... Onları sana (B sırrınca) Hakk olarak tilavet ediyoruz... Allah’dan ve O’nun ayetlerinden sonra (Bi-) hangi söze iman ederler?.
وَيْلٌ لِّكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
7-) Veylün likülli effakin esiym;
Her esiym (çok günahkar; hakikatına ait özellikleri beşeriyyetine atfedip, bedensel-nefsani zevkler için kullanan) effak (kezzab, yalancı, iftiracı) a veyl olsun!.
يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِراً كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
8-) Yesmeu ayatillahi tütla aleyhi sümme yusırru müstekbiren keen lem yesma'ha*
febeşşirhu Bi azâbin eliym;
Kendisine (bilfiil) tilavet olunurken Allah’ın ayetlerini işitir, sonra sanki onları işitmemiş gibi (hiç etkilenmeden) büyüklük taslayarak (şirk halinde) israr eder... Onu elim bir (Bi-) azab ile müjdele.
وَإِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِنَا شَيْئاً اتَّخَذَهَا هُزُواً أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
9-) Ve iza alime min ayatiNA şey'enittehazeha hüzüva* ülaike lehüm azâbün mühiyn;
Ayetlerimizden bir şey bildiğinde, onları alay edinir (birimsellikle Hakkani yaşam ne mümkün?)... İşte onlar içindir hor-hakir edici azab.
مِن وَرَائِهِمْ جَهَنَّمُ وَلَا يُغْنِي عَنْهُم مَّا كَسَبُوا شَيْئاً وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاء وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
10-) Min veraihim cehennem* ve la yuğniy anhüm ma kesebu şey’en ve la mettehazu min dunillahi evliya'* ve lehüm azâbün azıym;
Arkalarından da cehennem... Kazandıkları şeyler de Allah’dan gayrı edindikleri veliler de kendilerinden hiçbir şey savamaz/onlara bir faydası olmaz... Onlar için aziym bir azab vardır.
هَذَا هُدًى وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مَّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ
11-) Hazâ hüda* velleziyne keferu Bi ayati Rabbihim lehüm azâbün min riczin eliym;
Bu (Kur’an, bu ayetlerin anlattığı gerçekler) bir huda (hidayet, rehber) dır... Rablerinin ayetlerine (B gerçeğince) kafir olanlara gelince, onlar için ricz (dehşetli azab, pis; şeytan vesvesesi, vehim)’den elim bir azab vardır.
اللَّهُ الَّذِي سخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
12-) Allahulleziy sahhare lekümül bahre li tecriyel fülkü fiyhi Bi emriHİ ve li tebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun;
Allah (odur) ki, O’nun fazlından talep edesiniz ve belki şükredesiniz diye, Bi-emriHİ (B sırrınca kendi emri ile) içinde gemilerin akıp gitmesi için deniz’i size musahhar kıldı (itaat ettirdi).
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعاً مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
13-) Ve sahhare leküm ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı cemiy’an minh* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yetefekkerun;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa tümünü, O’ndan (kendinden bir lutuf olarak) size musahhar kılmıştır... Muhakkak ki bunda tefekkür eden bir kavim için elbette ayetler vardır.
قُل لِّلَّذِينَ آمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذِينَ لا يَرْجُون أَيَّامَ اللَّهِ لِيَجْزِيَ قَوْماً بِما كَانُوا يَكْسِبُونَ
14-) Kul lilleziyne amenu yağfiru lilleziyne la yercune eyyamAllahi liyecziye kavmen Bima kânu yeksibun;
İman edenlere de ki: “Allah’ın Günleri’ni/Allah Günleri’ni ummayanları örtüp bağışlasınlar ki (Allah) bir kavmi kazanmakta oldukları ile (B sırrınca, kazanıp-ürettikleri şeyler ile) cezalandırsın”.
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاء فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
15-) Men amile salihan felinefsih* ve men esae fealeyha* sümme ila Rabbiküm turceun;
Kim salih bir amel işlerse, kendi nefsi lehinedir... Kim de kötülük işlerse, kendi aleyhinedir... Sonra Rabbinize rücu’ ettirilirsiniz.
وَلَقَدْ آتَيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
16-) Ve lekad ateyna beniy israiylel Kitabe vel Hükme ven Nübüvvete ve razaknahüm minet tayyibati ve faddalnahüm alel alemiyn;
Andolsun ki İsrailOğullarına Kitab’ı (tevhid ilmi, diyn), Hükm’ü (hikmet’i) ve Nübüvvet’i (ma’rifet’i) verdik, onları tayyibattan (vahiy ile, kudsi nurla) rızıklandırdık ve kendilerini alemlere üstün tuttuk.
وَآتَيْنَاهُم بَيِّنَاتٍ مِّنَ الْأَمْرِ فَمَا اخْتَلَفُوا إِلَّا مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمْ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
17-) Ve ateynahüm beyyinatin minel emr* femahtelefu illâ min ba'di ma caehümül ılmü bağyen beynehüm* inne Rabbeke yakdiy beynehüm yevmel kıyameti fiyma kânu fiyhi yahtelifun;
Onlara emr’den beyyineler (Sistem gerçekleri; ruhani nitelikler) de verdik... (Onlar) ancak ilim (Hakikat ilmi, vahiy; Rasûl-Nebî) kendilerine geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık/zulüm yüzünden ihtilaf ettiler... Muhakkak ki Rabbin, ihtilafa düştükleri hususta kiyamet günü aralarında hüküm verecektir.
ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلَى شَرِيعَةٍ مِّنَ الْأَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاء الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
18-) Sümme cealnake alâ şeriy’atin minel emri fettebı'ha ve la tettebı' ehvaelleziyne la ya'lemun;
Sonra biz seni Emr’den bir şeriat (yol, metod) üzere kıldık... Ona (şeriat’a, sünnetullah’a) tabi ol, (Hakikatı, Diyn’i) bilmeyenlerin hevalarına (beşeri düşüncelerine) tabi olma!.
إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا عَنكَ مِنَ اللَّهِ شَيئاً وإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ
19-) İnnehüm len yuğnu anke minAllahi şey'a* ve innez zalimiyne ba'duhüm evliyau ba'd* vAllahu Veliyyül müttekıyn;
Muhakkak ki onlar (hakikat-sistem dışı düşünceler) Allah’dan sana hiçbir fayda sağlayamazlar... Muhakkak ki zalimler, bazısı bazısının (birbirlerinin) velileridir... Allah muttekıyler’in Veliy’sidir.
هَذَا بَصَائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمِ يُوقِنُونَ
20-) Hazâ basâiru lin Nasi ve hüden ve rahmetün likavmin yukınun;
Bu (Kur’an ayetleri), insanlar için basiretler, (bu ayetlere) ikan sahibi bir kavim için ise bir huda (hidayet, rehber) ve rahmettir.
أًمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أّن نَّجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاء مَّحْيَاهُم وَمَمَاتُهُمْ سَاء مَا يَحْكُمُونَ
21-) Em hasibelleziynecterehus seyyiati en nec'alehüm kelleziyne amenu ve amilus salihati sevaen mahyahüm ve mematühüm* sae ma yahkümun;
Yoksa kötülükleri kazananlar kendilerini iman edip salih amel işleyenler gibi kılacağımızı, (yani) hayatlarında ve mematlarında eşit/bir (tutacağımızı) mı sandılar?... Ne kötü hüküm veriyorlar!.
وَخَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
22-) Ve halekAllahus Semavati vel Arda Bil Hakkı ve litücza küllü nefsin Bima kesebet ve hüm la yuzlemun;
Allah, Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) ve onlara zulmedilmeksizin her bir nefs kazandığı ile (B sırrı gereği) cezalansın diye yarattı.
أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِن بَعْدِ اللَّهِ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
23-) Eferaeyte menittehaze ilahehu hevahu ve edallehullahu alâ ilmin ve hateme alâ sem'ıhi ve kalbihi ve ceale alâ basarihi ğışaveten, femen yehdihi min ba'dillah* efela tezekkerun;
Hevasını ilahı (kendine ilah) edinen, Allah’ın onu bir ilim üzere saptırdığı, sem’i (işitmesi) ve kalbi üzere mühür vurduğu, basarı (görmesi, idrakı) üzere perde koyduğu kimseyi gördün mü?... Allah’dan sonra ona kim hidayet eder (ki) ?... Hala tezekkür etmiyor musunuz?.
وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُم بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
24-) Ve kalu ma hiye illâ hayatüned dünya nemutü ve nahya ve ma yühliküna illed Dehr* ve ma lehüm Bi zâlike min ‘ılm* in hüm illâ yezunnun;
Dediler ki: “O (yaşam, varoluş), ancak dünya (en aşağı) hayatımızdan başka değildir... (Burada, şu zamanlı algılanan boyutta biz) ölürüz ve diriliriz (varolup yaşarız)... Bizi ancak Dehr (zaman) helak eder”... Bununla ilgili onların bir ilmi (delilleri, yakinleri) yoktur... Onlar sadece zannediyorlar.
وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَّا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلَّا أَن قَالُوا ائْتُوا بِآبَائِنَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
25-) Ve iza tütla aleyhim ayatuNA beyyinatin ma kâne huccetehüm illâ en kalu'tu Bi abaina in küntüm sadikıyn;
Üzerlerine ayetlerimiz apaçık olarak tilavet edildiğinde: “Eğer doğru söyleyenler iseniz hadi getirin (Bi-) babalarımızı/atalarımızı” demekten başka hüccetleri yoktur.
قُلِ اللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيبَ فِيهِ وَلَكِنَّ أَكَثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
26-) Kulillahu yuhyiyküm sümme yümiytüküm sümme yecmauküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyhi ve lâkinne ekseren Nasi la ya'lemun;
De ki: “Allah sizi diriltiyor (var kılıyor; sizin bir vücudunuz yoktur)... Sonra sizi öldürecek... Sonra kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününe sizi cem’edecek... Fakat insanların ekseriyeti (bu gerçeklerini) bilmiyorlar”.
وَلَلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرضِ وَيَومَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ
27-) Ve Lillahi Mülküs Semavati vel Ard* ve yevme tekumüs saatü yevmeizin yahserul mubtılun;
Semavat ve Arz’ın mülkü (dilediği manaları açığa çıkarmak için onları belli bir işlevle yoktan vareden yegane mutasarrıf) Allah’ındır... O Saat kıyam ettiği gün, (işte) o gün, ibtal ediciler (Hakk’ı, geçersiz sayanlar; batıl ile perdelenenler) hüsrana uğrarlar.
وَتَرَى كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
28-) Ve tera külle ümmetin casiyeten, küllü ümmetin tüd'a ila kitabiha* elyevme tüczevne ma küntüm ta'melun;
 (O gün) her ümmeti diz üstü çökmüş (oldukları) halde görürsün... Her ümmet kendi kitabına çağrılır: “Bugün yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız” (denilir).
هَذَا كِتَابُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِالْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنسِخُ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
29-) Hazâ KitabuNA yentıku aleyküm Bil Hakk* inna künna nestensihu ma küntüm ta'melun;
Bu kitabımız (amel deftreleri), size Bil-Hakk (Hakk olarak) nutkediyor (konuşuyor)... Muhakkak ki biz yaptıklarınızı yazıyorduk (nüshasını çıkarıyorduk).
فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي رَحْمَتِهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ
30-) Feemmelleziyne amenu ve amilus salihati feyüdhılühüm Rabbühüm fiy rahmetiHİ, zâlike hüvel fevzül mübiyn;
 (Vahdet’e, hakikatlarına, Sistem’e) iman edip salih amel işleyenlere gelince, onların Rableri onları Rahmetinin içine (sıfatlarına) dahil eder... İşte bu apaçık kurtuluşun ta kendisidir.
وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا أَفَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنتُمْ قَوْماً مُّجْرِمِينَ
31-) Ve emmelleziyne keferu* efelem tekün ayatiy tütla aleyküm festekbertüm ve küntüm kavmen mücrimiyn;
Kafir olanlara (hakikatlarından perdelilere) gelince (onlara): “Ayetlerim size tilavet olunmadı mı?... (Ama siz) kibre saptınız (büyüklük istediniz) ve mücrimler kavmi oldunuz” (denilir).
وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنّاً وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
32-) Ve iza kıyle inne va'dAllahi Hakkun ves saatü la raybe fiyha kultüm ma nedriy mes saatü in nezunnü illâ zannen ve ma nahnu Bi müsteykıniyn;
 “Muhakkak ki Allah’ın va’di hakkdır ve O Saat (kıyamet ki) onda şüphe yoktur” denildiğinde: “O Saat nedir, bilmiyoruz... Biz (onu) ancak zannediyoruz ve biz (B sırrıyla) yakinen bilen-inanan değiliz” demiştiniz.

وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون
33-) Ve beda lehüm seyyiatü ma amilu ve haka Bihim ma kânu Bihi yestehziun;
Yaptıkları şeylerin kötülükleri onlara zahir oldu ve (B sırrınca) alay ediyor oldukları şey (B gerçeğince) kendilerini çepeçevre kuşattı.

وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا وَمَأْوَاكُمْ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّاصِرِينَ
34-) Ve kıylel yevme nensaküm kema nesiytüm Lıkae yevmiküm hazâ ve me'vakümün naru ve ma leküm min nasıriyn;
Ve: “Bugün, şu gününüzün lıkasını (bu gününüze kavuşmayı; bu tecellinin açığa çıkışını yaşamayı) unuttuğunuz gibi biz de sizi unuturuz... Barınağınız Nar’dır ve sizin bir yardım ediciniz de yoktur” denilmiştir.

ذَلِكُم بِأَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ هُزُواً وَغَرَّتْكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
35-) Zâliküm Bi ennekümüttehaztüm ayatillahi hüzüven ve ğarretkümül hayatüd dünya* felyevme la yuhrecune minha ve la hüm yüsta'tebun;
 “Bunun böyle olmasının sebebi (B sırrınca) şudur: Allah’ın ayetlerini (sıfatlarını) alay edindiniz (kendinizi tanımadınız) ve dünya hayatı sizi aldattı”...Bugün oradan (ateşten) çıkarılmazlar ve onlardan (aleyhlerine olan olumsuzluğu kaldıracak, güzel düşünceye çevirip razı edecek bir çaba, mazeret beyanı ile) razı etmeleri de istenilmez.

فَلِلَّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الْأَرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
36-) FeLillahil Hamdu Rabbis Semavati ve Rabbil Ardı Rabbil alemiyn;
Hamd, Semavat’ın Rabbi, Arz’ın Rabbi, alemler’in Rabbi (bunlarda açığa çıkan tüm özelliklerin ve kemalatların sahibi) Allah’a aittir.

وَلَهُ الْكِبْرِيَاء فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
37-) Ve lehül Kibriyau fiys Semavati vel Ard* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
Kibriya, Semavat’ta ve Arz’da O’nundur (herşey O’nun kemalini izhardadır)... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal