Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



48. FETİH SÛRESİ     الفتح
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحاً مُّبِيناً
1-) İnna fetahna leke fethan mübiyn;
Doğrusu sana öyle bir fetih verdik ki, Feth-i Mubiyn (apaçık fetih)’dir.
لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطاً مُّسْتَقِيماً
2-) liyağfire lekellahu ma tekaddeme min zenbike ve ma teahhare ve yütimme nımeteHU aleyke ve yehdiyeke sıraten müstekıyma;
Ki böylece Allah senin geçmiş ve gelecek tüm zenbini (varlığını) mağfiret eder (örter?) ve nimetini (rahmetini, sıfatlarını) senin üzerine tamamlar; ve seni, sırat-ı mustakim’e (Zatına) hidayet eder.
وَيَنصُرَكَ اللَّهُ نَصْراً عَزِيزاً
3-) ve yensûrekellahu nasren Aziyza;
Ve Allah sana öyle bir zafer nusret eder ki Aziyz’dir; hiç kimse karşı koyamaz.
هُوَ الَّذِي أَنزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَاناً مَّعَ إِيمَانِهِمْ وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيماً حَكِيماً
4-) HUvelleziy enzeles sekiynete fiy kulubil mu'miniyne liyezdadu iymanen mea imanihim* ve lillâhi cünudüs Semavati vel'Ard* ve kânAllahu Aliymen Hakiyma;
İmanlarının kat kat artması için, mü’minlerin kalblerine sekine (sükun, güven duygusu) inzal eden O’dur... Semavat ve Arz’ın orduları (tüm kalbler) Allah’ındır... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

Bu ayetlerle ilgili açıklama:

Kur’an’da “fetih”le ilgili üç tanım vardır:

Feth-i Kariyb (yakın feth), bu sûrenin 18. ve 27 ayetlerinde ve “nasrun minAllahi ve fethun kariyb; ve beşşiril mü’miniyn”, diye Saff Sûresinde geçer... Bu fetih’den, Hz.Rasûlullah’ın yanısıra bazı mü’minler de pay sahibidir, ayetin de işaret ettiği üzere... Cüz’iyyetin-izafiliğin bilinç üzerindeki etkisinin kalkmasıdır...

Feth-i Mubiyn (apaçık/açan fetih)... Fetih:1-2nin de tarif ettiği üzere Hz.Rasûlullah’a has bir fetih olup; O’nun geçmiş ve gelecek tüm günahlarının ismi “Allah” olan tarafından mağfiret edilmesini sağladı... Buna “ölmeden evvel öl” ile işaret edilmiştir ki, bu dünya yaşamında ruhsal özellikler ile yaşama halidir ki zenb kavramı sözkonusu olmaz... Nitekim Hz.İsa a.s. “ölüm keffarettir”, “günahın cezası ölmektir” ile bu hususa işaret etmiştir... Diğer bir ifade ile, İlahi özelliklerle tahakkuk, Zati vasıflarla yaşama hali... Kişiliğin hakiki bedeni ruh olduğuna göre de hakıkatimize ait ilahi güçlerin beyin vasıtasıyla ruha kaydedilmesi dolayısıyla, bu özellikler ile bu dünyada yaşamak demek gene ruh gücü ile yaşamak demektir...

Nitekim Hz.Rasûlullah s.a.v. daha önce hiç bir nebî’ye verilmeyip yalnız kendisine verilen özelliklerle ilgili şöyle buyurmuştur:”Benim geçmiş ve gelecek zenbim mağfiret edildi; Bana Kevser verildi; sizin sahibiniz (yani arkadaşınız ben) Kıyamet gününde HAMD Sancağının sahibidir ki Adem ve ondan beri herkes (her nebî) o sancağın altındadır”...

El-FETH (mutlak feth), nasr sûresinde açıklanır:
“Nasrullah (Allah nusreti) ve el-Feth (mutlak feth, ölüm) geldiğinde, fevc fevc Allah’ın Diyni’ne dahil oluyor oldukları halde insanları gördüğünde, Rabbinin Hamdi ile tesbih (tenzih) et ve O’ndan mağfiret dile... Muhakkak ki O, Tevvab’dır”.

Nasr Sûresi ile ifade edilen Hz.Rasûlullah’a verilen el-FETH; “İSLAM garib olarak zuhur etmiştir... Benimle olan zuhuru gibi tekrar zuhur edecek; ne mutlu o gariplere” Hadis-i Şerifi’nin işareti üzere, insanlık için bir daha gerçekleşecektir ki buna da Kur’an (batınen), “yewm’ül FETH”= Mutlak FETH Günü, demektedir... İşte bu Hz.Mehdi Rasûl’ün zuhur dönemidir ki Büyük Kiyamet Günü de denir (Secde: 28-29, Nahl: 1)...
لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَكَانَ ذَلِكَ عِندَ اللَّهِ فَوْزاً عَظِيماً
5-) liyüdhılel mu'miniyne velmu'minati cennatin tecriy min tahtihel'enharü halidiyne fiyha ve yükeffire anhüm seyyiatihim ve kâne zâlike ındAllahi fevzen azıyma;
Ve dahi imanlı erkek ve kadınları, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar (ilimler) akan cennetlere (Hakkani yaşama) sokması, onlardan kötülüklerini (beşeri kişilik özelliklerini) silmesi içindir... İşte bu indallah’da aziym bir kurtuluştur.
وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّانِّينَ بِاللَّهِ ظَنَّ السَّوْءِ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَاءتْ مَصِيراً

6-) ve yuazzibel münafikıyne velmünafikati velmüşrikiyne velmüşrikatiz zanniyne Billâhi zannessev’* aleyhim dairetüssev’* ve ğadıbAllahu aleyhim ve leanehüm ve eadde lehüm cehennem* ve saet masıyra;

Bir de Allah hakkında (B sırrınca) su-i zann’da bulunan (tanrı yerine koyan) münafık (gayrı gören) erkek ve kadınlara, müşrik (şakıy) erkek ve kadınlara azab etmesi içindir... Kötülük (zan) onların başlarına dönsün/patlasın... Allah onlara ğadap etmiş (yüzlerini Hak tarafından çevirmiş), onları la’netlemiş (yakınlıktan tard etmiş) ve onlar için cehennem hazırlamıştır; orası ne kötü bir dönüş yeridir.
وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزاً حَكِيماً
7-) ve lillâhi cünudüs Semavati vel’Ard* ve kânAllahu Aziyzen Hakiyma;
Semavat ve Arz’ın orduları (kuvveleri) Allah’ındır... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذِيراً
8-) inna erselnake şahiden ve mübeşşiran ve neziyra;
(Ey enNebî!) Muhakkak ki biz seni (vahdet’e, Hakk’a) şahiyd, (risaletine, istidatları ile olumlu cevap verenleri, vuslat ile) müjdeleyici ve (gerçeği reddedenleri) uyarıcı olarak irsal ettik.
لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلا
9-) litu’minu Billâhi ve RasûliHİ ve tuazziruhu ve tüvekkıruh* ve tüsebbihuHU bükreten ve asıyla;
Ki; (B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edesiniz, O’na (Rasûlullah’a) yardımcı olasınız, O’nu yüce bilip saygı gösteresiniz ve sabah akşam O’nu tesbih edesiniz.
إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْراً عَظِيماً
10-) innelleziyne yübayiuneke innema yübayiunAllah* yedullahi fevka eydiyhim* femen nekese feinnema yenküsü alâ nefsih* ve men evfa Bima ahede aleyhullahe feseyu’tiyhi ecren azıyma;
Gerçektir ki (Rasûlüm) sana biat edenler (el tutuşup bağlılık sözü verenler) Allah’a biat etmişlerdir (tam fanisin?) ve Allah’ın EL’i onların elleri üzerindedir (Rasûlullah, ALLAH ismi mazharı)... Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur; Allah’la
olan ahdine (B sırrınca) kim vefa gösterirse, ona da (Allah) büyük ecir verir.
سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْأَعْرَابِ شَغَلَتْنَا أَمْوَالُنَا وَأَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَا يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِم مَّا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ لَكُم مِّنَ اللَّهِ شَيْئاً إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرّاً أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعاً بَلْ كَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيراً
11-) seyekulü lekel muhallefune minel’arabi şeğeletna emvalüna ve ehluna festağfir lena* yekulune Bielsinetihim ma leyse fiy kulubihim* kul femen yemlikü leküm minAllahi şey’en in erade Biküm darren ev erade Biküm nef’a* bel kânAllahu Bima tamelune Habiyra;
Bedevilerden (cihaddan?) geri bırakılanlar: “Bizi mallarımız ve çoluk çocuğumuz meşgul etti/alakoydu; bizim için mağfiret dile” diyecekler... Onlar kalblerinde olmayanı (Bi-) dilleriyle söylüyorlar... De ki:”Eğer (Bi-) size bir zarar irade ederse ya da (Bi-) size bir fayda irade ederse sizin için Allah’dan (onu önlemeye) kim bir şeye malikdir?”.. Hayır, Allah yaptıklarınızdan (B sırrınca) haberdardır.
بَلْ ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَنقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَداً وَزُيِّنَ ذَلِكَ فِي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنتُمْ قَوْماً بُوراً
12-) bel zanentüm en len yenkaliber Rasûlü velmu’minune ila ehliyhim ebeden ve züyyine zâlike fiy kulubiküm ve zanentüm zannessev’* ve küntüm kavmen bûra;
Aslında siz Rasûl ve iman edenlerin, ailelerine asla geri dönmeyeceklerini zannettiniz! Bu fikir bilincinize güzel göründü de, böylece kötü zanda bulundunuz; helâkı hak etmiş bir topluluk oldunuz!
وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَعِيرًا
13-) Ve men lem yu`min Billâhi ve RasûliHİ feinna a`tedna zilkâfiriyne sa`ıyra;
 Kim varlığının Esmâ`sıyla hakikati olan Allâh`a ve Rasûlüne iman etmezse, bilsin ki hakikat bilgisini inkâr edenler için saîri (alevli bir ateşi - radyasyon dalgaları) hazırlamışızdır.



وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ ۚ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
 
14-) Ve lillâhi Mülküs Semavati vel`Ard* yağfiru limen yeşau ve yu`azzibu men yeşa`* ve kânAllâhu Ğafûren Rahıyma;
 Semâlar ve arzın mülkü Allâh içindir! Dilediğini mağfiret eder (suçlu hâlini örter); dilediğini azaplandırır (bedenselliğinin getirisine terk eder)! Allâh Ğafûr`dur, Rahıym`dir.

سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ إِذَا انْطَلَقْتُمْ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ ۖ يُرِيدُونَ أَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللَّهِ ۚ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذَٰلِكُمْ قَالَ اللَّهُ مِنْ قَبْلُ ۖ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا ۚ بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ إِلَّا قَلِيلًا
 
15-) Seyekulül muhallefune izentalaktüm ilâ meğanime lite`huzûha zeruna nettebi`küm* yüriydune en yübeddilu kelamAllâh* kul len tettebi`ûna kezâliküm kalAllâhu min kabl* feseyekulune bel tahsüdunena* bel kânu lâ yefkahune illâ kaliylâ;
Bu geri bırakılanlar, ganimetleri almak için gittiğinizde: "Bırakın biz de sizinle gelelim" derler. Onlar, Allâh kelâmını (sözünü) değiştirmek istiyorlar! De ki: "Siz bize asla uyamazsınız; daha önce Allâh böyle buyurdu (hükmetti)"... Bu kez şöyle derler: "Hayır, bizi kıskanıyorsunuz"... Bilakis onlar, anlayışı kıt kimselerdir!

               قُلْ لِلْمُخَلَّفِينَ مِنَ الْأَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ إِلَىٰ قَوْمٍ أُولِي بَأْسٍ شَدِيدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ أَوْ يُسْلِمُونَ ۖ فَإِنْ تُطِيعُوا يُؤْتِكُمُ اللَّهُ أَجْرًا حَسَنًا ۖ وَإِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا  
16-) Kul lilmuhallefiyne minel a`rabi setüd`avne ilâ kavmin uliy be`sin şediydin tukatilunehüm ev yüslimun* fein tutıy`u yü`tikümullâhu ecren hasena* ve in tetevellev kema tevelleytüm min kablü yu`azzibküm azâben eliyma;
 Bedevîlerden o geri bırakılanlara de ki: "Siz son derece güçlü, cengâver bir toplulukla savaşa davet olunacaksınız... Onlarla savaşırsınız yahut onlar İslâm olurlar. Eğer itaat ederseniz Allâh size güzel bir ecir verir... Fakat daha önce yüz çevirdiğiniz gibi gene döneklik yaparsanız, sizi feci bir azap ile azaplandırır."

         لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَىٰ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ ۗ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۖ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا أَلِيمًا 
17-) Leyse alel`ama harecün ve lâ alel`areci harecün ve lâ alelmeriydı harec* ve men yutı`ıllâhe ve RasûleHU yüdhılhü cennatin tecriy min tahtihel`enhar* ve men yetevelle yu`azzibhü azâben eliyma;
Köre, topala ve hasta olana zorlama yoktur! Kim itaat ederse Allâh ve Rasûlüne, onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar... Kim de yüz çevirirse (Allâh) onu feci bir azapla azaplandırır.

          ۞ لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا 
18-) Lekad radıyAllâhu `anilmu`miniyne iz yubayi`ûneke tahteşşecereti fe`alime ma fiy kulubihim feenzelessekiynete aleyhim ve esâbehüm fethan kariyba;
 Andolsun ki Allâh, o ağacın altında sana biat ettiklerinde iman edenlerden razı oldu, onların kalplerinde olanı bildi de, üzerlerine sekine (huzur) inzâl etti ve kendilerine feth-i kariyb (yakîn açıklığı) verdi.
وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً يَأْخُذُونَهَا وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزاً حَكِيماً
19-) ve meğanime kesiyreten ye’huzuneha* ve kânAllahu Aziyzen Hakiyma;
Onları, alacakları bir çok ganimetlere (ilimlere) de nail etti... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

وَعَدَكُمُ اللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هَذِهِ وَكَفَّ أَيْدِيَ النَّاسِ عَنكُمْ وَلِتَكُونَ آيَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطاً مُّسْتَقِيماً
20-) veadekümullahu meğanime kesiyreten te’huzuneha feaccele leküm hazihi ve keffe eydiyenNasi anküm* ve litekûne ayeten lilmu’miniyne ve yehdiyeküm sıratan müstekıyma;
Allah, size elde edeceğiniz bir çok ganimetler va’d etmiştir (İndAllah’da sayısız ğanimetler var?)... Bunu da size aceleden/pek çabuk verdi ve insanların ellerini sizden vazgeçirdi ki, bu mü’minler için bir ayet/işaret olsun ve sizi sıratı mustakıme hidayet etsin.

وَأُخْرَى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ أَحَاطَ اللَّهُ بِهَا وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيراً
21-) ve uhra lem takdiru aleyha kad ehatAllahu Biha ve kânAllahu alâ külli şey’in Kadiyra;
Ve henüz onlara gücünüzün yetmediği daha başka şeyler de va’d etti ki, onları (ancak B sırrınca) Allah kuşatmıştır... Ve (Zaten) Allah her şeye Kadiyr’dir.

وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيّاً وَلَا نَصِيراً
22-) ve lev katelekümülleziyne keferu levellevül edbare sümme lâ yecidune Veliyyen ve lâ Nasıyra;
Eğer kafir olanlar sizinle savaşsalardı, elbette arkalarına dönüp kaçacaklardı... Sonra da hiç bir veliy (koruyucu) ve nesıyr (yardımcı) bulamazlardı.

سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلا
23-) sünnetAllahilletiy kad halet min kabl* ve len tecide lisünnetillâhi tebdiyla;
Bu önceden beri işleyip duran Sünnetullah’dır; Sünnetullah’da değişiklik/Sünnetullah için tebdil (bedel) asla bulamazsın.

وَهُوَ الَّذِي كَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ عَنْهُم بِبَطْنِ مَكَّةَ مِن بَعْدِ أَنْ أَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيراً
24-) ve HUvelleziy keffe eydiyehüm anküm ve eydiyeküm anhüm Bibatni Mekkete min ba’di en azfereküm aleyhim* ve kânAllahu Bima ta’melune Basıyra;
Sizi onlara muzaffer kıldıktan sonra Mekke’nin (Bi-) batnında/göbeğinde, onların ellerini sizden sizin ellerinizi onlardan uzak tutan O’dur... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dır.

هُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفاً أَن يَبْلُغَ مَحِلَّهُ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُّؤْمِنُونَ وَنِسَاء مُّؤْمِنَاتٌ لَّمْ تَعْلَمُوهُمْ أَن تَطَؤُوهُمْ فَتُصِيبَكُم مِّنْهُم مَّعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍ لِيُدْخِلَ اللَّهُ فِي رَحْمَتِهِ مَن يَشَاءُ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَاباً أَلِيماً
25-) hümülleziyne keferu ve sadduküm anilMescidil Harami velhedye makufen en yeblüğa mahılleh* velevlâ ricalun mu’minune ve nisaün mu’minatün lem ta’lemuhüm en tetauhüm fetusıybeküm minhüm mearretün Biğayri ılm* liyüdhılellahu fiy rahmetiHİ men yeşa’* lev tezeyyelu leazzebnelleziyne keferu minhüm azâben eliyma;
Onlar o kimselerdir ki, kafir oldular, sizi Mescid-i Haram’dan (kalb makamından) alakoydular, bekletilen (Beytullah’a adanan) hedy kurbanlarının (nefslerinizin) yerlerine ulaşmasına mani oldular... Şayet orada (onların arasında) kendilerini henüz bilmediğiniz için çiğneyip ezeceğiniz ve bu bilgisizlik (Bi-gayri ilim, bilmeyerek yapılan iş) yüzünden üzüleceğiniz mü’min rical/erkekler ve mü’mine kadınlar olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi)... Dilediğini rahmetine sokmak içindi bu... Eğer birbirlerinden ayrılmış olsalardı, onlardan küfre sapanları elbette elim bir azab ile azablandırırdık (Said ve salihler zümresinin bulundukları yere gadabı ilahi inmez... Enfal: 33 ve Ankebut: 32?).

إِذْ جَعَلَ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَى وَكَانُوا أَحَقَّ بِهَا وَأَهْلَهَا وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً
26-) iz cealelleziyne keferu fiy kulubihimül hamiyyete hamiyyetel cahiliyyeti feenzelellahu sekiynetehu alâ RasûliHİ ve alelmu’miniyne ve elzemehüm kelimetet takva ve kânû ehakka Biha ve ehleha* ve kânAllahu Bikülli şey’in Aliyma;
O zaman kafirler, kalblerine hamiyyeti (gayret, izzeti nefs, kibirlilik, taassubu), cahiliyye taasubunu yerleştirmişlerdi... Allah da Rasûlü’nün ve mü’minlerin üzerine sekine inzal etti ve onları kelime-i takva (la ilahe illallah) üzere ilzam etti (sabitledi)... Onlar bu söze (B sırrınca) ehakk ve ehil kimselerdi... Allah her şeyi (B sırrınca) Aliym’dir.

لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِن شَاء اللَّهُ آمِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُؤُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَلِكَ فَتْحاً قَرِيباً
27-) lekad sadekAllahu RasûleHUrrü’ya BilHakk* letedhulünnelMescidel Harame inşaAllahu aminiyne muhallikıyne ruuseküm ve mukassıriyne lâ tehâfun* fealime ma lem ta’lemu feceale min duni zâlike fethan kariyba;
Andolsun ki Allah, Rasûlüne rüyasını Bil-Hakk (Hak olarak) doğruladı (rüyasının gerçek olduğunu tasdik etti; gerçektir)... İnşallah, (kiminiz) kafalarınızı traş etmiş ve (kiminiz saçlarınızı) kısaltmış olarak, güven içinde Mescid-i Haram’a kesinlikle gireceksiniz (feth?)... (Allah) sizin bilmediğinizi bildi de size bundan önce feth-i karib müyesser kıldı.

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيداً
28-) HUvelleziy ersele RasûleHU Bilhüda ve diynil Hakkı liyuzhirehu aleddiyni küllih* ve kefa Billahi şehiyda;
O, Rasûlünü Bil-HUDA (hidayet gücü, rehber olarak) ve Hak Diyn (gerçek diyn; sistem ruhu) ile irsal etti ki, onu (yeryüzündeki) tüm din anlayışlarına üstün kılsın (hidayet yollu gerçeği göstersin);Şehiyd olarak (B sırrınca) Allah yeter.

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَاناً سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْراً عَظِيماً
29-) Muhammedün Rasûlullah* velleziyne meahu eşiddau alelküffari ruhamau beynehüm terahüm rükkean sücceden yebteğune fadlen minAllahi ve rıdvana* siymahüm fiy vücuhihim min eserissücudi zâlike meselühüm fiytTevrati, ve meselühüm fiyl’İnciyli kezerın ahrece şat’ehu feazerehu festağleza festeva alâ sukıhi yu’cibüzzürraa liyeğıyza Bihimülküffar* veadAllahulleziyne amenu ve amilussalihati minhüm mağfireten ve ecren aziyma;
MUHAMMED, Rasûlullah’dır!... Onunla beraber bulunanlar (in’am üzere olanlar), küffara (gerçeği reddedenlere) karşı sert (onların düşünce ve yaşamlarından hiç etkilenmezler), kendi aralarında çok merhametlidirler (birbirlerinin açılım ve üretkenliğine katkıda bulunurlar, birbirlerini severler)... Onları (Ümmet-i Muhammed’i) rüku eder (haşyet, ta’zim), secde eder (fena, teslim) ve Allah’tan fazl (ilmi üstünlük, tecelli) ve RIDVAN (ehl-i cennet için en üstün ni’met; Allah’ın ebediyyen gazab etmeme teminatı; sıfat cenneti) ister halde görürsün... Simalarına gelince, vechlerinde/yüzlerinde secde (fena) eseri vardır... Bu onların Tevrat’taki (nefse dönük hükümler) meselleri (misal yollu anlatımları) dır... İncil’deki (kalb ahvaline, batını hükümlere; teşbihi) mesellerine gelince: Bir ekin ki filizini yarıp çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış da (tevhid; İslam, sünnetullah) gövdesi üzerine doğrulmuştur/dikilmiştir (insan’da, mutlak vücud tam zahirdir);ekincilerin (Ulul’Azm Rasûllerin, Enbiyanın) hoşuna gider (İslam Ümmetinin özellikleri... Ki, hadis-i şeriflere göre İslam’ın zahir ve batına göre tam zuhuru iki Zat’la gerçekleşmiştir, Hz.Muhammed.s.a.v ve Hz.Mehdi Rasûl a.s... Buradaki teşbihi bu yönden de değerlendirmek lazım)... (Allah bunları artırmakla) böyle yapar ki, onlarla (B sırrıyla, onlar olarak) küffarı (gerçeği reddedenleri) öfkelendirsin... Allah onlardan (hakıkatına) iman edip bunun gereği salih amel edenlere mağfiret ve ecr-i azıym va’d etmiştir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal