Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



 51. ZÂRİYÂT SÛRESİ      الذارياتİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَالذَّارِيَاتِ ذَرْواً
1-) Vezzariyati zerva;
Andolsun o tozutup savuran (rüzgar?) lara.

فَالْحَامِلَاتِ وِقْراً
2-) Felhamilati vıkra;
O ağırlık (su; ilim) taşıyanlara (bulutlara, dalgalara).

فَالْجَارِيَاتِ يُسْراً
3-) Felcariyati yusra;
O kolayca akıp gidenlere (kendilerine amelleri kolaylaştırılanlara).

فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْراً
4-) Felmukassimati emra;
Emri taksim edenlere (muhtelif emirler indiren Cibriyl, Miykail,.. gibi semavi meleklere) ki;

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ
5-) İnnema tuadune le sadık;
Vad’olunduğunuz (ba’s?) elbette sadıkdır (kesinlikle gerçektir-doğrudur).

وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ
6-) Ve inned diyne le vakı';
Ve muhakkak ki diyn (sistem; yaptığınızın karşılığına erme, hesab, ceza) mutlaka vaki (olan bir realite)’dir.

وَالسَّمَاء ذَاتِ الْحُبُكِ
7-) Ves Semai zatil hubük;
Ve o hubük (dalgalar, güzel yollar?) sahibi Sema’ya kasem ederim ki,

إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ
8-) İnnekum lefiy kavlin muhtelif;
Muhakkak ki siz muhtelif bir kavl (birbirini tutmayan, hatta zıt olan itikat ve talepler) içindesiniz (nasıl O Sema’nın yollarında yol alırsınız?).

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
9-) Yu'fekü anhu men üfik;
(Vuslattan, Allah’dan) çevrilmiş kimse Ondan (Hz.Muhammed’den, Kur’an’dan) döndürülür.

قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ
10-) Kutilel harrasun;
Ölsün o (birbirini tutmayan sözler atan, itikadı bozuk) yalancılar.

الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ
11-) Elleziyne hüm fiy ğamretin sahun;
Onlar ki bir ğamre (örten, kapatan nesne; gaflet; cehalet ve körlük) içinde sehveden (aldırışsızlıkla-önem vermeyerek terkeden gafil) lerdir.

يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ
12-) Yes'elune eyyane yevmud diyn;
“Diyn (ceza) Günü ne zamandır?” diye sorarlar.

يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ
13-) Yevme hüm alen nari yuftenun;
O Gün onlar Nar üzerinde azab edilirler/denenirler (?).

ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ
14-) Zuku fitnetekum* hazelleziy küntüm Bihi testa'cilun;
(Zebaniler der ki): “Fitnenizi/azabınızı tadın... İşte o (kendisini B sırrınca) acele istediğiniz bu idi”.

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
15-) İnnel muttekıyne fiy cennatin ve uyun;
Muhakkak ki muttekıyler Cennetler’de ve pınar/kaynaklardadırlar.

آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُحْسِنِينَ
16-) Ahıziyne ma atahüm Rabbühüm* innehüm kânu kable zaâlike muhsiniyn;
Rablerinin kendilerine verdiğini alıcılar olarak (“Vermedi deme, alamadım de”)... Muhakkak ki onlar bundan önce muhsiynler idiler.

كَانُوا قَلِيلاً مِّنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُون
17-) Kânu kaliylen minel leyli ma yehceun;
Geceden az bir bölümde uyurlar idi.

وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
18-) Ve Bil eshari hüm yestağfirun;
Seherlerde (gecenin ahirinde de B sırrıyla) onlar istiğfar ederlerdi.

وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
19-) Ve fiy emvalihim hakkun lissaili vel mahrum;
Onların mallarında sail (talep eden) ve mahrum için bir hakk vardı.

وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِّلْمُوقِنِينَ
20-) Ve fiyl Ardı ayatun lilmukıniyn;
Mukıniyn (ikan sahipleri) için Arz’da (beden’de) ayetler vardır.

وَفِي أَنفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
21-) Ve fiy enfüsiküm* efela tubsırun;
Nefslerinizde (de) !?... Hala görmüyor musunuz?.

وَفِي السَّمَاء رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
22-) Ve fiys Semai rizkuküm ve ma tuadun;
Rızkınız da, va’dolunduğunuz şey de Sema’dadır.

فَوَرَبِّ السَّمَاء وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَا أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
23-) FeveRabbis Semai vel Ardı innehu lehakkun misle ma ennekum tentıkun;
Sema’nın ve Arz’ın Rabbine kasem ederim ki, kesinlikle o (ayetler, rızk, va’dolunanlar), sizin nutketmeniz (konuşmanız) gibi (sizin konuşmanızın misli) bir hakk (gerçek) tır.

هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ
24-) Hel etake hadiysü dayfi İbrahiymel mükremiyn;
İbrahiym’in ikram olunmuş (şerefli kılınmış) konuklarının (Cibriyl ve Onunla beraber iki melek’in) haberi sana geldi mi?.

إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماً قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
25-) İz dehalu aleyhi fekalu Aelâma* kale Selâm* kavmun münkerun;
Hani Onun (İbrahiym’in) üzerine dahil olduklarında (yanına girdiklerinde): “Selam” dediler... (İbrahiym de): “Selam” dedi... “(Siz) münker (tanımadık) bir kavim (siniz; sizin Selam’ınız bile farklı?)”.

فَرَاغَ إِلَى أَهْلِهِ فَجَاء بِعِجْلٍ سَمِينٍ
26-) Ferağa ila ehlihi fecae Bi ıclin semiyn;
(İbrahiym de onlardan fariğ olup) ehline (ailesine) yöneldi de (B sırrıyla) semiz bir buzağı getirdi.

فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
27-) Fekarrebehu ileyhim kale ela te'kûlun;
Onu onlara yaklaştırıp: “Yemeyecek misiniz?” dedi.

فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا لَا تَخَفْ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ
28-) Feevcese minhüm hıyfeten, kalu la tehaf* ve beşşeruhu Bi ğulamin aliym;
 (İbrahiym’in) onlardan (içine) bir korku düştü/hissetti... “Korkma” dediler ve Onu aliym bir oğlan ile (B sırrınca) müjdelediler.

فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ
29-) Feakbeletimraetuhu fiy sarretin fesakket vecheha ve kalet acuzun akıym;
Bu yüzden (İbrahiym’in) karısı bir çığlık içinde ikbal etti (döndü) de (ellerini kendi) yüzüne vurdu/kapattı ve dedi ki: “(Ben) kısır bir kocakarı (yım?)”.

قَالُوا كَذَلِكَ قَالَ رَبُّكِ إِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ
30-) Kalu kezâliki, kale Rabbük* inneHU HUvel Hakiymul ‘Aliym;
 (İbrahiym’in misafiri melekler) dediler ki: “İşte (gerçek durum) böyle... (Bunun böyle olmasını) Rabbin dedi... Muhakkak ki O, Hakiym’dir, Aliym’dir”.

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
31-) Kale fema hatbukum eyyuhel murselun;
 (İbrahiym): “Ey mürseliyn (irsal olunanlar, Rasûller) !.. (Başka, asıl) işiniz nedir?” dedi.

قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
32-) Kalu inna ursilna ila kavmin mucrimiyn;
Dediler ki: “Doğrusu biz mücrim (suçlu) bir kavme irsal olunduk!”.

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ
33-) Linursile aleyhim hıcareten min tıyn;
“Üzerine tıyn (balçık)’den taşlar irsal edelim diye”.

مُسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

34-) Musevvemeten ınde Rabbike lilmusrifiyn;

“Rabbinin indinde, israf edenler (zayi edenler, haddi aşanlar, müşrikler) için simalandırılmış/işaretlenmiş (taşlar)”.

فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
35-) Feahrecna men kâne fiyha minel mu’miniyn;
Biz de, mü’minlerden (tevhid ehlinden) orada (gadabı ilahinin indiği azab mahallinde) kim varsa (hepsini) çıkardık.

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ الْمُسْلِمِينَ

36-) Fema vecedna fiyha ğayre beytin minel müslimiyn;

Zaten orada bir ev’den (ehl-i beyt’ten; Lut’un ehlinden) başka müslimlerden bulamadık.

وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
37-) Ve terekna fiyha ayeten lilleziyne yehafunel azâbel eliym;
Ve orada o elim azabtan korkanlar için bir ayet (alamet) terkettik (arkaya bıraktık).

وَفِي مُوسَى إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ
38-) Ve fiy Musa iz erselnahu ila fir'avne Bi sultanin mübiyn;
Ve Musa’da da (ayetler var)... Hani Onu Fravun’a apaçık bir sultan (hüccet, karşı konulamaz delil) ile (B sırrıyla, apaçık bir delil olarak) irsal etmiştik.

فَتَوَلَّى بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
39-) Fetevella Bi rüknihi ve kale sahırun ev mecnun;
(Fravun) (Bi-) rüknü (tüm varlığı, erkanı, ordusu) ile yüz çevirdi ve dedi ki: “Bir büyücü yahut mecnun”.

فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ
40-) Feehaznahu ve cunudehu fenebeznahüm fiyl yemmi ve huve muliym;
Bunun üzerine onu ve ordusunu yakaldık da onları yemm’e (denize) attık... O (Fravun kendini) levmedici olduğu halde (idi).

وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ
41-) Ve fiy ‘Adin iz erselna aleyhimur riyhal akıym;
Ve Ad (Hud’un kavmi)’da da (ayetler var)... Hani onların üzerine o kısır (hayır ve bereketi olmayan, bilakis helak edici) rüzgarı (heva-i nefs) irsal etmiştik.

مَا تَذَرُ مِن شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ
42-) Ma tezeru min şey'in etet aleyhi illâ cealethu kerremiym;
Üzerine geldiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu ramiym (çer-çöp, un-ufak, toprak, kül) gibi kılıyordu.

وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّى حِينٍ
43-) Ve fiy Semude iz kıyle lehüm temetteu hatta hıyn;
Ve Semud (Salih’in kavmi)’da da (ayetler var)... Hani onlara: “Bir süreye kadar faydalanın” denilmişti.

فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
44-) Fe atev an emri Rabbihim feehazethümus saıkatu ve hüm yenzurun;
(Onlar ise) Rablerinin emrine itaattan çıktılar/haddi aştılar... Bunun üzerine onlar bakıp dururlarken kendilerini yıldırım yakalayıverdi.

فَمَا اسْتَطَاعُوا مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنتَصِرِينَ
45-) Femestetau min kıyamin ve ma kânu muntasıriyn;
Ne kıyam’a (ayağa kalkmaya) güçleri yetti ve ne de yardım gördüler/işin üstesinden gelebildiler.

وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِقِينَ
46-) Ve kavme Nuhın min kabl* innehüm kânu kavmen fasikıyn;
Daha önce de Nuh kavmi (ni helak ettik)... Muhakkak ki onlar fasıklar (diyn’den çıkmışlar) kavmi idiler.

وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
47-) VesSemae beneynaha Bi eydin ve inna lemusiun;
Ve Sema’ya gelince, onu el (kudret ve kuvvetimiz, kuvvelerimiz) ile (B sırrınca kuvvelerimiz olarak) bina ettik ve muhakkak ki (çünkü) biz genişleticileriz.

وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ
48-) Vel Arda feraşnaha fenı'mel mahidun;
Arz’ı da (enerji üzerine) döşedik... Ne güzel döşeyenleriz!.

وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
49-) Ve min külli şey'in halakna zevceyni leallekum tezekkerun;
Herşeyden iki çift/iki eş yarattık... Belki tezekkür edersiniz (kendinizi tanırsınız; dengeleşir, bütünleşirsiniz) diye.

فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
50-) Fefirru ilellah* inniy leküm minhu neziyrun mübiyn;
(Bu izafiyet zuhurundan gene) Allah’a (vahdet’e) firar edin!... Muhakkak ki ben sizin için O’ndan apaçık bir uyarıcıyım.

وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
51-) Ve la tec'alu meAllahi ilahen ahar* inniy leküm minhu neziyrun mübiyn;
Allah ile beraber başka bir ilah (vücud, müessir) oluşturmayın... Muhakkak ki ben sizin için O’ndan apaçık bir uyarıcıyım.

كَذَلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
52-) Kezâlike ma etelleziyne min kablihim min Rasûlin illâ kalu sahırun ev mecnun;
İşte (gerçek durum) böyle... Onlardan öncekilere de (Allah’a, hakikatlarına çağıran) herhangi bir Rasûl geldiğinde, mutlaka: “Bir büyücü veya mecnun” dediler.

أَتَوَاصَوْا بِهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
53-) Etevasav Bih* belhüm kavmun tağun;
 (Aceba) bunu (B gerçeği ile, genetik olarak) birbirlerine tavsiye mi ettiler?!... Hayır, onlar tuğyan etmiş (genetik olarak azgın) bir kavimdir.

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنتَ بِمَلُومٍ
54-) Fetevelle anhüm fema ente Bi melum;
Onlardan yüz çevir... Sen (bu yüzden) Bi-melum (levmedilecek, kınanacak) değilsin.

وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ
55-) Ve zekkir feinnez zikra tenfeul mu’miniyn;
Öğüt ver/hatırlat!... Muhakkak ki (Kur’an ile) öğüt mü’minlere fayda verir (arındırıp imanlarını artırır).

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
56-) Ve ma halaktül cinne vel inse illâ liya'budun;
Ben cinn’i ve ins’i ancak (sadece) beni tanıyıp kulluk/ibadet etsinler diye yarattım!.

مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
57-) Ma uriydü minhüm min rizkın ve ma uriydü en yut'ımun;
Ben onlardan bir rızk istemiyorum (onları rızk külfeti ile yaratmadım, rızkları bana aittir, hazırdır)... Beni doyurmalarını da istemiyorum (bu kadar kesin?).

إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
58-) İnnAllahe HUverRezzaku ZulKuvvetil Metiyn;
Muhakkak ki Allah, Rezzak’tır (rızıklandıranın ta kendisidir), Zül Kuvvet’il Metiyn’dir (Metiyn kuvvet sahibidir).

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنُوباً مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

59-) Feinne lilleziyne zalemu zenuben misle zenubi ashabihim fela yesta'cilun;

Muhakkak ki zalim (müşrik) olanların, (kendilerinden önceki geçmiş) arkadaşlarının zenubu (günahı, payı) misli zenubları (günah-azab payları) vardır... Acele etmesinler.

فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا مِن يَوْمِهِمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
60-) Feveylun lilleziyne keferu min yevmihimülleziy yuadun;
Kendilerine va’dolunan (uyarıldıkları) o günlerinin azabından dolayı veyl olsun o küfr (gerçeği red) edenlere.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal