Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



52.  TÛR SÛRESİ         الطور

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَالطُّورِ

1-) Vet Tur;

Andolsun O Tur’a (İlahi Kelam’ın işitilip dinlendiği, vahyin indiği Tur dağına; beyn’e),

وَكِتَابٍ مَّسْطُورٍ
2-) Ve Kitabin mestur;
Satır satır yazılmış/dizilmiş kitab’a (Levh-i Mahfuz’a),

فِي رَقٍّ مَّنشُورٍ
3-) Fiy rakkın menşur;
Menşur (neşrolmuş, açılıp yayımlanmış) ince bir deri içinde (cildli kitab?),

وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ
4-) Vel Beytil Ma'mur;
Beyt-i Ma’mur’a,

Beyt-i Ma’mur (ma’mur ev) ne?...

Rivayet edilen hadis-i şerifler ile şöyle işaret edilir:

“Beyt-i Ma’mur, yedinci Sema’dadır... Her gün Ona yetmiş bin melek girer, O Saat’a (kıyamet’e) kadar da geri dönmezler”.

“Beyt- Ma’mur Sema’dadır... Ona <Durah> denilir... Beyt-i Haram’ın (Ka’benin) hizasında onun mislidir... Eğer düşecek olsa Onun (Ka’be’nin) üzerine düşer... Hergün Oraya yetmiş bin melek girer, bir daha dönmezler”.

“Sema’larda ve Arz’larda Allah’ın onbeş evi vardır: Yedisi Sema’larda, yedisi Arz’larda ve bir de Ka’be... Herbiri Ka’be’nin mukabilidir”.

Evet işaretler böyle... Nihayet şunları yazalım:

Hz.İbrahiym a.s. Mekke’deki Beyt-in yerini de önce Beyt-i Ma’mur’u keşfederek tesbit etmiştir!...

Birşeyin imarı, meleki yoğunlukla doğru orantılıdır!...

Sema’da, meleklerin Ka’besi olarak da tarif edilen Beyt-i Ma’mur/Durah, bir bakıma melaikenin öldüğü yerdir!...

Peki ya cami varlık, eşref-i mahlukat insan’da ne?... Onu eşrefi mahlukat yapan nesne ne ise o elbette?...

وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ
5-) Ves sakfil merfu';
Ref’olunmuş (herşey’in fevkıne yükseltilmiş) tavan’a,

وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ
6-) Vel bahril mescur;
Doldurulmuş/kızdırılıp kaynatılmış deniz’e ki,

إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ
7-) İnne azâbe Rabbike le vakı';
Muhakkak ki Rabbinin azabı elbette vaki’dir (olan bir gerçek, yadsınamaz bir olgudur).

مَا لَهُ مِن دَافِعٍ
8-) Ma lehu min dafi';
Onu def’edecek/reddedecek yoktur.

يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاء مَوْراً
9-) Yevme temurus Semau mevra;
O gün Sema bir dalgalanışla dalgalanır (döne döne çalkalanır, gelir gider ki).

وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْراً
10-) Ve tesiyrul cibalu seyra;
Dağlar bir yürüyüşle yürür (ki).

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
11-) Feveylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün o yalanlayanların vay haline!.

الَّذِينَ هُمْ فِي خَوْضٍ يَلْعَبُونَ
12-) Elleziyne hüm fiy havdın yel'abun;
Ki onlar (o yalanlayanlar) daldıkları (hayali yaşam) içinde oynamaktadırlar.

يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَى نَارِ جَهَنَّمَ دَعّاً
13-) Yevme yuda' (ğğ) une ila nari cehenneme da' (ğğ) a;
Cehennem Narı’na bir çekilişle çekilip sürüklenecekleri gün.

هَذِهِ النَّارُ الَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
14-) Hazihin narulletiy küntüm Biha tükezzibun;
“İşte bu, (B sırrınca) kendisini yalanlayıp durduğunuz o Nar” (denilir).

أَفَسِحْرٌ هَذَا أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
15-) Efe sıhrun hazâ em entum la tubsırun;
“Bu bir büyü müdür yoksa siz mi görmüyorsunuz?”.

اصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاء عَلَيْكُمْ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
16-) Islevha fasbiru ev la tasbiru* sevaun aleyküm* innema tüczevne ma küntüm ta'melun;
“Dalın/maruz kalın ona (ateşe)... Artık ister sabredin ister sabretmeyin... Size müsavidir (birdir)... Siz ancak yaptığınız şeyle cezalanırsınız”.

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ
17-) İnnel müttekıyne fiy cennatin ve na’ıym;
Muhakkak ki muttekıyler cennetler ve naim (ni’metler) içindedirler.

فَاكِهِينَ بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
18-) Fakihiyne Bima atahüm Rabbuhüm* ve vekahüm Rabbuhüm azâbel cahıym;
Rablerinin kendilerine (B sırrınca) verdiği ile fakihler (hoşnud, mutlu, lezzetlenmekte olanlar) olarak... Rableri, onları Cahıym (cehennem)’in azabından korumuştur.

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئاً بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
19-) Külu veşrebu heniy’en Bima küntüm ta'melun;
“Yaptığınız amellere mukabil (B sırrınca) afiyetle yeyin, için”.

مُتَّكِئِينَ عَلَى سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍ عِينٍ
20-) Muttekiiyne alâ sururin masfufetin, ve zevvecnahüm Bi hurin ıyn;
 “Sıra sıra dizilmiş serirler üzerinde yaslananlar olarak”... Onları Hur-i Iyn (iri gözlü, gözlerinin beyazı çok beyaz, siyahı çok siyah beyaz tenli dişi eşler-huriler) ile (B sırrınca) tezvic ettik (çiftleştirdik, eşleştirdik).

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَتْنَاهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَيْءٍ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ
21-) Velleziyne amenu vettebeathüm zurriyyetühüm Bi iymanin elhakna Bihim zurriyyetehüm ve ma eletnahüm min amelihim min şey'* küllümriin Bima kesebe rehiyn;
İman eden (saidler, muvahhidler, muhacir-ensar), zürriyyetleri de (Bi-) iman olarak (babalarının hak imanı ile) kendilerine tabi olanlar var ya, onlara zürriyyetlerini de (B sırrınca) ilhak ettik (kattık) ve onların amellerinden (derecelerinden) hiçbir şeyi de onlara eksiltmedik... Her kişi kazandığı/yaptığı ile (B sırrınca) bir rehiyndir.

وَأَمْدَدْنَاهُم بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
22-) Ve emdednahüm Bi fakihetin ve lahmin mimma yeştehun;
Onlara canlarının çektiği/temenni ettikleri meyva ve etten (B sırrınca) bol bol verdik.

يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْساً لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ
23-) Yetenazeune fiyha ke'sen la lağvun fiyha ve la te'siym;
Orada, (onu içtiklerinden dolayı) içinde ne bir boş söz-saçmalama ve ne de günah kazanma olan bir kase çekiştirirler/kapışırlar.

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ
24-) Ve yetufu aleyhim ğılmanün lehüm keennehüm lü'lüün meknun;
Üstlerinde, onlar için/kendilerine ait ğılman tavaf edip dolaşır; ki sanki onlar korunmuş-saklı inci.

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ
25-) Ve akbele ba'duhüm alâ ba'din yetesaelun;
Birbirlerine ikbal edip (dönüp-yönelip geçmiş hallerini) soruşurlar.

قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ
26-) Kalu inna künna kablu fiy ehlina müşfikıyn;
Dediler ki: “Doğrusu biz daha önce ehlimiz içinde (hata yapmamak için, korkudan) titreyenler idik”.

فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَانَا عَذَابَ السَّمُومِ
27-) FemennAllahu aleyna ve vekana azâbessemum;
“Allah bize menn (lutf) etti ve bizi Semum (insan bedeninin gözeneklerinden geçici dumansız ateş; cinni enerji yapı; mikrodalga radyasyon)’un azabından korudu”.

إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ
28-) İnna künna min kablu ned'uh* inneHU HUvel Berrur Rahıym;
“Muhakkak ki biz bundan önce de (yalnız) O’nu çağırıyor (şirksiz dua-ibadet ediyor) idik... Muhakkak ki O, Berr (iyilik eden, kolaylık sağlayan)’dir, Rahıym’dir”.

فَذَكِّرْ فَمَا أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ
29-) Fezekkir fema ente Bi nı'meti Rabbike Bi kahinin ve la mecnun;
(Rasûlüm) sen öğüt ver/hatırlat... Rabbinin ni’meti ile (B sırrınca Rabbinin ni’meti olarak) sen ne bir (Bi-) kahinsin ve ne de bir mecnun.

أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ

30-) Em yekulune şaırun neterabbesu Bihi raybelmenun;

Yoksa: “Bir şairdir... Zamanın (ölümün) ızdırap veren musibetini (ölmesini) gözetiyoruz (Bi-) Onun” mu diyorlar.

قُلْ تَرَبَّصُوا فَإِنِّي مَعَكُم مِّنَ الْمُتَرَبِّصِينَ
31-) Kul terebbesu feinniy meakum minelmuterabbisıyn;
De ki: “Gözetip bekleyin!.. Muhakkak ki ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim”.

أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَامُهُم بِهَذَا أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
32-) Em te'muruhüm ahlamuhüm Bihazâ em hüm kavmun tağun;
Yoksa onlara (Bi-) bunu (inkarı, yalanlamayı) akılları mı emrediyor?... Yoksa onlar tuğyan eden (azgın) bir kavim mi?.

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ
33-) Em yekulune tekavveleh* bel la yu'minun;
Yoksa “O’nu takavvul ediyor (aslında olmayan şeyi söylemeye çalışıyor, uyduruyor)” mu diyorlar?... Hayır, onlar iman etmiyorlar.

فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِ إِن كَانُوا صَادِقِينَ
34-) Felye'tu Bi hadiysin mislihi in kânu sadikıyn;
Eğer doğru söyleyenler iseler (B sırrınca) onun misli bir söz getirsinler (Kur’an Hakk’dır, aslı olmayan bir söze benzemez).

أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ
35-) Em huliku min ğayri şey'in em hümül halikun;
Yoksa onlar hiçbir şeysiz (bir varlık, bir öz, bir ana-baba; bir Rab, bir yaratan olmadan) mi yaratıldılar?... Yoksa onlar mı halikler (yaratanlar) ?.

أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بَل لَّا يُوقِنُونَ
36-) Em haleküs Semavati vel Ard* bel la yukınun;
Yoksa Semavat’ı ve Arz’ı onlar mı yarattılar?... Hayır onlar ikan/yakiyn sahibi değildirler.

أَمْ عِندَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ
37-) Em ındehüm hazainu Rabbike em hümülmusaytırun;
Yoksa Rabinin hazineleri (rızık, ilim,...) onların indinde mi?... Yoksa onlar mı musaytırler (musallat-egemen olan; levh-i mahfuzları üzere kontrol altında tutan) ?.

أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ
38-) Em lehüm süllemün yestemiune fiyh* felyeti müstemiuhüm Bi sultanin mübiyn;
Yoksa onların içinde (üzerinde yükselip ilahi sırları) dinledikleri bir süllem (merdiven)’i mi var?... (Eğer öyleyse) onların dinleyenleri apaçık bir (Bi-) sultan (karşı konulmaz delil) getirsinler.

أَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ
39-) Em lehül benatu ve lekümül benun;
Yoksa kız çocuklar O’nun da oğullar sizin mi?.

أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْراً فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
40-) Em tes'eluhüm ecren fehüm min mağremin müskalun;
Yoksa onlardan bir ecir (karşılık) istiyorsun da (haliyle) onlar borçtan ağır bir yük altına mı girmişler?.

أَمْ عِندَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
41-) Em ındehümül ğaybu fehüm yektubun;
Yoksa gayb onların indinde de (yaptıklarını) onlar mı yazıyorlar?.

أَمْ يُرِيدُونَ كَيْداً فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكِيدُونَ
42-) Em yuriydune keyda* felleziyne keferu hümül mekiydun;
Yoksa tuzak kurmak mı diliyorlar?.. O kafir olanlar tuzağa düşenlerin ta kendileridir.

أَمْ لَهُمْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
43-) Em lehüm ilahun ğayrullah* subhanAllahi amma yüşrikûn;
Yoksa onların Allah’ın gayrı bir ilahları (müessirleri, yaratıcıları) mı var?.. Subhan’dır Allah, ortak koştuklarından!.

وَإِن يَرَوْا كِسْفاً مِّنَ السَّمَاءِ سَاقِطاً يَقُولُوا سَحَابٌ مَّرْكُومٌ
44-) Ve in yerav kisfen mines Semai sakıtan yekulu sehabün merkum;
Eğer Sema’dan düşen bir parça görseler: “Üst üste yığılmış bulutlar (dır)” derler.

فَذَرْهُمْ حَتَّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي فِيهِ يُصْعَقُونَ

45-) Fezerhüm hatta yulaku yevmehümülleziy fiyhi yus'akun;

Kendisinde bayıltılacakları (ölüm) günlerine kavuşuncaya/karşılaşıncaya kadar bırak onları.

يَوْمَ لَا يُغْنِي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئاً وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
46-) Yevme la yuğniy anhüm keydühüm şey’en ve la hüm yunsarun;
O gün ne tuzakları onlardan bir şey savar ve ne de onlar yardım olunurlar.

وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا عَذَاباً دُونَ ذَلِكَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
47-) Ve inne lilleziyne zalemu azâben dune zâlike ve lakinne ekserehüm la ya'lemun;
Muhakkak ki o zalim olanlar (müşrikler) için bundan gayrı/önce bir azab (?) vardır... Fakat onların ekseriyeti bilmezler.

وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
48-) Vasbir lihükmi Rabbike feinneke Bi a'yunina ve sebbıh Bi Hamdi Rabbike hıyne tekum;
Rabbinin hükmüne sabret!... Muhakkak ki sen (B sırrınca) gözetimimizdesin... Kıyam ettiğinde Rabbinin hamdini (B sırrınca) tesbih et!.

وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَارَ النُّجُومِ
49-) Ve minelleyli fesebbıhHU ve idbaren nücum;
Gece’den bir kısımda ve yıldızların ardlarında (Güneş doğduğunda?) da (Rabbinin hamdi olarak) O’nu tesbih et!.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal