Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



53. NECM SÛRESİ    النجم

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى
1-) Ven necmi iza heva;
Andolsun battığı vakit O Yıldız’a,

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى
2-) Ma dalle sahıbuküm ve ma ğava;
Ki sahibiniz (arkadaşınız) ne (Zat’tan) saptı ne de şaştı/azdı (nefse düştü).

وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى
3-) Ve ma yentıku anil heva;
(O), hevasından (nefsinden, beşeriyyetinden) nutketmez (konuşmaz; Hakkani hitabtır; O’nun sünneti, sünnetullah’tır).

إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى

4-) İn huve illâ vahyun yuha;

O vahyolunan bir vahiyden başka değil.

عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى
5-) Allemehu şediydulkuva;
Ona kuvveleri şiddetli olan (Cibriyl) ta’lim etti (Onu).

ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى
6-) Zu mirretin, festeva;
(Cibriyl) Üst Akıl (Akl-ı küll) /sağlam güç sahibidir... Bu yüzden istiva etti (aynileşti).

وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى
7-) Ve huve Bil ufukıl a'la;
O, (Bi-) Ufuk’u A’la (da) olduğu halde.

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
8-) Sümme dena fetedella;
Sonra (Rabbine) yaklaştı (yükseldi), (akabinden) tedelli etti (aşağı indi; uruc’u sağlayan nüzül nurlarının inişi).

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى
9-) Fekâne kabe kavseyni ev edna;
De böylece iki yay kadar veya Edna (daha da yakın) oldu (vahdet; rü’yet).

فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى

10-) Feevha ila abdiHİ ma evha;

Böylece kuluna vahyettiğini (vasıtasız) vahyetti.

مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى
11-) Ma kezebel fuadu ma rea;
Rü’yet ettiği şeyi fuad (kalb) yalanlamadı (HAKKın kendisi).

أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى
12-) Efe tumarunehu alâ ma yera;
Rü’yet ettiği şey üzerine Onunla tartışıyor musunuz?.

وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى
13-) Ve lekad reahu nezleten uhra;
Andolsun ki Onu (Cibriyl’i) diğer bir inişte (inişinde, ikinci bir kere) daha gördü.

عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى
14-) Inde SidretilMünteha;
Sidre-i Münteha (Nebîyi mürsel ve Melek-i Mukarrebun’un nihayet bulduğu yer) indinde.

عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى
15-) Indeha Cennetül Me'va;
Cennet’ül Me’va (şehidlerin ruhlarının sığınağı) da Onun (Sidre-i Münteha’nın) yanındadır.

إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى
16-) İz yağşes sidrete ma yağşa;
O vakit Sidre’yi bürüyen/kaplayan (Nur) bürüyordu.

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى
17-) Ma zağal basaru ve ma tağa;
Basar (göz?) ne (gayrına) kaydı ve ne de tuğyan etti (haddi aştı).

لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى
18-) Lekad rea min ayati Rabbihil kübra;
Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden ba’zını gördü.

أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّى
19-) Efe raeytümüllate vel uzza;
Gördünüz mü (bir düşünün) Lat’ı, Uzza’yı?.

وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَى
20-) Ve menates salisetel uhra;
Ve diğer üçüncüleri Menat’ı (bunların bir gücü, bir tesiri var mı; böyle bir mi’rac yaşatabilirler mi?) ?.

أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنثَى
21-) Elekümüzzekeru ve lehül ünsa;
Erkek sizin, dişi O’nun mu (bu putlar, müşriklerce Allah’ın kızları kabul edilen meleklerin birer sembolüdür ve her put bir kabilenin özel ilahıdır) ?.

تِلْكَ إِذاً قِسْمَةٌ ضِيزَى
22-) Tilke izen kısmetun dıyza;
O takdirde bu insafsız/zalimce bir kismettir (pay, taksimdir).

إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَاءهُم مِّن رَّبِّهِمُ الْهُدَى
23-) İn hiye illâ esmaun semmeytumuha entum ve abaukum ma enzelAllahu Biha min sultan* in yettebiune illazzane ve ma tehvel enfüs* ve lekad caehüm min Rabbihimül hüda;
Onlar ancak sizin ve babalarınızın/atalarınızın isimlendirdiği, Allah’ın (B sırrınca) hiçbir sultan (varolduklarına dair hüccet, inkar edilemez delil) inzal etmediği (boş) isimlerden başka bir şey değildir... Onlar ancak zanna (yakiyn yok) ve nefislerin hoşlandığı şeye/hevalarına uyarlar... Andolsun ki kendilerine Rablerinden huda (hidayet, ilim) gelmiştir.

أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّى
24-) Em lil’ İnsani ma temenna;
Yoksa insana (nefsinin) temenni ettiği şey mi var (putları şefaatçı olsa, kurtaran bir tanrısı olsa) ?.

فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى
25-) FeLillahil ahıretu vel’ ula;
Son da ilk de/Ahiret te dünya da (sevap, şefaat ve keramet te; hidayet, inayet ve ma’rifet te) Allah’ındır (Allah’a ait özelliğin, Allah ahlakının açığa çıkması içindir) !.

وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئاً إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاءُ وَيَرْضَى
26-) Ve kem min melekin fiys Semavati la tuğniy şefaatuhüm şey'en illâ min ba'di en ye'zenAllahu li men yeşau ve yerda;
Semavat’ta (putları-kuvveleri nisbet ettiğiniz, Allah’a yaklaştırması için şefaatını zannettiğiniz) nice melek vardır ki, onların şefaatı hiçbir şey savmaz/hiçbir fayda vermez... Ancak Allah’ın dilediği ve razı olduğu (rıza makamındaki) kimse için izin vermesinden sonra olan hariç (Ta-Ha: 109?).

إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنثَى
27-) İnnelleziyne la yu'minune Bil ahıreti leyusemmunel Melaikete tesmiyetel ünsa;
Muhakkak ki Ahiret’e (kudret-bilinç boyutuna, evrenin gerçek yapısına B sırrıyla) iman etmeyenler, melekleri elbette dişi tesmiye eder/isimlendirir.

وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئاً
28-) Ve ma lehüm Bihi min ‘ılm* in yettebiune illezzann* ve innezzanne la yuğniy minel Hakkı şey'a;
Oysa bu hususta onların (B sırrınca) bir ilmi (delilleri) yoktur... Onlar ancak zanna uyuyorlar... Muhakkak ki zann Hakk’dan bir şey ifade etmez/Hakk olan bir şeyin yerini tutmaz.

فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّى عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
29-) Fea'rıd an men tevella an zikriNA ve lem yurid illel hayated dünya;
Bizim zikrimizden vazgeçen (sırtını dönen) ve dünya hayatından başka birşey dilemeyenden yüz çevir.

ذَلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَى
30-) Zâlike mebleğuhüm minel ‘ılm* inne Rabbeke HUve a'lemu Bi men dalle an sebiliHİ ve HUve a'lemu Bi menihteda;
İlim’den onların ulaşacağı yer (son nokta) işte budur (ki evrensellik, melaike hakkındaki itikatları böyle)... Muhakkak ki Rabbin, (B sırrınca) O daha iyi bilir yolundan sapanı... Ve (B sırrınca) O daha iyi bilir doğru yola ereni/hidayet üzere yürüyeni.

وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى

31-) Ve Lillahi ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı liyecziyelleziyne esau Bima amilu ve yecziyelleziyne ahsenu Bil hüsna;

Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa (mutlak Melik) Allah’ındır... (Bu) kötülük (şirk, nefsani amel) edenleri yaptıkları ile (B gerçeğince) cezalandırması, ihsan üzere amel edenleri de (B sırrınca) en güzeli ile cezalandırması içindir.

الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى
32-) Elleziyne yectenibune kebairel’ ismi velfevahışe illel lemem* inne Rabbeke Vasiul Mağfireti, HUve a'lemu Bi küm iz enşeeküm minel Ardı ve iz entum ecinnetun fiy butuni ümmehatiküm* fela tüzekkû enfüseküm* HUve a'lemu Bi menitteka;
Onlar (o muhsinler) ki, günahın kebair’inden (şirk, yalan-iftira,.. gibi) ve fevahiş’ten (zina,.. gibi) kaçınıp uzak dururlar... Lemem (küçük günah, sürçme) hariç... (Eğer bunlardan tevbe eden olursa) muhakkak ki Rabbin Vasi’ül Mağfiret’tir (mağfireti geniştir)... O (B sırrınca) sizi daha iyi bilir: Arz’dan sizi inşa ettiğinde ve siz analarınızın karınlarında ceninler iken... O halde nefislerinizi tezkiye etmeyin (tezkiyeden hali görmeyin?)... O, korunanın (muttekıy’nin) kim olduğunu (B sırrınca) daha iyi bilir.

أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى
33-) Eferaeytelleziy tevella;
Yüz çevirip geri (arkasına) döneni gördün mü?.

وَأَعْطَى قَلِيلاً وَأَكْدَ
34-) Ve a'ta kaliylen ve ekda;
Az (bir şey) verip (sonra vermeyi-infakı kesip) sımsıkı tutanı?.

أَعِندَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى
35-) E’ındehu ılmul ğaybi fehuve yera;
Gayb’ın ilmi (Levh-i Mahfuz) onun indinde de o mu görüyor?.

أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى
36-) Em lem yünebbe' Bima fiy suhufi Musa;
Yoksa Musa’nın sayfalarında olanlar (B sırrınca ona) haber verilmedi mi?.

وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى
37-) Ve İbrahiymelleziy veffa;
Ve O çok Vefalı (ahdine sadık) İbrahim (in sayfalarında olanlar:) ?.

أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى
38-) Ella teziru vaziretün vizre uhra;
Hiçbir vazire (yük taşıyan, günahkar, nefs) bir başkasının yükünü/günahını yüklenmez?.

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
39-) Ve en leyse lil İnsani illâ ma sea;
İnsan için ancak sa’yettiği (yaptığı, amel olarak işlediği; kuvveden fiile çıkardığı, gerçekleştirdiği) vardır.

وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى
40-) Ve enne sa'yehu sevfe yura;
Ve onun sa’yi yakında görülecektir.

ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاء الْأَوْفَى
41-) Sümme yüczahul cezael evfa;
Sonra ona tastamam karşılığı verilecektir.

وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنتَهَى
42-) Ve enne ila Rabbikel münteha;
Ve muhakkak ki münteha (nihayet, en son varış) Rabbine’dir.

وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى
43-) Ve ennehu HUve adhake ve ebkâ;
Ve muhakkak ki O’dur, güldüren de ağlatan da.

وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
44-) Ve ennehu HUve emate ve ahya;
Ve muhakkak ki O’dur öldüren (ölümü tattıran) de (hakiki hayat ile) dirilten (ba’seden) de.

وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى
45-) Ve ennehu halekaz zevceyniz zekere vel ünsa;
Ve muhakkak ki O’dur iki eş/çift’i, (yani) erkek ve dişi’yi yaratan.

مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى
46-) Min nutfetin iza tümna;
Meni olarak atıldığında bir nutfe’den.

وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى
47-) Ve enne aleyhin neş'etel uhra;
Ve muhakkak ki neş’e-i uhra (ikinci oluş; rücu’) O’nun üzerinedir.

وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى
48-) Ve ennehu HUve ağna ve akna;
Ve muhakkak ki O’dur ğani eden de fakir/razı kılan da.

وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى
49-) Ve ennehu HUve Rabbuş şı'ra;
Ve muhakkak ki O’dur RabbüşŞi’ra (Sirius yıldızının Rabbi).

وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَاداً الْأُولَى
50-) Ve enneHU ehleke ‘Adenil ula;
Ve muhakkak ki O’dur, önceki Ad (Hud’un kavmi)’ı helak eden.

وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى
51-) Ve Semude fema ebka;
Ve Semud’u (Salih’in kavmi’ni) da... (Öyleki) geriye (onlardan) bırakmadı.

وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى
52-) Ve kavme Nuhın min kabl* innehüm kânu hüm azleme ve etğa;
Ve daha önce de Nuh kavmini (helak etti)... Muhakkak ki onlar, evet onlar daha zalim (küfürde daha şiddetli) ve daha tuğyan edici (maddi-nefsani yaşamda daha beter) idiler.

وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى
53-) Vel mü'tefikete ehva;
Mu’tefikat’ı (Lut kavmi’ni; altı üstüne gelmiş, helak olmuş şehirleri; ruhani-bilinç boyutundan beden boyutuna düşmüşleri) aşağı düşürdü (yere-esfele safiline batırdı).

فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى
54-) Feğaşşaha ma ğaşşa;
De böylece sardırdı onlara, sardırdığını (taşları).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكَ تَتَمَارَى
55-) Fe Bi eyyi alai Rabbike tetemara;
Şimdi Rabbinin ni’metlerinin (Bi-) hangisini şekk ile karşılarsın/bile bile inkar edersin?.

هَذَا نَذِيرٌ مِّنَ النُّذُرِ الْأُولَى
56-) Hazâ neziyrun minen nüzüril ula;
İşte bu ilk (saftaki) uyarıcılardan bir uyarıcıdır.

أَزِفَتْ الْآزِفَةُ
57-) Ezifetil azifetü;
O yaklaşan (kıyamet) yaklaştı.

لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ
58-) Leyse leha min dunillahi kaşifetün;
Onu Allah’ın gayrından keşfedecek (açacak) yoktur.

أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
59-) Efemin hazel hadiysi ta'cebun;
Şimdi siz bundan (bu Kur’an’dan), (yani) bu hadis (Ney)’den dolayı mı hayret ediyorsunuz?.

وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
60-) Ve tadhakûne ve la tebkûn;
Ve gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz?.

وَأَنتُمْ سَامِدُونَ
61-) Ve entum samidun;
Ve siz (hiç etkilenmiyor) oyalanıp duruyorsunuz?.

فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا
62-) Fescudu Lillahi va'budu;
Secde edin (hakikatınız olan) Allah’a (tam fani olun) ve (O’na) kulluk edin (hakiki ibadet).secde ayeti secde edin******************
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal