Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



54. KAMER SÛRESİ   القمر

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ
1-) Ikterabetis saatu venşakkal Kamer;
O Saat yaklaştı ve Kamer (Ay) yarıldı.

وَإِن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
2-) Ve in yerav ayeten yu'ridu ve yekulu sıhrun müstemirr;
Eğer bir ayet (mucize) görseler (nasıl olduğunu anlamak yerine ondan) yüz çevirir ve: “Devam edip giden/güçlü bir sihirdir” derler (ilahi sıfatlardan, sistem realitesinden gafildirler).

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
3-) Ve kezzebu vettebeu ehvaehüm ve küllü emrin müstekırr;
(Mucizeyi, kıyameti; evrensel realiteyi) yalanladılar ve hevalarına (beşeri düşüncelerine, nefslerine hoş gelen şeylere; hayallerine) tabi oldular... (Oysa) her emr (yaratıcı boyut hükmü) istikrar bulur (hedefine varır; Hakdır?) !.

وَلَقَدْ جَاءهُم مِّنَ الْأَنبَاء مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
4-) Ve lekad caehüm minel enbai ma fiyhi müzdecer;
Andolsun ki onlara içinde müzdecer (menedici-vazgeçirici özellikli; nehy) olan haberlerden gelmiştir.

حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ
5-) Hikmetun baliğatun fema tuğnin nüzür;
(Ki o vazgeçirici haberler) gayeyi tam açıklayan üstün bir hikmettir... Fakat uyarmalar/uyarıcılar (anlayışı kıtlara, idraksızlara) fayda vermiyor?.

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَى شَيْءٍ نُّكُرٍ
6-) Fetevelle anhüm* yevme yed'ud daı ila şey'in nükür;
O halde onlardan yüz çevir... O çağırıcının nükür (çok münker; çirkinliği-korkunçluğu dolayısıyla hoşlanılmayan, reddedilen; tanınmayan) bir şeye çağırdığı gün;

خُشَّعاً أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
7-) Huşşe’an ebsaruhüm yahrucune minel ecdasi keennehüm ceradun münteşir;
Gözleri huşu’da (dehşetten önlerine eğik, zillet halinde) oldukları halde, sanki yayılan çekirgeler (sürü) gibi (önemsiz, farksız, zayıf halde) cedes (kabir, beden)’lerinden çıkıyorlar.

مُّهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
8-) Muhtııyne ileddain, yekulul kafirune hazâ yevmun asir;
Zillet içinde bakarak o çağırıcıya (Rablerine) sür’atle koşanlar olarak... Kafirler: “Bu zor/şiddetli bir gündür” der.

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ
9-) Kezzebet kablehüm kavmu Nuhın fekezzebu abdeNA ve kalu mecnunun vezdücir;
Onlardan (Hz.Rasûlullah’ın kavminden) önce Nuh’un kavmi yalanlamıştı... Kulumuzu (Rasûlleri) yalanladılar ve: “Bir mecnundur” dediler... Ve (Nuh tebliğden) men’edildi/alakondu.

فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانتَصِرْ
10-) Fedea Rabbehu enniy mağlubun fentasır;
Nihayet (Nuh da) Rabbine: “Doğrusu ben mağlub oldum, nusret et/galip getir/intikam al” diye dua etti.

فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاء بِمَاء مُّنْهَمِرٍ
11-) Fefetahna ebvabes Semai Bimain munhemir;
Biz de kuvvetle dökülen bir su ile (B sırrınca, bir su olarak) Sema’nın kapılarını (kırk gün) fethettik (açtık).

وَفَجَّرْنَا الْأَرْضَ عُيُوناً فَالْتَقَى الْمَاء عَلَى أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ
12-) Ve feccernel Arda uyunen feltekal mau alâ emrin kad kudir;
Kaynaklar itibarıyla Arz’ı da (kırk gün) fışkırttık da takdir edilmiş bir emr (iş; tufan) üzerine (Sema’dan akan ve Arz’dan fışkıran) su (birbirine) kavuştu.

وَحَمَلْنَاهُ عَلَى ذَاتِ أَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ
13-) Ve hamelnahu alâ zati elvahın ve düsür;
O’nu (Nuh’u) levhalar ve çiviler sahibi üzerinde taşıdık.

تَجْرِي بِأَعْيُنِنَا جَزَاء لِّمَن كَانَ كُفِرَ
14-) Tecriy Bi a'yuniNA* cezaen limen kâne küfir;
 (Gemi B sırrınca) gözetimimizde/muhafazamız altında akıp gidiyordu... Küfr (nankörlük) edilene (Nuh’a) bir ceza (mükafat) olmak üzere.

وَلَقَد تَّرَكْنَاهَا آيَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
15-) Ve lekad teraknaha ayeten fehel min müddekir;
Andolsun ki onu (o gemiyi, insanlar için) bir ayet olarak (baki) bıraktık... Öğüt alıp idrak eden yok mu?.

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
16-) Fekeyfe kâne azabiy ve nüzür;
Benim azabım ve uyarmalarım nasıl oldu (bir bak) ?.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
17-) Ve lekad yessernel Kur'âne lizZikri fehel min müddekir;
Andolsun ki Kur’an’ı zikr (okumak; tefekkür, tezekkür) için kolaylaştırdık (sembolik anlatımla, soyut sözcüklerle, Arabi lisan üzere indirdik)... Öğüt alıp idrak eden yok mu?.

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
18-) Kezzebet ‘Adun fekeyfe kâne azabiy ve nüzür;
Ad (Hud kavmi) de yalanladı... (Peki) benim azabım ve uyarmalarım nasıl oldu?.

إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحاً صَرْصَراً فِي يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ
19-) İnna erselna aleyhim riyhan sarsaren fiy yevmi nahsin müstemirr;
Muhakkak ki biz onların üzerine,sürekli (meşakkati kesiksiz olan) uğursuz (gadabı ilahiye müstahak olan) bir gün içinde sarsar (uğultulu, dondurucu, helak edici) bir ürzgar irsal ettik.

تَنزِعُ النَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ
20-) tenziun Nase, keennehüm a'cazu nahlin munkaır;
İnsanları, sanki sökülmüş hurma kütükleri gibi koparıp atıyordu.

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
21-) Fe keyfe kâne azabiy ve nüzür;
Benim azabım ve uyarmalarım nasıl oldu?.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
22-) Ve lekad yessernel Kur'âne lizZikri fehel min müddekir;
Andolsun ki Kur’an’ı zikr (tefekkür, tezekkür) için kolaylaştırdık... Öğüt alıp idrak eden yok mu?.

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ
23-) Kezzebet Semudu Bin nüzür;
Semud (Salih’in kavmi) de (Bi-) uyarmaları/uyarıcıları yalanladı.

فَقَالُوا أَبَشَراً مِّنَّا وَاحِداً نَّتَّبِعُهُ إِنَّا إِذاً لَّفِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ

24-) Fe kalu ebeşeran minna vahıden nettebiuhu, inna izen lefiy dalalin ve suur;

Dediler ki: “Bizden bir tek beşere mi (hepimiz) tabi olacağız?... O takdirde muhakkak ki biz bir sapkınlık ve suur (cinnet, delilik) içinde oluruz”.

أَأُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ

25-) EulkıyezZikru aleyhi min beynina bel huve kezzabun eşir;

“Zikr (vahiy-nübüvvet; hakikat ilmi) aramızdan Onun üzerine mi ilka olundu?... Bilakis O eşir (küstah, şımarık) bir kezzab’dır (çok yalancı)”.

سَيَعْلَمُونَ غَداً مَّنِ الْكَذَّابُ الْأَشِرُ
26-) Seya'lemune ğaden menil kezzabul’ eşir;
Yarın kimin eşir bir kezzab (haddini aşan, küstah bir yalancı) olduğunu bilecekler.

إِنَّا مُرْسِلُو النَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ
27-) İnna mursilun nakati fitneten lehüm fertakıbhüm vastabir;
Muhakkak ki biz, onlara bir fitne (bir deneme, bir imtihan) olmak üzere o dişi deve’nin irsal edicileriyiz... Artık onları gözetleyip bekle ve sabret.

وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ الْمَاء قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ
28-) Ve nebbi'hüm ennel mae kısmetun beynehüm* küllü şirbin muhtedar;
Ve onlara haber ver ki su aralarında bir kismet (pay, taksim) dir... Her şirb (sudan hakedilen pay) hazırlanmıştır.

فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَى فَعَقَرَ
29-) Fenadev sahıbehüm feteata feakar;
Arkadaşlarını nida edip çağırdılar... O da alacağını aldı da akretti (deve’yi boğazladı, öldürdü).

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
30-) Fekeyfe kâne azabiy ve nüzür;
 (Peki) benim azabım ve uyarmalarım nasıl oldu?.

إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشِيمِ الْمُحْتَظِرِ
31-) İnna erselna aleyhim sayhaten vahıdeten fekânu keheşiymil muhtazır;
Muhakkak ki biz onların üzerine sayha-i vahide (bir tek şiddetli titreşimli ses) irsal ettik de (davarların önüne) konmuş çöp kırıntısı gibi oldular.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
32-) Ve lekad yessernel Kur’âne lizZikri fehel min müddekir;
Andolsun ki biz Kur’an’ı zikr (tefekkür, tezekkür) için kolaylaştırdık... Öğüt alıp idrak eden yok mu?.

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ
33-) Kezzebet kavmu Lutın Bin nüzür;
Lut kavmi de (Bi-) uyarmaları/uyarıcıları yalanladı.

إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِباً إِلَّا آلَ لُوطٍ نَّجَّيْنَاهُم بِسَحَرٍ
34-) İnna erselna aleyhim hasıben illâ ale Lut*necceynahüm Bi sehar;
Muhakkak ki biz onların üzerine bir hasıb (rüzgarın getirdiği çakıl taşları, taşlar fırlatan rüzgar) irsal ettik... Al-u Lut (Lut’un geninden/imanından olan ailesi) müstesna... Onları (Bi-) seher ile kurtardık.

نِعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَلِكَ نَجْزِي مَن شَكَرَ
35-) Nı'meten min ındiNA* kezâlike necziy men şeker;
İndimizden bir ni’met (in’am) olmak üzere... Şükredeni işte böyle cezalandırırız.

وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ
36-) Ve lekad enzerehüm batşetena fetemarev Bin nüzür;
Andolsun ki (Lut) onları batşımız (sımsıkı yakalamamız ile de) uyardı da onlar (Bi-) uyarmaları/uyarıcıları şek ile karşıladılar (yalanlayıp bile bile inkar ettiler).

وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِ فَطَمَسْنَا أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ
37-) Ve lekad raveduhu an dayfihi fetamesna a'yunehüm fezuku azâbiy ve nüzür;
Andolsun ki Onun (Lut’un) konuklarından (şehvetle) murad almak istediler de bu yüzden gözlerini sildik/silme kör ettik... “Şimdi tadın azabımı ve uyarmalarımı!”.

وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ
38-) Ve lekad sabbehahüm bükreten azâbun müstekırr;
Andolsun ki yerini bulmuş/sabit bir azab onlara sabahleyin bastırdı.

فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ
39-) Fezuku azâbiy ve nüzür;
Şimdi tadın azabımı ve uyarmalarımı!.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
40-) Ve lekad yessernel Kur’âne lizZikri fehel min müddekir;
Andolsun ki biz Kur’an’ı zikr (tefekkür, tezekkür) için kolaylaştırdık... Öğüt alıp idrak eden yok mu?.

وَلَقَدْ جَاء آلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ
41-) Ve lekad cae ale fir'avnen nüzür;
Andolsun ki Al-u Fravun’a (Fravun ailesine-hanedanına) uyarılar/uyarıcılar geldi.

كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ
42-) Kezzebu Bi ayatiNA kulliha feehaznahüm ahze Aziyzin Muktedir;
Ayetlerimizin hepsini (B sırrınca) yalanladılar... Biz de onları Muktedir bir Aziyz’in yakalayışla yakaladık.

أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُوْلَئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَاءةٌ فِي الزُّبُرِ
43-) Ekuffaruküm hayrun min ülaiküm em leküm beraetün fiyz zubur;
Sizin kafirleriniz bunlardan (şu uyarıcıları yalanlayıp da helak olan kavimlerden) daha mı hayırlıdır (ki helak ve hüsrandan azade olsunlar) ?... Yoksa zeburlar (kutsal sayfalar, kitablar)’da sizin için bir berat mı var?.

أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ
44-) Em yekulune nahnu cemiy’un müntesır;
Yoksa: “Biz birbirine yardım eden/mağlup olmaz bir topluluğuz” mu diyorlar?.

سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ

45-) Seyuhzemul cem'u ve yuvelluned dübür;

Yakında o topluluk (zahiren Mekke müşrikleri, Bedir’de) hezimete uğratılacak/yenilecek ve dübürlerine/arkalarına dönüp kaçacaklar.

بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ
46-) Belis saatu mev'ıduhüm ves saatu edha ve emerr;
Hayır, onların mev’idi (buluşma vakti) O Saattır (uyarıldıkları ölüm-kıyamet vaktidir)... O Saat (dünyadaki hezimetlerinden) daha şiddetli ve daha acıdır.

إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ
47-) İnnel mucrimiyne fiy dalalin ve suur;
Muhakkak ki mücrimler (suçlular) bir sapkınlık ve suur (cinnet, delilik) içindedirler.

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ
48-) Yevme yushabune fiyn nari alâ vucuhihim* zuku messe sekar;
O gün yüzleri üzere Nar’da sürüklenirler... “Sakar’ın (cehennem’in) dokunmasını tadın!” (denilir).

إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

49-) İnna külle şey'in halaknahu Bi kader;

Muhakkak ki biz herşeyi bir kader (ölçü) ile (B sırrınca bir kader/miktar olarak) yarattık.

وَمَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ
50-) Ve ma emruna illâ vahıdetun kelemhın Bil basar;
Emrimiz ancak bir tek (kelime) dir, bir göz (Bil-Basar) kırpması gibidir.

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
51-) Ve lekad ehlekna eşyaakum fehel min muddekir;
Andolsun ki sizin (diyn anlayışındaki) hemfikirlerinizi (benzerlerinizi) helak ettik... Öğüt alıp idrak eden yok mu?.

وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ
52-) Ve küllü şey'in fealuhu fiyz zubur;
İşledikleri herşey zeburlardadır (okunaklı-düzgün yazılmış kitablarda).

وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُسْتَطَرٌ
53-) Ve küllü sağıyrin ve kebiyrin mustetar;
Küçük-büyük hepsi satır satır yazılmıştır.

إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ
54-) İnnel müttekıyne fiy cennatin ve neher;
Muhakkak ki muttakiyler (korunanlar) Cennetlerde ve Nehir kıyılarındadırlar.

فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍ
55-) Fiy mak'adi sıdkın ınde Meliykin Muktedir;
Meliyk’i Muktedir’in (Hazıret-i Kuds’un) katında Mak’ad-ı Sıdk (sıdk makamı, sadakat otağın)’dadırlar (Cennet Arz’ında, Vahdet makamındadırlar).
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal