Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



29. ANKEBÛT SÛRESİ    العنكبوت

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُوا آمَنَّا بِالَّذِي أُنزِلَ إِلَيْنَا وَأُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَهُنَا وَإِلَهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
46-) Ve la tücadilu ehlel Kitabi illâ Billetiy hiye ahsen* illelleziyne zalemu minhüm ve kulu amenna Billeziy ünzile ileyna ve ünzile ileyküm ve ilahuna ve ilahuküm Vahidün ve nahnu leHU müslimun;
Ehl-i Kitab ile, onlardan zulmedenler müstesna, en güzel ne ise (B sırrınca) onunla mücadele edin (başka türlü mücadele etmeyin) ve şöyle deyin: “Bize inzal olunana da size inzal olunana da (B sırrıyla) iman ettik... Bizim ilahımız ve sizin ilahınız Vahid (Bir Tek)’dir (gayrı yoktur)... Biz O’na müslimleriz”.

وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ فَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمِنْ هَؤُلَاء مَن يُؤْمِنُ بِهِ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الْكَافِرُونَ
47-) Ve kezâlike enzelna ileykel Kitab* felleziyne ateynahümül Kitabe yu'minune Bih* ve min haülai men yu'minu Bih* ve ma yechadü Bi ayatiNA illel kafirun;
Böylece sana Kitab’ı inzal ettik... Kendilerine Kitab verdiklerimiz (B sırrıyla) O’na iman ederler... İşte bunlardan (Araplardan) O’na (B sırrıyla) iman eden kimse de vardır... (Bi-) ayetlerimizi ancak kafirler (gerçeği reddeden kilitlenmişler) bile bile inkar eder.

وَمَا كُنتَ تَتْلُو مِن قَبْلِهِ مِن كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ إِذاً لَّارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ
48-) Ve ma künte tetlu min kablihi min Kitabin ve la tehuttuhu Bi yemiynike izen lertabel mubtılun;
Sen O’ndan (inzal ettiğimiz Kitab’tan) önce (Tevrat, İncil,.. gibi diyn’i) bir kitab tilavet etmiyor ve onu (Bi-) sağ elinle de yazmıyordun (demek ki genel anlamda okur-yazar olabilir... Furkan: 5)... (Eğer sağ elinle tilavet edip yazıyor olsaydın) o takdirde ibdal ediciler (batılcılar) elbette şüphe ederdi (yahudilikten, hristiyanlıktan öğrendiklerini söylüyor, derlerdi; oysa sana vahy ve inzal olunuyor?).

بَلْ هُوَ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الظَّالِمُونَ
49-) Bel HUve ayatun beyyinatün fiy sudurilleziyne utül ılme* ve ma yechadü Bi ayatiNA illez zalimun;
Bilakis O (Kur’an), kendilerine ilim verilmiş olanların sadırlarında apaçık ayetlerdir... (Bi-) ayetlerimizi ancak zalimler (kendini bilmez müşrikler) bile bile inkar eder.

وَقَالُوا لَوْلَا أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَاتٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِندَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
50-) Ve kalu levla ünzile aleyhi ayatun min Rabbih* kul innemel ayatü indAllah* ve innema ene neziyrun mübiyn;
Dediler ki: “O’nun üzerine Rabbinden ayetler (mucizeler, sıfatlar?) inzal edilmeli değil miydi?”... De ki: “Ayetler ancak Allah indindedir... Ben ancak apaçık bir neziyr (uyarıcı) im”.

أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَى عَلَيْهِمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
51-) Evelem yekfihim enna enzelna aleykel Kitabe yütla aleyhim* inne fiy zâlike le rahmeten ve zikra li kavmin yu'minun;
Kendilerine tilavet edilen O Kitab’ı sana inzal etmiş olmamız, onlara (B sırrınca) kafi gelmedi mi?.. Muhakkak ki bunda iman eden bir kavim için elbette bir rahmet ve öğüt vardır.

قُلْ كَفَى بِاللَّهِ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ شَهِيداً يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالَّذِينَ آمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
52-) Kul kefa Billahi beyniy ve beyneküm şehiyda* ya'lemu ma fiys Semavati vel’ Ard* velleziyne amenu Bil batıli ve keferu Billahi ülaike hümül hasirun;
De ki: “Benimle sizin aranızda Şehiyd (şahid) lik itibarıyla (B sırrınca) Allah kafidir... Semavat’ta ve Arz’da olanı bilir (O)... (Bi-) batıla iman edip Allah’ı (B sırrınca) küfr edenlere gelince, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir”.

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلَا أَجَلٌ مُّسَمًّى لَجَاءهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
53-) Ve yesta'ciluneke Bil azâb* ve levla ecelün müsemmen lecaehümül azâb* ve le ye'tiyennehüm bağteten ve hüm la yeş'urun;
 (Bi-) azab’ı senden acele istiyorlar... Eğer ecel-i müsemma (hükmedilmiş bir vakit) olmasaydı, onlara azab elbette gelirdi... Onlar farkında olmadıkları halde, kendilerine (azab) aniden mutlaka gelecektir.

يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ
54-) Yesta'ciluneke Bil azâb* ve inne cehenneme le muhıytatün Bil kafiriyn;
 (Bi-) azab’ı senden acele istiyorlar... Muhakkak ki Cehennem (el an) kafirleri (B sırrınca) ihata etmiş/kuşatmıştır.

يَوْمَ يَغْشَاهُمُ الْعَذَابُ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
55-) Yevme yağşahümül azâbü min fevkıhim ve min tahti erculihim ve yekulü zuku ma küntüm ta'melun;
 (Zikret) o günü ki, azab onların fevklerinden ve ayaklarının altından (bedensel cihetlerinden) bürür ve: “Yaptıklarınızı tadın!” der.

يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ
56-) Ya ıbadiyelleziyne amenu inne ArdıY vasiatün feiyyaYE fa'budun;
Ey iman eden kullarım!... Muhakkak ki Benim Arz’ım vasi’ (geniş) dir... Yalnız bana kulluk edin!.

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
57-) Küllü nefsin zâikatül mevti sümme ileyNA turceun;
Her nefs ölümün tadıcısıdır/tadacaktır... Sonra bize rücu’ ettirileceksiniz.

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ الْجَنَّةِ غُرَفاً تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
58-) Velleziyne amenu ve amilus salihati le nübevviennehüm minel cenneti ğurefen tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha* nı'me ecrul amiliyn;
 (Hakikatlerine) iman edip (arınma çalışmaları yapıp) salih (sünnetullah’a uygun) amel işleyenlere gelince, kesinlikle onlara cennet’ten (Hakkani vücud’dan), altlarından nehirler akan ğurfalar (yüksek odalar, üst katlar; yüksek mertebeler) hazırlayacağız... Onların içinde ebedi kalıcılardır... Amel edenlerin ecri ne güzeldir!.

الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
59-) Elleziyne saberu ve alâ Rabbihim yetevekkelun;
Onlar ki sabrettiler ve Rablerine bilfiil tevekkül ediyorlar.

وَكَأَيِّن مِن دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
60-) Ve keeyyin min dabbetin la tahmilü rizkaha* Allahu yerzükuha ve iyyaküm* ve HUves Semiy’ul Aliym;
Nice dabbe (canlı, hayvan) var ki, kendi rızkını yüklenip taşımıyor... Onları da sizi de Allah rızıklandırıyor... O, Semi’dir, Aliym’dir.

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
61-) Ve lein seeltehüm men halekas Semavati vel Arda ve sahhareş Şemse vel Kamere le yekulünnAllah* feenna yü'fekûn;
Yemin olsun ki eğer onlara: “Semaları ve Arz’ı kim yarattı, Güneş’i ve Ay’ı kim musahhar kıldı (boyun eğdirdi) ?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler... Nasıl çevriliyorlar peki?.

اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
62-) Allahu yebsütur rizka limen yeşau min ıbadiHİ ve yakdiru leh* innAllahe Bi külli şey'in Aliym;
Allah, kullarından dilediğine rızkı bast eder (yayar, açar) ve (dilediği) ona kısar da... Muhakkak ki Allah Bi-külli şeyin Aliym’dir.

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ مِن بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
63-) Ve lein seeltehüm men nezzele mines Semai maen feahya Bihil Arda min ba'di mevtiha leyekulünnAllah* kulil Hamdü lillah* bel ekseruhüm la ya'kılun;
Yemin olsun ki eğer onlara: “Sema’dan su’yu tenzil edip de, ölümünden sonra onunla (B sırrınca) Arz’ı kim diriltti?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler... De ki: “El-Hamdu lillah= Hamd, Allah’a aittir!”... Hayır, onların ekseriyeti akletmezler.

وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
64-) Ve ma hazihil hayatüd dünya illâ lehvün ve leıb* ve inned darel ahırete lehiyel hayevan* lev kânu ya'lemun;
Şu dünya hayatı (en aşağı hayat) bir eğlence (eğlenilen bir şey kadar ciddiye al; ona dalıp kendini unutma) ve bir oyun (o halde oyunu kurallarına göre oynamalı, boşa değil?) dan başka bir şey değildir... Ahiret Yurduna gelince, işte asıl hayevan (canlılık-bilinçlilik, hayat yurdu) odur... Eğer bilselerdi.

فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
65-) Feiza rakibu fiyl fülki deavullahe muhlisıyne lehüd diyn* felemma neccahüm ilel berri iza hüm yüşrikûn;
Gemiye bindikleri vakit, diyni (yani: inançlarını, düşüncelerini, bilinçlerini, yaşamlarını) yalnız O’na halis kılanlar olarak Allah’ı çağırırlar/dua ederler... Onları kara’ya (çıkarıp) kurtarınca, bir de bakarsın ki onlar şirk koşuyorlar.

لِيَكْفُرُوا بِمَا آتَيْنَاهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
66-) Li yekfüru Bima ateynahüm, ve liyetemetteu* fesevfe ya'lemun;
Kendilerine verdiğimiz şeylere (kuvvelere) (B sırrınca) küfr (nankörlük) etsinler ve (fani şeylerden) faydalansınlar diye (şirke dönerler?)... Yakında bilecekler.

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا جَعَلْنَا حَرَماً آمِناً وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ أَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللَّهِ يَكْفُرُونَ
67-) Evelem yerav enna cealna Haramen Aminen ve yütehattafünNasu min havlihim* efeBil batıli yu'minune ve Bi nı'metillahi yekfürun;
Görmediler mi ki, onların çevresinden insanlar çekilip alınırlarken biz (Zatiyyun’a) amin (emniyetli) bir Harem kıldık... (Şimdi bunlar B sırrınca) batıla iman edip, Allah ni’metine (B gerçeğince) küfr (nankörlük) mü ediyorlar?.

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِباً أَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءهُ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِّلْكَافِرِينَ
68-) Ve men azlemü minmeniftera alellahi keziben ev kezzebe Bil Hakkı lemma caeh* eleyse fiy cehenneme mesven lilkafiriyn;
Allah üzerine yalan (zat) uydurandan yahut kendisine geldiği vakit (Bi-) Hakkı (hakikat ilmi, Rasûl, diyn) tekzib edenden daha zalim kimdir?... Kafirler (gerçeği reddeden nankörler) için mesva (kalacak yer), Cehennem’de değil midir?.

وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ
69-) Velleziyne cahedu fiyna lenehdiyennehüm sübüleNA* ve innAllahe lemeal muhsiniyn;
Biz’de (benliksiz, severek, ihlasla) mucahade edenlere gelince, elbette onları yollarımıza hidayet edeceğiz... Muhakkak ki Allah muhsiynlerle (ubudet halinde olanlarla) beraberdir.

 




30. RÛM SÛRESİ   الروم

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

غُلِبَتِ الرُّومُ
2-) ğulibetirRum;
Rum, mağlub oldu.

فِي أَدْنَى الْأَرْضِ وَهُم مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ
3-) fiy ednel Ardı ve hüm min ba'di ğalebihim seyağlibun;
Arz’ın ednasında (zuhura en yakın yerde)... Onlar (Rum) bu mağlubiyetlerinden sonra, galip geleceklerdir.

فِي بِضْعِ سِنِينَ لِلَّهِ الْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِن بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ
4-) fiy bıd'ı siniyn* Lillahil’ emru min kablü ve min ba'd* ve yevmeizin yefrahul mu'minun;
Bıd’ (birkaç) sene içinde (ancak düşman kuvvetlerini yenecek duruma gelirler)... Önce ve sonra Emr (bir nedene dayanmayan işlevli iş; dilediğini hükmetme, herşeyin orijinini kudret elinde tutan) Allah’a aittir... O Gün mü’minler ferahlar/sevinir.

بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
5-) Bi nasrillah* yensuru men yeşa'* ve HUvel Aziyzür Rahıym;
Bi-nasrillah= Allah’ın nasrı (nusreti) ile... Dilediğine yardım/nusret eder (zafer veriri)... O, Aziyz’dir, Rahıym’dir.

وَعْدَ اللَّهِ لَا يُخْلِفُ اللَّهُ وَعْدَهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
6-) Va'dellah* la yuhlifullahu va'deHU ve lâkinne ekseranNasi la ya'lemun;
Allah’ın va’dı (bu) !... Allah, va’dine hulf etmez... Fakat insanların ekseriyeti bilmezler.

يَعْلَمُونَ ظَاهِراً مِّنَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ الْآخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ
7-) Ya'lemune zahiren minel hayatid dünya*ve hüm anil ahıreti hüm ğafilun;
Onlar Ahiret’ten (kudret-bilinç boyutundan) gafiller olarak, dünya hayatından zahiri bilirler.

أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِي أَنفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَإِنَّ كَثِيراً مِّنَ النَّاسِ بِلِقَاء رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ
8-) Evelem yetefekkeru fiy enfüsihim* ma halekAllahus Semavati vel Arda ve ma beynehüma illâ Bil Hakkı ve ecelin müsemma* ve inne kesiyren minenNasi Bi Lıkai Rabbihim lekafirun;
Enfüslerinde/kendi içlerinde/kendileri hakkında hiç tefekkür etmediler mi?... (Ki,) Allah, Semaları, Arz’ı ve ikisi arasında olan şeyleri ancak Bil-Hakk (Hakk olarak) ve ecel-i müsemma (varoluş gayesinin tamamlandığı belli bir vakit) olarak yarattı... Muhakkak ki insanlardan çoğu Rablerinin Lıkasına (B sırrınca, Rablerinin kavuşmasından; Rablerinin varlıklarında açığa çıkışını yaşamaktan) kafirlerdir.

أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا الْأَرْضَ وَعَمَرُوهَا أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
9-) Evelem yesiyru fiyl Ardı feyenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne min kablihim* kânu eşedde minhüm kuvveten ve esarul Arda ve ameruha eksere mimma ameruha ve caethüm Rusulühüm Bil beyyinat* fema kânAllahu liyazlimehüm ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;
Arz’da seyredip (gezip dolaşıp) bakmazlar mı ki, onlardan öncekilerin akibeti nasıl oldu?... Onlar (öncekiler), kuvvet itibarıyla bunlardan daha şiddetli idiler... Arz’ı sürüp alt-üst etmişler ve onu (Arz’ı), bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi... Onların Rasûlleri onlara (Bi-) beyyineler (açık deliller) ile de gelmişti (bu kadar ni’met?)... (Demek ki,) Allah onlara zulmetmiyordu; fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.

ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا السُّوأَى أَن كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِئُون
10-) Sümme kâne akıbetelleziyne esaüs sua en kezzebu Bi ayatillahi ve kânu Biha yestehziun;
Sonra kötülük (nankörlük; kendilerine zulüm) edenlerin akibeti en kötü oldu... Çünkü Allah’ın ayetlerini (ilahi sıfatları, diyni; B sırrınca Allah’ın ayetleri olarak) tekzib etmişlerdi ve (nefsani özellikleri ile yaşayarak) onlarla (ayetlerle B gerçeğince) alay ederlerdi.

اللَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
11-) Allahu yebdeül halka sümme yuıydühu sümme ileyHİ turceun;
Allah halkı ibda (izhar) eder, sonra onu iade eder, sonra da O’na rücu’ ettirilirsiniz.

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ
12-) Ve yevme tekumüs saatü yüblisül mücrimun;
O Saat kıyam ettiği gün (kıyamet), mücrimler (şirke-ayrılığa oturanlar) ümidini kesip susarlar.

وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَائِهِمْ شُفَعَاء وَكَانُوا بِشُرَكَائِهِمْ كَافِرِينَ
13-) Ve lem yekün lehüm min şürekaihim şüfeaü ve kânu Bi şürekaihim kafiriyn;
Kendilerine ortaklarından (ortak koştuklarından) şefaatçılar olmadı (şirk’in mağfireti yok ki?) ve onlar (da o vakit, B sırrınca) ortaklarına kafir oldular.

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ
14-) Ve yevme tekumüs saatü yevmeizin yeteferrekun;
O Saat kıyam ettiği gün (kıyamet?), o gün (?), (cennetlik-cehennemlik) ayrılırlar.

فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فِي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ
15-) Feemmelleziyne amenu ve amilus salihati fehüm fiy ravdatin yuhberun;
İman edip salih amel yapanlara gelince, onlar bir ravza (cennet, huzur) içinde ni’metlenirler-sevindirilirler.

وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَلِقَاء الْآخِرَةِ فَأُوْلَئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
16-) Ve emmelleziyne keferu ve kezzebu Bi ayatiNA ve Lıkail ahireti feülaike fiyl azâbi muhdarun;
 (Hakk’a, Sistem’e) Kafir olanlara ve (Bi-) ayetlerimizi ve Ahiret’in Lıka’sını (kavuşmayı; kudret-bilinç boyutunun varlıklarında açığa çıkışını yaşamayı, o boyutta kendini bulup müşahade etmeyi) yalanlayanlara gelince, işte onlar da (o ma’lum) azabın (kayıtlılık, mutsuzluk yaşamı olan cehennem’in) içinde ıhzar olunurlar (hazır tutulurlar; azab’dan hiç gaib olmazlar).

فَسُبْحَانَ اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ
17-) FesubhanAllahi hıyne tümsune ve hıyne tusbihun;
SubhanAllah (Allah münezzehtir; Allah’ı tesbih edin), akşamladığınızda da sabah ettiğinizde de.

وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيّاً وَحِينَ تُظْهِرُونَ
18-) Ve leHUl Hamdu fiys Semavati vel Ardı ve aşiyyen ve hıyne tuzhirun;
Ki, Semavat’ta ve Arz’da Hamd O’na aittir... Aşiyyen (Gündüzün sonunda, Güneş battığında?) ve izhar ettiğinizde/öğlen vaktinde de...!.

يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ
19-) Yuhricül hayye minel meyyiti ve yuhricül meyyite minel hayyi ve yuhyil Arda ba'de mevtiha* ve kezâlike tuhrecun;
Diriyi ölüden çıkarır, ölüyü diriden çıkarır ve ölümünden sonra Arz’ı diriltir... Siz de böylece çıkarılacaksınız.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنتُم بَشَرٌ تَنتَشِرُونَ
20-) Ve min ayatiHİ en halekaküm min türabin sümme iza entüm beşerun tenteşirun;
O’nun ayetlerindendir, sizi turab (toprak) dan yaratması... Sonra, birden siz intişar eden (yayılan) bir beşer oldunuz.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
21-) Ve min ayatiHİ en haleka leküm min enfüsiküm ezvacen liteskünu ileyha ve ceale beyneküm meveddeten ve rahmeten, inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yetefekkerun;
O’nun ayetlerindendir, onlara yerleşip sükun bulasınız (kaynaşıp nötürleşesiniz) ve aranızda meveddet (sevgi, kendini görme) ve rahmet (aktif sevgi, tefekkür, üretim, zuhur) oluştursun diye, sizin için kendi nefslerinizden eşler yaratması... Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için elbette ayetler vardır.

وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّلْعَالِمِينَ
22-) Ve min ayatiHİ halkus Semavati vel Ardı vahtilafü elsinetiküm ve elvaniküm* inne fiy zâlike leâyâtin lil alemiyn;
O’nun ayetlerindendir, Semalar ile Arz’ın yaratılması ve lisanlarınız (bilinçleriniz) ile renklerinizin farklı olması... Muhakkak ki bunda alemler (insanlık boyutu) için elbette ayetler vardır.

وَمِنْ آيَاتِهِ مَنَامُكُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
23-) Ve min ayatiHİ menamüküm Bil leyli ven nehari vebtiğaüküm min fadliHİ, inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yesmeun;
O’nun ayetlerindendir, (Bi-) gece ve gündüz uyumanız ve O’nun fazlından taleb etmeniz... Muhakkak ki bunda işiten bir kavim için elbette ayetler vardır.

وَمِنْ آيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَيُحْيِي بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
24-) Ve min ayatiHİ yüriykümül berka havfen ve tamean ve yünezzilu minesSemai maen feyuhyiy Bihil Arda ba'de mevtiha* inne fiy zâlike leâyâtin likavmin ya'kılun;
O’nun ayetlerindendir ki, havf (korku) ve tama’ (umma) için size şimşeği gösterir... Sema’dan bir su indirir de o (su) ile (B sırrınca), ölümünden sonra Arz’ı diriltir... Muhakkak ki bunda akleden bir kavim için elbette ayetler vardır.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَن تَقُومَ السَّمَاء وَالْأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ الْأَرْضِ إِذَا أَنتُمْ تَخْرُجُونَ
25-) Ve min ayatiHİ en tekumes Semaü vel Ardu Bi emriHİ, sümme iza deaküm da'veten minel Ardı iza entüm tahrucun;
O’nun ayetlerindendir, Sema ve Arz’ın O’nun (Bi-) emri ile kıyam etmesi (ayakta durması)... Sonra Arz’dan bir da’vet ile sizi çağırdığı vakit, hemen siz çıkarsınız.

وَلَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلٌّ لَّهُ قَانِتُونَ
26-) Ve leHU men fiys Semavati vel Ard* küllün leHU kanitun;
Semalarda ve Arz’da kim varsa, O’nundur... Hepsi O’na kanittir (itaat halindedir) ler.

وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ الْأَعْلَى فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
27-) Ve HUvelleziy yebdeül halka sümme yuıydühu ve huve ehvenü aleyHİ, ve leHUl meselül a'la fiys Semavati vel’ Ard* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
O’dur halk’ı ibda (izhar) eden, sonra onu iade eden... Ki o (nu yapmak), O’na ehvendir... Semalar’da ve Arz’da en a’la misaller O’nundur... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.


ضَرَبَ لَكُم مَّثَلاً مِنْ أَنفُسِكُمْ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُم مِّن شُرَكَاء فِي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَأَنتُمْ فِيهِ سَوَاء تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ أَنفُسَكُمْ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
28-) Darabe leküm meselen min enfüsiküm* hel leküm min ma meleket eymanüküm min şürekae fiy ma razaknaküm feentüm fiyhi sevaün tehafunehüm kehıyfetiküm enfüseküm* kezâlike nüfassılul ayati likavmin ya'kılun;

 (Allah) size enfüsünüzden/nefslerinizden bir mesel verdi: Sizi rızıklandırdığımız şeylerde (mallarınızda), sağ ellerinizin malik olduklarından (kölelerinizden) ortaklarınız var mı, ki siz onda (onlarla) eşit, kendi nefslerinizden korktuğunuz gibi onlardan korkuyorsunuz (bunu kabul eder misiniz) ?... Akleden bir kavim için ayetleri böylece tafsil ediyoruz.

بَلِ اتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَهْوَاءهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ فَمَن يَهْدِي مَنْ أَضَلَّ اللَّهُ وَمَا لَهُم مِّن نَّاصِرِينَ
29-) Belit tebealleziyne zalemu ehvaehüm Bi ğayri ‘ılm* femen yehdiy men edallellah* ve ma lehüm min nasıriyn;
Hayır, zulmedenler Bi-gayri ilim (ilimsizce) kendi hevalarına tabi oldular... Allah’ın saptırdığına hidayet edecek kimdir?... Onlar için nasır/yardımcı da yoktur.

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفاً فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
30-) Feekım vecheke liddiyni haniyfa* fıtratAllahilletiy fetaren Nase aleyha* la tebdiyle li halkıllah* zâliked diynül kayyimü, ve lâkinne ekseranNasi la ya'lemun;
Vechini Haniyf olarak (bir tanrıya tapınmaksızın, Allah’a şirk koşmaksızın) o Tek Diyn’e doğrult... O Allah Fıtratı’na ki, insanları onun üzerine yaratmıştır... Allah yaratışına tebdil (bedel) yoktur... İşte bu, Diyn-i Kayyım’dır (hep payidar, daim geçerli Sistem’dir)... Fakat insanların ekseriyeti bilmezler.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal