Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



57. HADÎD SÛRESİ    الحديد

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
1-) Sebbeha Lillahi ma fiysSemavati velArd* ve HUvel'AziyzülHakiym;
Semavat’ta ve Arz’da olan herşey (kendi Esmasıyla onları açığa çıkaran, varlıklarında gayrı olmayan) Allah’ı tesbih etmiştir!.. O Aziyz’dir, Hakiym’dir.

لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
2-) LeHU mülküsSemavati vel'Ard* yuhyiy ve yumiyt* ve HUve 'alâ külli şey'in Kadiyr;
O’nundur, Semavat’ın ve Arz’ın mülkü (onlarda tek tasarruf edicidir)... Diriltir ve öldürür (O)... O, herşeye Kadiyr’dir.

هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
3-) Huvel'Evvelu vel'Ahıru vezZahiru velBatın* ve HUve Bi kulli şey'in Aliym;
O’dur Evvel (O’ndan önce bir şey yok; herşey O’ndan sonradır, O’ndan başlar; herşeyi O’nda çözüp anlamaya çalışmak şarttır), Ahir (O’ndan sonra bir şey yok), Zahir (O’nun fevkınde bir şey yok; herşey sadece O’ndan zuhur eder), Batın (O’nun altında bir şey yok; tek bir vücud, sadece Allah?.. Ne isimle yönelinirse yönelinsin hep aynı vücud sözkonusudur; mahiyetinin ihata edilmesi de mümkün değildir)... O Bi-külli şeyin Aliym’dir.

هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ السَّمَاء وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
4-) Huvelleziy halekasSemavati vel'Arda fiy sitteti eyyamin sümmesteva 'alel'Arş* ya'lemu ma yelicu fiyl’Ardı ve ma yahrucu minha ve ma yenzilu minesSemai ve ma ya'rucu fiyha* ve HUve me'akum eyne ma küntüm* vAllahu Bima ta'melune Basıyr;
O, Semavat’ı ve Arz’ı altı gün içinde yaratan, sonra da (yedinci günde?) Arş’a istiva edendir... Arz’a gireni ve ondan çıkanı, Sema’dan ineni ve onun (Sema’nın) içinde uruc edeni bilir... Nerede olursanız (karada, denizde, hangi makamda olursanız), O sizinle beraberdir... Allah yaptıklarınızı (B sırrıyla) Basıy’dir.

لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الأمُور
5-) LeHU MülküsSemavati vel'Ard* ve ilellahi turce'ul'umur;

O’nundur, Semavat’ın ve Arz’ın mülkü... Umur (işler) Allah’a rücu’ ettirilir (çünkü: O’dur Evvel-Ahir-Zahir-Batın).

يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
6-) Yuliculleyle fiynnehari ve yulicunnehare fiylleyl* ve HUve Aliymun Bi zatissudur;
Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenizn içine sokar (O)... O, sadırların zatı olarak (içlerinde gizlenenleri B sırrınca) Aliym’dir.

آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَأَنفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُم مُّسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَالَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَأَنفَقُوا لَهُمْ أَجْرٌ كَبِيرٌ
7-) Aminu Billahi ve RasûliHİ ve enfiku mimma ce'alekum mustahlefiyne fiyh* felleziyne amenu minküm ve enfeku lehüm ecrun kebiyr;

İman edin (B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlüne... Hakkında sizi tasarruf sahibi/halife kıldığı şeylerden infak edin... Sizden iman eden ve infak eden kimseler var ya, onlar için ecr-u kebiyr vardır.

وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثَاقَكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
8-) Ve ma leküm la tu'minune Billahi, verRasûlu yed'ukum litu'minu BiRabbiküm ve kad ehaze miysakaküm in küntüm mu’miniyn;
Rasûl (Rasûlullah) sizi (B-sırryla) Rabbinize iman etmeniz için da’vet ederken ve (Allah) sizin miysakınızı almış olduğu halde, size ne oluyor da (B sırrıyla) Allah’a iman etmiyorsunuz?... Eğer (Allah’a ve Rasûlullah’a) mü’minlerseniz (da’vetteki-imandaki asıl maksattan; B-sırrıyla Allah’a iman’dan geri duramazsınız) ?.

هُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ عَلَى عَبْدِهِ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَإِنَّ اللَّهَ بِكُمْ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
9-) Huvelleziy yünezzilu 'alâ 'abdiHİ ayatin beyyinatin liyuhriceküm minezzulümati ilenNur* ve innAllahe Biküm leRaufun Rahym;
O, sizi karanlıklardan Nur’a çıkarmak için apaçık ayetleri kulunun üzerine tenziyl eden (tafsilen indiren) dir... Muhakkak ki Allah (B sırrıyla) “siz” olarak (size, sizden) Rauf’dur, Rahıym’dir.

وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا يَسْتَوِي مِنكُم مَّنْ أَنفَقَ مِن قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ أُوْلَئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِّنَ الَّذِينَ أَنفَقُوا مِن بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلّاً وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَى وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
10-) Ve maleküm ella tunfiku fiy sebiylillâhi ve Lillahi miyrasüsSemavati vel'Ard* la yesteviy minküm men enfeka min kablilfethı ve katel* ülaike a'zamu dereceten minelleziyne enfeku min ba'du ve katelu* ve küllen ve'adAllahulhüsna* vAllahu Bima ta'melune Habiyr;
Semavat’ın ve Arz’ın mirası (kendinden gayrı müsemma-vücud olmayan) Allah’ın olduğu halde ne oluyor size ki Allah yolunda infak etmiyorsunuz?... Sizden fetihten önce infak etmiş ve mukatele yapmış kimse (bunu yapmayanla) bir olmaz... Bunlar derece itibarıyla (fetihten) sonra infak etmiş ve mukatele yapmış kimselerden daha büyüktür (daha azametli ve şiddetlidir)... (Bununla beraber) Allah hepsine Hüsna’yı (en güzeli) va’detmiştir... Allah yaptıklarınızı (B-sırrıyla) Habiyr’dir.

مَن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ أَجْرٌ كَرِيمٌ
11-) Men zelleziy yukridullahe kardan hasenen feyuda'ıfehu lehu ve lehu ecrun keriym;
Kimdir o (adam) ki Allah’a karz-ı hasen (güzel bir ödünç) versin de Allah da onu (verdiğini) ona katlayarak artırsın... Onun için ecr-ü keriym (şerefli-cömert bir ecir) de vardır.

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَى نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِم بُشْرَاكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
12-) Yevme teralmu’miniyne velmu’minati ye s'a nuruhüm beyne eydiyhim ve Bieymanihim buşrakümülyevme cennatun tecriy min tahtihel'enharu halidiyne fiyha* zâlike huvelfevzul'azıym;
O gün mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, nurları önlerinde ve (Bi-) sağ taraflarında sa’yederken görürsün... “Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar olarak altlarından nehirler akan cennetlerdir... İşte bu aziym kurtuluşun ta kendisidir” (diye konuşulur).

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذِينَ آمَنُوا انظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِن نُّورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَرَاءكُمْ فَالْتَمِسُوا نُوراً فَضُرِبَ بَيْنَهُم بِسُورٍ لَّهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِن قِبَلِهِ الْعَذَابُ
13-) Yevme yekulül münafikune velmünafikatu lilleziyne amenunzuruna naktebis min nurikum kıylerci'u veraekum feltemisu nura* feduribe beynehüm Bisurin lehu bab* batınuhu fiyhirrahmetu ve zahiruhu min kıbelihil'azâb;
O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar iman edenlere: “Bize nazar edin/bizi bekleyin (sırat?) ki nurunuzdan iktibas edelim (kapıp yararlanalım)”der... “Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur iltimas edin/talep edin” denildi (o vakit)... Nihayet aralarına bir kapısı (melekut) olan bir sur (kalın duvar; atom boyutu) darbedilir/çekilir ki onun (o sur’un) batını (iç alemi) içinde rahmet (ilahi özellikler) vardır, onun zahiri azab tarafındandır.

يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ قَالُوا بَلَى وَلَكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْأَمَانِيُّ حَتَّى جَاء أَمْرُ اللَّهِ وَغَرَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
14-) Yunadunehüm elem nekün me'aküm* kalu bela ve lakinneküm fetentum enfüseküm ve terabbastüm vertebtüm ve ğarretkümül'emaniyyu hatta cae emrullahi ve ğarreküm Billahilğarur;
 (Münafıklar; Hakikat’a samimi olmayanlar) onlara (mü’minlere): “Sizinle beraber değilmi idik?” diye nida edip seslenirler... (Kapıdan geçenler, cennetlikler ise): “Evet ama siz, Allah’ın emri (ölüm) gelinceye kadar, nefslerinizi (nifak ve gizli küfr ile) fitneye düşürdünüz (kendinizi fitne olan şeylere, bedenselliğe kaptırdınız), (taasub ve nifakınızı devam ettirmek için imanın sönmesini, iman ehlinin helakini; ya da alt etmeyi) gözetleyip durdunuz, (reddedemeyeceğiniz şekilde Hak ayan-beyan gelmişken) şüphe ettiniz, kuruntular da sizi aldattı ve o çok aldatıcı (şeytan; vehim) da (Bi-) Allah’la (merhametli-yüce tanrı inanışı/O’na ait olan sıfatları vehim istikametinde kullanarak?) sizi aldattı!”.

فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مَأْوَاكُمُ النَّارُ هِيَ مَوْلَاكُمْ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
15-) Felyevme la yu'hazu minküm fidyetun ve la minelleziyne keferu me'vakümünnar* hiye mevlaküm* ve bi'sel masıyr;
Bugün artık ne sizden (ey münafıklar) ve ne de kafir (gerçeği reddeden) olanlardan bir fidye alınır (arınma-infak-amel dönemi bitti)... Sığınağınız Nar’dır... O (Nar) sizin mevlanızdır... Ve ne kötü dönüş yeridir o!.

أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
16-) Elem ye'ni lilleziyne amenu en tahşe'a kulubühüm lizikrillahi ve ma nezele minelHakkı, vela yekûnu kelleziyne utülKitabe min kablu fetale 'aleyhimul'emedu fekaset kulubühüm* ve kesiyrun minhüm fasikun;
İman edenler için vakti gelmedi mi ki Allah’ın zikri ve Hak’dan inen şey için kalbleri huşu’ duysun (halis olsun, letafet kazansın; ilahi tecellilere hassas olsun) ve daha önce kendilerine kitab verilenler gibi olmasınlar (diyn dönüştürücü bir dinamizimdir; diynde aşinalık ve adetleşme, sistem gereği katı bir perde meydana getirir)... (Nitekim) onların (o kendilerine kitap verilenlerin; İsrailOğullarının) üzerlerinden uzun müddet geçmişti de bu yüzden kalpleri katılaşmıştı... Ve onlardan (yahudilerden) çoğu fasıklardır (bilinçleri körelmiş; diyn-sistem dışı bir yaşama oturmuş kimselerdir).

اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
17-) I'lemu ennAllahe yuhyiyl'Arda ba'de mevtiha* kad beyyenna lekümül'ayati le'alleküm ta'kılun;
İyi bilin ki Allah, ölümünden sonra Arz’ı diriltir... Akledesiniz diye hakikaten size ayetleri açık-seçik beyan ettik.

إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَأَقْرَضُوا اللَّهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ
18-) İnnel mussaddikıyne velmussaddikati ve akredullahe kardan hasenen yuda'afu lehüm ve lehüm ecrun keriym;
Muhakkak ki tasadduk eden (sadaka veren) erkekler ve tasadduk eden kadınlar ve Allah’a karz-ı hasen (güzel bir ödünç) verenler var ya (işte) onlara (verdikleri) kat kat artırılır... Ve onlar için ecr-ü keriym (şerefli-cömert bir ecir) de vardır.

وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَدَاء عِندَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
19-) Velleziyne amenu Billahi ve RusuliHİ ülaike hümussıddiykune, veşşühedau' ınde Rabbihim* lehüm ecruhüm ve nuruhüm* velleziyne keferu ve kezzebu BiayatiNA ülaike ashabul cahıym;
(B-sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edenlere gelince, işte onlar sıddıkların (hakkel yakiyn) ve Rablerinin indinde şehidlerin (aynel yakiyn) ta kendileridirler... Onların ecirleri ve nurları vardır (hem Nebî’ye hem Rasûl’e iman etmişler)... Kafir olanlar (gerçeği reddedenler) ve ayetlerimizi (B gerçeğince) yalanlayanlar var ya, işte onlar cahıym (cehennem)’in ashabıdırlar.

اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرّاً ثُمَّ يَكُونُ حُطَاماً وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
20-) I'lemu ennemelhayatuddünya le'ıbun ve lehvun ve ziynetün ve tefahurun beyneküm ve tekasürun fiyl'emvali vel'evlad* kemeseli ğaysin a'cebelküffare nebatuhu sümme yehıycü feterahu musferren sümme yekûnu hutama* ve fiyl'ahıreti 'azâbün şediydun ve mağfiretun minAllahi ve rıdvan* ve melhayatüddünya illâ meta'ulğurur;
İyi bilin ki dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir övünmedir ve mallarda ve evladda bir çoğalma yarışıdır (insan için çocukluktan kırk yaşına/ya da hakiki buluğa kadar ki dönemlere ait deneyimleri, fani zevkleri veya kimisi için de vefat edene kadarki hayatı ifadedir)... (Bunlar) bir ğays (yağmur, rahmet) meseli gibidir ki, onun nebatı küffarın (tohumu toprakla örtenlerin?) hoşuna gider... Sonra (o nebat) kurur da sen onu sararmış görürsün... Sonra bir hutam (kuru bitki, atılası çöp) olur... Ahiret’te (kudret-bilinç boyutunda) ise şiddetli bir azab ve Allah’dan bir mağfiret ve Rıdvan (ilahi sıfatlarla yaşam) vardır... Dünya hayatı aldatıcı bir meta (faydalanma) dan başka bir şey değildir.

سَابِقُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاء وَالْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
21-) Sabiku ila mağfiretin min Rabbikum ve cennetin 'Arduha ke'ArdisSemai vel'Ardı, u'ıddet lilleziyne amenu Billahi ve RusuliHİ, zâlike fadlullahi yu'tiyhi men yeşa'* vAllahu Zülfadlil'Azıym;
 (O halde) Rabbinizden bir mağfiret’e ve (B-sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûllerine iman edenler için hazırlanmış olan, genişliği Sema ve Arz’ın genişliği gibi olan bir cennete (gereken salih ameller ile) musabaka edin (yarışarak koşun; dünyadan yarışırcasına kaçın)... İşte bu Allah’ın fazlıdır ki onu dilediğine verir... Allah, zülFadlil Azıym’dir (büyük lutuf sahibidir).

مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
22-) Ma esabe min musıybetin fiyl'Ardı ve la fiy enfüsiküm illâ fiy Kitabin min kabli en nebraeha inne zâlike 'alellahi yesiyr;
Arz’da (dışınızda) ve nefslerinizde (içinizde) isabet eden (size vaki olan) hiçbir musibet yoktur ki, biz onu (“Bari” isminin bir gereği, tam zamanında ve herşeyle uyumlu olacak şekilde) yaratmamızdan önce bir kitab’ta (yazılı, takdir edilmiş) olmasın... Muhakkak ki bu Allah üzerine çok kolaydır.

لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا آتَاكُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
23-) Likeyla te'sev 'alâ ma fateküm ve la tefrahu Bima ataküm* vAllahu la yuhıbbu külle muhtalin fehur;
(Bunu böyle yaptık) ki fevt ettiğinize (elinizden kaçana) üzülmeyesiniz ve (Allah’ın) size verdiği ile (elinize geçene) de (B sırrınca) sevinip şımarmayasınız... Allah çok övünen (ni’metleri sayıp, fakat şükretmeyen) kibirli hiçbir kimseyi sevmez!.

الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
24-) Elleziyne yebhalune ve ye'murunenNase Bilbuhl* ve men yetevelle feinnAllahe HuvelĞaniyyulHamiyd;

Onlar (o çok övünen kibirliler) cimrilik yapan ve insanlara (Bi-) cimrilikle emreden kimselerdir... Kim (Allah’dan) yüz çevirirse, muhakkak ki Allah Ğaniyy’dir, Hamiyd’dır.

لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ وَأَنزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
25-) Lekad erselna RusuleNA Bilbeyyinati ve enzelna me'ahümülKitabe velmiyzane liyekumenNasu bilkıst* ve enzelnelHadiyde fiyhi be'sün şediydün ve menafi'u linNasi ve liya'lemAllahu men yensuruhu ve Rusulehu Bilğayb* innAllahe Kaviyyun Aziyz;
Andolsun ki biz Rasûlleri beyyineler (apaçık deliller; vahiy, mucize,..) ile (B sırrıyla, olarak) irsal ettik ve onlarla birlikte Kitab’ı ve Miyzan’ı (adaleti) da inzal ettik ki insanlar kıst’ı (adaleti; uluhiyyet hükümlerine göre hakkı) ayakta tutsunlar... Kendisinde şiddetli bir be’s (kuvvet; manyetizma, mıknatıslık) bulunan ve insanlar için faydaLARı olan Hadiyd (Demir; Fe)’i de inzal ettik (Hadiyd, mecazen kılıç-savaş manasına da gelir ki, Vahdet’in gereği olan adaletin tamamlanması için savaş da gerekebilir; “Cennet kılıçların gölgesi altındadır”) ki Allah, O’na ve Rasûllerine Bil-Gayb (gaybları olarak, imanından dolayı) kimin yardım ettiğini bilsin (karşılığı olan amel haline getirsin)... Muhakkak ki Allah Kaviyy’dir, Aziyz’dir.

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحاً وَإِبْرَاهِيمَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُم مُّهْتَدٍ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
26-) Ve lekad erselna Nuhan ve İbrahiyme ve ce'alna fiy zürriyyetihimen Nübüvvete velKitabe feminhüm muhted* ve kesiyrun minhüm fasikun;
Andolsun ki (Ulül Azm Rasûllerden) Nuh’u ve İbrahiym’i irsal ettik... Nübüvvet’i ve Kitab’ı (tevhid diyni’ni) onların zürriyyetleri içinde kıldık (vücud verdik)... Onlardan hidayet bulan vardır... (Ama) onlardan çoğu fasıklardır (nübüvvet ve kitab’a dayalı diyn’den çıkmış kimselerdir).

ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِم بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَآتَيْنَاهُ الْإِنجِيلَ وَجَعَلْنَا فِي قُلُوبِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاء رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا فَآتَيْنَا الَّذِينَ آمَنُوا مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ
27-) Sümme kaffeyna 'alâ asarihim BiRusuliNA ve kaffeyna Bi'Iysebni Meryeme ve ateynahul'İnciyle ve ce'alna fiy kulubilleziynettebe'uhu re'feten ve rahmeten, ve rehbaniyyetenibtede'uha ma ketebnaha 'aleyhim illebtiğae rıdvanillahi fema raavha hakka ri'ayetiha* feateynelleziyne amenu minhüm ecrehüm* ve kesiyrun minhüm fasikun;
Sonra Rasûllerimizi (B sırrınca, Rasûllerimiz olarak) onların eserleri (tevhid) üzere takviye ettik (ard arda gönderdik)... Meryem’in oğlu İsa’yı da (İsa ile de; B sırrınca İsa olarak da) takviye ettik (onların arkasından gönderdik) ve O’na İnciyl’i (kudsi ma’rifetler, batıni hükümler) verdik... O’na (İsa a.s.a) tabi olanların kalblerinde re’fet (şefkat, rikkat, sınırsız hoşgörü, kendi gibi sevmek) ve rahmet (merhamet, aktiv sevgi) oluşturduk... Ve Rehbaniyyet (i, yani dünyadan tam zühd ve riyazat ile sırf uhrevi-ruhani yaşamı da onların kalblerinde oluşturduk), ki onu (Rehbaniyyeti, manastırlara kapanmayı) onlar ibtida’ ettiler (ilk türettiler);onu onlara biz yazmamıştık (farz-mükellef kılmamıştık)... Ancak Allah’ın Rıdvanını (kudsi yaşamı, Semavat’ın melekutunu) taleb etmek müstesna (bunun için yaptılar... Ve bunun için maksat hasıl oluncaya kadar yapmak gerekir de... Fakat ömür boyu-daimi rehbaniyyet, Arz’da halife olsun diye yaratılan insanın varoluş hikmetine aykırıdır; hiçbir nübüvvet ve risalet insanlığa böyle bir teklif getirmez; Tevbe: 122?) !... (Ama) ona hakkıyla riayet etmediler (rehbaniyyetin gereğini gözetmediler, hakkını korumadılar bile)... Onlardan (ruhbanlardan tahkiken) iman edenlere (Hz.Rasûlullah’ı kabul edenlere) ecirlerini verdik... (Ama) onlardan (ruhbanlardan) çoğu fasıklardır (Hak’dan ve sistem’den gafil, bilinçleri asıl işlevini yitirmiş kimselerdir).

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِ وَيَجْعَل لَّكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
28-) Ya eyyuhelleziyne amenuttekullahe ve aminu BiRasûliHİ yü'tiküm kifleyni min rahmetiHİ ve yec'al leküm nuren temşune Bihi ve yağfir leküm* vAllahu Ğafurun Rahıym;
Ey iman edenler!... Allah’dan ittika edin ve O’nun Rasûlü’ne (B sırrıyla) iman edin (Hakikat’a-Sistem’e uyumlu olun) ki rahmetinden size iki kifl (pay, kat) versin ve sizin için kendisiyle (B sırrınca) yürüdüğünüz bir nur oluştursun ve sizi mağfiret etsin (sizi örtsün?)... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

لِئَلَّا يَعْلَمَ أَهْلُ الْكِتَابِ أَلَّا يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّن فَضْلِ اللَّهِ وَأَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
29-) Liella ya'leme ehlulKitabi ella yakdirune 'alâ şey'in min fadlillahi ve ennelfadle Biyedillahi yü'tiyhi men yeşa'* vAllahu Zülfadlil'Azıym;
Ta ki ehl-i kitab (diyn-bilgi sahipleri; sevap-karşılık-keramet elde etmek için, izafi kişiliklerinin başarısı ve ebedi saadeti için dindarlık yapanlar) Allah’ın fazlından (lutfundan) bir şeye kadir olamayacaklarını (bir şey elde edemeyeceklerini) bilsinler... Ve (bilsinler ki) kesinlikle fazl (lutuf, hibe B sırrınca) Allah’ın eliyledir (onların kazanması değil), onu dilediğine verir... Allah, zülFadlil Azıym’dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal