Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



30. RÛM SÛRESİ     الروم

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
31-) Müniybiyne ileyHİ vettekuHU ve ekıymus Salate ve la tekûnu minel müşrikiyn;
O’na munibiyn (yönelmişler) olarak (Allah Fıtratı’na tabi olun), O’ndan ittika edin, namazı ikame edin ve müşriklerden olmayın!.

مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
32-) Minelleziyne ferraku diynehüm ve kânu şiyea* küllü hızbin Bima ledeyhim ferihun;
Onlardan ki (yani o müşriklerden olmayın ki), dinlerini parça parça ettiler ve şia’ şia’ (bölük bölük) oldular... Her hizib (Bi-) kendi yanında/katında bulunan (kendi diyn anlayışı) ile sevinip şımarmakta.


وَإِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا أَذَاقَهُم مِّنْهُ رَحْمَةً إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
33-) Ve iza messenNase durrun deav Rabbehüm müniybiyne ileyHİ sümme iza ezâkahüm minHU rahmeten iza feriykun minhüm Bi Rabbihim yüşrikûn;

İnsanlara (onları arındırmak, genişletmek için) bir durr (zarar,hastalık, sıkıntı) dokunduğunda, O’na munibiyn (yönelenler) olarak Rablerini çağırırlar... Sonra onlara kendinden bir rahmet tattırırsa, bir de bakarsın ki onlardan bir fırka Rablerine (Bi-Rabbihim) şirk koşuyorlar.

لِيَكْفُرُوا بِمَا آتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
34-) Liyekfüru Bima ateynahüm* fetemetteu* fesevfe ta'lemun;
Kendilerine verdiğimiz şeylere (B gerçeğince) küfr (nankörlük) etsinler diye... Hadi (fani şeylerden) faydalanın (istediğinizi yapın bakalım);yakında bileceksiziniz.

أَمْ أَنزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَاناً فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا بِهِ يُشْرِكُونَ
35-) Em enzelna aleyhim sultanen fe huve yetekellemü Bima kânu Bihi yüşrikûn;
Yoksa onlar üzerine bir sultan (sulta, hüccet) inzal ettik de, O’na (Bi-) şirk koşuyor oldukları şeyleri, (B sırrınca) o (sultan, hüccet) mu konuşuyor?.

وَإِذَا أَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَا وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ إِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
36-) Ve iza ezâknenNase rahmeten ferihu Biha* ve in tusıbhüm seyyietün Bima kaddemet eydiyhim iza hüm yaknetun;
İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda, onunla (B gerçeğince) ferahlanır/sevinirler... Kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla (B gerçeğince) onlara bir kötülük isabet ederse, hemen onlar umitsizliğe düşerler.

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
37-) Evelem yerav ennAllahe yebsütur rizka limen yeşau ve yakdir* inne fiy zâlike leâyâtin li kavmin yu'minun;
Görmediler mi ki, Allah, dilediğine rızkı bast eder (yayar, genişletir, açar) ve kısar... Muhakkak ki bunda, iman eden bir kavim için elbette ayetler vardır.

فَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ ذَلِكَ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
38-) Feati zelkurba hakkahu vel miskiyne vebnes sebiyl* zâlike hayrun lilleziyne yüriydune vechAllahi ve ülaike hümül müflihun;
Yakınlık sahiplerine hakkını ver, miskinlere (yoksullara?) ve yolun oğluna (yolcuya?) da (haklarını ver)... Bu, Vechullahı irade edenler için daha hayırlıdır... İşte onlar felaha erenlerin ta kendileridir.

وَمَا آتَيْتُم مِّن رِّباً لِّيَرْبُوَ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُو عِندَ اللَّهِ وَمَا آتَيْتُم مِّن زَكَاةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ
39-) Ve ma ateytüm min riben li yerbüve fiy emvalinNasi fela yerbu indAllah* ve ma ateytüm min zekatin türiydune vechAllahi feülaike hümül mud'ıfun;
İnsanların malları içinde artısın diye riba (faiz, artış) olarak verdiğiniz şey (?), Allah indinde artmaz... Vechullahı irade ederek zekat (tezkiye, taharet) olarak verdiğinize gelince, işte onlar (zekat olarak/tezkiye için verenler) kat kat arttıranların ta kendileridir.

اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ هَلْ مِن شُرَكَائِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَلِكُم مِّن شَيْءٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
40-) Allahulleziy halekaküm sümme razekaküm sümme yümiytüküm sümme yuhyıyküm* hel min şürekâiküm men yefalu min zâliküm min şey'* subhaneHU ve tealâ amma yüşrikûn;
Allah’dır ki, sizi yarattı, sonra sizi rızıklandırdı, sonra sizi öldürür, sonra da sizi diriltir... Sizin ortaklarınızdan, bunlardan birini yapan kimse var mı?... O, onların ortak koştuklarından Subhan’dır, A’lidir.

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
41-) Zaharel fesadü fiyl berri vel bahri Bima kesebet eydinNasi li yüziykahüm ba'dalleziy amilu leallehüm yerciun;
İnsanların ellerinin kazandıklarından ötürü (B sırrınca, kazandıkları olarak) kara’da ve deniz’de fesad zuhur etti... (Allah’ın) onlara yaptıklarının ba’zısını tattırması için... Belki rücu’ ederler.

قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلُ كَانَ أَكْثَرُهُم مُّشْرِكِينَ
42-) Kul siru fiyl Ardı fenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne min kabl* kâne ekseruhüm müşrikiyn;
De ki: “Arz’da seyredin (gezip dolaşın) de (sizden) öncekilerin akibetinin nasıl olduğuna bir bakın!... Onların ekseriyeti müşrikler idi”.

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ الْقَيِّمِ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لَّا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ
43-) Feekım vecheke liddiynil kayyimi min kabli en ye'tiye yevmün la meredde lehu minAllahi yevmeizin yessaddaun;
Vechini, Allah’dan (olan), reddolunması imkansız bir gün gelmezden önce Diyn-i Kayyım’e (gerçek, payidar diyn’e) doğrult; ki o gün (insanlar) bölük bölük ayrılırlar.

مَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ
44-) Men kefere fealeyhi küfruh* ve men amile salihan feli enfüsihim yemhedun;
Kim küfr (nankörlük, inkar) eder ise, onun küfrü kendi aleyhinedir... Kim de salih amel yapar ise, kendi nefsleri için (makam) hazırlamış olurlar.

لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِن فَضْلِهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
45-) Liyecziyelleziyne amenu ve amilussalihati min fadliHİ, inneHU la yuhıbbül kafiriyn;
 (Allah,) iman edip salih amel yapanlara kendi fazlından karşılık versin diye... Muhakkak ki O, kafirleri (Hakk’dan, Sistem’den perdelileri) sevmez.

وَمِنْ آيَاتِهِ أَن يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
46-) Ve min ayatiHİ en yursilerriyaha mübeşşiratin ve liyüziykaküm min rahmetiHİ ve litecriyel fülkü Bi emriHİ ve li tebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun;
O’nun ayetlerindendir, size rahmetinden tattırsın, gemiler BiEmriHİ (O’nun Emri ile B sırrınca) akıp gitsin ve O’nun fazlından taleb edesiniz ve şükredesiniz diye rüzgarları müjdeciler olarak irsal etmesi.

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلاً إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُوهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَانتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ أَجْرَمُوا وَكَانَ حَقّاً عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ
47-) Ve lekad erselna min kablike Rusülen ila kavmihim fecauhüm Bil beyyinati fentekamna minelleziyne ecremu* ve kâne hakkan aleyna nasrul mu’miniyn;
Andolsun ki, senden önce de kendi kavimlerine Rasûller irsal ettik de onlara beyyineler (B sırrınca açık deliller) ile geldiler... Biz de cürüm (suç, küfür) işleyenlerden intikam aldık... Mü’minlere nusret etmek bizim üzerimize bir hakkdır.


اللَّهُ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَاباً فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَاء كَيْفَ يَشَاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ فَإِذَا أَصَابَ بِهِ مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
48-) Allahulleziy yursilurriyaha fetüsiyru sehaben feyebsütuhu fiys Semai keyfe yeşau ve yec'alühu kisefen feteral vedka yahrucü min hılalih* feiza esabe Bihi men yeşau min ıbadiHİ iza hüm yestebşirun;

Allah O’dur ki, rüzgarları irsal eder de (o rüzgarlar) bulutları sürer/kaldırır (işler, yükseltir?);onu nasıl isterse öylece Sema’da bast eder (yayar, genişletir) ve onu (n kalıplarını) parça parça kılar; böylece vedk’ın (yağmur’un/damla damla yağmur yağışı’nın?) onun aralarından çıktığını görürsün... Onu (B sırrınca) kullarından dilediğine isabet ettirince, bir de bakarsın ki onlar müjde edilen ile neşelenip seviniyorlar.

وَإِن كَانُوا مِن قَبْلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْهِم مِّن قَبْلِهِ لَمُبْلِسِينَ
49-) Ve in kânu min kabli en yünezzele aleyhim min kablihi le müblisiyn;
Halbuki bundan önce, kendilerine (yağmur; ilim) indirilmeden önce elbette mublisiyn (çaresizce umit kesip susanlar; iblisler) idiler.

فَانظُرْ إِلَى آثَارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
50-) Fenzur ila asari rahmetillahi keyfe yuhyil Arda ba'de mevtiha* inne zâlike le muhyil mevta* ve HUve alâ külli şey'in Kadiyr;
Allah’ın rahmetinin eserlerine bak, ölümünden sonra Arz’ı nasıl diriltiyor?.. Muhakkak ki işte O, ölüleri elbette Muhyi’dir... O, herşeye Kadiyr’dir.

وَلَئِنْ أَرْسَلْنَا رِيحاً فَرَأَوْهُ مُصْفَرّاً لَّظَلُّوا مِن بَعْدِهِ يَكْفُرُونَ
51-) Ve lein erselna riyhan feraevhü musferren lezallu min ba'dihi yekfürun;
Andolsun ki eğer bir rüzgar irsal etsek de onu sararmış görseler, ondan sonra elbette küfr (nankörlük, inkar) ediyor olurlar.

فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاء إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ
52-) Feinneke la tüsmiul mevta ve la tüsmius summed duae iza vellev müdbiriyn;
Muhakkak ki sen (kalbleri) ölülere işittiremezsin, (Hakk’a) arkalarını dönüp gittiklerinde sağırlara da işittiremezsin (de ondan).

وَمَا أَنتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَن ضَلَالَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
53-) Ve ma ente Bihadil umyi an dalaletihim* in tüsmiu illâ men yu'minu Bi ayatiNA fehüm müslimun;
Sen körleri, dalaletlerinden (çıkarıp, çevirip) (Bi-) hidayet edemezsin... Sen ancak müslimler (teslim olmuşlar) olmaları dolayısıyla ayetlerimize (B sırrıyla) iman eden kimselere işittirirsin.

اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفاً وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ
54-) Allahulleziy halekaküm min da'fin sümme ceale min ba'di da'fin kuvveten sümme ceale min badi kuvvetin da’fen ve şeybeten, yahlüku ma yeşa'* ve HUvel Aliymül Kadiyr;
Allah O’dur ki, sizi da’f (zaaf, zayıflık; kuvve olmayışı)’dan yarattı... Sonra, da’f’ın akabinden bir kuvvet oluşturdu... Sonra, kuvvet’in akabinden da’f (kuvvetsizlik, acziyet) ve şeybe (yaşlılık, ihtiyarlık) meydana getirdi... (Allah) dilediğini yaratır... O, Aliym’dir, Kadiyr’dir.


وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذَلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ
55-) Ve yevme tekumüs saatü yuksimül mücrimune, ma lebisu ğayre saatin, kezâlike kânu yü'fekûn;

O Saat kıyam ettiği gün (kıyamet) mücrimler (şirke-ayrılığa oturanlar), bir saattan başka kalmadıklarına kasem eder... Böylece çevriliyorlardı.

وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَالْإِيمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِلَى يَوْمِ الْبَعْثِ فَهَذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلَكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
56-) Ve kalelleziyne utül ılme vel iymane lekad lebistüm fiy Kitabillahi ila yevmil ba's* fehazâ yevmül ba'si ve lakinneküm küntüm la ta'lemun;
Kendilerine ilim ve iman verilmiş olanlar ise dedi ki: “Andolsun ki, Allah’ın Kitabında (yazısında?) ba’s gününe kadar kaldınız... İşte bu ba’s günüdür... Fakat siz bilmiyordunuz”.

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يَنفَعُ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
57-) Feyevmeizin la yenfeulleziyne zalemu ma'ziretühüm ve la hüm yüsta'tebun;
O Gün zulmedenlere mazeretleri fayda vermez ve onlardan (aleyhlerine olan olumsuzluğu kaldıracak, güzel düşünceye çevirip razı edecek bir çaba, mazeret ile) razı etmeleri de istenilmez.

وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَلَئِن جِئْتَهُم بِآيَةٍ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُبْطِلُونَ
58-) Ve lekad darebna linNasi fiy hazel Kur'âni min külli mesel* ve lein ci'tehüm Bi âyetin leyekulennelleziyne keferu in entüm illâ mubtılun;
Andolsun ki şu Kur’an’da insanlar için her meselden darbettik (her türlü sembolik, temsili anlatımda bulunduk)... Yemin olsun ki eğer onlara (B sırrınca) bir ayet (mucize, ilahi hüküm) getirsen, o kafir olanlar (gerçeği reddedenler) elbette şöyle diyeceklerdir: “Siz (bizim diynimizi, inanışımızı) ibtal edenlerden başka değilsiniz”.

كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
59-) Kezâlike yatbaullahu alâ kulubilleziyne la ya'lemun;
Böylece bilmeyenlerin kalbleri üzerine Allah tab’ eder (mühür vurur).

فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ
60-) Fasbir inne va'dAllahi Hakkun ve la yestehıffennekelleziyne la yukınun;
O halde sabret!... Muhakkak ki Allah’ın va’di hakk’dır... İkan etmeyenler seni hafife alamayacaklardır

 


31. LUKMAN SÛRESİ   لقمان

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ
2-) Tilke ayatul Kitabil Hakiym;
İşte bunlar Kitab-ı Hakiym’in (o hikmetli Kitab’ın) ayetleridir.

هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ
3-) Hüden ve rahmeten lil muhsiniyn;
Muhsinler (müşahade ehli; aynel yakiyn’ler) için huda (klavuz, hidayet) ve rahmet olarak.

الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
4-) Elleziyne yukıymunes Salate ve yü'tunez Zekate ve hüm Bil ahireti hüm yukınun;
Onlar (o muhsiynler) ki, namazı ikame ederler, zekatı verirler ve onlar Ahiret’e (B manasınca) ikan edenlerdir.

أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
5-) Ülaike alâ hüden min Rabbihim ve ülaike hümül müflihun;
İşte onlar Rabblerinden olan bir huda (hidayet, rehberlik) üzerindedirler ve işte onlar muflihun’dur (hakiki kurtuluşa erenlerdir).

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواً أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
6-) Ve minen Nasi men yeşteriy lehvel hadiysi liyudılle an sebiylillâhi Bi ğayri ilmin, ve yettehızeha hüzüva* ülaike lehüm azâbün mühiyn;
İnsanlardan kimi de vardır ki, Bi-gayri ilim (ilimsizce; yaşayıp idrak etmeden) Allah yolundan saptırmak için söz eğlencesi (bilgi lafı) satın alır ve onu bir alay edinir... İşte bunlar için hor-hakir edici bir azab vardır.

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّى مُسْتَكْبِراً كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْراً فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
7-) Ve iza tütla aleyhi ayatuNA vella müstekbiren keen lem yesma'ha keenne fiy üzüneyhi vakra* febeşşirhu Bi azâbin eliym;
Ona ayetlerimiz tilavet edildiğinde, sanki onları işitmemiş, sanki iki kulağında vakra (ağırlık) varmış gibi kibirlenerek yüz çevirir... Onu elim bir (Bi-) azab ile müjdele.


إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعِيمِ
8-) İnnelleziyne amenu ve amilus salihati lehüm cennatün naıym;

İman edip salih amel yapanlara gelince, onlara Naıym cennetleri (ilahi özelliklerle yaşamın gereği, yenilenen ve daima çoğalan ni’metlerin yeri) vardır.

خَالِدِينَ فِيهَا وَعْدَ اللَّهِ حَقّاً وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
9-) Halidiyne fiyha* va'dAllahi hakka* ve HUvel Aziyzül Hakiym;
Orada ebedi kalıcılardır... Allah’ın Hakk va’di’dir (bu)... O, Aziyz’dir, Hakiym’dir.

خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
10-) Halekas Semavati Bi ğayri amedin teravneha ve elka fiyl Ardı revasiye en temiyde Biküm ve besse fiyha min külli dabbetin, ve enzelna mines Semai maen feenbetna fiyha min külli zevcin keriym;
 (Allah,) Semavat’ı gördüğünüz bir direk olmaksızın (Bi-gayri ğamed) yarattı, sizi (B sırrınca) sallayıp sarsmasın diye Arz’a sabit dağlar ilka etti ve orada her dabbe’den (canlı, hayvan) bess etti (yaydı)... Sema’dan bir su inzal ettik de orada her keriym (güzel; bereketli, cömert) eş’den inbat ettik (yetiştirdik).

هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِن دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
11-) Hazâ halkullahi feeruniy ma zâ halekalleziyne min duniHİ, belizzalimune fiy dalalin mübiyn;
Bu, Allah’ın halkı’dır... Haydi gösterin bana O’ndan başkalarının ne yarattığını?... Hayır zalimler apaçık bir dalalet içindedirler.

وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
12-) Ve lekad ateyna LukmanelHıkmete enişkür Lillahi* ve men yeşkür feinnema yeşküru linefsih* ve men kefere feinnAllahe Ğayniyyün Hamiyd;
Andolsun ki biz Lukman’a: “(gayrı olmadığına şahadet ettiğin, hakikatın olan, varlığında açığa çıkan tüm kuvvenin sahibi) Allah’a şükret” diye Hikmet (sistemli tefekkür aklı, herşeyin hakkını verecek işlev bilgisi; nübüvveti ta’rifiyye ilmi) verdik... Kim şükreder ise, ancak kendi nefsine şükreder... Kim de küfr (nankörlük) ederse, muhakkak ki Allah Ğaniyy’dir, Hamiyd’dir.

وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
13-) Ve iz kale Lukmanü libnihi ve huve yeızuhu ya büneyye la tüşrik Billah* inneş şirke le zulmün azıym;
Hani Lukman oğluna, ona öğüt verirken dedi ki: “Ey oğulcuğum!... (Bi-) Allah’a şirk koşma!... Muhakkak ki şirk, azıym bir zulüm’dür”.

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْناً عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ
14-) Ve vassaynel insane Bi valideyh* hamelethü ümmühu vehnen alâ vehnin ve fisaluhu fiy ameyni enişkürliy ve livalideyk* ileyYEl masıyr;
Biz insan’a ana-babasını (B sırrınca) vasiyyet ettik (demek ki sistemde geçerli, evrensel planda olan bir şey)... Onun anası onu vehn (zayıflık) üztüne zayıflıkla yüklenip taşımıştır... Onun fısalı (sütten kesilmesi) da iki yıl içindedir... “Bana ve ana-babana şükret; dönüş banadır!” (diye vasiyyet ettik).

وَإِن جَاهَدَاكَ عَلى أَن تُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاً وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
15-) Ve in cahedake alâ en tüşrike Biy ma leyse leke Bihi ilmün fela tutı'hüma ve sahıbhüma fiyd dünya ma'rufa* vettebı' sebiyle men enabe ileyYE, sümme ileyYE merciuküm feünebbiüküm Bima küntüm ta'melun;
 (Bununla beraber) eğer seni, hakkında senin (B sırrınca) bir ilmin olmayan bir şeyi (Bi-) bana ortak koşman üzerine seninle mücahade ederler (dövüşür-zorlarlar) ise, (bu durumda) o ikisine itaat etme... Dünya’da o ikisiyle ma’ruf geçin (güzel bir dostlukla, İslam örfüne uygun bir şekilde geçin);(fakat) bana yönelenin yoluna tabi ol!.. Sonra merci’niz (geri dönüşünüz) banadır... Yaptıklarınızı (B sırrınca) size haber vereceğim.

يَا بُنَيَّ إِنَّهَا إِن تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ فَتَكُن فِي صَخْرَةٍ أَوْ فِي السَّمَاوَاتِ أَوْ فِي الْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
16-) Ya büneyye inneha in tekü miskale habbetin min hardelin fetekün fiy sahretin ev fiys Semavati ev fiyl Ardı ye'ti BihAllahu, innAllahe Latıyfün Habiyr;
“Ey oğulcuğum!... Muhakkak ki o (yaptığın şey), bir hardal danesi ağırlığınca olsa da bir kayanın içinde yahut Semavat’ta yahut Arz’ın içinde olsa, Allah onu (B sırrınca) getirir... Muhakkak ki Allah Latiyf’dir, Habiyr’dir”.

يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ
17-) Ya büneyye ekımıs Salate ve'mur Bil ma'rufi venhe anil münkeri vasbir alâ ma esabek* inne zâlike min azmil ümur;

 “Ey oğulcuğum!... Namazı ikame et... Ma’ruf’u (İslam’a-fıtrata uygun olanı B sırrınca) emret, münker (Sistem’in ve aklın reddettiği şey; şirk)’den nehyet... Sana isabet eden şey üzerine de sabret... Muhakkak ki bunlar, azm gerektiren/yapılması kesinlikle gereken işlerdendir”.

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحاً إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
18-) Ve la tüsa'ır (tüsağğir, gibi?) haddeke linNasi ve la temşi fiyl Ardı mereha* innAllahe la yuhıbbu külle muhtalin fahur;
“İnsanlardan, kibirlenerek yanağını çevirme ve Arz’da kendini beğenerek yürüme!... Muhakkak ki Allah çok övünen (ni’metleri sayıp, fakat şükretmeyen) kibirli hiçbir kimseyi sevmez!”.

وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِن صَوْتِكَ إِنَّ أَنكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ
19-) Vaksıd fiy meşyike vağdud min savtik* inne enkerel ‘asvati lesavtülhamiyr;
 “Yürüyüşünde mu’tedil ol ve sesini alçalt!... Muhakkak ki seslerin en çirkini, eşeklerin sesidir”.

أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُّنِيرٍ
20-) Elem terav ennAllahe sahhare leküm ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı ve esbeğa aleyküm niamehu zahireten ve batıneten, ve minen Nasi men yücadilü fiyllahi Bi ğayri ilmin ve la hüden ve la Kitabin müniyr;
Görmediniz mi ki Allah, Semavat’ta ve Arz’da olan şeyleri size musahhar kıldı (boyun eğdirdi) ve sizin üzerinize zahiri (kerametler) ve batıni (ma’rifetler) olarak ni’metlerini isbağ etti (tam yaptı, bol bol tamamladı, yaydı)... İnsanlardan kimi de Allah hakkında Bi-gayri ilim (ilimsiz; mesnedsiz), huda’sız (rehbersiz) ve aydınlatıcı bir kitab’ı (vahiy aklı) olmaksızın mücadele eder/tartışır durur.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ
21-) Ve iza kıyle lehümüt tebiu ma enzellellahu kalu bel nettebiu ma vecedna aleyhi abaena* evelev kâneşşeytanu yed'uhüm ila azâbis saıyr;
Onlara: “Allah’ın inzal ettiğine tabi olun” denildiğinde: “Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tabi oluruz” dediler... Ya şeytan kendilerini saiyr (alevli ateş)’in azabına çağırıyor idiyse de mi?.


وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
22-) Ve men yüslim vechehu ilellahi ve huve muhsinün fekadistemseke Bil urvetil vüska* ve ilellahi akıbetül’ ümur;

Kim muhsin olarak (Onu müşahade ederek) vechini Allah’a teslim ederse, gerçekten en sağlam kulpa (B gerçeğince) tutunmuş olur... İşlerin akibeti Allah’a (döner).
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal