Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



83.  MUTAFFİFÎN SÛRESİ     المطففين
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ
1-) Veylün lilmutaffifiyn;
Veyl olsun (vay haline) Mutaffifiyn’e (eksik ölçüp-tartanlara; ölçü ve tartıyı tam ifa etmeyenlere),
الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
2-) Elleziyne izektalu 'alenNasi yestevfun;
Onlar ki, insanlar üzerine (kendilerini, kendi haklarını) ölçüp aldıklarında, ölçüyü tam ifa ederler (haklarını tam alırlar).
وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
3-) Ve iza kaluhüm ev vezenuhüm yuhsirun;
Onları (n hakkını vermek için) ölçtüklerinde yahut onları tarttıklarında ise eksiltirler (eksik ölçüp-tartarlar).
أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ
4-) Ela yezunnu ülaike ennehüm meb'usun;
Bunlar kendilerinin (ölümü tatmanın akabinden) ba’solunacaklarını zannetmiyor mu?.
لِيَوْمٍ عَظِيمٍ
5-) Liyevmin ‘azıym;
Aziym bir gün için.
يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
6-) Yevme yekumunNasu liRabbil'alemiyn;
Rabb’ül Alemiyn için insanların kıyam ettiğinin günü.
كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ
7-) Kella inne Kitabel füccari lefiy sicciyn;
Hayır (asla) !... Muhakkak ki füccar (adalet ve Hak’dan sapanlar)’ın (amellerinin) kitab’ı, elbette sicciyn (yedinci Arz’daki kayanın altı, süfli yer; hapishane)’dedir.
وَمَا أَدْرَاكَ مَا سِجِّينٌ
8-) Ve ma edrake ma sicciyn;
Sicciyn’i (n ne olduğunu) sana bildiren nedir (bilirmisin Sicciyn’i) ?.
كِتَابٌ مَّرْقُومٌ
9-) Kitabun merkum;
(O) merkum (rakamlandırılmış, taşa kazılan yazı gibi yazılmış, silinmesi sözkonusu olmayan) bir kitab’tır.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
10-) Veylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
O Gün (Sistem’i) yalanlayanların vay haline!.
الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ
11-) Elleziyne yükezzibune Biyevmiddiyn;
Onlar ki, Diyn (ceza) Günü’nü (B gerçeğince) tekzib ederler.
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
12-) Ve ma yükezzibu Bihi illâ küllü mu'tedin esiym;
Onu (Bihi) ancak her haddi aşan (zalim, adaletsiz), günahkar (müşrik) yalanlar.
إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
13-) İza tutla aleyhi ayatuNA kale esatıyrul'evveliyn;
Ona (Sistem) ayetlerimiz tilavet olunduğunda: “Evvelkilerin efsaneleri” dedi (de somut realiteyi ciddiye almadı).
كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ
14-) Kella bel rane 'alâ kulubihim ma kanu yeksibun;
Hayır (asla) !... Bilakis kazanmakta oldukları, onların kalblerinin üzerini (bir pas gibi) örtmüştür.
كَلَّا إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ
15-) Kella innehüm 'an Rabbihim yevmeizin lemahcubun;
Hayır!... Muhakkak ki onlar, o gün, elbette Rablerinden mahcubturlar (perdelidirler).
ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَحِيمِ
16-) Sümme innehüm lesalulcahıym;
Sonra, muhakkak ki onlar cahıym’e maruz kalacaklardır (ateşe gireceklerdir).
ثُمَّ يُقَالُ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ
17-) Sümme yukalu hazelleziy küntüm Bihi tükezzibun;
Sonra: “İşte bu, (B sırrınca) kendisini yalanlamakta olduğunuz şeydir” denilir.
كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ
18-) Kella inne Kitabel'ebrari lefiy 'ılliyyiyn;
Hayır (iş sandıkları gibi değil) !... Muhakkak ki Ebrar’ın kitab’ı, elbette İlliyyiyn (Sicciyn’in mukabili; en yüksek mekan?; Arş’ın altında yedinci Sema’da)’dedir.
وَمَا أَدْرَاكَ مَا عِلِّيُّونَ
19-) Ve ma edrake ma 'ılliyyun;
İlliyyiyn (in ne olduğunu) sana bildiren nedir (bilirmisin İlliyyiyn’i) ?.
كِتَابٌ مَّرْقُومٌ
20-) Kitabun merkum;
(O) merkum (nakşedilmiş) bir kitab’tır.
يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ
21-) YeşheduhulMukarrebun;
Ona mukarrebun (yaklaştırılmış olanlar; yakin sahipleri) şahid olur.
إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
22-) İnnel’Ebrare. Lefiy na'ıym;
Muhakkak ki Ebrar, elbette Naiym (ni’met cenneti) içindedir.
عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ
23-) 'Alel'eraiki yenzurun;
Koltuklar üzerinde nazar ediyor oldukları halde.
تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ
24-) Ta'rifu fiy vucuhihim nadretenna'ıym;
Yüzlerinde, o ni’metlerin güzelliğini/parıldısını tanırsın.
يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ
25-) Yüskavne min rahıykın mahtum;
Mühürlenmiş (korunmuş) halis bir şarabtan suvarılırlar/içirilirler.
خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ
26-) Hıtamuhu misk* ve fiy zâlike felyetenafesilmütenasifun;
Onun (o halis şarabın) hitamı (sonu, mühürlemesi, mührü) misk’tir... Yarışanlar işte onda yarışsınlar!.
وَمِزَاجُهُ مِن تَسْنِيمٍ
27-) Ve mizacuhu min tesniym;
Ve onun mizacı (karışımı, katkısı) Tesniym’dendir.
عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ
28-) Aynen yeşrebu BihelMukarrebun;
Mukarrebun’un (Yakin ehlinin B sırrınca) kendisini içtiği bir kaynaktır (Tesniym).
إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُواْ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ
29-) İnnelleziyne ecremu kânu minelleziyne amenu yadhakûn;
Muhakkak ki o icram edenler (cürüm-şirk işleyenler), iman edenlere gülerlerdi.
وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ
30-) Ve iza merru Bihim yeteğamezun;
Onlara (iman edenlere) uğradıklarında, birbirlerine göz kırparlardı (küçümser, alay ederlerdi).
وَإِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمُ انقَلَبُواْ فَكِهِينَ
31-) Ve izenkalebu ila ehlihimunkalebu fekihiyn;
Kendi ehillerine (ailelerine, yandaşlarına) döndüklerinde, fakih’ler (keyiflenerek, hoşnud) olarak dönerlerdi.
وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلَاء لَضَالُّونَ
32-) Ve iza raevhüm kalu inne haülai ledallun;
Onları (iman edenleri) gördüklerinde: “Muhakkak ki bunlar, elbette sapkınlardır” derlerdi.
وَمَا أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِينَ
33-) Ve ma ursilu 'aleyhim hafizıyn;
Halbuki onlar (iman edenler) üzerine hafiziyn (hafaza melekleri, bekçiler) olarak irsal olunmadılar (ki?).
فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُواْ مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ
34-) Felyevmelleziyne amenu minelküffari yadhakûn;
Bugün (kıyamet günü) de iman edenler, o küffar’a (gerçeği reddeden o perdelilere) gülüyorlar.
عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ
35-) 'Alel'eraiki yenzurun;
Koltuklar üzerinde nazar ediyor oldukları halde.
هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
36-) Hel süvvibelküffaru ma kânu yef'alun;
Bilfiil yaptıkları şeylerle o küffar tesvib edildi mi (fiillerinin sevabı, karşılığı, cezası verildi mi) ? (elbette yaptıkları ile cezalandılar!).

84.   İNŞİKAK SÛRESİ        الانشقا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
إِذَا السَّمَاء انشَقَّتْ
1-) İzesSemaunşakkat;
Sema inşikak ettiğinde (yarıldığında),
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ
2-) Ve ezinet liRabbiha ve hukkat;
Ve (kendi) Rabbini dinleyip boyun eğdiğinde- ki ona hak ve layık olan da budur-,
وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ
3-) Ve izel'Ardu müddet;
Arz uzatılıp yayıldığında,
وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ
4-) Ve elkat ma fiyha ve tehallet;
İçinde olan şeyleri attığında ve boşaldığında,
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ
5-) Ve ezinet liRabbiha ve hukkat;
Ve (Arz) kendisine hak ve vacib olduğu üzere Rabbini dinleyip boyun eğdiğinde!.
يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاقِيهِ
6-) Ya eyyühel'İnsanu inneke kadihun ila Rabbike kedhan femülakıyh;
Ey insan!... Muhakkak ki sen, Rabbine (doğru) çalışıp çabaladıkça çabalamaktasın/çabalayacaksın!... Nihayet O’na mulakı olacaksın (kavuşacaksın) !.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ
7-) Feemma men utiye Kitabehu Biyemiynih;
Amma kimin kitabı (B sırrınca) sağ tarafından verilir ise,
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَاباً يَسِيراً
8-) Fesevfe yuhasebu hısaben yesiyra;
(O), kolay bir hesab ile hesaba çekilecek,
وَيَنقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُوراً
9-) Ve yenkalibu ila ehlihi mesrura;
Ve mesrur olarak kendi ehline dönecektir.
وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاء ظَهْرِهِ
10-) Ve emma men utiye Kitabehu verae zahrih;
Kitabı arka tarafından verilen kimseye gelince,
فَسَوْفَ يَدْعُو ثُبُوراً
11-) Fesevfe yed'u sübura;
“Sübura= yetiş ey ölüm!” diye çağıracak,
وَيَصْلَى سَعِيراً
12-) Ve yasla se'ıyra;
Ve Saıyr (alevli ateş)’e maruz kalacaktır.
إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْلِهِ مَسْرُوراً
13-) İnnehu kâne fiy ehlihi mesrura;
Muhakkak ki o, kendi ehli içinde mesrur idi.
إِنَّهُ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ
14-) İnnehu zanne en len yehure;
Muhakkak ki o, asla (Rabbine) dönmeyeceğini zannetti (öyle yaşadı).
بَلَى إِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيراً
15-) Bela* inne Rabbehu kâne Bihi Basıyra;
Hayır!... Muhakkak ki onun Rabbi, onu (B sırrınca) Basıyr idi (tüm yaşamının karşılığını görecek).
فَلَا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ
16-) Fela uksimu Bişşefak;
Şafak’a (Güneş battıktan sonra ufukta meydana gelen kızıllığa B sırrınca) kasem ederim,
وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ
17-) Velleyli ve ma veseka;
Gece’ye ve toplayıp taşıdığı şeye,
وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَ
18-) VelKameri izetteseka;
Tamamlandığında Ay’a ki,
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقاً عَن طَبَقٍ
19-) Leterkebünne tabekan 'an tabak;
Mutlaka siz tabaka’dan tabakaya (mertebeden mertebeye) bineceksiniz (geçip bürüneceksiniz).
فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
20-) Femalehüm la yu'minun;
Böyleyken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar (bunlar gerçek) ?.
وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ
21-) Ve iza kurie 'aleyhimülKur'ânu la yescüdun;
Onlara Kur’an okunduğunda secde etmiyorlar (arınmıyorlar) ?.
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُكَذِّبُونَ
22-) Belilleziyne keferu yükezzibun;
Aksine o kafir olanlar (gerçeği reddeden kilitliler), yalanlıyorlar!.
وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ
23-) VAllahu a'lemu Bima yu' (ğ) un;
Halbuki Allah (içlerinde) ne toplayıp yığdıklarını (düşünce ve itikatlarını) (B sırrınca) daha iyi bilir.
فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
24-) Febeşşirhüm Bi'azâbin eliym;
Artık onları elim (Bi-) azab ile müjdele!.
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
25-) İllelleziyne amenu ve 'amilussalihati lehüm ecrun gayru memnun;
Ancak (hakikatına) iman edip (buna uymayan itikatlardan arınıp), salih amel işleyenler müstesnadır... Onlar için kesintisiz bir ecir vardır.

85.  BURÛC SÛRESİ        البروج
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَالسَّمَاء ذَاتِ الْبُرُوجِ
1-) VesSemai zatilburuci;
Andolsun o burçlar (galaktik özellikler) sahibi Sema’ya,
وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ
2-) Velyevmilmev'udi;
Va’dolunmuş o Gün’e (kıyamet?),
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ
3-) Ve şahidin ve meşhud;
Şahid’e ve meşhud (şahid olunan)’a ki,
قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ
4-) Kutile ashabül'uhdud;
Öldürüldü o ashab-ı uhdud (uzun çukur-hendek halkı?),
النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ
5-) En nari zatİlvekud;
O yakıtlı Nar (ın ashabı).
إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ
6-) İz hüm 'aleyha ku'ud;
Hani onlar onun (o ateş çukurunun?) üzerinde oturanlardı.
وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ
7-) Ve hüm 'alâ ma yef'alune Bilmu’miniyne şuhud;
Ve onlar (Bi-) mü’minlere yaptıkları şeylere şahidlerdi.
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَن يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
8-) Ve ma nekamu minhüm illâ en yu'minu Billahil'AziyzilHamiyd;
(Başka bir sebeple değil) onlardan (mü’minlerden) ancak Aziyz ve Hamiyd olan Allah’a (B sırrıyla) iman ettikleri için intikam aldılar (mukabil fiilleri böyle oldu).
الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
9-) Elleziy leHU MülküsSemavati vel'Ard* vAllahu 'alâ külli şey'in Şehiyd;
O (Allah) ki, Semavat ve Arz’ın mülkü O’nundur... Allah herşeye Şehiyd (Şahid)’dir.
إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ
10-) İnnelleziyne fetenülmu’miniyne velmu'minati sümme lem yetubu felehüm 'azâbu cehenneme ve lehüm 'azâbulharıyk;
Muhakkak ki, erkek mü’minlere ve kadın mü’minlere fitne edip (engelleyici-imtihan olup) sonra da tevbe de etmeyenler (ashab-ı uhdud?) varya, onlar için cehennem’in azabı vardır ve onlar için yangın’ın azabı vardır.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ
11-) İnnelleziyne amenu ve 'amilussalihati lehüm cennatün tecriy min tahtihel'enhar* zâlikelfevzülkebiyr;
Muhakkak ki iman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için altlarından nehirler akan cennetler vardır... İşte bu büyük kurtuluştur.
إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
12-) İnne batşe Rabbike leşediyd;
Muhakkak ki Rabbi’nin batşı (yakalayışı) çok şiddetlidir.
إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ
13-) İnneHU HUve yübdiu ve yu'ıyd;
Muhakkak ki O’dur, ibda’ (izhar) eden ve iade (tekrar izhar) eden.
وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ
14-) Ve HuvelĞafurulVedud;
O, Ğafur’dur, Vedud’dur.
ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ
15-) Zül'ArşilMeciyd;
Arş sahibi’dir, Meciyd (şanı, azameti yüce)’dir.
فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ
16-) Fa' (ğğ) 'alün lima yüriyd;
İrade ettiği şey için faaldır (dilediğini yapandır).
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْجُنُودِ
17-) Hel etake hadiysülcünud;
O orduların haberi sana geldi mi (gerçekten gelmiştir) ?.
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ
18-) Fir'avne ve Semud;
Fravun ve Semud (u helak eden ordular?).
بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيبٍ
19-) Belilleziyne keferu fiy tekziyb;
Hayır!... Kafir olanlar bir yalanlama içindedirler.
وَاللَّهُ مِن وَرَائِهِم مُّحِيطٌ
20-) VAllahu min veraihim muhıyt;
Allah, onların verasından (arka-aşkın taraflarından) Muhıyt’tir.
بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ
21-) Bel huve Kur'ânun Meciyd;
Bilakis O, bir Kur’an-ı Meciyd’dir.
فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ
22-) Fiy Levhın Mahfuz;
Bir Levh-i Mahfuz’dadır.

86.   TÂRIK SÛRESİ     الطارق
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَالسَّمَاء وَالطَّارِقِ
1-) VesSemai vetTarık;
Andolsun Sema’ya ve (gece karanlığını delip geçerek ışığı ile yol gösteren, daima parlayan) Tarık’a (Hz.Ali r.a.: O, yedinci Semada’ki yıldızdır!?),
وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ
2-) Ve ma edrake metTarık;
Tarık’ı sana bildiren nedir (bilirmisin Tarık’ı) ?.
النَّجْمُ الثَّاقِبُ
3-) En Necm’üs sakıb;
(Gece karanlığını) delip geçen/parlayan yıldızdır (o).
إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ
4-) İn küllü nefsin lemma 'aleyha hafız;
Hiçbir nefs yoktur ki, onun üzerinde bir hafız (koruyucu, gözetleyici) bulunmasın.
فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ مِمَّ خُلِقَ
5-) Felyenzuril'İnsanu mimme hulika;
İnsan neden (hangi şeyden) yaratıldığına bir baksın!.
خُلِقَ مِن مَّاء دَافِقٍ
6-) Hulika min main dafikın;
Def’aten dökülen/ileri derecedeki gücü ile atılan bir sudan (meni) yaratıldı.
يَخْرُجُ مِن بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ
7-) Yahrucü min beynissulbi vetteraib;
(O,) Sulb (sırt omurgası, bel; erkekten olan genetik, sülb) ve Teraib (göğüs-kaburga kemikleri)’nin arasından çıkar.
إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرٌ
8-) İnneHU 'alâ rac'ıhı leKadir;
Muhakkak ki O (bütün bunları yapan), onu (aslına) döndürmeye elbette Kaadir’dir.
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ
9-) Yevme tübles serair;
O Gün, serire’ler (gizliler) açığa çıkartılıp bilinir.
فَمَا لَهُ مِن قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ
10-) Fema lehu min kuvvetin ve la nasır;
Artık onun için ne bir kuvvet vardır ve ne de bir yardım edici.
وَالسَّمَاء ذَاتِ الرَّجْعِ
11-) VesSemai zatirrec' (ğ) i;
Andolsun rac’ (dönüş) sahibi (melekli) Sema’ya,
وَالْأَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ
12-) Vel'Ardı zatissad' (ğ) i;
Sad’ (yarılma) sahibi Arz’a ki,
إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ
13-) İnnehu lekavlün fasl;
Muhakkak ki O (Kur’an), elbette kavl-i fasl’dır (Hak ile batılı ayırıcı bir söz);
وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ
14-) Ve ma huve Bilhezl;
O, bir (Bi-) hezl (şaka, ciddi olmayan şey, batıl) değildir.
إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْداً
15-) İnnehüm yekiydune keyda;
Muhakkak ki onlar bir tuzak kuruyorlar.
وَأَكِيدُ كَيْداً
16-) Ve ekiydü keyda;
Ben de (böylece) bir tuzak kuruyorum (onlara).
فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْداً
17-) Femehhililkafiriyne emhilhüm ruveyda;
Bu yüzden o kafirlere mühlet ver, onlara az bir mühlet tanı.

87.   A'LÂ SÛRESİ    الاعل
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى
1-) Sebbihisme Rabbikel'A'la;
Rabbinin en a’la ismi’ni (Allah’ı?) tesbih et (secde et?) !.
الَّذِي خَلَقَ فَسَوَّى
2-) Elleziy haleka fesevva;
O (Allah) ki, yarattı da tesviye etti (düzenledi, eşitledi, dengeledi).
وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى
3-) Velleziy kaddere feheda;
Ve O (Allah) ki, takdir etti (ölçüledi) de hidayet etti (kemalatını izhar için klavuzladı).
وَالَّذِي أَخْرَجَ الْمَرْعَى
4-) Velleziy ahrecelmer'a;
Ve O (Allah) ki, mer’a’yı (hayvanların otlağını?) çıkardı.
فَجَعَلَهُ غُثَاء أَحْوَى
5-) Fece'alehu ğusaen ahva;
(Sonra) da onu simsiyah çer-çöp kıldı.
سَنُقْرِؤُكَ فَلَا تَنسَى
6-) Senukriüke fela tensa;
Sana OKUtacağız da (Onu) unutmayacaksın.
إِلَّا مَا شَاء اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَى
7-) İlla maşaAllah* inneHu ya'lemulcehre ve ma yahfa;
MaşaAllah (Allah’ın dilediği) müstesna... Muhakkak ki O, cehri (açığa çıkanı) de bilir, gizleneni de.
وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى
8-) Ve nüyessirüke lilyüsra;
Biz sana Yüsra’yı (en kolayı, en kolay yolu) müyesser edeceğiz.
فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ الذِّكْرَى
9-) Fezekkir in nefe'atizzikra;
Eğer zikra (hatırlatma, öğüt) fayda verirse, tezkir et (hatırlat, öğüt ver).
سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَى
10-) Seyezzekkerü men yahşa;
Haşyet duyan (ilmin tesir ettiği) tezekkür edecektir.
وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى
11-) Ve yetecennebühel'eşka;
En şakıy ise ondan kaçacaktır/uzaklaşacaktır.
الَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَى
12-) Elleziy yaslennarelkübra;
O (en şakı) ki, en büyük nar’a (Allah’dan ebedi tard edilmişliğe) maruz kalır.
ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى
13-) Sümme la yemutü fiyha ve la yahya;
Sonra orada ne ölür (kurtulur), ne de dirilir (sürekli azab, ölme-dirilme yaşarlar).
قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى
14-) Kad efleha men tezekkâ;
Arınıp tezkiye olan, gerçekten kurtulmuştur.
وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى
15-) Ve zekeresme Rabbihi fesalla;
Ve Rabbinin ismini zikredip de bilfiil salat (müşahade) eden (kurtulmuştur).
بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
16-) Bel tü'sirunelhayateddünya;
Fakat siz (Rabbinizin zikrinden ve salatından perdeleyen) dünya hayatını (en aşağı hayat mertebesini) tercih ediyorsunuz.
وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى
17-) Vel'ahıretü hayrun ve ebka;
Halbuki Ahiret (kudret-bilinç boyutu) daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
إِنَّ هَذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُولَى
18-) İnne hazâ lefissuhufil'ula;
Muhakkak ki bu (bildirilen realite, ilim), ilk sayfalarda (var) dır,
صُحُفِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى
19-) Suhufi İbrahiyme ve Musa;
İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında!.

88.   ĞÂŞİYE SÛRESİ     الغاشية
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ
1-) Hel etake hadiysülğaşiyeh;
Sana Ğaşiye (herşeyi kaplayıp örten, bütün insanları örtüp bürüyen o büyük bela-tecelli)’nin (kıyamet’in) haberi geldi mi (gerçekten gelmiştir) ?.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌ
2-) Vucuhun yevmeizin haşi'ah;
O gün yüzler (vardır ki) haşie (zilletten alçalır, öne düşer)’dir,
عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ
3-) 'Amiletün nasıbetün;
(Örf-adet olarak, şeklen) amel eden, (cehennem’de) yorulan.
تَصْلَى نَاراً حَامِيَةً
4-) Tasla naren hamiyeten;
Kızgın bir Nar’a maruz kalır (o yüzler).
تُسْقَى مِنْ عَيْنٍ آنِيَةٍ
5-) Tüska min 'aynin aniyeh;
Aniye (ateş derecesine yaklaşmış; erteleyip engelleyici?) bir kaynaktan (şartlanmalar ve ona göre olan değer yargıları, duygulardan) suvarılır/içirilir (ler).
لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ

6-) Leyse lehüm ta'amün illâ min dariy'ın;

Onlar için Dari’ (zehirli-yırtıcı bir diken?) den başka taam yoktur.
لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِي مِن جُوعٍ
7-) La yüsminu ve la yuğniy min cu'ın;
(O taam) ne semirtir (besler, şükürlenir), ne de açlıktan kurtarır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ
8-) Vucuhun yevmeizin na'ımetün;
Ve o gün nice yüzler de (vardır ki) naime’dir (nimetin eseri görülür).
لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ
9-) Lisa'yiha radıyetün;
Sa’yi (çalışıp çabalaması) için razıdır (karşılığını almış, hoşnuttur).
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
10-) Fiy cennetin 'aliyeh;
A’li bir cennet’tedir (derece-i rafia’dadır?).
لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَاغِيَةً
11-) La tesme'u fiyha lağıyeh;
Orada boş (batıl) söz işitmez.
فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ
12-) Fiyha 'aynün cariyetün;
Orada (daim) akan bir kaynak (ilim, hikmet,..) vardır.
فِيهَا سُرُرٌ مَّرْفُوعَةٌ
13-) Fiyha sürurun merfu'atün;
Orada yükseltilmiş tahtlar vardır.
وَأَكْوَابٌ مَّوْضُوعَةٌ
14-) Ve ekvabün mevdu'atün;
(Yerlerine) konulmuş testiler,
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ
15-) Ve nemariku masfufetün;
(Arkalarına) sıra sıra dizilmiş yastıklar,
وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌ
16-) Ve zerabiyyü mebsuseh;
Ve (altlarına) yayılmış yaygılar (vardır).
أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ
17-) Efela yenzurune ilel'İbilli keyfe hulikat;
Bakmıyorlar mı el-İbil’e (develere) nasıl yaratılmış?.
وَإِلَى السَّمَاء كَيْفَ رُفِعَتْ
18-) Ve ilesSemai keyfe rufi'at;
Ve (bakmıyorlar mı) Sema’ya, nasıl ref’olunmuş (yükseltilmiş),
وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ
19-) Ve ilelcibali keyfe nusıbet;
Ve (bakmıyorlar mı) dağlara, nasıl dikilmiş,
وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ
20-) Ve ilel'Ardı keyfe sutihat;
Ve (bakmıyorlar mı) Arz’a, nasıl yayılmış?.
فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرٌ
21-) Fezekkir innema ente müzekkir;
Tezkir et (hatırlat, öğütle);çünkü sen ancak bir hatırlatıcısın!.
لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ
22-) Leste'aleyhim Bimusaytır;
Onlar üzerine musallat-egemen olan (Bi-) zorba değilsin.
إِلَّا مَن تَوَلَّى وَكَفَرَ
23-) İlla men tevella ve kefere;
Ancak kim yüz çevirir ve küfr (gerçeği red, nankörlük) ederse,
فَيُعَذِّبُهُ اللَّهُ الْعَذَابَ الْأَكْبَرَ
24-) Feyu'azzibühullahul'azâbel'ekber;
Allah onu, en büyük azab ile azablandırır.
إِنَّ إِلَيْنَا إِيَابَهُمْ
25-) İnne ileyNA iyabehüm;
Muhakkak ki bizedir onların dönüşleri.
ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ
26-) Sümme inne 'aleyNA hısabehüm;
Sonra muhakkak ki bizim üzerimizedir onların hesabları!.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal