Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



31. LUKMAN SÛRESİ   لقمان

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM


وَمَن كَفَرَ فَلَا يَحْزُنكَ كُفْرُهُ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
23-) Ve men kefere fela yahzünke küfruh* ileyNA merciuhüm fenünebbiühüm Bima amilu* innAllahe Aliymün Bizatissudur;

Kim de küfr (inkar) ederse, onun küfrü seni mahzun etmesin... Onların merci’leri (dönüşleri) bizedir, yaptıkları şeyleri (B sırrınca) kendilerine haber vereceğiz... Muhakkak ki Allah sadırların zatı (sahibi) olarak (içinizdekileri B sırrınca) Aliym’dir.

نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلاً ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَى عَذَابٍ غَلِيظ
24-) Nümettiuhüm kaliylen sümme nadtarruhüm ila azâbin ğaliyz;
Onları az faydalandırırız... Sonra onları ğaliyz (sert-katı-şiddetli) bir azaba muzdar (mecbur) ederiz.

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
25-) Ve lein seeltehüm men halekas Semavati vel Arda leyekulünnAllah* kulilHamdü Lillah* bel ekseruhüm la ya'lemun;
Yemin olsun ki eğer onlara: “Semavat’ı ve Arz’ı kim yarattı?” diye sorsan, elbette: “Allah” diyecekler... De ki: “El-Hamdu Lillah= Hamd, (tüm Esma ve sıfatın sahibi) Allah’a aittir!”... Hayır, onların ekseriyeti bilmezler.

لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
26-) Lillahi ma fiys Semavati vel Ard* innAllahe HUvel Ğaniyyül Hamiyd;
Semavat’ta ve Arz’da ne varsa Allah’ındır (O’nun Esması’nın bir zuhurudur; dilediği manaları açığa çıkarsın diye yoktan yaratmıştır)... Muhakkak ki O, Ğaniy’dir, Hamiyd’dir.

وَلَوْ أَنَّمَا فِي الْأَرْضِ مِن شَجَرَةٍ أَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِن بَعْدِهِ سَبْعَةُ أَبْحُرٍ مَّا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
27-) Velev enne ma fiyl Ardı min şeceretin aklamün vel bahru yemüddühu min ba'dihi seb'atü ebhurin ma nefidet kelimatullah* innAllahe Aziyzün Hakiym;
Eğer Arz’da ağaç olarak bulunan şeyler kalem olsa ve deniz de (mürekkeb olsa), ondan sonra yedi deniz de ona imdad etse (o denize yardım etse), Allah’ın kelimeleri tükenmez... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

مَّا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ إِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
28-) Ma halkuküm ve la ba'süküm illâ kenefsin vahıdetin, innAllahe Semiy’un Basıyr;
Sizin yaratılmanız da ba’solunmanız da ancak bir tek nefs’inki gibidir... Muhakkak ki Allah, Semi’dir, Basıyr’dir.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى وَأَنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
29-) Elem tera ennAllahe yulicülleyle fiynnehari ve yulicünnehare fiylleyli ve sahhareş Şemse vel Kamere küllün yecriy ila ecelin müssemmen ve ennAllahe Bima ta'melune Habiyr;
Görmedin mi ki Allah, geceyi gündüzün içine sokuyor, gündüzü de gecenin içine sokuyor?...Güneş’i ve Ay’ı tashir etmiştir (boyun eğdirmiştir) ?... Herbiri müsemma bir ecele akıp gider... Ve Allah amellerinizi (B sırrınca) Habiyr’dir.

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
30-) Zâlike Bi ennAllahe HUvel Hakku ve enne ma yed'une min dunihil batılu, ve ennAllahe HUvel Aliyyül Kebiyr;
Bu böyledir (B gerçeğince), çünkü Allah, O Hakk’dır (ebedi-sabit gerçektir)... Muhakkak ki, O’ndan gayrı çağırdıkları (isimlendirdikleri) şeyler batıldır... Ve muhakkak ki Allah, Aliyy’dir, Kebiyr’dir.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللَّهِ لِيُرِيَكُم مِّنْ آيَاتِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
31-) Elem tera ennel fülke tecriy fiyl bahri Bi nı'metillahi li yüriyeküm min ayatiHİ, inne fiy zâlike leâyâtin li külli sabbarin şekûr;
Ayetlerinden size göstermek için, Allah ni’meti olarak (B sırrınca) gemilerin denizde akıp gittiğini görmedin mi?... Muhakkak ki bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette ayetler vardır.

وَإِذَا غَشِيَهُم مَّوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ
32-) Ve iza ğaşiyehüm mevcün kezzuleli deavullahe muhlisıyne lehüd diyn* felemma neccahüm ilel berri feminhüm muktesıd* ve ma yechadü Bi ayatiNA illâ küllü hattarin kefur;
Onları gölgelikler/kara bulutlar gibi bir dalga kapladığında, diyni (yani: inançlarını, düşüncelerini, bilinçlerini, yaşamlarını) yalnız O’na halis kılanlar olarak Allah’ı çağırırlar/dua ederler... Onları kara’ya (çıkarıp) kurtardığımızda, onlardan bazısı muktesıd’dır (orta yolu tutar, dengeli durur)... (Bi-) ayetlerimizi çok gattar-vefasız ve çok kefur (kafir, nankör) olandan başkası bile bile inkar etmez.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْماً لَّا يَجْزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئاً إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
33-) Ya eyyühenNasütteku Rabbeküm vahşev yevmen la yecziy validün an veledih* ve la mevludün huve cazin an validihi şey'a* inne va'dAllahi hakkun fela teğurrenekümül hayatüd dünya ve la yeğurrenneküm Billahil ğarur;
Ey insanlar!... Rabbinizden ittika edin ve babanın çocuğundan, çocuğun da babasından bir şey ödeyemeyeceği günden haşyet edin... Muhakkak ki Allah’ın va’di hakkdır... Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın... O çok aldatıcı da (Bi-) Allah’la sizi aldatmasın!.

إِنَّ اللَّهَ عِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَّاذَا تَكْسِبُ غَداً وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
34-) İnnAllahe ındeHU ılmüs saati, ve yünezzilül ğays* ve ya'lemu ma fiyl’ erham* ve ma tedriy nefsün ma zâ teksibü ğada* ve ma tedriy nefsün Bi eyyi Ardın temut* innAllahe Aliymun Habiyr;
Muhakkak ki O Saat’ın (kiyametin?) ilmi Allah indindedir... Ğays’ı (yağmuru-rahmeti O) tenzil eder (indirir)... Rahımlerde olanı (O) bilir... Hiçbir nefs yarın ne kazanacağını dirayet etmez (bilmez)... Hiçbir nefs (Bi-) hangi Arz’da öleceğini de dirayet etmez (bilmez)... Muhakkak ki Allah, Aliym’dir, Habiyr’dir.

 




32. SECDE SÛRESİ    السجدة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

تَنزِيلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ الْعَالَمِينَ
2-) Tenziylül Kitabi la raybe fiyhi min Rabbil alemiyn;
Kendisinde şek-şüphe olmayan O Kitab’ın tenziyli, Rabb’ül Alemiyn’dendir.

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْماً مَّا أَتَاهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
3-) Em yekulunefterah* bel huvel hakku min Rabbike litünzira kavmen ma etahüm min neziyrin min kablike leallehüm yehtedun;
Yoksa “O’nu uydurdu” mu diyorlar... Hayır O, Senin Rabbinden (olan) Hakkdır, senden önce kendilerine bir neziyr (uyarıcı) gelmemiş bir kavmi uyarasın diye... Umulur ki doğru yolu (yokluk yolunu; Allah ile Allah’da seyri) bulurlar.


اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ مَا لَكُم مِّن دُونِهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا شَفِيعٍ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
4-) Allahulleziy halekas Semavati vel Arda ve ma beynehüma fiy sitteti eyyamin sümmesteva alel Arş* ma leküm min duniHİ min veliyyin ve la şefiy'* efela tetezekkerun;

O Allah’tır ki, Semavat’ı, Arz’ı ve ikisi arasında olanları altı gün içinde halketti, sonra Arş’a istiva etti (Allah’ın istiva ettiği Arş?)... Sizin O’ndan başka ne bir Veliy’niz ve ne de bir Şefiyi (şefaat edici)’niz vardır... Hala tezekkür etmiyor musunuz?.

يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
5-) Yüdebbirul’emre mines Semai ilel’ Ardı sümme ya'rucü ileyHİ fiy yevmin kâne mikdaruhu elfe senetin mimma teuddun;
 (O,) emri (işi) Sema’dan Arz’a tedbir eder... Sonra (o emr) mikdarı, sizin saydığınızdan (sizin saymanıza göre) bin sene olan bir gün içinde O’na uruc eder.

ذَلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
6-) Zâlike Alimul ğaybi veşşehadetil Aziyzur Rahıym;
İşte (Allah) gayb’ı da şahadet’i de bilen’dir; Aziyz’dir, Rahıym’dir.

الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنسَانِ مِن طِينٍ
7-) Elleziy ahsene külle şey'in halekahu ve bedee halkal İnsani min tıyn;
O ki, yarattığı herşeyi güzel yapmıştır... İnsan’ın halkına tıyn (balçık; su+mineral terkibin)’den başlamıştır.

ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِن سُلَالَةٍ مِّن مَّاء مَّهِينٍ
8-) Sümme ceale neslehu min sülaletin min main mehiyn;
Sonra onun neslini mehiyn (basıt, bayaği, kıt akıllı) bir su’dan (hasıl olan) bir sülale (hülasa, süzme, öz; döl, genetik)’den meydana getirdi.

ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلاً مَّا تَشْكُرُون
9-) Sümme sevvahu ve nefeha fiyhi min ruhıHİ ve ceale lekümüssem'a vel ebsare vel ef’idete, kaliylen ma teşkürun;
Sonra onu tesviye etti (düzenledi, dengeledi) ve onda kendi ruhundan nefhetti... Sizin için sem’ (işitme melekesi, işlevi), ebsar (gözler) ve fuadlar (gönüller) oluşturdu... Ne az şükrediyorsunuz!.

وَقَالُوا أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الْأَرْضِ أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ بَلْ هُم بِلِقَاء رَبِّهِمْ كَافِرُونَ
10-) Ve kalu eiza dalelna fiyl Ardı einna lefiy halkın cediyd* bel hüm Bi Lıkai Rabbihim kafirun;
Dediler ki: “Arz’da kaybolduğumuz vakit mi, biz mi halk-ı cediyd’de (yeni bir yaratılışta) olacağız?”... Hayır, onlar (B sırrınca) Rablerinin Lıkası’na (kavuşmaya; Rablerinin varlıklarında açığa çıkışını yaşamaya) kafirlerdir.

قُلْ يَتَوَفَّاكُم مَّلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
11-) Kul yeteveffaküm melekül mevtilleziy vükkile Biküm sümme ila Rabbiküm turceun;
De ki: “Size (B sırrınca) müvekkel (vekiyl kılınmış) Melek’ül Mevt (ölüm meleği) sizi vefat ettirir... Sonra Rabbinize rücu’ ettirilirsiniz”.

وَلَوْ تَرَى إِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُو رُؤُوسِهِمْ عِندَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً إِنَّا مُوقِنُونَ
12-) Velev tera izil mücrimune nakisu ruusihim ınde Rabbihim* Rabbena ebsarna ve semi'na fercı'na na'mel salihan inna mukınun;
Mücrimler (cürüm-cirim sahipleri), Rablerinin indinde başlarını eğmişler: “Rabbimiz!... İbsar ettik (gördük, doğruyu bulduk) ve işittik... Rücu’ ettir bizi, salih amel yapalım... Doğrusu biz ikan ettik” (der) iken (onları) bir görsen.

وَلَوْ شِئْنَا لَآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا وَلَكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
13-) Velev şi'na leateyna külle nefsin hüdaha ve lâkin hakkal kavlü minniy leemleenne cehenneme minel cinneti venNasi ecmaıyn;
Eğer dileseydik, her nefs’e kendi hidayetini elbette verirdik... Fakat Ben’den: “Cehennem’i toptan cinnlerden ve insanlardan elbette dolduracağım” kavli (ilahi sözü) hakk olmuştur (gerçekleşmiştir).

فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا إِنَّا نَسِينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
14-) Fezuku Bi ma nesiytüm Lıkae yevmiküm hazâ* inna nesiynaküm ve zuku azâbel huldi Bi ma küntüm ta'melun;
Bu gününüzün lıka’sını (kavuşmayı; bu tecelliyi) unuttuğunuzdan dolayı tadın (B gerçeğince)... Doğrusu biz de sizi unuttuk... yaptıklarınızdan ötürü (B gerçeğince) ebedilik (sonsuz) azabını tadın.

إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّداً وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
15-) İnnema yu'minu Bi ayatiNElleziyne iza zükkiru Biha harru sücceden ve sebbehu Bi Hamdi Rabbihim ve hüm la yestekbirun;
(15. Ayet secde ayetidir.) Bizim ayetlerimize (B manasınca) yalnız şu kimseler iman ederler ki, onlarla (o ayetler ile/B sırrınca o ayetler olarak kendilerine) hatırlatma yapıldığında, (bu özelliklere mazhar olup) secde ederek (fani olup) düştüler ve hiç kibirlenmeyerek (benliksiz, B sırrıyla) Rablerinin Hamdi ile tesbih ettiler (Rabbani özellikleri izhar ettiler).

تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفاً وَطَمَعاً وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
16-) Tetecafa cünubühüm anilmedaciı yed'une Rabbehüm havfen ve tamea* ve mimma razaknahüm yünfikun;
Yanları medca’larından (uyku uyumak üzere yatılacak yerlerden, yataklarından) uzaklaşır... Korkarak ve tama’ ederek (umarak) Rablerine dua ederler/çağırırlar... Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler.

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّا أُخْفِيَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
17-) Fela ta'lemü nefsün ma uhfiye lehüm min kurreti a'yün* cezaen Bi ma kânu ya'melun;
Hiçbir nefs, yaptıklarına (B sırrınca) bir ceza (karşılık) olarak, göz aydınlığı (sürur) dan onlar için gizlenmiş olanı bilemez.


أَفَمَن كَانَ مُؤْمِناً كَمَن كَانَ فَاسِقاً لَّا يَسْتَوُونَ
18-) Efemen kâne mu'minen kemen kâne fasika* la yestevun;

Mü’min olan, fasık olan gibi midir?... Eşit olmazlar!.

أَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوَى نُزُلاً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُون
19-) Emmelleziyne amenu ve amilussalihati felehüm cennatül me'va* nüzülen Bi ma kânu ya'melun;
İman edip salih amel yapanlara gelince, onlar için yaptıkları çalışmalara mukabil (B sırrınca) bir nüzül (iniş, ikram) olarak Me’va (barınak) Cennetleri vardır.

وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا فَمَأْوَاهُمُ النَّارُ كُلَّمَا أَرَادُوا أَن يَخْرُجُوا مِنْهَا أُعِيدُوا فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ
20-) Ve emmelleziyne feseku feme'vahümünnar* küllema eradü en yahrucu minha uıydu fiyha ve kıyle lehüm zuku azâben narilleziy küntüm Bihi tükezzibun;
Fasık olanlara gelince, onların me’vası (barınağı) Nar’dır... Oradan her çıkmak irade ettiklerinde, oraya iade olunurlar ve kendilerine: “(B gerçeğince) yalanladığınız o Nar’ın azabını tadın” denilir.

وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
21-) Ve lenüziykannehüm minel azâbil’ edna dunel azâbil ekberi leallehüm yerciun;
Belki rücu’ ederler diye onlara, en büyük azab’tan önce edna (en yakın, en aşağı) azab’dan (deccalin cehennemi?) mutlaka tattıracağız.

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا إِنَّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ مُنتَقِمُونَ
22-) Ve men azlemü mimmen zükkire Bi ayati Rabbihi sümme a'rada anha* inna minel mücrimiyne müntekımun;
Rabbinin ayetleri ile (B sırrınca) tezkir edildikten (öğütlenip, hatırlatıldıktan) sonra, onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir?... Muhakkak ki biz mücrimlerden intikam alıcılarız.

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُن فِي مِرْيَةٍ مِّن لِّقَائِهِ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِّبَنِي إِسْرَائِيلَ
23-) Ve lekad ateyna Musel Kitabe fela tekün fiy miryetin min Lıkaihi ve cealnahu hüden li beniy israiyl;
Andolsun ki Musa’ya Kitab’ı verdik... O’nun Lıka’sından (Onunla karşılaşmaktan; mi’rac’dan) mirye (şek-şüphe) içinde olma... Onu (Musa’yı) İsrailOğulları için bir huda (rehber, hidayet) kıldık.

وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا وَكَانُوا بِآيَاتِنَا يُوقِنُونَ
24-) Ve cealna minhüm eimmeten yehdune Bi emriNA lemma saberu* ve kânu Bi ayatiNA yukınun;
Onlardan, sabrettiklerinde, (Bi-) emrimizle hidayet eden imamlar kıldık... Onlar ayetlerimize (B sırrınca) ikan ediyorlardı.

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
25-) İnne Rabbeke HUve yefsılu beynehüm yevmel kıyameti fiyma kânu fiyhi yahtelifun;
Muhakkak ki Senin Rabbin, O, hakkında ihtilaf ediyor oldukları şeylerde kıyamet günü, onların arasını fasl edecek (aralarında hüküm verecek) tir.

أَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ أَفَلَا يَسْمَعُونَ
26-) Evelem yehdi lehüm kem ehlekna min kablihim minel kuruni yemşune fiy mesakinihim* inne fiy zâlike leayat* efela yesmeun;
Meskenlerinde yürüdükleri halde kendilerinden önceki nesillerden nicelerini helak etmiş olmamız onlara hidayet etmedi (gerçeği göstermedi) mi?... Muhakkak ki bunda ayetler vardır... Hala işitmiyorlar mı?.

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا نَسُوقُ الْمَاء إِلَى الْأَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِ زَرْعاً تَأْكُلُ مِنْهُ أَنْعَامُهُمْ وَأَنفُسُهُمْ أَفَلَا يُبْصِرُونَ
27-) Evelem yerav enna nesukul mae ilel Ardıl cüruzi fenuhricü Bihi zer'an te'külü minhü en'amuhüm ve enfüsühüm* efela yubsırun;
Görmediler mi ki biz su’yu çorak-kupkuru Arz’a sevkederiz de onunla (B sırrınca), kendisinden onların hayvanlarının ve kendi nefslerinin yediği zer’ (ekin) i çıkarıyoruz?... Hala görmüyorlar mı?.

وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْفَتْحُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
28-) Ve yekulune meta hazelFethu in küntüm sadikıyn;
Derler ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz: Şu El-Feth (mutlak feth) ne zaman?”.

قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنفَعُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِيمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
29-) Kul yevmel fethı la yenfeulleziyne keferu iymanuhüm ve la hüm yünzarun;
De ki: “O FETH Günü, kafir olanlara (gerçeği reddeden kilitlenmişlere) imanları bir fayda sağlamaz ve onlara bakılmaz/mühlet verilmez”.

فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانتَظِرْ إِنَّهُم مُّنتَظِرُونَ
30-) Fea'rıd anhüm ventazır innehüm müntezırun;
Artık onlardan yüz çevir ve intizar et (gözetle, bekle)... Muhakkak ki onlar da intizar ediyorlar (bekliyorlar).
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal