Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



75. KIYÂMET SÛRESİ   القيامة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ
1-) La uksimu Biyevmilkıyameti;
Kıyamet (ölüm) Günü’ne (B sırrınca) kasem ederim,

وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ
2-) Ve la uksimu BinNefsilLevvameh;
Ve (Bi-) Nefs-i Levvame’ye (sonsuz-sınırsızlığa, evrenselliğe, hakikata yönelmek ve kendini tanımak için ilk başlangıç bilinç hali; kendini levmeden-sorgulayan nefs’e) kasem ederim!.

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَلَّن نَجْمَعَ عِظَامَهُ
3-) Eyahsebul'İnsanu ellen necme'a 'ızameh;
İnsan, onun kemiklerini asla cem’ etmeyeceğimizi (ölümün akabinden ba’setmeyeceğimizi) mi sanıyor?.

بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُ
4-) Bela Kadiriyne 'alâ en nusevviye benaneh;
Evet (cem’ edeceğiz) !.. Onun parmak uçlarını bile tesviye etmeye (cem’edip düzenlemeye, onu tam hale getirmeye; terkibiyetini dengelemeye, eşitlemeye) kadirleriz.

بَلْ يُرِيدُ الْإِنسَانُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُ
5-) Bel yüriydul'İnsanu liyefcure emameh;
Hayır!.. İnsan, önündekini yalanlarcasına (kıyamet yokmuş gibi) fücur (azgınlık, günah) işlemek için diliyor (kıyameti-ölümü ciddiye alan bir yaşam üzere değil).

يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ
6-) Yes'elu eyyane yevmulkıyameti;
 “Kıyamet Günü ne zamanmış?” diye sorar.

فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ
7-) Feiza berikalbesar;
Basar (görme azası, basiret) şimşek çaktığında (hayretten kamaştığında),

وَخَسَفَ الْقَمَرُ
8-) Ve hasefelKamer;
Ay (ın nuru) tutulduğunda,

وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ
9-) Ve cumi'aşŞemsu velKamer;
Güneş ve Ay cem’ (bir) olunduğunda!.

يَقُولُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ
25-) Yekulul'İnsanu yevmeizin eynelmeferr;
O gün insan: “Kaçılacak yer nerede?” der.

كَلَّا لَا وَزَرَ
11-) Kella la vezere;
Hayır, (dışarda, ötede) bir sığınak yoktur!.

إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ
12-) İla Rabbike yevmeizinil müstekarr;
O gün (her birimin kendi) istikrar yeri (varıp kalacağı yeri, sığınağı, mercii) Rabinedir!.

يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ
13-) Yunebbeul'İnsanu yevmeizin Bima kaddeme ve ahhar;
O gün insan’a, takdim ettiği (önceden gönderdiği, yaptığı) ve te’hir ettiği (sonraya bıraktığı, yapmadığı) şeyler (B sırrınca) haber verilir.

بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ
14-) belil'İnsanu 'alâ nefsihi basıyretun;
Bilakis (gerçek şu) insan, kendi nefsi üzerine bir basiyret (tam delil, şahit)’tir!.

وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ
15-) Ve lev elka me'aziyreh;
Mazeretlerini ilka etse (ortaya koysa) bile.

لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ
16-) La tuharrik Bihi lisaneke lita'cele Bih;
Onu (vahyi, OKUnanı) acele (elde etmek, çabuklaştırmak) için Onunla (B sırrınca) dilini (bilincini, nefsini yoğunlaştırıp) hareket ettirme (vahyi kapatırsın).

إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ
17-) İnne'aleyna cem'ahu ve Kur'âneh;
Muhakkak ki Onu cem’etmek ve Onun Kur’anı (OKUması) bizim üzerimizedir.

فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ
18-) Feiza kare'nahu fettebı’ Kur'âneh;
O’nu OKUduğumuzda, Onun Kur’anı’na (OKUmasına) tabi ol!.

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ
19-) Sümme inne 'aleyna beyaneh;
Sonra, muhakkak ki O’nun beyanı (mananın kelimeler ile açığa çıkarılması) da bizim üzerimizedir.

كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ
20-) Kella bel tuhıbbunel'acilete;
Hayır!... Bilakis siz acile’yi (acele-hemen-peşin olanı, dünyayı) seversiniz;

وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ
21-) Ve tezerunel'ahırete;
Ahiret’i bırakırsınız!.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
22-) Vucuhun yevmeizin nadıretun;
O gün (bazı) yüzler (vardır ki) ışıl ışıl parlar.

إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
23-) İla Rabbiha nazıreh;
Rablerine nazır (bakıcı) dırlar.

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ
24-) Ve vucuhun yevmeizin basiretun;
 Ve o gün nice yüzler de (vardır ki) asıktır.

تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
25-) Tezunnu en yuf'ale Biha fakıreh;
 (O asık yüzlüler) kendilerine (B gerçeğince) fakıra (bel-omurga kemiklerini ayıran büyük musibet, bela; burunlarından yakalanmış tutsaklık vebali) yapılacağını zanneder (yakinen bilir, hisseder).

كَلَّا إِذَا بَلَغَتْ التَّرَاقِيَ
26-) Kella iza beleğatitterakıye;
Hayır (iş sandıkları gibi değil) !... (Can) köprücük kemiklerine ulaştığında;

وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ
27-) Ve kıyle men rakın;
“Kimdir rükye yapacak (şifa için okuyup-üfleyecek/tedavi edecek var mı) ?/ (veya) ruhunu alıp Sema’ya yükselecek kimdir (Rahmet melekleri mi, azab melekleri mi) ?” denilir.

وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ
28-) Ve zanne ennehulfirak;
Ve (artık) zannetmiştir (iyiden iyiye bilmiştir) ki o fırak (o ma’lum ayrılık?)’tır.

وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ
29-) Velteffetissaku Bissak;
Ve bacak (Bi-) bacağa dolaşmıştır.

إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ
30-) İla Rabbike yevmeizinilmesak;
O gün mesak (sevk, sevk yeri) Rabbine’dir.

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى
31-) Fela saddeka ve la salla;
(O; ebu cehl) ne (Hakk’ı, Rasûlullah’ı) tasdik etti ne salat kıldı (Rabbine teveccüh etti, müslim oldu).

وَلَكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى
32-) Ve lâkin kezzebe ve tevella;
Fakat yalanladı ve yüz çevirdi.

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَى أَهْلِهِ يَتَمَطَّى
33-) Sümme zehebe ila ehlihi yetemetta;
Sonra da (aldırış etmemekten, kibirden) gerine gerine ehline gitti.

أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى
34-) Evla leke feevla;
 (Bu tehdid, azab) evladır sana (ey ebu cehl), evladır sana!.

ثُمَّ أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى
35-) Sümme evla leke feevla;
Sonra evladır sana, evladır sana (ey ebu cehl; Rasûlullah’a düşman olan) !.

أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
36-) Eyahsebul'İnsanu en yutreke süda;
İnsan, (çobansız develer gibi) başıboş olarak (salınıp) bırakılacağını mı sanır?.

أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِيٍّ يُمْنَى
37-) Elem yekü nutfeten min meniyyin yümna;
 (O), dökülen meniden bir nutfe (sperm) değilmiydi?.

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى
38-) Sümme kâne 'alekaten fehaleka fesevva;
Sonra bir alaka (donmuş kan, genetik yapı, embriyo) oldu da (Allah onu insan sûretinde) yarattı (izhar ve inşa etti), tesviye etti (düzenledi, eşitledi; nefh-i ruha hazırlayıp nail etti).

فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى
39-) Fece'ale minhüzzevceynizzekere vel'ünsa;
Ondan iki eşi/sınıfı, (yani) erkek ve dişiyi oluşturdu.

أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَن يُحْيِيَ الْمَوْتَى
40-) Eleyse zâlike BiKadirin 'alâ en yuhyiyel mevta;
İşte o (bunları yapan Allah sistemi ve düzeni), ölüleri diriltmeye (B sırrınca) Kaadir değil midir (niye kıyamet gününden, ba’s’dan; manevi-hakiki dirilişten gafilsiniz?... Sûrenin başındaki ayetler ve devamı?) ?.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal