Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



79. NÂZİÂT SÛRESİ    النازعات

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَالنَّازِعَاتِ غَرْقاً
1-) Vennazi'ati ğarka;
Andolsun şiddetli bir çekiş (cazibe, himmet) ile (yünden dikeni, betondan demiri çekercesine) çekip koparanlara/söküp çıkaranlara,

وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطاً
2-) Vennaşitati neşta;
(Bir düğümü çözercesine; yağdan kıl çeker gibi) kolay ve yumuşakça çekip çıkaranlara,

وَالسَّابِحَاتِ سَبْحاً
3-) Vessabihati sebha;
Yüzüp yüzüp gidenlere (Selam ismi?),

فَالسَّابِقَاتِ سَبْقاً
4-) Fessabikati sebka;
Yarışıp öne geçenlere,

فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْراً
5-) Felmüdebbirati emra;
Emri tedbir edenlere,

يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ
6-) Yevme tercüfurRacifetü;
Ki, o gün Racife (şiddetle sarsan, zelzele; ölüm, 1. sur) sarsar.

تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ
7-) Tetbe'uherRadifeh;
Onu Radife (ardından gelen; 2. sur, ba’s) izler.

قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
8-) Kulubün yevmeizin vacifetun;
O gün (bazı) kalbler atar/çarpar.

أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ
9-) Ebsaruha haşi'ah;
Onların basarları (gözleri) huşu’ eder (zilletten alçalır).

يَقُولُونَ أَئِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ
10-) Yekulune einna lemerdudune fiylhafireti;
“Gerçekten biz (öldükten sonra) ilk halimize (hayata) merdudlar mıyız (geri döndürülür müyüz; ba’s var mı?)”.

أَئِذَا كُنَّا عِظَاماً نَّخِرَةً
11-) Eiza künna 'ızamen nehıreh;
“Çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuzda mı?”.

قَالُوا تِلْكَ إِذاً كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
12-) Kalu tilke izen kerretun hasiretun;
“İşte bu, o takdirde (bizim için) hüsranlı bir geri dönüş (yeniden oluş) tür” dediler.

فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ
13-) Feinnema hiye zecretun vahıdetun;
Halbuki o tek bir zecre (dirilten sesleniş) dir (ölümlerini görüyorlar da niye ba’slarına inanmıyorlar?).

فَإِذَا هُم بِالسَّاهِرَةِ
14-) Feiza hüm Bissahireh;
Birde bakarsın ki onlar (Bi-) Sahire’de (düz geniş arazide; mahşer yerinde) dir.

هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى
15-) Hel etake hadiysu Musa;
Musa’nın hadisi (haberi) sana geldi mi?.

إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
16-) İz nadahu Rabbuhu BilVadilMukaddesi Tûva;
Hani O’nun (Musa’nın) Rabbi O’na, (Nebîlerinin üzerinde yürüdüğü) (Bi-) mukaddes vadide, (yani) Tuva’da nida etti (duyurdu):

اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
17-) İzheb ila fir'avne innehu tağa;
“Git Fravun’a!.. Muhakkak ki o tuğyan etti”.

فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَى أَن تَزَكَّى
18-) Fekul hel leke ila en tezekkâ;
“De ki: Arınıp tezkiye olmaya ne dersin?”.

وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى
19-) Ve ehdiyeke ila Rabbike fetahşa;
“Ve seni Rabbine hidayet etmeme (tanıtmama) ?.. (Ki böylece) haşyet duyarsın”.

فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَى
20-) Feerahul'ayetelkübra;
Derken (Musa) ona, el-Ayet’ül Kubra’yı (en büyük ayet’i?) rü’yet ettirdi (ilmen gösterdi).

فَكَذَّبَ وَعَصَى
21-) Fekezzebe ve 'asa;
(Fakat fravun) yalanladı ve isyan etti.

ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى
22-) Sümme edbere yes'a;
Sonra sa’yederek (koşarak, bi gayretle) ardına döndü.

فَحَشَرَ فَنَادَى
23-) Fehaşere fenada;
Akabinden haşretti (alu ehlini, mele’sini, kavmini topladı) de nida etti.

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
24-) Fekale ene Rabbukümül'a'la;
“Ben, sizin en a’la Rabbinizim!” dedi.

فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَى
25-) Feehazehullahu nekâlel'ahıreti vel'ula;
Bunun üzerine Allah, onu Ahiret’in (ruh-bilinç boyutunun, batıni) ve Ula’nın (ilk’in, dünya’nın, zahiri) ibret verici azabı (bağ ve zincirleri) ile yakaladı.

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَى

26-) İnne fiy zâlike le'ıbreten limen yahşa;

Muhakkak ki bunda haşyet duyan kimseler için elbette bir ibret vardır.

أَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقاً أَمِ السَّمَاء بَنَاهَا
27-) Eentüm eşeddü halkan emisSema'* benaha;
Halk (yaratılış) bakımından siz mi daha şiddetli (daha güçlü, çetin) yoksa Sema mı?... (Ki Allah) onu bina etti!.

رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا
28-) Rafe'a semkeha fesevvaha;
Onun semkini (tavanını) ref’etti de onu tesviye etti (düzenledi, eşitledi, dengeledi; nefh-i ruh?).

وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا
29-) Ve ağtaşe leyleha ve ahrece duhaha;
Ve (Alla) onun gecesini kararttı, onun duha’sını (kuşluk vaktini, nuru’nu) çıkarttı.

وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا
30-) Vel'Arda ba'de zâlike dehaha;
İşte bundan sonra Arz’ı yayıp döşedi.

أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءهَا وَمَرْعَاهَا
31-) Ahrece minha maeha ve mer'aha;
Ondan onun suyunu ve mer’asını çıkardı (ğı halde).

وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا
32-) Velcibale ersaha;
Dağlara gelince, onları demir atmış gibi dikip sabitledi.

مَتَاعاً لَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ
33-) Meta'an leküm ve lien'amiküm;
Sizin ve en’am (hayvanlar) ınız için bir meta’ (faydalanma, nasib alma) olsun diye.

فَإِذَا جَاءتِ الطَّامَّةُ الْكُبْرَى
34-) Feiza caetittammetülkübra;
Et-Tammet’ül Kubra (o güç yetirelemeyn en büyük musibet, yayılıp herşeyi doldurup kablayan tecelli; kıyamet?) geldiğinde,

يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ مَا سَعَى

35-) Yevme yetezekkerul'İnsanu ma se'a;

O gün insan sa’yettiği şeyi (neye sa’yettiğini) tezekkür eder.

وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَن يَرَى
36-) Ve burrizetilcahıymu limen yera;
Rü’yet eden (gören) kimse için cahıym (cehennem) tebriz edilmiştir (barizdir?).

فَأَمَّا مَن طَغَى
37-) Feemma men tağa;
Tuğyan eden (azıp haddi aşan) kimseye,

وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
38-) Ve aserelhayateddünya;
Ve dünya (en aşağı) hayatı’nı seçene gelince;

فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى
39-) Feinnelcahıyme hiyel me'va;
Muhakkak ki cahıym, barınağın ta kendisidir.

وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى
40-) Ve emma men hafe mekame Rabbihi ve nehennefse 'anilheva;
Rabbinin makamından korkan (Rabbini tanıyan) ve nefsini hevadan nehyedene (gündelik-beşeri kişilik, tabiat ve benlikle zahir olmayan) gelince;

فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى
41-) Feinnelcennete hiyel me'va;
Muhakkak ki cennet, barınağın ta kendisidir.

يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا
42-) Yes'eluneke 'anissa'ati eyyane mursaha;
Sana O Saaat’tan (et-Tammet’ül Kubra’dan; kıyamet’ten?) soruyorlar: Onun demir atması/gelip çatması ne zaman (?), diye.

فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَاهَا
43-) Fiyme ente min zikraha;
(Oysa) onun zikra’sından (onu hatırlatacak, vaktini bildirecek ilimden) sende ne arar!.

إِلَى رَبِّكَ مُنتَهَاهَا
44-) İla Rabbike müntehaha;
Onun (ilmi’nin) müntehası (nihayet ulaşacağı yeri) Rabbine’dir (Rabbinden önde nasıl olursun ki?).

إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَاهَا

45-) İnnema ente munziru men yahşaha;

Sen ancak ondan haşyet duyan kimsenin uyarıcısısın.

كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا
46-) Keennehüm yevme yeravneha lem yelbesu illâ 'aşiyyeten ev duhaha;
Onu gördükleri gün, sanki onlar (dünyada, fiziksel bedenlerinde) hiç kalmamışlardır... Ancak bir Aşiyye (Akşam; Güneş’in batma vakti) yahut onun (aşiyye’nin?) Duha’sı (o aşiyye’den sonraki kuşluk/Güneş’in doğması vakti kadar kalmaları) müstesna (o kadar bir süre kaldıklarını sanırlar).
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal