Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  33. AHZÂB SÛRESİ    الاحزا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللَّهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيماً حَكِيماً
1-) Ya eyyühen Nebîyyüttekıllahe ve la tutııl kafiriyne vel münafikıyn* innAllahe kâne Aliymen Hakiyma;
Ey (O TEK) Nebî!.. Allah’dan ittika et... Kafirlere (gerçeği reddeden perdelilere) ve münafıklara (iki yüzlülere) itaat etme!... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيراً
2-) Vettebı’ ma yuha ileyke min Rabbik* innAllahe kâne Bima ta'melune Habiyra;
Rabbinden sana vahyolunana tabi ol... Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir.

وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلا
3-) Ve tevekkel alellah* ve kefa Billahi Vekiyl;
Allah’a tevekkül et!... Vekiyl olarak Allah (B sırrınca) kafidir.

مَّا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِّن قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءكُمْ أَبْنَاءكُمْ ذَلِكُمْ قَوْلُكُم بِأَفْوَاهِكُمْ وَاللَّهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّبِيلَ
4-) Ma cealellahu li racülin min kalbeyni fiy cevfih* ve ma ceale ezvacekümüllaiy tuzahirune minhünne ümmehatiküm* ve ma ceale ed'ıyaeküm ebnaeküm* zâliküm kavlüküm Bi efvahiküm* vAllahu yekulül Hakka ve HUve yehdis sebiyl;
Allah hiçbir recul (erkek, adam) için onun cewf’inde (boşluğunda) iki kalb oluşturmamıştır... Kendilerinden zihar (eşini anasının sırtına benzeterek kendine haram kılma) yaptığınız eşlerinizi, analarınız kılmamıştır... Deiy’lerinizi (evladlık nisbet ettiklerinizi) de oğullarınız kılmamıştır... Bunlar (Bi-) ağızlarınız ile söylediğiniz sizin sözlerinizdir (gerçek değildir?)... Allah Hakkı söyler ve O doğru yola hidayet eder.
ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِندَ اللَّهِ فَإِن لَّمْ تَعْلَمُوا آبَاءهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُم بِهِ وَلَكِن مَّا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
5-) Üd'uhüm liabaihim huve aksetu indAllah* fein lem ta'lemu abaehüm feıhvanüküm fiyd diyni ve mevaliyküm* ve leyse aleyküm cünahun fiyma ahta'tüm Bihi ve lâkin ma teammedet kulubüküm* ve kânAllahu Ğafuran Rahıyma;
Onları babaları için çağırın (babalarına nisbet edin)... O, Allah indinde daha muksittir (daha adaletlidir, ilahi hükümlere daha uygundur)... Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, bu durumda onlar sizin diyn’de kardeşleriniz ve mevla (dost) larınızdır... (B sırrınca) hata yaptığınız şeyde üzerinize bir günah yoktur... Fakat kalblerinizin taammud ettiği hariç... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُوْلُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَن تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُم مَّعْرُوفاً كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً
6-) Ennebîyyü evla Bil mu’miniyne min enfüsihim ve ezvacühu ümmehatühüm* ve ülül’ erhami ba'duhüm evla Bi ba'dın fiy Kitabillahi minel mu’miniyne vel mühaciriyne illâ en tefalu ila evliyaiküm ma'rufa* kâne zâlike fiyl Kitabi mesturea;
En-Nebî (HatemünNebî), (Bi-) mü’minlere kendi nefslerinden daha evladır (öncedir, yakındır, sevgilidir) ve O’nun eşleri onların analarıdır...Ulül Erham (aynı rahımden türemişler, akrabalar) Allah’ın Kitabında mü’minlerden ve muhacirlerden, birbirlerine (B sırrınca) daha evladırlar... Dostlarınıza bir ma’ruf (diynen iyilik) işlemeniz müstesna... Bu, Kitab’ta mestur’dur (satır satır yazılmıştır).
وَإِذْ أَخَذْنَا مِنَ النَّبِيِّينَ مِيثَاقَهُمْ وَمِنكَ وَمِن نُّوحٍ وَإِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَاقاً غَلِيظاً
7-) Ve iz ehazna minen Nebîyyiyne miysakahüm ve minke ve min Nuhın ve İbrahiyme ve Musa ve Iysebni Meryem* ve ehazna minhüm miysakan ğaliyza;
Hani biz Nebîler’den miysaklarını almıştık; SEN’den, Nuh,
 İbrahim, Musa ve MeryemOğlu İsa’dan da... Onlardan (bu ayette bahsedilen Nebîlerden) Ğaliz (kuvvetli, şiddetli, sert; bozulmaz) bir MİYSAK aldık.
لِيَسْأَلَ الصَّادِقِينَ عَن صِدْقِهِمْ وَأَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَاباً أَلِيماً
8-) Liyes'eles sadikıyne an sıdkıhim* ve eadde lil kafiriyne azâben eliyma;
Sadıklara sıdklarından sorsun diye... (Allah) kafirler için ise eliym bir azab hazırlamıştır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَاءتْكُمْ جُنُودٌ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحاً وَجُنُوداً لَّمْ تَرَوْهَا وَكَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيراً
9-) Ya eyyühelleziyne amenüzküru nı'metallahi aleyküm iz caetküm cünudün feerselna aleyhim riyhan ve cünuden lem teravha* ve kânAllahu Bima ta'melune Basıyra;
Ey iman edenler!.. Üzerinizdeki Allah ni’meti’ni hatırlayın... Hani (Hendek savaşında) size ordular geldi de onların üzerine bir rüzgar ve görmediğiniz ordular (melekler) irsal ettik... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir.
إِذْ جَاؤُوكُم مِّن فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنكُمْ وَإِذْ زَاغَتْ الْأَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللَّهِ الظُّنُونَا
10-) İz cauküm min fevkıküm ve min esfele minküm ve iz zağatil’ ebsaru ve beleğatil kulubül hanacire ve tezunnune Billahizzununa;
 Hani size hem fevkinizden (üst tarafınızdan) ve hem de esfelinizden (aşağı tarafınızdan) geldiler... Hani gözler (Hakk’dan) kaymış, kalbler de hançerelere (gırtlaklara) varmıştı (nefs hali)... (Bi-) Allah’a türlü zanlarda bulunuyordunuz (cüz-i kudret telakkisi; tevekkül zaafı).
هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالاً شَدِيدا
11-) Hünalikebtüliyel mu'minune ve zülzilu zilzalen şediyda;
İşte orada (o uzak yerde?) mü’minler imtihan edilmiş ve şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı.
وَإِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ مَّا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ إِلَّا غُرُوراً
12-) Ve iz yekulül münafikune velleziyne fiy kulubihim meredun ma veadenAllahu ve RasûluHU illâ ğurura;
Ve hani münafıklar ve kalblerinde maraz (şirk, küfür) bulunanlar: “Allah ve O’nun Rasûlü bize bir ğurur (aldanış) dan başka bir şey va’detrmemiştir” diyorlardı.
وَإِذْ قَالَت طَّائِفَةٌ مِّنْهُمْ يَا أَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا وَيَسْتَأْذِنُ فَرِيقٌ مِّنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ إِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍ إِن يُرِيدُونَ إِلَّا فِرَاراً
13-) Ve iz kalet taifetün minhüm ya ehle yesribe la mükame leküm ferciu* ve yeste'zinü feriykun minhümün Nebîyye yekulune inne buyutena avretün ve ma hiye Bi avretin, in yüriydune illâ firara;
Ve hani onlardan bir taife dedi ki: “Ey Ehl-i Yesrib (Yesrib, Medine-i Münevvere’nin eski adıdır... Hz.Rasûlullah o ismi değiştirmiştir) !... Sizin için (burada) mukam (makam, kalınacak yer) yoktur; rücu’ edin (geri dönün)!”... Onlardan bir fırka ise: “Muhakkak ki evlerimiz avret (muhafazasız, açık)’tir” diyerek O Nebî’den izin istiyordu... Halbuki onlar (evleri) (Bi-) avret değildir... Onlar firardan (kaçmaktan) başka bir şey irade etmiyorlardı.
وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِم مِّنْ أَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَآتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَا إِلَّا يَسِيراً
14-) Velev dühılet aleyhim min aktariha sümme süilül fitnete leatevha ve ma telebbesu Biha illâ yesiyra;
Eğer onun aktarından (Medine-i Münevvere’nin etrafından) üzerlerine girilmiş olsaydı, sonra da (onlardan) fitne (yapmaları) istenseydi, onu mutlaka getirirlerdi (yaparlardı)... Ona (onu yapmakta) fazla gecikmezlerdi/ (Bi-) onunla ancak az kalırlardı.
وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللَّهَ مِن قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْأَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللَّهِ مَسْؤُولا
15-) Ve lekad kânu ahedullahe min kablü la yüvellunel edbar* ve kâne ahdullahi mes'ula;
Andolsun ki arkalarına dönüp kaçmayacaklarına dair daha önce Allah’a ahdetmişlerdi... Allah’a verilen söz (ahd) sorulur (talep eden bedelini öder; ya taleb ettiğinin gereği fıtratına rücu’ edip muradına erer, ya da iradi vazgeçiş zor geldiği için ahdinden dönmesinin getireceği ilave azablara katlanır).
قُل لَّن يَنفَعَكُمُ الْفِرَارُ إِن فَرَرْتُم مِّنَ الْمَوْتِ أَوِ الْقَتْلِ وَإِذاً لَّا تُمَتَّعُونَ إِلَّا قَلِيلا
16-) Kul len yenfeakümül firaru in ferartüm minel mevti evil katli ve izen la tümetteune illâ kaliyla;
De ki: “Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız, fırar (kaçış) ınız size asla fayda vermez... O takdirde (eğer Allah yolunda ölmeye birimsel yaşamayı tercih ederseniz, şu hayali-fani dünyanızda) ancak az faydalanırsınız!”.
قُلْ مَن ذَا الَّذِي يَعْصِمُكُم مِّنَ اللَّهِ إِنْ أَرَادَ بِكُمْ سُوءاً أَوْ أَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةً وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ اللَّهِ وَلِيّاً وَلَا نَصِيراً
17-) Kul men zelleziy ya'sımüküm minAllahi in erade Biküm suen ev erade Biküm rahmeten, ve la yecidune lehüm min dunillahi Veliyyen ve la Nasıyra;
De ki: “Eğer size (B sırrınca sizin vücudunuz olarak) bir kötülük irade ederse yahut size (B sırrınca) bir rahmet irade ederse, sizi Allah’dan kim korur (buna mani olabilir) ?”... Allah’dan gayrı ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr (yardımcı) bulamazlar.

قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الْمُعَوِّقِينَ مِنكُمْ وَالْقَائِلِينَ لِإِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ إِلَيْنَا وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ إِلَّا قَلِيلا
18-) Kad ya'lemullahul muavvikıyne minküm velkailiyne liıhvanihim helümme ileyna* ve la ye'tunel be'se illâ kaliyla;

Sizden muavvikıyn’i (Rasûlullah’dan, Allah yolunda mücahede’den çokça engelleyenleri; kendileri ile birlikde başkalarını da geri bırakanları) ve kardeşlerine: “(Rasûlullah’ı bırakın) bize gelin!” diyenleri Allah gerçekten bilir... Zaten onlar be’se (savaş’a, mücahadeye) pek az gelirler.
أَشِحَّةً عَلَيْكُمْ فَإِذَا جَاء الْخَوْفُ رَأَيْتَهُمْ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ تَدُورُ أَعْيُنُهُمْ كَالَّذِي يُغْشَى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَإِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُم بِأَلْسِنَةٍ حِدَادٍ أَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ أُوْلَئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَأَحْبَطَ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيراً
19-) Eşıhhaten aleyküm* feiza caelhavfü raeytehüm yenzurune ileyke teduru a'yünühüm kelleziy yuğşa aleyhi minel mevt* feiza zehebelhavfü selekuküm Bi elsinetin hıdadin eşıhhaten alel hayr* ülaike lem yu'minu feahbetAllahu a'malehüm* ve kâne zâlike alellahi yesiyra;
Size cimriler olarak (Allah’dan engelleyenden daha cimri kimdir?) !... Havf (savaş-ölüm korkusu; nefsani korku) geldiğinde, üzerine ölümden baygınlık çökmüş kimse gibi, gözlerinin devr ederek (dönerek) sana bakıyor oldukları halde onları görürsün... Havf gittiğinde ise hayr (mal) a düşkünler olarak sizi keskin (Bi-) dilleri ile incitirler... İşte bunlar iman etmemişlerdir... Bu yüzden de Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır... Bu, Allah üzerine pek kolaydır.
يَحْسَبُونَ الْأَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُوا وَإِن يَأْتِ الْأَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ أَنَّهُم بَادُونَ فِي الْأَعْرَابِ يَسْأَلُونَ عَنْ أَنبَائِكُمْ وَلَوْ كَانُوا فِيكُم مَّا قَاتَلُوا إِلَّا قَلِيلا
20-) Yahsebunel ahzabe lem yezhebu* ve in ye'til ahzabü yeveddu lev ennehüm badune fiyl a'rabi ye s'elune an enbaiküm* ve lev kânu fiyküm ma katelu illâ kaliyla;
Ahzab’ın (savaşmak için gelen hiziblerin) gitmediğini sanıyorlar... Eğer Ahzab (yeniden) gelse, bunlar arzu ederler ki, kendileri bedeviler içinde badiy’ler (badiyede-kırda oturanlar) olsunlar da (sizden uzakta) sizin haberlerinizden sorsunlar... Eğer içinizde olsalardı, ancak pek az savaşırlardı.
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
21-) Lekad kâne leküm fiy Rasûlillahi üsvetün hasenetün limen kâne yercullahe vel yevmel ahıre ve zekerAllahe kesiyra;
Andolsun ki, Rasûlullah’da sizin (İslam’a iman edenler; seyr-i sülük’ü kabullenenler) için, Allah’ı ve Ahir Gün’ü (hakikatlerine vuslatı ve son gün’ü) umanlar ve Allah’ı çok zikreden için üsve-i hasene (güzel bir örnek; ayni bir model) vardır (bir bakıma hedefiniz O’dur).
وَلَمَّا رَأَى الْمُؤْمِنُونَ الْأَحْزَابَ قَالُوا هَذَا مَا وَعَدَنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَمَا زَادَهُمْ إِلَّا إِيمَاناً وَتَسْلِيماً
22-) Ve lemma rael mu'minunel ahzabe kalu hazâ ma veadenAllahu ve RasûluHU ve sadakAllahu ve RasûluHU ve ma zadehüm illâ iymanen ve tesliyma;
Mü’minler ise Ahzab’ı (hizibleri?) gördüklerinde: “Bu, Allah’ın ve O’nun Rasûlü’nün bize va’dettiğidir... Allah da O’nun Rasûlü de doğru söylemiştir” dediler... Ve (bu) onların ancak iman ve teslimiyetlerini artırdı.
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلا
23-) Minel mu’miniyne ricalün sadeku ma ahedullahe aleyh* feminhüm men kada nahbehu ve minhüm men yentezır* ve ma beddelu tebdiyla;
Mü’minlerden öyle rical vardır ki, Allah’a verdikleri sözde durdular (ahdlerini doğruladılar)... Onlardan kimi nezrini yerine getirdi (Allah yolunda öldü) ve onlardan kimi de (yerine getirmeyi) beklemektedir... Onlar tebdiyl etmemişlerdir (ahdlerini değiştirmemişlerdir; bilakis kuvveden fiile çıkarmışlardır).
لِيَجْزِيَ اللَّهُ الصَّادِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ إِن شَاء أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُوراً رَّحِيماً
24-) LiyecziyAllahus sadikıyne Bi sıdkıhim ve yuazzibel münafikıyne in şae ev yetube aleyhim* innAllahe kâne Ğafuran Rahıyma;
Çünkü Allah, sadıkları (Allah’a olan sözlerinde, imanlarında sebat edenleri) (Bi-) sıdkları ile cezalandıracak ve münafıkları dilerse azablandıracak yahut onların tevbelerini (öz’e dönüşlerini) gerçekleştirecek... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَرَدَّ اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْراً وَكَفَى اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ الْقِتَالَ وَكَانَ اللَّهُ قَوِيّاً عَزِيزاً
25-) Ve reddAllahulleziyne keferu Bi ğayzıhim lem yenalu hayra* ve kefAllahul mu'miniynel kıtal* ve kânAllahu Kaviyyen Aziyza;
Allah, kafir olanları (gerçeği reddedenleri) bir hayra nail olmaksızın kendi ğayzları (öfkeleri-hışımları) ile (B gerçeğince) reddetti (geri çevirdi)... Ve Allah, savaşta mü’minlere kafi geldi... Allah Kaviyy’dir, Aziyz’dir.
وَأَنزَلَ الَّذِينَ ظَاهَرُوهُم مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مِن صَيَاصِيهِمْ وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَرِيقاً تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَرِيقاً
26-) Ve enzelelleziyne zaheruhüm min ehlil Kitabi min sayasıyhim ve kazefe fiy kulubihimür ru'be feriykan taktülune ve te'sirune feriyka;
Ehl-i Kitab’tan onlara muzahir olanları (arka çıkan, yardımcı olanları) da kalelerinden indirdi ve onların kalblerine ru’b (korku, telaş) düşürdü... Bir fırkasını öldürüyordunuz, bir fırkasını da esir ediyordunuz.
وَأَوْرَثَكُمْ أَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ وَأَرْضاً لَّمْ تَطَؤُوهَا وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيراً
27-) Ve evreseküm Ardahüm ve diyarehüm ve emvalehüm ve Ardan lem tetauha* ve kânAllahu alâ külli şey'in Kadiyra;
Onların Arz’larına, yurdlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız bir Arz’a (?) sizi mirasçı kıldı... Allah herşeye Kadiyr’dir.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ إِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ وَأُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحاً جَمِيلا
28-) Ya eyyühen Nebîyyü kul li ezvacike in küntünne türidnel hayated dünya ve ziyneteha fetealeyne ümettı'künne ve üserrıhkünne serahan cemiyla;
Ey O Nebî (HatemünNebî) !... Eşlerine de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun ziynetini diliyorsanız, gelin sizi metalandırayım (ni’metlendireyim, bağışta bulunup faydalandırayım; mut’a-boşanma bedeli vereyim) ve sizi güzel bir salıverişle (kolay, zulmetmeden) salıveriyim”.
وَإِن كُنتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنكُنَّ أَجْراً عَظِيماً
29-) Ve in küntünne türidnAllahe ve RasûleHU veddarel’ ahırete feinnAllahe eadde lilmuhsinati minkünne ecren azıyma;
“Yok eğer Allah’ı, O’nun Rasûlü’nü ve Ahiret yurdunu diliyorsanız, muhakkak ki Allah sizden muhsinat (muhsin kadınlar) için ecr-i aziym hazırlamıştır”.
يَا نِسَاء النَّبِيِّ مَن يَأْتِ مِنكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِ وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيراً
30-) Ya nisaen Nebîyyi men ye'ti minkünne Bi fahışetin mübeyyinetin yudaaf lehel azâbü dı'feyn* ve kâne zâlike alellahi yesiyra;
Ey O Nebî’nin kadınları!... Sizden kim apaçık bir (Bi-) fahişe’ye ityan ederse (apaçık bir hayasızlık yaparsa), onun için azab (ceza) iki kat katlanır... Bu, Allah üzerine pek kolaydır.
وَمَن يَقْنُتْ مِنكُنَّ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ وَتَعْمَلْ صَالِحاً نُّؤْتِهَا أَجْرَهَا مَرَّتَيْنِ وَأَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقاً كَرِيماً
31-) Ve men yaknüt minkünne Lillahi ve RasûliHİ ve ta'mel salihan nü'tiha ecreha merreteyni ve a'tedna leha rizkan keriyma;
Sizden kim (hakikatı olan) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat eder (arınır) ve salih amel yaparsa, ona da ecrini iki kere veririz... Ve onun için keriym bir rızk hazırlamışızdır.

Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal