Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



33.AHZÂB SÛRESİ    الاحزا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَا نِسَاء النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَأَحَدٍ مِّنَ النِّسَاء إِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَّعْرُوفا
32-) Ya nisaen Nebîyyi lestünne keehadin minennisai inittekaytünne fela tahda'ne Bil kavli feyatmealleziy fiy kalbihi meradun ve kulne kavlen ma'rufa;
Ey O Nebî’nin kadınları!... Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz!.. Eğer takvalı iseniz (Bi-) sözü edalı-yumuşak söylemeyin... Bu yüzden kalbinde hastalık olan kimse tama’ eder (umutlanır)... Ma’ruf (Diynen güzel) bir söz söyleyin.
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً
33-) Ve karne fiy buyutikünne ve la teberrecne teberrucel cahiliyyetil’ula ve ekımnes Salate ve atiynez Zekate ve etı'nAllahe ve RasûleHU, innema yürıydullahu liyüzhibe ankümürricse EhlelBeyti ve yütahhireküm tathiyra;
Evlerinizde oturun... İlk cahiliyye teberrücü (güzel yerlerini ve zinetlerini açıp teşhir etmek, böylece gezip dolaşmak) gibi teşhir ederek yürümeyin... Namaz’ı ikame edin, zekatı verin, Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin!... (Ey) Ehl-i Beyt, Allah sizden yalnızca ricsi (kiri, maddi şeylere bağlılığınızı, bedensel şeyler ile kayıtlanmanızı) gidermek ve sizi tertemiz-pampak yapmak diler!.
وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ لَطِيفاً خَبِيراً
34-) Vezkürne ma yütla fiy buyutikünne min ayatillahi vel hıkmeti, innAllahe kâne Latıyfen Habiyra;
Evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve Hikmet’ten tilavet edilenleri zikredin (anın)... Muhakkak ki Allah Latiyf’dir, Habiyr’dir.
إِنَّ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّائِمِينَ وَالصَّائِمَاتِ وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيراً وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْراً عَظِيماً
35-) İnnel müslimiyne vel müslimati vel mu’miniyne vel mu'minati vel kanitiyne vel kanitati ves sadikıyne ves sadikati ves sabiriyne ves sabirati vel haşiıyne vel haşiati vel mütesaddikıyne vel mütesaddikati ves saimiyne ves saimati vel hafizıyne fürucehüm vel hafizati vez zakirinAllahe kesiyren vez zakirati eaddAllahu lehüm mağfireten ve ecren azıyma;
Muhakkak ki müslim erkekler ve müslim kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, itaat (a devam) eden erkekler ve itaat eden kadınlar, sadık (sözünü yerine getiren) erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, huşu’ eden (kalbinin katılığı gitmiş, ilahi tecellileri kabule yumuşamış) erkekler ve huşu’ eden kadınlar, tasaddukda bulunan (sadaka-zekat veren) erkekler ve tasaddukda bulunan kadınlar, oruç tutan (Hakk’ın gayrından imsak eden, vaki olanları rıza ile karşılayan) erkekler ve oruç tutan kadınlar, ferclerini (şehvet vasıtalarını) muhafaza eden erkekler ve muhafaza eden kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya, işte Allah onlar için bir Mağfiret (birimselliğini ifna) ve Azıym bir Ecir (ilahi sıfatlarla tahakkuk) hazırlamıştır.
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُّبِيناً
36-) Ve ma kâne li mu’minin ve la mu'minetin iza kadAllahu ve RasûluHU emren en yekûne lehümül hıyeretü min emrihim* ve men ya'sıllahe ve RasûleHU fekad dalle dalalen mübiyna;
Allah ve O’nun Rasûlü bir işi hükmettiklerinde, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadının, o işlerinde kendileri için tercih-seçim hakkı yoktur... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne isyan ederse, gerçekten apaçık bir dalaletle sapmıştır (yakınlıktan tard edilmiştir).
وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِي أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللَّهَ وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَاهُ فَلَمَّا قَضَى زَيْدٌ مِّنْهَا وَطَراً زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِي أَزْوَاجِ أَدْعِيَائِهِمْ إِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَراً وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولا
37-) Ve iz tekulü lilleziy en'amAllahu aleyhi ve en'amte aleyhi emsik aleyke zevceke vettekıllahe ve tuhfi fiy nefsike mAllahu mübdiyhi ve tahşen Nas* vAllahu ehakku en tahşaHU, felemma kada Zeydün minha vetaren zevvecnakeha likey la yekûne alel mu’miniyne harecün fiy ezvaci ed'ıyaihim iza kadav minhünne vetara* ve kâne emrullahi mef'ula;
Hani sen Allah’ın üzerine in’am’da bulunduğu ve senin de kendisine in’am’da bulunduğun kimseye (Hz.Rasûlullah’ın evladlığı Zeyd b. Harise): “Eşini kendinde imsak et (yanında-nikahında tut) ve Allah’dan ittika et” diyordun ve (fakat) Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi nefsinde gizliyordun ve insanlardan haşyet ediyordun... (Oysaki) Allah, kendisinden haşyet etmene daha hakkdır... Zeyd ondan (o kadından) vetarını (emel-arzusunu) bitirince (ilişiğini kesince), onu sana eş yaptık/seninle evlendirdik ki, evladlıklarının eşlerinde, (evladlıkları) onlarla ilişkiyi bitirdiklerinde, mü’minler üzerine (onlarla evlenmek hususunda) bir cünah (günah, zorluk) olmasın... Allah’ın emri yerine getirilmiştir.
مَّا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ فِيمَا فَرَضَ اللَّهُ لَهُ سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ قَدَراً مَّقْدُوراً
38-) Ma kâne alenNebîyyi min harecin fiyma feradAllahu leh* sünnetallahi fiylleziyne halev min kabl* ve kâne emrullahi kaderen makdura;
Allah’ın kendisine farz kıldığı şeylerde O Nebî’ye (HatemünNebî’ye) zorluk/günah yoktur... Bu, önceden geçmiş (Nebî) ler içinde de Sünnetullah’dır... Allah’ın emri planlanmış (yerine gelmesi kesin) bir kaderdir.
الَّذِينَ يُبَلِّغُونَ رِسَالَاتِ اللَّهِ وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ أَحَداً إِلَّا اللَّهَ وَكَفَى بِاللَّهِ حَسِيباً
39-) elleziyne yübelliğune risalatillahi ve yahşevneHU ve la yahşevne ehaden illAllah* ve kefa Billahi Hasiyba;
Onlar (o Nebîler) ki, Allah’ın risaletlerini (ilahi hükümleri) tebliğ ederler, O’ndan haşyet ederler ve Allah’dan başka hiçbir kimseden haşyet etmezler... Hasiyb olarak Allah kafidir!.
مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً
40-) Ma kâne Muhammedün eba ehadin min ricaliküm ve lâkin Rasûlellahi ve Hatemen Nebîyyiyn* ve kânAllahu Bi külli şey'in Aliyma;
Muhammed, sizin ricalinizden (erkeklerinizden) birinin babası değildir!... Fakat Rasûlullah ve HatemünNebîyiyn’dir... Allah, herşeyi (B sırrınca) Aliym’dir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْراً كَثِيراً
41-) Ya eyyühelleziyne amenüzkürullahe zikran kesiyra;
Ey iman edenler!.. Allah’ı çok zikredin!.
وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلا
42-) Ve sebbihuHU bükraten ve asıyla;
Sabah-akşam (devamlı) O’nu tesbih edin (vücudunuz yok?) !.
هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيماً
43-) HUvelleziy yusalliy aleyküm ve melaiketüHU li yuhriceküm minez zulümati ilenNur* ve kâne Bil mu’miniyne Rahıyma;
O’dur ki, sizi (tabiat, nefs) zulumatlardan Nur’a çıkarmak için size salat (rahmet; tecelli) eder, ve O’nun melekleri de (salat ederler)... Mü’minlere (B sırrıyla, mü’minler olarak-mü’minlerden) Rahıym’dir.
تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌ وَأَعَدَّ لَهُمْ أَجْراً كَرِيماً
44-) Tahıyyetühüm yevme yelkavneHU Selâm* ve eadde lehüm ecran keriyma;
O’na kavuşacakları (ölüm, zati tecelli) gün, onlara tahiyye’si (hayat-esenlik dileği) “Selam”dır... Onlar için keriym (şerefli, bitmez) bir ecir hazırlamıştır.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذِيراً
45-) Ya eyyühenNebîyyü inna erselnake şahiden ve mübeşşiren ve neziyra;
Ey O Nebî!... Muhakkak ki biz seni bir şahid, bir mübeşşir (müjdeci) ve bir neziyr (uyarıcı) olarak irsal ettik.
وَدَاعِياً إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجاً مُّنِيراً
46-) Ve daıyen ilellahi Bi izniHİ ve siracen müniyra;
Allah’a, Bi-iznihi (O’nun izniyle) çağıran ve sırac-ı muniyr (nur saçan bir kandil) olarak (irsal ettik).
وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ بِأَنَّ لَهُم مِّنَ اللَّهِ فَضْلاً كَبِيراً
47-) Ve beşşiril mu’miniyne Bi enne lehüm minAllahi fadlen kebiyra;
Mü’minlere, muhakkak ki onlar için Allah’dan büyük bir fazl (lutuf-ihsan) olduğunu (B sırrınca) müjdele.
وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ وَدَعْ أَذَاهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلا
48-) Ve la tutııl kafiriyne vel münafikıyne ve da' ezâhüm ve tevekkel alellah* ve kefa Billahi Vekiyla;
Kafirlere de münafıklara da itaat etme!... Onların ezalarına (eziyyetlerine) aldırma!.. Allah’a tevekkül et!... Vekiyl (herşeyi dilediğince yapan) olarak Allah (B sırrınca) kafidir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحاً جَمِيلا
49-) Ya eyyühelleziyne amenu iza nekahtümül mu'minati sümme tallaktümuhünne min kabli en temessuhünne fema leküm aleyhinne min ıddetin ta'tedduneha* femettiuhünne ve serrihuhünne serahan cemiyla;
Ey iman edenler!... Mü’min kadınları nikahlayıp sonra kendilerine dokunmadan önce onları boşarsanız, sizin için onlar aleryhine, sizin sayacağınız (belirleyeceğiniz) bir iddet (yeniden evlenmelerine mani bir süreç) hakkınız yoktur... Derhal mut’alarını verin (onları faydalandırın, mehirleri belirlenmediği durumda dahi yararlanacakları bir mal-para verin) ve kendilerinigüzel bir salıverişle (kolay, zulmetmeden) salıverin.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَاجَكَ اللَّاتِي آتَيْتَ أُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ اللَّاتِي هَاجَرْنَ مَعَكَ وَامْرَأَةً مُّؤْمِنَةً إِن وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ إِنْ أَرَادَ النَّبِيُّ أَن يَسْتَنكِحَهَا خَالِصَةً لَّكَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ فِي أَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
50-) Ya eyyühen Nebîyyü inna ahlelna leke ezvacekellatiy ateyte ücurehünne ve ma meleket yemiynüke mimma efaAllahu aleyke ve benati ammike ve benati ammatike ve benati halike ve benati halatikellatiy hacerne meake, vemraten mu'mineten in vehebet nefseha linNebîyyi in eraden Nebîyyü en yestenkihaha* halisaten leke min dunil mu’miniyn* kad alimna ma feradna aleyhim fiy ezvacihim ve ma meleket eymanühüm likeyla yekûne aleyke harec* ve kânAllahu Ğafuran Rahıyma;
Ey O Nebî!... Muhakkak ki biz sana ecirlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden sağ elinin malik olduğu (cariyeleri) nu ve seninle beraber hicret eden: amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını; ve bir de eğer nefsini (kendini) O Nebî’e hibe etmiş, O Nebî de onu nikahlamayı (onunla evlenmeyi) dilemiş ise mü’min bir kadını, diğer mü’minler’den başka sana halis olmak üzere (sırf sana) helal kıldık... Onlara (mü’minlere) eşleri ve sağ ellerinin malik oldukları (cariyeleri) hakkında neyi farz ettiğimizi mutlaka biliyoruz... Senin üzerine bir cünah (günah, zorluk) olmasın diye (bu hükümleri açıkladık)... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
تُرْجِي مَن تَشَاء مِنْهُنَّ وَتُؤْوِي إِلَيْكَ مَن تَشَاء وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَ ذَلِكَ أَدْنَى أَن تَقَرَّ أَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَا آتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيماً حَلِيماً
51-) Türciy men teşaü minhünne ve tü'viy ileyke men teşa'* ve menibteğayte mimmen azelte fela cünaha aleyk* zâlike edna en tekarre a'yünühünne ve la yahzenne ve yerdayne Bima ateytehünne küllühünn* vAllahu ya'lemu ma fiy kulubiküm* ve kânAllahu Aliymen Haliyma;
Onlardan dilediğini (n sırasını) geriye bırakırsın, dilediğini de yanına alırsın... Uzlet ettiğin (uzaklaştığın-sırasını geri bıraktığın hanımlardan) kimi (tekrar yanına almak) istersen, sana bir cünah (günah, zorluk) yoktur...Bu, onların gözlerinin aydın olmasına, mahzun olmamalarına ve kendilerine verdiğin ile (B sırrınca) hepsinin razı olmalarına en uygundur... Allah kalblerinizde olanı bilir... Allah Aliym’dir, Haliym’dir.
لَا يَحِلُّ لَكَ النِّسَاء مِن بَعْدُ وَلَا أَن تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ أَزْوَاجٍ وَلَوْ أَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ إِلَّا مَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ رَّقِيباً
52-) La yehıllü leken nisaü min ba'dü ve la en tebeddele Bihinne min ezvacin velev a'cebeke husnühünne illâ ma meleket yemiynük* ve kânAllahu alâ külli şey'in Rakıyba;
Bundan sonra (başka) kadınlar sana helal olmaz... Güzellikleri hoşuna gitse bile (B sırrınca) bunları (başka) eşlerle değiştirmek (de sana helal olmaz)... Sağ elinin malik olduğu (cariyeler) hariç... Allah herşey üzerine Rakıyb’dir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلَّا أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنكُمْ وَاللَّهُ لَا يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعاً فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاء حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا أَن تَنكِحُوا أَزْوَاجَهُ مِن بَعْدِهِ أَبَداً إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِندَ اللَّهِ عَظِيماً
53-) Ya eyyühelleziyne amenu la tedhulu buyuten Nebîyyi illâ en yü'zene leküm ila taamin ğayre nazıriyne inahü, ve lâkin iza duıytüm fedhulu feiza taımtüm fenteşiru ve la müste'nisiyne li hadiys* inne zâliküm kâne yü'zin Nebîyye feyestahyiy minküm vAllahu la yestahyiy minel Hakk* ve iza seeltümuhünne metaan fes'eluhünne min verai hıcab* zâliküm atheru likulubiküm ve kulubihinn* ve ma kâne leküm en tü'zû RasûllAllahi ve la en tenkihu ezvacehu min ba'dihi ebeda* inne zâliküm kâne ındAllahi azıyma;
Ey iman edenler!... O Nebî’nin evlerine, sizin için bir yemeğe izin verilmeniz müstesna, girmeyin... (Bu da) onun (yemeğin pişme) vaktini beklemeksizin-gözlemeksizin (olsun)... Fakat da’vet olunduğunuzda girin... Yemek yediğinizde (de hemen) dağılın... Söze müste’nis olmaksızın (ev halkı veya birbirinizle lakırdıya dalmak için olmaksızın)... Muhakkak ki bu, O Nebî’e eziyet veriyor, fakat O sizden haya ediyor... Allah, Hakk’dan haya etmez (Hakk’ı açığa vurmaktan çekinmez)... Onlardan (O Nebî’nin eşlerinden) bir meta’ (alet, ihtiyaç) istediğiniz vakit, onlardan hicab arkasından isteyin... İşte bu, sizin kalbleriniz için de onların kalbleri için de daha temizdir... Sizin Rasûlullah’a eziyet vermeniz de, O’ndan sonra O’nun eşlerini nikahlamanız da ebediyyen olacak bir şey değildir... Muhakkak ki bu, Allah indinde Azıym (bir iş) dir (kebair günah).
إِن تُبْدُوا شَيْئاً أَوْ تُخْفُوهُ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً
54-) İn tübdu şey'en ev tuhfuhü feinnAllahe kâne Bi külli şey'in Aliyma;
Bir şeyi açığa vurur yahut onu gizlerseniz, muhakkak ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.
لَّا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فِي آبَائِهِنَّ وَلَا أَبْنَائِهِنَّ وَلَا إِخْوَانِهِنَّ وَلَا أَبْنَاء إِخْوَانِهِنَّ وَلَا أَبْنَاء أَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ وَاتَّقِينَ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيداً
55-) La cünaha aleyhinne fiy abaihinne ve la ebnaihinne ve la ıhvanihinne ve la ebnai ıhvanihinne ve la ebnai ehavatihinne ve la nisaihinne ve la ma meleket eymanühünn* vettekıynAllah* innAllahe kâne alâ külli şey'in Şehiyda;
Onlar (Nebî’nin eşleri) üzerine, babaları, oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (imandaş hemcinsleri) ve sağ ellerinin malik oldukları (köleleri) hakkında (onlara hicabsız görünme hususunda) bir cünah (günah, zorluk) yoktur... Allah’dan ittika edin (Ey O Nebî’nin kadınları!)... Muhakkak ki Allah herşey üzerine Şehiyd (şahid) dir.
إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيماً
56-) İnnAllahe ve MelaiketeHU yusallune alen Nebîyy* ya eyyühelleziyne amenu sallu aleyhi ve sellimu tesliyma;
Muhakkak ki Allah ve O’nun melekleri, O Nebî’ye salat eder... Ey iman edenler, siz de O’na salat edin ve teslimiyet ile selam verin (namazınız salevattır?).
إِنَّ الَّذِينَ يُؤْذُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً مُّهِيناً
57-) İnnelleziyne yü'zunAllahe ve RasûleHU leanehümullahu fiyd dünya vel ahireti ve eadde lehüm azâben mühiyna;
Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne eziyet edenlere (arınıp tanımayanlara, uzak kalanlara) gelince, Allah onlara dünyada ve ahirette la’net etmiş ve onlar için hor-hakir edici bir azab hazırlamıştır.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal