Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



  33.AHZÂB SÛRESİ    الاحزا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَاناً وَإِثْماً مُّبِيناً
58-) Velleziyne yü'zunel mu’miniyne vel mu'minati Bi ğayri mektesebu fekadıhtemelu bühtanen ve ismen mübiyna;
Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara (Bi-) yapmadıkları şeyler ile eziyet edenlere gelince, onlar gereçekten bir bühtan (iftira) ve (içlerinde gizleseler de) apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
59-) Ya eyyühen Nebîyyü kul liezvacike ve benatike ve nisail mu’miniyne yüdniyne aleyhinne min celabiybihinn* zâlike edna en yu'refne fela yü'zeyn* ve kânAllahu Ğafuran Rahıyma;
Ey O Nebî!... Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına de ki: Cilbab (üstlük, dış elbise, ferace) larını üzerlerine alsınlar/salsınlar... Bu, onların tanınmalarına, bu yüzden eziyet görmemelerine en uygundur... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
لَئِن لَّمْ يَنتَهِ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِي الْمَدِينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ فِيهَا إِلَّا قَلِيلا
60-) Lein lem yentehil münafikune velleziyne fiy kulubihim meradun vel murcifune fiyl Mediyneti lenuğriyenneke Bihim sümme la yücaviruneke fiyha illâ kaliyla;
Andolsun ki münafıklar, kalblerinde hastalık olanlar ve Medine (i Münevvere) deki murcifun (kara haberciler; kötü-yalan haberler yayanlar; fitne arayanlar; dedikodu yayanlar) eğer vazgeçmezler ise, kesinlikle seni (B sırrınca) onlara (üzerlerine) salarız... Sonra orada sana az (bir süre) komşu kalırlar.
مَلْعُونِينَ أَيْنَمَا ثُقِفُوا أُخِذُوا وَقُتِّلُوا تَقْتِيلا
61-) Mel'uniyne, eyne ma sükıfu ühızu ve kuttilu taktiyla;
La’nete uğramışlar olarak... Nerede bulunup ele geçirilirlerse, tutulurlar ve öldürülür de öldürülürler.
سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلا
62-) SünnetAllahi filleziyne halev min kabl* ve len tecide lisünnetillahi tebdiyla;
Bu, önceden geçmişler içinde de Sünnetullah’dır... Sünnetullah için tebdil (bedel) asla bulamazsın (alternatifi, gayrı olmaktan münezzehtir).
يَسْأَلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ اللَّهِ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَرِيباً
63-) Yes'elüken nasü anis saati, kul innema ılmuha indAllah* ve ma yüdriyke lealles saate tekûnü kariyba;
İnsanlar sana O Saat’tan (kıyamet?) sorarlar... De ki: “Onun ilmi ancak Allah indindedir”... Sana (dirayeten) bildiren nedir, belki O Saat yakın (kariyb) olur.
إِنَّ اللَّهَ لَعَنَ الْكَافِرِينَ وَأَعَدَّ لَهُمْ سَعِيراً
64-) İnnAllahe leanel kafiriyne ve eadde lehüm seıyra;
Muhakkak ki Allah, kafirlere la’net (tard) etmiş ve onlara Saıyr (alevli ateş)’i hazırlamıştır.
خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً لَّا يَجِدُونَ وَلِيّاً وَلَا نَصِيراً
65-) Halidiyne fiyha ebeda* la yecidune Veliyyen ve la Nesıyra;
Orada ebediyyen kalıcılardır... (Orada) bir Veliy ve bir Nasıyr (yardımcı) da bulamazlar.
يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا أَطَعْنَا اللَّهَ وَأَطَعْنَا الرَّسُولَا
66-) Yevme tükallebu vucuhühüm fiyn nari yekulune ya leytena eta'nAllahe ve eta'ner Rasûla;
Vechlerinin o Nar’da kalbolunacağı (evirilip çevirileceği, değiştirileceği) o gün: “Vay bize!... Keşke Allah’a itaat etseydik, keşke erRasûl’e (O Rasûle, Rasûlullah’a) itaat etseydik” derler.
وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا
67-) Ve kalu Rabbena inna eta'na sadetena ve küberaena feedallunes sebiyla;
Ve dediler ki: “Rabbimiz!... Muhakkak ki biz sadatlarımıza (seyyidlerimize, efendilerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik de bizi (Hakk) yoldan saptırdılar”.
رَبَّنَا آتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْناً كَبِيراً
68-) Rabbena atihim dı'feyni minel azâbi vel'anhüm la'nen kebiyra;
 “Rabbimiz, onlara azab’tan iki kat ver ve onlara büyük bir la’netle la’net et”.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ آذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِندَ اللَّهِ وَجِيهاً
69-) Ya eyyühelleziyne amenu la tekûnu kelleziyne azev Musa feberraehullahu mimma kalu* ve kâne ındAllahi veciyha;
Ey İman edenler!... Musa’ya eziyet verenler (zahirle perdelenip vahdet’ten gafil olanlar) gibi olmayın... Allah, O’nu (onların) dediklerinden temize çıkardı... Ve (O,) Allah indinde veciyh (yüz sahibi; vechini teslim etmiş) idi.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً
70-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe ve kulu kavlen sediyda;
Ey iman edenler!... Allah’dan ittika edin ve sediyd (hakk, doğru, sağlam) söz söyleyin.
يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً
71-) Yuslıh leküm a'maleküm ve yağfir leküm zünubeküm* ve men yutııllahe ve RasûleHU fekad faze fevzen azıyma;
 (Ki Allah da) sizin için amellerinizi ıslah etsin (sizi arındırsın) ve günahlarınızı mağfiret kılsın (örtsün)... Kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat ederse, gerçekten Azıym bir fevz (büyük bir kurtuluş) ile fevz-u necat bulmuştur.
إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولا
72-) İnna aradnel emanete ales Semavati vel ‘Ardı vel cibali feebeyne en yahmilneha ve eşfakne minha ve hamelehel İnsan* innehu kâne zalumen cehula;
Muhakkak ki biz O Emanet’i (İlahi Hüviyet), Semavat’a, Arz’a ve dağlara arzettik de Onu yüklenmekten imtina ettiler (istidatları yetmedi) ve Ondan işfak ettiler (korktular, sakındılar)... Onu İnsan (?) yüklendi... Muhakkak ki O (İnsan) çok zalim ve çok cahildir.
لِيُعَذِّبَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ وَيَتُوبَ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
73-) Li yuazzibAllahul münafikıne vel münafikati vel müşrikiyne vel müşrikati ve yetubAllahu alel mu’miniyne vel mu'minat* ve kânAllahu Ğafuran Rahıyma;
Allah, münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azablandırsın; ve Allah, mü’min erkeklerle mü’min kadınların tevbelerini (rücu’larını) gerçekleştirsin diye (İnsan O Emaneti yüklendi)... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

 

  34. SEBE' SÛRESİ    سبأ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْآخِرَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
1-) ElHamdu Lillahilleziy lehu ma fiys Semavati ve ma fiyl Ardı ve lehül Hamdu fiyl ahireti, ve HUvel Hakiymül Habiyr;
Hamd, Semavat’ta ve Arz’da ne varsa (vücudları) kendisine ait olan Allah’a mahsustur... Ahiret’te de Hamd O’na aittir... O, Hakiym’dir, Habiyr’dir.
يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ الرَّحِيمُ الْغَفُورُ
2-) Ya'lemu ma yelicü fiyl Ardı ve ma yahrucü minha ve ma yenzilü mines Semai ve ma ya'rucü fiyha* ve HUver Rahıymul Ğafur;
Arz’a gireni ve ondan çıkanı, Sema’dan ineni ve onun (Sema’nın) içinde uruc edeni bilir... O, Rahıym’dir, Ğafur’dur.
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَأْتِينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَا أَصْغَرُ مِن ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
3-) Ve kalelleziyne keferu la te'tiynes saatü, kul bela ve Rabbiy lete'tiyenneküm Alimil ğayb* la ya'zübü anhü miskalü zerretin fiys Semavati ve la fiyl Ardı ve la asğaru min zâlike ve la ekberu illâ fiy Kitabin mübiyn;
Kafir olanlar (gerçeği reddedenler): “O Saat (kıyamet, ölüm) bize gelmeyecek” dedi... De ki: “Hayır, gaybı bilen Rabbime yemin ederim ki (O Saat) elbette size gelecektir... Semavat’ta ve Arz’da zerre ağırlığınca bir şey dahi O’ndan gizli kalmaz... (Hatta) ondan daha küçük ve daha büyük (ne varsa o da), illa Kitab-ı Mubiyn’dedir (apaçık kitab’dadır; insan’dadır; eşyanın vücudu...?)”.
لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُوْلَئِكَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
4-) Liyecziyelleziyne amenu ve amilussalihat* ülaike lehüm mağfiretün ve rizkun keriym;
İman edip salih amel işleyenleri cezalandırması (çalışmalarının karşılığının oluşması) içindir (bu)... İşte onlar için bir mağfiret (kötülüklerini, günahlarını, nefsani hallerini örtme) ve keriym bir rızık vardır.
وَالَّذِينَ سَعَوْا فِي آيَاتِنَا مُعَاجِزِينَ أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ
5-) Velleziyne seav fiy ayatiNA muaciziyne ülaike lehüm azâbü min riczin eliym;
Aciz-etkisiz bırakırcasına ayetlerimiz hakkında koşuşturanlara (Hak olan hakikatlerini ve Sistemi adeta batıl kılmaya/iptal etmeye-geçersiz saymaya çalışanlara) gelince, işte onlar için ricz (pislik, vehim)’den elem verici bir azab vardır.
وَيَرَى الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ الَّذِي أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ الْحَقَّ وَيَهْدِي إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
6-) Ve yeralleziyne utül ılmelleziy ünzile ileyke min Rabbike HUvel Hakka, ve yehdiy ila sıratıl Aziyzil Hamiyd;
Kendilerine ilim verilenler, senin Rabbinden sana inzal olunanın Hakk’ın ta kendisi olduğunu ve Aziyz, Hamiyd’in sıratına (Hakikatına erdirme yoluna) hidayet ettiğini görürler.
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلَى رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ إِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّكُمْ لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ
7-) Ve kalelleziyne keferu hel nedüllüküm alâ racülin yünebbiüküm iza müzzıktüm külle mümezzekın, inneküm lefiy halkın cediyd;
Kafirler (gerçeği reddeden perdeliler) dedi ki: “Dağılıp paramparça olduğunuz vakit, muhakkak ki siz halk-ı cediyd’de (yeni bir yaratılışta) olursunuz, diye size haber veren bir adamı size gösterelim mi?”.
أَفْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِباً أَم بِهِ جِنَّةٌ بَلِ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ فِي الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَعِيدِ
8-) Eftera alellahi keziben em Bihi cinnetün, belilleziyne la yu'minune Bil ahireti fiyl azâbi ved dalalil beıyd;
“(Acaba o adam) Allah üzerine bir yalan mı uydurdu yoksa onda (B sırrınca) bir cinnet mi söz konusu?”... Bilakis, Ahiret’e (B sırrıyla) iman etmeyenler azab ve uzak bir sapkınlık içindedirler.
أَفَلَمْ يَرَوْا إِلَى مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُم مِّنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِن نَّشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْأَرْضَ أَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفاً مِّنَ السَّمَاءِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِّكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
9-) Efelem yerav ila ma beyne eydiyhim ve ma halfehüm mines Semai vel Ard* in neşe' nahsif Bihimül Arda ev nüskıt aleyhim kisefen mines Sema'* inne fiy zâlike leayeten likülli abdin müniyb;
Önlerinde ve arkalarında, Sema’dan ve Arz’dan ne olduğunu görmediler mi?... Eğer dilesek (Bi-) onları Arz’a batırırız yahut üzerlerine Sema’dan parçalar düşürürüz... Muhakkak ki bunda (hakikatına) yönelen her kul için elbette bir ayet vardır.
وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ مِنَّا فَضْلاً يَا جِبَالُ أَوِّبِي مَعَهُ وَالطَّيْرَ وَأَلَنَّا لَهُ الْحَدِيدَ
10-) Ve lekad ateyna Davude minna fadla* ya cibalü evvibiy meahu vettayr* ve elenna lehül hadiyd;
Andolsun ki Davud’a bizden bir fazl (üstünlük) verdik... “Ey dağlar, Onunla beraber beni tesbih edin (Hz.Musa’ya ağaçtan kelam, Hz.Davud’a dağlardan tesbih) ve (ey) kuşlar (siz de)!”... O’nun için demir’i (elementleri?) yumuşattık.
أَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحاً إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
11-) Enı'mel sabiğatin ve kaddir fiysserdi va'melu saliha* inniy Bima ta'melune Basıyr;
 “Geniş (herşeyi örten, tam koruyan?) zırhlar yap... Dokumada takdir et (ölçülü, sağlam, mükemmel yap)... Ve salih amel işleyin... Doğrusu ben yaptıklarınızı (B sırrıyla?) Basıyr’im” (diye emrettik).
وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَأَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَن يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِإِذْنِ رَبِّهِ وَمَن يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ أَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعِيرِ
12-) Ve li Süleymaner riyha ğudüvvüha şehrun ve revahuha şehr* ve eselna lehu aynel kıtr* ve minel cinni men ya'melu beyne yedeyhi Bi izni Rabbih* ve men yeziğ minhüm an emriNA nüzîkhu min azâbis seıyr;
Süleyman’a da sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan o rüzgarı (verdik)... Ve Onun için kıtr (katran) gözesini (kaynağını sel gibi) akıttık... Rabbinin izniyle (Bi-izni Rabbihi) Cinn’den kimileri de Onun önünde çalışırdı... Onlardan kim emrimizden çıkarsa, ona Saiyr’in (alevli bir ateş) azabından tattırırız.
يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاءُ مِن مَّحَارِيبَ وَتَمَاثِيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَّاسِيَاتٍ اعْمَلُوا آلَ دَاوُودَ شُكْراً وَقَلِيلٌ مِّنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ
13-) Ya'melune lehu ma yeşau min mehariybe ve temasiyle ve cifanin kel cevabi ve kudurin rasiyat* ı'melu ale Davude şükra* ve kaliylun min ıbadİYeş şekûr;
Onun (Süleyman) için, mihrablardan (yüksekçe yerlerden), heykellerden, havuzlar gibi çanaklardan (idrak için mana kalıblarından) ve yerlerinde sabit kazanlardan (Süleyman) ne dilerse yaparlar (dı)... “(Ey) Al-i Davud!... Şükür için/olarak amel edin (ni’metleri yerli yerinde, gereği gibi kullanın)... Kullarımdan şükreden azdır”.
فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلَى مَوْتِهِ إِلَّا دَابَّةُ الْأَرْضِ تَأْكُلُ مِنسَأَتَهُ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ أَن لَّوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُهِينِ
14-) Felemma kadayna aleyhil mevte ma dellehüm alâ mevtihi illâ dabbetül’ Ardı te'külü minseeteh* felemma harre tebeyyenetil cinnü en lev kânu ya'lemunel ğaybe ma lebisû fiyl azâbil mühiyn;
Ona (Süleyman’a) ölümü hükmettiğimizde (fena), Onun ölümü üzerine, Onun minseeti’ni (üzerine yaslandığı sopasını) yiyen dabbet’ül arz (araza canlısı, ağaç kurdu’n) dan başkası onlara (cinnlere) delalet edip (gerçeği) göstermedi (çünkü başka türlü mümkünü yok)... Nihayet (Süleyman) yıkıldığında, cinn (in durumu) tebeyyün etti (ayan beyan oldu) ki eğer (cinn cinsi) gaybı bilenler olsaydılar, azab-ı muhiyn (alçaltıcı azab) içinde (gafil) kalmazlardı.
لَقَدْ كَانَ لِسَبَإٍ فِي مَسْكَنِهِمْ آيَةٌ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٍ وَشِمَالٍ كُلُوا مِن رِّزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ
15-) Lekad kâne liSebein fiy meskenihim ayetün, cennetani an yemiynin ve şimal* külu min rizkı Rabbiküm veşküru leHU, beldetün tayyibetün ve Rabbün Ğafur;
Andolsun ki Sebe’ (liler) için kendi meskenlerinde (bedenlerinde) bir ayet vardı (r)... Sağdan ve soldan iki cennet (iki bahçe ile çevrili?)... (Kendilerine): “Rabbinizin rızkından yeyin ve O’na şükredin!... Tayyib bir belde ve Ğafur bir Rab” (denildi).
فَأَعْرَضُوا فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُم بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَى أُكُلٍ خَمْطٍ وَأَثْلٍ وَشَيْءٍ مِّن سِدْرٍ قَلِيلٍ
16-) Fea'redu feerselna aleyhim seylel arimi ve beddelnahüm Bi cenneteyhim cenneteyni zevatey ükülin hamtın ve eslin ve şey’in min sidrin kaliyl;
Onlar (şükür’den, Hakkani yaşamdan) yüz çevirdiler (bedensel, nefsani yaşadılar)... Bu yüzden onlara Arım Seli’ni (büyük seli) irsal ettik ve (bu sel ile) onların iki cennetini, hamt (acı, buruk) yemişli, acı ılgınlı (meyvesi yenmeyen bir ağaç türü) ve sidr (meyvesi Nıbk olan sedir ağacı; Hz.Rasûlullah’ın mi’rac’ında bahsettiği ağaç) den az bir şey (?) bulunan iki cennete (B sırrınca) tebdil ettik.
ذَلِكَ جَزَيْنَاهُم بِمَا كَفَرُوا وَهَلْ نُجَازِي إِلَّا الْكَفُورَ
17-) Zâlike cezeynahüm Bima keferu* ve hel nücaziy illel kefur;
Küfr (nankörlük) etmeleri ile onları (B sırrınca) işte böyle cezalandırdık... Nankörlük edenlerden başkasını cezalandırır mıyız ki (demek ki Allah ni’metsiz insan yaratmamıştır... Kimi ni’meti değerlendirerek şükreder, kimi de zayi ederek nankörlük eder) ?.
وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا فِيهَا السَّيْرَ سِيرُوا فِيهَا لَيَالِيَ وَأَيَّاماً آمِنِينَ
18-) Ve cealna beynehüm ve beynel kurelletiy barekna fiyha kuren zahireten ve kadderna fiyhes seyr* siru fiyha leyaliye ve eyyamen aminiyn;
Onlar (Sebe’liler) ile, içlerinde bereketler halkettiğimiz karyeler (şehirler?) arasında zahir (görünen, müşahade mahalli) karyeler oluşturduk... Onların (o şehirlerin) içinde seyri takdir ettik (ölçüledik, düzenledik)... “Oralarda geceler (de) ve gündüzler (de) aminler olarak seyredin (seyr-i sülük edin)” (dedik).
فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ أَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا أَنفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِيثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
19-) Fekalu Rabbena baıd beyne esfarina ve zalemu enfüsehüm fecealnahüm ehadiyse ve mezzaknahüm külle mümezzek* inne fiy zâlike leâyâtin likülli sabbarin şekur;
 “Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzaklaştır” dediler ve nefslerine zulmettiler... Biz de onları ehadis (anlatılan ibretlik olaylar) kıldık ve onları darmadağan ettik... Muhakkak ki bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için elbette ayetler vardır.
وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقاً مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ
20-) Ve lekad saddeka aleyhim ibliysü zannehu fettebeuhü illâ feriykan minel mu’miniyn;
Andolsun ki İblis, onların hakkında zannını tasdik etti (doğru çıkardı) da mü’minlerden bir fırkadan başkası ona tabi oldular.
وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِم مِّن سُلْطَانٍ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يُؤْمِنُ بِالْآخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِي شَكٍّ وَرَبُّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ
21-) Ve ma kâne lehu aleyhim min sultanin illâ lina'leme men yu'minu Bil ahireti mimmen huve minha fiy şekk* ve Rabbüke alâ külli şey'in Hafiyz;
Oysaki onun onlar üzerine bir sultanı (sulta, hakimiyet) yoktu (r)... Ancak (B sırrıyla) Ahirete (kudret-bilinç boyutuna) iman edeni, ondan şekk içinde olan (beden-dünya ehli, perdeli) kimseden (farkını) bilelim diye (böyle yaptık; şeytanın bir kudreti sözkonusu değil?)... Senin Rabbin herşey üzerine Hafiyz (herşeyi ayakta tutan-muhafaza eden?)’dir.
قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ
22-) Kulid'ulleziyne zeamtüm min dunillah* la yemlikûne miskale zerretin fiys Semavati ve la fiyl Ardı ve ma lehüm fiyhima min şirkin ve ma lehu minhüm min zahiyr;
De ki: “Allah’dan başka (isimlendirerek var) zannettiklerinizi çağırın (hadi?) !... (O isimlendirdikleriniz) ne Semavat’ta ve ne de Arz’da zere ağırlığınca bir şeye malik değildirler (vücudları sözkonusu değil?)... Onların (o isimlendirdiklerinizin) bu ikisinde (Semavat ve Arz’da) bir şirki (ortaklığı) yoktur ve O’nun (Tek Vücud olan Allah’ın) bunlardan bir destekçisi/yardımcısı (ikiliyeni) de yoktur”.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal