Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



FÂTİHA SÛRESİ    الفاتحة


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
1-) “BismillahirRahmânirRahıym”;
İsmi Allah olanın Rahmâniyet (yokluktan vücuda getiren, izhar eden sıfatları) ve Rahimiyyeti (kemale erdiren, OKUmayı nasibederek birime hakikatini farkettiren rahmeti) ile (izhar olmakta; varlığım ve bilişim hakikatım-ismi Allah olan-dandır)... Veya “B” sırrı itibariyle: Esmâsıyla varlığımı yaratan ismi Allah olanın Rahmaniyeti ve Rahimiyyeti ile

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
2-) “ElHamdu Lillahi Rabbil’Alemiyn”;
Hamd (mutlak değerlendirme, kemâlâtlarını izhâr) Rabb’ül âlemiyn olan Allah’a mahsustur (bu nedenle her şey O’nu tesbih eder; zira herşey O’nun Esması’nın açığa çıkması içindir).

الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
3-) “er RahmânirRahıym”;
(Hamd kendisine mahsus/kendi hakkı olan Allah) Rahmân’dır, Rahıym’dir (Allah’ın rahm sıfatı dolayısıyla Hamd işlevi sözkonusudur; genel ve özel rahmeti ve ni’metleri vardır).

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ
4-) “Maliki YevmidDiyn”;
(Rabb’ül Alemiyn olan Allah) Diyn (ceza) Günü’nün (ÂN’ın) Mâlik’i (herşeyin sahibi olarak mülkünde tasarruf eden) / Melîk’idir (hükümranlık ve iktidar sahibi; dilediği gibi kurallandırıp, belli bir fıtrat ile yarattıklarını buna göre de değerlendirmekte).

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
5-) “İyyaKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn”;
Yalnız sana kulluk ederiz VE yalnız senden yardım dileriz... Yani: Ancak dilediğin (izhar ettiğin) kulluk halin olarak varız ve bunun devamı gene Sana, Senin Hamd işlevine bağlıdır; Müstean Baki Sensin!.

اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
6-) “İhdinasSıratal’müstekıym”;
Hidâyet et bizi o Sırat-ı Müstakım’e;

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ
عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ

7-) ”Sıratalleziyne en’amte aleyhim”;

O sırat ki İN’ÂM’da (ilâhi sıfatlarla tahakkuk) bulunduklarının (Nebîler’in, Sıddıklar’ın, Veliyler’in) yoludur (ilâhi özelliklerle yaşayan onların arasında bulundur)...

“Ğayril’mağdubi aleyhim”;
Gadap edilmişlerin (müşriklerin, yüzü-kalbi Allah’a dönük olmayanların; seyr-i sülüke girmeyenlerin; zahirle perdelenenlerin, yahudilerin) değil.

“Ve laddaaalliyn”;
Ve (Hâkikatlarından) sapanların (batın ile perdelenenlerin, nasaranın), değil.



BAKARA SÛRESİالبقرة


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الم
1-) Elif, Lâââm, Miiiym;
Eliyf, Lâm, Miym.

ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
2-) Zalikel Kitab’u lâ raybe fiyh, hüden lil müttekıyn;
işte O (yani, Hakkani Vücud) KİTAB (ı; OKUnması gereken), kendisinde şüphe-kuşku olmayan (Hakk olduğu şüphe götürmeyen) dır... HÜDA (hidayet kaynağı, gerçeği gösterici, rehber) dır O, muttakıyler (korunmak isteyenler, korunanlar) için.

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا
رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

3-) Elleziyne yu'minune Bil ğaybi ve yukıymunas salate ve mimma rezaknahüm yünfikun;
Ki onlar “B”il-Gayb’a (B sırrınca ğayblarına) iman edenler (arınanlar) ve salat’ı/namaz’ı ikame edenlerdir... Ve kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler (Allah yolunda, Allah adına sarfederler).

وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ
مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

4-) Velleziyne yu'minune Bi ma ünzile ileyKE ve ma ünzile min kabliK (E) * ve Bil ahıreti hüm yukınun;
Ve dahi onlar sana inzal olunana da senden önce inzal olunana da (B sırrıyla) iman edenlerdir... Ve onlar ahiret boyutuna da (B sırrınca) ikan halindedirler.

أُوْلَـئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ
الْمُفْلِحُونَ

5-) Ülaike alâ hüden min Rabbihim ve ülaike hümül muflihun;
İşte onlar rabblerinden olan bir HUDA (hidayet) üzerindedirler ve işte onlar muflihun’dur (hakiki kurtuluşa erenlerdir).

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ
لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

6-) İnnelleziyne keferu sevaün aleyhim eenzertehüm em lem tünzirhüm la yu'minun;
Kesinlikle o kafirleri (gerçeği reddeden kilitlenmişleri; küfrü-perdeliliği ortaya koyanları) inzar etmiş olsan da olmasan da onlara müsavidir; iman etmezler.


خَتَمَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى
أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

7-) HatemAllahu alâ kulubihim ve alâ sem'ihim ve alâ ebsarihim ğışaveh* ve lehüm azabün azîym;
Allah, kalblerini, kulaklarını/işitmelerini mühürlemiş ve gözlerinin üzerinde de bir perde vardır... Ve onların müstahakkı’dır azıym azab.

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ ءَامَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ
الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ

8-) Ve minenNasi men yekulü amenna Billahî ve Bil yevmil âhıri ve ma hum Bimu’miniyn;
İnsanlar’dan bir kısmı “(B sırrınca) Allah’a ve ahir gün’e (sonsuzluğa) iman ettik” derler, (Bi-) mü’min olmadıkları halde.

يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ
إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ


9-) Yuhadi’unAllahe velleziyne amenu ve ma yahdeune illâ enfüsehüm ve ma yeş'urun;

Allah’a ve iman etmiş olanlara hile yarışına kalkışırlar/ (kendi zanlarınca) aldatmağa çalışırlar... Halbuki (gerçekte) hileyi ancak kendilerine (nefslerine) yapıyorlar da bunun şuurunda değiller (farkında olamıyorlar).

فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ
عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

10-) Fiy kulubihim meradun fezadehümüllahü merada* ve lehüm azabün elimün Bima kanu yekzibun;
Onların (münafıkların) kalblerinde maraz (hastalık) vardır... Allah da onların hastalığını artırmıştır... Yalancılık etmeleri dolayısıyla (B sırrınca) onlar için eliym azab vardır.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا
نَحْنُ مُصْلِحُونَ

11-) Ve iza kıyle lehüm lâ tüfsidu fiyl Ardı, kalu innema nahnü muslihun;
Onlara “Yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkarmayın” denildiğinde, “biz ancak islahcılarız” dediler.

أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لَا يَشْعُرُونَ
12-) Elâ innehüm hümülmüfsidune ve lâkin lâ yeş'urun;
Bu böyle biline ki, gerçekte onlar fesadçı/bozguncuların ta kendileridir... Lakin bunun şuurunda/farkında değillerdir.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا كَمَا ءَامَنَ النَّاسُ قَالُوا
أَنُؤْمِنُ كَمَا ءَامَنَ السُّفَهَاءُ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ
السُّفَهَاءُ وَلَكِنْ لَا يَعْلَمُونَ

13-) Ve iza kıyle lehüm aminu kema amenenNasü, kalu enu'minu kema amenessüfehaü* elâ innehüm hümüssüfehaü ve lâkin lâ ya'lemun;
Onlara “insanların iman ettiği gibi iman edin”denildiğinde, “süfeha’nın (akılsız, beyinsiz, kafası çalışmayan zavallı, anlayışı kıt, gerçeği bilmeyen cahiller’in) iman ettiği gibi mi iman edelim, yani” derler... Haberiniz olsun ki asıl süfeha onların ta kendileridir; lakin bilmiyorlar.

وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ ءَامَنُوا قَالُوا ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا
إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ
مُسْتَهْزِئُونَ

14-) Ve iza lekulleziyne amenu kalu amenna* ve iza halev ilâ şeyatıynihim, kalu inna meaküm innema nahnü müstehziun;
İman edenlerle karşılaştıklarında “amenna = iman ettik” derler... Fakat (iman edenlerden ayrılıp) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında “muhakkak biz sizinle beraberiz, yalnızca biz (iman edenlerle) alay edicileriz” derler.

اللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ
يَعْمَهُونَ


15-) Allahu yestehziu Bihim ve yemüddühüm fiy tuğyanihim ya'mehun;
(Amellerinin cezası; intikam sistemi gereği) Allah onlarla (B sırrınca) alay ediyor da tuğyan (azgınlık) ları içinde basiretsizce kendilerini sürüklüyor.

أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى فَمَا
رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ

16-) Ülaikelleziyneşterevüd dalâlete Bilhüda* fema rabihat ticaretühüm ve ma kânu mühtediyn;
İşte bunlar HUDA’ya/hidayet’e mukabil dalaleti (B gerçeğince) satın almışlardır... Onların ticareti (bu alışverişleri) hiçbir kazanç sağlamadı ve doğru yolu, gerçeği de bulanlar olmadılar.

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ
مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي
ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ

17-) Meselühüm kemeselillezistevkade naren, felemma edaet ma havlehu zehebAllahu Binurihim ve terakehüm fiy zulümatin la yübsırun;
Onların meseli (ibretlik örneği) şu kimsenin durumu gibidir: bir ateş tutuşturmak istedi, ateş çevresindekileri aydınlattığında, Allah onların nurunu (B sırrınca) giderip, onları karanlıklak içine terketti; (artık) görmezler.

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
18-) Summün bükmün umyün fehüm la yerciun;
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; onlar artık rücu etmezler.

أَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ
وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي ءَاذَانِهِمْ مِنَ
الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللَّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ

19-) Ev kesayyibin minesSemai fiyhi zulümatun ve ra'dün ve berkun* yec'alune esabiahüm fiy âzânihim minessava’ıkı hazeral mevt* vAllahu muhıytun Bilkafiriyn;
Yahut (malum) sema’dan boşanan yağmur gibidir (onların meseli) ki onda karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek vardır... Yıldırımlardan, ölüm korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkarlar... Allah kafirleri (B-sırrınca; onların hakikatı olarak) Muhıyt’tir.

يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ
مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَاءَ
اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى
كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

20-) Yekâdül berku yahtafu ebsarehüm küllema edae lehüm meşev fiyhi ve izâ azleme aleyhim kamu* ve lev şaAllahu lezehebe bisem'ıhim ve ebsarihim innAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
O şimşek neredeyse basarlarını (gözlerini, idraklarını) kapıverecek... Onlara her aydınlık verdiğinde, ışığında yürürler... Üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar... Eğer Allah dileseydi (B gerçeğince) sem’lerini (işitme melekelerini), basarlarını (gözlerini, görmelerini, idraklarını) elbette alıp götürüverirdi... Muhakkak ki Allah herşey’e daima Kadiyr’dir.

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ
وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

21-) Ya eyyühenNasu'budu Rabbekümülleziy halekaküm velleziyne min kabliküm lealleküm tettekun;
Ya NAS (ey insanlar), siz ve sizden öncekileri halketmiş olan Rabbinize kulluk/ibadet edin (hayalinizde yarattığınıza değil) ki, belki takva sahibi olur, korunursunuz.

الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً
وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ
الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا
وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

22-) Elleziy ce’ale lekümül’Arda firaşen vesSemae binaen* ve enzele mines Semai maen feahrace Bihi minessemerati rızkan leküm* fela tec'alu Lillahi endaden ve entüm ta'lemun;
O ki (Rabbiniz), sizin için Arz’ı bir döşek, Sema’yı bina olarak oluşturdu ve sizin için Sema’dan bir su inzal etti de (B sırrınca) onunla türlü meyvelerden/mahsullerden size bir rızık çıkardı... Siz de artık bile bile Allah’a eşler oluşturmayın (enfüs ve afakınızda tüm algıladıklarınız, muhatab olduğunuz varlık ve kuvveler ismi Allah olan yegane var’a aittir; O’nun Esmasının zahir olmasıdır).

وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا
فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ
دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

23-) Ve in küntüm fiy raybin mimma nezzelna alâ abdina fe'tu Bisûretin min mislihi* ved'u şühedaeküm min dunillahi in küntüm sadikıyn;
Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphede iseniz, haydi onun mislinden bir (Bi-) sûre (meydana) getirin... Eğer sadıksanız Allah’dan ğayrı şahitlerinizi çağırın (da yapın, bakalım mümkün mü?).

فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي
وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ


24-) Fein lem tef'alu ve len tef'alu fettekunnaralletiy ve kudühenNasu velhıcareh* u’ıddet lil kafiriyn;
Eğer yapamazsanız- ki hiç bir zaman yapamayacaksınız- o halde ittika edin/korunun yakıtı NAS ve taşlar olan o malum NARdan; ki o, kafirler için hazırlanmıştır.

وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ
لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَ
رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَـذَا الَّذِي
رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاً وَلَهُمْ فِيهَا
أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ


25-) Ve beşşirilleziyne amenu ve amilussalihati enne lehüm cennatin terciy min tahtihel enhar* küllema ruziku minha min semeratin rızkan, kalu hazelleziy ruzıkna min kablu ve utu Bihi müteşabihen, ve lehüm fiyha ezvacün mutahheratun ve hüm fiyha halidun;
İman edip salih amel işleyenleri ise çokça müjdele, ki onlar için altlarından nehirler akan Cennetler vardır... Onlardaki herhangi bir semere’den bir rızk ile her rızıklandıkça onlar derler ki “işte bu daha önce de rızıklandırıldığımız şey-misali-idi”... Ve o (rızık) onlara/ya da onlar o rızka, (B sırrınca) müteşabih olarak sunulmuştur... Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedi kalıcılardır.

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مّ
بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَيَعْلَمُونَ
أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُواْ
فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَـذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِه
كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاّ
الْفَاسِقِينَ

26-) İnnAllahe la yestahyıy en yadrıbe meselen ma beudaten fema fevkaha, feemmelleziyne amenu feya'lemune ennehülHakku min Rabbihim, ve emmelleziyne keferu feyekulune maza eradAllahu Bihaza meselen, yudıllu Bihi kesiyran ve yehdiy Bihi kesiyra* ve ma yudıllu Bihi illel fasikıyn;
Muhakkak ki Allah bir sivrisineği ve (hatta) onun da fevkındeki bir şeyi misal vermekten haya etmez... Bilfiil iman edenler bunun Rabblerinden (kendi bünyelerinde müteşabihi olan) bir Hak/gerçek olduğunu bilirler... Kendi hakıkatlerini örtücü olanlara/kafirlere gelince, onlar da (temsil ve teşbih yollu anlatımda) derler ki <Allah (Bi-) bunu misal vermekle aceba ne murad etti?>... (İşte Allah) bu misal yollu anlatımla (B gerçeğince) bir çoklarını saptırır, bir çoğunu ise (B sırrınca) gerçeğe hidayet eder... (Allah) bu misal yollu anlatımla (B sırrınca) fasıklardan (bilinci gerçeği algılama yeteneği körelmişlerden) başkasını saptırmaz.

الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ
وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ
وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ


27-) Elleziyne yenkudune ahdAllahi min ba'di miysakıhi ve yaktaune ma emerAllahu Bihi en yusale ve yüfsidune fiyl’ Ardı, ülaike hümülhasirun;
O fasıklar ki Allah Ahdi’ni Miysak’ından sonra bozarlar, Allah’ın BİRleştirilmesini/vusulunu (B sırrınca) emrettiği şeyi keserler ve Arz’da ifsad/bozgunculuk ederler... İşte bunlardır husrana uğrayanların ta kendileri.

كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ
ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ



28-) Keyfe tekfurune Billahi ve küntüm emvaten feahyaküm, sümme yümiytüküm sümme yuhyiyküm sümme ileyhi türceun;
Nasıl da (B sırrınca) Allah’ı inkar ediyorsunuz?.. Halbu ki siz ölülerdiniz de O sizi diriltti... Sizi yine öldürecek ve sonra sizi diriltecek; nihayet Ona döndürüleceksiniz.

هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ
اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ
وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ


29-) HUvelleziy halaka leküm ma fiyl’Ardı cemiy’an sümmesteva ilesSemai fesevvahünne seb'a Semavatin, ve HUve Bikülli şey'in Aliym;

O (Allah) ki, Arz’da olanların tümünü sizin için halketti... Sonra o ma’lum/tek Sema’ya yöneldi/istiva etti de onları yedi semavat olarak tesviye etti... O (Allah) Bi-külli şey’in (herşey’in kendisinde olarak) Aliym’dir.

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي
الْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا
وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ
لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ


30-) Ve iz kale Rabbüke lilMelaiketi inniy ca’ılün fiyl’ Ardı halifeten, kalu etec'alü fiyha men yüfsidü fiyha ve yesfiküddima’e, ve nahnü nüsebbihu BihamdiKE ve nükaddisü leKE, kale inniy a'lemü ma la ta'lemun;

Hatırla ki Rabbin melaike’ye: “Muhakkak ki BEN Arz’da bir HALİYFE meydana getireceğim”, dediği vakit, onlar da “orada fesad eden ve kan döken kimseyi mi (halife) kılacaksın, BİZ (Bi-) hamdinle (B sırrıyla, senin Hamdin olarak) tesbih ve seni takdis edip dururken”, dediler... (Allah da buyurdu): “BEN sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim”.

وَعَلَّمَ ءَادَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى
الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنْبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاءِ إِنْ
كُنْتُمْ صَادِقِينَ

31-) Ve alleme AdemelEsmae külleha sümme aradahüm alelMelaiketi fekale enbiuniy BiEsmai haülai in küntüm sadikıyn;
Ve Adem’e bütün Esma’yı ta’lim etti... Sonra onları (o Esma’dan meydana gelen alemini) melaikeye arz edip “Hadi dediğinizde sadıksanız bana şunları (Bi-) isimleri ile haber verin”, buyurdu.

قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ
أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ


32-) Kalu sübhaneKE la ılme lena illâ ma ‘allemtena, inneKE ENTElAliymülHakiym;
(Melaike de): “Subhansın (ya Rab), bizim için senin bildirdiğinden başka ilim ne mümkün?; muhakkak ki sensin Aliym ve Hakiym” dediler.

قَالَ يَاآدَمُ أَنْبِئْهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ فَلَمَّا أَنْبَأَهُمْ
بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ
السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ
تَكْتُمُونَ


33-) Kale ya Ademü enbi'hüm BiEsmaihim, felemma enbeehüm BiEsmaihim, kale elem ekul leküm inniy a'lemu ğaybesSemavati vel’Ardı ve a'lemu ma tübdüne ve ma küntüm tektümun;
(Allah): “Ya Adem, onlara isimleri ile (B sırrınca, isimleri olarak) haber ver”, buyurdu... Vaktaki (Adem bu emr üzerine) onlara (Bi-) isimleri ile onları haber verince, (Allah) buyurdu ki: “Demedim mi size Ben!.. Muhakkak ki Ben bilirim Semavat ve Arz’ın gaybını, ve bilirim ne açığa çıkarıyorsanız ne gizliyor olmaktasınız”.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا
إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ


34-) Ve iz kulna lilMelaiketiscudu liAdeme fesecedu illâ iblis* eba vestekbera ve kane minelkafiriyn;
Hani (o vakit) Melaike’ye “secde edin Adem’e”, dedik... Behemehal secde ettiler... Ancak İblis dayattı, kibrine yediremedi (Hakkın ğayrına yerleşti); zaten gerçeği örten (kafir) lerdendi.

وَقُلْنَا يَاآدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا
مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ
الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ


35-) Ve kulna ya Ademüskün ente ve zevcükelcennete ve küla minha rağaden haysü şi'tüma, ve la takreba hazihişşecerate feteküna minezzalimiyn;

Ve dedik ki “Ya Adem, sen ve eş’in cenneti mesken edinin... İkinizde oradan, dilediğiniz kadar bol bol yiyin... Fakat şu şecere’ye yaklaşmayın, (yaklaşırsanız, o zaman) zalimlerden olursunuz”.

فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا
فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ
فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

36-) Feezellehümeşşeytanu anha feahracehüma mimma kâna fiyhi, ve kulnehbitu ba'duküm liba'din adüvvün, ve leküm fiyl’Ardı müstekarrun ve meta’un ila hıyn;
Bunun üzerine Şeytan onları (Adem ve Eşi’ni) oradan (cennet yaşantısından) kaydırdı da onları içinde bulunduklarından çıkardı... Biz de dedik ki: “Bazınız bazınızın düşmanı olarak inin; sizin için Arz’da müstakarr (istikrar bulma, durma yeri; karargah) ve belli bir zamana kadar faydalanma, nasip almak vardır”.

فَتَلَقَّى ءَادَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ
هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ


37-) Fetelakka Ademü min Rabbihı kelimatin fetabe aleyhi, inneHU HUvetTevvaburRahîym;
Derken Adem Rabbinden bir takım kelimeler telakkı etti de bunun üzerine O da tevbesini kabul etti... Gerçek ki O Tevvab, Rahıym’dir.

قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي
هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ
يَحْزَنُونَ


38-) Kulnehbitu minha cemi’an, feimma ye'tiyenneküm minniy hüden femen tebi’a hüdaye fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Dedik: “İnin oradan topluca/hepiniz”... Artık Ben’den size bir HUDA (hidayet edici, rehber; Kitab) gelir de kim HUDA’ma tabi olursa, onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.

وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ
النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ


39-) Velleziyne keferu ve kezzebu Biayatina, ülaike ashabünnari hüm fiyha halidun;
Onlar ki (HUDA’mı; KİTABI; SİSTEM’i; gerçeği) küfr (red) edip, (Bi-) ayetlerimizi (sıfatlarımızı) yalanladılar; işte onlar NAR ashabı’dır; onlar onun içinde ebedi kalıcılardır.

يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ
عَلَيْكُمْ وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ
فَارْهَبُونِ


40-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve evfu Biahdiy ufi Biahdiküm ve iyyaye ferhebun;
Ya Ben-i İsrail (İsrailoğulları)... Size in’amda bulunduğum nimetiMİ hatırlayın; (Bi-) ahdimi tam yerine getirin/vefa gösterin ki, ben de (size olan) ahdimi (B sırrınca) tam yerine getireyim... Ve yalnız Ben’den korkun.

وَءَامِنُوا بِمَا أَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا
تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا
قَلِيلًا وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ


41-) Ve aminu Bima enzeltü müsaddikan lima me’aküm ve la tekünu evvele kâfirin Bihi ve la teşteru Biayatiy semenen kaliylen, ve iyyaye fettekun;
Ve (Ya Ben-i İsrail, B sırrıyla) İman edin, beraberinizdekini (Tevrat’ı) tasdik edici olarak inzal ettiğimize (Kurân’a)... Ve (Bi-) O’nu (Kurân’ı, Hz.Muhammed’in açıkladığı realiteyi) ilk inkar eden/inkar edenlerin ilki siz olmayın... Benim ayetlerimi (B gerçeğince) az bir paha ile değişmeyin... Ve yalnız Ben’den ittika edin.

وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ
وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ


42-) Ve la telbisülHakka Bilbatıli ve tektümülHakka ve entüm ta'lemun;
Ve Hakkı batılla (Bil-batıl, batıl olarak) karıştırmayın; bilip dururken Hakkı gizliyorsunuz.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal