Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



BAKARA SÛRESİالبقرة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَءَاتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ
43-) Ve ekıymusSalate ve atuzZekate verke’u ma’arraki’ıyn;
Ve salat’ı İKAME edin, zekat’ı verin; rüku’ edenlerle beraber rüku’ edin.

تَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ أَنْفُسَكُمْ وَأَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
44-) Ete'murunen Nase Bilbirri ve tensevne enfüseküm ve entüm tetlunelkitabe, efela ta'kılun;
İnsanlara (Bi-) BİRR’i (hakiki iyiliği) emredip, kendi nefslerinizi unutuyormusunuz?.. Halbuki Kitab’ı tilavet ediyorsunuz (Sistem’i nasıl ihmal ediyorsunuz)!... Şimdi akletmiyormusunuz?.

وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ
45-) Veste’ıynu BisSabri vesSalati, ve inneha lekebiyratün illâ alelhaşi’ıyn;
(B sırrınca) Sabr ve Salat ile yardım isteyin; muhakkak ki bu huşu’ edenlerden başkasına büyük/ağır gelir.

الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
46-) Elleziyne yezunnune ennehüm mülaku Rabbihim ve ennehüm ileyhi raciun;
O huşu’ edenler, Rabblerine mulakı olacaklarını zannederler (içten gelen bir hissedişle muhakkak bilirler); ve (bilirler ki) kesinlikle onlar, O’na rücu edeceklerdir.

يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
47-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve enni faddaltüküm alel alemiyn;
Ya İsrailOğulları, size in’am’da bulunduğum nimetiMİ ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın (demek ki, geçmişte idi?).

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
48-) Vetteku yevmen la tecziy nefsün an nefsin şey'en ve la yukbelu minha şefaatün ve la yü'hazü minha adlün ve la hum yunsarun;
Ve ittika edin/sakının/korunun o GÜNden ki, hiç bir nefs başka bir nefs için bir şey ödemez/kimsenin kimseye faydası olmaz; ondan (herhangi bir kimseden) bir şefaat kabul edilmez; ondan adl (fidye) alınmaz ve onlara yardım da edilmez.

وَإِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفِي ذَلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ
49-) Ve iz necceynaküm min ali fir'avne yesumuneküm suel’azabi yüzebbihune ebnaeküm ve yestahyune nisaeküm, ve fiy zâliküm belaun min Rabbiküm azîym;
Ve hani (şunu da hatırlayın) sizi Al-u Fravun’dan kurtarmıştık... Hani onlar azabın en kötüsünü size (devamlı) tattırıyorlardı; erkek çocuklarınızı boğazlıyorlar, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı... İşte bunda (kurtulmanızda) sizin için, Rabbiniz tarafından aziym bir bela (büyük imtihan) vardı.

وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا ءَالَ فِرْعَوْنَ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
50-) Ve iz ferakna Bikümül bahre feenceynaküm ve ağrakna ale fir'avne ve entüm tenzurun;
Ve hani sizinle (B sırrı) denizi yarmıştık ta sizi kurtarmış, al-u fravun’u ise siz bakıp dururken boğmuştuk.

وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ
51-) Ve iz va’adna Musa erbe’ıyne leyleten sümmettehâztümül’ıcle min ba'dihi ve entüm zalimun;
Ve hani (bundan sonra) Musa’ya kırk gece va’detmiştik de ondan sonra siz, zalimler olarak, buzağıyı edinmiştiniz.

ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
52-) Sümme afevna anküm min ba'di zâlike le’alleküm teşkürun;
Sonra, bunun ardından (Musa’nın dönüşü ile) sizi affetmiştik, umulur ki şükredersiniz diye.

وَإِذْ ءَاتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

53-) Ve iz ateyna MuselKitabe velFurkane le’alleküm tehtedun;

Ve hani Musa’ya Kitab’ı ve Furkan’ı vermiştik, belki doğru yolu bulursunuz diye.

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا إِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

54-) Ve iz kale Musa likavmihî ya kavmi inneküm zalemtüm enfüseküm Bittihazikümül’ıcle fetubu ila Bariiküm faktulu enfüseküm, zâliküm hayrun leküm ınde Bariiküm, fetabe aleyküm* inneHU HUvetTevvaburRahîym;

Ve hani Musa kavmine demişti ki “Ey kavmim, muhakkak ki siz buzağıyı edinmenizle (B?) nefslerinize/kendinize zulmettiniz... Bu sebeple Bari’nize tevbe edin ve hemen nefslerinizi öldürün... Böyle yapmanız Bari’niz indinde sizin için daha hayırlıdır... (Eğer bunları yaparsanız, Bari’niz) tevbenizi kabul eder... Muhakkak ki O, evet O, Tevvab’dır, Rahiym’dir”.

وَإِذْ قُلْتُمْ يَامُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

55-) Ve iz kultüm ya Musa len nu'mine leke hatta nerAllahe cehreten feehazetkümüssa’ıkatü ve entüm tenzurun;

Ve hani “Ya Musa, biz Allah’ı cehreten görmedikçe sana asla iman etmeyeceğiz” demiştiniz de bu sebeple sizi yıldırım yakalamıştı, siz bakıp dururken.

ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ مِنْ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

56-) Sümme be’asnaküm min ba'di mevtiküm le’alleküm teşkürun;

Sonra, mevtinizin akabinden sizi ba’setmiştik, belki şükredersiniz diye.

وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَأَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
57-) Ve zallelna aleykümülğamame ve enzelna aleykümülmenne vesselva* külu min tayyibati ma rezaknaküm* ve ma zalemuna ve lâkin kanu enfüsehüm yazlimun;
Ve sizi bulutla gölgeledik/bulutu üstünüze gölge yaptık ve üzerinize Menn (kudret helvası) ve Selva (bıldırcın kuşu) inzal ettik... (Dedik) sizi rızıklandırdığımız tayyibattan yiyin... Onlar bize zulmetmediler, lakin nefslerine/kendilerine zulmetmekteydiler.

وَإِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هَذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ
58-) Ve iz kulnedhulu hazihilkaryete fekülu minha haysü şi'tüm rağaden vedhulülbabe sücceden ve kulu hıttatün nağfir leküm hatayaküm* ve senezidülmuhsiniyn;
Ve hani (şöyle) demiştik “Girin şu karye’ye/şehr’e; oradan dilediğiniz şekilde bol bol yiyin... (o şehrin) kapısından secde ederek girin ve <hıtta (mağfiret et bizi) > diyin ki sizin için hatalarınızı mağfiret edelim... Ve muhsinlere daha da artıracağız”.

فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنْزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
59-) Febeddelelleziyne zalemu kavlen ğayrelleziy kıyle lehüm feenzelna alelleziyne zalemu riczen minesSemai Bima kânu yefsukun;
Ne var ki bilfiil zulmedenler Kavl’i/söz’ü, kendilerine söylenenden başka (söz) ile değiştirdiler... Bunun üzerine bu zalimler üzerine yapmakta oldukları fasıklıkları ile (B gerçeğince) Sema’dan ricz (pislik, vehim, azap) inzal ettik.

وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

60-) Ve izisteska Musa likavmihî fekulnadrib Bi’asakelhacer* fenfecerat minhüsneta aşrete aynen, kad alime küllü ünasin meşrabehüm* külu veşrabu min rizkıllahi ve la ta'sev fiyl’ Ardı müfsidiyn;

Ve hani Musa kavmi için su istemişti de biz “(Bi-) asan ile taşa vur” demiştik... Bunun üzerine taştan hemen oniki ayn/pınar/göze fışkırmıştı... Her gurup insan kendi meşrebini (su’dan içecekleri yeri) hakıkaten bildi... “Allah rızkından yiyin, için; ifsad ediciler olarak Arz’da taşkınlık yapmayın” (dedik).

وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَن نَّصْبِرَ عَلَىَ طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنبِتُ الأَرْضُ مِن بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اهْبِطُواْ مِصْراً فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَآؤُوْاْ بِغَضَبٍ مِّنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذَلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ
61-) Ve iz kultüm ya Musa len nasbire alâ ta’amin vahıdin fed'u lena Rabbeke yuhric lena mimma tünbitül’Ardu min bakliha ve kıssâiha ve fumiha ve adesiha ve besaliha* kale etestebdilunelleziy huve edna Billeziy huve hayrün, ihbitu mısran feinne leküm ma seeltüm* ve duribet aleyhimüzzilletü velmeskenetü ve bau Biğadabin minAllah* zalike Biennehüm kanu yekfürune Biayatillahi ve yaktülunenNebîyyiyne BiğayrilHakkı, zalike Bima asav ve kanu ya'tedun;
Ve hani (Ey İsrailOğulları) demiştiniz ki “Ya Musa, (sırf Sema’dan inzal olunan) taam-ı vahid’e/bir tek cins yemeğe asla sabretmeyeceğiz; bizim için rabbine dua et te bize Arz’ın bitirdiklerinden, baklasından/sebzesinden, acurundan/kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın”... (Musa da) şöyle dedi: Siz daha hayırlı/daha üstün olanı (B gerçeğince) daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz?... İnin Mısr’a/kasaba’ya; (o zaman) istediğiniz muhakkak sizin olacaktır... Üzerlerine zillet ve meskenet vuruldu, Allah’dan (B gerçeğince) bir gadaba uğradılar... Böyle oldu, çünkü onlar Allah Âyetlerini (B sırrınca) inkar ediyorlardı ve Bi-ğayri Hakk nebîleri öldürüyorlardı... İsyan ettikleri için (B gerçeğince) böyle oldu... Ve sınır tanımıyorlardı/aşırı gidiyorlardı.

إِنَّ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
62-) İnnelleziyne amenu velleziyne Hadu venNesara vesSabiiyne men amene Billahi velyevmil’ahıri ve amile salihan felehüm ecruhüm ınde Rabbihim* ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Muhakkak ki (İslam’a takliden) iman edenler, Yahudiler, Nasara ve Sabiiler’den Allah’a ve ahir güne kim (B-sırrıyla) iman eder ve bunun gereği salih amel işlerse, onların ecirleri rableri indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا ءَاتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
63-) Ve iz ehazna miysakaküm ve refa'na fevkakümütture, huzü ma ateynaküm Bikuvvetin vezküru ma fiyhi le’alleküm tettekun;
Hani (ya İsrailOğulları) sizden Miysak almış ve Tur’u da fevkinize ref’etmiştik... Size verdiğimizi (B sırrınca) kuvvetle tutun ve onun içinde olanı zikredin/hatırlayın ki korunabilesiniz.

ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ
64-) Sümme tevelleytüm min ba'di zalike, felevla fadlullahi aleyküm ve rahmetuHU leküntüm minel hasiriyn;
Bunun ardından yüz çevirip döndünüz... Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı muhakkak hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ
65-) Ve lekad alimtümülleziyna'tedev minküm fiysSebti fekulna lehüm kûnu kıradeten hasiiyn;
Andolsun ki sizden Sebt’te (Cumartesi gününde) haddi aşanları siz bilirsiniz... Onlara şöyle dediydik: “Aşağılık maymunlar olun”.

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
66-) Fece’alnaha nekalen lima beyne yedeyha ve ma halfeha ve mev'ızaten lil müttekıyn;
Bunu (maymunlaşma olgusunu) olayı bilfiil görenlere ve sonradan onların halefi olarak gelenlere şayani ibret bir ceza, muttekiler için ise bir öğüt kıldık.

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ
67-) Ve iz kale musa likavmihi innAllahe ye'muruküm en tezbehu bekareten, kalu etettehızüna huzuva* kale e’uzü Billahi en eküne minelcahiliyn;
Ve hani Musa kavmine dedi ki: “Allah size bir bakara/sığır boğazlamanızı emrediyor”... Dediler ki: “sen, bizi alaya mı alıyorsun?”... (Musa) dedi: “Cahillerden olmaktan (B sırrıyla) Allah’a sığınırım”.

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ
68-) Kalüd'u lena Rabbeke yübeyyin lena ma hiye, kale inneHU yekulü inneha bekaretün la faridun ve la bikrün, avanün beyne zalike, fef'alu ma tü'merun;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et/çağır, açıklasın bize nedir o”... (Musa cevaben dedi ki:) “(Allah) diyor ki, o ne yaşlı/kocamış ne de körpe, ikisi arası bir bakara’dır”... Hadi size emredileni hemen yapın.

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ
69-) Kalüd’u lena Rabbeke yübeyyin lena ma levnüha* kale inneHU yekulü inneha bekaretün safrau, fakı’un levnüha tesürrünnazıriyn;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et, açıklasın bize nedir onun rengi?”... (Musa cevap verdi:) “(Allah) diyor ki, o sapsarı, parlak renkli bir bakara’dır; bakanlara sürur verir”.

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ إِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ لَمُهْتَدُونَ
70-) Kalüd'u lena Rabbeke yübeyyin lena ma hiye, innelbekara teşabehe aleyna ve inna inşaAllahu lemühtedun;
Dediler ki: “Bizim için rabbine dua et/çağır, açıklasın bize nedir o”... Muhakkak ki bu bakara bize müteşabih geldi... Ve biz inşAllah/Allah dilerse elbette doğruya/bunun gerçeğine hidayet ediliriz.

قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُثِيرُ الْأَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا الْآنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ
71-) Kale inneHU yekulü inneha bekaretün la zelulün tüsiyrul’Arda ve la teskıylharse, müsellemetün laşiyete fiyha* kalül’ ANe ci'te BilHakkı, fezebehuha ve ma kâdu yef'alun;
(Musa cevaben dedi ki:) “(Allah) diyor ki, muhakkak ki o bakara zelül değil/boyunduruk altına girmemiş/amel ile boyun eğdirilmemiştir; Arz’ı/araziyi sürmemiş, ekini sulamamış; müselleme/serbest dolaşan/hiç çalıştırılmamış/salim’dir, alaca (ikinci bir renk) yoktur onda (sırf sarı)”... Dediler ki: “İşte şimdi (B sırrınca) Hakkı getirdin/tam anlattın”... Ve akabinden o (bakara’yı) boğazladılar; nerdeyse/az kalsın yapmayacaklardı.

وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادَّارَأْتُمْ فِيهَا وَاللَّهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
72-) Ve iz kateltüm nefsen feddare'tüm fiyha* vAllahu muhricün ma küntüm tektümun;
Hani siz bir nefs/kişi öldürmüştünüz de, onun hakkında atışıp duruyordunuz... Oysa Allah sizin saklamakta olduğunuzu meydana çıkarıcıdır.

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ يُحْيِي اللَّهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ ءَايَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

73-) Fekulnadribuhü Biba'dıha* kezâlike yuhyillahulmevta ve yuriyküm ayatihi le’alleküm ta'kılun;

“Onun (boğazlanan bakara’nın) bir kısmı ile (B sırrınca) ona (öldürülen nefs’e) darbedin” dedik... İşte böyle diriltir Allah mevtaları... Ve size ayetlerini gösteriyor ki, belki akledersiniz.

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاء وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
74-) Sümme kaset kulubüküm min ba'di zâlike fehiye kelhıcareti ev eşeddü kasveten, ve inne minel hıcareti lema yetefecceru minhül’ enhar* ve inne minha lema yeşşakkaku feyahrucü minhülma'* ve inne minha lema yehbitu min haşyetillah* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Sonra, bunun ardından (bir müddet geçince) kalbleriniz yine katılaştı; taş gibidir o (kalbler), belki daha da katı... Muhakkak ki taşlardan bazıları var ki, ondan nehirler kaynar/fışkırır... Ve (o taşlardan) bazıları var ki, şakk diye yarılır da ondan su çıkar... Ve öylesi de vardır ki, haşyetullah dolayısıyla aşağılara düşer... Allah amellerinizden (Bi-) gafil değildir.


Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal