Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



BAKARA SÛRESİ  البقرة
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

أَفَتَطْمَعُونَ أَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
75-) Efetatme’une en yu'minu leküm ve kad kâne feriykun minhüm yesme’une kelamAllahi sümme yüharrifunehu min ba'di ma’ akaluhu ve hüm ya'lemun;
Şimdi (ey İslam’ın mü’minleri) siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz?... Halbuki onlardan bir fırka vardı ki, kelamullah’ı (Musa’yı) dinlerlerdi de, onu aklettikten sonra bile bile tahrif ederlerdi.

وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ ءَامَنُوا قَالُوا ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ قَالُوا أَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
76-) Ve iza lekulleziyne amenu kalu amenna* ve iza hâla ba'duhüm ila ba'din kalu etuhaddisünehüm Bima fetehAllahu aleyküm liyühaccuküm Bihi ‘ınde Rabbiküm* efela ta'kılun;
(İslam’a) İman edenlerle karşılaştıklarında “iman ettik” derler... Biribirleriyle karşılaştıklarında ise: “Allah’ın size (B sırrınca ve beş duyu verilerine göre) fethettiğini/açtığını, rabbinizin indinde (Bi-) onu sizinle tartışmada delil yapsınlar diye onlara mı söylüyorsunuz?... Akıl etmiyormusunuz?”, derler.

أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
77-) Evela ya'lemune ennAllahe ya'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun;
Bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir.

وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ إِلَّا أَمَانِيَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
78-) Ve minhüm ümmiyyune la ya'lemunelKitabe illâ emaniyye ve in hüm illâ yezunnun;
Onlardan (idrak-akıl gücü olmayan) ümmiy olanlar da vardır ki, kuruntu dışında Kitab’ı bilmezler (ancak kuruntu ve hayaldir bildikleri)... Ve onlar ancak zannediyorlar.

فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ
79-) Feveylün lilleziyne yektubunelKitabe Bieydiyhim sümme yekulune haza min ’ındillahi liyeşteru Bihi semenen kaliylen, feveylün lehüm mimma ketebet eydiyhim ve veylün lehüm mimma yeksibun;
Veyl olsun kendi elleriyle (B gerçeğince) Kitab’ı yazıp sonra (Bi-) onu az bir paha ile satabilmek için “Bu Allah indindendir”, diyenlere (külli manaları, cüzi manalar olarak tahrif edip satanlara)... Veyl olsun elleriyle yazdıklarından dolayı onlara... Veyl olsun kesbettikleri yüzünden onlara.

وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ عَهْدَهُ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
80-) Ve kalu len temessenennaru illâ eyyamen ma'dudeten, kul ettehaztüm ‘ındAllahi ahden felen yuhlifAllahu ahdeHU em tekulune alAllahi ma lâ ta'lemun;
Ve dahi onlar dediler ki: “sayılı günler haricinde asla bize o Nar dokunmayacaktır” (dünyadaki günah zamanı kadar)... De ki: “İndAllah’dan bir ahd mı edindiniz... Allah ahdine asla muhalefet etmez... Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”.

بَلَى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
81-) Bela men kesebe seyyieten ve ehatat Bihi hatıyetuhu feülaike ashabünnar* hüm fiyha halidun;
Hayır gerçek onların sandığı gibi değil; kim bir bir kötülük kesbeder ve o kasdi günahı (B gerçeğince) onu ihata ederse (o günahın sûreti kişiliğe dönüşürse), işte onlar Nar ashabıdır... Onlar orada ebedi kalıcılardır.

وَالَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
82-) Velleziyne amenu ve amilussalihati ülaike ashabülcenneti hüm fiyha halidun;
Hakikatlerine iman edip, bu iman bilinci ile salih amel işleyenler ise Cennet ashabıdırlar... Onlar da orada ebedi kalıcıdırlar.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ
83-) Ve iz ehazna miysaka beniy israiyle la ta'büdune illAllahe ve Bilvalideyni ıhsanen ve ziylkurba velyetama velmesakiyni ve kulu linnasi hüsnen ve ekıymusSalate ve atuzZekate, sümme tevelleytüm illâ kaliylen minküm ve entüm mu'ridun;
Hani İsrailOğullarından şöyle bir miysak almıştık: “Allah’dan ğayrına ibadet/kulluk etmeyin; (Bi-) ana-babanıza, yakınlara, yetimlere, miskinlere ihsanda bulunun; İnsanlara güzelini söyleyin; namazı ikame edin ve zekatı verin”... Bütün bunlardan sonra, sizden azınız müstesna yüz çevirdiniz; hala da yüz çevirmektesiniz.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ أَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
84-) Ve iz ehazna miysakaküm la tesfikune dimaeküm ve la tuhricune enfüseküm min diyariküm sümme akrartüm ve entüm teşhedun;
(Ya İsrailOğulları) hani sizden “(biribirinizin) kanınızı dökmeyin ve (biribirinizi) yurtlarınızdan çıkarmayın” diye miysak almıştık... Sonra siz (buna) şahitlik eder halde (bunu) ikrar/kabul ettiniz.

ثُمَّ أَنتُمْ هَـؤُلاء تَقْتُلُونَ أَنفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقاً مِّنكُم مِّن دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِم بِالإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَإِن يَأتُوكُمْ أُسَارَى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ إِخْرَاجُهُمْ أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
85-) Sümme entüm haülai taktülune enfüseküm ve tuhricune feriykan minküm min diyarihim* tezaherune aleyhim Bil’ismi vel ‘udvani, ve in ye'tuküm üsara tüfaduhüm ve huve muharremün aleyküm ıhracühüm* efetu'minune Biba’dılKitabi ve tekfurune Biba'din, fema cezaü men yef'alü zâlike minküm illâ hızyün fiylhayatiddünya* ve yevmelkıyameti yuraddune ila eşeddil’azab* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Sonra siz şunlarsınız ki: (biribirinizin) nefslerinizi öldürüyorsunuz ve içinizden bir fırkayı yurtlarından çıkarıyorsunuz... Onların aleyhlerine (Bi-) günah ve düşmanlıkda yardımlaşıyorsunuz... Eğer size esirler olarak gelirlerse, onları çıkarmanız size haram edildiği halde, onlar için fidyeleşirsiniz/fidyelerini verirsiniz... Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına (B sırrınca) iman edip bir kısmını (B gerçeğince) inkar mı ediyorsunuz (sistem bir bütündür)?... Sizden bunu yapanın cezası ancak dünya hayatında rezillik/rüsvaylıktır... Kıyamet gününde (fiziki ölümün akabinde) ise azabın en şiddetlisine redolunur... Allah amellerinizden (Bi-) ğafil değildir.

أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
86-) Ülaikelleziyneşteravül hayateddünya Bil’ahıreti, fela yuhaffefü anhümül’ azabü ve la hüm yünsarun;
İşte bunlar ki ahiret mukabilinde dünya hayatını (B gerçeğince) satın almışlardır... Onlardan azab hafifletilmez (dünya cehennemdir?)... Yardım da edilmez onlara.

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ
87-) Ve lekad ateyna MuselKitabe ve kaffeyna min ba'dihı BirRusuli ve ateyna Iysebne Meryemelbeyyinati ve eyyednahu Biruhılkudüs* efeküllema caeküm Rasûlün Bima la tehva enfüsükümüstekbertüm* feferıykan kezzebtüm ve ferıykan taktülun;
Andolsun ki Musa’ya Kitab’ı verdik... Ve ondan sonra da birbiri ardınca (Bi-) Rasûller gönderdik (takviye ettik)... MeryemOğlu İsa’ya da beyyineler (apaçık açık mucizeler) verdik... Onu (Bi-) Ruh-ül’Kudüs ile teyid ettik... Nefislerinizin hevasına uymayan (şey) ile (B sırrınca) size bir Rasûl geldiği her seferinde büyüklük taslamadınız mı?... Bir fırkasını yalanladınız, bir fırkasını da katlettiniz.

وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ لَعَنَهُمُ اللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلًا مَا يُؤْمِنُونَ
88-) Ve kalu kulubüna ğulf* bel le’anehümüllahu Biküfrihim fekalıylen ma yu'minun;
Ve dediler ki “kalblerimiz kılıflıdır”... Bilakis küfürleri yüzünden (B gerçeğince) Allah onları la’netlemiştir... Dolayısıyla çok az iman ederler.

وَلَمَّا جَاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جَاءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ فَلَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الْكَافِرِينَ
89-) Ve lemma caehüm Kitabün min ‘ındillahi musaddikun lima me’ahüm ve kânu min kablü yesteftihune alelleziyne keferu* felemma caehüm ma ‘arefu keferu Bihi, fela'netullahi alelkâfiriyn;
Daha önce (Hz.Rasûlullah’dan önce, böyle bir Zatın geleceğini bilerek) kafirlerin (dini reddeden müşriklerin) aleyhine fetih istiyor oldukları halde, onlara indAllah’dan beraberlerinde olanı tasdik edici bir Kitab gelince; (yani) o tanıdıkları (Hz.Muhammed s.a.v.) kendilerine geldiğinde, O’nu (B sırrınca) inkar ettiler... Artık Allah la’neti o kafirlerin üzerinedir (Hz.Muhammed’siz Allah’a yakınlık ne mümkün?).

بِئْسَمَا اشْتَرَوْا بِهِ أَنْفُسَهُمْ أَنْ يَكْفُرُوا بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ بَغْيًا أَنْ يُنَزِّلَ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ فَبَاءُوا بِغَضَبٍ عَلَى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُهِينٌ
90-) Bi'semeşterav Bihi enfüsehüm en yekfüru Bima enzelAllahu bağyen en yünezzilAllahu min fadlihi alâ men yeşaü min ıbadihi, febau Biğadabin alâ ğadab* ve lilkâfiriyne azabün muhiyn;
Allah’ın, kullarından dilediği kimseye fazlından indirmesini, kıskanarak Allah’ın (B sırrınca) inzal ettiğini küfr (örtme, red) etme mukabilinde (B gerçeğince) nefslerini satmaları/ya da satın almaları (yani değiştirmeleri; halifeliğe bedel perdeli-kayıtlı kişiliği tercih etmeleri?) ne kötüdür!... Bu yüzdendir ki (B gerçeğince) gadap üstüne gadaba uğradılar... Kafirler için küçültücü bir azab vardır.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا نُؤْمِنُ بِمَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَاءَهُ وَهُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنْبِيَاءَ اللَّهِ مِنْ قَبْلُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
91-) Ve iza kıyle lehüm aminu Bima enzelAllahu kalu nu'minu Bima ünzile aleyna ve yekfürune Bima veraehu ve huvelHakku musaddikan lima me’ahüm* kul felime taktülune enbiyaAllahi min kablü in küntüm mu’miniyn;
Onlara (yahudilere) “Allah’ın inzal ettiğine (B sırrıyla) iman edin” denildiğinde: ”Biz, bize inzal edilene (B sırrınca) iman ederiz” derler ve ondan gerisini (ilahi sıfat ve zat’ta fenayı, tam tevhid’i) de (B gerçeğince) inkar ederler... Oysa O beraberlerindekini tasdik edici bir hak/gerçektir... De ki: ”madem ki mü’minlerdiniz, öyleyse daha önce niçin Allah Nebîlerini katlediyordunuz?”.

وَلَقَدْ جَاءَكُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ
92-) Ve lekad caeküm Musa Bilbeyyinati sümmettehaztümül’ıcle min ba'dihı ve entüm zalimun;
Andolsun ki Musa size (B sırrınca) beyyineler (apaçık ayetler, mucizeler) ile gelmişti... Sonra siz, zalimler olarak, ondan sonra buzağı (yı ilah) edindiniz.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواْ قَالُواْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ
93-) Ve iz ehazna miysakaküm ve refa'na fevkakümütTur* huzû ma ateynaküm Bikuvvetin vesme’u* kalu semı'na ve asayna ve üşribu fiy kulubihimul’ıcle Biküfrihim* kul bi'se ma ye'muruküm Bihi iymanuküm in küntüm mu’miniyn;
Hani biz miysak almıştık sizden ve Tur’u da fevkınızde ref’etmiştik... “Size verdiğimizi (Bi-) kuvvetle tutun ve işitin-dinleyin” (demiştik)... Onlar ise: ”İşittik ve isyan ettik” dediler... (Bi-) küfürleri yüzünden kalblerine buzağı içirildi (onunla sarhoş oldular)... De ki: “eğer mü’minlerseniz, imanınızın (B sırrınca) size emrettiği şey ne kötüdür!”.

قُلْ إِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْآخِرَةُ عِنْدَ اللَّهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
94-) Kul in kânet lekümüddarul’ahıretü indAllahi halisaten min duninNasi fetemennevülmevte in küntüm sadikıyn;
De ki: ”İndAllah’da Ahiret yurdu (diğer) insanlara değil halis olarak sizin/size mahsus ise, eğer sözünüzde sadıksanız, o halde ölümü temenni etsenize!”.

وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
95-) Ve len yetemennevhu ebeden Bima kaddemet eydiyhim* vAllahu Aliymun Bizzalimiyn;
Ellerinin önceden takdim ettikleri sebebiyle (B sırrınca) onu (ölümü) asla temenni etmeyeceklerdir (negativ yük üretenler, o parazitli ortamlarını fıtri olarak hoşlanmazlar)... Allah, zalimleri (B sırrınca; onların vücudu ve hakikatı olarak) Alimdir.

وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيَاةٍ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ أَنْ يُعَمَّرَ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
96-) Ve letecidennehüm ahrasanNasi alâ hayatin, ve minelleziyne eşrekü yeveddü ehadühüm lev yu’ammeru elfe senetin, ve ma huve Bimuzahzihıhi minel’azabi en yu’ammer* vAllahu Basıyrun Bima ya'melun;
(Rasûlüm) Sen onları (yahudileri) elbette, hayat üzerine insanların en harisi bulursun... Bilfiil şirke batanlardan bile... Onlardan her biri bin yıl ömür sürmek ister... Halbuki onun uzun ömür sürmesi (B gerçeğince) kendisini azabtan uzaklaştıracak değildir (zira azab kendinden kaynaklanıyor)... Allah onların amellerini (B sırrınca) Basıyr’dir.

قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
97-) Kul men kâne adüvven liCibriyle feinnehu nezzelehu alâ kalbike Biiznillahi musaddikan lima beyne yedeyhi ve hüden ve büşra lilmu'miniyn;
De ki: Kim Cibriyl’e düşman oldu ise (bilsin ki) muhakkak ki O, Biiznillah senin kalbin üzere Onu (Kurân’ı), kendinden öncekini tasdik edici, mü’minlere rehber ve müjde olarak indirmiştir.

مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللَّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ
98-) Men kâne adüvven Lillahi ve Melaiketihi ve Rusulihi ve Cibriyle ve Miykâle feinnAllahe adüvvün lilkâfiriyn;
Kim Allah’a (vahdete, varlığındaki uluhiyyet hakikatına ve bu mekanizmaya), O’nun meleklerine (kuvvelerine), O’nun Rasûllerine, Cibriyl’e (sisteme dönük akla) ve Miykal’e (himmet, rızık işlevine) düşman olursa, muhakkak ki Allah kafirlerin (bu gerçeği reddedenlerin, bundan perdelilerin doğal olarak) düşmanıdır (artık ne yakiyn mümkündür ne de şah damarından yakiyn olanın seni bırakması?).

وَلَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ ءَايَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا إِلَّا الْفَاسِقُونَ
99-) Ve lekad enzelna ileyke ayatin beyyinatin, ve ma yekfuru Biha illelfasikun;
Andolsun ki biz sana apaçık ayetler inzal ettik... Onları (B gerçeğince) fasıklardan başkası inkar etmez.

أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
100-) Eveküllema ahedu ahden nebezehu feriykun minhüm* bel ekseruhüm la yu'minun;
Bir ahidle muahede ettikleri her seferinde, onlardan bir fırka onu bozup atmadı mı?... Hayır, onların ekseriyeti iman etmezler.

وَلَمَّا جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ كِتَابَ اللَّهِ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
101-) Ve lemma caehüm Rasûlün min ’ındillahi musaddikun lima meahüm nebeze feriykun minelleziyne utülKitab* KitabAllahi verae zuhurihim keennehüm la ya'lemun;
Onlara indAllah’dan beraberlerinde olanı tasdik edici bir Rasûl gelince, kendilerine Kitab verilenlerden bir fırka, sanki hiç bilmiyorlarmış gibi Kitabullahı arkalarına attılar (oysa ehl-i kitab demek, diynli demektir; nasıl Allah Sistemini ihmal ederler?).

وَاتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَـكِنَّ الشَّيْاطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ
102-) Vettebe’u ma tetluşşeyatıynu alâ mülki Süleymane, ve ma kefere Süleymanu ve lakinneşşeyatıyne keferu yü’allimunenNasessıhr* ve ma ünzile alel melekeyni Bibabile harute ve marut* ve ma yü’allimani min ehadin hatta yekula innema nahnü fitnetün fela tekfür* feyete’allemune minhüma ma yuferrikune Bihi beynelmer'i ve zevcihi, ve mahüm Bidarrıyne Bihi min ehadin illâ Biiznillah* ve yete’allemune ma yedurruhüm ve la yenfeuhüm* ve lekad alimu lemenişterahü ma lehu fiyl’ ahıreti min halak* ve le bi'se ma şerav Bihi enfüsehüm* lev kânu ya'lemun;
Süleyman’ın (Bismillah üzere zahir olan akıl)’ın mülkü (Rahmaniyetten kaynaklanan gücü; kuş dili’ni bilmesi, cinnler üzerinde tasarrufu, rüzgara hükmetmesi) hakkında onlar (yahudiler), o (ins ve cinn) Şeytanların okuduklarına (tılsımlara; evham, hayal ürünlerine) tabi oldular… (Halbuki) Süleyman küfretmemiş/kafir olmamıştır (mülküyle gafil değil; kudret ve kuvvetin, her türlü te’sir ve tasarrufun yalnız Allah’a ait olduğundan emin, mutmain)… Lakin o Şeytanlar kafir olmuşlardır; insanlara sihr’i (nesnelere güç isnad etmek) ve (Bi-) Babil’de Harut ve Marut adlı iki melek (meleke) üzerine inzal olunanı öğretiyorlardı… Oysa (o iki melek): Biz yalnızca bir fitneyiz/imtihan vesilesiyiz, sakın (sihir yaparak) küfretmeyin/kafir olmayın, demedikçe hiçbir kimseye öğretmezlerdi… (İnsanlar da) onlardan (Harut ve Marut’tan) (Bi-) kendisi ile erkek kişi ile eşinin arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı… Oysa onlar (sihir öğrenmiş kişiler) onunla Allah’ın izni (Bi-iznillah) olmadıkça hiçbir kimseye zarar veremezler… Onlar kendilerine zarar vereni ve fayda vermeyeni öğreniyorlardı… Andolsun ki onu (sihri) satın alanların Ahirette (kudret-bilinç boyutunda müsbet) hiçbir nasibi olmayacağını kati olarak bilmişlerdir… (Karşılığında B sırrınca) nefslerini/benliklerini sattıkları (özdeşleştikleri) şey ne kötüdür… Keşke bilselerdi.

وَلَوْ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ خَيْرٌ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
103-) Ve lev ennehüm amenu vettekav lemesübetün min ‘ındillahi hayrün, lev kânu ya'lemun;
Eğer onlar iman etmiş ve (şirkten) korunmuş olsalardı, indAllah’dan olan bir sevab elbette daha hayırlı olurdu... Keşke bilselerdi.

Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal