Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



BAKARA SÛRESİ البقرة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
104-) Ya eyyühelleziyne amenu la tekulu ra’ına ve kulunzurna vesme’u ve lilkâfiriyne azabün eliym;
Ya iman edenler, (Hz.Rasûlullah’a) “raina” (bizi gözet, bizi bekle, bizi dinle; biz de seni?) demeyin; “unzurna” (bize nazar et-bak) deyin ve dinleyin... Kafirler için elim azab vardır.

مَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلَا الْمُشْرِكِينَ أَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
105-) Ma yeveddülleziyne keferu min ehlilKitabi ve lelmüşrikiyne en yünezzele aleyküm min hayrin min Rabbiküm* vAllahu yahtassu BirahmetiHİ men yeşa'u, vAllahu zülfadlil azîym;
Ehl-i Kitab’tan kafir olanlar ile müşrikler, Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler... (Ancak) Allah rahmetini (B sırrınca) dilediğine has kılar (özel rahmeti vardır)... Allah, Zül’Fadlil’Azıym’dir.

مَا نَنْسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
106-) Ma nensah min ayetin ev nünsiha ne'ti Bi hayrin minha ev misliha* elem ta'lem ennAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
Biz bir ayeti nesh eder (hükmünü iptal eder) yahud unutturursak, ondan daha hayırlısını veya mislini (B sırrınca) getiririz (biz, ondan daha hayırlısını veya mislini getirmedikçe, bir ayeti nesh etmeyiz veya unutturmayız)... Bilmedin mi ki Allah her şeye kadirdir?.

أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
107-) Elem ta'lem ennAllahe leHU mülküsSemavati vel Ard* ve ma leküm min dunillahi min veliyyin ve la nasıyr;
Bilmedin mi ki Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ındır (tüm varlığınızda tasarruf eden Allah’dır; sizde ortağı yoktur; siz ölüsünüz)... Ve (ey mü’minler) sizin için Allah’dan ğayrı ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr vardır.

أَمْ تُرِيدُونَ أَنْ تَسْأَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
108-) Em türiydune en tes'elu Rasûleküm kema süile Musa min kablu, ve men yetebeddelil küfre Bil’ imani fekad dalle sevaessebiyl;
Yoksa siz de Rasûlünüz’den daha önce Musa’dan sual edildiği/istendiği (BAKARA: 55-61) gibi sual etmeyi mi diliyorsunuz?... Kim imanla küfrü (B gerçeğince) tebdil ederse yolun denge noktasını saptırmış olur.

وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُواْ وَاصْفَحُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
109-) Vedde kesiyrün min ehlil Kitabi lev yerudduneküm min ba'di imaniküm küffara* haseden min ındi enfüsihim min ba'di ma tebeyyene lehümülHakk* fa'fu vasfehu hatta ye'tiyAllahu BiemriHİ, innAllahe alâ külli şey'in kadiyr;
Ehl-i Kitab’tan bir çoğu, Hak kendilerine tebeyyün ettikten sonra, nefsleri indinden olan bir hased yüzünden, sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek ister... (Ey mü’minler) Allah, Emri’ni getirinceye değin/ya da (B sırrınca) Allah Emri (olarak) gelinceye kadar affedin ve musamaha gösterin... Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir.

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَءَاتُوا الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
110-) Ve ekıymus Salate ve atuzZekate, ve ma tukaddimu lienfüsiküm min hayrin teciduhu indallah* innAllahe Bi ma ta'melune Basıyr;
Ve namazı ikame edin, zekatı verin... Nefsleriniz/kendiniz için (önceden) hayırdan ne takdim ederseniz indAllah’da onu bulursunuz... Muhakkak ki Allah amellerinizi (B sırrınca) Basıyr’dir.

وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

111-) Ve kalu len yedhulel cennete illâ men kâne huden ev nesara* tilke emaniyyühüm* kul hatu bürhaneküm in küntüm sadikıyn;

Dediler ki: “Yahudi veya Nasara olandan başkası asla cennete giremeyecek”... Bu onların kuruntularıdır (zira hem onların adetleşmiş-örfi dinleri ile cennet’in bir bağlantısı yoktur; hem de Allah, onlara olan zuhuru ve onlara olan va’di ile kayıtlanamaz)... De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, hadi getirin burhanınızı (itiraz edilemez kanıtınızı)”.

بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

112-) Bela men esleme vechehu Lillahi ve huve muhsinun felehu ecruhu ‘ınde Rabbihi, ve la havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;

Hayır (iş onların sandığı gibi değil), Kim muhsin olarak (varlığının Hakka ait olduğu müşahadesiyle) vechini (aşikar olan varlığını) Allah’a teslim ederse (fena-i tam olursa; Zaten “vechin” O’nun Esmasının belli bir zuhurundan başka bir şey değildir), işte onun ecri Rabbi indindedir... Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارَى عَلَىَ شَيْءٍ وَقَالَتِ النَّصَارَى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلَى شَيْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَاللّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
113-) Ve kaletil yehudü leysetinnesara alâ şey’in, ve kaletinnesara leysetilyehudü alâ şey’in ve hüm yetlunel Kitab* kezâlike kalelleziyne la ya'lemune misle kavlihim* fAllahu yahkümü beynehüm yevmel kıyameti fiyma kânu fiyhi yahtelifun;
Yahudiler: “Nasara, (sayılacak) bir şey üzere değildir” dediler... Nasara da:”Yahudiler, (sayılacak) bir şey üzere değildir” dediler... Ve bunlar Kitabı da tilavet edip dururlar?... Bilmeyenler (ehl-i kitab olmayan müşrikler) de tıpkı onların dediği gibi söylediler... İhtilaf ettikleri hususta, Allah hükmeder aralarında, kiyamet günü.

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا أُولَئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَنْ يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
114-) Ve men azlemü mimmen menea mesacidAllahi en yüzkera fiyhesmuHU ve se’a fiy harabiha* ülaike ma kâne lehüm en yedhuluha illâ haifiyn* lehüm fiyddünya hızyün ve lehüm fiyl ahıreti azabün azîym;
Allah mescidlerinde, O’nun isminin (özel ismi ALLAH; ki, kalbler Allah zikri ile tatmin olur, RA’D: 28) zikredilmesine mani olandan ve onların harab olmasına çalışandan (nefsani yaşayandan) daha zalim kim olabilir?... Böyleleri oralara ancak (namaz-secde için) korka korka girebilmelidir... Onlar için dünyada rüsvaylık vardır... Ahiret’te ise aziym azab yine onlarındır.

وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
11 5-) Ve Lillahil meşriku vel mağribü feeynema tüvellu fesemme VECHULLAH * innAllahe Vasi’un ‘Aliym;
Maşrik (doğu, doğma yeri) de mağrib (batı, batma yeri) de Allah’ındır (O’nun Esması’nın açığa çıkışıdır, 2: 107)... O halde nereye dönerseniz Allah’ın vechi oradadır... Muhakkak ki Allah Vasi’dir, Aliym’dir.

وَقَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ
11 6-) Ve kalüttehazAllahu veleden sübhaneHU, bel leHU ma fiysSemavati vel Ard* küllün leHU kanitun;
Ve dediler ki: ”Allah çocuk edindi”... Subhan’dır O... Bilakis Semavat ve Arz’da ne varsa O’nundur... Hepsi O’na kanittir/boyun eğicilerdir.

بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
117-) Bedi’üs Semavati vel Ard* ve iza kada emran feinnema yekulü lehu kün feyekün;
Semavat ve Arz’ın Bedi’i’dir (örneksiz icad edenidir)... Bir işin olmasını hükmederse onun için yalnızca “ol” der; o da oluverir.

وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللَّهُ أَوْ تَأْتِينَا ءَايَةٌ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
118-) Ve kalelleziyne la ya'lemune lev la yükellimunAllahu ev te'tiyna ayetün, kezâlike kalelleziyne min kablihim misle kavlihim* teşabehet kulubühüm* kad beyyennel ‘Ayati likavmin yukınun;
Bilmeyenler: ”Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir ayet/mucize gelseydi ya!”, dediler... Onlardan öncekiler de tıpkı onlar gibi böyle demişlerdi... (Demek ki) kalbleri müteşabihleşmiş/birbirine benzemiş... Biz ayetleri, ikan sahibi olan kavme hakikaten beyan etmişizdir.

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَا تُسْأَلُ عَنْ أَصْحَابِ الْجَحِيمِ
119-) İnna erselnake BilHakkı beşiyran ve neziyran, ve la tüs'elü an ashabilcehıym;
Doğrusu biz seni beşiyr (müjdeci) ve neziyr (uyarıcı) olarak Bil-Hakk (Hakk ile) irsal ettik... Ashab-ı Cahıym’den sual edilmezsin (sorumlu tutulmazsın; demek ki salih amellerimiz, imanlı yaşantımız O’nu da ilgilendirir).

وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ الَّذِي جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
120-) Ve len terda ankelyehudü ve lennesara hatta tettebia milletehüm* kul inne hüdAllahi hüvel hüda* ve leinitteba'te ehvaehüm ba'delleziy caeke minel ılmi, ma leke minAllahi min veliyyin ve la nasıyr;
Onların milletine/dinlerine tabi olmadıkça ne yahudiler ne de nasara, senden asla razı olmazlar... De ki: ”Muhakkak ki Allah’ın hidayeti/rehberliği, hidayetin/rehberliğin ta kendisidir”... Andolsun ki (mutlak) ilimden sana gelenden sonra onların hevasına tabi olursan, Allah’dan sana ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr vardır/ ya da Allah’dan seni koruyacak hiçbir Veliy ve hiçbir Nasıyr yoktur.

الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهِ أُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُون
121-) Elleziyne ateynahümül Kitabe yetlunehu Hakka tilavetih* ülaike yu'minune Bihi, ve men yekfür Bihi feülaike hümül hasirun;
Kendilerine Kitab verdiklerimiz, onu hakkıyla tilavet ederler... İşte bunlar ona (B sırrıyla) iman ederler... Ve her kim onu (B sırrınca) inkar ederse (örterse), onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

يَابَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
122-) Ya beniy israilezküru nı'metiyelletiy en'amtü aleyküm ve enniy faddaltüküm alel alemiyn;
Ya İsrailOğulları, size in’am’da bulunduğum nimetiMİ ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
123-) Vetteku yevmen la tecziy nefsün an nefsin şey’en ve la yukbelu minha adlün ve la tenfe’uha şefaatün ve la hüm yünsarun;
Ve ittika edin/sakının/korunun o GÜNden ki, (o gün) hiç bir nefs başka bir nefs için bir şey ödemez/kimsenin kimseye faydası olmaz; ondan (herhangi bir kimseden) bir ADL (fidye) kabul edilmez; ona (bir kimseye) şefaat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez.

وَإِذِ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ
124-) Ve izibtela İbrahîyme Rabbühu Bikelimatin feetemmehünne* kale inniy caılüke linNasi imama* kale ve min zürriyyetiy* kale la yenalu ahdiyzzalimiyn;
(Rasûlüm) hani Rabbi İbrahim’i (Bi-) Kelimeler ile İBTİLA/imtihan etmiş; O da onları itmam etmişti (hakkıyla tamamlamıştı)... (Rabbi): “Ben, seni insanlara İMAM kılacağım” demişti... (İbrahim): “zürriyyetimden de”, demişti... (Rabbi de): “ahdim erişmez zalimlere” buyurdu.

وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَأَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
125-) Ve iz cealnel’ Beyte mesâbeten linNasi ve emna* vettehızu min makami İbrahîyme müsalla* ve ahidna ila İbrahîyme ve İsmaıyle en tahhira Beytiye litTaifiyne velAkifiyne verRükke’ıs Sücud;
Hani, Biz el-BEYTi (Beytullah’ı, Kalb’i), insanlar için MESABE (rücu’ yeri, sevap kazanma yeri, sığınak) ve emin (yer) kıldık... Makam-ı İbrahim’den (hüllet makamı; kendi hüviyetinde, kendi vasıfları ile, kendine ait manaları seyreden makamdan) bir musalla/namazgah edinin... İbrahim’e ve İsmail’e “Beytimi, tavaf edenler, i’tikaf ile ibadete kapananlar ve secde eden rüku’ edenler için tahir kılın/temizleyin” diye bilgilendirdik (emir verdik).

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا بَلَدًا ءَامِنًا وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُمْ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصِير

126-) Ve iz kale İbrahîymü Rabbic'al haza beleden aminen varzuk ehlehu mines semerati men amene minhüm Billahi vel yevmil ahır* kale ve men kefera feümetti’uhu kaliylen sümme adtarruhu ila azabinnar* ve bi'selmesıyr
;
Ve hani İbrahim şöyle demişti: ”Rabbim şunu emin bir belde kıl ve onun ehlinin, <B> sırrıyla Allah’a ve Ahir Gün’e iman edenlerini semarattan (meyvalardan, ma’rifetlerden) rızıklandır”... (Rabbi) buyurdu: “Kim kafir (gerçeği reddeden, nankör, kilitli) olursa, onu bile az bir şekilde rızıklandırır, sonra Nar’ın azabına muzdar ederim... Ne kötü bir dönüş/varış yeridir”.

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
127-) Ve iz yarfeu İbrahîymül kavaıde minel Beyti ve İsmaıyl* Rabbena tekabbel minna* inneKE ENTEsSemi’ul ‘Aliym;
Ve hani İbrahim, İsmail ile el-Beyt’ten (Beytullah’ın) kaidelerini (temellerini, ana duvarlarını) ref’ederek (onun için Hz.İbrahim 7.Sema’da arkasını Beyt-i Ma’mura dayamıştı?) (şöyle dua ettiler): “Rabbimiz, bizden kabul buyur; muhakkak ki sen Semi’ ve Aliym’sin”.

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
128-) Rabbena vec'alna müslimeyni leKE ve min zürriyyetina ümmeten müslimeten leKE, ve erina menasikena ve tüb aleyna* inneKE ENTEtTevvaburRahîym;
“Rabbimiz, bizi sana teslim olmuş iki müslim kıl; ve zürriyyetimizden de sana teslim olmuş müslim bir ümmet (oluştur)... Bize MENASİKİMİZİ (Hac-ibadet yerlerimizi ve yöntemini) göster ve tevbemizi kabul buyur... Kesinlikle sen, evet sensin Tewwab, Rahıym”.

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ ءَايَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
129-) Rabbena veb'as fiyhim Rasûlen minhüm yetlu aleyhim ayatike ve yüallimuhümül Kitabe velHikmete ve yüzekkiyhim* inneKE ENTEl Aziyz’ül Hakiym;
“Rabbimiz, onların içinde, senin ayetlerini onlara tilavet eden, onlara Kitab’ı ve Hikmet’i (doğru-sistemli-akıllı tefekkürü, din ilmini) öğreten, onları tezkiye eden, onlardan bir Rasûl ba’set... Muhakkak ki sen, evet sensin Aziyz, Hakiym”.

وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
130-) Ve men yarğabu an milleti İbrahîyme illâ men sefihe nefseh* ve lekadıstafeynahu fiyd dünya* ve innehu fiyl ahıreti le mines salihıyn;
İbrahim’in milletinden/tevhid dininden, kendini tahkir eden/kendini bilmez/ akılsızlardan başka kim yüz çevirir?... Andolsun ki biz Onu dünyada ıstıfa ettik/seçtik; ve o kesinlikle ahirette de salihlerdendir.

إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
131-) İz kale lehu Rabbuhu eslim, kale eslemtü liRabbil Alemiyn;
Hani Rabbi O’na (İbrahim’e): “eslim = teslim ol = müslim ol” demiş, O da: “Alemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.

وَوَصَّى بِهَا إِبْرَاهِيمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَابَنِيَّ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى لَكُمُ الدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
132-) Ve vassa Biha İbrahîymu benihi ve Ya'kub* ya beniyye innAllahestafa lekümüdDiyne fela temutünne illâ ve entüm müslimun;
İbrahim bununla oğullarına (B sırrınca) vasiyette bulundu, Ya’kub da (vasiyette bulundu): Oğullarım, Allah sizin için bu Diyn’i (Allah’a teslim olma sistemi’ni) seçti; o halde müslim olmadan ölmeyin/ancak müslimler olarak ölün, dedi.

أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِي قَالُوا نَعْبُدُ إِلَهَكَ وَإِلَهَ ءَابَائِكَ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ إِلَهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
133-) Em küntüm şühedae iz hadara Ya'kubel mevtü, iz kale libenihi ma ta'büdune min ba'diy* kalu na'büdü ilaheke ve ilahe abaike İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ilâhen vahıden* ve nahnü leHU müslimun;
(Ey İbrahim ve evladlarının yahudi ve nasara olduğunu ileri sürenler) yoksa siz “mevt”in Ya’kub’a gelmesine şahidlermiydiniz?... Hani o, oğullarına “Benden sonra neye ibadet/kulluk edeceksiniz?” demişti... Onlar da: “Senin ilahına (meydana getiricine) ve senin babaların İbrahim, İsmail ve İshak’ın, ilah’un vahid olan ilahına kulluk edeceğiz... Biz O’na müslimleriz”, dediler.

تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
134-) Tilke ümmetün kad halet* leha ma kesebet ve leküm ma kesebtüm* ve la tüs'elune amma kânu ya'melun;
İşte onlar bir ümmetti, (gelip) geçtiler... Onların kazandıkları kendilerinindir ve sizin kazandıklarınız da sizindir... Ve siz onların amellerinden sorulmayacaksınız.

وَقَالُوا كُونُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
135-) Ve kalu kunu huden ev nesara tehtedu* kul bel millete İbrahîyme Haniyfen, ve ma kâne minel müşrikiyn;
(Yahudi ve Nasara) dediler ki: “Yahudi olun veya Nasara olun ki doğru yolu bulasınız”... De ki: “Hayır, haniyf olarak İbrahim’in milletinden (dininden olalım); O, müşriklerden değildi”.

قُولُواْ آمَنَّا بِاللّهِ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنزِلَ إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالأسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَمَا أُوتِيَ النَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
136-) Kulu amenna Billahi ve ma ünzile ileyna ve ma ünzile ila İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube velEsbatı ve ma utiye Musa ve Iysa ve ma utiyen Nebîyyune min Rabbihim* la nüferriku beyne ehadin minhüm* ve nahnü leHU müslimun;
Deyin ki: “Biz, <B> sırryla Allah’a; bize inzal olunana; İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve esbat’a (torunlara) inzal olunana; Musa ve İsa’ya verilenlere; Rablerinden Nebîlere verilenlere iman ettik... Onlardan hiçbirini tefrik etmeyiz... Biz, O’na teslim olmuşlarız”.

فَإِنْ ءَامَنُوا بِمِثْلِ مَا ءَامَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَوْا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
137-) Fein amenu Bi misli ma amentüm BiHİ fekadihtedev* ve in tevellev feinnema hüm fiy şıkak* feseyekfiykehümüllahu ve HUves Semi’ul ‘Aliym;
(Ey mü’minler) eğer onlar (yahudi ve nasara; haniflik’ten bile mahrum olanlar) da sizin O’na (Allah’a, B sırrıyla) iman ettiğinizin (Bi-) misli iman ederlerse/sizin O’na (Allah’a, B sırrıyla) iman ettiğiniz gibi (B sırrıyla) iman ederlerse doğru yola hidayet bulurlar... Eğer yüz çevirirlerse (o takdirde) onlar yalnızca şıkak (ayrılık, muhalefet, parçalanmışlık, taassub) içindedirler... Onlara karşı Allah sana kafiydir... O’dur Semi’, Aliym.

صِبْغَةَ اللَّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ
138-) SıbğatAllah* ve men ahsenü minAllahi sıbğaten, ve nahnü leHU abidun;
(Şıkak-taassub ile boyananlar) Allah boyası (?)!... Boyaca Allah’dan daha güzel kim olabilir?.. Ve biz O’na abidleriz.

قُلْ أَتُحَاجُّونَنَا فِي اللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَ
139-) Kul etühaccunena fiyllahi ve HUve Rabbuna ve Rabbüküm* ve lena a’maluna ve leküm a'malüküm* ve nahnü leHU muhlisun;
De ki: “Allah hakkında bizimle tartışıyormusunuz?... O, bizim de Rabbimiz, sizin de rabbinizdir... Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir... Biz, O’na muhlisleriz”.

أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالأسْبَاطَ كَانُواْ هُودًا أَوْ نَصَارَى قُلْ أَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَادَةً عِندَهُ مِنَ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
140-) Em tekulune inne İbrahîyme ve İsmaıyle ve İshaka ve Ya'kube velEsbata kânu huden ev nesara* kul eentüm a'lemü emillahu, ve men azlemü mimmen keteme şehadeten ındehu minAllah* ve mAllahu Biğafilin amma ta'melun;
Yoksa siz: “Şüphesiz ki İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub ve Esbat (torunlar), Yahudi yahut Nasara idi” mi diyorsunuz?... De ki: “Siz mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı?”... İndinde, Allah’dan olan bir şahitliği saklayandan daha zalim kim olabilir?... Allah amellerinizden (Bi-) ğafil değildir.

تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
141-) Tilke ümmetün kad halet* leha ma kesebet ve leküm ma kesebtüm* ve la tüs'elune amma kânu ya'melun;
Onlar bir ümmetti, (gelip) geçtiler... Onların kazandıkları kendilerinindir ve sizin kazandıklarınız da sizindir... Ve siz onların amellerinden sorulmayacaksınız.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal